Bedir Savaşı

Abdullah Yusuf

Yeni Üye
Site Emektarı
1. Bedir Savaşı

Allah Resûlü'ne, Ebû Süfyân eşliğinde Şam'dan gelmekte olan Kureyş'e ait kervanın haberi ulaştı. Bu kervan, Mekke'den çıktığında aramaya gittikleri kervandı. Kervandakiler kırk kişi kadardı ve kervanda Kureyş'e ait pek çok mal vardı. Hz. Peygamber, bir kısım sahabeyi kervanı vurmak için görevlendirdi. O, yanlarında sadece iki atla birlikte, üç yüz on küsur adamın başında yola çıktı.

Yanlarında yetmiş develeri vardı, iki veya üç kişi bir deveye nöbetleşe biniyordu. Safrâ'ya yaklaştığında Besîs b. Amr el-Cühenî ile Adiy b. er-Re'bâ'yı kervanın durumunu gözetleyip araştırmaları için gönderdi.

Ebû Süfyân ise, Resûlullah'ın kendisine doğru geldiğini öğrenince Damdam b. Amr Ğıfârî'yi ücretle kiralayarak, kendisini Hz. Muhammed'den ve ashabından korumaları için Kureyş'ten kervana adam toplamak suretiyle yardım istemek için Mekke'ye gönderdi. Yardım talebi Mekkelilere ulaştığında aceleyle ayaklandılar ve hep birden savaş için yola koyuldular. Ebû Leheb dışında ileri gelenlerinden hiç kimse geri kalmamıştı. O da alacaklı olduğu bir adamı kendi yerine bedel tutmuştu. Çevrelerindeki Arap kabilelerinden de adam topladılar. Geride Adiyoğulları'ndan başka Kureyş'in kollarından başka hiçbiri kalmadı. Memleketlerinden Allah'ın buyurduğu gibi çıktılar: "Şımarıp böbürlenmek, insanlara gösteriş yapmak ve (insanları) Allah yolundan alıkoymak için yurtlarından çıkanlar gibi olmayın."[394]
Kureyş'in geldiğini haber alan Resûlullah, ashabıyla istişâre etti.[395] Muhacirler konuştular ve güzel şeyler söylediler. Sonra onlarla ikinci kez istişâre etti, muhacirler yine konuştular ve güzel şeyler söylediler. Sonra onlarla üçüncü kez istişâre etti. Ensâr, Allah Resûlü'nün kendilerinin görüşünü almak istediğini anladı. Sa'd b. Muâz davrandı kalktı ve şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resûlü! Sanki bize üstü kapalı bir şeyler söyler gibisin."
Hz. Peygamber, gerçekten de onları kastediyordu; zira ensâr, Resûlullah'a onu kendi şehirlerinde başına gelecek kötülüklerden korumak üzere biat etmişlerdi. Savaşa çıkmaya niyetlendiğinde Hz. Peygamber, ne düşündüklerini öğrenmek için onlarla istişâre etmişti. Sa'd sözlerine şöyle devam etti: Belki de sen, ensârın sana, ancak kendi şehirlerinde yardım etmekle yükümlü oldukları görüşünde olmalarından korkuyorsun. Ben ensâr adına konuşuyorum ve onlar adına cevap veriyorum: İstediğin yere git, istediğin kişiyle ilişki kur, istediğin kişiyle ilişkini kes, mallarımızdan dilediğini al, dilediğini ver, bizden aldığın, bize bıraktığından bize göre daha sevimlidir. Emrettiğin bir hususta bizim işimiz sana tâbî olmaktır. Vallahi, Berkü'l-Ğamedân'a kadar gitsen bile seninle birlikte geleceğiz. Vallahi, bizden şu denize dalmamızı istesen, seninle birlikte dalarız.

Mikdâd, Allah Resûlü'ne, Hz. Musa'nın kavminin Hz. Musa'ya: "Sen ve Rabbin gidin (onlarla) savaşın. Biz burada oturacağız."[396] dedikleri gibi demeyeceğiz; aksine biz senin sağında, solunda, önünde ve arkanda savaşacağız, dedi. Bunun üzerine Resûlullah'ın yüzü güldü ve ashabından duyduğu sözlerle sevindi ve: "Yürüyünüz ve müjdeleyiniz; zira Allah bana iki topluluktan birini vaat etti. Şüphesiz ben Kureyşlilerin nerede öleceklerini görüyorum." dedi.[397]

Bu arada Ebû Süfyân hareket ederek deniz kıyısına varmış*tı. Kendisinin kurtulduğunu ve kervanı da kurtardığını görünce, Kureyş'e: "Geri dönünüz; çünkü siz sadece kervanınızı kurtarmak için yola çıkmıştınız." diye mektup yazdı. Haber Ku*reyş'e Cuhfe'de bulundukları sırada ulaştı. Dönmeyi düşündü*ler, bunun üzerine Ebû Cehil: Vallahi, Bedir'e varıncaya kadar dönmeyiz. Orada otururuz, bizimle gelen Araplara yemek yediririz. Böylece bundan sonra Araplar bizden korkarlar, dedi.

Ahnes b. Şerîk, onlara dönmeyi teklif etti; karşı çıktılar. Ahnes ve Zühreoğulları geri döndüler. Zühreoğulları'ndan hiçbir kimse Bedir Savaşı'nda bulunmadı. Daha sonra Zühre*oğulları Ahnes'in bu kararına çok sevindiler; Ahnes, onlar arasında itaat ve saygı görmeye devam etti. Hâşimoğulları da dönmek istediler, fakat Ebû Cehil onların bu isteklerine şiddetle karşı çıktı ve: Dönünceye kadar bizim bu birliğimizden ayrılmayın, dedi. Bunun üzerine hep birlikte ilerlediler.

Hz. Peygamber de ilerledi ve akşamüzeri Bedir kuyularına en yakın suyun kenarında konakladı ve: "Bana konuşlanacağım yer hakkında görüşlerinizi belirtin." dedi. Habbab b. Mün*zir: Ey Allah'ın Elçisi! Ben Bedir'i ve kuyularını bilirim. Eğer istersen, bizim bildiğimiz bol ve tatlı sulu kuyulara kadar gidelim, orada konuşlanalım ve oraya varmada düşmandan önce davranalım, sonra da onun dışındaki diğer kuyuları kapatalım, dedi.
Müşrikler de suya bir an önce varmak için süratle hareket ediyorlardı.
Hz. Peygamber, Hz. Ali, Sa'd ve Zübeyr'i haber getirmeleri için Bedir'e yolladı. Onlar da Kureyşli iki köle getirdiler. Re*sû*lullah onlara:
-Kureyş nerededir? diye sordu. Onlar:
-Şu kum tepesinin arkasında.
-Kaç kişiler?
-Bilgimiz yok.
-Her gün kaç hayvan kesiyorlar?
-Bir gün on, bir gün dokuz. Hz. Peygamber:
-Öyleyse bunlar 900 ila 1000 kişi kadardır, dedi.[398]

Yüce Allah o gece, bir yağmur yağdırdı ki müşriklere iri ta*neli ve şiddetli bir şekilde yağıp onları ilerlemekten alıkoyarken; müs*lümanlar üzerine hafifçe yağdı. Allah bu yağmurla müslü*manları temizledi, onlardan şeytanın pisliğini/vesvesesini giderdi, toprağı düzeltti, kumu sertleştirdi, ayaklar yere sağlam bastı, konuşlanacak yeri yayıp hazırladı ve gönüllerini birbirine bağladı.[399] Resûlullah ve ashabı suya daha önce kavuştular ve gece yarısı su kenarına indiler, havuzlar yaptılar. Sonra bu havuzların dışındaki kuyuları kapattılar.[400] Resûlullah ve ashabı havuz kenarında konuşlandılar. Hz. Peygamber için orada savaş alanını kontrol edebileceği bir tepe üzerinde gölgelik kuruldu. Resûlullah savaşın yapılacağı alana yürüdü ve: "Burası falanın öleceği yer", urası filanın öleceği yerdir, inşallah" diye işaret etmeye başladı. Söz ettiklerinden hiçbiri O'nun işaret ettiği yerden ileri gidemedi.[401]

