Bir Kafiri Tekfir Etmekten Kaçınmak - Nasır Ibn Hamad Al-fahd

Abdullah el Hanbeli

İyi Bilinen Üye
Üye
Şüphesiz ''Her kim kafiri tekfir etmezse kendisi kafir olur'' kaidesi meşhur ve bilinen bir kaidedir ve Şeyh Muhammed ibn Abdulvahhab (rh)'ın zikrettiği gibi bir kişinin İslam'ını yok eden üçüncü yok edicilerden biridir, şöyle dediği gibi: ''Üçüncüsü: Her kim müşrikleri tekfir etmez ya da onların küfürlerinden şüphe duyar ya da mezheplerini sahih görürse, o küfretmiştir.''

Ama bu zannedildiği gibi tamamen sınırsız bir kaide değildir. Bu konuda bir tafsilat vardır ve bu konuda dikkatsiz davrananlar bununla batıla düşmektedir ya müslümanları tekfir etmekle ya da asli kafirleri tekfir etmemekle. Bu konuda tafsilat şöyledir:

Bil ki; bu kaidenin aslı küfür amelleri veya küfür sözleri ile bağlantılı küfür çeşidinden değil, bilakis o Kuran ve Hadis'ten olan nassların manalarını reddetmeyi ya da tekzib etmeyi gerektiren küfür çeşididir. O yüzden her kim kafiri tekfir etmezse, bu onun, onu tekfir eden nassları reddetmesidir.

Buna dayanarak rivayet edilen nassın sahih olma zarureti vardır, üzerinde ittifak edilmesi ve onu tekfir etmeyi bırakanın nassı reddetmesi lazım. Mukaffirat (küfür amelleri ve sözleri) sadece bir tane ve ona düşmenin sadece bir çeşidi yoktur.

Bu konuyu açıklamak için, onlar arasında ayrım yapmak gerekiyor ve bu iki çeşide ayrılır:

İlk çeşidi: Asli kafirler

Yahudiler, Hristiyanlar, Mecusiler ve benzerleri gibi. O yüzden her kim bunları tekfir etmez, küfürlerinde şüphe eder veya mezheplerini sahih görürse, ulemanın icmasıyla kafir olur, birden çok alimin söz ettiği gibi. Şu sebeple ki, müslüman olmayanların akidelerin delalette ve islamda olmayanların küfürleri hakkında rivayet edilen nassları reddetmeyi gerektirdiği için.


İkinci çeşidi: İslam'dan mürted olanlar

Bunlar da ikiye ayrılır:

Birincisi: bir kişi ki, irtidadını ve İslam'dan başka bir dine değişmesini apaçık bir şekilde gösteren. Mesela Yahudiliğe, Hristiyanlığa, Ateizme ve benzerleri gibi. O zaman hükmü önce ifade ettiğimiz asli kafirin kategorisiyle aynısıdır.

İkincisi: her kim İslamı yok eden yok edicilere bulaşan ama hala kendisinin İslam üzere olduğunu ve kendisinin bu yok edici amellerden suçlu olmadığını iddia eden. Bu da yine iki çeşiddir:

İlk çeşit: O kişi ki, üzerinde icma bulunan apaçık bir küfür işlemiştir, mesela Allahu Teala'ya sövmek gibi ve sadece iki çeşit insan onu tekfir etmez:

Birincisi: O kişiler ki, Allah Teala'ya sövme amelinin küfür olduğunu kabul edip itikad eden. Ama muayyen şahıslara gelince hükmü onlara indirmekten, ilim eksikliği yüzünden ya da şüphesi nedeniyle kaçınıyorlar. Bu kişiler hata ediyorlar ve sözleri yanlıştır ama bunlar küfür işlememiştir çünkü ne bir nassı reddediyorlar ne de tahrif ediyorlar ve onlar Allah'a sövme konusunda gelen nassları kabul ediyorlar.

İkincisi: O kişiler ki, Allah'a sövme amelinin küfür olduğunu tartışma konusu yapıyorlar. Bunlar beyandan sonra kafir olurlar çünkü bunda nassın ve icmanın reddedilmesi vardır. Ve bu aynı kabirlere ibadet edip kendisini İslam'a nispet edenler gibidir. O yüzden her kim kabre ibadet etmenin küfür olduğunu kabul etmezse, o küfür işlemiştir çünkü bu nassı ve icmayı reddetme anlamına gelir. Ama her kim bunu küfür kabul eder ama bir şüpheden dolayı tekfir etmezse, önceden açıklandığı gibi, küfretmemiştir.

İkinci çeşit: Her kim üzerinde ihtilaf bulunan bir küfrü işlerse, mesela namazın terki gibi. Bu meselede tekfir etmek ihtilaflıdır, (tekfir etmeye) karşı çıkan, ne küfürle ne bidatle ne de fıskla itham edilir, hatta hata etse dahi.


Kardeşiniz

Nasir Ibn Hamad al-Fahd
10/5/1423
 

chveneburi

Yeni Üye
Üye
Şüphesiz ''Her kim kafiri tekfir etmezse kendisi kafir olur'' kaidesi meşhur ve bilinen bir kaidedir ve Şeyh Muhammed ibn Abdulvahhab (rh)'ın zikrettiği gibi bir kişinin İslam'ını yok eden üçüncü yok edicilerden biridir, şöyle dediği gibi: ''Üçüncüsü: Her kim müşrikleri tekfir etmez ya da onların küfürlerinden şüphe duyar ya da mezheplerini sahih görürse, o küfretmiştir.''


burda bahsi geçen kafiri tekfir etmeyen kafirdir sözünü açıklayan bir ayet yada hadis olsada manası bütün müslümalara hitap etse.
açıkcası ben felan şeyh bu fetvayı verdi sözünü %100 gönül rahatlığıyla kabul edemiyorum
osmanlı şeyhülislamları kardeş katlini desdekler fetva vermişler .fetvaysa oda fetva ama Kurana ne kadar uyuyor

Kuranda sünnette geçmeyen ve Allah Rasulunun övdüğü nesillerin söylemediği bilmediği dini bir konu benim dinimden değildir ben buna inanıyorum
Allah rızası için bişeyler öğrenmeye çalışıyoruz konu çok ciddi bir konu ama felanca şeyh demiş sözleri yerine kuranda ve sünnette böyle geçiyor
felanca alimde bu şekilde uzunca açıklıyor derseniz gönül rahatlığıyla okur ve kabul ederiz kendi adıma yazıyorum
 

Abdullah el Hanbeli

İyi Bilinen Üye
Üye
"Kim bir kafiri tekfir etmez ise, o da kafir olur" kaidesinin serhi

...

Müjdeleyiciler ve uyaricilar olarak Peygamberler gönderdik ki, Peygmberlerden sonra insanlarin Allah'a karsi bir bahaneleri olmasin. Allah, mutlak güc sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Nisa 165)

Bu husus, yani insanlarin kendisinden sorguya cekilecekleri hususlarin acik ve net olmasi gerektigi hususu; akide konusunda büyük bir kaide mesabesindedir.

Kafiri tekfir etmeyen kafir olur kaidesini inceledigimizde sifatinin bu derece acik ve net olarak beyan edilmedigi görülmektedir. Sahabe zamaninda baslarsak; o dönemde Müseyleme ve Esved el-Ansi gibileri Peygamberlik ilan etmistiler.

Onlarin yalanci davalarinda pesinden giden mürtedler oldu. Buna ragmen sahabe zamaninda bireylerin imanlarinin sihhati icin kimse cikip "bunlari tekfir etmeyen kafir olur" demedi. Sahabe zamaninda vuku bulan bir diger irtidad hadisesi, Allah Rasulünün (sas) de bizzat sahitlik ettigi Tevbe 65. ayetinin nuzülüne sebep olan istihza hadisesidir. Bu kimseler istihza etmekle kafir olmuslardi. Nitekim bunu, bizzat Kuran haber vermektedir.

Allahu Teala söyle der:
"Bosuna mazeret sunmayin. Siz imaninizdan sonra kafir oldunuz"

Buna ragmen ne O (sas), ne de ashabindan hic biri "kim bunlari tekfir etmezse kafir olur" demedi. Eger kafiri tekfir etmeyen kafir olur kaidesi dogrudan tagutu inkar ile baglantili bir konu veya kisinin hata etmesi ile en asgari bidatci olacagi bir konu olsaydi deginmemeleri mümkün müydü? Eger bu konu günümüzde anlasildigi sekilde olmus olsaydi; dini saklamadan acikca ilan ve teblig etmekle memur olan Peygamberimiz (sas) en azindan bir kere de olsa buna deginmez miydi? Eziyet veren bir tasi bile yoldan cekmeyi imanin cüzlerine dahil oldugunu söylerek acikca tasrih eden bir Peygamberin, günümüzde insanlarin ebedi mutlulugunun kendisine bagli oldugu zannedilen bir hususu acikca beyan etmemesi mümkün müdür?

