Çözüldü Ahzab 33 Ayeti Ehli Beytin Masum Olduğunun Kanıtı mıdır?

Ahadun Ahad Çevrimdışı

Ahadun Ahad

İslam-tr Sakini
İslam-TR Üyesi
وَقَرْنَ فِي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْأُولَى وَأَقِمْنَ الصَّلَاةَ وَآتِينَ الزَّكَاةَ وَأَطِعْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرًا

Evlerinizde oturun, ilk cahiliyye devrinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namaz kılın, zekat verin, Allah' a ve Rasulüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt; Allah, muhakkak ki sizden eksikliği gidermek ve sizi tertemiz temizlemek ister.

bu ayete göre ehlibeyt günahsız ve masumdur diyorlar.
 
Abdulmuizz Fida Çevrimiçi

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin

يَا نِسَٓاءَ النَّبِيِّ لَسْتُنَّ كَاَحَدٍ مِنَ النِّسَٓاءِ اِنِ اتَّقَيْتُنَّ فَلَا تَخْضَعْنَ بِالْقَوْلِ فَيَطْمَعَ الَّذٖي فٖي قَلْبِهٖ مَرَضٌ وَقُلْنَ قَوْلاً مَعْرُوفاًۚ
وَقَرْنَ فٖي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْاُو۫لٰى وَاَقِمْنَ الصَّلٰوةَ وَاٰتٖينَ الزَّكٰوةَ وَاَطِعْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُؕ اِنَّمَا يُرٖيدُ اللّٰهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهٖيراًۚ
وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلٰى فٖي بُيُوتِكُنَّ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ وَالْحِكْمَةِؕ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ لَطٖيفاً خَبٖيراًࣖ
​
"Ey O Peygamber'in hanımları, Sizler, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer sakınıyorsanız edalı (işveli) olmayın. Yoksa kalbinde bir hastalık bulunanlar (sizden) kötü şeyler umarlar. Ve hep mârûf söz söyleyin. - Evlerinizde oturun. İlk cahiliye devrinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah'a ve Rasûlü'ne itaat edin. Ey O Peygamber'in ehl-i beyti, Allah muhakkak ki Sizden eksikliği, pisliği gidermek ve Sizi tertemiz kılmak ister. - Evinizde okunan Allah'ın âyetlerini ve hikmeti anın, zikredin. Muhakkak ki Allah Latîf, Habîr olandır." (Ahzab 32 - 34)

Ahzab suresinin bu üç ayetinin kimler hakkında nâzil olduğu meselesi hakkında şunlar denmiştir:

a) İbn Cerîr'in İbn Abbâs ve İkrime'den rivayetlerine göre bu âyet-i kerimeler özellikle Peygamber (s.a.v.)'in hanımları hakkında nazil olmuştur. (Taberî, Câmiu'l- Beyân, XXII, 7; İbn Kesir, Tefsîru'1-Kur'âni'l-Azîm, VI, 407)

b) Vahidî'nin Ebu Bekr el-Hârisî kanalıyla Ebu Saîd'den rivayetine göre o "Ey O Peygamber'in ehl-i beyti, Allah muhakkak ki Sizden eksikliği, pisliği gidermek ve Sizi tertemiz kılmak ister." âyet-i kerimesinin 5 kişi hakkında; Peygamber (s.a.v.), Ali, Fâtıma, Hasan ve Huseyin hakkında nazil olduğunu söylemiştir. (Vahidî, Esbâbu'n- Nuzûl, s. 251) Taberî de bu hadisi Ebu Saîd el-Hudrî'den merfu olarak rivayet etmiştir. (Taberî, Câmiu'l- Beyân, XXII, 5)

Ebu Saîd el-Hudrî'nin Ummu'l-Mûminîn Ummu Seleme'den rivayetinde O şöyle demiştir:
Bu âyet-i kerime Rasûlullah benim odamda iken nazil oldu. Ben, odanın kapısı yanında oturuyordum. Bu âyet nazil olduğunda Peygamber (s.a.v.)'in yanında Ali, Fâtıma, Hasen ve Huseyin vardı.
Ben: "Ben, ey Allah'ın elçisi, Ben Senin ehl-i beytinden değil miyim?" diye sordum,
"Elbette Sen de hayırdasın ve Sen Allah'ın Rasûlu'nun hanımlarındansın." (Tirmizî, K. Tefsir el-Kur'an, Sure: 33, bab: 7, Hadis no: 3205) buyurdu. (Taberî, Câmiu'l- Beyân, XXII, 7)

Enes b. Mâlik diyor ki:
"Rasulullah (s.a.v.) 6 ay sabah namazına Fatıma'nın kapısından geçerek gitti.
Rasulullah oradan geçerken: "
Ey ehl-i beyt; namaz." der ve: "Ey Ehl-i Beyt, şubhesiz Allah Sizi kötülüklerden arındırıp tertemiz yapmak ister..." âyetini okurdu.
(Tirmizi, K. Tefsir el-Kur'an Sure, 33, bab: 7, Hadis no: 3206)
Ancak bu zikredilenlerin Ehl-i Beyt'ten olmaları, bunların dışında bulunan kimselerin Ehl-i Beyt'ten sayılmayacakları manasına gelmez. Nitekim âyet-i kerimeler, Rasulullah'ın hanımlarını zikretmektedir. Dolayısıyla "Ehl-i Beyt" ifadesine Onun hanımlarının öncelikle girmesi gerekir. Aynca, Ehl-i Beyt'ten bahseden âyetteki zamirlerin erkek sıgasının kullanılması, ehl-i beyt'in içine, Rasululahın hanımları ve kızının yanında Ali (r.anh) gibi erkeklerin de girmesindendir. Yoksa Rasulullahın hanımlarını ehl-i Beyt'in dışında kabul etmek için değildir. Nitekim Fatıma da kadındır fakat ehl-i beyt'ten olduğuna itiraz edilmemiştir. (Tirmizi, K.Tefsir el-Kur'an, Sure: 33, bab: 9, Hadis no: 3207-3208)
Bu hususta Elmalılı Muhammed Hamdı Yazır, "Hak Dini Kur'an Dili" adlı eserinde şöyle diyor:
"Fakat ne tuhaftır ki Şia, âyetin mevzuunu teşkil eden ezvac-i Tahiratı dâhi hesaba katmayarak ehl-i beyt'in, Peygamberin kendisiyle, Ali, Hasan, Huseyin, Fatıma, radiyallahu anhuma'dan ibaret olduğunda ısrar etmek istemişler ve bu yüzden Tarih-i İslam'da çok büyük gürültüler koparmışlardır.

"Selman bizden ve ehl-i beyttendir." hadisiyle, intisab-ı mahsus ile Selman bile ehl-i beytten sayıldığı halde peygamberle beraber gece gündüz beraber olan ezvac-ı tâhiratın (Peygamberin temiz hanımlarının) ehl-i beytten hariç sayılması ne gârib bir taassubdur! (Hak Dini Kur'an Dili, C. 6, Sf : 3892)
Alkame diyor ki: "fecrime: "Ey Peygamber ailesi, şüphesiz Allah sizi, günah ve kötülüklerden arındırıp tertemiz yapmak ister." âyetini çarşılarda yüksek sesle okur ve "Bu âyet özellikle Resulullahın hanımları hakkında nazil olmuştur." derdi. İkrime'nin bu sözü, âyetin nüzul sebebini bildirmektedir. Dolayısıyla bu söze dayanarak ehl-i beyt'e, Resulullahın kızları ve diğer hanımlarının girmediği söylenemez.

Ustad Mevdudi ise ilgili âyetin izahatında şöyle demiştir:
"Bazı kimseler, bu ayetlerin sadece Peygamber'in (s.a.v.) hanımlarına hitap ettiğini görüp bu emirlerin sadece onları kastettiğini iddia ederler. Fakat bu ayetlerin devamını okuyan bir kimse, müslüman kadınları değil de sadece mu'minlerin annelerini kasteden bir emir olmadığını hisseder. Allah'ın (c.c) sadece Peygamber'in (s.a.v.) hanımlarının pislikten temizlenmesini, sadece Onların Allah'a ve Rasûlune itaat etmesi ve namazı kılıp zekatı vermesi gerektiğini kastetmiş olması mümkün müdür? Eğer kasıt bu olamazsa, Onların evlerinde vakarla oturmaları, cahiliye yürüyüşünden kaçınmaları, namahrem erkeklerle yumuşak sözlerle konuşmamaları konusundaki emirler nasıl sadece Onlar için geçerli olabilir? Aynı konu içinde bazı emirlerin genel (âm), bazılarınınsa özel (has) olduğuna delalet eden bir hüccet var mıdır?
"Siz diğer kadınlar gibi değilsiniz" cümlesi, diğer kadınların süslü bir şekilde sokağa çıkıp, erkeklerle rahatça konuşabilecekleri ve flört edebilecekleri, "siz ise böyle davranamazsınız" anlamına gelmez. Bunun aksine kullanılan uslûb bir adamın sadece kendi çocuğuna şöyle demesi gibidir: "Sen sokak çocukları gibi değilsin, küfürlü konuşmamalısın." Bu cümleden hiç kimse, bu adamın sadece kendi çocuğunun küfretmesini kötü gördüğü, diğerlerinin böyle bir dil kullanmasına ise aldırmadığı sonucunu çıkarmaz.

İnsanlardan bir grup da, ayetin anlamını saptırarak, Ehl'ul-Beyt'in sadece Ali, Fâtıma ve 2 oğullarını kapsadığını, Peygamberin (s.a.v.) hanımlarının buna dahil olmadığını söylemişlerdir. Hatta daha da ileri giderek "Allah sizden pisliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor" cümlesinden, Ali, Fatıma ve 2 oğullarının aynen peygamberler gibi ismet sahibi (günahsız) olduğu sonucunu çıkarmışlardır. Ayetteki "pislik" ile günah ve hatanın kastedildiğini ve Allah'ında belirttiği gibi Ehl'ul-Beyt'in günah ve hatadan temizlendiğini söylerler. Oysa ayetteki ifade Onların pislikten uzaklaştırıldıklarını ve temizlendiklerini bildirmemekte, bilakis şöyle demektedir:
"
Allah sizden pisliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor."
Konunun bütünlüğü de, burada Peygamber'in (s.a.v.) ev halkının övülmesinin kastedildiğine dair bir ipucu vermemektedir. Tam aksine onlara ne yapıp ne yapmamaları gerektiği bildirilmektedir; çünkü, Allah onları tertemiz kılmak istiyor. Başka bir deyişle, Onlara şu davranış tarzını benimserlerse, Allah'ın onları tertemiz kılacağı, aksi taktirde onları temizlemeyeceği söylenmektedir. Bununla birlikte, eğer: "Allah Sizden pisliği uzaklaştırmak ve sizi tertemiz kılmak istiyor" sözünden Allah'ın onları günahsız ve hatasız kıldığı sonucu çıkarılırsa, Allah'ın namazdan önce abdest alan bütün Müslümanları da günahsız ve hatasız kılmaması için hiçbir sebeb yoktur. Çünkü abdest alanlar hakkında da Allah şöyle buyurur: "
Allah sizi tertemiz kılmak ve size olan nimetini tamamlamak istiyor." (Maide: 6) (Mevdudi, Tefhimu'l Kur'an)


**
Ahzap 33. ayetin ikinci yarısından itibaren Ey Ehlibeyt diye hitap edildikten sonra İNNEMA edatı kullanılmıştır. Bu edat sınırlama edatıdır yani özelleştirme vardır. Dolayısıyla burda Allahın teşri iradesi değil, tekvini iradesi sözkonusudur. Dikkat edilirse Maide 6. ayetde Allahu Teala tüm insanlara hitap etmektedir ve bir sınırlama özelleştime yoktur. Zaten görüldüğü gibi Maide 6 . ayerde İnnema edatı kullanılmamıştır. Ama Ahzap 33 ayetin ikinci yarısından itibaren innema edatı kullanılmıştır. Siz bu ayetde kullanılan innema edatına sitenizde yer vermemekle ( bilinçli veya bilinçsiz ) okuyucuları yanlış yönlendirmişiniz. Eğer bilinçli bir şekilde bunu yapıyosanız Allahın ayetinde bir kelimeyi inkar etmenin veya bu kelimenin verdiği anlamı mesajı inkar etmenin hükmü Kuranda nedir araştın... Ey Ehlibeyt Allah sadece sizi tertemiz kılmayı dilemektedir veya irade etmektedir. Görüldüğü gibi burda innema edatı ile sınırlandırma vardır ve bu da Allahın bu ayetdeki tekvini iradesini gösterir ki, bu irade gerçekleşmiştir. Yani Ehlibeyt tertemizdir. Tertemiz olmak demek günah işlememiş olmak demektir. Yani Ehlibeyt günah işlememiştir. Günah işlemediğine göre Ehlibeyt seçilmiş insanlardan oluşur. Bu ayet indiğinde ilk 5 muhatabı şunlardır : Resurulla, Hz. Ali, Hz. Fatma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin. Resurullahın eşlerine ayetin başında nebi nisae diye hitap ediliyor. Ayetin ortasında işse hitap şekli değişiyor. Zaten Resurullahın bazı eşleri günah işlemiştir. Yani eşler Ehlibeytten değildir. Siz göz göre göre Ehlibeyt ayetindeki İnnema edatını hiçe saymışınız ve büyük bir vebal almışınız. Açın bakın ayeti tekrar...
Bahsettiğin mevzu Şiî usûl ve kelâmının klasik bir argümanıdır. Ehl-i Sünnet’in Kur’an, Arab dili ve sahih sünnet bütünlüğüne dayalı cevabı ise nettir.
وَقَرْنَ فٖي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْاُو۫لٰى وَاَقِمْنَ الصَّلٰوةَ وَاٰتٖينَ الزَّكٰوةَ وَاَطِعْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُؕ اِنَّمَا يُرٖيدُ اللّٰهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهٖيراًۚ​
"Evlerinizde oturun. İlk cahiliye devrinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah'a ve Rasûlü'ne itaat edin. Ey O Peygamber'in ehl-i beyti, Allah muhakkak ki Sizden eksikliği, pisliği gidermek ve Sizi tertemiz kılmak ister." (Ahzab 33)

اِنَّمَا = “İnnemâ” edatı mutlaka tekvînî irade midir?
Tâbi ki hayır. Bu, Arab dili açısından yanlış bir zorlamadır.

Arabcada
إِنَّمَا ne ifade eder?
Hasr (sınırlama) ifade eder, ama hasr = tekvînî irade demek değildir
Kur’an’da teşrî irade için de “innemâ” kullanılmıştır.


إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُعَذِّبَهُم بِهَا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَتَزْهَقَ أَنفُسُهُمْ وَهُمْ كَافِرُونَ
“Allah ancak bunlarla (malları ve evlatlarıyla) Onları dünya hayatında azablandırmayı ve canlarının kâfirler olarak çıkmasını istemektedir.” (Tevbe 55)

إِنَّمَا (innemâ) : Ancak / sadece
يُرِيدُ اللَّهُ : Allah istiyor / dilemektedir
لِيُعَذِّبَهُم بِهَا : Onları bununla azablandırmak için
فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا : Dünya hayatında
وَتَزْهَقَ أَنفُسُهُمْ : Canlarının çıkması
وَهُمْ كَافِرُونَ : Kâfir oldukları hâlde

Burada Allah’ın irade etmesi, mutlaka fiilen gerçekleşmiş midir?

Hayır, Bu teşrî / imtihanî iradedir.
“İnnemâ geçti, tekvînî irade zorunlu gerçekleşmiştir” şeklindeki zincir dil açısından geçersizdir.


Ahzâb 33’teki irade Teşrî midir, Tekvînî midir?​

Ayete bakalım (bağlamıyla):
Ey Nebî’nin hanımları! … Evlerinizde vakar ile oturun… Namazı kılın, zekâtı verin…
Allah ancak Sizden kiri gidermek ve Sizi tertemiz kılmak ister.
(Ahzâb 33)


Ayette;
Emirler var (namaz, hicab, itaat)
Emir olan yerde imtihan vardır.
İmtihan olan yerde masumiyet olmaz. Masum zaten emre muhatab edilmez.

Eğer bu tekvînî irade olsaydı; Emirlerin hiçbir anlamı kalmaz, 'yapın' denmezdi, zaten otomatik olurdu.


Ehl-i Sünnet’in ittifakı;
Bu irade teşrî iradedir. Yani: “Allah, Sizi bu emirlerle arındırmak istiyor.”

“Tertemiz kılmak = hiç günah işlememek” Anlamına Gelir mi?​

Bu, Kur’an kavramlarını zorlamaktır.

​

Kur’an’da "tathîr / tahâret" ne demektir?​

Günah işlememek demek değildir, Tevbe, emir, ibadetle arınmak demektir. Misal;

خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِم بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْ إِنَّ صَلَاتَكَ سَكَنٌ لَّهُمْ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
“Onların mallarından bir sadaka al ki, onunla Onları temizleyesin ve arındırasın; Onlara dua et. Şubhesiz Senin duan Onlar için bir sükûnettir. Allah her şeyi işiten, bilendir.” (Tevbe 103)
Sadaka vermek Günahı silmek içindir. Ama sadaka veren başta günah işlemiştir
O hâlde “Tertemiz kılmak = asla günah yoktur” iddiası Kur’an bütünlüğüne aykırıdır.


Hitab değişti; eşler Ehlibeyt değil mi?
Bu da Arabca grameri yanlış okumaktır.
Kaide; Toplulukta erkek varsa Zamir muzekker gelir.
Ayette Önce
نِسَاءَ النَّبِيِّ (kadınlara hitab), Sonra: عَنْكُم / يُطَهِّرَكُمْ Çünkü Rasûlullah (s.a.v.) hitaba dahildir. Bu, eşlerin çıkarıldığı anlamına gelmez, sadece erkek eklenince zamir değişir.

Hadîs-i Kisâ eşleri dışlıyor mu?​

Hayır. Hadis şunu gösterir: Ali, Fâtıma, Hasan, Huseyin Ehlibeyt’tendir ama “yalnız Onlar” demek değildir

Hadîs-i Kisâ (حديث الكساء), Rasûlullah ﷺ’in Ali, Fâtıma, Hasan ve Huseyin’i bir örtünün (kisâ - aba) altına alıp Onlar için dua etmesini anlatan sahih rivayetler topluluğunun adıdır. “Kisâ” Arabcada örtü/aba demektir.
: عَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا قَالَتْ
, خَرَجَ النَّبِيُّ ﷺ غَدَاةً وَعَلَيْهِ مِرْطٌ مُرَحَّلٌ مِنْ شَعْرٍ أَسْوَدَ
, فَجَاءَ الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ فَأَدْخَلَهُ
, ثُمَّ جَاءَ الْحُسَيْنُ فَدَخَلَ مَعَهُ
, ثُمَّ جَاءَتْ فَاطِمَةُ فَأَدْخَلَهَا
, ثُمَّ جَاءَ عَلِيٌّ فَأَدْخَلَهُ
ثُمَّ قَالَ : إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرًا (الأحزاب:
33)
​
Âişe (radıyallahu anhâ) şöyle dedi:
Rasûlullah ﷺ sabah vakti üzerinde siyah yünden desenli bir örtü olduğu hâlde dışarı çıktı.
Hasan b. Ali geldi, Onu örtünün altına aldı.
Sonra Huseyin geldi, Onu da aldı.
Ardından Fâtıma geldi, Onu da aldı.
Sonra Ali geldi, Onu da aldı.
Daha sonra Rasûlullah
ﷺ
şu ayeti okudu: "Allah ancak Siz Ehlibeyt’ten kiri gidermek ve Sizi tertemiz kılmak ister." (Ahzâb, 33)
(Sahih-i Muslim, Kitâbu Fedâili’s-Sahâbe, Bâb: Fedâilu Ehli Beyti’n-Nebî ﷺ, Hadis no: 2424; Sunenu’t-Tirmizî, Kitâbu Tefsîri’l-Kur’ân, Bâb: Ve min Sûreti’l-Ahzâb, Hadis no: 3787 - Tirmizî: “Hadis hasen sahih” demiştir; Ayrıca Ahmed b. Hanbel, el-Musned, 6/292, 304; Hâkim, el-Mustedrak, 2/416 – sahih demiştir)
Bu hadis kesin olarak Ali, Fâtıma, Hasan ve Huseyin'in ehl-i beytten olduğunu isbat eder. Bu dört kişi, Rasûlullah ﷺ tarafından özel olarak 'Ehlibeyt' kapsamına alınmıştır.
Bu, Ehl-i Sunnet ve’l-Cemaat nezdinde ittifakla kabul edilmiştir. Ancak “Ehlibeyt sadece bu 4 kişidir.” demek değildir. Bu iddia yanlıştır ve hadisin lafzından çıkmaz.

Sahih sünnette İbn Abbas (r.anhuma): “Ehlibeyt, Peygamber’in hanımlarıdır.” (Tefsîr-i Taberî)
İmam Nevevî: “Ehlibeyt hem hanımları hem de yakın akrabaları kapsar.”
İbn Teymiyye: “Hanımları dışlayan görüş bid‘attır.”

Genel Ehlibeyt (Kur’an ve diğer hadislerle sabit)
Rasûlullah
ﷺ’in hanımları (Ahzâb 28–34 bağlamı açıkça buna delildir)
Hâşim ve Abdulmuttalib oğulları
(Zekâtın kendilerine haram kılınması hadisiyle)
İmam Nevevî, İbn Teymiyye, İbn Kesîr, Kadı İyâd gibi Ehl-i Sünnet âlimleri bu görüşte ittifak etmiştir.


“Bazı eşler günah işledi” iddiası Kur’an’a iftiradır.
Kur’an’da hiçbir Nebî hanımı için "günah işledi" denmez.
Uyarı günah demek değildir. Peygamberler ve aileleri ahlâkî örneklikle imtihan edilir
Eğer uyarı “Ehlibeyt değildir” demek olsaydı Musa’nın kardeşi Harun; Yunus (a.s.); Davud (a.s.) hepsi dışlanırdı (hâşâ).

Ehl-i Sünnet’e göre Ehlibeyt;
Rasûlullah (s.a.v.), Hanımları, Ali, Fâtıma, Hasan, Huseyin ve Benî Hâşim’den mûmin olanlar.
Ehlibeyt = masum değildir ayrıca ayette ismet (günahsızlık) yoktur. Tekvînî irade iddiası bâtıldır.


***

Şiî İddia 1:
“Ahzâb 33 sadece Ali, Fâtıma, Hasan, Huseyin içindir; hanımlar Ehlibeyt değildir.”

Ehl-i sunnet Reddiyesi:​

Siyak–sibak (Ahzab 28 - 34) bunu imkânsız kılar. Âyet baştan sona hanımlara hitabdır. Ortadan tek cümle çekilip alınamaz.
İbn Kesîr: “Bu ayetin siyakı açıkça Peygamber hanımlarını kapsar.” (Tefsîr İbn Kesîr, Ahzâb 33)

Şiî İddia 2:
“Zamir değiştiğine göre muhatap değişti.”

Ehl-i sunnet Reddiyesi:
İmam Nevevî: “Bu ayet, hanımları da Ali, Fâtıma, Hasan ve Huseyin’i de kapsar. Hadîs-i Kisâ, ayetin kapsamını daraltmaz; fazilet beyan eder.” (İmam Nevevî, Şerhu Sahîh-i Muslim, 15/176)

Şiî İddia 3:
“Tathîr ayeti masumiyet (ismet) isbatıdır.”

Ehl-i sunnet Reddiyesi:

Ayette ismet lafzı yoktur. “Tathîr” = teşrîî temizliktir, ontolojik değil.
Aynı temizlik Sahâbe için de Mûminler için de ayetlerde geçer.


İbn Teymiyye: “Bu ayet mutlak masumiyet delili değildir. Zira irade, emir ve teşvik manasındadır. “Peygamber’in hanımları Ehlibeyt’tendir. Bunu inkâr eden, Kur’ân’ın açık siyakını inkâr etmiş olur. “Ahzâb sûresindeki hitab, başından sonuna kadar hanımlara yöneliktir. Bir cümleyi bağlamından koparıp hüküm bina etmek, ilim ehlinin yolu değildir.” (İbn Teymiyye, Minhâcu’s-Sunne, C. 4, Sf: 20 - 22)

Şiî İddia 4:
“Hadîs-i Kisâ hanımları dışlar.”

Ehl-i sunnet Reddiyesi:

Ummu Seleme rivâyeti; “Ben de Onlardan mıyım?” dedim.
Rasûlullah ﷺ: ‘Sen hayır üzeresin’ buyurdu.
(Muslim, Fedâilu’s-Sahâbe, 2424)

İbn Teymiyye; “Hadîs-i Kisâ, hanımları dışlamak için değil, bu 4 kişinin faziletini beyan içindir.” (
İbn Teymiyye, Minhâcu’s-Sunne, C. 4, Sf: 24)
Ve Ummu Seleme hadisini delil getirir: “Ummu Seleme’ye ‘Sen hayır üzeresin’ buyurulması, Onun Ehlibeyt’ten çıkmadığını açıkça gösterir.” Yani Dışlama yok, fazilet ayrımı var.

Şiî İddia 5:
Zamir (
كُنَّ → كُم) muzekkere döndüğüne göre muhatab tamamen değişmiştir.

Ehl-i sunnet Reddiyesi:
“Arabcada kadınlara hitab edilirken erkekler dâhil olursa, zâmir muzekker olarak gelir. Bu, önceki muhatabların çıkarıldığı anlamına gelmez.” (
İbn Teymiyye, Minhâcu’s-Sunne, C. 4, Sf: 23)
Ve devam eder: “Bu zamir değişimi, kapsamın genişlediğini gösterir; daraltıldığını değil.”

Sonuç; Hadîs-i Kisâ, ayeti tahsis etmez; tefsir ve fazilet beyanı yapar.


Şiî metodun kökten reddi
(usûl eleştirisi)
İbn Teymiyye, meselenin sadece bir ayet değil, bir yöntem sorunu olduğunu şöyle söyler: “Râfizîler, Kur’ân’ın bir kısmını alır, diğer kısmını terk ederler. Hadisi de kendi hevalarına göre kullanırlar.” (İbn Teymiyye, Minhâcu’s-Sunne, C. 1, Sf: 7)
Ve Ehl-i Sünnet menhecini şöyle tanımlar: "Ehl-i Sünnet, nasları cem eder; birini diğeriyle çarpıştırmaz."



İbn Teymiyye’ye göre Ehlibeyt’in doğru tarifi
Ehlibeyt 2 tabakadır:
Umumî Ehlibeyt (ayetle sabit) : Peygamber ﷺ’in hanımları
Husûsî Ehlibeyt (Hadîs-i Kisâ ile sabit) : Ali, Fâtıma, Hasan, Huseyin
(İbn Teymiyye, Minhâcu’s-Sunne, C. 4, Sf: 24)


Ehl-i Sunnetin Net Çerçevesi
Ehlibeyt 2 halkadır:

Genel Ehlibeyt (ayetle sabit) : Peygamber
ﷺ’in hanımları
Özel Ehlibeyt (Hadîs-i Kisâ ile sabit): Ali, Fâtıma, Hasan, Huseyin
Biri diğerini ibtal etmez.



Ehl-i Beyt Kimlerdir?​

 
E Çevrimdışı

Ertaçakgün12

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Ahzap 33. ayetin ikinci yarısından itibaren Ey Ehlibeyt diye hitap edildikten sonra İNNEMA edatı kullanılmıştır. Bu edat sınırlama edatıdır yani özelleştirme vardır. Dolayısıyla burda Allahın teşri iradesi değil, tekvini iradesi sözkonusudur. Dikkat edilirse Maide 6. ayetde Allahu Teala tüm insanlara hitap etmektedir ve bir sınırlama özelleştime yoktur. Zaten görüldüğü gibi Maide 6 . ayerde İnnema edatı kullanılmamıştır. Ama Ahzap 33 ayetin ikinci yarısından itibaren innema edatı kullanılmıştır. Siz bu ayetde kullanılan innema edatına sitenizde yer vermemekle ( bilinçli veya bilinçsiz ) okuyucuları yanlış yönlendirmişiniz. Eğer bilinçli bir şekilde bunu yapıyosanız Allahın ayetinde bir kelimeyi inkar etmenin veya bu kelimenin verdiği anlamı mesajı inkar etmenin hükmü Kuranda nedir araştın... Ey Ehlibeyt Allah sadece sizi tertemiz kılmayı dilemektedir veya irade etmektedir. Görüldüğü gibi burda innema edatı ile sınırlandırma vardır ve bu da Allahın bu ayetdeki tekvini iradesini gösterir ki, bu irade gerçekleşmiştir. Yani Ehlibeyt tertemizdir. Tertemiz olmak demek günah işlememiş olmak demektir. Yani Ehlibeyt günah işlememiştir. Günah işlemediğine göre Ehlibeyt seçilmiş insanlardan oluşur. Bu ayet indiğinde ilk 5 muhatabı şunlardır : Resurulla, Hz. Ali, Hz. Fatma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin. Resurullahın eşlerine ayetin başında nebi nisae diye hitap ediliyor. Ayetin ortasında işse hitap şekli değişiyor. Zaten Resurullahın bazı eşleri günah işlemiştir. Yani eşler Ehlibeytten değildir. Siz göz göre göre Ehlibeyt ayetindeki İnnema edatını hiçe saymışınız ve büyük bir vebal almışınız. Açın bakın ayeti tekrar...
 
Abdulmuizz Fida Çevrimiçi

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Ahzap 33. ayetin ikinci yarısından itibaren Ey Ehlibeyt diye hitap edildikten sonra İNNEMA edatı kullanılmıştır. Bu edat sınırlama edatıdır yani özelleştirme vardır. Dolayısıyla burda Allahın teşri iradesi değil, tekvini iradesi sözkonusudur. Dikkat edilirse Maide 6. ayetde Allahu Teala tüm insanlara hitap etmektedir ve bir sınırlama özelleştime yoktur. Zaten görüldüğü gibi Maide 6 . ayerde İnnema edatı kullanılmamıştır. Ama Ahzap 33 ayetin ikinci yarısından itibaren innema edatı kullanılmıştır. Siz bu ayetde kullanılan innema edatına sitenizde yer vermemekle ( bilinçli veya bilinçsiz ) okuyucuları yanlış yönlendirmişiniz. Eğer bilinçli bir şekilde bunu yapıyosanız Allahın ayetinde bir kelimeyi inkar etmenin veya bu kelimenin verdiği anlamı mesajı inkar etmenin hükmü Kuranda nedir araştın... Ey Ehlibeyt Allah sadece sizi tertemiz kılmayı dilemektedir veya irade etmektedir. Görüldüğü gibi burda innema edatı ile sınırlandırma vardır ve bu da Allahın bu ayetdeki tekvini iradesini gösterir ki, bu irade gerçekleşmiştir. Yani Ehlibeyt tertemizdir. Tertemiz olmak demek günah işlememiş olmak demektir. Yani Ehlibeyt günah işlememiştir. Günah işlemediğine göre Ehlibeyt seçilmiş insanlardan oluşur. Bu ayet indiğinde ilk 5 muhatabı şunlardır : Resurulla, Hz. Ali, Hz. Fatma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin. Resurullahın eşlerine ayetin başında nebi nisae diye hitap ediliyor. Ayetin ortasında işse hitap şekli değişiyor. Zaten Resurullahın bazı eşleri günah işlemiştir. Yani eşler Ehlibeytten değildir. Siz göz göre göre Ehlibeyt ayetindeki İnnema edatını hiçe saymışınız ve büyük bir vebal almışınız. Açın bakın ayeti tekrar...
Bahsettiğin mevzu Şiî usûl ve kelâmının klasik bir argümanıdır. Ehl-i Sünnet’in Kur’an, Arab dili ve sahih sünnet bütünlüğüne dayalı cevabı ise nettir.
وَقَرْنَ فٖي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْاُو۫لٰى وَاَقِمْنَ الصَّلٰوةَ وَاٰتٖينَ الزَّكٰوةَ وَاَطِعْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُؕ اِنَّمَا يُرٖيدُ اللّٰهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهٖيراًۚ​
"Evlerinizde oturun. İlk cahiliye devrinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah'a ve Rasûlü'ne itaat edin. Ey O Peygamber'in ehl-i beyti, Allah muhakkak ki Sizden eksikliği, pisliği gidermek ve Sizi tertemiz kılmak ister." (Ahzab 33)

اِنَّمَا = “İnnemâ” edatı mutlaka tekvînî irade midir?
Tâbi ki hayır. Bu, Arab dili açısından yanlış bir zorlamadır.

Arabcada
إِنَّمَا ne ifade eder?
Hasr (sınırlama) ifade eder, ama hasr = tekvînî irade demek değildir
Kur’an’da teşrî irade için de “innemâ” kullanılmıştır.


إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُعَذِّبَهُم بِهَا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَتَزْهَقَ أَنفُسُهُمْ وَهُمْ كَافِرُونَ
“Allah ancak bunlarla (malları ve evlatlarıyla) Onları dünya hayatında azablandırmayı ve canlarının kâfirler olarak çıkmasını istemektedir.” (Tevbe 55)

إِنَّمَا (innemâ) : Ancak / sadece
يُرِيدُ اللَّهُ : Allah istiyor / dilemektedir
لِيُعَذِّبَهُم بِهَا : Onları bununla azablandırmak için
فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا : Dünya hayatında
وَتَزْهَقَ أَنفُسُهُمْ : Canlarının çıkması
وَهُمْ كَافِرُونَ : Kâfir oldukları hâlde

Burada Allah’ın irade etmesi, mutlaka fiilen gerçekleşmiş midir?

Hayır, Bu teşrî / imtihanî iradedir.
“İnnemâ geçti, tekvînî irade zorunlu gerçekleşmiştir” şeklindeki zincir dil açısından geçersizdir.


Ahzâb 33’teki irade Teşrî midir, Tekvînî midir?​

Ayete bakalım (bağlamıyla):
Ey Nebî’nin hanımları! … Evlerinizde vakar ile oturun… Namazı kılın, zekâtı verin…
Allah ancak Sizden kiri gidermek ve Sizi tertemiz kılmak ister.
(Ahzâb 33)


Ayette;
Emirler var (namaz, hicab, itaat)
Emir olan yerde imtihan vardır.
İmtihan olan yerde masumiyet olmaz. Masum zaten emre muhatab edilmez.

Eğer bu tekvînî irade olsaydı; Emirlerin hiçbir anlamı kalmaz, 'yapın' denmezdi, zaten otomatik olurdu.


Ehl-i Sünnet’in ittifakı;
Bu irade teşrî iradedir. Yani: “Allah, Sizi bu emirlerle arındırmak istiyor.”

“Tertemiz kılmak = hiç günah işlememek” Anlamına Gelir mi?​

Bu, Kur’an kavramlarını zorlamaktır.

​

Kur’an’da "tathîr / tahâret" ne demektir?​

Günah işlememek demek değildir, Tevbe, emir, ibadetle arınmak demektir. Misal;

خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِم بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْ إِنَّ صَلَاتَكَ سَكَنٌ لَّهُمْ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
“Onların mallarından bir sadaka al ki, onunla Onları temizleyesin ve arındırasın; Onlara dua et. Şubhesiz Senin duan Onlar için bir sükûnettir. Allah her şeyi işiten, bilendir.” (Tevbe 103)
Sadaka vermek Günahı silmek içindir. Ama sadaka veren başta günah işlemiştir
O hâlde “Tertemiz kılmak = asla günah yoktur” iddiası Kur’an bütünlüğüne aykırıdır.


Hitab değişti; eşler Ehlibeyt değil mi?
Bu da Arabca grameri yanlış okumaktır.
Kaide; Toplulukta erkek varsa Zamir muzekker gelir.
Ayette Önce
نِسَاءَ النَّبِيِّ (kadınlara hitab), Sonra: عَنْكُم / يُطَهِّرَكُمْ Çünkü Rasûlullah (s.a.v.) hitaba dahildir. Bu, eşlerin çıkarıldığı anlamına gelmez, sadece erkek eklenince zamir değişir.

Hadîs-i Kisâ eşleri dışlıyor mu?​

Hayır. Hadis şunu gösterir: Ali, Fâtıma, Hasan, Huseyin Ehlibeyt’tendir ama “yalnız Onlar” demek değildir

Hadîs-i Kisâ (حديث الكساء), Rasûlullah ﷺ’in Ali, Fâtıma, Hasan ve Huseyin’i bir örtünün (kisâ - aba) altına alıp Onlar için dua etmesini anlatan sahih rivayetler topluluğunun adıdır. “Kisâ” Arabcada örtü/aba demektir.
: عَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا قَالَتْ
, خَرَجَ النَّبِيُّ ﷺ غَدَاةً وَعَلَيْهِ مِرْطٌ مُرَحَّلٌ مِنْ شَعْرٍ أَسْوَدَ
, فَجَاءَ الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ فَأَدْخَلَهُ
, ثُمَّ جَاءَ الْحُسَيْنُ فَدَخَلَ مَعَهُ
, ثُمَّ جَاءَتْ فَاطِمَةُ فَأَدْخَلَهَا
, ثُمَّ جَاءَ عَلِيٌّ فَأَدْخَلَهُ
ثُمَّ قَالَ : إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرًا (الأحزاب:
33)
​
Âişe (radıyallahu anhâ) şöyle dedi:
Rasûlullah ﷺ sabah vakti üzerinde siyah yünden desenli bir örtü olduğu hâlde dışarı çıktı.
Hasan b. Ali geldi, Onu örtünün altına aldı.
Sonra Huseyin geldi, Onu da aldı.
Ardından Fâtıma geldi, Onu da aldı.
Sonra Ali geldi, Onu da aldı.
Daha sonra Rasûlullah
ﷺ
şu ayeti okudu: "Allah ancak Siz Ehlibeyt’ten kiri gidermek ve Sizi tertemiz kılmak ister." (Ahzâb, 33)
(Sahih-i Muslim, Kitâbu Fedâili’s-Sahâbe, Bâb: Fedâilu Ehli Beyti’n-Nebî ﷺ, Hadis no: 2424; Sunenu’t-Tirmizî, Kitâbu Tefsîri’l-Kur’ân, Bâb: Ve min Sûreti’l-Ahzâb, Hadis no: 3787 - Tirmizî: “Hadis hasen sahih” demiştir; Ayrıca Ahmed b. Hanbel, el-Musned, 6/292, 304; Hâkim, el-Mustedrak, 2/416 – sahih demiştir)
Bu hadis kesin olarak Ali, Fâtıma, Hasan ve Huseyin'in ehl-i beytten olduğunu isbat eder. Bu dört kişi, Rasûlullah ﷺ tarafından özel olarak 'Ehlibeyt' kapsamına alınmıştır.
Bu, Ehl-i Sunnet ve’l-Cemaat nezdinde ittifakla kabul edilmiştir. Ancak “Ehlibeyt sadece bu 4 kişidir.” demek değildir. Bu iddia yanlıştır ve hadisin lafzından çıkmaz.

Sahih sünnette İbn Abbas (r.anhuma): “Ehlibeyt, Peygamber’in hanımlarıdır.” (Tefsîr-i Taberî)
İmam Nevevî: “Ehlibeyt hem hanımları hem de yakın akrabaları kapsar.”
İbn Teymiyye: “Hanımları dışlayan görüş bid‘attır.”

Genel Ehlibeyt (Kur’an ve diğer hadislerle sabit)
Rasûlullah
ﷺ’in hanımları (Ahzâb 28–34 bağlamı açıkça buna delildir)
Hâşim ve Abdulmuttalib oğulları
(Zekâtın kendilerine haram kılınması hadisiyle)
İmam Nevevî, İbn Teymiyye, İbn Kesîr, Kadı İyâd gibi Ehl-i Sünnet âlimleri bu görüşte ittifak etmiştir.


“Bazı eşler günah işledi” iddiası Kur’an’a iftiradır.
Kur’an’da hiçbir Nebî hanımı için "günah işledi" denmez.
Uyarı günah demek değildir. Peygamberler ve aileleri ahlâkî örneklikle imtihan edilir
Eğer uyarı “Ehlibeyt değildir” demek olsaydı Musa’nın kardeşi Harun; Yunus (a.s.); Davud (a.s.) hepsi dışlanırdı (hâşâ).

Ehl-i Sünnet’e göre Ehlibeyt;
Rasûlullah (s.a.v.), Hanımları, Ali, Fâtıma, Hasan, Huseyin ve Benî Hâşim’den mûmin olanlar.
Ehlibeyt = masum değildir ayrıca ayette ismet (günahsızlık) yoktur. Tekvînî irade iddiası bâtıldır.


***

Şiî İddia 1:
“Ahzâb 33 sadece Ali, Fâtıma, Hasan, Huseyin içindir; hanımlar Ehlibeyt değildir.”

Ehl-i sunnet Reddiyesi:​

Siyak–sibak (Ahzab 28 - 34) bunu imkânsız kılar. Âyet baştan sona hanımlara hitabdır. Ortadan tek cümle çekilip alınamaz.
İbn Kesîr: “Bu ayetin siyakı açıkça Peygamber hanımlarını kapsar.” (Tefsîr İbn Kesîr, Ahzâb 33)

Şiî İddia 2:
“Zamir değiştiğine göre muhatap değişti.”

Ehl-i sunnet Reddiyesi:
İmam Nevevî: “Bu ayet, hanımları da Ali, Fâtıma, Hasan ve Huseyin’i de kapsar. Hadîs-i Kisâ, ayetin kapsamını daraltmaz; fazilet beyan eder.” (İmam Nevevî, Şerhu Sahîh-i Muslim, 15/176)

Şiî İddia 3:
“Tathîr ayeti masumiyet (ismet) isbatıdır.”

Ehl-i sunnet Reddiyesi:

Ayette ismet lafzı yoktur. “Tathîr” = teşrîî temizliktir, ontolojik değil.
Aynı temizlik Sahâbe için de Mûminler için de ayetlerde geçer.


İbn Teymiyye: “Bu ayet mutlak masumiyet delili değildir. Zira irade, emir ve teşvik manasındadır. “Peygamber’in hanımları Ehlibeyt’tendir. Bunu inkâr eden, Kur’ân’ın açık siyakını inkâr etmiş olur. “Ahzâb sûresindeki hitab, başından sonuna kadar hanımlara yöneliktir. Bir cümleyi bağlamından koparıp hüküm bina etmek, ilim ehlinin yolu değildir.” (İbn Teymiyye, Minhâcu’s-Sunne, C. 4, Sf: 20 - 22)

Şiî İddia 4:
“Hadîs-i Kisâ hanımları dışlar.”

Ehl-i sunnet Reddiyesi:

Ummu Seleme rivâyeti; “Ben de Onlardan mıyım?” dedim.
Rasûlullah ﷺ: ‘Sen hayır üzeresin’ buyurdu.
(Muslim, Fedâilu’s-Sahâbe, 2424)

İbn Teymiyye; “Hadîs-i Kisâ, hanımları dışlamak için değil, bu 4 kişinin faziletini beyan içindir.” (
İbn Teymiyye, Minhâcu’s-Sunne, C. 4, Sf: 24)
Ve Ummu Seleme hadisini delil getirir: “Ummu Seleme’ye ‘Sen hayır üzeresin’ buyurulması, Onun Ehlibeyt’ten çıkmadığını açıkça gösterir.” Yani Dışlama yok, fazilet ayrımı var.

Şiî İddia 5:
Zamir (
كُنَّ → كُم) muzekkere döndüğüne göre muhatab tamamen değişmiştir.

Ehl-i sunnet Reddiyesi:
“Arabcada kadınlara hitab edilirken erkekler dâhil olursa, zâmir muzekker olarak gelir. Bu, önceki muhatabların çıkarıldığı anlamına gelmez.” (
İbn Teymiyye, Minhâcu’s-Sunne, C. 4, Sf: 23)
Ve devam eder: “Bu zamir değişimi, kapsamın genişlediğini gösterir; daraltıldığını değil.”
Sonuç; Hadîs-i Kisâ, ayeti tahsis etmez; tefsir ve fazilet beyanı yapar.


Şiî metodun kökten reddi
(usûl eleştirisi)
İbn Teymiyye, meselenin sadece bir ayet değil, bir yöntem sorunu olduğunu şöyle söyler: “Râfizîler, Kur’ân’ın bir kısmını alır, diğer kısmını terk ederler. Hadisi de kendi hevalarına göre kullanırlar.” (İbn Teymiyye, Minhâcu’s-Sunne, C. 1, Sf: 7)
Ve Ehl-i Sünnet menhecini şöyle tanımlar: "Ehl-i Sünnet, nasları cem eder; birini diğeriyle çarpıştırmaz."


İbn Teymiyye’ye göre Ehlibeyt’in doğru tarifi
Ehlibeyt 2 tabakadır:
Umumî Ehlibeyt (ayetle sabit) : Peygamber ﷺ’in hanımları
Husûsî Ehlibeyt (Hadîs-i Kisâ ile sabit) : Ali, Fâtıma, Hasan, Huseyin
(İbn Teymiyye, Minhâcu’s-Sunne, C. 4, Sf: 24)


Ehl-i Sunnetin Net Çerçevesi
Ehlibeyt 2 halkadır:

Genel Ehlibeyt (ayetle sabit) : Peygamber
ﷺ’in hanımları
Özel Ehlibeyt (Hadîs-i Kisâ ile sabit): Ali, Fâtıma, Hasan, Huseyin
Biri diğerini ibtal etmez.
 
Geri
Üst Ana Sayfa Alt