1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.
  2. Site iletişim adresimiz islamtrforumu(at)gmail.com dur. İstek, eleştiri, ban sorunları ve hak sorunları ile alakalı yazabilirsiniz. HAYIRLI RAMAZANLAR
    Duyuruyu Kapat

Demokratik Yöntem Ile Islam'ı Hakim Kilmak

Konu, 'Demokrasi' kısmında kuL tarafından paylaşıldı.

  1. kuL

    kuL Üye Üye

    4- DEMOKRATİK YÖNTEM İLE (PARTİ) İLE İSLAMİ HAKİM KILMAK:
    [​IMG] [​IMG][​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Parti çalışmalarıyla islam’ı hakim kılmak , demokratik bir düzen içerisinde söz konusu olur . Demokratik düzenin en belirgin özelliğ ise “EGEMENLİĞİN KAYITSIZ ŞARTSIZ HALKIN OLDUĞUNU “ ileri sürmektir. Demokratik düzenler , böylece işin başından itibaren ALLAH ‘ın hakimiyetini kabul etmediklerini , ALLAH ‘ın hakimiyeti yerine halkın hakimiyetini öngördüklerini ifade etmektedirler. Bu herkesin bildiğidir.

    Demokratik düzenler ALLAH ‘ın hakimiyetini yani insanların hayatını düzenlemek üzere ALLAH ‘ın koyduğu hükümleri dolayısı ile İslam hukukunun tümünü red edip halkın hakimiyetini yani demokratik sistemlerde yasama meclislerinin yaptıkları kanun ve hükümleri kabul ettiklerinden ; bütün kurum ve kuruluşları , mevzuatları da o şekle göre şekillendirirler.
    Hiçbir alanda halkın hakimiyetini sarsacağı kabul edilen herhangi bir faaliyet ve çalışmaya imkan verilmek istenmez . Buna aykırı kanaat , yaklaşım ve ve gayeleri bulunan ekipler , en azından bu kanaat ,yaklaşım ve gayelerini açığa vurmamak zorundadırlar; buna çok büyük ölçüde dikkat etmeleri gerekmektedir. Aksi takdirde kurulu düzenle ve bu düzenin ilkeleriyle karşı karşıya gelir. Bunun için böyle bir süreci kabul edenlerin en azından zahiren de olsa bu ilkeleri kabullenmeleri veya kabul ediyor görünmeleri gerekir.
    İstedikleri doğrultuda faaliyeti açık açık yapamayacaklarından işleri güçleri kurulu düzenin mevzuat yada teamüllerindeki boşlukları araştırmak ve bu boşlukları kendi lehlerine yorumlamak için zaman ve emek harcamak olur . İslam davetinin basiret üzere yapılması gereği gayet açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Müminler , Peygamberin yolu üzere daveti bırakıp , körü körüne davette bulunamazlar .


    De ki : İşte bu benim yolumdur .Ben ALLAH’a (körü körüne değil) bir basiret üzere davet ederim Ben de bana uyanlarda böyleyiz. ALLAH ‘ı tenzih ederim ,ben asla müşriklerden değilim .” (Yusuf 108)
    Acaba basiret üzere davet yolunu bırakıp , başka yollar denemeye kalkışmanın şirki red edebilme özellik ve nitelikleri ne kadardır ? !

    İSLAMI HAKİM KILMANIN YOLU !!!...


  2. Birtat

    Birtat İyi Bilinen Üye Site Emektarı Üye

    Rab'bim İslah etsin..

    makam-mevkii-rant hevesi ile İslam'dan uzaklaştırmasın Ya'Rabbbbbbbb
  3. İbn-i_VARAKA

    İbn-i_VARAKA Yeni Üye Üye

    Kul'a selam olsun.

    Yukarıda söylediklerine aynen katılıyorum kardeşim.İzninle bir iki ekleme yapmak istiyorum:
    1: Maide suresi 3. ayet-i kerimede (....)bugün dininizi kemale erdirdim,(mükemmelleştirdim) üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak islamı seçtim.(....) hükmü beyan buyrulduğu gibi;Dinimizin hiçbir eksik tarafı yoktur.Dolayısı ile bu dinin mensubları hakimiyetten düştüğü zamanlarda nasıl yeniden ayağa kalkacaklarına dair metod da bu dinde mevcuttur!..Gayrı islami metodlarla islamı hakim kılmaya çalışan bir müslüman önce bu dine olan inancını gözden geçirmelidir!!!