...

Konumuzla ilgili bir diger husus sudur: Kafiri tekfirde hata etmeyi müstakil bir küfür görenlerin gözden kacirdiklari bir sey vardir. Söyle ki; bu kimselere göre istihza hadisesinde faillerin iki küfür islemis olmalari gerekir. Birincisi; istihza fiili iken, ikincisi ise; kendilerinin kafir olduklarina dair hükmü bilememe durumudur!

Nitekim istihza edenlerin özür beyan etmelerinden kendilerinin kafir olacaklarini bilmedikleri anlasiliyor. Allahu Teala onlardan söyle haber vermektedir:
"Biz sadece dalmis egleniyorduk" (Tevbe 65)

Kendilerinin kafir olacaklarini bilmemeleri, baska biri istihza ettiginde onlarin da kafir olacagini bilmeyeceklerini evleviyyetle gerektirir.

Ama ne var ki; buna ragmen Allahu Teala onlari sadece istihza ettikleri icin tekfir etmistir. Failleri üzerinde terettüp eden kafirlik hükmünü bilmemeleri konusunda ise birakin tekfir edilmelerini, kinanmalarinin gerektigine dair nasslarda aslen bir isaret bile yoktur. Zaten ne Nebi (sas), ne de Ashabindan hic kimse bunlara "siz istihza küfrünün yaninda ziyade olarak kafir olacaginizi bilmeme küfrünü islediniz" dememistir.

Aksi olsaydi eger, o kisiler özür beyan ettiklerinde, "özrünüz kabahatinizden büyük, kafir olacaginizi bilmemeniz ayri ziyade bir küfürdür" demeleri gerekirdi. Cünkü bir cok defa vurguladigimiz dinin asillari ve imanin vacibati olan konulara sarahaten deginilerek beyan edilmesi gerekir.

1400 yillik bir müktesabata ve tarihe sahip bir dinin muteber hic bir müfessiri veya fakihi ayet hakkinda bu konuya deginmemesi, günümüzde akidenin esasi gibi telakki edilen "Kafiri tekfir etmeyen kafir olacagi" konusunda bir seylerin yanlis gittiginin kaniti degil midir?
...
[Islam Itikad Esaslari Üzerine Mülahazalar s.649-651]
 

Abdullah el Hanbeli

İyi Bilinen Üye
Üye
Tevbe 65 ayet üzerinde iyice düşün akhi, oradaki münafık istihza edip özür beyan ediyor, özrü ise şu ''biz dalmış eğleniyorduk'', kafire kafir demeyen kafirdir kaidesine göre bu adam iki defa küfre girmiş demektir. Birincisi kendi hükmünü bilmemekle, ikincisi dinle alay etmekle. Buradan bile bu kaidenin yanlış kullanıldığını anlarsın inşaAllah.

Kaldı ki asli kafirler hakkında söylenen sözler bile mutlaktır, bir kişi başka dinde olanların kafir olduğunu bilmese, hüccet ikame etmeden tekfir edilmez, bu kişi dinin aslını (Tevhidi) gerçekleştirdiği sürece müslümandır.

İmam Ebu hanifenin talebesi olan imam muhammed bin hasan eş şeybani'ye(İmam ebu hanifenin 2 büyük talebesinden biridir) Allah kıyamet günü yahudi ve hristiyanlara azab edecektir denilip de kendisinin de Allah böyle bir şey yapmaz,onlar Allahın kullarıdır diyen bir kadın hakkında sorulunca şöyle cevap vermiştir:Küfre girmemiştir,çünkü o cahildir.Ona öğreninceye kadar bu anlatılır.(El hameviy ala'l eşheb 2-139 , el mevsuatul fıkhuyyetul kuveytiyye 16,206 arapça ifadeside var...)
 

chveneburi

Yeni Üye
Üye
Allah razı olsun sabrın için

bir konuda konuyu net şekilde açıklayan ayet ve hadis yoksa dilimize sahip olmalıyız en azından bunu net anladım
şunuda sormalıyız cehalet mazeretmidir kadın cahilliğinden ayeti inkar ediyor.
 

Abdullah el Hanbeli

İyi Bilinen Üye
Üye
Allah razı olsun sabrın için

kesin ayet ve hadis yoksa dilimize sahip olmalıyız en azından bunu net anladım
şunuda sormalıyız cehalet mazeretmidir kadın cahilliğinden ayeti inkar ediyor.
Akhi ben şu an ''İslam İtikad Esasları Üzerine Mülahazalar'' kitabını okuyorum, Mehmet abinin yazdığına göre dinin aslında cehalet mazeret değildir ama şunu da ekliyor günümüzde dinin aslı kavramı yanlış dolduruluyor. Dinin aslında mazeret gören ise bidat işlemiştir, örneğin kim Allahın dışında bir varlığın, Allahın dilemesinden bağımsız fayda ve zarar vereceğine inanırsa dinin aslını bozan bir şirk işlemiştir, bunu mazur gören tevhidin aslını yerine getirse de onu cehaletle mazur saymakla bidat işlemiştir. Ama o cahil kadın Yahudi ve Hristiyanları tekfir etmemekle dinin aslını bozmuş olmaz, bu ancak risaletle bilinecek şeylerdir.
 

chveneburi

Yeni Üye
Üye
burda bu konu anlatılmış konuşan hoca ne kadar mutedir bilmiyorum

------------

Bizde tanımıyoruz, Bir saatlik uzun video olduğu için zamanımız kısıtlı. Dinleyen bilen olursa bize bildirebilir. Bu sebeble video kaldırıldı.
Abdulmuizz Fida
 

chveneburi

Yeni Üye
Üye
benim verdiğim videodada ayet açıklamamış oda muhammed bin abdulvahab ve felanca kitabı diyerek açıklamış

akhi benim itiraz ettiğim tek konu bir konuyu açıklarken kuran ve sünnet işğında açılklayalım birinci kaynağımız onlar olsun du

yoksa size itiraz ediyor felan değilim

son sorduğunuz soruyu neden sordunuz anlamadım
 

Abdullah el Hanbeli

İyi Bilinen Üye
Üye
benim verdiğim videodada ayet açıklamamış oda muhammed bin abdulvahab ve felanca kitabı diyerek açıklamış

akhi benim itiraz ettiğim tek konu bir konuyu açıklarken kuran ve sünnet işğında açılklayalım birinci kaynağımız onlar olsun du

yoksa size itiraz ediyor felan değilim

son sorduğunuz soruyu neden sordunuz anlamadım
Tabii haklısın abi. Şundan dolayı, tekfiri dinin aslından görenler her oy kullananı, her Allahtan baskasına kurban keseni veya dua edeni tekfir ediyorlar ama bu konuda bazı alimler tafsilata gitmiştir.

Teysir’ul Aziz’il Hamid adlı eserde şöyle denmektedir: İmam Nevevi (rh.a) hadiste geçen “Allah’tan başkasına kurban kesen” ifadesi hakkında şunları söylüyor: “Bundan maksad hayvan keserken Allah’tan başkasının adını anan kimsedir. Puta, haça veya İsa ve Musa (aleyhimasselam) gibi rasullere veya Kabe vb bir şey için kesilen hayvanların hepsi haramdır. Bu hususta kesenin Müslüman, Yahudi veya hristiyan olması bu hükmü değiştirmez, bu tarz etlerin hiç biri helal olmaz. Bu husus İmam Şafii’den bu şekilde sabit olmuş ve de arkadaşlarımız (yani Şafii uleması) bu konuda ittifak etmişlerdir. Eğer kişi bununla adına hayvanı kestiği varlığı tazim edip ona ibadet etmeyi amaçlıyorsa bu küfür olur. Bu kişi daha önce müslümansa bu amelinden dolayı mürted olur.” Nevevi bunları Müslim şerhinde zikretmiş ve bu görüşleri Şafiilerin bir çoğundan ve diğer alimlerden nakletmiştir.

Şeyhulislam İbn Teymiyye:
''Bununla birlikte hiç kimsenin Meleklere dua etmesi, onlara istiğase yapması ve Allahu Teala'nın yapacaklarını haber verdiği şeyleri onlardan talep etmesi caiz değildir. Çünkü bu, Allahu Teala'yı bırakıp onlara ibadet etmeye ve onları Allah'a şirk koşmaya kapı aralar.'' (Bekri'ye Red/1-244)

Tekfiri dinin aslından görenler bu alimleri tekfir etmek zorundadırlar. Çünkü görüldüğü gibi, onların büyük şirk dedikleri şeye büyük şirk demiyorlar.
 

tevhide çağrı

Yeni Üye
Üye
(...)

