Neler yeni
İslami Forum, Dini Forum, islami site, islami sohbet, radyo, islami bilgiler

İslam-tr.org'a hoş geldiniz! Hemen üye olun ve kendi konularınızı, düşüncelerinizi paylaşarak bu platforma katılın. Oturum açtıktan sonra, İslam dini, tarih ve güncel konularla ilgili paylaşımlarda bulunabilirsiniz.

Tevessül Ve Teberrük

Abdulmuizz Fida Çevrimdışı

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Reddiyene reddiyemiz şudur:

1-Ama hadisi: Tevessül Aracılık Meselesine ilmi ve nakli Deliller - YouTube [İbret alacaklara yeterli cevap vardır]
Algılama problemin mi var, yoksa yazımızı hiç okumadan, kâale almadan körü körüne kopyala yapıştır mı yapıyorsun?

Âma hadisinin sahih ve meşru tevessule örnek olarak zaten önceki mesajda eklemiştim!

B-Âmâ Hadisi

Sunen-i Tirmizi, Nesai ve diğer kaynaklar tarafından Osman b. Huneyf el Ensari (r.anh)'ten sahih olarak rivayet edilen şu hadisi delil olarak göstermektedirler.

ثنا محمود بن غيلان حدثنا عثمان بن عمر حدثنا شعبة عن أبي جعفر عن عمارة بن خزيمة بن ثابت عن عثمان بن حنيف أن رجلا ضرير البصر أتى النبي صلى الله عليه وسلم فقال :
ادع الله أن يعافيني قال إن شئت دعوت وإن شئت صبرت فهو خير لك قال فادعه قال فأمره أن يتوضأ فيحسن وضوءه ويدعو بهذا الدعاء اللهم إني أسألك وأتوجه إليك بنبيك محمد نبي الرحمة إني توجهت بك إلى ربي في حاجتي هذه لتقضى لي اللهم فشفعه في قال هذا حديث حسن صحيح غريب لا نعرفه إلا من هذا الوجه من حديث أبي جعفر وهو الخطمي وعثمان بن حنيف هو أخو سهل بن حنيف

قال الترمذي : حسن صحيح غريب
قال الشيخ الألباني : صحيح

Hadiste ravi şöyle anlatmaktadır:

Âmâ bir adam Peygamber (s.a.v.)'e gelerek "Bana sıhhat ve afiyet vermesi için Allah'a dua et" dedi.
Rasulullah (s.a.v.) : "istersen senin için dua ederim. Ama dilersen sabredersin. Bu senin için daha hayırlıdır" buyurunca, adam: "Dua et" dedi.
Peygamber (s.a.v.) 'de güzelce abdest almasını ve şu şekilde dua etmesini emretti:
"Allahım senden istiyorum ve rahmet peygamberi olan peygamberin Muhammed ile Sana yöneliyorum. Ben şu ihtiyacımı gidermesi için seninle Rabbime yöneldim. Allahım, O'nu benim için şefaatçi kıl"
(صحيح sahih hadis)
Ahmed (4/138) Tirmizi : No 3578) Nesai es Sunenu'l Kubra (No 10419 10420) İbn Mace (No 1385) İbn Huzeyme-es Sahıhun (No 1219) Taberani el,Mu'cemu'l-kebir (9/No 8311-rivayetin merfu olan son bölümü)
el-Mucemu,s-sağır, (er Ravdu-d Dani No :508 rivayetin merfu olan son bölümü)

Kabirperest tasavvufçular, bu hadisin vefatından sonra Rasulullah (s.a.v.) araçılığıyla dua ve tevessülde bulunmaya dalalet ettiğini iddia etmektedirler.


1. ZULUM'E REDDİYE

Bu hadiste (Âmâ Hadisi) , vefatından sonra Peygamber (s.a.v.)'e seslenip dua etmenin ve kendisi ile tevessülde bulunmanın caiz olduğuna dair herhangi bir delil bulunmamaktadır.

Sebebi :
1- Hadiste ifade edilen Peygamber (s.a.v.)den istiğase değil bilakis Peygamber (s.a.v.) ile Allah'a yönelmektir. İsteme makamı Peygamber (s.a.v.) değil Allah'tır….

2- Hadiste anlatılan ama kimse Peygamber (s.a.v.)in zatı ile değil duası ve şefaati ile Allah'a yönelmektedir. Rasulullah'tan kendisi için dua etmesini istemiştir. Bu sebeble de O'nu benim için şefaatçi kıl" demiştir. Bu da Rasulullah'ın onun için şefaat yani (dua) ettiğini göstermektedir. Yoksa öncesinde Peygamber (s.a.v.)den herhangi bir dua ve şefaat etme olmamış olsa "Onu benim için şefaatçi kıl" sözünün hiç bir anlamı olmazdı.

Ashabı Kiram'ın örfünde, onların bildiği şekliyle Peygamber (s.a.v.) ile tevessülde bulunmak bu biçimdedir. Yani sahabi Peygamber (s.a.v.)'e gelir, O'ndan kendisi için dua etmesini ister ve sonra duasının kabul olunmasını Allah'tan dilerdi.


Sahih-i Buhari'de sabit olan bir hadis bu konuya delil teşkil etmektedir.
Buna göre Hz Ömer (r.anh) (23/644) r.a. kıtlık zamanında yağmur yağması için Abbas b.Abdulmuttalib (32/652) (r.anh) ile yani onun duası ile tevessülde bulunur ve "Allahım biz sana (Hayatta iken) peygamberin ile tevessül ederdik de yağmur yağdırırdın. Şimdi de peygamberinin amcası ile tevessülde bulunuyoruz, bize yağmur nimetini bahşet"
(صحيح sahih hadis - Buhari (No: 1010, 3710) Enes b Malik r.a. den) derdi ardından yağmura kavuşurlardı.


3- Eğer onların söylediği gibi Rasulullah (s.a.v.)'in zatı ile tevessül etmek caiz olsaydı ama zat Peygamber (s.a.v.)'in huzuruna gitmeye ihtiyaç duymaz, aksine kendi evinde Rasulullah (s.a.v.) ile tevessül etmek suretiyle dua ederdi.

Âmâ olan Sahabi Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e, sadece kendisine dua etmesi için geldi. "Allah'a dua et de gözlerimi iyileştirsin" diye dua etmesi bunu gösteriyor.

Yani O, Allah Azze ve Celle'ye, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in duasıyla tevessulde bulunmuştu. Çünkü O kimse biliyordu ki, Rasulullah (s.a.v.)'in duası, diğerlerinin duasına nazaran daha çok kabule layıktı. Eğer âmânın amacı Rasulullah (s.a.v.)'in makamına tevessül etmek olsaydı, kalkıp Rasulullah'ın yanına gelerek O'ndan dua istemezdi; buna gerek de kalmazdı. Evinde oturup, "Allah'ım, Nebi'nin senin katındaki makamı ve yerinin yüceliği ile sana yöneliyorum. Sana yalvarıyor, bana şifa verip gözümü açmanı istiyorum" diye dua ederdi. Fakat o bunu yapmadı. Neden ?
Çünkü O bir Arap'tı ve Arap dilinde tevessülün ne anlama geldiğini çok iyi anlıyordu.
Biliyordu ki, bu duayı ancak çok şiddetli ihtiyacı olan biri söyler ve kendisine tevessül ettiği insanın adını anar. Bu duanın aksine, kesin bir şekilde kendisinde Kitap ve Sünnet ilmi bulunan salih bir kimseye gidilip istenmesi gerekir.
İşte bu durum onun Rasulullah (s.a.v.)'in huzuruna sadece Rasulullah (s.a.v.)'in kendisi için dua etmesi gayesiyle gittiğini açıkça göstermektedir.


4- Vefatından sonra Peygamber (s.a.v.)'in zatı ile tevessülde bulunmak caiz olsaydı, sahabe böyle bir uygulamada bulunurdu. Ashabın böyle bir uygulamayı güç yetirdikleri ve gereklilik bulunduğu halde terk etmiş olmaları bu tür bir tevessülün sonradan ortaya çıkarılmış bir bid'at olduğunu göstermektedir.
Bu nedenden ötürü kıtlık zamanlarında sahabe-i kiram Abbas b. Abdulmuttalib r.a.'ın duası, Muaviye b. Ebi Sufyan ile ed-Dahhak b. Kays r.a. , Yezid b. el-Esved el-Cureşi'nin duasıyla tevessülde bulunmuşlardır.

Şüphe sahiplerinin biri çıkıp istidrakte bulunarak Beyhaki'nin aynı hadisi rivayet ettiğini ve bu hadiste Osman b. Huneyf r.a.'ın Osman b. Affan r.a. zamanında yani, Peygamber (s.a.v.)'in vefatından sonra sözü geçen ama hadisine dayanarak bir adama bu şekilde dua etmesini emrettiği ifade edilmektedir ( ضعيف الإسناد Zayıf Eser- Taberani el Mu'cemu'l-Kebir (9/No:8311) El Muce's-Sağir (Er-Ravdu'd-Dani No: 508) Beyhaki Delailu'n Nubuvve (6/168) şeklinde bir itirazda bulunursa cevaben şöyle denir.

İlk olarak bu ziyade munkerdir, mahfuz değildir. Şebib b. Said el Habati adındaki bir ravi tarafından teferrüden rivayet edilmiştir. Bu ravinin çok sayıda münker rivayeti bulunmaktadır. En düzgün hadisi oğlunun kendisinden Yunus b Yezid el Eyli nüshasından Zuhri kanalıyla yapmış olduğu rivayettir. Konu edilen hadis ise bu nüshadan bile değildir.

Ayrıca işaret edilen ravi kendisinden daha sika olan Şu'be ve Hammad b. Seleme'ye muhalefet etmektedir. Çünkü bu iki ravi sözü edilen ziyadeyi zikretmemektedirler. Dolayısıyla bu ziyadenin Şebib b Sa'id el-Habati'nin munkerlerinden olduğu anlaşılmaktadır.

İkinci olarak bu gibi rivayetler, kıssa sahih olsa bile bu, şer'i bir hususun subutu için yeterli sayılmaz.
İbadet, ibaha, vucub veya tahrim ile alakalı bir şeyde sahabilerin birinden rivayet edilip de diğer sahabilerin muvafakat göstermediği ve Peygamber (s.a.v.)'den sabit olanın da ona muhalefet edip muvafakat etmediği durumda da aynısı geçerlidir.
Böyle bir uygulama Müslümanlar tarafından uyulması zorunlu olan bir sünnet kapsamında değerlendirilemez.


5- Rasulullah Sallallhu Aleyhi ve Sellem, hem âmâya dua edeceğini vaadetmiş, hem de ona, nasıl dua edeceğini öğretmiştir.
"Dilersen sana dua ederim, dilersen sabredersin ve bu senin için daha hayırlı olur."
Bu ikinci emir, Rasulullah (s.a.v.)'in, Rabb'inden rivayet ettiği bir hadistir:
"Ben kulumu iki sevgilisiyle (gözüyle) imtihan ettiğimde sabrederse, Cennet'te onun karşılığını ona veririm"
(Buhari, Enes'ten rivayet etmiştir. El-Ehadis es-Sahiha: 2010)


6- Âmânın ısrarla "bana dua et" demesi, Rasulullah (s.a.v.)'in ona dua ettiğini gösterir. Zira O, vaad edenlerin en hayırlısıdır.
Biraz Önce geçtiği üzere Rasulullah (s.a.v.) onun için dua edeceğine söz vermişti. Âmâ ise duada ısrar ediyordu. Rasulullah (s.a.v.) de bu ısrar karşısında ona dua etti. Böylece âmânın muradı oldu.
AllahRasulu (s.a.v.) merhametinden ötürü âmâya yapması gerekeni ısrarla gösterdi ki, Allah Azze ve Celle onun duasını kabul etsin. Meşru olan ikinci tür tevessüle başvurmasını ona tavsiye etti. Bu ikinci tür tevessül, daha önce açıkladığımız gibi, salih amel ile tevessülde bulunmaktır.
Rasulullah (s.a.v.), bununla ona daha büyük bir hayrın ulaşmasını diliyordu. Bunun için de ona abdest almasını, iki rekat namaz kılarak kendisi için dua etmesini söyledi. Bu amellerin hepsi Allah Subhanehu ve Tealaya itaattir.
Allah Rasulu Sallallahu Aleyhi ve Sellem dua etmeden o bu ameli işliyor. Bu amel de "O'na vesileyi arayınız" hükmüne dahildir.

İşte böylece Rasulullah (s.a.v.) sadece âmâya dua etmekle yetinmedi, üstelik onu Allah Azze ve Celle'ye itaat ve yakınlık ifade eden amellerle meşgul etti.
Böylece mesele her yönüyle tamamlanarak, Allah Teala'nın rızasına daha yakın olmasına çalışılmıştır. Böyle olunca da onların zannettiklerinin aksine, olayın tamamı "dua" etrafında dolaşmaktadır.

Hadisi çarpık itikad sahibi tasavvufçulara uygun hale getirmeye çalışan Şeyh el-Gimari ya gafildir, ya da gafil gibi davranmaya çalışıyor.
Çünkü el-Misbah adlı eserinde (sh. 24) şöyle diyor: "Dilersen dua ederim, dilersen senin edebileceğin bir duayı sana öğreteyim."

Bu tevil, hadisin başı ile sonunun uyuşması için gereklidir."
Ben de bu tevilin batıl olduğunu söylüyorum. Çünkü batıl oluşunun birçok yönü vardır.

Temiz Akıl sahibleri Dikkat edelim:

Âmâ kişi O'ndan kendisi için dua etmesini ister. Kendisine dua etmeyi öğretmesini değil!..
Rasulullah (s.a.v.) ona "dilersen sana dua ederim" dediğine göre, Rasulun ona dua etmesi kesinlik kazanmış oluyor. Bu, hadisin sonuyla uyuşan bir anlamdır.
Yine görüyoruz ki, el-Gimari, hadisin sonundaki "Allah'ım! O'nu bana şefaatçi kıl, beni de O'na şefaatçi kıl!" sözüne hiç değinmiyor. Zira bu ifade daha önce de söylediğimiz gibi, Rasulullah (s.a.v.)'in duasına tevessülün apaçık bir isbatıdır.

Rasulullah (s.a.v.) 'in âmâya öğrettiği dua : "Allah'ım! Onu benim için şefaatçi kıl." (Bu cümle Ahmed b. Hanbel'in Musned'indedir. El-Hakim de onu nakleder. İsnadı sahihtir.)

Bu ibareyi, Rasulullah (s.a.v.)'in zatına, makamına veya haklarına hamletmek mümkün değildir. Çünkü bu cümledeki anlam; "Allah'ım, benim hakkımda gözlerimin iyileşmesi için O'nun şefaat ve dualarını kabul et" şeklindedir.

Şefaat, lugatta dua demektir.
Bu da hem Rasulullah (s.a.v.), hem de diğer rasuller için kıyamet günü sabit olan şefaattir. Bu da bize göstermektedir ki, şefaatten daha özel birşeydir.
Şefaat ise, ancak iki kimsenin olmasını gerektirir. Bu da, birisinin diğerinden, kendisine şefaatçi olması için dua etmesini istemesidir. Bu, başkasına şefaat etmeyen kimsenin haline benzer. Lisanu'l-Arab'da şöyle denir;
"Şefaat; şefaatçi olacak olanın, bir sultana veya padişaha, bir başkasının ihtiyacının görülmesi için aracılık etmesidir. Başkası için şefaat taleb eden kimse, bununla, istenen şeyin elde edilmesine vasıta olur. Denilir ki, falan kimse, falan için falancanın şefaatini diledi, o da ona şefaatte bulundu ve beni şefaatçi kıldı."
Bununla, Âmânın, Rasulullah (s.a.v.)'in zatına değil, duasına tevessül etmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Rasulullah (s.a.v.)in âmâya öğrettiği "beni de O'nun için şefaatçi kıl", yani "benim de O'nun hakkındaki şefaatimi kabul et" sözü (Bu cümle hadiste sahih olarak varid olmuştur. Ahmed ve el-Hakim bunu rivayet etmişler ve ez-Zehebi de sahih olduğuna muvafakat etmiştir. Bu, tek başına bile kesin bir hüccettir. Zat ile tevessül hakkında hadisi yorumlamak batıldır. Ancak, bazı yazarlar son zamanlarda zat ile tevessüle cevaz verirler. Anlaşılan odur ki, onlar bu gerçeği bilmelerine rağmen, bu kanaati zikretmektedirler.
Ayrıca onlar, hadiste bundan önceki "Allah'ım, O'nu benim için şefaatçi kıl" cümlesini naklettiler. Bu da onların nakildeki güvenilirliklerinin delilidir. Onlar bu cümleyi zat ile tevessüle delil göstermektedirler. Ancak, okuyuculara bunun nasıl delil olduğunu açıklamaktan kaçınıyorlar.)
"O'nun benim gözümün iyileşmesi hakkındaki duasını kabul et" demektir.

İşte böyle bir bir mana taşıdığından dolayı, bize muhalif olanların bu cümleye uzaktan veya yakından temas etmediklerini görürsünüz. Çünkü bu cümle, onların düşüncelerini temelden yıkmakta, kökünden sökmektedir.

Bunu onlara söylediğiniz zaman size bayılacakmış gibi bakarlar. Çünkü Rasulullah (s.a.v.), âmâ hakkındaki şefaati anlaşılan bir şeydir; ancak âmânın Rasulullah hakkındaki şefaat; nasıl olur? Bu sorunun onların yanında asla cevabı yoktur.

Onların bu cümleyi anlamadıklarına dair delile ve onların batıl tevillerini anlamaya gelince; onların dualarında, "Allah'ım, Nebi'ni benim için şefaatçi kıl, beni de O'nun hakkında şefaatçi kıl" cümlesini söylemediklerini görürsünüz.


Sonra el-Gimari şöyle der:
"Allah Rasulu'nün âmâya dua ettiğini düşünsek bile bu, hadisin başkasına da genellenmesine engel değildir."

Bu apaçık bir saçmalıktır. Çünkü hadisin, dua halinde âmânın dışındaki kimseler için genellenmesine bir engel olmadığını inkar eden kimse yoktur.
Ancak, Rasulullah (s.a.v.)'in, ölümünden sonra kendisine ihtiyaçları için tevessülde bulunanlar hakkında dua bilinmediği için, onlar bu şekilde doğrudan doğruya Rasulullah (s.a.v.)'in duasına tevessül etmiş olmamaktadırlar. Bundan dolayı, hükümde ihtilaf sözkonusudur.
EI-Gimari'nin bunu söylemesi, onun aleyhinde bir huccettir.



7- Bu hadisi alimler, Rasulullah (s.a.v.)'in mucizelerinden olarak görürler.
Rasulullah (s.a.v.)'in kabul edilen bir duasını beyan eden hadis, Allah Azze ve Celle'nin, O'na duasıyla ne harikulade işlerin kolaylaşmasını ikram ettiğini de göstermektedir. İnsanların O'nun duasıyla hastalıklardan iyileşmesi gibi. Allah Teala, O'nun duasıyla âmânın gözlerini de iyileştirmiştir.

Bu nedenle "Delailu'n - Nubuvve" adlı kitabında el-Beyhaki ve diğer bazı alimler, bunu böyle rivayet etmişlerdir. Bu da âmânın şifa bulmasının sırrının, ancak Rasulullah (s.a.v.)'in duasıyla olduğuna delildir.
Körlerden Allah Azze ve Celle'ye ihlasla dua ederek şifa isteyip de herhangi birinin şifa bulup bulmamasına bakılırsa, dediklerimizin doğruluğu anlaşılır. Bugün herhangi bir körün bu yöndeki bir duası kabul olmamaktadır. Bu da, hadiste geçen âmânın gözlerinin iyileşmesinin, Rasulullah (s.a.v.)in duasıyla olduğunu gösterir. Yoksa, âmânın gözlerinin iyileşmesindeki sır O'nun, Rasulullah (s.a.v.)'in zatına, Allah-Azze ve Celle katındaki makamına veya hakkına tevessül değildir. Eğer zata tevessülden dolayı iyileşmiş olsaydı, ondan başka körlerin de Rasulullah (s.a.v.)'in makamına, haklarına veya zatına tevessül etmelerinden dolayı gözlerinin iyileşmesi gerekirdi.

Böyle bir görüşü savunanlar kimi zaman da diğer bütün Peygamberlerin, velilerin, şehidlerin, salihlerin ve Allah Teala'nın katında bir makam ve değer sahibi olan herkesin, ayrıca meleklerin, insan ve cinlerin hepsine tevessülü de buna eklemektedirler.
Şimdiye kadar biz böyle birşey bilemediğimiz gibi; herhangi bir kimsenin de Rasulullah (s.a.v.)in ölümünün üzerinden bunca asır geçmiş olmasına rağmen, böyle bir şeyin meydana geldiğini bildiğini zannetmiyoruz.

Eğer kıymetli araştırıcı kardeşler izah etmeye çalıştığımız âmâ hadisinin sadece Rasulullah(s.a.v.)in duasına tevessülle ilgisi olduğu, kesinlikle zata tevessülle bir ilgisi olmadığı anlaşılırsa; âmânın, "Allah'ım, ben senden diliyorum ve senin Nebin Muhammed ile sana tevessülde bulunuyorum" sözünün anlamının ve maksadının da "sana Nebin Muhammed'in duasıyla tevessülde bulunuyorum" demek olduğu anlaşılacaktır.

Bu, kendisine izafe edilen cümlenin hafzı demek olup, Arap dilinde bilinen birşeydir. Tıpkı, Kur'an'da geçen "istersen bulunduğun köye ve beraber olduğumuz kafileye sor" ayetinde olduğu gibi.
Yani, "köyün ahalisine" ve "kervanın sahiplerine" demektir.
Biz ve bize muhalif olanlar, cümlede "tamamlayan"ın kaldırılmış olduğunda hemfikiriz. Bu da tıpkı, Ömer Radıyallahu Anh'ın, Abbas Radıyallahu Anh'ın duasına tevessülü gibidir.
Ancak, bu hadisteki anlamın; "ben sana, Nebi'n Muhammed'in (makamı) ile yöneliyorum" veya "Ey Muhammed, ben senin zatın veya makamın ile Rabb'ime yöneliyorum" şeklinde yorumlanması yanlıştır.
Hadisteki anlamın, "Rabb'im, ben sana Nebi'n Muhammed'in duası ile yöneliyorum" veya "ey Muhammed, ben senin duan ile Rabb'ime yöneldim" sözlerinden birisi olduğunu, bu hadis veya bir başka hadisin delil oluşundan ötürü kabul etmemiz gerekir.
Zira, bu sözün siyakında Rasulullah (s.a.v.)'in makamına açıkça işaret eden veya buna delalet eden herhangi birşey yoktur.

Onların "makam ile tevessül" şeklindeki düşünce ve yorumlarına ne Kuran'dan, ne Sünnet'ten ve ne de Sahabe'nin sözlerinden bir tek delil vardır. Böylece, onların tercih edilecek bir yeri olmayan takdir ve yorumların kendiliğinden sakıt olmaktadır.


Burada hatırlatılması gereken bir diğer mesele de; eğer o kör (ama) Sahabi hadisi, olduğu gibi zahirine hamledilse bile, ki bu da Rasulullah (s.a.v.)'in zatına tevessüldür, bu ifade kendisinden sonra gelen "Allah'ım, O'nu bana şefaatçi kıl, beni de Ona şefaatçi kıl" cümlesini iptal edip anlamsız kılar.
Bu da, bilindiği gibi caiz değildir. Öyleyse geriye, bu cümle ile ondan önceki cümlenin arasını bulmak kalıyor.
Bu da olsa olsa, ancak tevessülün dua ile olduğunu ortaya koyar. Böyle bir durum, hadisten anlaşılan şeyin ne olduğunu bize İspat etmiş olur. Dolayısıyla, hadisi zat ile tevessüle delil göstermeye çalışanların delil-lendirmeleri geçersiz kalmış olur.

Buna rağmen diyorum ki, ama'nın Rasulullah (s.a.v.)'in zatına tevessül etmesi sahih olsa bile, bu ancak O'nun zatına özgü bir hüküm olmuş olur. Ne Peygamberlerden, ne de salihlerden hiç kimse, Onun bu durumuna ortak olamaz.
Onları AllahRasulü(s.a.v.)'in hükmüne dahil etmeyi, doğru ve sağlıklı olan bir düşüce kabul etmez. Çünkü O, onların seyyidi ve en faziletlilerindendir.
Birçok salih haberde bize geldiği gibi, bu Özellik, Allah Subhanehu ve Teala'nın, Rasulullah (s.a.v.)i diğer Peygamberlere karşı faziletli kıldığı birşey olabilir ilgili meselelere kıyas müdahale edemez.
Kim körün Rasulullah (s.a.v.)in zatı ile Allah Azze ve Celle'ye tevessül ettiğini söylüyorsa, yapması gereken, orada durmaktır.
İmam Ahmed ve İz b. Abdusselam'dan da benzeri sözler nakledilmiştir.
İşte bu, bilimsel araştırmanın insafla beraber gerektirdiği şeydir. Doğruya eriştiren Allah Azze ve Celle'dir.


Bir Uyarı

Âmâ hadisiyle ilgili olarak bazı rivayet yollarında iki ziyade vardır. Bu ziyadelerin zayıflığını ve garibliğini açıklamak bir zorunluluktur. Ta ki okuyan kimse bu iki ziyade hakkında bilgi sahibi olsun ve bununla gerçeğin ve doğrunun aleyhine delil getirmek isteyenlere aldanmasın.

Hadisteki 1. Fazlalık:

Hammad b. Seleme'nin ziyadesidir.
Hammad b, Seleme diyor ki; "Ebu Cafer el-Hatmi bunu bize rivayet etti."
Tıpkı Şu'be'nin rivayetine benzer bir şekilde isnadından söz etti. Hakeza metin de böyledir. Ancak o kısmen de olsa metni kısaltmıştır. Hadisin sonundaki "Nebini gözümün bana geri verilmesinde şefaatçi kıl" lafzından sonra ziyade olarak, "eğer herhangi bir İhtiyaç olursa bunun gibi yap" lafzı vardır. Bunu Ebi Bekir b. Hayseme "Tarih"inde rivayet eder. Bunu kendisine Muslim b. İbrahim'in, ona da Hammad b. Seleme'nin söylediğini yazar.

Şeyhulislam İbn-i Teymiyye, "el-Kaidetu'l-Celiyye"de (sh. 102) bu ziyadenin illetli olduğunu söyler. Sebebi de, Hammad b. Seleme'nin bu hadisi tek başına rivayet etmesi ve Şu'be'nin rivayetine de muhalif olmasıdır. Şu'be ise, bu hadisi rivayet eden ravilerin en güvenilirlerindendir. Hadisteki bu illetin tesbiti hadis kaidelerine uygun olup, kesinlikle aykırı değildir.

El-Gimari'nin "eI-Misbah"da (sh. 30) Hammad b. Seleme için "O Sahih'in ricalindendir. Sikadır. Sikanın hadiste zikrettiği ziyade makbuldür" demesi, ya onun hadis ıstılahında belirtilmiş olan şeyden gafil olmasından, veya kasıtlı olarak bilmiyor gibi davranmasmdandır. Zira hadis ıstılahında bilinen bir şart vardır, o da ravinin kabulü için, kendinden daha güvenilir raviye muhalefet etmemesi gerekir.

İbn-i Hacer "Nuhbetu'l-Fiker" adlı eserinde, "hadiste fazlalık, ravinin kendisinden daha güvenilir olanın rivayetine aykırı olmadığı zaman makbuldür. Daha tercih edilene aykırı olursa, tercih edilen, daha iyi korunan rivayettir. Bunun karşıtı da "söz" olur." der. İşte bu şart, burada sözü edilen ziyade için yoktur.
Çünkü Hammad b. Seleme, Müslim'in ricalinden olsa bile, onun hadis ezberinde Şu'be'den daha zayıf olduğunda şüphe yoktur. Bunu daha iyi anlamak için, alimlerin bu konuda yazdıkları kitaplara bakmak yeter.

Birincisini ez-Zehebi, "el-Mizan"da zikretti.
Ez-Zehebi, ancak kendileri hakkında konuşulmuş olanları ve sika (güvenilir) oldukları halde rivayetlerinde evham bulunanları zikreder. Halbuki O, kitabında Şu'be'ye kesinlikle yer vermemiştir.
Öte yandan, Hammad ile Şu'be'nin hayatı hakkında İbn-i Hacer'in "eI-Takrib"de yazdıklarını iyice düşünenler, aradaki farkı daha iyi anlarlar.
O diyor ki; "Hammad b. Seleme güvenilir ve ibadet sahibi olan bir kişidir. Güvenilir olanların en güveniliridir. Hayatının sonunda hıfzı değişmiştir."
Sonra şöyle devam ediyor:
"Şu'be İbnu'l-Haccac güvenilir, hafız ve hadisi çok iyi bilen bir insandır. Es-Sevri, O'na, "hadiste emiru'l-muminin" derdi. Irak'ta ilk kez hadis ricali hakkında araştırmada bulunan ve Sünnet'i savunan O'dur. İbadet ehli bir İnsandı."

Bu bilgilere sahib olduktan sonra anlarız ki, Hammad b. Seleme'nin bu hadiste Şu'be'nin aksine olarak zikrettiği ziyadesi makbul değildir. Çünkü onun bu rivayeti, kendisinden daha güvenilir olan ravinin rivayetine aykırıdır. Böylece bu, şaz bir rivayet olmaktadır. Tıpkı İbn-i Hacer'in biraz yukarıda işaret ettiği gibi. Olabilir ki, Hammad bu ziyade lafzı ezberinin zayıfladığı bir dönemde rivayet etmiştir. Dolayısıyla hataya düşmüştür.

Ahmed b. Hanbel de rivayetinde sanki bu fazlalığa değinmiş gibi. O bu hadisi Muemmel (İsmail) yoluyla Hammad'dan rivayet etmektedir.
Bunu Şu'be'nin rivayetinden sonra zikretmesine rağmen, hadisi lafzıyla ele almamıştır. Aksine, doğrudan doğruya Şu'be'nin rivayet ettiği lafzı esas alıyor.
Hadisi zikrettikten sonra şöyle diyor: "Muemmel'in Hammad'dan rivayetinde fazlalık olması muhtemeldir."
Bunun için İmam Ahmed de, diğer hafızların âdeti olduğu gibi, bu rivayeti diğerine havale ettiğinde, havale edilen rivayetteki fazlalığı belirttiği gibi, işaret etmedi.

Sözün Özü şudur:
Hadisteki ziyade şâz olduğundan dolayı sahih değildir. Olsa bile, Rasulullah (s.a.v.)'in doğrudan zatına tevessüle delil olamaz. Çünkü, "bunun gibi yap" sözünün anlamının, "hayatında iken yine çıkıp Rasulullah (s.a.v.)e gelmesi, O'ndan dua isteyip tevessül etmesi, sonra da abdest alıp Allah Rasulü (s.a.v.)'in kendisine emrettiği gibi namaz kılıp dua etmesi" şeklinde olması da muhtemeldir. Allah Subhanehu ve Teala daha iyi bilir.


Hadisdeki 2. Fazlalık :

Osman b. Afvan Radıyallahu Anh'a tevessül edip ihtiyacını gören bir kimsenin durumunu anlatan bu ziyadeyi Taberani "el-Mu'cemu's-Sağir"de (sh. 103-104) ve "el-Mu'cemu'l-Kebir'de rivayet etmiştir. Rivayet zinciri şöyledir: Tabera-ni, Abdullah b. Vehb'den, O Şebib b. Said el-meki'den, O Ruh İbnu'I-Kasım'dan, O Ebu Ca'fer el-Hatmi el-Medeni'den, O Ebu Umame b. Sehl b. Hanifden, o da amcası Osman b. Haniften rivayetle şöyle diyor:

Bir adam vardı. Sık sık Osman'a gelir, fakat Osman onun ihtiyacına bakmazdı. Adam, Osman b. Hanif'Ie karşılaşınca durumu O'na şikayet etti.
Osman b. Hanif O'na, abdest yerine gidip abdest almasını, sonra mescide gidip iki rekat namaz kılmasını, sonra da; "Allah'ım, ben seni diliyor ve senin Nebi'n, rahmet Nebi'siyle tevessülde bulunuyorum. Ey Muhammed, ben seninle, Rabb'im Azze ve Celle'ye ihtiyacını görmesi için yöneldim" diye dua ederek ihtiyacını zikretmesini söyledi.
Adam da bunu yerine getirdi.
Sonra O'na dedi ki; "benimle beraber gel, Osman'a gidelim." O adam da Osman b. Hanif'le beraber Osman b. Afvan'ın kapısına geldi.
O'nu gören kapıcı, geldi, elinden tutup Osman'ın yanına götürdü ve minderin üstüne oturttu.
Osman b. Afvan O'na, "ihtiyacın nedir?" diye sordu.
Adam da ihtiyacını O'na söyledi. Osman da onun ihtiyacını giderdi. Sonra adama, "bu ana kadar senin ihtiyacını görmeyi hatırlayamadım. Eğer bundan sonra bir ihtiyacın olursa bize gel" dedi.
O adam Osman b. Afvan'ın yanından ayrılınca Osman b. Hanif'le karşılaştı. O'na, "Allah senden razı olsun! Sen O'nunla konuşuncaya kadar O bana hiç bakmıyor ve ne demek istediğimi anlamıyordu" dedi.
Osman b. Hanif, "vallahi ben O'nunla konuşmadım" dedi. Sonra şöyle devam etti:

- Ben Allah Rasulu zamanında O'na kör bir adamın gelip şikayetlendiğini, sonra da iyileştiğini gördüm.
Allah Rasulü sana dediğimi ona söyledi, o da bunu yaptı ve gözleri iyi oldu.
O adam Allah Rasulune, "ey Allah'ın Rasulü! Ben kör bir insanım. Elimden tutup bana yol gösterecek olan kimsem yok. Çok zorlanıyorum" dedi. Rasulullah (s.a.v.)de ona şöyle söyledi.
"Abdest alma yerine git, abdest al. Sonra iki rekat namaz kıl. Sonra şu dualarını et."
Osman b. Hanif bu olayı anlatırken diyor ki; "vallahi biz daha oradan ayrılmamış ve aradan fazla vakit geçmemişti ki, o adam yanımıza sanki hiç kör değilmiş gibi çıkageldi."

Taberani diyor ki: "Bunu Ruh İbnu'l-Kasım'dan Şebib b. Said, O'ndan da Ebu Said el-Mekki rivayet etmiştir. Güvenilirdir.
Ahmed b. Şebib ve babasından, Yunus b. Yezid el-Eyli'den hadis rivayet eden O'dur. Bu hadisi Ebu Ca'fer et-Hutami'den (adı Umeyr b. Yezid'dir) Şu'be rivayet etmektedir.
O güvenilirdir. Şube'den de bunu tek başına Osman b. Ömer b. Faris rivayet etmiştir. Hadis sahihtir."

Bu hadisin sahih olduğunda şek yoktur. Ancak burada söz konusu olan, et-Taberani'nin de dediği gibi, Şebib b. Said'in naklettiği kıssadır.
Şebib denen bu adam, hakkında konuşulmuş bir kimsedir. Özellikle İbn Vehb'in ondan rivayetinde... Ancak, onu Şebib yoluyla İsmail ve Ahmed (Şebib b. Said'in oğulları) takib etmişlerdir. Yalnız bu İsmail denen kimseyi tanımıyorum ve ondan söz eden bir kimseyi de görmedim. Hatta öyle ki, babasından hadis rivayet edenler arasında bile sayılmadı. Ancak onun kardeşi Ahmed doğru birisidir.
Babası Şebib'e gelince, onun hakkında söylenen sözün özü;
"o güvenilirdir, yalnız ezberinde zayıflık vardır." şeklindedir.
Sadece oğlu Ahmed'in ondan ve Yunus'tan rivayeti hüccettir. Ez-Zehebi "el-Mizan"da, "O saduktur, garib hadisler rivayet eder" der.
İbn-i Adiyy de el-Kamil'de; "Onun Yunus b. Yezid'den rivayet ettiği düzgün bir nüshadır. İbn Velid bazı münker rivayetlerin yanında ondan da hadis nakleder" der.
İbnu'l-Mediyni diyor ki; "Mısır'a ticaret için gidip gelmekteydi. Onun nüshası (kitabı) sahihtir, Onu oğlu Ahmed'den alarak yazdım."
İbn-i Adiyy de şöyle der: "Şebib hıfzından konuştuğu zaman hem karıştırıyor, hem de hata ediyordu. Dilerim ki bunu kasıtlı olarak yapmamıştır. Oğlu Ahmed, Yunusun hadislerini ondan rivayet ettiğinde, sanki Yu-nusmuş gibi güzelce rivayet eder."

Bu sözlerden anlaşıldığına göre, Şebib'in rivayeti iki şartla kabul edilir:

Birinci Şart: Rivayetin, oğlu Ahmed'in ondan yaptığı rivayet olması gerekir.

İkinci Şart: Şebib'in Yunus'tan yaptığı rivyet olmasıdır. Bunun sebebine de gelince; yanında Yunus b. Yezid'in kitaplarının bulunmasıydı.

İbn Ebi Hatim, "Ec-Cerhu ve't-Ta'dil" adlı kitaında onun babası için şunu söyler:
"O, kitaplarından hadis söylediğinde güzel hadis rivayet eder. İbn Adiyy'in dediği gibi, ezberinden konuştuğunda ise, İbn-i Vehb'in değil, oğlu Ahmed'in rivayeti olması şartıyla, rivayetinde herhangi bir sakınca yoktur."

İbn-i Hacer' de "et-Takrib" adlı eserinde onun hayatını anlatırken böyle söyler. Zira o tartışmalıdır. Çünkü o, oğlu Ahmed'in babasından hadis rivayetinde "kesinlikle bir sakınca olmadığı"nı söylemekle vehimde bulunmuştur. Aslı böyle değildir. Aksine, Ahmed'in böyle bir rivayetinin sahih olabilmesi için, mutlaka kendisinin bizzat Yunus'tan rivayet etmesi şartı vardır. Bu şartı, İbn-i Hacer'in işaretiyle anlıyoruz. Zira İbn-i Hacer, Şebib'i, Buhari'nin tenkit edilen ravileri arasında saymıştır.
(Fethu'l-Bari, Mukaddime, 5:133)

Daha sonra, İbn-i Adiyy'in de onun hakkındaki sözlerini naklederek, onun güvenilir olduğunu söylemiş ve Onu tenkitten kurtarmak istemiştir.
Diyor ki; "Buhari, oğlunun ondan ve Yunus'tan yaptığı rivayetleri kabul etmiştir. Ancak, Yunus'tan, başkasından rivayet ettiği hadislerini almadığı gibi, îbn-i Vehb'in de ondan rivayetlerini almamıştır."
Bu şekilde onun tenkidi, Yunus'tan başkasından rivayet etmesi şartına bağlanmıştır. Velev ki oğlu Ahmed yoluyla gelmiş olsa da. Biraz önce değindiğimiz gibi, doğru olan da budur.

Bu noktada, İbn-i Hacer'in "et-Takrib"deki her iki sözünün arasındaki çelişkinin kaldırılması, bu sözlerin arasının bulunması gerekmektedir. Bundan da, hem bu kıssanın, hem de onu delil göstermenin zayıflığı ortaya çıkmış oluyor.

Bunun ardından, rivayet hakkında bir diğer illetle karşılaştım. O da, rivayet konusunda Ahmed'in de tartışılmasıdır.
İbnu's-Sunni bu rivayeti, "Amelu'l-Yevmi ve'l-Leyf'de (sh. 202), el-Hakim "el-Mustedrak"te d/562), Şebib'in oğlu Ahmed'den üç yolla rivayet etmektedir.
Ayrıca Avn b. Umare el-Basri diyor ki, "İbnu'l-Kasım bunu bize rivayet etti." (El-Hakim rivayeti) Fakat Avn denen bu kişi zayıftır. Ancak rivayeti, Şu'be, Hammad b. Seleme ve Ebu Ca'fer el-Hutami yoluyla gelen riveyete uygun olması nedeniyle daha iyidir.

Sözün özü, bu kıssa gerçekten üç sebepten dolayı zayıf ve çirkindir:

1- Bu hadisi tek başına rivayet eden kimsenin zayıflığı,

2- O'nun hakkında ihtilaf edilmiş olması,

3- Hadisi rivayet edenlerin, güvenilir hadis ravilerinin rivayetlerine aykırı hadis rivayet edip, onun adını zikretmemeleri.

Bu nedenlerden bir tanesi bile, sözkonusu rivayetin kabul edilmemesi için yeter.

Ne garib bir taassub veya hataya uymaktır ki; Şeyh El-Gimari bu rivayetleri "el-Misbah" adlı eserinde (sh. 12,17) Beyhaki'nin "Delailu'n-Nubuve"sine ve et-Taberâni'ye atıfta bulunarak nakletmiştir. Daha sonra da bir kez olsun bu rivayetlerin sahihliği veya zayıflığı üzerinde tek bir söz bile söylememiştir. Nedeni gayet açık. Bu rivayetleri sahih göstermeye gelince, bunun imkanı yoktur. Ancak, rivayetlerin zayıflığını iptal mümkündür.
Ancak, "el-İsabe" (sh. 21-22) hakkında konuşanlar da bu rivayet hakkıda doğruyu bulamamışlardır. Buna rağmen, "bu hadis, et-Taberani, el-Mu'cemu's-Sağir ve el-Kebir'de sahihtir" diyebilmişlerdir. Bu söz önemsiz olmasına rağmen, birkaç yönden cehaletle doludur:

1-Taberani, bu hadis için "sahih" dememiştir. Aksine, sadece "es-Sağir"de böyle demiştir. Onlar hadis ilmini bilmedikleri için, vasıtalar aracılığıyla hadisi rivayet etmektedirler. Biz ise, hadisi doğrudan doğruya kaynağından aldık. "Kim denize ulaşırsa, su çeken dolaplara muhtaç olmaz."

2- Taberani bu kıssaya değil, sadece hadise "sahih" demiştir. Daha önce buna değinmiştik. "Şu'be de bu hadisi rivayet etmiştir. Hadis sahihtir" sözüyle, Şu'be'nin hadisini kastetmiştir. Şu'be ise bu kıssayı rivayet etmemiştir. Öyleyse et-Taberani kıssayı sahih görmemiştir. Bu nedenle hüccet olamaz.

3- Osman b. Hanif'in kıssası sabit olsa bile, Osman b. Hanif o adama kıssadan anlaşıldığı kadarıyla nasıl dua edeceğini tam olarak öğretmemiştir. Zira o duadan, "Allah'ım, O'nu bana şefaatçi kıl, beni de O'na şefaatçi kıl" sözünü çıkarmıştır.
Zira o, Arapça bilgisi gereği biliyordu ki, Rasulullah (s.a.v.), o duayı yalnız o kör adam için yapmıştı. Bu adam için aynı dua söz konusu olmadığına göre, bu cümleyi zikretmedi.

Şeyhulislam İbn-i Teymiyye (rahimehullah) şöyle diyor:
"Bilinen bir şeydir ki, bir kimse Allah Rasulunün ölümünden sonra, "Allah'ım, O'nu bana şefaatçi kıl, beni de O'na şefaatçi kıl" dese bile, Rasulullah bu kimse için herhangi bir duada bulunmamıştır. Öyleyse, onların sözleri batıldır.
Osman b. Hanif o kimseye Allah Rasulü'nden birşey istemesini söylemediği gibi, "O'nu buna şefaatçi kıl" demesini de istememiştir. Daha doğrusu, bu rivayet edilen duayı olduğu gibi okumasını ona söylememiştir. Ancak bu duanın sadece bir kısmını okumasını söylemiştir.
Burada Nebi'den ne bir şefaat söz konusudur ve ne de şefaat zannedilen bir şey vardır. Velev ki o, "O'nu bana şefaatçi kıl" dese bile, bunun bir anlamı yoktur. Bunun için Osman, bunu emretmedi. Onun o adama söylediği dua, Allah Rasulunden gelen dua değildir. Böyle şeylerle Şer'i olan bir amel kanıtlanamaz. Tıpkı bazı Sahabilerden gelen, ancak diğer Sahabilerin muvafakat etmedikleri, ibadetlerin güzelliği, mubah, vacip veya haram olan ameller hakkındaki haberler gibi."

Bu da yine, Rasulullah (s.a.v.)den rivayet edilenlere aykırı olan bir haber olması şartına bağlıdır. Böyle olunca da bu şekilde bir davranış, müslümanların hepsinin uyması gereken bir amel değil, aksine gayesi ictihad olan ve ümmetin üzerinde tartıştığı bir şeydir. Bunun da Allah Azze ve Celle'ye Ve Rasulullah (s.a.v.)'e götürülmesi gerekir.

Biz de biliyoruz ki, Ömer Radıyallahu Anh ve Sahabenin büyükleri, hayattayken kendisine tevessül ettikleri Rasulullah Sallallahu Aleyhi vessellem'e öldükten sonra tevessulde bulunmadılar. O ölünce O'na tevessül etmediler. Bilakis kuraklık yılında kıtlık çok şiddetli bir şekilde bastırınca Ömer Radıyallahu Anh, tüm ilim ehlinin de bildiği gibi ve Ensar ve Muhacirin'in de şahid olmasıyla, insanların eline yiyecek birşeyler geçinceye kadar yağlı yemek yemeyeceğine dair yemin etmiştir. Sonra da "istiska"da bulunmak için Abbas Radıyallahu Anh'a başvurunca şöyle dua etmiştir:

"Allah'ım! Biz kuraklık gördüğümüzde senin Nebi'n ile sana tevessulde bulunuyorduk, sen de bize yağmur gönderiyordun. Şimdi ise senin Nebi'nin amcası Abbas ile sana tevessulde bulunuyoruz. Bize yağmur ver!"

Allah Teala da onlara yağmur göndermiştir. Bütün Sahabenin kabul ettiği ve meşhur olması nedeniyle hiçbirisinin inkar etmediği dua budur. Bu, icma edilen konuların en meşhurlanndandır.

Muaviye b. Ebu Sufyan da Hilafeti döneminde böyle dua etmiştir. Eğer onlar, Rasulullah (s.a.v.)'in ölümünden sonra tevessül etmek hayattayken tevessül etmek gibi olsaydı, "nasıl olur da Abbas ve Yezid İbnu'l Esved'e ve başkalanna tevessülde bulunuyoruz da insanların en faziletlisi olan Rasulullah (s.a.v.)'e tevessulu terkediyoruz? Halbuki O'na tevessul, tevessullerin en faziletlisi ve en büyüğüdür." diyerek Sahabe bunu icra ederdi. Ancak, bu sözü onlardan hiç kimse demediği ve hayattayken Rasulullah (s.a.v.)'in duasına ve şefaatına tevessul edildiği gibi, O öldükten sonra O'ndan başkasının duasına ve şefaatına tevessül ettikleri bilindiğine göre; onlar nezdinde meşru olan tevessulun kişinin zatıyla değil, duasıyla olan tevessul olduğu da bilinmiş olur.

Bununla beraber bu kıssada, düşünen akıllı bir insanın rahatlıkla görebileceği gibi, Osman (Radıyallahu Anh) gibi bir Halife'nin faziletine gölge düşüren bir cümle vardır. O da, Raşid Halife'nin, ihtiyacı olan bir adama hiç yüz vermemesidir. Bu İfade, Rasulullah (s.a.v.)'in kendisinden meleklerin bile haya ettiğini söylediği ve özellikle yumuşaklığı, iyiliği ve insanlara karşı hoşgörülülüğü ile tanınmış Osman (Radıyallahu Anh)'ın ahlakıyla uyuşmamaktadır. İşte bu durum, kıssanın sıhhatli olması ihtimalini tamamen uzak görmemize neden olmaktadır. Zira bu, Osman (Radıyallahu Anh)'ın ahlakına ters düşen bir zulümdür.







2-Sual: Bir yazar, "(Şehidler hariç, Cennete giren hiç kimse dünyaya geri dönmek istemez. Ancak şehid, kavuştuğu ikramlar sebebiyle dünyaya dönüp on kere şehit olmayı ister) hadisinden dolayı, şehidlerin bu dünyaya gelip burada savaştıkları sonucunu çıkarmak yanlıştır. Ne şehid, ne evliya, öldükten sonra herhangi bir iş yapamaz, savaşamaz" diyor. Ruh ölmediğine göre, dirilere hareket kuvveti veren Allah, şehitlere, evliya zatlara niye vermesin?
CEVAP
Evliya zatların ruhlarının gelip savaştıkları ve insanlara yardım ettikleri çok görülmüştür. İşte vesikalar:
Abdülhakîm Arvâsî hazretleri buyuruyor ki:
Meleklerin, peygamberlerin, evliyanın ve salih müminlerin ruhları, her kim nerede ve ne zamanda ve her ne hâlde çağırırsa, orada bulunur, yardım ederler. Hızır aleyhisselamın, sıkıntıda olanların imdadına yetişmesi böyledir. Resulullah'ın ümmetinin her birine, hele ölüm zamanında, imdada yetişmesi de böyledir. Azrail aleyhisselamın, ruh [can] almak için her anda, her yere gelmesi de böyledir. Her mürşid-i kâmilin, talebesine yetişmesi de böyledir ki, bunlar zamanlı ve mekânlıdır. Ezeli ve ebedi değildir. Devamlı da değildir. Hazır olmalarından önce, yok idiler. Bir zaman sonra da, oradan ayrılırlar. Allahü teâlânın hazır olmasıyla ruhların hazır olması çok farklıdır. Allahü teâlânın hazır olması gibi, kimse hazır değildir.(S. Ebediyye)

İmam-ı Muhammed Masum Farukî hazretleri buyuruyor ki:
Hızır aleyhisselamın, insan şeklinde görülmesi ve bazı işleri yapması, onun hayatta olduğunu göstermez. Allahü teâlâ, onun ve birçok enbiyanın ve evliyanın ruhlarının insan şeklinde görülmesine izin vermiştir. Onları görmek hayatta olduklarını göstermez. Ruhu insan şeklinde görülmüş, insanın yapacağı şeyleri ruhuyla yapıyor. O zaman hayatta olmuş ise, şimdi de hayatta olması lazım gelmez. El-İsabe-fi-marifet-is-sahabe kitabında Hızır aleyhisselamın yaptığı çok şeyler yazılıdır. Âlimlerin çoğu Hızır aleyhisselamın öldüğünü bildirdi. Eğer hayatta olsaydı, Peygamber efendimize gelir, birlikte cuma namazı kılar, sohbetinde ve cihatlarında bulunurdu. (Mektubat-ı Masumiyye1/182 )

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Allahü teâlâ, meleklere, cinlere çeşitli şekil alabilmek kuvveti verdiği gibi, çok sevdiği kullarının ruhlarına da, bu kuvveti vermektedir. Evliyadan birçoğu, bir anda çeşitli yerlerde görülmüş, birbirine uymayan işler yapmışlar. Burada da latifeleri, insan şekline girmekte, başka başka bedenler hâlini almaktadır. Bunun gibi, mesela Hindistan'da oturan ve şehrinden hiç çıkmamış olan bir veliyi, hacılar Kâbe'de görüp konuştuklarını, başkaları da, mesela aynı günde başka şehirde, bir kısım kimseler de, bu veli ile yine o gün, Bağdat'ta görüştüklerini söylemişlerdir. Bu da, o velinin latifelerinin muhtelif şekiller almasıdır. [ Latife: Maddeli, zamanlı ve ölçülü olmayan Âlem-i emirdeki beş mertebeden her birine denir. Âlem-i emirde bulunan beş latifenin insanda birer sureti, benzeri vardır. Bu beş latifeye kalb, ruh, sır, hafî ve ahfâ isimleri verilmiştir. Bazıları bunları birbirinden ayıramayıp hepsine ruh demiş geçmiştir.] Bazen o velinin bunlardan haberi olmaz. Seni gördük diyenlere, (Yanılıyorsunuz, o zaman, evimdeydim. Oralara gitmemiştim, o şehirleri bilmiyorum ve sizleri de tanımıyorum) der. Yine bunlar gibi, güç hâlde bulunan kimseler, korku ve tehlikelerden kurtulmak için, ölü veya diri olan bazı evliyadan yardım istemiştir. O büyüklerin, kendi şekillerinde olarak, hemen orada bulunduklarını ve imdatlarına yetiştiklerini görmüşlerdir. Bu evliyanın yaptıkları yardımdan bazen haberi olmakta, bazen de olmamaktadır. [Bu hâl, bilhassa savaşlarda görülmüştür.] Böyle yardımları yapanlar, o din büyüklerinin ruhları ve latifeleridir. Latifeleri bazen, bu Âlem-i şehadette, bazen de Âlem-i misalde şekil almaktadır. Nitekim Peygamber efendimizi bir gecede, binlerce kimse, rüyada görüp istifade etmektedir. Bu gördükleri, hep onun latifelerinin ve sıfatlarının Âlem-i misaldeki şekilleridir. Yine bunlar gibi, müridler, mürşidlerinin Âlem-i misaldeki sûretlerinden istifade ederler ve bu yolla müşküllerini çözerler. (2/58)

İlyas aleyhisselamla Hızır aleyhisselam ruhani şekillerde geldiler. Hızır aleyhisselam, (Biz ruhlar âlemindeniz. Allahü teâlâ, bizim ruhlarımıza öyle kuvvet vermiştir ki, insan şeklini alırız. İnsanların yaptığı işleri, ruhlarımız da yapar) dedi. (1/282)

Bu vesikalar açıkça gösteriyor ki, ölü veya diri evliya zatların ruhları, Allahü teâlânın izniyle insanlara yardım etmektedir.
Ölen veya şehid olarak ruhun bedenden ayrıldığı bir nefsin, dünyaya döndüğünü Ayet ve hadislere muhalif olarak bazı sofi büyüklerin(!) zırvalarına itikad edinmen, Kur'andan ayet yerine sofiye hezeyanlarına (Saadet-i Ebediye'ye vb.); Rasulullah (s.a.v.)in hadis-i şerifleri yerine sofiye büyüklerine(!) (Abdulhakim Arvası, İbn Arabi vb.) tutunmanız akidenizi ortaya koymaktadır.

ŞEHİDLERİN DÜNYAYA TEKRAR DÖNÜP SAVAŞMALARI
https://www.islam-tr.org/tevhid/12149-sehidlerin-dunyaya-tekrar-donup-savasmalari-yaziya-cevap.html

Tayy-i Mekan Safsatası : Uçmaya Kaçmaya - Işınlanmaya Klonlanmaya Son

İNSAN AYNI ANDA İKİ (FARKLI) YERDE BULUNAMAZ
https://www.islam-tr.org/tevhid/104...maya-kacmaya-isinlanmaya-klonlanmaya-son.html

3-İTİRAZ:
“Ey Muhammed!” “Yetiş ya Muhammed! Ashab bu kelimeyi parola olarak kullanıyordu Resûlullah’tan (sas) yardım istemiyorlardı.

CEVAP: Size göre şirk olan bir kelimeyi sahabe parola olarak kullandı yoru-munu siz yapıyorsunuz. Sahabe şirk olan bir kelimeyi parola olarak kullan-maz. Şiar Kelimesi Parola değil, slogandır. Slogan nedir, eğer ansiklopedilere ve lügate bakılırsa buralarda görülecektir ki rivayette geçen şiar kelimesinin bugünkü Türkçe karşılığı parola değil, slogandır. Büyük bir kitlenın toplu halde yüksek sesle söylediği sözdür. Bunun parola ile ilgisi ne? Parola karşılıklıdır. Biri güneş der, diğeri ay der. İnsanların birbirlerini tanımak için kullanılır. Yetiş ya Halit! Ya Muhammed (Türkçesi, yetiş ya Muhammed) kelimesini nasıl parola olarak değerlendirirsiniz.?Kıyasla ve akli muhakemeyle anlaşılmayacak, ihtimalden çok çok uzak gülünç bir manayı (parola) seçmiş olmak bu meselede, ilmi mevzulardaki acizliğinizi göstermektedir. Aksine burada anlaşılacak olan Allah nezninde onun şefâatçi kılınması ve Allah’ın yardımını celp talebidir. Subkî’nin de dediği gibi bir tevessül babındandır. “Ya Rabb'i bu sevdiğin kulun hatrına yardım et.” demektir. Yoksa ondan bir şey istemek değil-dir. Ayrıca sahabenin Yemâme’de Allah’tan (yetiş ya Muhammed! şiarı ile) yardım istediğini destekleyen bir delil de Yemâme’de şu âyeti sık sık okumalarıydı َ:

“Üzerimize hak oldu ki müminlere yardım ederiz.”(30/47)
Ayrıca, Yemâme Savaşı nda sahabe şöyle diyordu: Her tarafta, “Kurtar bizi ey Halid!” diye imdat sesleri gelmeye başladı. Muhacirlerin ve Ensârın bir cemâati kurtarıldı. Bu da bize yetiş ya Muhammed (sas), derken parola değil, bir sıkıntı neticesinde tevessül yani Allah’tan yardım temenni edilmiş olduğuna işaret ediyor. Resûlullah’ın hatrına Allah’tan yardım veya Resûlullah’ın sahabeye yardım için Allah’a dua emesi neticesinde Allah’ın yardım etmesini umuyor sahabe.

İTİRAZ:
“Yetiş ya Muhammed” demek ayrı, “ya Muhammed” ayrıdır.

CEVAP:
Ya Muhammedahu (Arapça biliyorsanız buradaki ya nida harfi olup ey demektir. Muhammed kelimesi münadadır. Yani kendisine seslenilen kişi-dir. Münadadan sonra gelen elif elifi istiğase derler yani medet isteme elifi derler. Dolayısıyla bu kelimeden çıkan mana: Ey Muhammed imdadıma yetiş. Bize yardım et! olur.

Yetiş ya Halit! Ya Muhammed (Türkçesi, yetiş ya Muhammed)
Ya Halid ile Yetiş Ya Halid nasıl aynıdır dersin?
Neden el Bidâye ve'n Nihaye'ye iftira attın? Sana attığın iftiranın kitabtan belgesini gösterdim ve iftiran gibi olmadığını görmedin mi? Neden ashab, Yemame savaşında zor duruma düşünce "Ya Muhammed" diye o savaşta olmayan, daha önce vefat etmiş olan Rasulullah (s.a.v.)den yardım istemediler de, o savaşta bulunan ve yanlarında olan "Kurtar bizi Ey Halid" diye yardım istemişlerdir?
http://İbn Kesîr, El Bidaye Ve'n-Nihaye, Çağrı Yayınları: C.6, sf: 343 - 344
Ama senin bunu anlayacak niyetin yok!
 
sirati mustakim Çevrimdışı

sirati mustakim

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
bizlerde biliyoruzki imam ibni teymiyenin ( selam uzerine olsun ) adı geçen kitabında zikredip itiraz etmediği tek zayıf hadis de bu değildir. Elbani, kitabın tahkikinde, bununla beraber onlarca zayıf hadis olduğunu tesbit etmiş, dahası birkaç tane mevzu hadis bulunduğunu da ifade etmiştir.


BIZ SIZIN GIBI ALIMLERI RAB EDINMIYORUZKI .. BIZ EHLI SUNNETIZ BIZE GORE HER SAHSIN SOZU ALINIRDA ATILIRDA SADECE ALLAH RESULU A.S.V HARIC ...

Imam Malik ten alinti yaptigim bu soz kulagina kupe olsun, ben bir cok gorusunu tasvip etmesemde Elbaninin tavrina baksana, seyhin kitabinin tahkikinde onlarca zayif hadis oldugunu tespit ediyor .. siz ise felanca allame demis diye teslim olurdunuz .. ANLAYANA !!!! Alimleri rab edinmekten Allah swt ya siginiriz ...

akhi tasavvuf ehline ne ibn teymiyyeden,ne de necd ulemasindan delil getirilmez ki :kafaçakma
onlara gore bizler vahhabiyiz (euzibilleh)


 
A Çevrimdışı

Ahmed1

Üyeliği İptal Edildi
Banned
İlim talebesi kardeş boşuna uğraşma ! Kimseyi bu inancından döndüremezsin.Ağzı olan konuşur.Bu forumdakilere kimi selefi der,kimi vehhabi der beni ilgilendirmez.Onlar (bazı) sünnîleri yanlış görürler,Sünnîler de onları yanlış görürler.

Sen de anladığım kadarıyla -İsmailAğa Cemaati-ndensin.Bu kadar nakil yapmana gerek yok.İnsanları birşeyden vazgeçirmek veya inandırmak kolay değildir.Ben ümmetin birliğinin sağlanmasını isterim.Ben bir cemaatten değilim fakat bu forumdan biri de değilim.Sadece forumlara bakıyorum ve insanların görüşlerini bizzat kendilerinden dinliyorum.Kulaktan duyma bilgileri hiç sevmem.

(Müşrik diyenlere gelince) Onlar müşrik derse desinler.Ben kimseye müşrik demem.Bu lafı söylemek her baba yiğidin harcı değil.İlim ehli bile bundan çoğu kez sakınmış.Kaldı ki karşıdaki hakikatte dinden çıkmadı ise söyleyen çıkar.Bu husus o kadar önemli ki her tekfir eden , tekfir etmeden önce bu hususu düşünmelidir.Özellikle benim/bizim gibi ilimde hiç payesi olmayanların tekfir etmesi oldukça yanlıştır.
 
Ebu Yusuf Çevrimdışı

Ebu Yusuf

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Ben herkese Müşrik derim sözü ile ben Kimseye Müşrik demem sözü arasında ki fark nedir. Anlamak için soruyorum. İki zıt kutub.!
 
A Çevrimdışı

Ahmed1

Üyeliği İptal Edildi
Banned
Günah deyin,fasıklık,sapıklık gibi şeyler de deyin ama müşrik,kafir demeyin be kardeşim hala anlamıyor musun?
 
Abdulmuizz Fida Çevrimdışı

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
İlim talebesi kardeş boşuna uğraşma ! Kimseyi bu inancından döndüremezsin.Ağzı olan konuşur.Bu forumdakilere kimi selefi der,kimi vehhabi der beni ilgilendirmez.Onlar (bazı) sünnîleri yanlış görürler,Sünnîler de onları yanlış görürler.

Sen de anladığım kadarıyla -İsmailAğa Cemaati-ndensin.Bu kadar nakil yapmana gerek yok.İnsanları birşeyden vazgeçirmek veya inandırmak kolay değildir.Ben ümmetin birliğinin sağlanmasını isterim.Ben bir cemaatten değilim fakat bu forumdan biri de değilim.Sadece forumlara bakıyorum ve insanların görüşlerini bizzat kendilerinden dinliyorum.Kulaktan duyma bilgileri hiç sevmem.

(Müşrik diyenlere gelince) Onlar müşrik derse desinler.Ben kimseye müşrik demem.Bu lafı söylemek her baba yiğidin harcı değil.İlim ehli bile bundan çoğu kez sakınmış.Kaldı ki karşıdaki hakikatte dinden çıkmadı ise söyleyen çıkar.Bu husus o kadar önemli ki her tekfir eden , tekfir etmeden önce bu hususu düşünmelidir.Özellikle benim/bizim gibi ilimde hiç payesi olmayanların tekfir etmesi oldukça yanlıştır.


Ahmed1 Sen ne saçmalıyorsun?

"Şehidler dünyaya döner, savaşlara katılır" ; "ölüden yardım istemek" vb. sapıklığını din diye aktaran, iman etmemizi isteyen, Kur'an ve sunnet tahrifçileri haklıymış gibi, bizim gibi cahillere laf anlatamayacağını söyleyerek, kendinin de bu tür şirk ve batıl inanca sahib olduğunu ortaya koymuş oluyorsun.
Mâdem yapılan nakilleri savunuyorsun, "Ummetimin âlimleri Beni İsrail'in peygamberleri gibidir" sözünün sahihliğini kardeşinle başbaşa verin ve buraya koyun!

Tekfir konusunda irca ehlinin inancına sahibsin ve savunduğunu bilesin!

 
İ Çevrimdışı

İlim Talebesi.

Üyeliği İptal Edildi
Banned
Bak bu alimlerde İbni Teymiyye'yi tekfir etmiş:

İbni Teymiye ’yi eleştiren, kötüleyen, tenkit eden ve tekfir eden âlimlerin isim ve kitapların listesi.
Bu âlimlerin bazıları İbni Teymiye zamanında yaşadılar, bazıları da ondan sonra geldiler.

1-Şafiilerin Kadisi Muhammed B. İbrahim B. Cemaa’a
2-Hanefilerin Kadisi Muhammed B. El-Hariri Ensari
3-Malikilerin Kadisi Muhammed B.Ebi Bekir
4-Hanbelilerin Kadisi Ahmed B.Ömer
Bu dört Kadi’nin kararıyla İbni Teymiye cezaevine atıldı.
( İmam İbnil Mualim el-Kuraşi “Necmil Muhtedi” ve İmam Ketbi “Uyun et-Tarih”)
5-Hafız Takiyyudin Subki
a-“El-İ’tibar Bibakail Cenneh ven Nar”
b- ed-Durra el-Mudiyyeh Firredi Ale İbni Teymiye
c-Şifaus Sakam Fi Ziyareti Hayril Enâm
e-En-Naza el-Muhakkak Fil Halifi Bittalakil Muallak
f-Et-Tahkik Fi Meseletit Talik
h-Rafuş Şikak An Meseletit Talak
g- Nakdul İctima’ vel İftirak Fi Meseilil İman vet Talak
6- 702 yılında vefat eden hafız İbni Dakik el-‘id
7- 707 yılında vefat eden Muneybi’in Şeyhi Salih B.Abdullâh el-Bataihi
“Ravdatut Talibin ve Hulaset Menkibus Salihin adlı kitablara bakınız”
8- 709 yılında vefat eden Fakih Tacuddin Ahmed B. Ataullâh el-İskenderani eş-Şezili
9- 710 yılında vefat eden Mısır Kadıların Kadısı Ahmed B. İbrahim es-Seruci el-Henefi
“İtiradet Ale İbni Teymiye Fi İlmil Kelâm”
10- 714 yılında vefat eden Fakih Muhaddis Ali B. Muhammed el-Bâci eş-Şafii
11- 715 yılında vefat eden Kadi Sayfuddin el-Hindi
12- 716 yılında vefat eden Fakih Muhammed B. Ömer el-Mekkiy
13- 718 yılında vefat eden Mısır Mâliki Kadıların Kadısı Ali B. Mahluf şöyle derdi:” İbni Teymiye Allâh’ın cisim olduğunu söylüyor. Bizde buna inanmak küfür.”
14- 721 yılında vefat eden Fakih Muhammed B. Ali B. Ali el-Mâzeni ed-Dehhân ed-Dimaşki
a-Risele Firredi Ale İbni Teymiye Fi Meseletit Talak
b- Risele Firredi Ale İbni Teymiye Fi Meseletiz Ziyareh
15- 724 yılında vefat eden Şeyh Ali B. Yakub el-Bekri
16- 725 yılında vefat eden Tarihçi el-Fahr B. Muallim el-Kuraşi
“Necmul Muhtedi ve Recmul Mutedi”
17- 726 yılında vefat eden Medine’yi Münevverinin Kadıların Kadısı Ebu Abdullâh Muhammed B. Müslim B. Mâlik es-Salihi el-Hanbeli
18- 727 yılında vefat eden Kadi Kemaluddin Zemelkevi
19- 733 yılında vefat eden Hafız Allame Müfessir Bedruddin B. Cemaa'a
20- 733 yılında vefat eden Şeyh Ahmed B. Yahya el-Kilebi
“Riseletun Fi Nefyil Cihe”
21- 734 yılında vefat eden Şeyh Ömer B. Ebil Yemen el-Lehmi el-Fekihi el-Mâliki
“Et-Tuhfel Muhtara Firredi Ale Münkiriz Ziyarah”
22- 741 yılında vefat eden Sultan Muhammed B. Kalavun
23- 743 yılında vefat eden Şeyh İsa Ebur Ruh ez-Zevevi
“Riseletun Fittalaki”
24- 744 yılında vefat eden Şeyh Ahmed B. Osman el-Cevzecâni el-Hanefi
“El-Ebhâs el-Celiyye Firredi Ale İbni Teymiye”
25- 745 yılında vefat eden Müfessir Ebu Hayyan Endelusi
“En-Nahrul Mad”
26- 748 yılında vefat eden Hafız Zehebi
a-“Beyan Zağal el-İlim vet Talab”
b-Nasihet ez-Zehebi”
27- 749 yılında vefat eden Fakih Şemseddin Muhammed B. Adlan eş-Şafii
28- 750 yılında vefat eden Kadi Muhammed es-Sadi el-Masri
a-“ El-Makalel Mardiyye Firredi Ale Men Yünkiru ez-Ziyaretil Muhammedeiyye”
b- “ El-Berahin es-Sati’a”
29- 761 yılında vefat eden Hafız Salahuddin el-Ala’iy
“Ahadis Ziyaret Kabrin Nebiyyi”
30- 764 yılında vefat eden Tarihçi İbni Şakir el-Ketbi “Uyun et-Tarih “
31- 768 yılında vefat eden Şeyh Afifuddin Abdullâh B. Esad el-Yefi’i el-Yemeni el- Mekki
32- 771 yılında vefat eden Fakih Taceddin Subki
“Tabakat eş-Şafiiyyyel Kubra “
33- 779 yılında vefat eden Fakih İbni Battuta
“Rihlet İbni Battuta”
34- 795 yılında vefat eden Hafız Abdurrahmân B. Ahmed İbni Recep el-Hanbeli
“Beyan Müşkilil Ehadis el-Vârideh Fi Ennet Talah es-Seles Vahide”
35- 803 yılında vefat eden Afrika Şeyhi Ebu Abdullâh B.Arafa et-Tunusi el-Mâliki
36- 826 yılında vefat eden Hafız Veliyyüddin İraki
“El-Ecvibel Mârdiyye Firredi Alel Es’ile el-Mekkiyye”
37- 829 yılında vefat eden fakih Ebu Bekir el-Husani
“Defu şubehi Men Şebbeh ve Temerrede”
38- 841 yılında vefat eden Allame Alaaddin Buhari Hanefi
39- 851 yılında vefat eden Fakih Tarihçi İbni Kadi Şehbe eş-Şafii
“ Tarih İbni Kadi Şehbe”
40- 852 yılında vefat eden Hafız İbni Hacer Askalani
a-“Eddurar el-Kâmine Fi A’yanel-Mi’tis Sâmine”
b-“Lisanul Mizan”
c-Fethul Bâri Ale Sahihil Buhari
d- El-İşarah Bituruk Hadisiz Ziyarah
41- 867 yılında vefat eden Şeyh Muhammed B. Ahmed Hamiduddin el-Fergani ed-Dimaşki el-Henefi
“Er-Rad Ale İbni Teymiye Fil İtikadet”
42- 899 yılında vefat eden Şeyh Ahmed Zaruk el-Fâsi el-Mâliki
43- 902 yılında vefat eden Hafız Sehavi
“El-ilan Bittevbih Limen Zemme et-tarih”
44- 928 yılında vefat eden Şeyh Celalud Din ed-Devvani
45- 931 yılında vefat eden İbni Abdisselem el-Masri diye tanılan Ahmed B. Muhammed
“El-Kavlun Nasır Fi Red Hibat Ali B. Nasir”
46- 933 yılında vefat eden Şeyh Muhammed B. Ali B. Arrak ed-Dimaşki
“ Şerhul Adudiyye”
47- 11. asırda yaşamış Kadi Beyyadi el-Hanefi
“İşaret el-Meram Min İbaretil İmam”
48- 962 yılında vefat eden AbdunNafi’ B. Muhammed B. Ali B. Arrak ed-Dimaşki
“Zahairul Kasır Fi Teracim Nubelail Asr’a bakınız“
49- 968 yılında vefat eden Âlim İbn kara diye tanılan Ahmed B. Muhammed el-Havarizmi ed-Dimaşki
50- 974 yılında vefat eden Şeyh İbni Hacer Heytemi
a-“El-Feteva el-Hadisiyye”
b-“El-Cevher el-Munazzam Fi Ziyaretil Kabril Muzzam"
c- Haşiyetul İdah Fil Menesik”
51- 980 yılında vefat eden Şeyh Ahmed B. Muhammed el-Vitri
“ Ravdatun Nazirin Ve Hulasatul Menakibus Salihin”
52- Kadi Ebu Abdullâh el Mukari
“Nuzmul Le’ali Fi Sulukil Emâli”
53- 1014 yılında vefat eden Mulla Ali Kâri el-Hanefi
“Şerh eş-Şifâ”
54- 1029 yılında vefat eden Şeyh Abdurrauf el-Menâvi eş-Şafii
“Şerh eş-Şemail”
55- 1041 yılında vefat eden Tarihçi Ahmed Ebul Abbas el-Mukri
“Ezhar er-Riyad”
56- 1057 yılında vefat eden Muhaddis Muhammed B. Ali B. İlan es-Sıddiki el-Mekki
“El-Mabred el-Mubekk0 Fi Redis Sarım el-Menki”
57- 1069 yılında vefat eden Şeyh Ahmed Hafaci el-Masri el-Hanefi
“Şerh eş-Şifa”
58- 1122 yılında vefat eden Şeyh Muhammed Zerkani el-Mâliki
“Şerh el- Mevahib el-Ledunniyye”
59- 1143 yılında vefat eden Şeyh Abdul Gani en-Nabulsi
60- Şeyh Muhammed Ebul Huda es-Sayyadi
“ Kilâdetul Cevahir”
61- 1272 yılında vefat eden Şeyh İdris B.Ahmed el-Vezzeni el-Fâsi el-Mâliki
“En-Neşrut Tayyıb Ale Şerhiş Şeyhit Tayyıb
62- 1287 yılında vefat eden Fakih Muhammed es-Sayyadi er-Revvas
63- 1331 yılında vefat eden yılında yaşamış Duma Müftü ve Kadısı Şeyh Mustafa B. Şeyh Ahmed B. Hasan eş-Şatti ed-Dimaşki el-Hanbeli
a-“Risele Firraddi Alel Vahhebiyye”
b- “En-Nukul eş-Şer’iyye”
64- 1340 yılında vefat eden Şeyh B. Muhammed el-Müeyyed el-Azmi
“Celaul Evham An Mezahibil Eimmetil İzam vet Tevessül Bicah Hayril Enâm. İbni Teymiye’nin “Raful Malam” adlı kitabına bir reddiye
65- 1345 yılında vefat eden Mısır Müftüsü Şeyh Muhammed Bihit el-Muti’i
“Tathiril Fuad Min Denesil İtikad”
66- 1348 yılında vefat eden Müftü Mustafa B. Ahmed eş-Şatti el-Hanbeli el-Dimaşki
“En-Nukul eş-Şer’iyye”
67- 1352 yılında vefat eden Şeyh Mahmud Hattab Subki
“Ed-Din el-Halıs”
68- 1353 yılında vefat eden Medineyi Münevverinin Müftüsü şeyh Muhaddis Muhammed el-Hadır eş-Şenkiti
“Luzumut Talak Dufa Bime La Yastetiul Defa”
69- 1362 yılında vefat eden Şeyh Abdulkadir B. Muhammed selim el-Kilâlni el-İskenderâni
a-“ En-Nufhaz Zekiyye Firradi Alel Vahhebiyye”
b-El-Huccel Mardiyye Fi İsbâtil vasitatil leti Nefethel Vahhebiyye”
70- 1371 Osmanlı zamanındaki Şeyhul İslam’ın vekili Şeyh Muhammed Zahid el-Kevseri
a-“Makalat el-Kevseri”
b- “Et-Taakubul Hasis Lime Nefehu İbni Teymiye Minel Hadis”
c-“El-Buhusil Vefiyye Fi Mufradati İbni Teymiye”
71- 1376 yılında vefat eden Şeyh Selame el-Azzami eş-Şafii
a-“El-Berahin es-Satia Fi Redi Ba’dil Bide’il Şâi’a”
b-“Makalat Fi Ceridet el-Müslim”
72- 1380 yılında vefat eden Hafız Ahmed B. Sıdık el-Gumâri el-Megribi
a-“Hideyetus Sugara’ “
b-El-Kavlul Celiy”
73- 1383 yılında yaşamış Şeyh Ebu Eşyal Salim B. Cindân el-Endenisi
“El-Hulasal Kafiye Fil Esenid el-Aliye”
74- 1389 yılında vefat eden Ebul Eşbâli Salim B. Hüseyin B. Cunden el-Endunisi
d-“El-İşfak Ale Ahkamıt Talak”
75- 1390 yılında vefat eden Mekke’nin Âlimi Muhammed el-Arabi et-Tebben
“Beraat el-Aş’ariyyin Min Akaidil Muhalifin”
76- Şeyh Muhammed Yusuf el-Bennuri el-Bâkistani
“Ma’arif es-Sünen Şerh Sünen et-Tirmizi”
77- Muhaddis Şeyh Abdullâh el- Gumâri
a-“İtkan es-Sun’a Fi Tahkik Manel Bid’a”
b- “ Es-Subhis Safir Fi Tahkik salatil Musefir”
c-Er-Reseil el-Gumariyye”
78- Seharanburun Âlimi Hamdullâh el- Beracvi
“El-Basair Limünkirit Tevessül Biehlil Kubur””
79- Şeyh Mustafa Ebu Seyf el-Hamami
“Gavsul İbad Bibeyan er-Raşâd” bu kitabı Şeyh Muhammed Said el-Arfi, Şeyh Yusuf ed-Dahvi, Şeyh mahmud Ebu Dakika, Şeyh Muhammed el-Behiri, Şeyh Muhammed Abdulfettah İnati, Şeyh Habibullâh el-Cekni eş-Şankiti, Şeyh Dusuki Abdullâh el-Arabi ve şey Muhammed Hafni Bilal takriz ( Övmişlerdir) etmişlerdir.
80- Âlim Allame Hafiz Müfessir Muhaddis fakih Abdullâh El-Harari
“El-Makalat es-Sünniyye Fi Keşfi Dalalet Ahmed İbni Teymiye”
81- Şeyh Ahmed el-Hüseyni en-Nakşibendî
“Et-Tevfik Er-Rabbeni Firreddi Ale İbni Teymiyel Harrani”
82- İbni Teymiye zamanında yaşamış olan Şeyh Kemaluddin Muhammed B Ebil Hasan Ali es-Serrac
“ Tuffahul Ervah Ve Fettahul Er-Bah”
“El-Hulasal Kâfiye Fil Es3anidil Aliye”
83-Şeyh İsmail El-Ezheri
Mir’etun Necdiyye”
84- Şeyh el-Kekeyâhi İhsan B. Muhammed Dehlân el-Cemfesi el-Kedyeri el-Endunisi
“Siracut Talibin Ale Minhecil Abidin İle Cenneti Rabbil Âlemin”
85- 1401 yılında vefat eden Şeyh Siracuddin Abbas el-Endunisi
a-İtikadu Ehlis Sünneti vel Cemaati
b- “Erba’inil Meseilid Diniyye”
86- 1410 yılında vefat eden Şeyh el-Keyahi el-Hac Ali Masum el-Cukcavi
“ Huccat Ehlis Sünnet vel Cemaat
87- Şeyh el-Keyahi Ahmed Abdulhalim el-Kandeli el-Endunisi
Akaid Ehlis Sünnet vel Cemaat. Bu kitabı 1311 yılında yazdı
88- 1990-2000 arasında Endunisi Âlimler Birliği’nin Genel Başkanı şeyh el-Keyahi el-Hac Muhammed Şafii Huzam B. Muhammed Salih Raidi el-Endunisi
“ Tavdih el-Edille
89- Halen hayatta olan Şeyh Mansur Muhammed Uveys
“İbni Teymiye Leyse Selefiyyen”
90- Şeyh el-Keyahi Ahmed Mekki Abdullâh Mahfuz el-Endunisi
“Husnus Sünnet vel Cemaat Fi Marifet Firaki Ehlil Bide’ “
91- Halen hayatta olan şeyh İbrahim B. Osman el-Mısri
“Nusratil İmam Subki Biredis Sarım el-Münki”
 
İ Çevrimdışı

İlim Talebesi.

Üyeliği İptal Edildi
Banned
Ehli Sünnet Büyüklerinden İbn Batute, İbni Teymiye’yi Deli olarak adlandırmaktadır

Faslı ünlü seyyah sefer namesinde şöyle yazmaktadır: “Dimeşk’te (Şam) büyük Hambeli fakihlerinden İbni Teymiye adında birini gördüm. Çeşitli fenlerde konuşuyordu, ancak aklı yerinde değildi. (Rihlet İbn Betute, c. 1, s. 57)

Ehli sünnetin Büyük Alimlerinden Şevkani, İbni Teymiye’ye “Şeyhülislam” denilmesinin küfür olduğunu söylemektedir.

Muhammed Buhari Hanefi (ölümü 841), İbni Teymiye’nin bidat ve tekfirini kitabında açıkça belirtmekte ve şöyle demektedir: Her kim İbni Teymiye’ye “Şeyhülislam” tabirini kullanırsa “KAFİR”dir.(Bedrü’t Tali’, c. 2, s. 260)

Ehli Sünnetin Büyük Alimlerinden İbni Hacer Mekki, İbni Teymiye’yi Sapkın ve yoldan çıkarıcı olarak anmaktadır.

Ehli sünnetin büyük alimlerinden İbni Haceri Mekki (Ölümü, 974), İbni Teymiye hakkında şunları yazmaktadır: Allah onu rezil, sapkın, kör ve sağır karar kılmıştır. Ehli sünnetin büyükleri ve Şafii, Maliki ve Hanefi çağdaşları onun düşünce ve sözlerinin fasit olduğunu tasrih etmişlerdir… İbni Teymiye’nin sözleri değersizdir. Bidat çıkaran, sapkın, sapkın edici ve mutedil olmayan biridir. Allah, ona (rahmetiyle değil) adaletiyle davransın ve bizleri onun kötü inançlarından ve gidişatından korusun. (El- Fetava’l Hadisiye, s. 86)

Ehli Sünnetin Büyük Alimlerinden Kadı Şafii, İbni Teymiye Takipçilerinin, kanının helal olduğunu söylemektedir.

Ehli sünnetin iki büyük alimi İbni Hacer Askalani (Ölümü, 852) ve Şevkani (Ölümü, 1255) şöyle yazmışlardır: Kadı Şafii Dimeşk, Şam’da şöyle bir duyuru yapılmasını emretmiştir: Her kim İbni Teymiye’nin itikadına inanıyorsa kanı ve malı helaldir. (Ed Dureru’l Kamine, c. 1, s. 147; El- Bedru’t Tali’, c. 1, s. 67 ve Mir’tu’l Cenan, c. 2, s. 242)

Ehli sünnetin Büyük Alimlerinden Hisni Dimeşki, İbni Teymiye’nin Zındık olduğunu söylemektedir

Hisni Dimeşki şöyle yazmaktadır: İlim deryası olarak vasıflandırılan İbni Teymiye’yi, Bazı büyük öncülermutlak zındık (mülhit) olarak saymaktadırlar.

Büyük alimlerin onu bu şekilde vasıflandırmasının nedeni ise onlar, İbni Teymiye’nin tüm eserlerini incelemiş ve sahih bir inanca varmışlardır ki İbni Teymiye, bir çok yerde bazı Müslümanları tekfir etmekte ve bazı yerlerde ise onları sapkın bilmektedir.

İbni Teymiye’nin kitapları Hak Teala’nın mahlukata benzetilmesi ve Bari’ Teala’nın zatının cisme teşbih verilmesiyle doludur. Aynı şekilde Resulü Ekrem’e (s.a.a), Şeyheyne (Ebu Bekir ve Ömer) dil uzatmakta ve Abdullah Bin Abbas’ı tekfir etmektedir. ibni Teymiye, İbni Abbas’ı mülhit, Abdullah İbni Ömer’i mücrim, sapkın ve bidatçi saymaktadır. Bu sözlerini Sıratu’l Müstakim kitabında ifade etmiştir. (Def’u Şübhe Ani’r Resul, Tahkik Cemaatu’n Mine’l Ulema, s. 125)

Hinsi Dimeşki, başka bir yerde şöyle yazmaktadır: İbni Teymiye demiştir ki her kim ölü birinden veya uzaktaki birinden medet umarsa… zalim, sapkın ve müşriktir.

İbni Teymiye’nin bu sözlerinden insanın bedeni titremektedir. Bu söz, Harran’ın Zındık’ı İbni Teymiye’den önce hiçbir zaman ve hiçbir yerde hiç kimsenin ağzından çıkmamıştır. Bu cahil ve kuru zındık, Ömer’in hikayesini kirli niyetine kavuşmak için kendisine vesile karar kılmış ve evvel ve ahirlerin efendisi olan Hz. Resulü Ekrem’in (s.a.a) makamını değersiz kılmaya kalkmış ve bu asılsız sözüyle efendimizin makam ve derecesini bu dünyada aşağı indirmiş ve ölümünden sonra Hz. Resulullah’ın hürmet ve risaletinin bittiğini iddia etmiştir. Bu inanç kesinlikle KÜFÜR’dür ve gerçekte zındıklık ve nifaktır. (Def’u Şübhe Ani’r Resul, Tahkik Cemaatu’n Mine’l Ulema, s. 131)

Ehli Sünnetin Büyük Alimlerinden İmam Sübki, İbni Teymiye’yi Bidatçi Bilmektedir

İbni Teymiye’nin çağdaşı ve Ehli sünnetin çok renkli alimlerinden İmam Sübki (ölümü, 756), şöyle yazmaktadır: O, kitap ve sünnete bağlılık kisvesi ile İslam akaidine bidat katmış ve İslam’ın erkanını yıkmıştır. O, Müslümanların icmasına muhalefete kalkışmış ve Allah’ın cisim olmasına ve zatının bileşik olduğunu çağrıştıracak sözler söylemiştir. Öyle ki alemin ezeli olduğunu söyleyerek bu sözleriyle 73 fırkanın bile dışına çıkmıştır. (Tabakatu’ş Şafiyye, c. 9, s. 253; Seyfu’s Sakil, s. 177 ve Ed’Dürretu’l Muziyyetu fi’r Reddi Ale İbni Teymiye, s. 5)

Ehli Sünnetin büyük alimlerinden İbni Hacer, İbni Teymiye’ye nifak nisbeti vermektedir

Ehli Sünnetin ilmi erkanlarından ve mutlak hafızı olarak kabul edilen İbni Hacer, İbni Teymiye hakkında şöyle yazmaktadır:

Ehli sünnetin büyükleri İbni Teymiye hakkında farklı görüşlere sahiptirler. Bazıları diyorlar ki İbni Teymiye, Tecsim (Allah’ın cisim olduğu) düşüncesine kaildir. Zira ‘El- Akidetu’l Hamuyye’ kitabında Allah Teala için el, ayak, ayak bileği ve yüz tasavvur etmiştir. Bazıları Hz. Resulullah’ın (s.a.a) nübüvvet makamının eksikleştirilmesine ve onun azametine muhalefete sebep olacak tevessül ve istiğaseye karşı çıktığındanonu dinsiz ve zındık olarak saymışlardır. Bazıları Hz. Ali (a.s) hakkında kullandığı çirkin sözlerden dolayı onun münafık olduğunu söylemişlerdir. Çünkü İbni Teymiye demiştir ki Ali (a.s) defalarca hilafeti ele geçirmek için uğraşmış, ancak kimse ona yardım etmemiştir. Yine çocuklukta İslam getirdiği için Ebu Bekir’in İslam’ı Hz. Ali’nin İslam’ından daha üstündür demiştir. Ayrıca Ebu Cehil’in kızını istemesi de doğru değildir demiştir. Bütün bu sözler İbni Teymiye’nin nifakına delalet etmektedir. çünkü Hz. Resulü Ekrem (s.a.a) Hz. Ali (a.s) için şöyle buyurmuştur: “Münafıktan başka kimse sana düşmanlık gütmez.” (Ed’Dureru’l Kaminet fi A’yanu’l Maietu’s Samine, c. 1, s. 155)

Ehli Sünnetin Büyük Alimlerinden Zehebi, İbni Teymiye’nin takipçilerini ecnebi, sefil ve hilekar olarak adlandırmaktadır

Ehli sünnetin çok önemli alimlerinden ve aynı zamanda kendiside bir Hambeli olan ve çağının hadis ve rical ilminde söz sahibi olan Zehebi (ölümü, 774), İbni Teymiye’ye hitaben yazdığı mektubunda şöyle yazmaktadır:

“Ey Tedavi edilmez! Sana tabi olanlar zındıklık, küfür ve helak uçurumundadırlar… sana tabi olanların çoğunluğu geri kalmış, sığıntı, aklı hafif, avam, yalancı, aptal, ecnebi, sefil, hilekar, kuru, görüntüsü Salih ama anlayış yoksunu insanlardır. Eğer sözlerimi kabul etmiyorsan onları dene ve adalet ölçüsüyle ölç.”

Mektubunun başka bir yerinde şöyle yazmaktadır:

“Sözlerimi kabul edeceğini sanmıyorum! Öğütlerimi dinleyeceğine ihtimal vermiyorum! Sen ki benim dostumsun bana böyle davranırsan düşmanlarına nasıl davranacaksın? Akıllı, Salih, alim ve değerli insanlar çoktur. Ama senin dostlarının içinde kirli, yalancı, cahil ve arsızlar çok göze batmaktadır.” (İ’lanu Bi’t- Tevbiğ, s. 77 ve Tekmiletu’s Seyfi Sakil, s. 218)

Hindistan'ın büyük alimlerinden Allâme Muhammed Abdurrahman Silhetî, 1882 senesinde basılan kitabında şöyle diyor:

İbni Teymiyye, Vehhabîlerin büyüğü ve öncüsüdür. O şeyhü’l-islam değil, bid'at ve âsâm, yani sapıklık ve günahlar şeyhidir, önderidir. Vehhabîlerin bozuk itikatlarından ilk konuşan odur. Ve aslında, bu bozuk, sapık fırkayı ortaya çıkaran odur. Zamanından Sultan ikinci Mahmud Han zamanına kadar, zikri ve akideleri gizli kaldı. Sultan ikinci Mahmud Han zamanında, Yemen tarafından [Necd'den] Muhammed bin Abdülvehhab isminde biri zuhur etti. İbni Teymiyye'nin ölümü ile yok olan, üzeri örtülen ve İslam memleketlerinde eli kolu bağlı olan bozuk itikatları körükleyip ortaya çıkardı. Yeni bir din yolu tuttu. Ehl-i sünnet vel-Cema'at mezhebine uymayan bir bid'at kampı teşkil etti. (Seyf'ül Ebrar, s.26)

Hindistanlı Ehl-i sünnet alimlerinden Mevlana Muhammed Fadlurresul 1849 senesinde telif ettiği eserinde şöyle diyor:

Biliniz ki bu İbni Teymiyye, kötü mezhebten nefsine mağlup, Ehl-i sünnetten hariç bir kimsedir. Allah Teala için cihet [yön] söylenir dedi. İmam-ı Sübkî ona reddiye yazdı. Tabakat-ı Sübkî'de bunlar anlatılmaktadır. Sonradan çıkan bu fırkanın [Vehhabilerin] onunla çok uygunlukları ve ilgileri vardır. (Tashih'ül Mesail, s.44)

Zamanın Şeyhül-İslam’ı Allame Ebu'l-Hasan Ali bin İsmail el-Kunavi diyor ki:

"İbni Teymiyye cahillerdendir, ne dediğini düşünmüyor. Tevessüle dair tefrikayı, yani Resulullah’a (s.a.a) hayatta iken onunla tevessül edilmesi caiz olup, vefatından sonra caiz olmadığı hakkındaki düşündüğü farkı, zahirde kendisine İslamiyet’le şereflenmiş süsünü veren Yahudi ve Samiri taifesinin yavrularından telakki etmiştir. Halbuki bu taifeler, Peygamberin (s.a.a) en büyük düşmanlarıdırlar. Hazret-i Ali'nin (a.s) huzurunda birisi, Peygamberi (s.a.a) tahkir ifade eden bir kelime söylediği için, onu öldürmüştür."

"Aliyy'ül-kaari Şifa şerhinde diyor ki:

Hanbelîlerden İbni Teymiyye, ifrata kaçmış bulunmaktadır. Zira Resulullah efendimizi ziyaret için yolculuk yapmayı haram saymıştır. Halbuki ziyaretin yakınlık sebebi olduğu bilinmektedir. Onu inkara kalkan üzerine küfür ile hükmolunmuştur. Zira müstehab olduğunda ulemanın icmaı bulunan bir şeyi haram kılmak küfür olur. Bu, mübah olduğunda icma bulunan bir şeyi haram kılmanın da ötesinde bulunmaktadır." (s.188)

"İbni Teymiyye'nin bozucu aklı ile muhalefette bulunduğu her şey, kendi uydurmasıdır. Kendi fasid inanışına göre, def edecek boş bir şüphe bulamadığı zaman "O yalandır" diye başka bir davaya geçer. Onun hakkında "İlmi aklından büyüktür" diyen, insaflı davranmıştır." (s.189)

"Ben, İbni Teymiyye'nin Minhacü's-sünnet kitabında Allahü tealaya cihet [yön] isnadını tafsilatı ile görmüş bulunuyorum... Selef-i salihinden böyle bir söz varid olmamıştır...Bilakis [İbni Teymiyye] onu kendi nefsinden çıkarıp ortaya atmış ve birçok yerde tekrarlayıp durmuştur." (s.203)

Allame Şerif Takıyuddin Ebu Bekri’l-Hısni ed-Dımaşki (vefatı h.829) diyor ki:

"İbni Teymiyye’nin dediği kavillerin en kötüsü ve çirkini, tefrika meselesidir. Yani, yalnız Peygamberin hayatında ve huzurunda duasına tevessül etmek caizdir, vefatından sonra türbesinin yanında bile caiz değildir, sözüdür ki, bunu Yahudiler ortaya atmış ve tâbileri de bu fikir üzerinde devam etmiştir."

İmam-ı Şarani şöyle yazmaktadır:

İbni Teymiye, tasavvufu inkâr eder, evliyaya, ariflere dil uzatırdı. Kitaplarını okumaktan, yırtıcı hayvandan kaçar gibi kaçmalıdır. [Tabakat-ül-kübra]

İbni Teymiye, Sadreddin-i Konevi, İbni Arabi gibi tasavvuf büyüklerine de saldırmıştır.

İmam-ı Süyuti şöyle yazmaktadır:

İbni Teymiye kibirliydi. Kendini beğenirdi. Herkesten üstün görünmek, karşısındakini küçümsemek, büyüklerle alay etmek âdeti idi. (Kam-ul Muarıd)

İbni Teymiye hâşâ Allah’ın Arş’ın üstünde olduğunu ispat etmek için diyor ki:

Allah dilerse, bir sivrisineğin sırtına yerleşir de, sivrisinek Onun kudreti ve rububiyetinin lutfü ile Onu yüklenip kaldırır. Böyleyken Allah Arş’ın üzerine nasıl yerleşmez? (Beyan Telbis el-Cehmiyye, 1/568)

Bu konuda, Zahidü’l-Kevseri diyor ki:

İbni Teymiyye’nin Allahü Teâlâ hakkındaki sözü işte budur. Sanki mabudunun sineğin sırtına oturması, gerçek bir işmiş gibi, bunu, Allah Teâlâ’nın, sineğin sırtından daha geniş olan Arş’ın üzerinde karar kılmasına delil olarak ileri sürüyor! Allah Teâlâ, bundan münezzehtir. İbni Teymiyye ve yandaşlarından önce, insanlardan, böylesi akılsızca bir söz söyleyen bir kimseyi bilmiyorum. Bu öyle bir cinnet getirmektir ki, üzerinde hiçbir cinnet getirmek yoktur. Allah, onların vasfettiklerinden münezzehtir. Sineğin taşıdığı bir mabud tasavvur eden birisi, muhatap bile alınmaz. (Makalat-ül-Kevseri, 301)

İbni Teymiye’nin şaki ve dalalette olduğu Seyf-ül-Cebbar ve farisi Tâlim-üs-sübyan kitapların da yazılıdır.

Camiul-Ezher’deki hanefi âlimlerinden Muhammed Bahitin (Tathir-ül-füad min-denisil itikad) kitabı, (Et-tevessüli bin-Nebi ve bis-Salihin), (Şevahid-ül-hak), (Cevahir-ül-bihar), (Seyf-ül-Cebbar) ve (Tâlim-üs-sübyan) kitapları, İbni Teymiye’nin dalalete düştüğünü vesikalarla ispat etmektedir.

İbni Batute, ibni Hacer-i Mekki, imam-ı Sübki, kendi oğlu Abdulvehhab, izzeddin bin Cema'a, Ebu Hayyan Zahiri, Zahid-ül Kevseri, Yusuf-i Nebhani, imam-ı Şarani, Ahmed bin Seyyid Zeyni Dahlan, Şeyh-ül-İslam Mustafa Sabri Efendi gibi nice âlimler İbni Teymiye’ye reddiyeler yazmışlar, dalalet ve küfürlerini açıklamışlardır. Üstad Necip Fazıl da, (14. asrın irşad kutbu seyyid Abdülhakim Arvasi, “İbni Teymiye dini içinden zedeleyen mülhiddir” demiştir) diyor.

İbni Teymiye’nin Dal ve mudil olduğu, Savi tefsiri 107. sayfasında da yazılıdır.

İbni Teymiye’nin sözlerinin kıymeti yoktur. O, dalalettedir ve Müslümanları dalalete sürüklemektedir. Müslümanların icmasından ayrılmış, bid’at yolunu tutmuştur. İslam âlimleri, onun dalalette [sapık] olduğunu, sözbirliği ile bildirdi. Kutbüd-Berdiri, Şerhi Muhtasarda, bunu uzun yazmaktadır. (Tahir Muhammed Süleyman - Zahiretül-fıkhil-kübra)
 
Abdulmuizz Fida Çevrimdışı

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Bak bu alimlerde İbni Teymiyye'yi tekfir etmiş:

İbni Teymiye ’yi eleştiren, kötüleyen, tenkit eden ve tekfir eden âlimlerin isim ve kitapların listesi.
Bu âlimlerin bazıları İbni Teymiye zamanında yaşadılar, bazıları da ondan sonra geldiler.

1-Şafiilerin Kadisi Muhammed B. İbrahim B. Cemaa’a
2-Hanefilerin Kadisi Muhammed B. El-Hariri Ensari
3-Malikilerin Kadisi Muhammed B.Ebi Bekir
4-Hanbelilerin Kadisi Ahmed B.Ömer
Bu dört Kadi’nin kararıyla İbni Teymiye cezaevine atıldı.

İftiracı, tahrifçi, pislik akide sahibi! Senin nasıl kitapları tahrif ettiğini ortaya koyduk hala utanmadan iftiralarına devam ediyorsun.
İbn Teymiyye'nin "neden" Kafir olduğunu, Tekfir eden bu kitabtaki (İmam İbnil Mualim el-Kuraşi “Necmil Muhtedi” ve İmam Ketbi “Uyun et-Tarih”) sayfa numarasını ver! ya da buraya kitabın sayfasını koy



KABULÜNDE ZORLANILAN GERÇEK LER


İbn teymiyye önceki görüşünü değiştirerek Hz. Peygamber vâsıta kılınarak dua da faydalanabileceğini söylemiştir.


, İbn Teymiyye nin Talebesi İbn Kesîr . İbn Teymiyye nin devlet ve ulemânın huzurunda
Tevessül ile ilgili görüşünden kendi isteğiyle vazgeçip,
Bir insanın duasında Resulullahtan faydalanma şeklini kabul ettiğini
.. fakat istigâse’nin ..haram olduğu görüşü üzere devam ettiği sözünü bizlere” nakletmiştir.[1]
[1] el-Bidâye ve’n-Nihaye c: 14/47, 707 inci sene geçti başlığının altında

Hicretin Yediyüzyedinci Senesi

Bu sene başında İslâm ülkesinin yöneticileri önceki senede adlan geçen kişilerdi. İbn Teymiye de Mısır'da Cebel kalesinde tutuklu olarak bulunuyordu.
Muharrem ayı başında Sultan Melik Nasır, Emir b. Salar ile Caşnigir'e gazablandı. Allame ile görüşmeye yanaşmadı. Kalenin kapılarını kilitledi. Orada tahkimat tedbirleri aldı. Bu iki emir de evlerine kapandılar. Umeradan bir topluluk bunların etrafında toplandılar. Kale kuşatıldı, büyük olaylar cereyan etti. Çarşı kilitlendi. Sonra sultanla haberleştiler. İşler yoluna girdi. Kalblerdeki nefret ve ateş dumanı üzerinde serler sakinleşti. Mezkur iki emir güçlendiler. Öncekine nisbetle daha da kuvvet sahibi oldular. Sultan resmî geçit yaptırdı ve sulh akd edildi.
Muharrem ayında Tatarlarla Geylan halkı arasında savaş meydana geldi. Şöyle ki:
Tatar hanı, Geylanlılardan, askerlerine kendi ülkelerinden geçit vermeleri talebinde bulundu. Geylanlılar buna yanaşmadılar. Bunun üzerine Tatar hanı Harbenda 60.000 savaşçıdan oluşan büyük bir orduyu bunların üzerine gönderdi. Bu 60.000 kişilik ordunun 40.000 savaşçısı Kutlu Şah komutasında, 20.000'i de çoban komutasında bulunuyordu. Bunlar Geylanlıların, ülkesine girdiler. Geylanlılar, onlara ülkelerinin ortalarına ulaşıncaya kadar göz yumdular. Sonra onları denizin boğazında yakaladılar. Üzerlerine neft attılar. Çokları suya batıp boğuldu. Diğerleri yandılar. Geylanhlar Kendi elleriyle de onların büyük bir kısmını öldürdüler. Tatarlardan az kişi hariç kurtulan hemen hemen olmadı. Öldürülenler arasında Tatarların büyük Emiri Kutlu Şah da vardı. Bu yüzden Harbenda han, Geylan halkına şiddetle gazablandı. Ama Kutlu Şah'ın öldürülmesine sevindi. Kutlu Şah'ın kendisi Harbenda hanı öldürmek niyetindeydi. Böylece Harbenda kurtulmuş oldu. Daha sonra Bolay da öldürüldü. Sonra Tatar hanı, önceki sayfalarda adı geçen Şeyh Burak'ı, Geylan halkına elçi olarak gönderdi. Bu onlara bir mesaj iletecekti. Onu öldürdüler ve insanları ondan kurtarıp rahata erdirdiler. Onların beldeleri en müstahkem beldelerdendi. En güzel mevkilerdendi. Oraya kolay kolay ulaşılamazdı. Geylanlılar ehli sünnet idiler. Bir çoğu Hanbelî mezhebine mensubtu. Bir bid'atçinin onların arasında barınması mümkün değildi.
Safer ayının ondördünde cuma günü Kadilkudat Bedreddin b. Cemaa, Cebel kalesindeki Evhadî konağında Şeyh Takiyyuddin b. Teymiye ile görüştü. Uzunca konuştular. Namazdan Önce de ayrıldılar. Şeyh Takiyyuddin b. Teymiye zindandan çıkmaya kesin kararlıydı. Rebiyul-evvel aymm yirmiüçünde cuma günü Emir Husameddin Muhenna b. İsa, bizzat kaledeki zindana geldi ve İbn Teymiye'ye mutlaka zindandan çıkması için yemin verdirdi. İbn Teymiye zindandan çıkınca kendisiyle birlikte Emir Salar'ın evine gelmesi için de ona yemin verdirdi. Nihayet Emir Salar'ın konağına gittiler. Orada bazı fakihler, İbn Teymiye ile görüştüler. Aralarında çok konuşmalar cereyan etti. Tartışmalarda bulundular. Sonra namaza gitmek üzere ayrıldılar. Namazdan sonra akşama kadar yine görüşmelerini sürdürdüler.

İbn Teymiye geceyi Emir Salar'ın konağında geçirdi. Sonra sultanın emri üzerine pazar gününü de akşama kadar munazara yapmakla geçirdiler. Oraya kadılardan herhangi biri gelmedi. Ama çok sayıda fakih gelmişti. Diğer günlerden daha fazla fakih pazar gününde orada toplanmıştı. Toplantıya gelen fakihler arasında Necmeddin b. Ref, Alaeddin et-Tacî, Fahreddin b. binti Ebi Sa'd, İzzeddin en-Nemravî, Şemseddin b. Adnan ve daha başka fukaha da vardı. Kadıların da toplantıya gelmeleri istenilmişti. Ama çeşitli bahaneler ileri sürüp gelmediler. Kimi hasta olduğunu söyledi. Kimi de başka mazeretler beyan etti. Çünkü İbn Teymiye'nin çok bilgili ve delilli konuştuğunu, toplantıya gelenlerden hiçbirinin ona karşı koyamıyacağını biliyorlardı.

Saltanat naibi onların mazeretlerini kabul etti. Toplantıya gelmeleri sultanın emri olmasına rağmen mutlaka toplantıya gelmek mecburiyetinde bırakmadı. Onlar, ya toplantıya geleceklerdi ya da hayırlı bir şekilde oturuma son vereceklerdi. İbn Teymiye geceyi saltanat naibinin yanında geçirdi. Emir Husameddin Muhenna oraya gelerek Şeyh Takiyyuddin b, Teymiye'nin kendisiyle birlikte Dımaşk'a gelmesini istedi. Emir Salar, insanlar kendisinin fazilet ve ilmini görsünler, ondan yararlansınlar, ondan ilim tahsil etsinler diye İbn Teymiye'nin Mısır'da ikamet etmesi tavsiyesinde bulundu.
İbn Teymiye de başına gelen olayları anlatan bir mektup yazarak Şam'a gönderdi.
Berzalî dedi ki : Bu senenin şevval ayında Kahire'de Sufıler, İbn Teymiye'yi şikâyet ederek onun İbn Arabi'yi ve diğer insanları eleştirdiğini devlete bildirdiler.
Bu konuyu halletmesi için Şafiî kadısı görevlendirildi. Şafiî kadısı bu amaçla bir oturum düzenledi. İbn Atâ, İbn Teymiye aleyhinde bazı iddialarda bulundu, ama bu iddialarını ispatlayamadı.

Yalnız İbn Teymiye şöyle dedi:
"Allah'tan başkasından medet dilenmez. Kelimenin tam manasıyla Peygamber'den de medet dilenmez ama Peygamber, Allah'tan birşey, istenildiğinde aracı kılınabilir, ve onun vasıtasıyla Allah'tan birşey istenibilebilir. Şefaati fayda verir"

Orada hazır bulunanlardan biri, "Onun bu konuda bir delili yoktur" dedi.
Kadı Bedreddin b. Cemâa, adamın böyle demesine karşı "İbn Teymiye'nin, bu ifadelerinde sadece edeb noksanlığı vardır" dedi.
Gereği yapılmak üzere kadıya bir risale verildi. Bu risale ile ilgili olarak kadının, şeriatın emrini yerine getirmesi istenildi.
Kadı da "Ben bu gibi durumlarda ne söylenmesi gerekiyorsa İbn Teymiye'ye söyledim" dedi. Bundan sonra devlet, İbn Teymiye'yi ya Dımaşk'a veya İskenderiye'ye gitme seçeneğinde serbest bıraktı. Ancak bunun için de bazı şartlar ileri sürüldü. Bu şartları kabul etmemesi halinde hapse atılacağını söylediler. İbn Teymiye hapse geri dönmeyi tercih etti.
Yalnız o esnada bir grup yanına gelerek şartlan yerine getirmesini ve Dımaşk'a gelmesini istediler. O da arkadaşlarının hatırlarını kırmamak için Dımaşk'a gitmeyi ve öne sürülen şartlan kabul etmeyi tercih etti.
Şevvalin onsekizinde geceleyin posta atına bindi ve yola koyuldu. Yetkililer ertesi sabah peşine başka bir ulak gönderdiler. Onu geri getirdiler. Kadilkudat Bedreddin b. Cemâanın ve bir fukaha topluluğunun yanına getirdiler.
Toplantıda bulunanlardan biri ona "Devlet senin sefere çıkmana izin vermiyor. Mutlaka hapse girmeni istiyor" dedi. Kadı da "Bunda senin için de yarar vardır" dedi.
Kadilkudat, Maliki Kadısı Şemseddin et-Tunisî'yi kendine vekil tayin ederek İbn Teymiye'nin hapse atılmasına hüküm vermesini istedi.
Kadı Şemseddin bunu kabul etmedi "İbn Teymiye'nin bir suçu sabit olmadı ki...." diye diretti.
Bunun üzerine Kadilkudat Bedreddin b. Cemaa, Malikî Kadısı Nureddin ez-Zevavi'yi bu hususta görevlendirdi. O da şaştı. Ne yapacağım bilemedi.
İbn Teymiye onların kendisini hapse atma hususunda dur aksadıklarını görünce "Ben kendim hapse giderim ve maslahatımın gereği neyse ona uyarım" dedi.
Nureddin ez-Zevavî el-Malikî şöyle dedi : "O halde senin gibi kimselere layık olacak bir yerde tutuklu olarak bulunacaksın" dedi. Nureddin'e "Devlet ancak bunun hapishane diye bilinen yere konulmasına razı olur" denildiğinde de aldırış etmedi ve İbn Teymiye'yi zindana atıldığında Takiyyuddin bintu'l-Eazz'ın cezasını çektiği Kadı'lar hapishanesine gönderdi ve yanına hizmet edecek birinin konulmasına izin verdi. Bütün bunları devlette itibar sahibi olan Nasır el-Munbicî'nin tavsiyesi üzerine yapmıştı. Çünkü Nasır el-Munbicî daha sonra saltanat süren Caşnigir'in aklını avucunun içine almış. Diğer devlet erkanına da hüküm etmişti. Sultan da onun dediğinin dışına çıkamıyordu. Nihayet İbn Teymiye hapse konuldu.

Hapishanede fetva vermeye devam etti. İnsanlar ziyaretine geliyorlardı. Fukahanın, ümeranın ve insanların önde gelenlerinin halledemedik problemli fetvalar da ona geliyor ve çözümü kendisinden isteniliyordu. O da akılları hayrete düşürecek derecede kitap ve sünnetten delillerle teyid ettiği fetvalarını yazıyordu.
Bütün bunlardan sonra Salihiye'de İbn Teymiye için bir oturum düzenlendi. Şeyh İbn Teymiye Kahire'de İbn Şukayr'ın evine misafir oldu. İnsanlar gece gündüz demeyip yanına geliyorlar, adeta üzerine abanıyorlardı.

Bu senin receb ayının altısıda Şeyh Kemaleddin b. Zemlekanî, vefat eden Yusuf el-Acemî'nin yerine hastahaneler divanının nazırlığına atandı. Kendisi bir süre Dımaşk'ta muhtesiblik yapmıştı. Bundan altı ay önce mezkur görevini Necmeddin b. Basraviye devretmişti. Yusuf el-Acemi, güvenilir bir kimseydi.
Bu senenin beraet gecesinde bid'at olduğundan beraet gecesi namazının kılınması iptal edildi. Emevi Camii'nde gürültü ve patırdılar son buldu. Cami korundu. Böylece çok hayırlar elde edildi. Hamd ve minnet Allah'adır.

Ramadan ayında es-Sadr Necmeddin el-Basravî, Dımaşk'a geldi, Muhtasiblik görevine ek olarak Şemseddin Hatirinin yerine hazine nazırlığına atandığına dair bir fermanı da beraberinde getirmişti. Ramadan sonlannda şiddetli yağmurlar yağdı. Bir süreden beri insanlar yağmursuz kaldıklarından bu duruma çok sevindiler. Fiyatlar ucuzladı. Yağmurların şiddetinden insanlar musallaya gitme imkânını bulamadılar. Bayram namazını camide kıldılar. Saltanat naibi de bayram namazına geldi ve kendisine has mahfelinde namaz kıldı. Hac emiri o senede Seyfeddin Balaban el-Bedrî et-Tatarî idi.
Bu senede Kadı Şerefuddin el-Barizî Hamâ'dan hacca gitti.
Zilhicce ayında Zahiriye yakınlarında büyük bir yangın çıktı. Bu yangının başlangıç noktası Zahiriye karşısındaki Utiye fırını idi. Sonra Cenâb-ı Allah lütfetti. Yangının kıvılcımları dindi. Şerri sonra erdi.
Ben derim ki: Bu senede babamın vefatından sonra Busra'dan Dımaşk'a geldik. İlk olarak Toriyyin yanındaki eski kuyumcu çarşısının bitişiğinde İbn Ebi Heyca yolu denen Derb-i Sûurda ikamete başladık. Cenâb-ı Allah'tan güzel son ve akıbet diliyoruz. Amin.
(İbn Kesîr, El Bıdaye Ve'n-Nihaye, Çağrı Yayınları: C.14, Sf: 100-103


Allah sapık, mufteri sofilerin şerrinden ummet-i Muhammedi Korusun.
 
A Çevrimdışı

Ahmed1

Üyeliği İptal Edildi
Banned
bizim gibi cahillere laf anlatamayacağını söyleyerek

Ben kimseye cahil demedim.İnsanlar birşeye inanmışsa o şeyden onu vazgeçirmek veya birşeye inandırmak kolay değil dedim.Bunu copyala-yapıştır yaparak yapamazsın dedim.

Hadis hakkında

İbn Hacer, Sahavî, Suyutî gibi alimler “bunun aslı yoktur” derken, Fahreddin Râzî, İbn Kudame, Esnevî, Barizî, Yafiî, “hadisin sahih olduğuna” hükmetmişlerdir. Teftazanî, Ebu Bekir el-Mevsılî gibi bazı alimler de lafzı hadis olarak sabit olmazsa da manası doğrudur, demişlerdir.

(gerek hadis metni gerek bu açıklamalar için bk. Aclunî, Keşfu’l-hafa, 2/64).


 
Abdulmuizz Fida Çevrimdışı

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Ben kimseye cahil demedim.İnsanlar birşeye inanmışsa o şeyden onu vazgeçirmek veya birşeye inandırmak kolay değil dedim.Bunu copyala-yapıştır yaparak yapamazsın dedim.

Söz hakkında

İbn Hacer, Sahavî, Suyutî gibi alimler “bunun aslı yoktur” derken,
Fahreddin Râzî, İbn Kudame, Esnevî, Barizî, Yafiî, “hadisin sahih olduğuna” hükmetmişlerdir.
Teftazanî, Ebu Bekir el-Mevsılî gibi bazı alimler de lafzı hadis olarak sabit olmazsa da manası doğrudur, demişlerdir.

(gerek hadis metni gerek bu açıklamalar için bk. Aclunî, Keşfu’l-hafa, 2/64).


"İnsanlar birşeye inanmışsa o şeyden onu vazgeçirmek veya birşeye inandırmak kolay değil dedim"
Madem diyeceksin, delil tanımayan tek sapığa burada 40 kişinin laf anlatamadığı bize neden söylemiyorsun, "anlatamazsınız cahile" diye?

Sözlerine dikkat edesin, cahil demediğini biliyoruz ama kelimelerinin bütünü ve uslubun bunu imâ ettiğini sen de bende biliyoruz! Bu mevzuuda da kimin akidesinden yana olduğunu da.



"Ummetimin alimleri ben-i İsrailin peygamberleri gibidir" sözünü, Rasulullah (s.a.v.)in ağzından böyle bir söz çıkmıştır diye sen hadis (sahih) olarak kabul/benimsiyor musun?

Bu mevzuya sahih diyenlerin nedense hadiste otorite olan yoktur?
Ayrıca mana olarak doğru olunca, Rasulullahın ağzından iftira hadis peydahlamayı meşrulaştırır mı? Ya da peydahlanmış mevzulara hadis demeyi mi gerektirir?

Bu söz için Demîrî ve Askalânî; Aslı yoktur, dediler.
Zerkeşî de böyle sukut etmiştir.
(Âliyyu’l-Karî, Esrâru’l-Merfû‘a, 247; Şevkânî, Fevâidu’l-Mecmû‘a, 286)

es- Sehâvî şöyle der: "Hocamız (İbn Hacer) ve ondan önce de ed-Demîrî ve ez-Zerkeşî, "Aslı yoktur" demişlerdir. Bazıları buna, "Herhangi bir muteber kitapta mevcudiyeti bilinmemektedir" ifadesini de eklemiştir."
(es-Sehâvî, el-Makâsıdu'l-Hasene, 286; krş. a.mlf. el-Ecvibetu'l-Mardıyye, I, 248; ez-Zerkeşî, et-Tezkire, 167; el-Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, II, 83)


 
A Çevrimdışı

Ahmed1

Üyeliği İptal Edildi
Banned
Benim akidem bellidir.Kimseden gizleyeceğim birşey yok.

Hadisin senedi (Alimlerin görüşleri hakkında) henüz bir mâlumatım yok.Bu nedenle konuşmam yanlış olur.
 
Abdulmuizz Fida Çevrimdışı

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Ahlak durumunuz her şeyi ele veriyor. Ben size kardeşim diye hitap etmeme rağmen siz bana hakaret ediyorsunuz. Yarın ruz-ı mahşerde hesaplaşacağız.
Alimlerin kitaplarından tahrifler ederek şirke insanları çağıracaksın, sana iltifat mı edeceğim! Seni şahsen tanımam etmem, defalardır siteye gelir aynı şirk ve batıl iftira yazılarını buraya taşır, defalarca uyarılıp, reddiye vermemize rağmen, ıslah olmadığın gibi, kendine ders de çıkarmıyorsun! Senin gibi şirke ve mevzu iftiralara çağıranlarla zaten hesaplaşacağız merak etmeyesin!
Şimdi önceki mesajda suallerime cevap vereceksen ver, (başka konulara sapma) yoksa kapıyı dışarıdan kapat!
 
yusuf Çevrimdışı

yusuf

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Ahlak durumunuz her şeyi ele veriyor. Ben size kardeşim diye hitap etmeme rağmen siz bana hakaret ediyorsunuz. Yarın ruz-ı mahşerde hesaplaşacağız.



İftiracı ( IFTIRA ATAN), tahrifçi (TAHRIF EDEN) , pislik akide (SAHIH AKIDEYE SAHIP OLMAYAN ) ! Biri olmadigini ispatla sen adamin sana neden bu sekilde konustugunu biliyorsun oyle olmadigini ispatla ..
 
yusuf Çevrimdışı

yusuf

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Ehli Sünnet Büyüklerinden İbn Batute, İbni Teymiye’yi Deli olarak adlandırmaktadır

Faslı ünlü seyyah sefer namesinde şöyle yazmaktadır: “Dimeşk’te (Şam) büyük Hambeli fakihlerinden İbni Teymiye adında birini gördüm. Çeşitli fenlerde konuşuyordu, ancak aklı yerinde değildi. (Rihlet İbn Betute, c. 1, s. 57)

Ehli sünnetin Büyük Alimlerinden Şevkani, İbni Teymiye’ye “Şeyhülislam” denilmesinin küfür olduğunu söylemektedir.

Muhammed Buhari Hanefi (ölümü 841), İbni Teymiye’nin bidat ve tekfirini kitabında açıkça belirtmekte ve şöyle demektedir: Her kim İbni Teymiye’ye “Şeyhülislam” tabirini kullanırsa “KAFİR”dir.(Bedrü’t Tali’, c. 2, s. 260)

Ehli Sünnetin Büyük Alimlerinden İbni Hacer Mekki, İbni Teymiye’yi Sapkın ve yoldan çıkarıcı olarak anmaktadır.

Ehli sünnetin büyük alimlerinden İbni Haceri Mekki (Ölümü, 974), İbni Teymiye hakkında şunları yazmaktadır: Allah onu rezil, sapkın, kör ve sağır karar kılmıştır. Ehli sünnetin büyükleri ve Şafii, Maliki ve Hanefi çağdaşları onun düşünce ve sözlerinin fasit olduğunu tasrih etmişlerdir… İbni Teymiye’nin sözleri değersizdir. Bidat çıkaran, sapkın, sapkın edici ve mutedil olmayan biridir. Allah, ona (rahmetiyle değil) adaletiyle davransın ve bizleri onun kötü inançlarından ve gidişatından korusun. (El- Fetava’l Hadisiye, s. 86)

Ehli Sünnetin Büyük Alimlerinden Kadı Şafii, İbni Teymiye Takipçilerinin, kanının helal olduğunu söylemektedir.

Ehli sünnetin iki büyük alimi İbni Hacer Askalani (Ölümü, 852) ve Şevkani (Ölümü, 1255) şöyle yazmışlardır: Kadı Şafii Dimeşk, Şam’da şöyle bir duyuru yapılmasını emretmiştir: Her kim İbni Teymiye’nin itikadına inanıyorsa kanı ve malı helaldir. (Ed Dureru’l Kamine, c. 1, s. 147; El- Bedru’t Tali’, c. 1, s. 67 ve Mir’tu’l Cenan, c. 2, s. 242)

Ehli sünnetin Büyük Alimlerinden Hisni Dimeşki, İbni Teymiye’nin Zındık olduğunu söylemektedir

Hisni Dimeşki şöyle yazmaktadır: İlim deryası olarak vasıflandırılan İbni Teymiye’yi, Bazı büyük öncülermutlak zındık (mülhit) olarak saymaktadırlar.

Büyük alimlerin onu bu şekilde vasıflandırmasının nedeni ise onlar, İbni Teymiye’nin tüm eserlerini incelemiş ve sahih bir inanca varmışlardır ki İbni Teymiye, bir çok yerde bazı Müslümanları tekfir etmekte ve bazı yerlerde ise onları sapkın bilmektedir.

İbni Teymiye’nin kitapları Hak Teala’nın mahlukata benzetilmesi ve Bari’ Teala’nın zatının cisme teşbih verilmesiyle doludur. Aynı şekilde Resulü Ekrem’e (s.a.a), Şeyheyne (Ebu Bekir ve Ömer) dil uzatmakta ve Abdullah Bin Abbas’ı tekfir etmektedir. ibni Teymiye, İbni Abbas’ı mülhit, Abdullah İbni Ömer’i mücrim, sapkın ve bidatçi saymaktadır. Bu sözlerini Sıratu’l Müstakim kitabında ifade etmiştir. (Def’u Şübhe Ani’r Resul, Tahkik Cemaatu’n Mine’l Ulema, s. 125)

Hinsi Dimeşki, başka bir yerde şöyle yazmaktadır: İbni Teymiye demiştir ki her kim ölü birinden veya uzaktaki birinden medet umarsa… zalim, sapkın ve müşriktir.

İbni Teymiye’nin bu sözlerinden insanın bedeni titremektedir. Bu söz, Harran’ın Zındık’ı İbni Teymiye’den önce hiçbir zaman ve hiçbir yerde hiç kimsenin ağzından çıkmamıştır. Bu cahil ve kuru zındık, Ömer’in hikayesini kirli niyetine kavuşmak için kendisine vesile karar kılmış ve evvel ve ahirlerin efendisi olan Hz. Resulü Ekrem’in (s.a.a) makamını değersiz kılmaya kalkmış ve bu asılsız sözüyle efendimizin makam ve derecesini bu dünyada aşağı indirmiş ve ölümünden sonra Hz. Resulullah’ın hürmet ve risaletinin bittiğini iddia etmiştir. Bu inanç kesinlikle KÜFÜR’dür ve gerçekte zındıklık ve nifaktır. (Def’u Şübhe Ani’r Resul, Tahkik Cemaatu’n Mine’l Ulema, s. 131)

Ehli Sünnetin Büyük Alimlerinden İmam Sübki, İbni Teymiye’yi Bidatçi Bilmektedir

İbni Teymiye’nin çağdaşı ve Ehli sünnetin çok renkli alimlerinden İmam Sübki (ölümü, 756), şöyle yazmaktadır: O, kitap ve sünnete bağlılık kisvesi ile İslam akaidine bidat katmış ve İslam’ın erkanını yıkmıştır. O, Müslümanların icmasına muhalefete kalkışmış ve Allah’ın cisim olmasına ve zatının bileşik olduğunu çağrıştıracak sözler söylemiştir. Öyle ki alemin ezeli olduğunu söyleyerek bu sözleriyle 73 fırkanın bile dışına çıkmıştır. (Tabakatu’ş Şafiyye, c. 9, s. 253; Seyfu’s Sakil, s. 177 ve Ed’Dürretu’l Muziyyetu fi’r Reddi Ale İbni Teymiye, s. 5)

Ehli Sünnetin büyük alimlerinden İbni Hacer, İbni Teymiye’ye nifak nisbeti vermektedir

Ehli Sünnetin ilmi erkanlarından ve mutlak hafızı olarak kabul edilen İbni Hacer, İbni Teymiye hakkında şöyle yazmaktadır:

Ehli sünnetin büyükleri İbni Teymiye hakkında farklı görüşlere sahiptirler. Bazıları diyorlar ki İbni Teymiye, Tecsim (Allah’ın cisim olduğu) düşüncesine kaildir. Zira ‘El- Akidetu’l Hamuyye’ kitabında Allah Teala için el, ayak, ayak bileği ve yüz tasavvur etmiştir. Bazıları Hz. Resulullah’ın (s.a.a) nübüvvet makamının eksikleştirilmesine ve onun azametine muhalefete sebep olacak tevessül ve istiğaseye karşı çıktığındanonu dinsiz ve zındık olarak saymışlardır. Bazıları Hz. Ali (a.s) hakkında kullandığı çirkin sözlerden dolayı onun münafık olduğunu söylemişlerdir. Çünkü İbni Teymiye demiştir ki Ali (a.s) defalarca hilafeti ele geçirmek için uğraşmış, ancak kimse ona yardım etmemiştir. Yine çocuklukta İslam getirdiği için Ebu Bekir’in İslam’ı Hz. Ali’nin İslam’ından daha üstündür demiştir. Ayrıca Ebu Cehil’in kızını istemesi de doğru değildir demiştir. Bütün bu sözler İbni Teymiye’nin nifakına delalet etmektedir. çünkü Hz. Resulü Ekrem (s.a.a) Hz. Ali (a.s) için şöyle buyurmuştur: “Münafıktan başka kimse sana düşmanlık gütmez.” (Ed’Dureru’l Kaminet fi A’yanu’l Maietu’s Samine, c. 1, s. 155)

Ehli Sünnetin Büyük Alimlerinden Zehebi, İbni Teymiye’nin takipçilerini ecnebi, sefil ve hilekar olarak adlandırmaktadır

Ehli sünnetin çok önemli alimlerinden ve aynı zamanda kendiside bir Hambeli olan ve çağının hadis ve rical ilminde söz sahibi olan Zehebi (ölümü, 774), İbni Teymiye’ye hitaben yazdığı mektubunda şöyle yazmaktadır:

“Ey Tedavi edilmez! Sana tabi olanlar zındıklık, küfür ve helak uçurumundadırlar… sana tabi olanların çoğunluğu geri kalmış, sığıntı, aklı hafif, avam, yalancı, aptal, ecnebi, sefil, hilekar, kuru, görüntüsü Salih ama anlayış yoksunu insanlardır. Eğer sözlerimi kabul etmiyorsan onları dene ve adalet ölçüsüyle ölç.”

Mektubunun başka bir yerinde şöyle yazmaktadır:

“Sözlerimi kabul edeceğini sanmıyorum! Öğütlerimi dinleyeceğine ihtimal vermiyorum! Sen ki benim dostumsun bana böyle davranırsan düşmanlarına nasıl davranacaksın? Akıllı, Salih, alim ve değerli insanlar çoktur. Ama senin dostlarının içinde kirli, yalancı, cahil ve arsızlar çok göze batmaktadır.” (İ’lanu Bi’t- Tevbiğ, s. 77 ve Tekmiletu’s Seyfi Sakil, s. 218)

Hindistan'ın büyük alimlerinden Allâme Muhammed Abdurrahman Silhetî, 1882 senesinde basılan kitabında şöyle diyor:

İbni Teymiyye, Vehhabîlerin büyüğü ve öncüsüdür. O şeyhü’l-islam değil, bid'at ve âsâm, yani sapıklık ve günahlar şeyhidir, önderidir. Vehhabîlerin bozuk itikatlarından ilk konuşan odur. Ve aslında, bu bozuk, sapık fırkayı ortaya çıkaran odur. Zamanından Sultan ikinci Mahmud Han zamanına kadar, zikri ve akideleri gizli kaldı. Sultan ikinci Mahmud Han zamanında, Yemen tarafından [Necd'den] Muhammed bin Abdülvehhab isminde biri zuhur etti. İbni Teymiyye'nin ölümü ile yok olan, üzeri örtülen ve İslam memleketlerinde eli kolu bağlı olan bozuk itikatları körükleyip ortaya çıkardı. Yeni bir din yolu tuttu. Ehl-i sünnet vel-Cema'at mezhebine uymayan bir bid'at kampı teşkil etti. (Seyf'ül Ebrar, s.26)

Hindistanlı Ehl-i sünnet alimlerinden Mevlana Muhammed Fadlurresul 1849 senesinde telif ettiği eserinde şöyle diyor:

Biliniz ki bu İbni Teymiyye, kötü mezhebten nefsine mağlup, Ehl-i sünnetten hariç bir kimsedir. Allah Teala için cihet [yön] söylenir dedi. İmam-ı Sübkî ona reddiye yazdı. Tabakat-ı Sübkî'de bunlar anlatılmaktadır. Sonradan çıkan bu fırkanın [Vehhabilerin] onunla çok uygunlukları ve ilgileri vardır. (Tashih'ül Mesail, s.44)

Zamanın Şeyhül-İslam’ı Allame Ebu'l-Hasan Ali bin İsmail el-Kunavi diyor ki:

"İbni Teymiyye cahillerdendir, ne dediğini düşünmüyor. Tevessüle dair tefrikayı, yani Resulullah’a (s.a.a) hayatta iken onunla tevessül edilmesi caiz olup, vefatından sonra caiz olmadığı hakkındaki düşündüğü farkı, zahirde kendisine İslamiyet’le şereflenmiş süsünü veren Yahudi ve Samiri taifesinin yavrularından telakki etmiştir. Halbuki bu taifeler, Peygamberin (s.a.a) en büyük düşmanlarıdırlar. Hazret-i Ali'nin (a.s) huzurunda birisi, Peygamberi (s.a.a) tahkir ifade eden bir kelime söylediği için, onu öldürmüştür."

"Aliyy'ül-kaari Şifa şerhinde diyor ki:

Hanbelîlerden İbni Teymiyye, ifrata kaçmış bulunmaktadır. Zira Resulullah efendimizi ziyaret için yolculuk yapmayı haram saymıştır. Halbuki ziyaretin yakınlık sebebi olduğu bilinmektedir. Onu inkara kalkan üzerine küfür ile hükmolunmuştur. Zira müstehab olduğunda ulemanın icmaı bulunan bir şeyi haram kılmak küfür olur. Bu, mübah olduğunda icma bulunan bir şeyi haram kılmanın da ötesinde bulunmaktadır." (s.188)

"İbni Teymiyye'nin bozucu aklı ile muhalefette bulunduğu her şey, kendi uydurmasıdır. Kendi fasid inanışına göre, def edecek boş bir şüphe bulamadığı zaman "O yalandır" diye başka bir davaya geçer. Onun hakkında "İlmi aklından büyüktür" diyen, insaflı davranmıştır." (s.189)

"Ben, İbni Teymiyye'nin Minhacü's-sünnet kitabında Allahü tealaya cihet [yön] isnadını tafsilatı ile görmüş bulunuyorum... Selef-i salihinden böyle bir söz varid olmamıştır...Bilakis [İbni Teymiyye] onu kendi nefsinden çıkarıp ortaya atmış ve birçok yerde tekrarlayıp durmuştur." (s.203)

Allame Şerif Takıyuddin Ebu Bekri’l-Hısni ed-Dımaşki (vefatı h.829) diyor ki:

"İbni Teymiyye’nin dediği kavillerin en kötüsü ve çirkini, tefrika meselesidir. Yani, yalnız Peygamberin hayatında ve huzurunda duasına tevessül etmek caizdir, vefatından sonra türbesinin yanında bile caiz değildir, sözüdür ki, bunu Yahudiler ortaya atmış ve tâbileri de bu fikir üzerinde devam etmiştir."

İmam-ı Şarani şöyle yazmaktadır:

İbni Teymiye, tasavvufu inkâr eder, evliyaya, ariflere dil uzatırdı. Kitaplarını okumaktan, yırtıcı hayvandan kaçar gibi kaçmalıdır. [Tabakat-ül-kübra]

İbni Teymiye, Sadreddin-i Konevi, İbni Arabi gibi tasavvuf büyüklerine de saldırmıştır.

İmam-ı Süyuti şöyle yazmaktadır:

İbni Teymiye kibirliydi. Kendini beğenirdi. Herkesten üstün görünmek, karşısındakini küçümsemek, büyüklerle alay etmek âdeti idi. (Kam-ul Muarıd)

İbni Teymiye hâşâ Allah’ın Arş’ın üstünde olduğunu ispat etmek için diyor ki:

Allah dilerse, bir sivrisineğin sırtına yerleşir de, sivrisinek Onun kudreti ve rububiyetinin lutfü ile Onu yüklenip kaldırır. Böyleyken Allah Arş’ın üzerine nasıl yerleşmez? (Beyan Telbis el-Cehmiyye, 1/568)

Bu konuda, Zahidü’l-Kevseri diyor ki:

İbni Teymiyye’nin Allahü Teâlâ hakkındaki sözü işte budur. Sanki mabudunun sineğin sırtına oturması, gerçek bir işmiş gibi, bunu, Allah Teâlâ’nın, sineğin sırtından daha geniş olan Arş’ın üzerinde karar kılmasına delil olarak ileri sürüyor! Allah Teâlâ, bundan münezzehtir. İbni Teymiyye ve yandaşlarından önce, insanlardan, böylesi akılsızca bir söz söyleyen bir kimseyi bilmiyorum. Bu öyle bir cinnet getirmektir ki, üzerinde hiçbir cinnet getirmek yoktur. Allah, onların vasfettiklerinden münezzehtir. Sineğin taşıdığı bir mabud tasavvur eden birisi, muhatap bile alınmaz. (Makalat-ül-Kevseri, 301)

İbni Teymiye’nin şaki ve dalalette olduğu Seyf-ül-Cebbar ve farisi Tâlim-üs-sübyan kitapların da yazılıdır.

Camiul-Ezher’deki hanefi âlimlerinden Muhammed Bahitin (Tathir-ül-füad min-denisil itikad) kitabı, (Et-tevessüli bin-Nebi ve bis-Salihin), (Şevahid-ül-hak), (Cevahir-ül-bihar), (Seyf-ül-Cebbar) ve (Tâlim-üs-sübyan) kitapları, İbni Teymiye’nin dalalete düştüğünü vesikalarla ispat etmektedir.

İbni Batute, ibni Hacer-i Mekki, imam-ı Sübki, kendi oğlu Abdulvehhab, izzeddin bin Cema'a, Ebu Hayyan Zahiri, Zahid-ül Kevseri, Yusuf-i Nebhani, imam-ı Şarani, Ahmed bin Seyyid Zeyni Dahlan, Şeyh-ül-İslam Mustafa Sabri Efendi gibi nice âlimler İbni Teymiye’ye reddiyeler yazmışlar, dalalet ve küfürlerini açıklamışlardır. Üstad Necip Fazıl da, (14. asrın irşad kutbu seyyid Abdülhakim Arvasi, “İbni Teymiye dini içinden zedeleyen mülhiddir” demiştir) diyor.

İbni Teymiye’nin Dal ve mudil olduğu, Savi tefsiri 107. sayfasında da yazılıdır.

İbni Teymiye’nin sözlerinin kıymeti yoktur. O, dalalettedir ve Müslümanları dalalete sürüklemektedir. Müslümanların icmasından ayrılmış, bid’at yolunu tutmuştur. İslam âlimleri, onun dalalette [sapık] olduğunu, sözbirliği ile bildirdi. Kutbüd-Berdiri, Şerhi Muhtasarda, bunu uzun yazmaktadır. (Tahir Muhammed Süleyman - Zahiretül-fıkhil-kübra)


Hanefî mezhep âlimlerinden Bedruddin el-Aynî (855) de şöyle demiştir:
"Kim onun kâfir olduğunu söylerse o kâfir olur. Kim onu zındıklığa itham ederse o zındıktır. Bu sözler ona nasıl nisbet edilebilir? Onun kitapları her tarafta yayılmıştır ve onun kitaplarında sapıklık ve tefrikaya işaret eden hiç bir şey yoktur.


İbn Hacer el-Askalani (ö.h.852) şöyle der:
"Onun hakkında söylenen sözlerin birçoğu nefsi birtakım mülahazalar ile söylenmiştir. Onun eserleri kendisini tecsim ile suçlayanları haksız çıkaracak sözlerle doludur. "

Şâfiî mezhebinden İmam Salih b. Ömer el-Buhıtkînî (868/1463-1464) şöyle der:
"Ben İbn Teymiyye'nin bu zamana kadar okuduğum kitaplarında onun küfrünü, zındıklığını gerektirecek bir sözüne rastlamadım. Onun kitaplarında kişiyi ilim ve dinde yükseltecek bid'atçılar ve sapıklarla mücadele gibi meziyetlere rastladım.



bizim gorusumuzde boyledir,
Onun hakkında söylenen sözlerin birçoğu nefsi birtakım mülahazalar ile söylenmiştir, yada sozu soyleyen ya islamin kendisi hakinda cahil yani dinden nasiblenmemis biri yada seyh hakkinda cahildir ..cunki seyhin kitablari kişiyi ilim ve dinde yükseltecek bid'atçılar ve sapıklarla mücadele gibi meziyetlerle doludur,

Onun kitapları her tarafta yayılmıştır ve onun kitaplarında sapıklık ve tefrikaya işaret eden hiç bir şey yoktur.

Rahman basirtimizi artirsin ..


 
İ Çevrimdışı

İlim Talebesi.

Üyeliği İptal Edildi
Banned
Yazının tamamını okumadan beli başlı yerlerden kesip alıyorsunuz ayrıca bazı mesajları silip kendinizi haklı çıkarmaya çalışıyorsunuz.Eğer gerçekten ilim sahibi olduğunuzu iddia ediyorsanız Cübbeli Ahmed Hocaefendinin 'ilmi olan gelsin' çağrısına uyup gidin...
 
yusuf Çevrimdışı

yusuf

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Yazının tamamını okumadan beli başlı yerlerden kesip alıyorsunuz ayrıca bazı mesajları silip kendinizi haklı çıkarmaya çalışıyorsunuz.Eğer gerçekten ilim sahibi olduğunuzu iddia ediyorsanız Cübbeli Ahmed Hocaefendinin 'ilmi olan gelsin' çağrısına uyup gidin...


cagir foruma gelsin biz burdayiz ...


ayrica sen ne yazdinda biz okmadik .. sanki senin yazdiklarini burada ilk yazan sensin


sizinle bizim aramizdaki fark ne biliyormusun .. biz diyoruzki yanliz Allah swt ya ibadet edelim ..

siz diyorsunuzki hayir Allah swt nin yetki verdigi kullari vadir ( insan olan seyh abdulkadir geylani, yada felanca, yada felanca Allah swt nin hakkinda delil indirmedigi HEVA VE HEVESINIZE GORE artik kimse cemaatten cemaate degisiyor) biz bu kullarada ibadet eder, o kullarada tevekulde ve dua da bulunuruz ..

iste aramizdaki fark bu ..

biz (Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.


siz (Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz ( ama ortaklarin vardir onlarda senin isteginle sana ortaktir yani onlara yetkileri verende sensin). dersiniz ayni mekkeli musrikler gibi cubbeli mekkelilerden daha musriktir ..


biz sizin gibi dusunenlerin baslik atip ALLAH SWT DAN BASKASINDAN ISTEMENIN CAIZ OLDUGUNA DELILER DIYE yazilar yazdigini biliyoruz ..

ve siz bu sirk amelinizi temize cikarma adina imam ebu hanifeye, imam neveviye oncelikle Allah swt'ya ve resulune s.a.v'e iftira atiyorsunuz, SIZ GERCEKTEN IFTIRACI siniz

ne Allah resulu A.S.V nede ashabi nede onlara iylikle tabi olan ilk nesiller hic bir zaman Allah swt dan bakasina seslenip cubbeli musrigi gibi ben abdulkadir geylaniye seslendim beni kurtardi dememislerdir ..

zaten Allah resulu A.S.V da cubbeli gibi musriklere gelmis onlari tevhide sadece bir olan Allaha ibadete davet etmistir ...

biz sahih akideyi bulmak icin ALIMLERE SORARIZ
siz batil akidenize delil aramak icin ALIMLERE SORARSINIZ .. sizin kuran ve sunnete olan tavrinizda budur ..


bir arkadas anlatiyor , CUBBELIYE SORUYORLAR hocam hocam bakin imam ebu hanife Allah swt arsin uzerindedir diyor .. CUBBELIDE diyorki O SELEF biz HALAFE uyariz .. iste fark bu BIZ SELEFE UYARIZ, SIZ HALEFE , sizin HALEF'e tavrinizda, ya yine iftira ederek onlarin sozlerini aliyorsunuz yada nerede bir musrik varsa onlara allame diyerek kendinize delil aliyorsunuz yani sizin gibi dusunen musrikler, her batilin alimi var .. haydar basta alim kimine gore, cubbelide alim, iskenderde alim, kafaniz basmaz ama sapik adnan oktar dahi kendi gorusunu temize cikarma adina alimlerden nakil yapiyor ..




Ey iman edenler! Allah'a ortak koşanlar ancak bir pislikten ibarettir.
 
Abdulmuizz Fida Çevrimdışı

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Yazının tamamını okumadan beli başlı yerlerden kesip alıyorsunuz ayrıca bazı mesajları silip kendinizi haklı çıkarmaya çalışıyorsunuz.Eğer gerçekten ilim sahibi olduğunuzu iddia ediyorsanız Cübbeli Ahmed Hocaefendinin 'ilmi olan gelsin' çağrısına uyup gidin...

Son bir iki kopya yapıştır yazını okumadan ben kaldırdım. Çünkü seni uyarmıştım, önce sorularıma cevap vereceksin, daha sonra başka dallara zıplayacaksın! Konuyu sulandırma.

Cübbeli Bayraklı Ahmed diye şu maskarayı (Rabıtaya akli delil diye - Cima anında araya Şeyhini alan sapığı) kastediyorsan yüreği varsa gelsin!

Cübbeli Bayraklı Ahmed, Bitmez !
https://www.islam-tr.org/tasavvuf-nedir/29944-cubbeli-bayrakli-ahmed-bitmez.html


Daha farklı Sapkın Sofiler :
Tasavvuf Nedir?

 
Üst Ana Sayfa Alt