Müşrikler meydana çıkıp, iki taraf birbirini görünce Resû*lullah şöyle buyurdu: "Allah'ım! İşte Kureyşliler, kibirleriyle ve gururlarıyla geliyorlar. Sana meydan okuyarak ve Resûlünü yalanlayarak geliyorlar." Namaz kıldı ve ellerini kaldırıp Rabbinden zafer nasip etmesini dileyerek şöyle dua etti: "Allah'ım! Bana vaat ettiklerini yerine getir. Allah'ım! Verdiğin sözü ve vadini yerine getirmeni istiyorum." Arkasında durmakta olan Hz. Ebû Bekir: Ey Allah'ın Resûlü! Müjdele artık. Allah'a yemin ederim ki Allah sana vaat ettiklerini mutlaka yerine getirecektir. Müslümanlar da Allah'tan zafer ve yardım istediler, O'na içtenlikle bağlandılar ve gönülden yalvardılar. Bunun üzerine Allah meleklerine şöyle vahyetti: "Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım."[402] Resûlüne de: "Ben size ardı ardına bin melekle yardım ediyorum."[403]diye vahyetti. Ayetteki "mürdifîn=ardı ardına" kelimesindeki 'dal' harfi hem kesreli olarak ve hem de üstünlü olarak okunmuştur. Denildi ki: Melekler size tâbîdirler, anlamındadır. Yine denildi ki: Onlar bir kez gelmeyip, birbirini izleyerek peşi sıra gelirler, anlamındadır.

Resûlullah geceyi oradaki bir ağacın dibinde namaz kılarak geçirdi. Hicretin ikinci yılının Ramazan ayının on yedisine rastlayan cuma gecesiydi. Sabah olunca Kureyş tabur halinde geldiler. İki grup da saf bağladı; sonra savaş başladı. Allah Resûlü safları düzeltti.[404] Daha sonra kendisi ve Ebû Bekir gölgeliğe döndü. Sa'd b. Muâz, ensârdan bir topluluğun başında gölgeliğin kapısında Resûlullah'ı korumak için durdu. Sonra savaş başladı, çarpışma şiddetlendi. Hz. Peygamber de dua etmeye, yalvarıp yakarmaya ve Rabbinden istekte bulunmaya başladı. Hatta ridası omuzlarından düştü. Hz. Ebû Bekir onu alıp tekrar omuzlarına koydu ve: Rabbine bu kadar dua etmen yeter. O mutlaka sana vaat ettiğini yerine getirecektir, dedi. Resûlullah hafif bir şekilde uyukladı; savaş halindeki müslüman topluluğu da uyukladı.[405] Sonra Resûlullah başını kaldırarak: "Müjdele, ey Ebû Bekir! İşte Cebrâil, atının dizginlerini tutmuş/tozu dumana katmış geliyor!" buyurdu. Ve yardım geldi; Allah ordusunu gönderdi; Resûlünü ve müminleri destekledi. Müşriklerin ileri gelenlerini ya esir ya da ölü olarak onlara bağışladı; onlardan yetmiş kişiyi öldürdüler ve yetmiş kişiyi de esir aldılar.

Savaş durup müşrikler hezimete uğramış olarak kaçtığında Resûlullah: "Ebû Cehil'in ne yaptığını bize kim haber verecek?" dedi. Hemen Abdullah b. Mesûd gitti ve Ebû Cehil'i Afrâ hanımının iki oğlu tarafından vurulmuş ve ölmek üzere iken buldu. Sakalını tutup:
-Ebû Cehil sen misin? dedi. O:
-Bugün savaşı kim kazandı? diye sordu.
Abdullah b. Mesud:
-Allah ve Resûlü. Allah seni rezil etti mi, ey Allah'ın düşmanı?! dedi. Ebû Cehil:
-Kendi kavminin öldürdüğü adamdan daha üstünü var mıdır? dedi. Abdullah b. Mesud onu öldürdü, sonra onu Resûlullah'a getirip:
-Onu öldürdüm, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber:
-Allahüllezî lâ ilâhe illâ hû. Yani, O öyle Allah ki, O'ndan başka hiçbir ilah yoktur, buyurdu ve bu sözü üç kez yineledi.

Daha sonra Allah Resûlü: "Allahu Ekber. Elhamdülil*la*hil*lezî sadaqa va'dehû ve nesara abdehû ve hezeme'l-ah*zâ*be vahdehû. Yani, Allah en büyüktür! Sözünü yerine getiren, kuluna yardım eden, grupları/toplulukları tek başına hezimete uğratan Allah'a hamd olsun. Yürü, onu bana göster." buyurdu. (Onu görünce): "İşte bu, bu ümmetin Firavunu'dur." dedi.

Savaş bitince Hz. Peygamber, Allah'ın kendisine lutfettiği zafer ve beraberinde esirler ve ganimetlerle gözü aydın olarak Bedir'den ayrıldı. Safrâ'ya gelince ganimetleri paylaştırdı.[406] Ve Medine'ye desteklenmiş ve muzaffer olarak girdi. Bütün düşmanları ondan korktu. Medinelilerin büyük bir kısmı müslüman oldu. Münafık Abdullah b. Übeyy işte o zaman zahiren İslâm'a girmişti.

Bedir savaşına katılan müslümanların tamamı üç yüz on küsurdu. Savaş çağrısı ansızın geldi. Onların niyeti düşmanla karşılaşmak değildi ve bu yüzden savaş için hazırlık yapmamışlardı. Fakat Allah Teâlâ, sözleşip buluşmadıklarına rağmen onlarla düşmanlarını karşılaştırdı.[407] Müslümanlardan o gün on dört kişi şehid oldu. Resûlullah Bedir savaşına ve esirlerine ilişkin işleri Şevval ayı içerisinde bitirdi. Bedir savaşı ile ilgili kıssa, Enfâl sûresinde anlatılmaktadır

ZADÜ'L MEAL / iBN-İ KAYYIM




[394] el-Enfâl 8/47.

[395] Hz. Peygamber, "(Yapacağın) işlerde onlarla istişâre et." [Âl-i İmrân 3/159] ve "İşlerini birbirlerine danışarak yaparlar." [eş-Şûrâ 42/38] âyetleriyle amel ederek kamuya ait bütün işlerde ashabıyla istişare ederdi.

