İkinci Esas: İman Kavramı

_katre_

الحمدلله
Site Emektarı
Üye
İkinci Esas
İman Kavramı

Ehl-i Sünnet vel-Cemaat, selef-i salihin akîdesinin esaslarından birisi de şudur: Onlara göre îmân kalple tasdik, dil ile söylemek, azalarla amel etmektir. Îmân itaatle artar, masiyet dolayısıyla eksilir.
Îmân* hem söz, hem de ameldir.

----------------------------------------------
Açıklama:
*
Îmân, sözlük olarak tasdik etmek, boyun eğdiğini ortaya koymak ve ikrarda bulunmak demektir.Terim olarak ise, gizli ve açık bütün itaatlerdir.Gizli amellere, kalbin amelleri örnek olarak gösterilebilir.Bu da kalbin tasdik etmesiyle olur.Açık ameller ise bedenle yapılan farz ve mendûb olan fiillerdir.Kısacası îmân, kalpte yer eden, amel tarafından da doğrulanan, meyveleri Allah'ın emirlerini yerine getirmek, yasaklarından da kaçınmak sûretiyle açıkça ortaya çıkan şeydir. Eğer ilim, amelden uzak kalacak olursa, bunun bir faydası yoktur.Amelden uzak ilmin bir kimseye faydası olsaydı, Allah'ın lânetine uğramış İblis'e faydası olması gerekirdi.Fakat Allah Teâlâ kendisine: 'Âdem'e secde et' diye emredince, o büyüklük tasladı ve diretti. Böylece kâfirlerden oldu.Allah'ın vahdâniyyetini bilmiş olmasının ona bir faydası olmamıştır.Çünkü amelden ayrı olan bir ilmin, Âlemlerin Rabbinin terâzisinde hiçbir ağırlığı yoktur.İşte selef de bunu böyle anlamışlardır.Îmân da Kur'an-ı Kerîm'de amelden soyutlanmış bir halde kullanılmamıştır.Aksine birçok âyette sâlih amel, îmâna atfedilerek birlikte zikredilmiştir.

----------------------------------------------
Kalp ile dilin sözü, kalp, dil ve azaların amelidir.

Kalbin sözü demek, ona inanması, onu tasdik ve ikrar etmesi ve kesin olarak kabulüdür.Dilin sözü ise, ameli kabul etmesidir.Yani şehâdet kelimesini söyleyip, gerekleriyle amel etmesidir.

Kalbin ameli ise, niyet etmesi, teslimiyet göstermesi, ihlâsı, boyun eğmesi, sevmesi ve sâlih amelleri yapmak istemesidir.
Dil ile azaların ameli ise, emrolunan şeyleri yapmak ve yasak kılınmış şeyleri de terketmektir.

"Amel olmadıkça îmân kâmil olamaz.Niyet olmadan söz ve amel olmaz.Sünnete uygun olmadıkça da ne söz, ne amel, ne de niyet olur."**

----------------------------------------------
Açıklama:
**
Selef önderlerinden birçoğunun söylediği bir sözdür.Bu sözü, İmam Evzâî, Süfyân-ı Sevrî, Humeydî ve başkalarının söylediği belirtilmiştir.Bu, onlardan -el-Lâlkâî ile İbn-i Batta'nın da rivâyet ettiği gibi- meşhur olarak gelmiş bir rivâyettir.

----------------------------------------------

Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’e îmân edip, îmân etmiş oldukları dinin esasları ve tâli hükümleriyle açık ve gizli olarak amel eden, îmânın etkisi akîdelerinde, sözlerinde açık ve gizli amellerinde ortaya çıkanlar hakkında “gerçek mü’min” niteliğini kullanmıştır.

Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Gerçek mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığında kalpleri titrer, (Allah'ın) âyetleri onlara okunduğunda onların îmânlarını arttırır ve onlar ancak Rablerine tevekkül ederler.Onlar namazı dosdoğru kılar ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden de infak ederler.İşte ,onlar gerçek mü’minlerin tâ kendileridir. Onlar için Rableri katında dereceler, mağfiret ve bitmez tükenmez bir rızık vardır." (Enfâl Sûresi, 2-4)

Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’in pek çok âyetinde îmân ile sâlih ameli birlikte sözkonusu etmiştir.

Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Gerçekten îmân edip sâlih ameller işleyenlerin ise konakları Firdevs cennetleridir." ( Kehf Sûresi, 107 )

"Şüphesiz ki Rabbimiz Allah’tır deyip, sonra dosdoğru olanların üzerine melekler: Korkmayın, üzülmeyin ve size vâdolunan cennetle sevinin diye inerler." ( Fussilet Sûresi, 30 )

"İşte, yaptıklarınıza karşılık olarak size miras verilen cennet budur." ( Zuhruf Sûresi, 72)

"Asra yemîn olsun ki, gerçekten insan ziyandadır. Îmân eden, sâlih ameller işleyen, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnâ." (Asr Sûresi, 1-3)

Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- de bu konuda şöyle buyurmaktadır:
"Allah’a îmân ettim de,sonra da dosdoğru ol." (Müslim)

Yine Peygamber şöyle buyurmaktadır:

"Îmân yetmiş veya altmış küsur şubedir. Bunların en faziletlisi Allah’tan başka hakkıyla ibâdet edilecek hiçbir ilâh yoktur demek, en alt derecesi ise yolda eziyet veren şeyleri kaldırmaktır.Hayâ da îmânın şubelerinden birisidir." (Müslim)

İlim ve amel, birbirinden ayrılmaz şeyler olup biri diğerini bırakmaz. Amel, ilmin şekli ve özüdür.
Îmânın birtakım derece ve şubeleri olduğuna, artıp eksildiğine, mü’minler arasında fazilet farkının bulunduğuna dâir pekçok âyet ve hadis rivâyet olunmuştur.

Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

" Îmân edenlerin de îmânı artsın…" ( Müddesir Sûresi, 31 )

"Bir sûre indirildiği zaman içlerinden (münâfıkların) bazıları:

Bu hanginizin îmânını arttırdı, derler.Îmân edenlere gelince, bu onların îmânını arttırmıştır." ( Tevbe Sûresi, 124 )

"(Allah'ın) âyetleri onlara okunduğunda onların îmânlarını arttırır ve onlar ancak Rablerine tevekkül ederler." ( Enfâl Sûresi, 2)

" Îmânlarına îmân katmaları için mü’minlerin kalbine sükûnet ve huzur indiren O’dur." (Fetih Sûresi, 4)

Peygamber–sallallahu aleyhi ve sellem- de bu konuda şöyle buyurmaktadır:

"Kim Allah için sever ve Allah için buğzeder, Allah rızâsı için verir ve Allah'ın emri için menederse, o îmânını tamamlamış olur." (el-Elbani, Sahihu Süneni Ebi Davud)

Yine Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır:

" Sizden kim bir münker görürse onu eliyle değiştirsin, eğer buna gücü yetmezse onu diliyle değiştirsin, eğer buna da gücü yetmezse kalbi ile değiştirsin (ona buğzetsin). Bu ise îmânın en zayıf halidir." (Müslim)

İşte sahâbe, Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’den böylelikle îmânın itikad, söz ve amel olduğunu, itaat ile artıp, günah dolayısıyla eksildiğini öğrenmiş ve kavramış oldular.

Mü’minlerin Emiri Ali b. Ebi Talib-Allah ondan râzı olsun- şöyle demiştir:

"Sabrın îmâna göre durumu, başın vücuda göre olan durumu gibidir. Sabrı olmayanın îmânı da yoktur." (5 nolu dipnota bakınız.)

Abdullah b. Mes’ud-Allah ondan râzı olsun- şöyle demiştir: " Allahım! Îmânımızı, yakînimizi ve fıkhımızı arttır." (5 nolu dipnota bakınız.)

Abdullah b. Abbas, Ebu Hureyre ve Ebu’d-Derda- Allah onlardan râzı olsun- şöyle derlerdi: " Îmân artar ve eksilir." (5 nolu dipnota bakınız.)

İmam Vekî’ b. el-Cerrâh-Allah ona rahmet etsin- şöyle derdi: "Ehl-i sünnet der ki: Îmân, söz ve ameldir." (5 nolu dipnota bakınız.)

Ehl-i Sünnet İmamı Ahmed b. Hanbel-Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:"Îmân, artar ve eksilir. Artması, amel ile eksilmesi de, ameli terketmekledir." (Bu rivâyetleri, sahih senedlerle İmam el-Lâlekâî değerli kitabı, "Ehl-i Sünnet vel-Cemaatin İtikâd Esaslarının Şerhi"nde rivâyet etmiştir.)

Hasan-ı Basri-Allah ona rahmet etsin- de şöyle demiştir: " Îmân ne birtakım süslenmelerle, ne de temennilerle olur.Îmân, kalbe yerleşen ve amellerin doğruladığı şeydir." (Şeyhul-İslâm İbn-i Teymiyye; "Kitabul-Îmân")

İmam Şafîi-Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir: " Îmân söz ve ameldir, artar ve eksilir.İtaatle artar, masiyetle eksilir.” Sonra da Allah Teâlâ'nın: "Ve îmân edenlerin îmânı artsın diye..." buyruğunu okumuştur. (Bakınız: Fethul-Bârî,1, Kitabul-Îmân.)

İmam Ebu Ömer b. Abdil-Berr-Allah ona rahmet etsin-, et-Temhid adlı eserinde şöyle der:"Fıkıh ve hadis ehli, îmânın söz ve amel olduğunda,amelin ancak niyetle olduğu konusunda oybirliğine varmışlardır. Onlara göre îmân, itaatle artar, masiyet dolayısıyla eksilir. Yine onlara göre bütün itaatler de îmândır." (Bakınız: Şeyhul-İslâm İbn-i Teymiyye; "Kitabul-Îmân")

Bütün sahâbe, tabîin ve muhaddis, fukahâ ve dînin önder imamları ile onların peşinden gidenlerin oluşturduğu, onlara güzel bir şekilde uyanlar hep bu kanaatte idiler.

Selef ile halef’ten bu hususta haktan sapanların dışında onlara aykırı hareket eden kimse yoktur.
Ehl-i sünnet der ki:"Ameli îmânın dışına çıkartan bir kimse mürcie’dendir.Ondan olmayan şeyleri onun içine sokan kimse ise bid’atçidir."

Diliyle şehâdet kelimesini söyleyen, kalbiyle Allah Teâlâ'nın birliğine inanan, bununla birlikte azalarıyla İslâm’ın rükünlerini yerine getirmeyen bir kimsenin -her ne kadar hüküm veya isim olarak böyle bir kimse hakkında îmân lafzını kullansak bile- îmânı kâmil değildir.Ancak hiçbir şekilde şehâdet kelimesini söylemeyen kimseye mü’min adı verilemez.

Ehl-i Sünnet vel-Cemaat, îmândan istisnâda bulunmanın yani “inşaallah ben mü’minim” demenin ve kendileri hakkında kesin mü’min oldukları ifâdesini kullanmamanın câiz olduğu görüşündedirler. Bu ise onların Allah’tan ileri derecedeki korkuları, kadere îmânları ve nefislerini tezkiye etmekten uzak kalmaya çalışmalarından dolayıdır. Çünkü mutlak îmân, bütün itaatleri işlemeyi ve bütün yasakları terketmeyi içerir. Ancak istisnâ, îmânda şüphe dolayısıyla yapılacak olursa, bunu kabul etmezler.

Buna dâir kitap ve sünnette, seleften gelen rivâyetlerle ilim ehlinin görüşlerinde pekçok delil bulunmaktadır.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Allah'ın dilemesine bağlamadıkça (inşaallah demedikçe) hiçbir şey için, 'Ben bunu yarın mutlaka yapacağım, deme." (Kehf Sûresi, 23-24)

"Artık kendinizi temize çıkarmayın. O kimin takvalı davrandığını en iyi bilendir." (Necm Sûresi, 32)

Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- de kabristana girdiği sırada şöyle derdi:

"Ey mü’minler ve müslümanlar yurdunun sâkinleri! İnşaallah biz de size kavuşacağız. Allah’tan bize ve size esenlik dilerim." (Müslim)

Abdullah b. Mes’ud-Allah ondan râzı olsun- da şöyle demiştir:"Her kim kendisi hakkında mü’min olduğuna şâhitlik ederse, kendisinin cennette olduğuna da şâhitlik etsin." (İmam el-Lâlekâî değerli kitabı, "Ehl-i Sünnet vel-Cemaatin İtikâd Esaslarının Şerhi"nde rivâyet etmiştir.)

Cerir der ki: Ben Mansur b. el-Mu’temir, Muğire, A’meş, Leys, Umare b. el-Ka’kâ, İbn Şubrume, el-Ala b. el-Müseyyib, Yezid b. Ebî Ziyâd, Süfyan-i Sevrî, İbn-i Mübârek ve yetiştiğim diğer imamların “îmânda istisnâ yaptıklarını ve istisnâ yapmayanları ayıpladıklarını işittim." (İmam el-Lâlekâî değerli kitabı, "Ehl-i Sünnet vel-Cemaatin İtikâd Esaslarının Şerhi"nde rivâyet etmiştir.)

İmam Ahmed b. Hanbel’e îmân ile ilgili soru sorulunca, o: "İman, söz, amel ve niyettir" diye cevap vermiş. Bu sefer ona: Adam: Sen mü’min misin? diye sorarsa, o: Bu bir bid’attir diye cevap vermiş. Bu sefer ona: Peki böylesine nasıl cevab verilir diye sorulunca: İnşaallah mü’minim der, diye cevab vermiştir. (İmam el-Lâlekâî değerli kitabı, "Ehl-i Sünnet vel-Cemaatin İtikâd Esaslarının Şerhi"nde rivâyet etmiştir.)

Ehl-i Sünnet vel-Cemaat’e göre îmân ancak aslının ortadan kalkması ile gider. Yasakları işlemek ve farzları terketmek sûretiyle onun dallarının ortada olmamasına gelince, bu îmânı eksiltir ve onun şeklini bozar, fakat onu büsbütün ortadan kaldırıp yok etmez. Kul ancak kendisini îmâna sokan şeyi inkâr etmekle îmândan çıkar.Kimi zaman bir kimsede hem küfür, hem îmân, hem şirk, hem tevhid, hem takva, hem de fücur (günahkârlık) birarada bulunabilir.

Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Onların çoğu, (kendilerini yaratan, kendilerine rızık veren ve ibâdete lâyık olanın Allah olduğuna) ancak Allah’a ortak koşarak îmân ederler." (Yûsuf Sûresi, 106)

Allah Teâlâ yine şöyle buyurmaktadır:
" Onlar o gün îmândan çok küfre daha yakındılar." (Âl-i İmrân Sûresi, 167)

Büyük günah işleyen birisi îmânın dışına çıkmış olmaz. O dünyada îmânı eksik bir mü’mindir. Îmânı dolayısıyla mü’min, büyük günahı dolayısıyla fâsıktır. Âhiretteki durumu ise Allah’ın dilemesine kalmıştır. Dilerse günahını bağışlar, dilerse onu cezâlandırır.
Îmân kısım ve parçalara ayrılabilir.Allah Teâlâ, cehenneme giren kimseyi az îmânı sebebiyle oradan çıkartacaktır.Nitekim Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmaktadır:

"Kalbinde hardal tanesi ağırlığı kadar îmân olan kimse cehenneme girmez (orada ebedî kalmaz). Kalbinde hardal tanesi kadar kibir olan kimse, cennete giremez." (Müslim)

Bundan dolayı Ehl-i Sünnet vel-Cemaat,îmânın aslını ortadan kaldıran günah dışında bir günahtan dolayı kıble ehlinden hiç kimseyi kâfir saymazlar.

Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Hiç şüphe yok ki Allah, kendisine ortak koşulmasını (ve inkârı/küfrü) asla bağışlamaz.Bunun dışındaki (günahları) dilediğine bağışlar.Kim Allah'a ortak koşarsa, büyük bir günahla iftirâ etmiş olur.” (Nisâ Sûresi, 48)

Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- de bu konuda şöyle buyurmaktadır:
"Cibril-aleyhisselâm- bana geldi ve bana şu müjdeyi verdi: Ümmetinden Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen herkes cennete girecektir.Ben:Zinâ etse, hırsızlık yapsa da mı? O:Zinâ da etse, hırsızlık da yapsa, diye cevab verdi." (Müslim)

Ebu Hureyre-Allah ondan râzı olsun- şöyle demiştir:
“Îmân kötülükle bağdaşmaz. Kim zinâ ederse, îmân ondan ayrılır. Şâyet nefsini kınayıp doğruya dönerse, îmân da kendisine döner.” (İmam el-Lâlekâî değerli kitabı, "Ehl-i Sünnet vel-Cemaatin İtikâd Esaslarının Şerhi"nde rivâyet etmiştir.)

Ebud-Derdâ-Allah ondan râzı olsun- şöyle demiştir:

“İman ancak sizden birinizin kimi zaman giydiği, kimi zaman çıkardığı bir gömleğe benzer. Allah’a yemin ederim ki bir kul îmânından yana kendisini emniyette hissetti mi, onun kendisinden alınmış olduğunu görür ve onun yokluğunu hisseder.”
(İmam Buhârî-Allah ona rahmet etsin- şöyle der: "Hicaz,Mekke,Medine,Kûfe,Basra,Vâsıt, Bağdat, Şam ve Mısır diyarından bin kişiden fazla ilim ehliyle defalarca görüştüm.Ben, bunlarla 46 yıldan beri sürekli görüşüyorum.-Bu arada elli kişiden fazla ilim ehlinin adını zikrettikten sonra şöyle der:-Biz, kısa kesmek amacıyla ve bu liste uzamasın diye sadece bunların isimlerini vermekle yetiniyoruz.Onlardan hiç kimsenin şu konularda görüş ayrılığına düştüğünü görmedik: Dîn, hem söz, hem de ameldir.Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "Halbuki onlar, onun dîninde ihlas sahipleri ve hanifler olarak sadece Allah'a ibâdet etmek, namaz kılmak ve ve zekât vermekle emrolundular.Dosdoğru dîn, işte budur."(Beyyine Sûresi:5) ...dedikten sonra, onların benimsedikleri geri kalan diğer itikadî kanaatlerini sıralamaktadır.Bakınız: İmam el-Lâlekâî değerli kitabı, "Ehl-i Sünnet vel-Cemaatin İtikâd Esaslarının Şerhi.)

Selef-i Salih Akidesi
Abdullah b. Abdulhamid el-Eseri
 
Üst Alt