Kaldı ki asli kafirler hakkında söylenen sözler bile mutlaktır, bir kişi başka dinde olanların kafir olduğunu bilmese, hüccet ikame etmeden tekfir edilmez, bu kişi dinin aslını (Tevhidi) gerçekleştirdiği sürece müslümandır.

İmam Ebu hanifenin talebesi olan imam muhammed bin hasan eş şeybani'ye(İmam ebu hanifenin 2 büyük talebesinden biridir) Allah kıyamet günü yahudi ve hristiyanlara azab edecektir denilip de kendisinin de Allah böyle bir şey yapmaz,onlar Allahın kullarıdır diyen bir kadın hakkında sorulunca şöyle cevap vermiştir:Küfre girmemiştir,çünkü o cahildir.Ona öğreninceye kadar bu anlatılır.(El hameviy ala'l eşheb 2-139 , el mevsuatul fıkhuyyetul kuveytiyye 16,206 arapça ifadeside var...)
Bismillahirrahmanirrahim. Yukardaki nakilleri paylaşan Abdullah el Hanbeli isimli kullanıcıya bazı sorularım olacak inşallah. Bu bahsettiğiniz nakilde zikri geçen kadın Yahudi ve Hristiyanların kafir olduğundan mı şüphe etmiş, yoksa azap göreceklerinden mi? Bu ikisi aynı şey mi? Eğer aynı şey değilse bunu-dinler arası diyalogçular veya her din mensubunu hak yolda gören İbn Arabi taifesi gibi- Yahudi ve Hristiyanların bizzat kafirliğinden şüphe eden, onları da din kardeşi veya müslüman gören kişilerin ancak hüccet ikamesinden sonra kafir olacaklarına delil getirmek ne kadar isabetli olur sizce? Bu konuda daha çok tafsilat var, keza yazdığınız diğer hususlarda da denecek çok şey var ama siz bu sorduklarıma cevap verin inşaallah ondan sonra diğer meselelere de gerekirse geçeriz. Bu tip nakilleri böyle alim cahil herkesin okuduğu bir platformda yayınlıyorsunuz ama bunu yaparken ilmi kaidelere ve de bir iddiaya delil ve şahit getirirken gözetilmesi gereken usullere riayet etmediyseniz bu çok büyük bir vebaldir ki bunu yapıp yapmadığınız bu sorulara vereceğiniz cevaplarla ortaya çıkacaktır Allahın izniyle, ben de o yüzden soruyorum ve cevabınızı da bekliyorum.
 

Abdullah el Hanbeli

İyi Bilinen Üye
Üye
Bismillahirrahmanirrahim. Yukardaki nakilleri paylaşan Abdullah el Hanbeli isimli kullanıcıya bazı sorularım olacak inşallah. Bu bahsettiğiniz nakilde zikri geçen kadın Yahudi ve Hristiyanların kafir olduğundan mı şüphe etmiş, yoksa azap göreceklerinden mi? Bu ikisi aynı şey mi? Eğer aynı şey değilse bunu-dinler arası diyalogçular veya her din mensubunu hak yolda gören İbn Arabi taifesi gibi- Yahudi ve Hristiyanların bizzat kafirliğinden şüphe eden, onları da din kardeşi veya müslüman gören kişilerin ancak hüccet ikamesinden sonra kafir olacaklarına delil getirmek ne kadar isabetli olur sizce? Bu konuda daha çok tafsilat var, keza yazdığınız diğer hususlarda da denecek çok şey var ama siz bu sorduklarıma cevap verin inşaallah ondan sonra diğer meselelere de gerekirse geçeriz. Bu tip nakilleri böyle alim cahil herkesin okuduğu bir platformda yayınlıyorsunuz ama bunu yaparken ilmi kaidelere ve de bir iddiaya delil ve şahit getirirken gözetilmesi gereken usullere riayet etmediyseniz bu çok büyük bir vebaldir ki bunu yapıp yapmadığınız bu sorulara vereceğiniz cevaplarla ortaya çıkacaktır Allahın izniyle, ben de o yüzden soruyorum ve cevabınızı da bekliyorum.
Haklısın kardeşim, kadın yahudi ve hristiyanların azab edilmeyeceklerini zannedip tekfir edilmemiş ama bu kadın bu kadar cahil ise, yahudi ve hristiyanların tekfir edilmesi gerektiğini bilmemesi de ihtimal dahilindedir.

Şüphesiz iman edenler; yahudilerden, hıristiyanlardan ve sâbiîlerden de Allah'a ve ahiret gününe inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur onlar üzüntü çekmeyeceklerdir. (Bakara 62)

Bu ayeti yanlış te'vil eden bir müslümanın tekfir edilmeden önce hüccet ikame edilmesi gerekir diye itikad ediyorum. Tabii küfür dinlerine rıza göstermemişse. Dinler arası diyalogcular zaten yahudi ve hristiyanların küfrüne razı oldukları için kafirler, dinin aslını bozmuşlar zaten (istisnalar olabilir).

Şeyh Muhammed bin Abduvvahhab’ın torunu Şeyh Süleyman “Evsaku Ural- İman” adlı eserinde şöyle der:
"Şayet bir kimse bir kafirin küfründe şüphe ederse ve onun kafir olduğunu bilmiyorsa bu kişiye Kur'an ve Sünnet'ten deliller ile o kimsenin kafir olduğu izah edilir. Hüküm beyan edildikten sonra
o kafirin küfrü hakkında şüpheye düşen ya da tereddüt eden kimse alimlerin icması ile kafir olur. Bunun sebebi kafirlerin tekfirinde duraksamasıdır."
 

tevhide çağrı

Yeni Üye
Üye
Bismillahirrahmanirrahim. Rabbim bizleri hakkıyla kardeş kılsın Abdullah, amin! "ihtimal dahilindedir." dediğine göre artık imam muhammed eş-şeybani'den naklettiğin bu kıssayı kafiri tekfir etmeyenlere hüccet ikamesi gerektiğine delil getirmen artık batıldır. Çünkü az bir şey usul okuduysan "ihtimal olan yerde istidlal batıl olur" kaidesini de bilmen gerekir. Yani ihtimalli bir şeyle delil getirilmez. O yüzden artık İmam Muhammed kıssası üzerinde konuşmanın bir anlamı yoktur. Bu kadın ehli kitabın azap göreceğinde şüphe ediyorsa tekfirinde de şüphe ediyor olabilir sözü ancak zanndan ibarettir. Ayeti kerimede de mealen buyrulduğu gibi "Zann ise hak namına hiç bir şey ifade etmez" Yine az bir şey olsun İslam akidesine dair hacimli eserleri okuyan birisi esma ve ahkamın her zaman birbirini gerektirmeyeceğini bilir. Yani bir kimse kafir olabilir, ancak kafirlerin taşıdığı bütün hükümleri -mesela azap görmek gibi- taşımayabilir. Bunun en basit misali fetret ehlidir. Kimlerin kafir kimlerin müslüman olduğu hususu iman vasıtasıyla çözülecek bir şeydir, kimin nasıl azap göreceği ise ancak haberle bilinebilir. Rasulullah (sav) ta ki nehyedilene kadar Ebu Talib'in veya Abdullah bin Selül'ün bağışlanacağını umdu diye bunların küfründen şüphe etmişti veya etmesi ihtimal dahilindedir denilebilir mi? Haşa! Kaldı ki kıssada bahsi geçen kadın kimdir, İslam'a yeni giren birisi midir ya da bu sözle kasdı nedir? Kasdı Ehli kitaba yapılacak azabı büsbütün inkar etmekse bu, İslam'da açık olarak bilinen, ilmi yaygın bir meseledir ve İslam diyarında yaşayan birisi bu hususta mazur olmaz. Yok azabı inkar etmiyor da tıpkı müşriklere istigfar dilemek yasaklanmadan önce Allahu teala'nın onlar hakkındaki azap tehdidinden rahmeti gereği vazgeçeceğini düşünen müslümanlar gibi düşünmüşse bu kimse hatalıdır ve ona bunun nehyedildiğini hatırlatmak gerekir. Allahu alem fetvada bu ikinci ihtimal daha ağır basmaktadır. Lakin dediğim gibi mevzu ne olursa olsun bu fetvada sizin söylediğiniz şeye delil olacak bir yön bulunmamaktadır ve böyle ihtimalli sözlerle Yahudi ve Hristiyanlara müslüman diyen herkes kafir değildir gibi ne selefte ne halefte bir kaynağı olmayan hatta muasırlar arasında bile doğru dürüst bir taraftarı olmayan bir iddiaya delil getirmek, bunu forumlarda avamın önüne atmak ne imanla ne de ilim adabıyla bağdaşmaz.

Ayrıca demişsin ki:

"Şüphesiz iman edenler; yahudilerden, hıristiyanlardan ve sâbiîlerden de Allah'a ve ahiret gününe inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur onlar üzüntü çekmeyeceklerdir. (Bakara 62)

Bu ayeti yanlış te'vil eden bir müslümanın tekfir edilmeden önce hüccet ikame edilmesi gerekir diye itikad ediyorum. Tabii küfür dinlerine rıza göstermemişse. Dinler arası diyalogcular zaten yahudi ve hristiyanların küfrüne razı oldukları için kafirler, dinin aslını bozmuşlar zaten (istisnalar olabilir)."

Öncelikle sana şunu soruyorum: Bu ayeti ve benzerlerini senden önce kim böyle açıkladı? Yahudi ve Hristiyanları müslüman din kardeşi gören birisi ancak hüccetten sonra tekfir edilir şeklinde seleften ve haleften hangi alim söyledi? Hatta alimleri geçtim muasırlardan böyle söyleyen kim var? Yukarda risalesini alıntıladığın Nasır bin Fehd dahi -başka konularda hataları olmasına rağmen, ilerde gerekirse onu da açarız- bu hususta tafsilata gitmemiş, sen hangi ilimle böyle açık bir konuda tafsilata gidiyorsun? Ayrıca Yahudi ve Hristiyanlar veyahut da başka herhangi bir küfür milleti hakkında kafir değildir, müslümandır demek onların küfrüne rıza göstermekten farklı bir şey mi? İslamla küfrü eşit tutmak, küfre İslam ismini vermek küfürden razı olmak değilse nedir? Böylece anlaşılıyor ki senin usulüne göre kafirlerle dostluğu savunan, onların da hak yolda olduğunu ifade eden dinler arası diyalogçular müslümandır hatta bu usule göre şeytana, firavuna, ebu cehile, ateistlere vesaireye müslüman diyen birisi bile hüccet ulaşmadıysa?! tekfir edilmemesi gerekir, çünkü tekfir dinin aslından değilse, hüccetle bilinen bir meseleyse artık bu kaide her yere tatbik edilir, ayrım yapmanın bir anlamı yoktur. Alimlerin bu konularda ne dediğine gelince onların sözleri açıktır ve açık kafirlerin tekfirinde şüphe eden herkesi -tevili ne olursa olsun- tekfir etmişlerdir.

Kadi İyaz eş-Şifa adlı eserinde her müçtehidin içtihadında isabetli sayıldığını iddia edenlerin görüşlerini tenkit ettikten sonra şöyle demektedir:

وَقَالَ نَحْوَ هَذَا الْقَوْلِ الْجَاحِظُ، وَثُمَامَةُ، فِي أَنَّ كَثِيرًا مِنَ الْعَامَّةِ، وَالنِّسَاءِ، وَالْبُلْهِ. وَمُقَلِّدَةِ النَّصَارَى وَالْيَهُودِ وَغَيْرِهِمْ لَا حُجَّةَ لِلَّهِ عَلَيْهِمْ. إِذْ لَمْ تَكُنْ لَهُمْ طِبَاعٌ يُمْكِنُ مَعَهَا الاستدلال وقد نحا الغزالي قريبا من هذا المنحى في كتاب التفرقة
وَقَائِلُ هَذَا كُلِّهِ كَافِرٌ بِالْإِجْمَاعِ عَلَى كُفْرِ مَنْ لَمْ يُكَفِّرْ أَحَدًا مِنَ النَّصَارَى وَالْيَهُودِ، وَكُلَّ مَنْ فَارَقَ دِينَ الْمُسْلِمِينَ، أَوْ وَقَفَ فِي تَكْفِيرِهِمْ، أَوْ شَكَّ
قَالَ الْقَاضِي أَبُو بكر. لأن التوقيف والإجماع اتفقا عَلَى كُفْرِهِمْ، فَمَنْ وَقَفَ فِي ذَلِكَ فَقَدْ كَذَّبَ النَّصَّ وَالتَّوْقِيفَ، أَوْ شَكَّ فِيهِ. وَالتَّكْذِيبُ أَوِ الشَّكُّ فِيهِ لَا يَقَعُ إِلَّا مِنْ كافر

“…Bunun benzeri bir görüşü de Cahız ve Sümame dile getirmiştir ki buna göre halkın pek çoğundan, kadınlardan, aklı kısa olanlardan Hristiyanlar ve Yahudileri taklit edenler üzerinde, Allah’u Teâlâ’nın bir hücceti yoktur. Zira onların istidlal edecek derecede tabiatları müsait değildir. Gazali de “et-Tefrika” adlı kitabında, bu görüşe yakın bir tarafa meyletmiştir.

Bunları söyleyenlerin hepsi icmâ ile kâfirdirler. Zira Hristiyan ve Yahudilerden bir kimseyi ve Müslümanların dininden ayrılan her bir kimseyi tekfir etmeyenin veya tekfir hususunda duraksayanın ya da tekfir hususunda şüphe edenin kâfir olduğunda icmâ vardır. Kadı Ebu Bekr der ki: Çünkü tevkif (nass ile belirlenmiş hüküm) ve icmâ, onların küfründe ittifak etmektedir. Her kim ki bu hususta duraksarsa, nassı ve tevkifi yalanlamış veya onlar hakkında şüphe etmiş olur ki, yalanlama ve şüphe de kâfirden başkasında vuku bulmaz.” (eş-Şifa, 2/281; Bkz. Kadı Iyaz, Şifa-ı Şerif Tercüme ve Şerhi, Rehber Yayınları, 591-597)

Görüldüğü gibi alimler kafirlerin küfründen de değil sadece azabından şüphe eden kimseleri kelamcılardan hatta alimlerden tevil ehli kimseler olmalarına rağmen tekfir etmektedirler. Günümüzdeki g,bi bizzat onların küfrünü iman olarak vasfeden kimselerin küfrü ise daha açıktır.

Süleyman bin Abdullah (rh.a)'dan naklettiğin söze gelince; bu söz neyden bahsetmektedir? Burada müşrikleri tekfir etmeyen kimsenin hüccetten önce tekfir edilmeyeceğine dair açık bir ifade var mı? Yoksa Kitap ve sünnetteki bütün delillerden sonra hala bunu kabul etmeyen kimse nassları yalanlayan bir kafirdir mi demek istiyor? Şeyh Süleyman böyle birisi hüccetten önce kafir olmaz demek istese bunu daha açık ifade edemez miydi? Usulde her sözün mefhumu yani o sözden dolaylı olarak anlaşılan mana alınabilir mi? Mesela "Her kim delili olmadığı halde Allahtan başka bir ilaha dua ederse..." (Müminun: 117) ayetinden delili olduğu halde şirk koşan birisinin kafir olmayacağı anlamı çıkar mı? Dolayısıyla Şeyh Süleyman'ın "
Hüküm beyan edildikten sonra o kafirin küfrü hakkında şüpheye düşen ya da tereddüt eden kimse alimlerin icması ile kafir olur." sözü mutlaka bundan önce böyle bir kimsenin müslüman olduğu anlamına gelir mi? Ayrıca Şeyh rh.a burada kimden bahsediyor?Açık kafirlerden, durumu kapalı olan topluluklardan mı? Keza mutlak tekfirden mi muayyen tekfirden mi? Yani birisi mutlak olarak, genel anlamda Yahudi ve Hristiyanların veya kabirlere tapanların küfründen şüphe ediyor o mudur konu, yoksa kişi bunların küfür olduğunu kabul ediyor sadece muayyen bir kişide bu küfrün tezahür edip etmediğinde mi şüphe ediyor o mu? Bütün bunların açıklamasını yapmadıkça bu da bizim konumuza delil teşkil etmez, tabi alimlerin sözlerini akide konusunda delil alacaksak! Yani bu da tıpkı İmam Muhammed'den getirdiğin söz gibi ihtimalli bir kavilden ibarettir. Vallahu a'lem.
 

Abdullah el Hanbeli

İyi Bilinen Üye
Üye
Bismillahirrahmanirrahim. Rabbim bizleri hakkıyla kardeş kılsın Abdullah, amin! "ihtimal dahilindedir." dediğine göre artık imam muhammed eş-şeybani'den naklettiğin bu kıssayı kafiri tekfir etmeyenlere hüccet ikamesi gerektiğine delil getirmen artık batıldır. Çünkü az bir şey usul okuduysan "ihtimal olan yerde istidlal batıl olur" kaidesini de bilmen gerekir. Yani ihtimalli bir şeyle delil getirilmez. O yüzden artık İmam Muhammed kıssası üzerinde konuşmanın bir anlamı yoktur. Bu kadın ehli kitabın azap göreceğinde şüphe ediyorsa tekfirinde de şüphe ediyor olabilir sözü ancak zanndan ibarettir. Ayeti kerimede de mealen buyrulduğu gibi "Zann ise hak namına hiç bir şey ifade etmez" Yine az bir şey olsun İslam akidesine dair hacimli eserleri okuyan birisi esma ve ahkamın her zaman birbirini gerektirmeyeceğini bilir. Yani bir kimse kafir olabilir, ancak kafirlerin taşıdığı bütün hükümleri -mesela azap görmek gibi- taşımayabilir. Bunun en basit misali fetret ehlidir. Kimlerin kafir kimlerin müslüman olduğu hususu iman vasıtasıyla çözülecek bir şeydir, kimin nasıl azap göreceği ise ancak haberle bilinebilir. Rasulullah (sav) ta ki nehyedilene kadar Ebu Talib'in veya Abdullah bin Selül'ün bağışlanacağını umdu diye bunların küfründen şüphe etmişti veya etmesi ihtimal dahilindedir denilebilir mi? Haşa! Kaldı ki kıssada bahsi geçen kadın kimdir, İslam'a yeni giren birisi midir ya da bu sözle kasdı nedir? Kasdı Ehli kitaba yapılacak azabı büsbütün inkar etmekse bu, İslam'da açık olarak bilinen, ilmi yaygın bir meseledir ve İslam diyarında yaşayan birisi bu hususta mazur olmaz. Yok azabı inkar etmiyor da tıpkı müşriklere istigfar dilemek yasaklanmadan önce Allahu teala'nın onlar hakkındaki azap tehdidinden rahmeti gereği vazgeçeceğini düşünen müslümanlar gibi düşünmüşse bu kimse hatalıdır ve ona bunun nehyedildiğini hatırlatmak gerekir. Allahu alem fetvada bu ikinci ihtimal daha ağır basmaktadır. Lakin dediğim gibi mevzu ne olursa olsun bu fetvada sizin söylediğiniz şeye delil olacak bir yön bulunmamaktadır ve böyle ihtimalli sözlerle Yahudi ve Hristiyanlara müslüman diyen herkes kafir değildir gibi ne selefte ne halefte bir kaynağı olmayan hatta muasırlar arasında bile doğru dürüst bir taraftarı olmayan bir iddiaya delil getirmek, bunu forumlarda avamın önüne atmak ne imanla ne de ilim adabıyla bağdaşmaz.
Kafiri tekfir etmeyen kafir olur kaidesinin küfür illeti nassları tekzib etmektir, nassları tekzib etmek için, ibni Teymiyyenin de dediği gibi, nasslar kendi yanında sabit olması lazımdır. Tekfir, dinin aslından olmayıp nassla bilinecek bir meseledir, tekfirin dinin aslından olduğuna senin delil getirmen gerekir, bunu yaparken de siz maalesef ihtimalli delilleri getiriyorsunuz veya meal yoluyla ve mezhebin lazımi ile tekfir ediyorsunuz. Ebu Talib'in veya Abdullah bin Selül'ün kafirliği nassla sabit olduğundan, Rasullullahın bağışlanma ummasını müslüman olmalarına hamletme ihtimali yoktur, bu bahsedilen kadının durumu hakkında ise nass yoktur, dolayısıyla Ehli Sünnet'in usulüne aykırı olmayacak şekilde ihtimaller değerlendirilir, dediğin gibi kadın onların azap edilmeleri noktasında şüpheye düşmüş olabilir ama sadece azapla sınırlı kalmayıp tekfir de etmemiş olabilir, iki durumda cehalete mazeret olabileceğinden ikisini de göz önünde bulundurmak Ehli Sünnet'in itikadından ve usulünden sapmak değildir, bizim açımızdan burada bir sorun yok. Ama haklısın bu nakilde ihtimal bulunduğu için tekfiri dinin aslından görene reddiye için yeterli değildir. Bunun için ek deliller ve nakiller gerekir.


Ayrıca demişsin ki:

"Şüphesiz iman edenler; yahudilerden, hıristiyanlardan ve sâbiîlerden de Allah'a ve ahiret gününe inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur onlar üzüntü çekmeyeceklerdir. (Bakara 62)

Bu ayeti yanlış te'vil eden bir müslümanın tekfir edilmeden önce hüccet ikame edilmesi gerekir diye itikad ediyorum. Tabii küfür dinlerine rıza göstermemişse. Dinler arası diyalogcular zaten yahudi ve hristiyanların küfrüne razı oldukları için kafirler, dinin aslını bozmuşlar zaten (istisnalar olabilir)."

Öncelikle sana şunu soruyorum: Bu ayeti ve benzerlerini senden önce kim böyle açıkladı? Yahudi ve Hristiyanları müslüman din kardeşi gören birisi ancak hüccetten sonra tekfir edilir şeklinde seleften ve haleften hangi alim söyledi? Hatta alimleri geçtim muasırlardan böyle söyleyen kim var? Yukarda risalesini alıntıladığın Nasır bin Fehd dahi -başka konularda hataları olmasına rağmen, ilerde gerekirse onu da açarız- bu hususta tafsilata gitmemiş, sen hangi ilimle böyle açık bir konuda tafsilata gidiyorsun? Ayrıca Yahudi ve Hristiyanlar veyahut da başka herhangi bir küfür milleti hakkında kafir değildir, müslümandır demek onların küfrüne rıza göstermekten farklı bir şey mi? İslamla küfrü eşit tutmak, küfre İslam ismini vermek küfürden razı olmak değilse nedir? Böylece anlaşılıyor ki senin usulüne göre kafirlerle dostluğu savunan, onların da hak yolda olduğunu ifade eden dinler arası diyalogçular müslümandır hatta bu usule göre şeytana, firavuna, ebu cehile, ateistlere vesaireye müslüman diyen birisi bile hüccet ulaşmadıysa?! tekfir edilmemesi gerekir, çünkü tekfir dinin aslından değilse, hüccetle bilinen bir meseleyse artık bu kaide her yere tatbik edilir, ayrım yapmanın bir anlamı yoktur. Alimlerin bu konularda ne dediğine gelince onların sözleri açıktır ve açık kafirlerin tekfirinde şüphe eden herkesi -tevili ne olursa olsun- tekfir etmişlerdir.
İbn Teymiyye (rh): Sahibini tekfir ettiren sözlerin durumu da böyledir. Hakkı bilmeyi gerektiren nasslar bir kimseye ulaşmamış olabilir yahut nasslar ulaşmış da onun yanında sabitlik derecesinde olmayabilir. Veya nassları anlamak onun için mümkün olmamıştır ya da Allah’ın mazur göreceği başka şüpheler olmuşta olabilir. Müminlerden herhangi bir kişi hakkı elde etmede çaba harcar da bununla beraber hata ederse Allah onun hatasını affeder. Mecmuu’l-Fetâvâ”, 23/346.

İbn Teymiyye’de fetvalar isimli eserinin 7. cildinin 237 sayfasından şöyle buyuruyor:
“Bakarsın ki insan bir şeyi yalanlar veya inkar eder. Peygamberin onu haber verdiğini veya onu emrettiğini bilmez, öyle ki bunu bilecek olsa bunu yalanlamaz, inkar etmez. Sonra zaman gelir onu duyar veya öğrenir , düşünür yahutta anlamamışsa manasını kendisine açıklanır veya kendisi bir başka delilden onun manasını anlar yalanladığı şeyi tasdik eder. Bu onun için yeni bir tasdiktir, yeni bir imandır, imanının artması demektir. Bu kimse bilmediği bir şeyden dolayı daha önceden kafirdir anlamına gelmez, fakat cahil olduğundan mazur görülür. Bu usulde mucmel ve mufassala benzer”


Kadi İyaz eş-Şifa adlı eserinde her müçtehidin içtihadında isabetli sayıldığını iddia edenlerin görüşlerini tenkit ettikten sonra şöyle demektedir:

وَقَالَ نَحْوَ هَذَا الْقَوْلِ الْجَاحِظُ، وَثُمَامَةُ، فِي أَنَّ كَثِيرًا مِنَ الْعَامَّةِ، وَالنِّسَاءِ، وَالْبُلْهِ. وَمُقَلِّدَةِ النَّصَارَى وَالْيَهُودِ وَغَيْرِهِمْ لَا حُجَّةَ لِلَّهِ عَلَيْهِمْ. إِذْ لَمْ تَكُنْ لَهُمْ طِبَاعٌ يُمْكِنُ مَعَهَا الاستدلال وقد نحا الغزالي قريبا من هذا المنحى في كتاب التفرقة
وَقَائِلُ هَذَا كُلِّهِ كَافِرٌ بِالْإِجْمَاعِ عَلَى كُفْرِ مَنْ لَمْ يُكَفِّرْ أَحَدًا مِنَ النَّصَارَى وَالْيَهُودِ، وَكُلَّ مَنْ فَارَقَ دِينَ الْمُسْلِمِينَ، أَوْ وَقَفَ فِي تَكْفِيرِهِمْ، أَوْ شَكَّ
قَالَ الْقَاضِي أَبُو بكر. لأن التوقيف والإجماع اتفقا عَلَى كُفْرِهِمْ، فَمَنْ وَقَفَ فِي ذَلِكَ فَقَدْ كَذَّبَ النَّصَّ وَالتَّوْقِيفَ، أَوْ شَكَّ فِيهِ. وَالتَّكْذِيبُ أَوِ الشَّكُّ فِيهِ لَا يَقَعُ إِلَّا مِنْ كافر

“…Bunun benzeri bir görüşü de Cahız ve Sümame dile getirmiştir ki buna göre halkın pek çoğundan, kadınlardan, aklı kısa olanlardan Hristiyanlar ve Yahudileri taklit edenler üzerinde, Allah’u Teâlâ’nın bir hücceti yoktur. Zira onların istidlal edecek derecede tabiatları müsait değildir. Gazali de “et-Tefrika” adlı kitabında, bu görüşe yakın bir tarafa meyletmiştir.

Bunları söyleyenlerin hepsi icmâ ile kâfirdirler. Zira Hristiyan ve Yahudilerden bir kimseyi ve Müslümanların dininden ayrılan her bir kimseyi tekfir etmeyenin veya tekfir hususunda duraksayanın ya da tekfir hususunda şüphe edenin kâfir olduğunda icmâ vardır. Kadı Ebu Bekr der ki: Çünkü tevkif (nass ile belirlenmiş hüküm) ve icmâ, onların küfründe ittifak etmektedir. Her kim ki bu hususta duraksarsa, nassı ve tevkifi yalanlamış veya onlar hakkında şüphe etmiş olur ki, yalanlama ve şüphe de kâfirden başkasında vuku bulmaz.” (eş-Şifa, 2/281; Bkz. Kadı Iyaz, Şifa-ı Şerif Tercüme ve Şerhi, Rehber Yayınları, 591-597)

Görüldüğü gibi alimler kafirlerin küfründen de değil sadece azabından şüphe eden kimseleri kelamcılardan hatta alimlerden tevil ehli kimseler olmalarına rağmen tekfir etmektedirler. Günümüzdeki g,bi bizzat onların küfrünü iman olarak vasfeden kimselerin küfrü ise daha açıktır.
''...nassı ve tevkifi yalanlamış veya onlar hakkında şüphe etmiş olur ki, yalanlama ve şüphe de kâfirden başkasında vuku bulmaz.'', bu sözü yukarıda İbni Teymiyye'nin sözlerini düşünerek anlaman lazım. Ayrıca ben başka dinde olanların küfründe şüphe etmiyorum, biz seninle başka dinde olanları tekfir etmeyen kişi hakkında konuşuyoruz. Sen dinin aslını gerçekleştirmediği gerekçesiyle direk tekfir ediyorsun, ''dinde zaruretle bilinmesi gereken bir şeyi inkar ettikleri için ben bu konuda, bu şartlar altında, bu zamanda tekfir etmeyenin cehaletini mazeret görmüyorum ama tekfir etmeyeni tekfir etmem'' desen anlarım ama sen meseleyi dinin aslından gördüğün için tekfir etmeyeni tekfir ediyorsun.


Süleyman bin Abdullah (rh.a)'dan naklettiğin söze gelince; bu söz neyden bahsetmektedir? Burada müşrikleri tekfir etmeyen kimsenin hüccetten önce tekfir edilmeyeceğine dair açık bir ifade var mı? Yoksa Kitap ve sünnetteki bütün delillerden sonra hala bunu kabul etmeyen kimse nassları yalanlayan bir kafirdir mi demek istiyor? Şeyh Süleyman böyle birisi hüccetten önce kafir olmaz demek istese bunu daha açık ifade edemez miydi? Usulde her sözün mefhumu yani o sözden dolaylı olarak anlaşılan mana alınabilir mi? Mesela "Her kim delili olmadığı halde Allahtan başka bir ilaha dua ederse..." (Müminun: 117) ayetinden delili olduğu halde şirk koşan birisinin kafir olmayacağı anlamı çıkar mı? Dolayısıyla Şeyh Süleyman'ın "Hüküm beyan edildikten sonra o kafirin küfrü hakkında şüpheye düşen ya da tereddüt eden kimse alimlerin icması ile kafir olur." sözü mutlaka bundan önce böyle bir kimsenin müslüman olduğu anlamına gelir mi? Ayrıca Şeyh rh.a burada kimden bahsediyor?Açık kafirlerden, durumu kapalı olan topluluklardan mı? Keza mutlak tekfirden mi muayyen tekfirden mi? Yani birisi mutlak olarak, genel anlamda Yahudi ve Hristiyanların veya kabirlere tapanların küfründen şüphe ediyor o mudur konu, yoksa kişi bunların küfür olduğunu kabul ediyor sadece muayyen bir kişide bu küfrün tezahür edip etmediğinde mi şüphe ediyor o mu? Bütün bunların açıklamasını yapmadıkça bu da bizim konumuza delil teşkil etmez, tabi alimlerin sözlerini akide konusunda delil alacaksak! Yani bu da tıpkı İmam Muhammed'den getirdiğin söz gibi ihtimalli bir kavilden ibarettir. Vallahu a'lem.
Burada küfrün tezahür edip etmediğinde şüphe etmekten bahsetmiyor Şeyh, o ihtimal yok, hükmün cahilinden bahsediyor:
"Şayet bir kimse bir kafirin küfründe şüphe ederse ve onun kafir olduğunu bilmiyorsa bu kişiye Kur'an ve Sünnet'ten deliller ile o kimsenin kafir olduğu izah edilir...''
 

osman1987

Aktif Üye
Üye
Selamun Aleykum.Bir sorum olacaktı.Sorum: Kişi sırf iş korkusundan dolayı, kafir bir kişinin heykelinin karşısında yapılan ölüm yıldönümü etkinliğinde, oradaki kişilerin içerisinde ibadete varan tazim,saygı vb. durumların olduğunu bildiği halde; sırf işimden olmayayım, insanlar beni bu ölen kafire düşman diye bilerek ekmeğimden etmesin diye onlarla birlikte heykel karşısında saygı duruşuna katılsa bu küfür değil midir?
 

tevhide çağrı

Yeni Üye
Üye
Bismillahirrahmanirrahim,

Abdullah! Birçok şey yazmışsın ancak yazdıklarında maalesef sadra şifa olacak bir şey yok, bilakis birçok şey cevapsız kalmış ve arada kaynamış. Şimdi tek tek gidelim ve net gidelim inşallah. Sen tekfir deyince ne anlıyorsun, onu bir ortaya koy ondan sonra ona göre tekfir dinin aslı mı fürusu mu konuşuruz. Tekfir derken bütün isimleriyle ve hükümleriyle şu anki bildiğimiz ve tatbik ettiğimiz tekfir ahkamını kasdediyorsan bunun dinin aslından olmadığı zaten bellidir. Yani tekfir edilen bir kimsenin ebedi azabına hükmetmek, kestiğini yememek, ona bağışlanma dilememek, kadınlarıyla evlenmemek, mirastan pay vermemek ilh bütün hükümler ancak şeriat vasıtasıyla ve hüccetle bilinir. Tekfirin aslına gelince; tevhidi yerine getirmeyen herkesin sapmış ve Allah’a isyan etmiş olduğunu, hak yolda olmadığını bilmek, bu kimselere düşman olmak, buğzetmek, din kardeşliği hukukunu bitirmek manasında bunun dinin ve imanın asıllarından, olmazsa olmazlarından olduğu bellidir. Yani bir kimse La ilahe illallah dediği andan itibaren hem Allah’tan başka ibadet edilen ilahları ve hem de bu ilahlara, tağutlara ibadet edenleri reddetmiş olmaktadır. Bu ikisi birbirini gerektirmektedir. Düşünebiliyor musunuz bir insan diyor ki ben putlara ibadet etmiyorum, ama puta tapanlar da benim din kardeşimdir, onlarla aramda bir husumet yoktur, onlar da hak yoldadır, Allahın yolundadır ilh… Şimdi böyle birisinin ben putlara ibadetten beri oldum sözünün bir anlamı var mı? Hatta bir komünist dese ki ben komünistim ama faşistler de benim nezdimde saygı değer insanlardır, onların yoluna da yanlış diyemem, onlar da benim dostumdur, kardeşimdir ilh… biz bu kimsenin kendi batıl ideolojisinde bile kaypak ve tutarsız olduğuna hükmetmez miyiz? Şu anki cıvık demokrasi zemininde bu türden hoşgörü ve diyalog söylemleri çok sık telaffuz ediliyor olabilir ama fıtratı bozulmamış birisi için bütün bunlar kişinin kendi dininde samimiyetsiz oluşunun göstergesidir. İşte tekfir dinin aslındandır dediğimiz şey budur, bu fıtri bir hakikattir, kişinin kalbine hak veya batıl herhangi bir inanç yerleştiğinde derhal o inanca muhalif olan herkesin düşman olduğu, batıl yolda olduğu fikri yerleşir, bunun için bir öğreticiye veya delile gerek yoktur, bunu yerine getirmeyen kişi ancak münafıklığından veya kendi iddia ettiği akidesi hakkındaki şüphesinden dolayı yerine getirmez. Bundan dolayıdır ki tarih boyu tevhid akidesini benimseyen herkes bu manada muhaliflerini tekfir etmiştir. İsterse bu işin adına tekfir demesinler de başka bir şey desinler veya kendi dillerindeki karşılığını söylesinler hatta hiçbir isim vermesinler lakin sonuçta bu bizzat imanla beraber gelişen bir şeydir. Bunun olmaması imanın olmadığını gösterir. Bundan dolayıdır ki Allahu Teala İbrahim as ve ashabının kavimlerine şöyle dediğini haber vermiştir:

“…Biz sizden ve Allahtan başka ibadet ettiklerinizden beriyiz, sizi reddettik. Ta ki bir olan Allaha iman edinceye kadar sizinle bizim aramızda ebedi bir düşmanlık ve kin başlamıştır.” (Mümtahine: 4)

Bazıları “reddettik” ifadesini “tekfir ettik” diye tercüme etmektedir ki buna gerek yoktur. Çünkü red ve inkar zaten tekfirle aynı manaya gelmektedir. Bu ayetteki ifadeler zaten Müslüman din kardeşi olduğu birisine kullanılmaz. Bu ancak bir kafire, bir düşmana kullanılır. İşte delil arıyorsan sana delil!

Hamd bin Atik (rh.a) şöyle diyor:

فأصل دين جميع الرسل، هو القيام بالتوحيد، ومحبته ومحبة أهله، وموالاتهم، وإنكار الشرك، وتكفير أهله، وبغضهم، وإظهار عداوتهم، كما قال تعالى: {قَدْ كَانَتْ لَكُمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فِي إِبْرَاهِيمَ وَالَّذِينَ مَعَهُ إِذْ قَالُوا لِقَوْمِهِمْ إِنَّا بُرَآءُ مِنْكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَاءُ أَبَداً حَتَّى تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَحْدَهُ} [سورة الممتحنة آية: 4]

"Bütün rasullerin dininin aslı; "tevhidi yerine getirmek, onu ve ona bağlı olanları sevmek, onlara dost olmak, şirki reddetmek, şirk ehlini tekfir etmek, onlara buğzetmek ve onlara düşmanlık göstermektir." Allah-u Teâlâ'nın şu kavlinde olduğu gibi: "İbrahim ve beraberinde olanlarda sizler için güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: Biz, sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi reddettik. Bizimle sizin aranızda, bir olan Allah’a iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve kin başlamıştır." (Mumtahine: 4) (Durer'us Seniyye, 8/418 (Cihad babı)

Aynı şekilde kafirleri veli edinenin kafir olduğunu gösteren bütün nasslar da bunun delilidir. Mesela “Kim onları veli edinirse o da onlardandır” (Maide: 51) “Kim bunu yapar yani onlarla dost olursa Allah ile bağını kesmiştir” (Ali İmran: 28) “Eğer onlar Allaha, peygambere ve ona indirilene iman etmiş olsalardı onları veli edinmezlerdi” (Maide: 81) ilh…Burada kafirleri tekfir etmeyenin kafir olduğuna delil nedir sorusunu ancak ahmaklar ya da bilinçli saptırıcılar sorar. Çünkü birisine Müslüman diyen kimse onunla velayetini asla kökten kesemez, Müslüman Müslümanın kardeşidir ve velisidir. “Müminler ancak kardeştir” (Hucurat: 10) “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler” (Tevbe: 71) ilh… İşte bizim tekfir dinin aslındandır derken kasdımız budur, münazara edeceksek bunun üzerinde münazara edelim, eğer bunlara itirazın varsa ve bu söylediklerimde bir batıl varsa ortaya koyarsın! Keza Nuh as’dan Muhammed (sav) ve ümmetine kadar her hangi bir muvahhidin putları terkedip Allah’ı tevhid ettiği halde putperestler de doğru yoldadır, Allah onların dininden de razıdır, biz onlara düşman değiliz, onlarla din kardeşiyiz, dostuz, onlar da Allaha iman etmişler, teslim olmuşlar dediğini ve peygamberlerin de onları bu halleriyle kabul ettiğini veya kendilerine hüccet sunana kadar (!) Müslüman muamelesi yaptığını ileri sürüyorsan buna dair bir tek delil ve nakil getirirsin! Tabi İbn Arabi ve taifesinden getirirsin, keza Fetullah’tan getirirsin onlar ayrı ben selef ve haleften muteber bir alimi kasdediyorum!

Benim mezhebim bu, açıkça ortaya koyuyorum; vela bera dediğimiz dostluk ve düşmanlığın dinin aslı ve kaidesi olduğunu –Kitap, sünnet ve icma ışığında- söylüyorum, buna muhalif olanları da tekfir ediyorum, bu mezhebin bütün lazımlarını da kabul ediyorum, şimdi sen de hiçbir meseleyi karartmadan akideni açıkça ortaya koy ve mezhebinin gereklerini icra et! Eğer diyorsan ki bir kimsenin Müslüman olması için şirki bırakması yeterlidir, şirke ve şirk ehline düşman olması, onları ayrı dinlere mensup kafirler olarak görmesi gerekmez, bu kimse Yahudileri, Hristiyanları, Mecusileri hatta İblis’i, Deccali, Firavunu ilh… veya bu küfür zihniyetinde olan başka fert ve cemaatleri mümin, Müslüman din kardeşi olarak görüyorsa, onlarla velayet bağını kesmemişse bu kişi Müslümandır, ancak buna yaptığının yanlışlığı anlatıldıktan sonra ısrar ederse kafirdir… diyorsan bunu açıkça söylersin. Mezhebini ortaya koy ki ona göre münazara edelim. Yani sana göre bir kişi Rasulullah sav döneminde İslama girmek istese ama müşrikleri sapıklıkla küfürle itham etmediğini, onlarla dostluk bağını kesemeyeceğini söylese yine de İslamı kabul edilirdi ya da İbrahim as zamanında birisi Nemrutu Allahın düşmanı olarak görmediğini söylese yine mümin sayılırdı diyorsan bunu ifade edersin. Yok demiyorsan o zaman mezhebinde çelişki ortaya çıkmış olur. Ayrıca sana bu görüşü senden ve senin gibilerden başka dile getiren kim var onu sormuştum ona da cevap vermedin. Seleften, haleften hatta onlardan bulamazsan muasırlardan biraz aklı başında olan hangi ilim sahibi kişi Yahudi ve Hristiyanları tekfir etmenin imanın şartı olmadığını söylemiş, Mecusileri putperestleri ateistleri kafir olarak görmeyen, onlarla dost olan birisi hüccet ikame olana kadar kafir sayılmaz demiş buna dair bir tek görüş getir! Selefi olduğunu söyleyenlerden hatta azgın olanlar hariç tasavvufçulardan vesaireden de olabilir! Öyle zannediyorum ki sen ve senin gibiler de bu konuyu çok fıkhetmiş değilsiniz, İslama intisap eden bazı kimselerin tekfirini reddedeyim derken meseleleri izah etmek adına asli kafirleri tekfir etmenin de imanın şartı olmadığını ortaya atıverdiniz. Yukarda da söylediğim gibi risalesini astığın Nasır bin Fehd de senin gibi düşünmüyor, o sadece İslama müntesip olan kafirlerle alakalı kendince tafsilat getiriyor. Yoksa aklı başında hiç kimse İslam dışı din mensuplarının küfründe şüphe edenin Müslüman olabileceğini söylemez. İşte cedel ve inat sizi böyle bir yola sürüklemiş…

Diğer yazdıklarına gelince; diyorsun ki “Kafiri tekfir etmeyen kafir olur kaidesinin küfür illeti nassları tekzib etmektir, nassları tekzib etmek için, ibni Teymiyyenin de dediği gibi, nasslar kendi yanında sabit olması lazımdır.” Bu dinin bütün meseleleri hakkında mı geçerli? Mesela bugün Ali (ra)’ın ilahlığını savunan Alevi ve Nusayrilere göre Allah’ın hiçbir varlığa hulul etmeyeceğini gösteren nasslar sabit değildir veya tevil edilmiştir hatta onlara göre Kuran da sabit değildir, tahrif edilmiştir vesaire… Veya Hallac’a göre İblis (aleyhillane) Adem as’a secde etmediği için muvahhidlerin imamıdır! Ne dersin biz her tevilciyi ve her cahili mazur göreceksek bu tip küfründe ittifak edilen fırkaları da mazur görmemiz gerek miyor mu? Bu işin bir ölçüsü yok mu? Varsa bu ölçü nedir?

Yine diyorsun ki “Ebu Talib'in veya Abdullah bin Selül'ün kafirliği nassla sabit olduğundan, Rasullullahın bağışlanma ummasını müslüman olmalarına hamletme ihtimali yoktur” Ebu Talib ve İbni Selül’ün hakkındaki nasslar onların kafir olduğunu mu beyan etti, yoksa bağışlanmayacağını mı? Bu nasslar inene kadar Rasulullah sav amcasını Müslüman mı zannediyordu? Hani bir tabir vardır ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu diye? Bir topluluğa veya ferde hüküm vermek için hakkında muayyen bir delil mi gelmesi gerekiyor? Şu an Müslüman dediğimiz herkes hakkında tek tek nass mı geldi, keza kafir dediğimiz fertler hakkında? La ilahe illallah kelimesi Allahtan başka ilah edinen herkesin küfrünü gösteren bir nass değil midir? Rasulullah sav ve ashabı Kafirun suresi inene kadar kavimlerinin Müslüman olduğunu mu zannediyordu? Rasulullah sav kavminin kafir olduğunu kendisine inen şu veya bu ayetten mi çıkardı yoksa La ilahe illallah kelimesinden mi, iyi düşünün.


“bu bahsedilen kadının durumu hakkında ise nass yoktur, dolayısıyla Ehli Sünnet'in usulüne aykırı olmayacak şekilde ihtimaller değerlendirilir, dediğin gibi kadın onların azap edilmeleri noktasında şüpheye düşmüş olabilir ama sadece azapla sınırlı kalmayıp tekfir de etmemiş olabilir, iki durumda cehalete mazeret olabileceğinden ikisini de göz önünde bulundurmak Ehli Sünnet'in itikadından ve usulünden sapmak değildir, bizim açımızdan burada bir sorun yok. Ama haklısın bu nakilde ihtimal bulunduğu için tekfiri dinin aslından görene reddiye için yeterli değildir. Bunun için ek deliller ve nakiller gerekir.”
Eğer bu konuda haklı olduğumu kabul ettiysen hatanı açıkça itiraf edip Şeybani (ra)’ın meselesini delil getirmekten tamamen rücü etmen gerekiyor, bundan gerisi ise biraz işin patinaj kısmı oluyor!

“İbn Teymiyye (rh): Sahibini tekfir ettiren sözlerin durumu da böyledir. Hakkı bilmeyi gerektiren nasslar bir kimseye ulaşmamış olabilir yahut nasslar ulaşmış da onun yanında sabitlik derecesinde olmayabilir. Veya nassları anlamak onun için mümkün olmamıştır ya da Allah’ın mazur göreceği başka şüpheler olmuşta olabilir. Müminlerden herhangi bir kişi hakkı elde etmede çaba harcar da bununla beraber hata ederse Allah onun hatasını affeder. Mecmuu’l-Fetâvâ”, 23/346.

İbn Teymiyye’de fetvalar isimli eserinin 7. cildinin 237 sayfasından şöyle buyuruyor:
“Bakarsın ki insan bir şeyi yalanlar veya inkar eder. Peygamberin onu haber verdiğini veya onu emrettiğini bilmez, öyle ki bunu bilecek olsa bunu yalanlamaz, inkar etmez. Sonra zaman gelir onu duyar veya öğrenir , düşünür yahutta anlamamışsa manasını kendisine açıklanır veya kendisi bir başka delilden onun manasını anlar yalanladığı şeyi tasdik eder. Bu onun için yeni bir tasdiktir, yeni bir imandır, imanının artması demektir. Bu kimse bilmediği bir şeyden dolayı daha önceden kafirdir anlamına gelmez, fakat cahil olduğundan mazur görülür. Bu usulde mucmel ve mufassala benzer”


İbn Teymiye (rh.a)’ın bu sözleri dinin bütün meseleleri hakkında mı, yoksa sadece içtihadi ya da hafi (kapalı) meseleler hakkında mı? Bu dinin asılları yani olmazsa olmazları veya o olmadan kişinin dine girmiş sayılmayacağı temel esasları yok mu? Eğer yoksa bir kişiye neye göre Müslüman diyeceğiz? Varsa bu asıllar neler? Yine bu dinde herkesin zaruri olarak bilmesi gereken meseleler yok mu? İbn Teymiye’nin sözleri genelse alimlerin tekfir ettiği Batiniler, haramları helal sayan İbahiye, Hululiyye vesair bütün fırkaların tevilden dolayı Müslüman sayılması gerekmiyor mu? Hangi İslama intisap eden fırka çıkıp ben bu ayeti anladım ama ona rağmen inkar ediyorum der? Eğer kafir olması için ölçü buysa buna göre yeryüzünde bir tane kafir var mı? Hatta Yahudi ve Hristiyanlar dahi tevilci sayılması gerekmiyor mu bu mantığa göre? Çünkü Muhammed sav’in peygamberliği onlar nezdinde sabit olmadı, olsa kabul edecekler?!

''...nassı ve tevkifi yalanlamış veya onlar hakkında şüphe etmiş olur ki, yalanlama ve şüphe de kâfirden başkasında vuku bulmaz.'', bu sözü yukarıda İbni Teymiyye'nin sözlerini düşünerek anlaman lazım.” Tamam İbn Teymiye’nin sözlerini yukardaki sorular ışığında bir kez daha düşün ve nasıl bir batıla saplandığını anla!

“Ayrıca ben başka dinde olanların küfründe şüphe etmiyorum, biz seninle başka dinde olanları tekfir etmeyen kişi hakkında konuşuyoruz.” Zaten ben de aynı meseleden bahsediyorum, lakin başka dinde olanları tekfir etmeyen kişiye sen Müslüman diyorsun, alimler ise kafir diyor mesele orda!

“Sen dinin aslını gerçekleştirmediği gerekçesiyle direk tekfir ediyorsun, ''dinde zaruretle bilinmesi gereken bir şeyi inkar ettikleri için ben bu konuda, bu şartlar altında, bu zamanda tekfir etmeyenin cehaletini mazeret görmüyorum ama tekfir etmeyeni tekfir etmem'' desen anlarım ama sen meseleyi dinin aslından gördüğün için tekfir etmeyeni tekfir ediyorsun.” Bunlar ne demek şimdi, alimler zaten tekfir etmeyen kişiden bahsediyor, önce İslam dışı din mensuplarının küfründe şüphe eden tekfir edilir mi orada bir anlaşalım da bunun illeti nassı yalanlamak mı yoksa dinin aslını ihlal mi yoksa hepsi mi onu ayrıca müzakere ederiz!

“Burada küfrün tezahür edip etmediğinde şüphe etmekten bahsetmiyor Şeyh, o ihtimal yok, hükmün cahilinden bahsediyor:"Şayet bir kimse bir kafirin küfründe şüphe ederse ve onun kafir olduğunu bilmiyorsa bu kişiye Kur'an ve Sünnet'ten deliller ile o kimsenin kafir olduğu izah edilir...''

Niye o ihtimal yok dikkat et ne diyor: "Şayet bir kimse bir kafirin küfründe şüphe ederse ve onun kafir olduğunu bilmiyorsa” Bir kafirden bahsediyor, bu ifade tarzı muayyen şahsa işaret ediyor aksi takdirde kafirlerin, müşriklerin… derdi veyahut da kabirlere dua edenlerin…vs gibi umum bir ifade kullanırdı. “Kur'an ve Sünnet'ten deliller ile o kimsenin kafir olduğu izah edilir...'' diyor ama yine belli bir kişiden bahsediyor. Delillere atıf yapması ise normaldir çünkü muayyen bir şahıs da olsa ancak yine şeri deliller çerçevesinde tekfir edilecektir! Kaldı ki Necdi alimlerden tekfirin dinin aslı olduğuna dair açık kaviller vardır, Şeyh Süleyman da bunlara muhalefet edecek değildir. Ben yukarda Hamd bin Atik’in görüşünü zikrettim, onu iyi oku tekfiri bizatihi rasullerin dininden gördüğü açıktır.. Velhamdulillah.
 
Üst Alt