    2: Buhari' (Rh.A.)nin rivayet ettiği ilk hadis olan ''Ameller niyetlere göredir'' hadis-i şerifindeki ameller,hakkında hüküm olmayan meseleler içindir.Mesela: içki hakkında haram hükmü Allah(C.C.) tarafından verilmiştir.Şimdi bir müslüman kalkıpta ben bunu su niyetiyle içiyorum diyemez!..
  4. metinbinhalil

    metinbinhalil Yeni Üye Üye

    Esselamu aleykum verahmetullah,
    Konuya cevap yazmak üzere bilhassa üye olduğumu belirtmek istiyorum.
    Efendimiz neden önce hükümdar olayım da, sonra insanlara İslamı daha rahat anlatırım diye düşünmedi? Hatta bu kendisine teklif edilmesine rağmen!
    Efendimiz neden o kadar sıkıntıya ve zorluğa katlandı?
    Neden görünürde kolay olanı seçmedi?
    Peki biz neden O'nun seçmediği yolu seçiyoruz?
    Sünnete uymak bu mudur?
    Ben şahsım adına sünnete uydum. Aslında bunun Allahü Teala ile aramda kalmasını istiyordum ama insanlarda bilsin, belki birileri de yapar diye yazıyorum. Geçen seçimde sandık başına gittim. Yukarıdaki satırlardaki duygularla. Oy pusulasını aldım ve oyumu kullandım.
    Oyumu Allah'a verdim. Pusulanın üzerine şimdi tam metnini hatırlamadığım ama yaklaşık olarak, "Hüküm vermek Allah'a aittir. Başkasının bunu yapmaya hakkı yoktur." mealinde daha önceden hazırladığım metni yazdım. Elhamdülillah içim çok rahat. Bundan sonra da oyumu inşaallah sadece Allah'a vereceğim ve O'nun kanunlarıyla yönetilmek istediğimi her seferinde beyan edeceğim.
    Her müslümanın bunu yaptığını düşünsenize!

    Not:Konuyla ilgili Merhum Seyyid Kutbun Yoldaki İşaretler kitabını okumanızı öneririm.
  5. ABDULHAK

    ABDULHAK الإذلال هو بعيد عنا Yetkili Kişi Site Admin


    sen kafirlerin sandık başına gel dediği gün itaat ederek sandık başına gittikten sonra kime oy verirsen ver pek bir değişiklik yoktur. Hepsi Mustafa Kemal ilke ve inkılaplarını kabul edip ona göre mücadele eden düzenin resmi partileridir. Sandık başına gitmek sünnet değildir . Velev ki oy pusulasına Hüküm vermek Allah'a aittir. Başkasının bunu yapmaya hakkı yoktur yazsanda. Sonuçta damgalanarak çıkacaksındır oradan. Kafirlere itaat ederek tebliğ yapılmaz!
    Seni orada ben görseydim sana zahiren hükmederdim! Sen desende benim amacım farklıydı yine benim bir sorumluluğum olmazdı , çünkü ben seni demokratik mücadele edenlerin karaltısını çoğaltanlardan görmekteyim.


    Tağuti düzen için hangi partiye oy verirsen ver kazanan Rejimleridir. Kapattığı Rp , fazilet, Milli selamet , isterse düşmanım dediği AKP, PKK partisine bile ver ama yeterki bana itaat et , gel dediğim gün sandık başına gel der.
    Rejim , seçim akşamı Kimin ne kadar oy alıp almadığına bakmaksızın seçime katılma oranıyla övünür. Seçimi tanımayıp katılmayanların oranı ne kadar çok olursa dehşete düşerler. Bunu enmgellemek için çeşitli cezalar ileri sürerler ama bu güne kadar daha ceza uygulanan bir kimse yoktur. Bunu uygulamaya koymak için yeni küfür yasası çıkaracaklardı .
    Sen sandık başına giderek muvahhidlerin emeğini baltalıyor , itaat edeek zahiren demokratların safında olduğundan öyle değerlendirmeye tabi oluyorsun .
    Yaratıcımız , Rabbimiz Allahın ismini o şerefsiz kutunun içine atarak bir nevi cezalı Rakip parti taraftarı gibi mücadele ediyorsun .