[396] el-Mâide 5/24. Hz. Musa'nın kavmi korkak olduğu, Mısır firavunlarının egemenliği altında zillet ve kölelik içinde büyüdükleri için böyle söylediler. Onlarda vatan sevgisi ile ilgili duygular ölmüş, irade, kahramanlık ve savunma ruhu yok olmuştu. Hz. Musa onları Mısır'dan kurtarıp Şam bölgesindeki yurtlarına getirince onlara şöyle dedi: "Ey kavmim! Allah'ın size yazdığı kutsal toprağa girin. Sakın ardınıza dönmeyin. Yoksa ziyana uğrayanlardan olursunuz. Dediler ki: ‘Ey Musa! O (dediğin) topraklarda gayet güçlü, zorba bir topluluk var . Onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla giremeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de gireriz." [el-Mâide 5/21-22]. Onlar topraklarını işgal eden zorbaların güç kullanılmaksızın kendiliklerinden çıkacaklarını zannettiler… Onlar işgalin kanser hastalığı gibi olduğunu cisimde yer bulunca ameliyat olmaksızın ve cismin bazı parçaları kesilmeksizin tedavi olmayacağını bilmediler. Ne yazık ki ona iyice sirayet edip yayılınca ancak ölümüyle ondan ayrılır.
"Korkanların içinden Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki adam şöyle demişti: ‘Onların üzerine kapıdan girin. Oraya girdiniz mi artık siz kuşkusuz galiplersiniz. Eğer inanıyorsanız yalnızca Allah'a güvenin. Dediler ki: ‘Ey Musa! Onlar orada bulundukça biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin onlarla savaşın. Biz burada oturacağız.' Musa, ‘Ey Rabbim! Ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebilirim. Artık bizimle, o yoldan çıkmışların arasını ayır.' dedi. Allah şöyle dedi: ‘O halde orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır. Bu süre içinde yeryüzünde şaşkın şaşkın dönüp dolaşacaklar. Artık böyle yoldan çıkmış topluluğa üzülme!" [el-Mâide 5/23-25]
Yani Allah Teâlâ, bu korkak neslin yok olup onlardan sonra çölde, iradeyi öldüren zulümden uzak hür bir neslin yetişmesi, peygamberlerin ve adaleti emreden insanların arasında büyüyen, vatan sevgisiyle hayat bulan, izzet, kahramanlık ve girişimcilik ruhuyla yoğrulmuş bir neslin oluşması için onları çöle gönderdi.

[397] Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "Hani Allah, size iki topluluktan birinin sizin olacağını vaat etmişti; siz ise güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı egemen kılmak ve kâfirlerin de kökünü kesmek ister; ta ki, o günaha batmış olanlar, hoşlanmasa da hakkı egemen kılsın ve batılı ortadan kaldırsın." [el-Enfâl 8/7-8]. Ayette geçen "et-tâifetân=iki grup"tan biri, yanında savaş gücü bulunmayan ticaret kervanıdır. Diğeri ise, Ebû Süfyân'ın isteğiyle Mekke'den gelen savaşçılarıyla ve savaş teçhizatıyla savaşa hazır olan gruptur. Müslümanlar birinci grup için yola çıkmışlardı, diğerinin geleceğinden haberleri yoktu. Allah Teâlâ ise, hakkı ortaya koymak ve kafirlerin kökünü kazımak istedi.

[398] Allah Resûlü'nün "siyaseti ve feraseti" bölümüne bak.

[399] Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "Şeytanın pisliğini üzerinizden atmak ve böylece sizi arındırmak, kalplerinizi pekiştirmek ve ayaklarınızı yere sağlam bastırmak için yağmur yağdırmıştı." [el-Enfâl 8/11].

[400] Hz. Peygamber, İbn Münzir'in daha önce belirttiği görüşüyle amel etti. Hz. Peygamber, sahabesinin göremediğini görüyordu. Bazen de onların görüşüne uyarak kendi görüşünden vazgeçiyordu; çünkü vahyin belirlemediği bazı hususları sahabe Peygamber'den daha iyi kavrayabiliyordu.
Peygamber'in bu davranışında insanların görüşlerine baskı uygulayan ve görüş sahiplerinin görüşlerini küçümseyen başkanlar için bir ders vardır; çünkü baskı uygulayan pişman olur, istişare eden ise pişman olmaz.

[401] Müslim, "Cihâd", 83; "Cennet", 86; Ebû Dâvûd, "Cihâd", 115: Nesâî, "Cenâiz", 117; İbn Hanbel, I, 26.

[402] el-Enfâl 8/12.

[403] el-Enfâl 8/9. Daha sonraki âyette Allah şöyle buyurmaktadır: "Allah, bunu, size bir müjde olması ve onunla kalplerinizin huzura kavuşması için yapmıştı. Yardım ancak Allah katındandır; çünkü Allah mutlak güç sahibidir, hikmet sahibidir." [el-Enfâl 8/10].

[404] Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "Şüphesiz Allah, kendi yolunda, duvarları birbirine kenetlenmiş bir bina gibi, saf bağlayarak savaşanları sever." [es-Saf 61/4]. Allah müslümanlara kendileriyle savaşan düşmanlara nasıl vuracaklarını öğretti: "O halde, (ey inananlar!) boyunlarını vurun ve onlardan her birinin parmaklarını vurun ki, (etkisiz hale gelsinler!) diye (buyurmuştu)." [el-Enfâl 8/12].
Ayetteki "benân" kelimesi parmak uçlarını ifade eder. Bu, onların tamamen yok edilip parmak uçlarının bile bırakılmamasını ifade eder. Bu şekilde savaşta dikkatli olmak emredilmiş, hedefe tam isabet edebilmeleri ve hiç kimsenin ellerinden kaçmaması için ok atan ve kılıçla vuranın yaptıkları işin ilmine sahip olmaları istenmiştir.
Allah'ın müminlere ümmetin varlığını koruyan savaş bilgisine tam sahip olmaları için emir verirken kullandığı Kur'an'ın belagatına bak! Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "Eğer onlarla savaş alanında karşılaşacak olursanız, onlara, öyle ağır bir darbe indirin ki, arkalarında olanlar ibret alsınlar." [el-Enfâl 8/57]. "Ey inananlar! İnkar edenlerin güçlü ordusu ile karşılaşacak olursanız, sakın onlara arkanızı dönüp kaçmayın; çünkü her kim, böyle bir günde -savaş taktiği gereği ya da bir başka bölüğe katılma amacı dışında- onlara karşı sırtını dönecek olursa, (şunu çok iyi bilsin ki), o, Allah'ın gazabını üzerine çekmiş olacaktır. Böylece onun varacağı yer cehennem olacaktır; orası varılacak ne kötü yerdir!" [el-Enfâl 8/15-16]. Bu, müslüman*larda kahramanlık ruhunu canlandıran, onları düşmanla savaşta yüz yüze gelmeye teşvik eden, hiçbirine yer değiştirme veya kardeşlerinden başka bir gruba katılma dışında düşmana sırtını çevirmesine cevaz vermeyen bir emirdir. Müslümana kaçmak ve hezimete uğramak için düşmana sırtını çevirmesi yakışmaz. "Ey inananlar! Eğer bir (düşman) toplulukla karşılaşacak olursanız, kurtuluşa ermeniz için, güçlü olun ve Allah'ı çokça anın! Allah'a ve elçisine itaat edin, yılmamanız ve gücünüzü yitirmemeniz için de birbirinizle çekişmeyin ve sabredin; çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir. O halde sizler, yurtlarından böbürlenerek ve insanlara gösteriş yaparak çıkanlar ve (insanları) Allah yolundan alıkoyanlar gibi asla olmayın! Gerçekten de Allah onların yapmakta olduklarını kuşatıcıdır. Hani şeytan onlara yaptıklarını güzel göstermiş ve onlara: ‘Bugün insanlardan kimse sizi yenemez; çünkü ben, sizin koruyucunuzum.' demişti. Ama o, iki topluluk birbirlerinin görüş alanına girer girmez, derhal topukları üzerinde geri dönmüş ve (onlara): ‘Benim sizinle hiçbir ilgim yoktur; çünkü ben, sizin görmediğinizi görüyorum. Gerçekten de ben Allah'tan korkuyorum; zira Allah, cezalandırması çok şiddetli olandır.' demişti." [el-Enfâl 8/45-48].
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et! Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkar edenlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir topluluktur. Bununla birlikte, Allah, içinizdeki zayıflığı bildiği için, şimdi yükünüzü hafifletti. Eğer içinizde sabırlı yüz kişi olursa iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) bin kişi olursa, Allah'ın izniyle iki bin kişiye galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir." [el-Enfâl 8/65-66].
Bu âyetlerde Allah Teâlâ, kâmil iman sahibi olan müminlerin savaşta on kâfire galip gelmeleri gerektiğini açıklıyor. Bu, ancak sabır ve iradeyi oluşturan iman ve amellerin müminlerde imanı güçlendirmesiyle gerçekleşir. Ancak şu anda imanın başlangıcında ve savaşın başında bir kişi iki kişiye galip gelir. Ayet müminlerdeki zayıflık ve güçlülük durumlarını haber vermektedir. Bazıları, bunu, savaşın başlangıcında her bir mümine on kafire galip gelmekle, daha sonra bunun nesh edilerek (hükmü ortadan kaldırılarak) bire iki olarak mükellef tutulduğu şeklinde anlamışlardır. Halbuki âyetten böyle bir şey anlaşılamaz. Allah Teâlâ, müminlere onların gücünün üzerinde bir şey yükleyecek değildir. Zira O, "İçinizdeki zayıflığı bildi.", "Allah, bir kimseye ancak gücü oranında yük yükler." [el-Bakara 2/286] buyurmuştur. O, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olduğu halde nasıl olur da mükellef tutup aynı anda da nesheder. Bu olacak bir şey değildir!

[405] Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "Hani O, size kendinden bir güven ver*mek için sizi hafif bir uykuya daldırmıştı." [el-Enfâl 8/11].

[406] Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "O halde, elde ettiğiniz ganimetleri helal ve temiz olarak yeyin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir." [el-Enfâl 8/69]. "Eğer Allah'a ve -(hak ile batılın) birbirinden ayrıldığı, iki ordunun birbirleriyle karşılaştığı gün- kulumuza indirdiğimize inanıyorsanız, şunu iyi bilin ki, ganimet olarak her ne ele geçirirseniz geçirin, bunun beşte biri, Allah'a, elçisine, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir. Allah, her şeye gücü yetendir." [el-Enfâl 8/41].

[407] Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Eğer siz, (savaşmak üzere) sözleşmiş olsaydınız, zamanı konusunda anlaşmazlığa düşerdiniz; ama Allah, -olmasını (dilediği) bir işi gerçekleştirmesi, yok olacak olanın delilden dolayı yok olması, yaşayacak olanın da delilden ötürü yaşaması için- (savaşı gerçekleştirmişti). Kuşkusuz Allah, çok iyi işiten, çok iyi bilendir. Hani Allah, uykunda sana onları az göstermişti; eğer Allah onları sana çok göstermiş olsaydı (yapılacak) iş konusunda birbirinizle anlaşmazlığa düşerdiniz. Fakat Allah (sizi böyle bir duruma düşmekten) kurtarmıştı; çünkü O, kalplerde olanları çok iyi bilendir. Hani Allah, onlarla karşılaştığınızda, olmasını (dilediği) bir işi gerçekleştirmek için, bir yandan, onları size gözlerinizde az gösterirken diğer yandan da sizi de onların gözlerinde azaltıyordu; ancak sonunda bütün işler Allah'a döndürülecektir." [el-Enfâl 8/42-44].
 

Ebu Muhammed Eymen

Bir adım öteside, Bin adım öteside toprak..
Frm. Yöneticisi
Bu gece Bedir ashabını anmış olalım..

جَزَٓاؤُ۬هُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَٓا اَبَداًؕ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُؕ ذٰلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ

Onların rableri katındaki ödülleri, altından ırmaklar akan, içinde devamlı kalacakları adn cennetleridir. Allah onlardan râzı olmuş, onlar da Allah’tan râzı olmuşlardır. İşte bu, rabbini sayıp O’ndan korkanlar içindir. Beyyine 8
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt