Onların Sözleri

İki Hicretyolu

İyi Bilinen Üye
Üye
Ömer b. Hattab (r.a.) ordusunun durumunu kontrol etmek için Şam’a geldiğinde ordu komutanı Ebu Ubeyde b. Cerrah (r.a.) ile görüşmeye geçti. Yemek vakti gelince Ebu Ubeyde:
“Ey müminlerin emiri, ordunun yemeğinden mi yoksa komutanın yemeğinden mi yemek istersin?” diye sordu.
Ömer (r.a.): “Her ikisini de görmek istiyorum” dedi.
Ordunun yemeğinin et, çorba ve tiritten olduğunu gördü.
Sonra ordu komutanının yemeğini görmek istediğini söyledi. Yemek geldiğinde, birkaç parça kuru ekmek ve bir tas sütten ibaret olduğunu gördü ve “Bu ordu komutanın yemeği midir?” diye sordu.
“Evet” dediler.
Bunun üzerine Ömer (r.a.) Ebu Ubeyde b. Cerrah’a:
“Seni bu ümmetin emini olarak adlandıran doğru söylemiştir.” dedi.
 

Muvahhid Mücahid

İyi Bilinen Üye
Üye
Rahmân ve Rahim Allah'ın adı ile.
1. “Elif, Lâm, Mim, Sâd.
2. (Bu) kendisiyle (kâfirleri) uyarman, müminlere de öğüt almaları için sana indirilen bir Kitaptır. Sakın ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.”
Tefsiri:
Allah gönderdiği kitap sayesinde kalplerdeki sıkıntıları gidermiştir. Kitap gönderilmeden önce darlık ve sıkıntı vardı. Kitabı indirince, kalplerdeki bu hâl giderildi. Darlık ve sıkıntı sadece iman etmeyenlerin kalplerinde kaldı. Allah Teala şöyle buyurmaktadır:

“Allah kimi hidayete erdirmeyi dilerse, göğsünü İslâm'a açar. Kimi de saptırmayı dilerse onun da göğsünü -gökyüzüne tırmanıyormuş gibi- daraltır, sıkışırır. Allah iman etmeyenlerin üstüne işte böyle murdarlık çökertir” (el-En'âm, 6/125).


Kur'ân'ın bir yönüne iman eden kişinin iman ettiği yön itibariyle kalbinden sıkıntı ve darlık uzaklaşır. İman etmediği diğer yönler sebebiyle kalbinde sıkıntı kalır. Kur'an'ın Allah katından peygambere indirilmiş bir kitap olduğuna iman eden ancak Allah'ın kelamı olduğunu kabul etmeyerek yarattığı bir mahlukattan biri olduğunu söyleyen kimsenin kalbinde durumuna uygun olarak darlık ve sıkıntı olur. Kur'ân'ın, diğer yarısı mânâsı olmayacak şekilde, harflerden meydana gelen yarısının ilâhi kelam olduğunu söyleyen kişi de durumuna uygun olarak sıkıntı içindedir.


Hakkı bilmek için Kur'ân'ın yeterli olmadığını, insanların akıl,
rey ve kıyasa, akli kaidelere ve mantıki araştırmalara ihtiyacı olduğunu iddia eden kimsenin kalbinde çok daha büyük bir sıkıntı vardır. Bu kimseden de daha büyük bir sıkıntı içinde olanlar ise, Kur'ân'da sarih akılla çelişen, akla aykiri hususların olduğunu iddia edenlerdir. Kur'ân âyetlerinden ilim ve kesin bilgi elde edilemeyeceğini ileri sürenin kalbinde meydana gelecek darlık ve sıkıntıyı Allah bilir. En büyük sıkıntı, Kur'ân'ın avama hitap ettiğini, avamın Kur'ân'dan gerçeklik payı olmayan bilgiler elde ettiğini iddia edenlerin kalbinde vardır. Kur'an'da yer alan en şerefli ve üstün bilgi olan isim ve sıfat tevhidinin hakikat olmayıp mecaz, istiare ve teşbihlerden ibaret olduğunu zanneden kimse çok daha büyük bir sıkıntı içindedir. Tüm bu grupların kalplerinde sıkıntı ve şüphe vardır. Onlar doğru yolda değillerdir. Onlar için şifa ve rahmet yoktur. Onlar kendileri aleyhine şahitlik yapacaklardır. Allah, melekler ve kullar da onlar aleyhine şahitlik yapacaklardır.”

Kur'an'dan dolayı kalpte meydana gelen sıkıntı, bazen, Kur'ân'ın hak olması ve Allah katından indirilmesi ile ilgili olur. Bazen Allah'ın kelamı olması veya yarattığı mahlüklardan biri olup bir başkasına kelamı ilham etmiş olması ile ilgilidir.
Bazen yeterli olup olmadığı, kulların ayrıca akıl, kıyas ve reye ihtiyaçları olması hususudur. Bazen delaleti bakımından bir takım sıkıntılar yaşanmaktadır. Hitaptaki ibarelerle gerçek anlamın mı kastedildiği te'vile ihtiyaç olup olmayacağı, hitabın hakiki anlamından çıkarılıp te'vile başvurulmasının kerih olup olmayacağı gibi meseleler birer sıkıntı sebebidir. Aslında bizzat sabit olan gerçek anlamın mi kastedildiği yoksa asıl amacın misal getirmek mi olduğu ve benzeri meseleler Kur'an'la ilgili insanların kalbinde oluşan sıkıntılardır. Her zalim ve facirin kalbinde kendisi ile iradesi arasına sıkışıp kalan âyetlerden dolayı bir sıkıntı vardır. Bu
mânâları düşün ve kendin için bunlardan dilediğini seç.**

Allah, peygamberine indirdiklerine tabi olunmasını emretmiş, bir başkasına uyulmasını yasaklamıştır. Vahye uygun olan da budur. Vahye tâbi olmayan bâtıla ve Allah'tan başka velilere tâbi olmuştur. Allah'a şükür bu husus gizli değil
açıktır.”

[İbn Kayyım-Bedaidüt Tefsir]
 

Ademoqlu

Sözünde duranlar; durdular sözünde..
Üye
Vallahi! Bir gün yanıma devamlı gidip gelen ve beni seven Ürdün'lü bir genç geldi. Bu genç Mustafa Şükrü'yü önder edinmiş, onun görüşlerine hayran olmuştu. Vakıa ben bu genç kadar imanı hakkında gayretli olan ve dinine bağlı olan birini görmedim. Bu genç eczacılık fakültesinde okuyordu. Kahire'de gelip bazı günler benim yanımda orucunu açıyordu. Yine günlerden bir gün Mustafa Şükrü ile görüştükten sonra beni ziyarete geldi. Benimle konuşmaya başladı. Ben onunla tartışıyordum. Nihayet namaz vakti geldi. Baktım ki o arkamda namaz kılmaya yanaşmıyor. Dedim ki:

- "Buyur sen namaz kıldır." O bana namaz kıldırdı. Ben namaz için öne geçtiğim zamanlarda ise;
"Ben namazları cem ettim" diyordu. Ben onu açmak istiyordum. Bir gün dedim ki:
- "Benim hakkında görüşün nedir?" Dedi ki:
- "Açık mı konuşayım." Dedim ki:
- "Evet açık konuş." Dedi ki:
- "Ben senin kâfir olduğunu söylüyorum." Dedim ki:
- "Peki arkadaşım neden? Mesele ne?" Dedi ki:
- "Sen Müslüman Kardeşler'densin." Dedim ki:
- "Güzel, ben onlardanım." Dedi ki:
- "Müslüman Kardeşler'den olan herkes kâfirdir."

Kuru odunların tutuşmasında ateşin yayılması gibi gençlerin arasında süratle yayıldılar. İşte bütün bunlardan dolayı insanları tekfir etme meselesi beni çok uğraştırdı. Bu konu beni çok meşgul etmiştir.


/Abdullah Azzam
 
Üst Alt