Çözüldü Yasin Suresi 40. Ayet Tefsiri Nedir?

keşmiri

İyi Bilinen Üye
Üye
Selamun Aleykum @Abdulmuizz Fida hocam.Bayramınız mübarek olsun.

Yasin suresi 40.ayette geçen ......ne de gece gündüzü geçebilir ifadesi ne anlatmak istiyor?

Yardımlarınız için şimdiden Allah razı olsun hocam.
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Yönetici
Admin
Frm. Yöneticisi
Âleykum selam we rahmetullahi we berakatuh kardeşim, teşekkür ederim , sizlerinde kurban bayramınız mubârak olsun.

***


Güneşin aya yetişmesi yaraşmaz; gece de gündüzü geçmez. Hepsi bir yörüngede yüzerler. (Yâsin 40)

"Güneşin aya yetişmesi yaraşmaz”: Bunda da üç görüş vardır:

Birincisi: İkisi gökte birleştikleri zaman, biri ötekisinin önünde olur, menzilleri ortak olmaz, bunu İbn Abbas, demiştir.

İkincisi: Birinin ışığı diğerinkine benzemez. Bunu da Mucahid, demiştir, esprisi de şudur: Eğer ışıklar birleşse idi gece bilinmezdi.

“Velelleylu sabikunnehar”: Ebu'l-Mulevekkil, Ebu’l-Cevza, Ebu İmran ve Asım el-Cahderi tenvinle “sabikun” ve nasb ile de “ennahare” okumuşlardır ki bunda da iki görüş vardır:

Birincisi: Gündüz kemalini bulmadan gece ilerlemez.
İkincisi: kişinin arasına gündüz girmeden iki gece birleşmez.
(ebul Ferec Cemâluddin Abdurrahman Ali ibn Muhammed Cevzi, Zâdul Mesir fi ilmi’t Tefsir -Tefsir İminde Yolculuk Azığı-, C. 5, Sf: 180 – 181)


**

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Munzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mucâhid, "Ne Güneş Ay'a yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir.

Her biri bir yörüngede yüzmektedir " (Yâsin 40) âyetini açıklarken şöyle dedi: "Birinin ışığı diğerine benzemez ve benzemesi de mümkün değildir. Birisinin aydınlatma zaman geldi mi, diğerinin aydınlatması gider.’” (İbn Cerîr, C. 19, Sf: 438, 439).

Abd b. Humeyd, ibn Cerîr ve ibn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde, "Ne Güneş Ay'a yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir" (Yâsin 40) âyetini açıklarken şöyle dedi: "Bunların her birisinin bir sınırı ve bir alâmeti vardır. Ondan öteye gitmez, ondan da geriye kalmaz. Birisinin aydınlatma zaman geldi mi, diğerinin aydınlatması gider." (ibn Cerîr (19/439)

Abdurrazzâk, ibnu’l-Munzir ve ibn Ebî Hâtim'in Hasan(ı Basrî)’den bildirdiğine göre "Ne Güneş Ay'a yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir ..." (Yâsin 40) âyetinden kastedilen dolunay olduğu gecedir. (Abdurrazzâk, 2/143)

Abdurrazzâk, ibnu'I-Munzir ve ibn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İkrime, "Ne Güneş Ay'a yetişebilir ..." (Yâsin 40) âyetini açıklarken şöyle dedi: "Bunlardan her birinin aydınlattığı bir zaman vardır. Ay gece aydınlatırken, Güneş gündüz aydınlatır. Güneş’in gece doğması mümkün değildir. "... ne de gece gündüzü geçebilir ...." (Yâsin 40) Buyruğu ise, gece olunca, gündüz olmadan ikinci bir gecenin olmayacağı mânâsındadır.’’ (Abdurrazzâk, 2/143)

İbn Ebî Hâtim’in bildirdiğine göre Dahhâk, "...ne de gece gündüzü geçebilir ...." (Yâsin 40) buyruğunu açıklarken, gündüz buradan gelmeden gece buradan gidemez” deyip eliyle batıyı işaret etti.

İbnu’l-Munzir ve İbn Ebî Hatim, Mucâhid'in, “...ne de gece gündüzü geçebilir .,.." (Yâsin 40) buyruğunu açıklarken şöyle dediğini bildirir: "Gündüzün geceyi geçip karanlığını gidermemesi, Allah'n takdiri ve ilmi dahilindedir. Yine gecenin gündüzü geçip aydınlığını gidermemesi Allah’ın takdiri ve ilmi dahilindedir."

İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş Şeyh'in el-Azame'de bildirdiğine göre Ebû Sâlih, "...ne de gece gündüzü geçebilir....” (Yâsin 40) buyruğunu açıklarken: "Ne Ay’ın ışığı Güneş’e, ne de Güneş’in ışığı Ay’a yetişebilir” demiştir. (Ebu'ş Şeyh, 670)

Abd b. Humeyd’in bildirdiğine göre İkrime: "Ne Ay’ın Güneş'in, ne de Güneş'in Ay’ının ışığını geçebilir” demiştir. Abd b. Humeyd, Dahhâk’ın: "Ne Ay'ın ışığı Güneş'in ışığına, ne de Güneş’in ışığı Ay'ın ışığına üstün gelebilir” demiştir.
(Celâleddîn Ebu’l-Fadl Abdurrahman b. Muhammed b. Ebî Bekir es-Suyûtî, ed Durru’l Mensur fi't-Tefsîr bi’l-Mêsûr, C. 12 , Sf: 330 – 332)



***

Güneşin aya erişip yetişmesi gerekmediği gibi, gece de gündüzü geride bırakıcı değildir. Hepsi de birer yörüngede yüzerler” (Yasin 40)

İlim adamları bu âyet-i kerimenin anlamı hususunda çeşitli açıklamalarda bulunmuşlardır. Kimisi şöyle der: Yani güneş aya yetişip ayın işlevini iptal etmez. Bu da şu demektir: Onların herbirisinin kendi alanı üzerinde bir etkisi vardır. Biri diğerinin alanına girerek, onun etkisini ortadan kaldırmaz. Bu da güneş -daha önce En'am Sûresi'nin son taraflarında (6/158. âyetin tefsirinde) açıklandığı üzere- batıdan doğacağı vakitte bu hususların sonunu getireceği zamana kadar böylece sürüp gidecektir.

Denildiğine göre, güneş doğduğu vakit ayın ışığı olmaz. Ay doğduğu zaman da güneşin ışığı olmaz. Bu anlamdaki açıklama İbn Abbas ve ed-Dah-hak'tan rivayet edilmiştir.

Mücahid der ki: Bunlardan birinin ışığı, diğerinin ışığına benzemez, demektir. Katade de şöyle demektedir: Bunların herbirisinin bir sınırı ve bir alameti vardır. Ondan öteye gitmez, ondan da geriye kalmaz. Birisinin aydınlatma zamanı geldi mi, diğerinin aydınlatması gider.

el-Hasen de şöyle demektedir: Her ikisi hilalin doğduğu özel bir gecede bir arada bulunmaz (kavuşmaz)lar. Yani güneş, ay doğuncaya kadar kalmaz. Ancak güneş battı mı ay doğar.

Yahya b. Sellam der ki: Özellikle ayın ondördüncü gecesinde güneş aya yetişmez. Çünkü güneş doğmadan önce o batıverir.

Anlamının şöyle olduğu da söylenmiştir: İkisi de semada birbirine kavuştuklarında onlardan birisi diğerinden önceki bir konakta bulunur. Her ikisi de aynı konakta bulunmazlar. Yine bu açıklamayı İbn Abbas yapmıştır.

Bir diğer açıklamaya göre; ay dünya semasında, güneş ise dördüncü semadadır. Güneş aya yetişmez. Bunu da en-Nehhas ve el-Mehdevî zikretmiştir. en-Nehhas der ki: Bunun anlamı ile ilgili olarak yapılmış en güzel ve reddedilmesi en zor açıklamalardan birisi de şudur: Ay hızlı hareket eder. Güneş ise bu hareketinde ona yetişemez. Bunu el-Mehdevî de zikretmiştir. Yüce Allah'ın: "Güneş ve ay bir araya getirildiği zaman" (el-Kıyame, 75/9) buyruğuna gelince, bu daha önce En'am Sûresi'nin sonlarında (6/158. âyetin tefsirinde) geçtiği üzere güneşin doğmasının alıkonulacağı zaman gerçekleşecektir. Yine buna dair açıklamalar ileride Kıyame Sûresi'nde (75/9- âyetin tefsirinde) de gelecektir. Her ikisinin bir arada bulunması ise dünyanın sonunun geleceğinin, kıyametin de kopacağının bir alameti olacaktır.

"Hepsi" yani güneş, ay ve yıldızlar "de birer yörüngede yüzerler." Akıp giderler. Döner dururlar diye de açıklanmıştır. Burada "yüzerler" anlamında; şeklinde (akıl sahibleri için kullanılan kip ile) denilip diye kullanılması (cansız varlıklar hakkında kullanılması gereken kipin kullanılmaması)nın sebebi, yüce Allah'ın bu varlıkları akıl sahibi varlıkların yapmış olduğu bir iş ile nitelendirmiş olmasıdır.

el-Hasen der ki: Güneş, ay ve yıldızlar sema ile yer arasında bir yörüngededirler. Bunlar (bir yere) bitişik değildirler. Bitişik olsalardı akıp gitmezlerdi. Bu açıklamayı es-Sa'lebî ve el-Maverdî zikretmiştir.

Bazıları yüce Allah'ın: "Gece de gündüzü geride bırakıcı değildir" buyruğunu gündüzün geceden önce yaratılmış olduğuna ve gecenin yaratılış itibarıyla gündüzden önce olmadığına delil göstermişlerdir.

Şöyle denilmiştir: Bunların herbirisinin vakti gelir ve biri diğerinden önce gelmez. Bu durum kıyamet gününde güneş ile ay bir araya getirileceği vakte kadar sürüp gidecektir. Nitekim yüce Allah: "Güneş ve ay biraraya getirileceği zaman" (el-Kıyame, 75/9) diye buyurmaktadır. Şu zamandaki bu arka arkaya geliş ise kulların işlerinin eksiksiz bir şekilde "ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz içindir." (Yunus, 10/5) Gece dinlenip rahata çekilmek, gündüz de gerekli işleri yapmaya ayrılması içindir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Geceyi ve gündüzü sizin için (birinde) sükun bulaşınız ve (diğerinde) lütfundan arayasınız diye yaratmış olması O'nun rahmetindendir" (el-Kasas, 28/73) diye buyurmaktadır. Bir başka yerde de yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Uykunuzu da bir dinlenme yaptık." (en-Nebe', 78/9) Yani gündüzü çalışmaktan yorulan bedenleriniz için dinlenecek bir vakit kıldık demektir. O halde yüce Allah'ın: "Gece de gündüzü geride bırakıcı değildir" buyruğu gece gündüzü geçecek değildir demektir. Mesela: " Filan filanı geçti" yani onu yenik düşürdü denilir.

el-Müberred de şöyle demektedir: Ben Umare'nin: "Gece de gündüzü geçici değildir" şeklinde (gündüz anlamındaki nehar kelimesini esreli okuyacak yerde üstün) okuduğunu duydum, ona: Bu da ne oluyor? diye sordum. O da ben bununla şeklindeki okuyuşu kastetmiş oluyorum, tenvini hazfettim, çünkü böylesi daha hafiftir.

en-Nehhas der ki: Buradaki "gündüz" (anlamındaki en-nehar) kelimesinin tenvinsiz olarak nasb edilmesi mümkün olduğu gibi, tenvinin hazfedilmesinin iki sakinin arka arkaya gelmesi dolayısıyla olması da mümkündür.
(İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, C. 14, Sf: 414-416)



***

Güneşe, aya ulaşmak düşmez. Gece de, 'gündüzü geçecek değildir. Her birisi bir yörüngede yüzerler. (Yâsin 40)


Güneşe Aya Ulaşmak Düşmez
Allah Teâlâ buyuruyor ki: Allah'ın yüce kudretinin delillerinden birisi de, gece ile gündüzü yaratmış olmasıdır. Birisi karanlığı, diğeri aydınlığı ile O'nun azametinin delilidir. Allah birini diğerinin ardından göndererek birbirini tâkîb ettirmiştir. Nitekim Ârâf sûresinde şöyle buyrulur: «Gündüzü; durmadan kovalayan gece ile bürür.». (Ârâf, 54). Burada ise «Gece de onlar için bir âyettir. Gündüzü ondan sıyırırız da karanlıkta kalıverirler.» buyuruyor. Gündüzü geceden ayırırız da, gündüz gider gece gelir ve böylece onlar karanlıkta kalıverirler. Nitekim hadîs-i şerifte buyurulur ki: Gece şuradan geldiği, gündüz oradan gittiği ve güneş battığı zaman oruçlu iftar yapar. Âyetin zahirinden anlaşılan mânâ budur. Katâde bu âyetin, Allah Teâlâ'nın şu kavli gibi olduğunu söylemiştir: «İşte böyle. Allah, geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar.» (Hacc, 61). İbn Cerîr Taberî burada Katâde'nin sözünü zayıf sayarak der ki: Katmak anlamına gelen kelimesi, şundan alıp buna vermektir. Bu âyette kasdedilmiş olan anlam ise bu değildir. İbn Cerîr Taberî'nin sözü doğrudur. Güneş de yörüngesinde yürüyüp gider. Bu; Azız Alîm'in takdiridir.»

Yörüngesinde anlamına gelen ifâdesinde iki görüş vardır: Birincisi, mekânda karâr kılman yerin kasdedilmiş olmasıdır ki bu Arş'ın altında o yönden dünyadan sonra gelen kısımdır. O nerede bulunursa orası ve bütün yaratıklar Arş'ın altında yer alırlar. Çünkü o, dünyanın tavanıdır. Felekiyat ilminin mensûblarından bir çoğunun iddia ettiği gibi, o küre biçiminde değildir. Meleklerin taşıdığı ayakların üzerine konulmuş bir kubbedir. Bu, insanların baş tarafına gelen tarafta âlemin üst kısmında olandır. Öyleyse gün dönümü vaktinde felek kubbesinde bulunduğu zaman Arşa en yakın noktada bulunmaktadır. Bu durağın karşısında yer alan dördüncü yörüngesinde döndüğü zaman ise gece yarısı vaktidir. Ve o zaman, Arş'a en uzak noktada bulunur. İşte bu vakitte secdeye kapanarak doğmak için izin ister. Nitekim bu konuda pek çok hadîs-i şerif vârid olmuştur:

Buhârî der ki: Bize Ebu Nuâym... Ebu Zerr (r.a.)den nakletti ki; o, şöyle demiş: Güneş battığı sırada mescidde ben Rasûlullah (s.a.v.) ile beraber idim. Buyurdu ki: Ey Ebu Zerr, güneşin nereye battığını biliyor musun? Ben, Allah ve Rasûlü en iyi bilendir, dedim. Buyurdu ki: Güneş Arş'ın arkasında secdeye kapanacağı yere kadar gider. İşte Allah Teâlâ'nın «Güneş de kendi yörüngesinde yürüyüp gider. Bu; Azız, Alîm'in takdiridir.» Kavlinin mânâsı budur.

Bize Abdullah İbn 2übeyr el-Humeydî... Ebu Zerr'den nakleder ki; o, şöyle demiş: Ben Rasûlullah (s.a.v.)'a «Güneş de kendi yörüngesinde yürüyüp gider.» kavlini sorduğumda buyurdu ki: Onun karâr kılacağı mahal Arş'ın altıdır. Buhârî bu konuda bu hadîsi böylece îrâd ettiği gibi, muteaddid yerlerde de onu tahrîc etmiştir. İbn Mâce dışında diğer hadîs imamları da bu hadîsi muhtelif yollarla A'meş'den ve İbrahim'den nakl etmişlerdir.

İmâm Ahmed İbn Hanbel der ki: Bize Muhammed İbn Ubeyd... Ebu Zerr'in şöyle dediğini nakletti: Ben bir kere güneş kaybolup gittiği zaman Rasûlullah (s.a.v.) ile beraberdim. Buyurdu ki: Ey Ebu Zerr, bu güneş nereye gider, biliyor musun? Ben; Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dedim.
Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: O, Azız ve Celîl olan Rabbının huzurunda secde edinceye kadar gider. Sonra dönüş için izin ister ve kendisine izin verilir. Ve sanki ona; nereden geldinse oraya dön, denilmiştir de, o da doğduğu yere dönmektedir. İşte onun karâr kıldığı mahal orasıdır. Sonra Hz. Peygamber «Güneş de kendi yörüngesinde yürüyüp gider.» âyetini okudu.

Sufyân es-Sevrî Âmeş kanalıyla... Ebu Zerr'den nakleder ki; Rasûlullah (s.a.v.) güneş battığı zaman Ebu Zerr'e: Nereye gider biliyor musun? demiş.
Ebu Zerr der ki: Ben de; Allah ve Rasûlü en iyi bilendir, dedim.
Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: O, Arşın altında secde edinceye kadar gider de izin taleb eder ve kendisine bu konuda izin verilir. Neredeyse secdeye kapanacaktır. Fakat bu, kendisinden kabul edilmez. Sonra izin taleb eder de, ona izin verilmez. Ve geldiğin yerden geri dön denüir de, o zaman battığı yerden doğar. İşte Allah Teâlâ'nın «Güneş de kendi yörüngesinde yürüyüp gider. Bu; Azız, Alîm'in takdiridir.» kavlinin anlamı budur.

Abdurrazzâk der ki: Bize Maâer, Vehb İbn Câbir'den nakletti ki; Abdullah İbn Amr «Güneş de kendi yörüngesinde yürüyüp gider.» kavli hakkında şöyle demiştir: Güneş doğar ama Âdemoğullarının günâhı onu geri çevirir. Nihayet batma vakti gelip batınca selâm verip secdeye kapanır ve izin taleb eder. Ona izin verilir. En sonunda bir gün gelir ki batıp da selâm vererek secdeye kapandığı ve izin taleb ettiği zaman ona izin verilmez. O zaman güneş der ki: Yol uzaktır, bana izin verilmezse ben ulaşamam. Allah dilediği kadar onu tutar. Sonra ona; battığın yerden geri dön, denilir. Abdullah İbn Amr dedi ki: İşte o günden itibaren kıyamete değin hiç bir canlıya îmânı yarar sağlamaz. Eğer önce îmân etmemiş veya îmânıyla bir hayır elde etmemişse.

Denildi ki; «kendi yörüngesinde yürüyüp gider.» kavliyle kasdedilen anlam; güneşin seyrinin son bulma noktasıdır. Bu da yazın güneşin tepeye yüceldiği son noktadır. Bundan sonra kışın alçaklığı son nokta yer alır.

İkinci kavle gelince; «yörüngesinden» maksad; onun fiilinin son bulduğu zamandır ki bu da kıyamet günüdür. O gün güneşin seyri bozulur, hareketi durur ve bu âlem artık sona erer ki işte güneşin zaman bakımından karâr kıldığı yer burasıdır.

Katâde dedi ki: «Yörüngesinde» kavlinden maksad, vaktinde, aşamayacağı süresinde, demektir. Denildi ki; bu kavilden maksad, yazın doğuş noktalarında öyle bir yer değiştirir ki, nihayet onun üstünde bir noktaya varamaz. Sonra kışın doğuş noktalarında bir yere kadar ulaşır ki nihayet onun ötesinde bir yere varamaz. Bu rivayet Abdullah İbn Amr'dan nakledilmiştir.

Abdullah İbn Mes'ûd ve Abdullah İbn Abbâs bu âyeti şeklimde okuyarak; Güneş de kendi yörüngesinde yürüyüp gider. Artık onun için karâr ve hüküm yeri yoktur, mânâsını vermişlerdir. Gece ve gündüz durmadan yürüyüşüne devam eder. Tıpkı Allah Teâlâ'nın «Devamlı olarak yörüngelerinde yürüyen güneşi ve ayı size musahhar kıldı.» (İbrâhîm, 33) kavlinde olduğu gibi.

«Bu; Azîz, Alîm'in takdiridir.» Azîz'dir; O'na muhalefet edilip karşı konulmaz. Alîm'dir; her sözü, hareketi ve duruşu bilir. Onu öyle bir minval üzere düzenleyip takdir etmiştir ki, artık bunda terslik veya çelişki olmaz. Tıpkı En'âm sûresinde buyrulduğu gibi: «sabahı çıkarandır. Geceyi bir sükûn, güneşi ve ayı da vakit ölçüsü kılmıştır: işte Bu; Azîz, Alîm olanın takdiridir.» (En'âm, 96) Keza Fussilet sûresinde de «Bu, Azîz, Alîm'in takdiridir.» (Fussilet, 12) buyurulmuştur.

«Ay için de konaklar tâyin etmişizdir.» Öyle bir seyirle yürür ki, onunla ayların geçişi gösterilir. Nasıl güneşle gece ve gündüz bilinirse, ay ile de belirli günlerden ibaret bir aylık süre anlaşılır. Nitekim Allah Teâlâ Bakara sûresinde «Sana yeni doğan aylardan soruyorlar. De ki: Onlar insanların faydası ve hacc için birer vakit ölçüleridir.» (Bakara, 189) Yûnus sûresinde ise şöyle buyurur: «Güneşi ışık, ayı nûr yapan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için aya konak yerleri düzenleyen O'dur.» (Yûnus, 5). İsrâ sûresinde ise şöyle buyurulur: Biz Geceyi ve gündüzü iki âyet kıldık. Rabbınızdan lütuf dileyesiniz ve yılların hesabını, sayısını bilesiniz diye gece âyetini silip karartıp, gündüz âyetini aydınlık kıldık. Her şeyi uzun uzadıya açıkladık.» (İsrâ, 12). Allah Teâlâ güneşe hâs bir ziya, aya hâs bir nûr halketmiş ve her ikisinin seyrini farklı farklı kılmıştır. Güneş her gün sabahleyin doğup akşam batıncaya kadar aynı ve bir çeşit ziyâya sahibdir. Ancak doğuş ve batış yerlerinden yaz ve kış değişiklik olduğu için gece kısalır, gündüz uzar; sonra gündüz kısalır gece uzar. Fakat güneşe hâkimiyeti gündüz vermiştir. Çünkü o, gündüz doğan bir yıldızdır. Aya gelince, onun için duraklar takdir etmiştir. İlk geceler Ayın başında ışığı çok cılız olarak doğar. Sonra ikinci gece ışık artar ve ayın yükselişi fazlalaşır. Yükseldikçe ziyası artar. Ancak o ışığını güneşten alır. Nihayet ondördüncü gecesi aydınlığı doruk noktasına ulaşır ve artık ayın sonuna doğru kısalmaya başlar, nihayet kuru bir hurma dalına döner.

İbn Abbâs der ki: Bu, hurma kütüğünün köküdür. Mucâhid ise bunun kurumuş hurma kütüğü olduğunu söyler. İbn Abbâs, hurma kütüğü bir süre sonra eskiyip kurur ve bükülür. Onlardan başkası da böyle demiştir. Bilâhere Allah Teâlâ öbür ayın başında onu, yeniden ve ilk şekliyle ortaya çıkarır. Arablar ayın her üç gününü— ayın durumunu göz önünde bulundurarak —ayrı şekilde adlandırırlar. İlk üç gününe ondan sonraki üç güne ndan sonraki üç güne adını verirler. Bu dokuzlu demektir ki bu günlerin sonu dokuzuncu gündür. Ondan sonraki üç güne uşer derler Bunun ilki onuncu gün olduğu için bu adı verirler. Ondan sonraki üç güne derler. Çünkü ayın ışığı bu günlerde sonuna doğru yaklaşmıştır. Ondan sonraki üç güne derler. Çünkü bu günlerin ilki karanlıktır ve başlangıçta ay sona doğru doğmaktadır.

«Güneşe, aya ulaşmak düşmez.» Mucâhid der ki: Her birinin bir sınırı vardır, onu aşmaz ve o sınırdan geride de kalmaz. Birisinin hâkimiyeti başlayınca öbürünün hâkimiyeti son bulur. Diğerinin hâkimiyeti başlayınca, berikinin hâkimiyeti son bulur. Abdurrazzâk der ki: Mâmer bize Hasan'dan nakletti ki; o «Güneşe, aya ulaşmak düşmez» kavli hakkında; bu, ayın dolunay olduğu gecedir, demiştir. Burada îbn Ebu Hatim Abdullah İbn Mubârak'in şöyle dediğini kaydeder: Rüzgârın bir kanadı vardır. Ay, sudan bir örtüye sığınır. Sevrî, İsmâîl İbn Ebu Hâlid kanalıyla, Ebu Salih'ten nakleder ki; o, bu âyete şöyle mânâ vermiştir:
Bunun ışığı ona, onun ışığı buna ulaşmaz. İkrime ise der ki: Her birinin bir hâkimiyyeti vardır. Güneş geceleyin doğmaz. «Gece de, gündüzü geçecek değildir.» İkrime der ki: Gündüz olmadan bir başka gecenin olması imkânsızdır. Güneşin hâkimiyeti gündüz, ayın hâkimiyeti de gecedir. Dahhâk der ki: Gündüz şuradan gelinceye kadar, gece şuradan gitmez. Eliyle doğuyu göstermiştir. Mucâhid ise der ki: İkisi birbirini bekler. Biri diğerinden sıyrılır. Bu takdirde mânâ şöyle olur: Gece ile gündüz arasında bir ayrılık, bir boşluk yoktur. Aralıksız ve süresiz ikisi birbirini tâkîb eder. Zîrâ her ikisi de birbirinin peşinden koşmak üzere musahhar kılınmışlardır.

«Her birisi bir yörüngede yüzerler.» Yani gece ve gündüz, güneş ve aydan her biri, gök feleğinde devredip dururlar. İbn Abbâs, İkrime, Dahhâk, Hasan, Katâde ve Atâ el-Horasânî böyle demişlerdir. Abdurrahmân İbn Zeyd İbn Eşlem ise der ki: Gökle yer arasında bulunan bir felekte yüzerler. Onun bu rivayetini İbn Ebu Hatim nakleder ki bu, cidden garîb olduğu kadar munker bir rivayettir. İbn Abbâs ve Seleften başkaları da derler ki: Yün eğiren âletin çarkı gibi bir yörüngededir. Mucâhid de der ki: Felek, değirmenin demiri veya çıkrığın davulu gibidir. Çıkrık ancak onunla döner ve o olmadıkça dönmez.
(Ebu’l-Fida İsmail İbn Kesir, Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri, C. 12, Sf: 6737 - 6741)
 
Üst Alt