    Mekkede müslümanlar kafirlerin yönetim şekilleriyle hiç bir zaman ilgilenmediler küfür deyip kendi işlerine baktılar.
    Tebliğde , cihadda , mücadelede İslamın izin verdiği , Rasulullahın sünneti üzere yapılır. Tebliğ zillete düşmeden yapılmaya çalışılmalıdır . Senin o sandığın içine tebliğ içeren botlar yazman duygusal olarak seni tatmin edebilir , bazılarına hoş da gelebilir ama asıl tebliğ yapabiliyorsan o sandığın içine çakmağını açık unutarak düşür!;)
  6. metinbinhalil

    metinbinhalil Yeni Üye Üye

    1-oy vermedim!
    2-partilere oy vermedim! Ayrıca bu yaptığım sünnettir de demedim. Düzene uyarak bişeyleri değiştirmeye çalışmak yerine, toptan hepsini reddetmek sünnettir dedim. Uydum dediğim sünnet ise oraya onlara tabi olmadığımı, sistemleri içerisinde yer almadığımı söylemek için gitmekti.
    3-ben onlara itaat etmedim! bu partilere oy ver diyenlere sizin hiçbirinizi istemiyor, Allah' ın kanunlarıyla yönetilmek istiyorum dedim!
    4-hükmünüz nedir?
    5-tağuti düzenin hiç bir partisini istemediğimi söyledim, oy da vermedim!
    6-o partilere de oy vermedim! ayrıca o gün giderek onlara tabi olduğumu söylüyorsunuz ya, sui zan ediyorsunuz !
    Kişi tağuta muhakeme olmaya gitse, onu tanımasa bile onun hükmünü talep etse, KESİNLİKLE YANLIŞ YAPMIŞTIR. Ama kişi tağutun mahkemesine gitse ve SENİ TANIMIYORUM dese yine de yanlış mı yapmıştır?
    Ben oraya onları tanımadığımı söylemeye gittin.
    7-demokrat olmadığımı söyledim. demokrasiye inansaydım onların partilerine oy verirdim, yada sistemdeki İslam'ı referans gösteren başka bir partiye! ben hiç birini istemediğimi söyledim.
    8-Allah mutlak izzet sahibi ve mutlak yücelik sahibidir. Ben Allah'ın adını oraya yazmakla onların alternatifi Allah tır demedim. Ben Allah'ın ve O'nun düzeninin alternatifi yoktur dedim.
    9-Benim yaptığım zillete düşmek mi? Gittim ve sizi ve sisteminizi istemiyorum dedim.
    10-Kendimi tatmin etmeye çalışmıyorum. Sisteme inanmadığımı ve böyle devam etmesini istemediğimi söylüyorum.
    11- Unutarak mı dedin? Eğer yazarken yanılmadıysan, bilerek ve isteyerek, KASTEN olmalıydı!

    Allah İslamı yüceltenlerin yar ve yardımcısı olsun. Selam ile...
  7. metinbinhalil

    metinbinhalil Yeni Üye Üye

    Efendimizin(sav) aşağıdaki yollardan birini seçme hakkı var mıydı?
    1-O devir hemen hertürlü ahlaksızlığın ve çirkinliğin neredeyse aleni yapıldığı karanlık bir dönemdi. Efendimiz (sav), kavminin kabul ettiği gibi toplumun, hatta arap yarımadasının en temiz, en dürüst, en güvenilir kişisi idi. (Biz biliyoruz ki aslında gelmiş geçmiş tüm insanların ve tüm coğrafyaların ve tabii ki tüm zamanların) Bu yeni daveti ahlaki değerleri güçlendirerek toplumun temizlenmesini ve insanların nefisleri temizlemeyi amaçlayan ahlaki bir reforma davet şeklinde sunabilirdi. Bu durumda kendisine birçok taraftar bulabilir, hatta azılı düşmanları bile O'na katılabilirdi. En azından karşısında olmazlardı.
    2-O devirde arap yarımadasının neredeyse büyük kısmı perslerin ve rumların elinde idi. Arapların elindeki topraklarsa çok kısıtlıydı. Efendimiz arap milliyetçiliği bayrağı açarak insanları İslama davet etse idi, yine kendisine birçok taraftar bulabilir, hatta azılı düşmanları bile O'na katılabilirdi. En azından karşısında olmazlardı.
    3-O devirde toplumsal sıkıntılarda had safhadaydı. Efendimiz toplumculuk adına bayrak açarak, soylu ve sömürücü sınıfa karşı ezinlenleri yanına çekerek onlarla savaşabilir, zenginden alıp fakire vereceğini, sınıf farkını ortadan kaldıracağını söyleyebilirdi. Bu yolla da kendisine birçok taraftar bulabilir, hatta azılı düşmanları bile O'na katılabilirdi. En azından karşısında olmazlardı.

    Bu yolların herhangi biriyle idareyi ele aldıktan sonra da İslamı daha iyi anlatabilir, insanları Rablerine kulluk etmeye çağırabilirdi. Muhtemel ki bu yolla, yaşadığı bir çok sıkıntıyı yaşamaz, kardeşler arasında savaşlar olmaz, insanlar da bu çağrıyı daha kolay kabullenebilirdi!!!!!!!
    denilebilir mi?????

    Oysa Allah(cc), Efendimizi bu yolların hiçbirine yöneltmedi. Efendimizde bu yolların hiç birinden gitmedi.
    Öyleyse bizde insanları bu yollarla İslam'a çağıramayız. Bunu "La ilahe illallah" diyerek, uluhiyeti ve hakimiyeti Allah'a vererek yapabiliriz ancak. (O'nun olanı O'na vermekte biraz tuhaf ama, malesef gasbedildi.)
    Sahip olan kim ise, emretme yetkisine sahip olan da O'dur. Hakimiyet kimin ise, ne ile hükmedileceğini, nasıl idare edileceğini, sınırları ve özgürlükleri belirleyen de O'dur. İlah olan kim ise kendisine kulluk yapılmaya layık olanda O'dur.
    Rabbimiz, İlahımız Allah diyelim ama
    bizi O yönetmesin kendi kendimizi yönetelim,
    istediğimiz gibi yaşayalım,
    nefsimize hoş geleni kanunlaştırıp helal kılalım,
    menfaatimize dokunanı kanunlaştırıp haram kılalım,
    öylemi?????

    Bizim böyle bir hakkımız da yok, yetkimiz de.
    Allah nasıl dilerse öyle yönetilmeli,
    O nasıl dilerse öyle yaşamalı,
    O neleri haram, neleri helal kılmışsa bizde onları kabul etmeliyiz.

    Demokratik yöntem, bir kısım insanları bir kısım insanların ilahı yapar. UNUTMAYIN!!!!!!

    (Hatalarımdan Allah'a sığınırım, Rabbimden doğruya ulaştırmasını niyaz ederim.)
  8. ABDULHAK

    ABDULHAK الإذلال هو بعيد عنا Yetkili Kişi Site Admin

    metin bin halil ;

    İslam zahire hükmeder.
    Biz bir kimseyi tanımıyor , inancını (akidesini) da bilmiyor isek böyle bir durumda o anki ortam ne ise onu o toplumdan sayarız. Bu sayma zahirendir. Kişisel olarak tanırsak o zaman o hükmü vermeyiz. En azından niye böyle bir duruma girdiğini , yaptığını vs. sorar ona göre tavır alırız.

    Bu konuya misal verirsem daha iyi anlaşılacak.

    İngilterede caddedesin. İnsanlar gelip geçiyor. İslami kisvesi -şiarı olmayan bayan ya da erkek caddeden geçse ve aralarında islam dinine mensubum diyen biri de olsa biz tanımadığımızdan hepsine oranın ehlindenmiş gibi hüküm veririz. İçlerinde tanıdığımız fakat dış suretinde İslami şiarı olmayan bir müslüman var ise onu ayrı tutarız bu hükümden.

    Şimdi turkiyede sandık başına gelelim.
    Hiç tanımadığımız insanlar sandık başında sıraya girmiş oy kullanıyorlarsa zahiren o seçim ve rejimden razı , laik demokratik mücadeleyi benimseyen insanlar yığını olarak görür ve zahiren hüküm veririz.
    Fakat tevhid akidesi mensub tanıdığımız bildiğimiz birisi var ise buna hemen hüküm vermez niye böyle yaptığını sorar ona göre cevabımızı veririz. Hele ki senin dediğin gibi benimsemeyip oy da kullanmayıp böyle bir tavrı uygun görmüş ise kesinlikle tekfir edilemez. Ama yaptığının yanlış bir tavır olduğunu izah etmeye çalışır , kafirlerin karaltısını çoğaltmamasını vs deriz.
    Fakat tanımayanlar nezdinde seni önündeki arkandaki rejim taraftarları olanlarından ayırt edemeyecek (kalbini Yaramadığından) oranın ehlinden sayacak ve küfür işlediğine karar verecektir.
    Bu durum herkes için böyledir. Bu kişilerin dünyadaki hükmüdür. Fakat Allah katında onun itikadi ve amacına göre değerlendirilerek hüküm alacağı muhakkaktır.
    İtikadini bilim tanınan bir müslüman böyle bir yanlış dahi yapsa küfür hükmü verilmez.
  9. cüleybib

    cüleybib Üye Üye

    Metinbinhalil arkadaş kendince doğru bir harekette bulunmuşsun. İslama göre, sandık başında bulunmaman ise en doğru hareket olacaktır inşallah.
    Demokrasi dinine darbe vurma,demokratlara akıl verme yeri sandık başı değildir. Bende senin gibi oyumu Rahman(cc) ye veriyorum. benim vekilim de O'ndan (cc) başkası değildir.

    Abdulhak kardeşin sana detaylarıyla anlatmak istediği zannederim budur.
    selametle

  10. metinbinhalil

    metinbinhalil Yeni Üye Üye

    selamun aleykum ve rahmetullah,
    ben bu dinin öğrencisiyim, bildiklerimse bilmediklerimden hayli az.
    demokrasi, laiklik, hakimiyet kayıtsız şartsız millitindir! demek ne demektir, oy vermekle yaptığım sadece bizi yönetmesini istediğim partiyi seçmek mi yoksa başka anlamları da var mı, oy vermekle hakimiyetin kullanımı anlamında Allah'a muhalefet mi ediyorum,... gibi konularda birkaç yıldır tefekkür etmekteyim.
    sandığa gidip oy pusulasına meramımı anlatan şeyler yazmamda aslında ne yapacağımı bilmemekten, ama laik-demokratik sisteme olan muhalefetimi ifade etme, onlardan olmadığımı, onların düzenini istemediğimi bir şekilde ifade etme amacıyla kendimce bulduğum bir yoldu.
    safımı belli etmekti amacım.
    şimdi öğrendim ki (katkısı olandan, özellikle kardeşim Abdulhak'tan Allah razı olsun) oraya gitmek bile doğru değil.
    düşünüyorum da o sandığın başına gidipte ne yaptığının bilincinde olmayan ne çok kardeşimiz var. sanıyorlar ki kendileri için, çocukları için, ülkeleri için iyi birşey yapıyorlar. çünkü böyleymiş gibi öğretiliyor. aslında sıkıntı da buradan kaynaklanıyor. bize doğrusu budur diye öğretilmiş ama yanlış olan o kadar çok şey var ki! bu doğru sandığımız yanlışlarımızla kimi zaman Allah'a kimi zamanda Rasulune muhalefet ediyoruz (Allah'a sığınırım) ve farkında değiliz. çünkü bize doğru diye onu öğretmişler. anaokulundan üniversiteye kadar; sorgulamazsak, doğrusunu bulamazsak bizi harama hatta küfre götürecek sözde doğrularla beynimizi dolduruyorlar. ve bunu yapmaya o kadar küçük yaşta başlıyorlar ki yanlışlığın farkına varmamıza imkan yok.
    iyi de ne yapacağız? yanlışlarımızı nasıl bulacağız? zaten yanlış olduğunu bilseydik bu güne kadar da yapagelmezdik!
    YAPMAMIZ GEREKEN ŞU:
    ALLAH'TAN BAŞKA İLAHIN OLMADIĞI, HAKİMİYETİN SADECE ALLAH'A AİT OLDUĞU AKİDESİNİN YERLEŞTİĞİ,
    ALLAH'TAN BAŞKASINA AİT OLAN EGEMENLİĞİN VE BU TEMEL ÜZERİNE KURULU TÜM SİSTEMLERİN REDDEDİLDİĞİ,
    MÜSLÜMAN BİR TOPLUM KURMAK!
  11. tewh1d

    tewh1d Üye Üye

    Ne mutlu ,tefekkür edip doğruyu bulanlara..Allah daim etsin
  12. ABDULHAK

    ABDULHAK الإذلال هو بعيد عنا Yetkili Kişi Site Admin

    İbn Teymiyye kardeşim s.a.

    Evvela emri bil maruf ve nehyi anil münker gereği yazından dolayı Rabbim razı olsun , teşekkürlerimi sunuyorum.

    Baştan şunu açıklayayım ki ben , İslami kaygılarla sandık başına giden oy kullanan veya metin b. halil gibi protesto yazısı yazıp gelen kimseleri tekfir etmiyorum. Hatta metin b. halile şöyle yazmıştım :



    Abdullah azzamın cihad derslerinde Allahın haramına helal, helaline haram diye kanun çıkarılmasına el kaldırmayan (oy vermeyen, onaylamayan) milletvekillerini de tekfir etmez. Hakimleri avukatları da tekfir etmez.
    Ben Hasan Karakaya (Fıkıh - hadisçi) ve Milletvekillerinden Bülent Arınçı tekfir etmedim diye tevhidaslanları sitesinde yazar olmama rağmen tekfir edildim üstelik !
    Bir kişi küfür fiilini bile işlese tekfirin belli şartları (cehl, tevil , cebr vs..) olduğunu , bunlar yürütülmeden muayyen tekfir yapılamayacağını bilir ve savunurum.
    Buradaki yazımda da metin bil halil isimli kardeşi protesto amaçlı da olsa sandık başına gitmemesi gerektiğini , demkokrasiden razı olanların karaltısını (farklı amaçla da olsa) çoğaltmamasını söyledim . Bunun tekfir le alakası olmadığını zaten malumumuzdur.
    sadece cahil insanlar bu kalabalığı ve bizim gibi müslümanları o kuyrukta gördüğü zaman ne amaçla o sırada olduğumuzu bilemeyecek ve bu işi meşru sanmalarına sebeb olacağızdır ki bunun vebal olduğunu söyledim.

    Aynı zamanda ben burada pek çok tasavvuf alimini ve camiasını da tekfir etmiyorum . Fakat mensubları , kitaplarındaki küfürleri, şirkleri gösterince kendilerini de tekfir ettiğimizi sanarak feryad-ı figan ediyor bizi tekfirle suçluyorlar. Ki benden kişinin adını veya şu cemaat kafirdir diyerek bir ifademizi bulamazlar.
    Dediğimiz (yazdığımız) eserlerindeki veya fiiliyatlarındaki İslama göre (tesbit edebildiğimiz) sakat olan bahislerin teşhiridir.

    İbn Teymiyye kardeşim , bu tarz yazılarını hatırlatma babında da olsa devamını beklerim . Bu bahaneyle açamadığım mevzuları izah etme fırsatı bulmuş da oluyor , hemde yanlış anlaşılmaları önelmiş olabilirm diye düşüyorum . Allaha emanet olasın s.a.
  13. IsLaM4eVeR

    IsLaM4eVeR لا اله الا الله - Lâ ilahe illallah Site Admin

    Allah razı olsun açıklamalar için.
  14. iMaNLiGeNC

    iMaNLiGeNC Üye Üye

    Allah razı olsun inşALLAH.
  15. ruveyda

    ruveyda İyi Bilinen Üye Site Emektarı Üye

    allah razı olsun kardeşlerim güzel açıklamalarınız için
  16. metinbinhalil

    metinbinhalil Yeni Üye Üye

    Seçim arefesindeyiz.
    Kimi partiler cahili yöntemlerini iktidar yapmamızı, kimileriyse dini kaygılar taşıyan cahili yöntemlerini iktidar yapmamızı salık veriyorlar.
    Bir parti dese ki: Ben iktidar olursam kanunların tamamını şeriata dayandıracağım. İslam şeriatının her hükmünü mecliste oylayıp, bunların tamamını kanunlaştıracağım! Ve bunu anayasa haline getireceğim!
    Soru şu:
    Müslüman bu partiye oy vermeli mi?
    KESİNLİKLE HAYIR!!!!
    Neden, hani şeriat istiyordunuz?
    EVET KESİNLİKLE İSTİYORUM, AMA BUNU SİZİN CAHİLİ YÖNTEMLERİNİZLE YAPAMAM!
    İKTİDAR KAYNAĞI OLARAK HALK, PARTİ VEYA HERHANGİ BİR BEŞERİ TEŞEKKÜL DEĞİL, YALNIZCA ALLAH OLMADIKÇA, EN YÜCE EGEMENLİK HAKKI GENE ALLAH'A AİT OLDUĞU İLAN EDİLMEDİKÇE, HİÇ KİMSE KENDİ ELİYLE KOYDUĞU YASALAR DİZGESİNİ, ALLAH'IN ŞERİATI OLARAK TANIMLAYAMAZ!!!!
    ŞERİAT KANUNLARI, ANCAK ALLAH ADINA YÜRÜRLÜĞE KONULDUĞUNDA BENİM TERCİHİM OLABİLİR!
    vesselam...
  17. ebu_abdullah

    ebu_abdullah Yeni Üye Üye

    elhamdülillah
    Allah'ım ayaklarımızı sabit kıl
  18. nureddin_79

    nureddin_79 Üye Üye

    İslamın yöntemi ile İslam hakim olsun inşallah... Allah razı olsun kardeşler.
  19. ABDULHAK

    ABDULHAK الإذلال هو بعيد عنا Yetkili Kişi Site Admin

    KAZANAN DEMOKRASİ, KAYBEDEN KİM?



    Anlaşılan o ki sistemin efendileri sonuçtan oldukça memnunlar. Onlar için önemli olan demokratik sistemin kazanması. Bunu da katılım oranına göre hesaplıyorlar.

    Eşyanın tabiatı gereği, bir kazananın olduğu yerde bir de kaybedenin olması gerekir. Hele de hep aynı kişi ve anlayış sürekli kazanıyorsa karşıtı olan düşünce de sürekli kaybediyordur.

    Normal olarak insanlar da hangi düşünceye sahipseler o düşüncenin kazanması, yani başarılı olması için uğraşırlar.

    Bilirler ki kendi başarıları karşıt düşüncelerin başarısızlığı demektir. Eğer birileri çıkar da “ya nasıl olsa bizim düşüncemiz kazanamaz, öyleyse biz de tam zıt bir fikre destek verelim” derse, bu en basitinden saflık olacaktır.

    Konuyu fazla uzatmadan sadede gelelim. Pazar günü yapılan yerel seçimlerin ardından yetkili makamlarca dillendirilen söylem dikkat çekiciydi. Hangi parti başarılı oldu, o mu kazandı, bu mu değil:

    “Demokrasimiz kazandı.”

    “Yüzde 90 a yaklaşan bir katılım oldu.”

    “Halkımız demokrasiye sahip çıktı.”

    Anlaşılan o ki sistemin efendileri sonuçtan oldukça memnunlar. Onlar için hangi demokratik partinin kazandığı o kadar önemli değil. Önemli olan demokratik sistemin kazanması. Bunu da katılım oranına göre hesaplıyorlar.

    Eee, o zaman düşünmek lazım; kazanan demokrasi ise kaybeden kim?
    Demokratlar seviniyorsa kimler üzülmeli?
    Yoksa bizler de kendimizi demokrat olarak isimlendirip seviniyor muyuz?
    Demokrasi yarışında bir tarafı tutup, onun başarısı için çabalarken kim olduğumuzu, ne olduğumuzu unuttuk mu yoksa?
    İslam’ın hiçbir beşeri sistemle bir arada yaşayamayacağı gerçeğini yok mu saydık.

    Ne yapalım, bu sistemin içinde yaşıyoruz. Olup bitenlere kayıtsız mı kalalım?” derken, kendimizi sistemin göbeğinde bulduk.

    Biz şerrin ehvenini bari tercih edelim, diğerleri gelse daha mı iyi” derken demokrasi girdabında kaybolduk. Belki bizler bunun farkında değiliz ama bu sistemin sahipleri bunu çok iyi biliyorlar. Bizleri sistemin piyonları haline getirdiler ve gözümüzün içine baka baka itiraf ediyorlar .

    İnşallah artık ders alırız da, kendimizi sistem içi çekişmelerin ortasında bulmayız.
    Zamanımızı hangi demokratik parti daha az kirli? Hangisi bize daha yakın? Oy verelim mi, vermeyelim mi? tartışmalarıyla israf etmeyiz. Safımızı netleştirir, demokratik şirkten tamamen arınırız.

    Değilse İslam’dan vazgeçelim de din bizden kurtulsun! 31/03/2009 - 12:03 Serdar EFE
  20. cendel

    cendel Aktif Üye Üye

    Demokrasi:


    Demokrasi; hayat, insan ve varlık konusunda özel bir düşünceye sahip olan bir dindir ve devleti dinden ayıran laik düşünceyi sabit kılan bir nizamdır.
    Demokrasi dinine göre Allah (c.c) için yapılacak ibadet ancak mescidler, kiliseler, zaviyeler ve mabedlere hastır. Fakat hayatın özel veya genel meseleleriyle ilgili konular demokrasi dinine hastır. Yani,
    demokrasi dininde yönetici olan kimsenin Allah (c.c)’a ait olan yetkileri kendisinde bulundurma yetkisi vardır. Fakat, Allah (c.c)’ın hakkı olan konularla ilgili kanun yapma yetkisi yoktur. Zira böyle yaparsa dini siyasete alet etmiş olma ithamına maruz kalır veya kökten dinci ya da bölücü terörist ithamı ile karşılaşır. Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

    “Allah’ın yarattığı ekin ve hayvanlardan Allah’a bir hisse ayırmakta ve kendilerince: “Bu, Allah’a ait şu da ortaklarımıza ait” demektedirler. Ortakları için olan hisse Allah’a ulaşmamakta, fakat Allah’a ayrılan hisse ortaklarına ulaşmaktadır. Verdikleri hüküm ne kötüdür!” (En’am: 136)

    Demokrasi dinine göre; halk kendi kendine hükmeder. Yani; kanun koyan ve kendisine itaat edilen Allah (c.c) değil, insandır.

    Demokrasi dininde, Allah (c.c)’ın dinine zıt olsa da, onunla alay edilse de, beşeri kanunlara muhalefet etmediği müddetçe inanç hürriyeti vardır. Dileyen dilediği fuhuşu yapar, zina eder, livata yapar vs... Zira demokrasi dini için mukaddes hiç bir değer yoktur. Buna rağmen bu din, itiraz edilemeyen, hesab sorulamayan ve sorgulanamayan üstünlükte görülür.

    Demokrasi dininde, batıl ve İslam’a zıt olsa bile, çoğunluğun görüşü mukaddes ve geçerlidir.

    Demokrasi dininde değeri ve kudsiyeti ne olursa olsun, velevki Allah (c.c)’ın dini olsun, her konuda kişinin tercih hakkı vardır.

    Demokrasi dininde yöneticinin seçimi konusunda, en basit ve cahil insanla, en takvalı ve alim insanlar eşit tutulur.

    Demokrasi dininde; akidesi ve fikri ne olursa olsun, İslam’a aykırı olsa bile, siyasi partilerin ve değişik grupların oluşumu serbesttir.

    Bu anlatılanlara göre demokrasi dininde, kendisine ibadet ve itaat edilen ilah, insanın heva ve hevesidir. İşte bu sapık olan demokrasi fikrinin sahipleri, bu yeni din demokrasiye inanırlar ve düşmanlıkları, dostlukları, savaşları sadece bu din için yaparlar. Bu dine giren kimseyi kendilerine dost edinir, ona yardımcı olurlar. Bu dine girmeyen kimseye ise düşman olup ona savaş açarlar.

    Demokrasi bir taguttur ve Allah (c.c)’tan başka ibadet edilen tagutların temelini oluşturur. Buna rağmen insanlar bu dine girmede hiç çekinmez ve tereddüt etmezler. Ona muhakeme olurlar ve onu hiç çekinmeden överler.

    Şöyle şaşırtıcı bir durum vardır: Kendilerinin müslüman olduklarını iddia eden kimseler yahudilik ve hristiyanlık dinine girmekten çekinirler. Buna rağmen demokrat, kominist, sosyalist veya laik bir partinin dinine girmekten hiç çekinmezler. Oysa nasıl hristiyanlık ve yahudilik birer din ise demokrasi, kominizm, sosyalizm, laisizm de aynı şekilde birer dindir. Bu dinlerin hepsi batıldır. Aralarındaki tek fark, hristiyanlık ve yahudiliğin semavi asıllı oluşu, demokrasi, komünizm, sosyalizm ve laisizmin semavi değil, heva ve hevesin ürünü oluşudur.
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş