Her hayat nizamında olduğu gibi İslam’ın Yönetim Nizamı da “Aklın Korunma” ilkesini toplumun yüksek hedefleri içinde değerlendirmiştir. Aynı zamanda değişim istiysen-kalkınmak istiysen bir toplumun aklın korunması gereğini İslam’ın hayat görüşüne göre etkili ve açıklayıcı bir şekilde tanımlaması gerekmektedir. Aksi takdirde laik demokratik sistemler ile yönetilen toplumlarda bunun bedeli ağır ödenmektedir.Müslümanlar, insan fıtratını yok eden, İslami şahsiyetleri allak bullak eden, ne ferdin ne de toplumun hayatla ilgili alakalarını/ilişiklerini doğru şekilde tatmin edemeyen ulus devletlerin de yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. Müslümanların, bu bozuk esaslara dayanan ulus devletlerden en önemli taleplerinden biriside akılın korunması ilkesidir. İmam Gazali’nin Mustasfa isimli kitabın da devletin halkın maslahatlarını korunması konusunda yaptığı tespitini hepimiz bir yerlerden okumuşuzdur-duymuşuzdur. “dini korunması, canın korunması, aklın korunması, ırzın korunması, malın korunması.” İmam Gazali toplumun muhafazasına yönelik yüksek hedefleri koruma keyfiyetini açıklarken elbette bugün yapıldığı gibi bu değerleri demokratik fikirler ile açıklamamaktadır. Bilakis Allah’ın emirleri ve nehiyleri tarafından belirlenmektedir ki bunlar sabittir, değişmez, evrimleşmez ve orta yolu(din ile toplumsal yaşamın ayrılma esasını) kabul etmez! İnsanların çıkardığı kanunların “egemenliğin kayıtsız şartsız milletindir” ilkesinin, insanoğluna oy kullanmaktan başka bir şey veremediğini, insana ait olan bütün değerlerini sökerek aldığını davranışlarını hayvanlardan da aşağı bir seviyeye çekmekte olduğunu görmekteyiz. Belki okuduğunuzda abartıyormuşum diye düşüne bilisiniz fakat bu acıyı-sistemin zulmünü bir çeken anlar. Eğer çevrenizde akıl hastalığına yakalanmış tanıdıklarınız var ise ki mutlaka vardır. O insanların yavaş yavaş nasıl eridiklerini, önce toplumdan dışlandığını sonra akraba ve ailesi tarafından terk edildiğini ve en sonunda birçoğunun intiharla sonuçlanan hazin sonunu göreceksinizdir.Artık ulus devletler halkın akıl hastalığının bozulduğu gerçeğinin üstünü kapatamamaktadırlar. Eskiden halkın etkilenmemesi için göremeyeceği ve gitmekten çekineceği yerler de akıl hastaları tedavi edilmeye çalışırdı yada halk tarafından cin çarpmış vb. hurafeler ile üstünün kapatılması sağlanırdı. Fakat son zamanlarda bu hastalığın yaygınlaşması sonucu her ilçeye varana kadar polinikler açılma projeleri başlatılmaktadır.2012 10 Ekim Çarşamba günü “Dünya Ruh Sağlığı Günüydü” 1948 yılında kurulan Dünya Ruh Sağlığı Federasyonu küresel bir kriz olarak depresyonu yaptığı araştırmalar ile kamuoyuna duyurdu. Federasyon, dünya ölçeğinde depresyonun giderek yaygınlaştığına, küresel bir kriz olarak tanımlanabilecek bir soruna dönüştüğünün altını çizerek 2020 yılının ikinci sırasındaki hastalığı olarak öngörüde bulundu. Türkiye Psikiyatri Derneği genel Başkanı Prof. Dr. Tunç Alkın bu konuda: “Depresyonun, kederli, karamsar, yaşamın anlamsız olduğu, gelecek duygusunun kalmadığı, mutsuz, enerjisiz ve yorgun bir geleceğe vurgu yapılıyor” diyerek “Bu sonuç salt biyolojik etkenlerle açıklanabilir mi? Nasıl önleyeceğiz? Bu aşamada açıkçası yalnızca psikiyatrik değil ekonomik ve politik bir tartışmaya ihtiyaç var. Bu öngörü şunu gösteriyor. Ülke yöneticilerinin umut veren açıklamalarının aksine dünyada egemen olan hiçbir yönetim, ekonomi, politik tercih, toplumsal proje, iktidar biçimi, hepsinin özeti dünyayı saran neo-liberal politikalarla ifade bulan kapitalizm umut vermiyor, vermeyecek görünüyor. Doğayı, toplumu ve insanı değiştiren tüm eylemleriyle, etkinlikleri dünyayı karamsar bir geleceğe götürüyor. Her geçen gün boyutları daha da büyüyen, genişleyen ve yaygınlaşan ekonomik değişiklikler ve krizler, yoksulluk, işsizlik, savaş, şiddet, artan kayıplar vs. her biri ve hep birlikte yaşamı anlamsızlaştırıyor, mutsuz kılıyor, kederi baskın duygumuz yapıyor. Depresyonu üretiyor, onu bir küresel soruna dönüştürmeye başlıyor.”Akıl sağlığının korunamaması riskinin yüksek olduğunu belirterek; “Her yıl yaklaşık bir milyon kişi intihar sonucu yaşamını yitirmektedir. Bu her gün 3000 kişinin intihar sonucu öldüğü anlamına gelir. DSÖ’nün 2012 verilerine göre her bir tamamlanmış intihara karşın 20 intihar girişimi olmaktadır” dedi.Sizlere bu vakıanın ehemmiyetini hissetmenizi sağlayacak ve kafirlerin dünya halklarına ideal siyasal sistem olarak sunduğu laikliğin, ulus anlayışının ve demokrasinin insanoğlunun fıtratına uygun olmadığını, akılara kanaat getirmediğini, kalplerde mutmainlik oluşturmadığını bir takım araştırmalar ile anlatmak istiyorum.Yakın bir zamanda Türkiye Psikiyatri Derneği dünyadaki akıl sağlığı durumu ile ilgili çarpıcı-korkutucu veriler açıkladı.DÜNYADA ruhsal rahatsızlığı olan yaklaşık 500 milyon kişi yaşıyor. Bunların çoğu için, tedavi gerekiyor.DÜNYADA her 40 saniyede bir intihar, her 3 saniyede ise bir intihar girişimi gerçekleşiyor.SON 45 yılda tüm dünyada intiharlar % 60 civarında arttı.HER 4 kişiden biri yaşamının bir döneminde ruhsal hastalıklardan etkileniyor.Dünyada yetişkin ya da çocuk her beş kişiden birinin yardım alması gerekiyor.Gelişmiş ülkelerde(ekonomik ferahın, ileri demokrasinin, evrensel insani değerlerin yüksek olduğu ulus devletlerde) bile akıl hastalarına yönelik ciddi insan hakları ihlalleri bulunduğuna dikkat çekiliyor.Sonuç olarak devletin en önemli vazifelerinden biri olan akıl sağlığını korumak- mücadele etmek yalnızca psikiyatrik yada kurumsal bir vakıa değil. Öncelikle akıl sağlığının korunamamasını bir küresel gerçekliğe, bir krize dönüştüren ekonomik, politik, siyasal, toplumsal, kültürel yani insanoğluna tatbik edilen yönetim nizamları ile bire bir etkisi olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti ve dünyadaki diğer ulus devletlerin aksine İslam’ın Yönetim Nizamı (ki Raşid olan Hilafet sistemi) toplumsal yaşamın bütününü ve toplumu inşa eden yüksek hedefleri Allah’ın emirlerine ve nehiylerine göre düzenler. Toplum nezdinde itminan (mutmainlik) oluşturur. Aklın tanımı, sınırlarını, onun nasıl korunacağını, akla zara verecek unsurların nasıl ortadan kaldırılacağını anlaşılır ve etkileyici bir şekilde tatbik eder-korur.Bu zamanda demokratik düşüncenin topluma sunduğu gibi, bedeni doyurmak ona haz vermek ve özgürlüklerini genişletmekle değil, topluma Allah Subhânehu ve Te’alâ’yı razı etme gayesini lider fikir olarak gösterir. Bunun için Müslümanlar toplumun muhafazasına yönelik Yüksek Hedeflerini, demokrasi düşüncesinde olduğu gibi insan-akıl tarafından belirlemesi kati naaslar ile caiz değildir.Başta ülke yöneticileri olmak üzere ilgili tüm kurum ve kuruluşlar, STK, cemaatlerin, aydınların yaşadıkları bu bozuk sistemin, insanın aklını koruyamadığını topluma sundukları demokratik değerlerin toplumu kalkındırmadığını itiraf etmeleri gerekmektedir. Halklarını kurtuluşa çıkaracak yönetim nizamının sadece İslam’ın yönetim nizamı olan Raşit olan Hilafet sistemi ile olacağını ve onun kurulması için çalışmaları gerekmektedirler. Allah Subhanehu ve Tela’nın bu konuda Müslmanlara hitabı katidir; Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. Azhap/33
Hakan Bolat