1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.
  2. Site iletişim adresimiz islamtrforumu(at)gmail.com dur. İstek, eleştiri, ban sorunları ve hak sorunları ile alakalı yazabilirsiniz. HAYIRLI RAMAZANLAR
    Duyuruyu Kapat

Demokrasi Aldanışı Ve Unutulan Kur'an

Konu, 'Demokrasi' kısmında ebufaris kurdi tarafından paylaşıldı.

  1. ebufaris kurdi

    ebufaris kurdi Misafir

    Demokrasi Aldanışı ve Unutulan Kur'an


    [​IMG]

    Kim de kendisine hüda apaçık bir şekilde beyan edildikten sonra, Rasule aykırı davranır ve Mümin olmayanların yoluna uyarsa; onu, velayetini üstlenmek istediği şeyin velisi kılar sonra da onu cehenneme koyarız, orası gidilecek ne kötü bir yerdir.
    Gerçek o ki Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz ve [lakin] bundan aşağı olanı dilediği kimse için bağışlar. Kim de Allah’a ortak koşarsa, o derin bir sapıklığa düşmüştür" (Nisa:115,116)
    Bir seçim kavgası daha sona erdi ve yeni bir parlamenter mücadelenin sayfası açıldı.

    Partiler bol bol vaadlerde bulundular. Meydanlarda iftiralar, tehditler, karalamalar ve başbakanın annesine sövmeler birbirini kovaladı.

    Demokrasi denen Yunan Klasik yönetim ve teoloji rejimi, Türkiye’de milyonların umudu olarak yine sofralarımıza kondu, namazlarımızda dualarımızda demokrasinin kazanması için dualar ettik. Kur’an okurken Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenlerin; “kafirler, zalimler ve fasıklar” (Maide:44,45,47) olduğunu okuduk, Kur’an’da cahiliye hükmünün ne olduğunu okuduk, ekmek, su ve rızık istemek için Allah’a uzattığımız ellerimizi ve dualarla doldurduğumuz yalancı ağızlarımızı Allah’a açıp yağmur ve bereket bekledik, öbür tarafta ellerimizi demokrasinin (yani Allah’ın hükümlerini reddetmenin) Kur’an’ı çağdışı gören ve batı emperyalizmini topraklarımıza hâkim kılan ve ülkelerimizde bir çok zalimin, diktatörün ve tağutun hâkim olmasına yardımcı olan bir rejimden adalet ve insanlığı mutlu edecek olan bir şeriat ile hükmetmesi için sandıklara gittik.

    Rızkımızı Allah’tan istedik, ama ekonomide Allah’ın rızasını ve hükmünü unuttuk. Günahlarımızdan bağışlanmak için beş vakit namazı terk edenlerimiz olduğu halde, O’nu aldatırcasına tevbelerde bulunduk, haclara ve umrelere gittik.

    Allah’ı sevmeyenleri sevmememiz emredildiği halde, Allah’ı sevmeyenlerin önümüze koydukları sandıklara birer kâğıda dönüşmüş olan iradelerimizi götürüp attık. Daha dün yatsı namazından sonra hoca efendiler “amenerrasulü”nü okumuştu. Sonunda da “Bizi kâfirler kavmine üstün kıl” diye bir ayet okunduğunda biz de âmin demiştik.

    Hani hatırlar mısınız, hâlâ bazı camilerde perşembe akşamları tevbeler yapılır ve nikahlar yenilenir ya! Bunun nedeni; güya yanlış sözler söyleyip bilmeden nikâhları ve imanları zarar görenlerin nikahlarını ve imanlarını tazelemekti..

    Âlimlerimiz ve şeyhlerimiz bir zamanlar bize, “İman’ın Allah için sevmek ve Allah için nefret etmek “olduğunu öğretirlerdi. Şimdi cümle Batı âleminin ve demokrasinin laik havarilerinin bizden nefret etmelerine rağmen, iktidar olma, sinsice İslam’ı egemen kılma ve toplumu İslamlaştırma masalı yüzünden, ne nikâhı götüren meseleler ve ne de imanı şirke dönüştüren sebepler ve meseleler üzerinde düşünmez olduk.

    Demokrasi adına yalan söyleye söyleye, demokrasinin birer “mümin”i kesilen dostlarımız, şirk yasalarını ve hükümlerini Müslümanlar üzerinde daha da pekiştirdiler.

    Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadislerinde şöyle dememiş miydi?: “Kişi sadık oldukça ve sadık olmaya gayret ettikçe sadıklardan yazılır ve yine kişi yalan söyledikçe ve yalan söylemeye gayret etikçe yalancılardan yazılır” Allah’ın kanunları yani şeriatı dışında bir rejimi, yasayı veya yasaları kabul etmek Kur’an’a muhalefettir.

    Müslümanların eşlerine bir talak verdiklerinde bunun vuku olduğuna inanan veya üç talak verdiklerinde; bu şakayla da olsa vuku bulduğuna dair fetva veren âlimler; onların şirk ve küfr olan bir ahidler üzerine kasemde bulunduklarında yani yemin ettiklerinde bunu geçerli olan bir “yemin” saymıyorlar.Şakadan "talak" kadının boşanması sebebi olurken, şakadan, ikrah-ı mülci' olmadan yalan yere küfr ve şirk olan söz söylemek "iman"a hiç bir zarar vermez oldu. Bankalardan faizli kredi almak bunun için caiz ve helal olduya!

    Buna bir de “yemin-i lağv” diyorlar. Mademki bu “yemin” “yemin-i lağv”dır Anayasa mahkemesinin bu fetva gereğince, bütün Milletvekillerinin yeminlerinin batıl ve geçersiz olduğunu ilan etmesi gerekmez mi? Mademki parlamentoda bazı (özellikle din kanaat önderlerinden fetva alan) vekillerin ettikleri “yemin” “yemin-i lağv”dır; o halde böyle “uydurma-geçersiz” olan bir “and”a adeta ne diye ölürcesine bağlı kalıyorlar ve dokunulmazlık sahibi oluyorlar ki?

    Şakayla kadını boşamada talakın vuku bulduğunu söyleyenler; “Ben Yahudiyim veya Nasraniyim diyen bir kimsenin öyle olduğunu” söyleyen Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sözlerine hiçbir geçerlilik hakkı vermiyorlar.

    İman’dan beri olmak ve gönüllü olarak “şirk” ve küfr” olan bir sistemi kabul etmenin Kur’an’a ve Sünnet’e göre hiçbir geçerliliğinin olmadığını söyleyen Türkiye’deki bir kısım âlimler insanların küfre ve şirke düşmelerine adeta cevaz verircesine davranıyorlar.

    Müslümanlar; en küçük işlerinde ve kendilerine toplum içinde zarar vermeyecek olan şeylerde dine sarılmayı ve de dindar görünmeyi çok önemsemelerine rağmen, sakal bırakma, umreye gitme, besmeleyle kurban veya hayvan kesme ya da bir araca binerken sesli olarak ve etrafa da duyurarak besmele çekmelerine rağmen ve en basit işlerinde dahi inşaallah demeleri ve nikâhlarını dua ve ayetlerle kıymaya özen gösterirler ve ölülerine hatimler indirerek ölülerine elli ikinci geceler düzenlerlerken ve de onları Mevlidsiz bırakmazken, nedense devletin ve rejimin yasal gördüğü ve vatandaşlık görevi olarak önlerine koyduğu sandığa gitmenin ne demek olduğu üzerine pek düşünmemekte ve bunun doğuracağı hiçbir sonucu Kur’an’a arz etmemektedir.

    Kur’an Türkiye’de düğün merasimleri, açılış törenleri, sünnetler, iş yeri açılışlarında teberrüken ve ölülerin ardından ve kimi zaman da kâfirlerin bile ardından okunurken, hiçbir zaman halkın geneli tarafından hatırları sayılır âlimler tarafından mevcut siyasal rejimler ve iktidarların yaptıklarını okuma ve değerlendirme hususunda hatırlanmaz. Ve bu konuda onun insanlara ne söylendiği hiç önemsenmez. O sadece bir dua kitabı, bir zikir kitabı, bir fikir kitabı, İslam hümanizminin eşsiz şaheseri, bütün kitapları neshetmiş olan mucize bir kitap olarak anlatılır durur.

    Ama onun ne için indirildiği ve vazettiği dinin ve akidenin ne olduğunu ve onun bizlere ne gibi bir görevi yüklediğini, onu tebliğ eden rasulün ve nebinin onu tebliğ etme ve insanlığı ona davet etme uğruna neler çektiğini ve karşısındaki küfr ve şirk ideolojilerine ve geleneklerine nasıl savaş açtığını ve tevhidi şirke üstün kılmak için ölümleri dahi göze aldığını ise, biz bu halka anlatmıyoruz.

    Kur’an’da şarabın,kumarın,zinanın ve hırssızlığın haramlığını ve bunun cezasını insanlara anlatmayı önce korkarak terk ettik, şimdi ise utanarak terk ediyoruz. İslam dünyayı değiştirmek için gönderilmiş olmasına rağmen, bizler ona iman ettiğimiz halde bizleri başkalarının yani Kur’an’ı reddedenlerin bizi değiştirmelerine kurbanlık koyun gibi kendimizi teslim ederek izin veriyoruz.

    Allah, zalimlere meyletmeyin dedikçe; biz zalimlerden yana tavır almaya bizden olanları adil, bizden olmayanları zalim ve kafir görmeye başladık. Eskiden İslamı inkâr edenlere kafir diyorduk, şimdi ise Allah’ın hükmünü inkar eden demokrasiyi kabul etmeyene ve Allah’ın hükmünden daha üstün bir hüküm yoktur diyene kafir diyor ve ve Allah’ı inkâr edenlere mümin gözüyle bakıyoruz.

    Büyük bir fitnenin içine düştük. Kur’an’a sırt çevirme fitnesi, Allah’ın ayetlerini hatırlatmaya Haricilik deme fitnesi ve demokrasiyi İslamla uyuşur bağdaşır bir sistem görmekle, Allah’ın dinine ortak koşma fitnesinin tam ortasına düştük . Acaba Allah’ın kitabındaki hükümleri dinden imandan ve İslam kardeşliğinden söz eden AKP’nin muhtemel 3’üncü iktidarında dile getirsek bize de terörist derler mi demezler mi?

    Yarın AKP de dahil, diğer partilerin birçoğu, dinden ve imandan söz ederek, bu dinlerinin kitabını okumayı yasaklayan ve onun bedensel ibadetler dışında bir tek ibadetine ve hükmüne müsaade etmeyen bir anayasa üzerine sadakat yemini ederlerse ne olacak halleri? Herhangi bir devletin vatandaşlığını talep eden birisi; eski devletinin Anayasasını ve siyasî rejimini ve belki de milli duygularını ve gayelerini inkâr ederek o ülkenin vatandaşı olabilir. Bu da demektir ki, o kimse önceki devletinin “velayeti”ni terk ederek yeni devletinin velayetini ve devlet olma ülküsünü kabul etmiştir.

    Şimdi seçilen beyler, yarın bu sistemin parlamenteri olmak için kasemde (halifde ) bulunacaklar. Yani İslam’la hiçbir ilgilerinin olmadığını, Allah’ın hükümleriyle değil, Allah’tan gayrılarının koyduğu hükümlerle hükmedeceklerini, Allah’ın ahlakıyla değil, demokrasinin ve Batıcı ideolojilerin ahlakıyla ahlaklanacaklarına ve mevcut düzene bağlı kalacaklarına dair Allah’ın adının yerine, bu sistemin ilke ve inkilaplarını koyarak halifde bulunacaklardır.

    Namazda Allahu ekber diyenlerin tamamı parlamentoda Allah’tan gayrısının en büyük olduğunu namus ve şereflerini ortaya koyarak and içecekler yani Kur’an tabirine göre “halif”de bulunacaklardır.

    Demin verdiğimiz misalde bir vatandaşlığı terk eden neyi terk ediyor ve neyi kabul ediyorsa, İslam dışı olan bir şey üzerine halifde/kasemde bulunanlar da ona benzer bir durumla karşı karşıya kalmaktadırlar. Yani İslam dışı olan bir şeyle amel etmeye and içerek söz vermektedir.

    Peki, siyasiler bu yemini etmezlerse ne olur?, Yukarıdaki örnekte yeni bir ülkeye vatandaş olmak isteyenin vatandaşlık ahdini yerine getirmemesi sebebiyle alacağı yeni vatandaşlıktan olur. Burada da seçilen kimseler bu andı etmezlerse, halkı temsile yetki hakkı elde edemezler.

    Peki, bu durumda biz Müslümanlar gerçekten var mıyız ve kendimizi veya Müslümanları temsil edebilecek bir haysiyet ve keyfiyete sahip miyiz diye bir soru sorsak acaba bunun cevabı, hukuki(kanuni) olarak nedir?

    Bu bize şunu göstermektedir: Türkiye’de kim halkı temsil edemiyorsa; o, dini de temsil edemez demektir.

    Nisa suresi 115. ayetinde “Mümin olmayanların yoluna uymak”tan söz edilir. Acaba “müminlerin yolu” nedir diye kendimize hiç sorduk mu? Benim yolumdur dosdoğru yol diyen ayetler acaba kimlere bunu söylüyor?

    Müslümanlar neden bir kez dahi olsa, seçmeme ve seçimlere katılmama ve seçimleri boykot etme haklarını kullanamıyorlar? Neden sistemi tıkamak ve Müslümanların haklı isteklerini kepenk indirenler kadar bir haysiyet ve varlık sergileyerek dile getirmek cesaretini gösteremiyoruz? Biz, seçtikçe kendimizden ve İslam’dan uzaklaşacağız ve de uzaklaştırılacağız. Zira iktidar olan efendiler, bizleri daha da köleleştirmek ve haysiyetimizden harcaya harcaya haysiyetsiz bir durumda bırakmadan iktidar dedikleri zevki tadamayacaklardır. Bu tadı alanlar da İslam’dan söz edemezler. Etseler bile ancak İslamı demokrasi ve laik Kemalist ideolojinin önünde harcamaktan başka bir şey yapamazlar.

    Laikler, İslam’a “irtica” derlerken siz de kalkar “Din Milliyetçiliği”nin yanlışlığından ve kötülüğünden söz ederseniz, bunu yarın size anayasaya koyma zorunda bırakırlar sizi. Mademki irtica yoktur, o halde “İslam Milliyetçiliği” de yoktur diyecekler ve Müslümanların tek ümmet olduklarını ve ancak İslam şeriati ile yönetilmeleri gerektiği inancını ve akidesini de size inkâr ettireceklerdir.

    Sanki İslam’da Milliyetçilik denen “ırk yüceltmeciliği” gibi bir akide varmışçasına bir imada bulunmak anlamına gelen beyanatlar yarın ilk önce sahibinden kurban vermesini ister o kurban da İslam olacaktır.

    EY DÜNYANIN EN İYİ MÜSLÜMANLARI OLDUKLARINI SÖYLEYEN KARDEŞLERİM!

    Ey dünyanın ve Müslümanların en iyilerinin kendi ülkelerinde olduğunu söyleyen saf ve aldatılan kardeşlerim!

    Ne zaman, Rabbimiz Kur’an’da bize ne diyor diye düşüneceğiz ve ne zaman O’nun bize gönderdiği Rasul’ün (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünneti’nde bize nasıl bir Din üzere olmamızı emrettiğini anlayacağız?

    Parti kavgaları, iktidar hırsı, yakınları ahbabları ve dostları zengin etmek, ihaleler kotarmak ve dünya makamlarına sahip olarak muhaliflerini ezmek ve Allah’ın hoşlanmadığı yasalarla insanları idare edip gerektiğinde onları mahkeme etmek ve yargılamak ve sonra da haklı da olsalar zindanlara koymak; kendisi için alnınızı secdeye koyduğunuz ve kadınlarınızı kızlarınızı emri için örttüğünüz Rabbinizin ayetlerine ve ahkâmıyla nasıl bağdaşıyor?

    “Allahu ekber” diye kendisi için kıyama durduğunuz Rabbiniz; başkalarını yüceltmeniz ve O’nun karşısında yasa koyanların yasalarını ve ideolojilerini takdis etmeniz ve bu uğurda gerekirse insanları katletmenize acaba hangi ayetinde cevaz veriyor?

    Sizlere namaz farz mıdır diye sorsak, bize onlarca ayet okursunuz. Ama küfre ve şirke muhalefet etmek farz değil midir diye sorsak kesinlikle “ama” diyeceksiniz?

    Allah’a iman ettikten sonra ve bu imanı iktidar edecek güce sahip olduktan sonra “ama”nın kaç ayeti yok saydığını bir bilsek!

    Bütün bir ülke bir yanlışa ve bir yalana teslim desek ve bunun hakkında iman ettiğiniz Rabbinizin kitabından ayetler okusak eminim ki siz; yine de “AMA” diyeceksiniz; hem de koca ve kapkara bir “AMA”

    MÜSLÜMANLAR!

    Demokrasi için dinlerini parti panayırlarında satılığa çıkaran sahte kanaat önderlerinin ve dalalet imamlarının; Allah’ın kitabını omuzlarının ardına attığını artık görünüz!

    Unutmayalım ki rejimin güvenceleri olan bu kanaat önderleri; kalplerinizi ve akıllarınızı Kur’an’dan ve hükümlerinden soyutlayarak dalalet olan kıyasları ile karartıyorlar ve saptırıyorlar!

    Çünkü onların iman ettikleri kitap; Kur’an değil, nefislerinin ve şeytanın yazdığı heva kitabıdır! Onlar Allah’ın kitabına iman etselerdi, bunca insanları ve cemaatlerini Allah’ın hükümleriyle alay eden partilere değil, onları Allah’ın kitabına davet ederlerdi. Allah’ın kitabından servetler kazanan din tacirleri elbetteki seçimlerde ayetleri en büyük “yal”ı kim verirse onlara satacaklar ve hükümlerini ketmedeceklerdi.

    Rabbinize dönün ve Allah’a tevbe edin sahte şeyhlere ve Deccallere gidip “tevbe vermeyiniz” Tevbe ancak Allah’a yapılır, çünkü Rab O’dur O’ndan gayrısı dünyanın sahte ilahlarıdır.. O’ndan başkası bizi bağışlayamaz, O’ndan başkası bize rızık veremez. Rızık verenden affınızı ve tevbenizi isteyiniz. Tevbeleri Allah kabul eder. Şeyhler kim oluyor ki bizlerin tevbelerini kabul ediyorlar mış? Bu düşünce ancak kendilerinde uluhiyet gören sapkınların ve müşriklerin yoludur. Yoksa, bu şeyhler Allah’ın vekilleri (!) oldular da Kur’an mı bunu bize haber vermeyi unutmuştur?

    Halbuki bu şeyhler menfaatleri için Allah’tan gayrısından meded umarlarken, kendilerini zavallı cahil insanların ilahı ve mededi yerine koyuyorlar.

    Allah’ın kitabına ve Rasulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünneti’ne dönün! “Kıyamet saati” yakındır, felaket ve fitneler kapkara bulutlar gibi her geçen gün ufuklarımızı sarıyor. Tatlı ve ahmakça bir uykunun kollarına kendimizi teslim edip Allah’ın azabından kurutulamayız.

    Onun azabı geldiğinde asla geciktirilemez. Demokrasi; bize başta Allah’ı, sonra ahireti, cenneti ve cehennemi ve sonra da hesabı ve kıyametin alametlerini unutturuyor.

    Abdest alarak seçim sandıklarının başına gittiklerini söyleyenler; Rasulullah’ın ve ashabının nasıl ve ne için abdest aldıklarını hiç düşünmüşler midir?

    Onların abdestinin inşa ettiği akideyi, ahlakı ve medeniyeti; Din Milliyetçiliği yapmayacaklarını söyleyen abdestli liberal demokratlar ve demokrasileri inşa edebilecek mi?

    Bir onların abdestleriyle başardıklarına bakalım bir de bizim! Allah’ın dışındakiler ve Allah’tan gayrılarının yasaları ve rejimleri için abdest alanlar, demokrasiyi de bir ibadet olarak mı görüyorlar acaba?
    Mehmed Emin AKIN
  2. EBUSELAM

    EBUSELAM Vefa ehline feda kolay olur Üye

    hoca dan Allah razı olsun güzel yazı........
  3. Kozsoy

    Kozsoy İyi Bilinen Üye Üye

    Demokrasinin karşıtı diktatörlük gibi görünmektedir oysa demokrasinin karşıtı tam olarak adalettir . Demokraside kelle = kelle iken Adalet'te böyle bir şey olması söz konusu değildir.Adil Düzen'de, adalete dayalı hadler vardır , seçme ve seçilme özgürlüğü haliyle söz konusu değildir. Ancak eğitimde fırsat eşitliği kesinlikle sağlanmalıdır liberal demokraside ise bu söz konusu olmayabilir zira hem eğitim devlet eli ile paralı yapılırken hem de özel okullar aracılığı ile eğitimde fırsat eşitliği ilkesi yok edilmektedir . Bundan 100 yıl önce bu tip şeyleri göz ardı edip İran Mısır Osmanlı ve Afganistanda meşrutiyet yaygarası koparılırken Mutlakiyet kötü denilerek yapılmaktaydı i hatta bu uğurda Osmanlı da Saidi Nursi gibilerinin İttihat Terakki ile işbirlikleri , Efgani ve Abduh'un sivil islam adı altında Merkezi otoriteye başkaldırma çabaları ile Mısır'da mason locaları desteklerinde oluşumlar , tıpkı bugünün arap devrimleri gibi idi. Zor kullanmadan değişim olmaz ve bunu becerebilen iki nadir topluluk iran şiileri ile afganistan mücahidleridir. İran konumu itibarı ile hem Irak'ta hem de Afganistan'da ABD'yi desteklediğine göre göz ardı edilmesinde bir beis yoktur. Ancak Türkiye'de özellikle Saidçi Gülenistlerin demokrasi ile değişim olacağına dair söylemleri 60 yıldır sürekli olarak ham hayal olarak karşımızda bulunmaktadır. Açıkçası Türkiye için değişim içerden olabilecek gibi görünmemektedir , milyonlarca insan hem weberci devrimlerle toplumsal mühendisliğe uğrayarak değiştirilmiş , hem de bu değişşim sürecinin uç noktalarından birisi olarak 28 Şubat'ın ürünü olan döneminde Anadolu İslamı Türk İslamı gibi adlandırılan sonrasında Diyalog iklimi adı altında Gülencilerle pompalanan bir nevi yeni murcie akımı ülkenin gayrı resmi mezhebi olmuş durumdadır. Bu koşullarda bu ülkenin içerdendeğişmesi açıkçası imkansız görünmektedir . Tabiki Allah'(c.c.) dilerse her şey kolay olur ama biz bu yazıda bizlerden bahsetmekteyiz . İzlenebilecek olan yol herhangi bir devrim hayalinden daha ziyade bireylerin sistemden kendilerini dışlamasını sağllamaktır. Herhangi bir weberyan mühendisliğe "henüz" kurban gitmemiş olan diğer islam ülkelerinde yaşanacak olan gelişmeler. Türkiye üzerinde baskı kuracaktır. Zaten şu anda Arap Baharı denilen şeyde aslında bunun tam olarak aynısıdır ama ters yönde , şöyleki tepelerinde sultanlığını ilan etmekten korkan diktatörlerden bıkan kitleler , şu ya d abu sebeble ayaklanmakta ve kendilerine batı tarafından empoze edilmeye çalışılan demokratik rejime Türkiye'yi ve AKP 'yi örnekleyerek meydanlara itilmektedirler . Derinlerde Abduh Efgani çizgisine dek ulaşan bağlarlada bu ayaklanmalar pohpohlanmaktadır. İslam coğrafyasının üzerine kurulan sistemin derin devleti bu değişimi istemektedir , özellikle Çin'in dünya pazarına dalışı sonrasında dünya pazarında payı azalan batının sisteminin devamı için yeni pazarlara ihtiyacı vardır . Bu pazarlar tabi ki kişisel serveti 50 milyar dolar olan abuk şeyhler veya diktatörler değil ülke halkları olacaktır ve bu halkların ülke servetlerinden daha fazla pay almaları ile hem cepleri doyuralarak kandırılAcak hem de üzerlerindeki baksı hafifletilerek ses çıkarmaları engellenecektir ki bu senaryo 28 Şubat sonrası AKP aracılığı ile Türkiye'de başarılı olarak tezgahlanmış ve işlerliği görüldükten sonra tüm islam coğrafyasında uygulanmaya kalkışılır olmuştur .Demokrasinin baş tacı ettiği Avam'ın çok basit şekilde iki derdi vardır . Birincisi evet birincisi karnını doyurmak , ikincisi taklidi iman . Demokratikleşme ve liberal ekonomi ile karın doyması sağlanırken demokrasi ile uyumlu çalışan diyalogcu ılımanlarla da taklidi iman işi halledilecektir .
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş