Çocuğun Dövülüp, Dövülmemesi Üzerine

Nesîbe Lena

يا نافعا علمه! لك الجنة
Süper Moderatör
304-) Sebra b. Ma'bed (r.a.)'dan. Şöyle demiştir: "Rasûlüllah (s.a.v.): "Yedi yaşında olduğunda çocuğa namaz kılmayı öğretiniz. On yaşında olduklarında ise bu konuda onları dövünüz." buyurdu."

Hadisi Ebû Dâvûd ve Tirmizî rivayet etmiştir. Tirmizî hadis hakkında: "Hadis, hasen hadistir" demiştir. Ebû Dâvûd'un rivayeti ise şöyledir: "Yedi yaşında olduğunda çocuğa namaz kılmayı emrediniz"

(Hadisimizde, namazın öneminden dolayı yerine göre çocukların dayakla cezalandırılması istenmektedir. Çocukların dövülebileceği tek husus namazdır. Hadislerde namaz dışındaki başka bir konuda çocukların dövüleceğine dair hüküm yoktur. Çocuğun dövülüp dövülemeyeceği konusundan hareketle çeşitli tartışmalara konu olan rivayetimiz hakkında değişik araştırmalar ve tartışmalar yapılmıştır.

Çocuğun dövülebileceği veya dövülemeyeceği konusunda orta yol bulunması yerine aşınılığa gidildiği görülmektedir. Kimileri çocuk eğitiminde dayağın hiç mi hiç yerinin olamayacağını ileri sürerler. Bu yaklaşıma göre dayak, bir eğitim aracı değildir ve dayağa hiç başvurulmamalıdır. Günümüz eğitim düşüncesinde oldukça etkili olan bu yaklaşıma göre, açıklamaya çalıştığımız hadisimizi, deyim yerinde ise âdeta çok sakıncalı bir ifade olarak algılayanlar olduğu gibi saklanması, kimselere bildirilmemesi, örtülüp kapatılması gereken bir rivayet olarak görenler olmuştur.


Çocuğun eğitiminde dayağın hiç yerinin olamayacağını ileri sürenlere, konunun uzmanı bir kalemden bazı alıntılar yapmakta yarar vardır. Alti yil Dünya Psikiyatri Birliğinin ruh sağlığı danışmanlığını yapmış, Hacettepe Tip Fakültesi Cocuk Ruh Sağliği Kliniği başkanlığından emekli, dünyaca ünlü, Çocuk Ruh Sağlığı uzmanı Prof. Dr. Atalay Yörükoğlu'nun, dayağın olumsuzluklarına değindikten sonra yeri geldiğinde bazı şartlar dâhilinde dayağa başvurulabileceğine işaret ettiğini görmekteyiz.

"Dayağı en aza indirme yollarını tartışmadan önce, bir noktayı vurgulamakta yarar var. Dayağın sakıncalarını belirttikten sonra kişisel kanımı açıklamak isterim: Seyrek olarak başvurulur ve ölçüsü kaçınılmazsa, dayağın çocuk kişiliğini örseleyeceğini sanmıyorum. Ancak, dayağıin çocukta eziklik ve tortu bırakmaması önemlidir. Çocuk dayağı gerçekten hak etmiş olmalıdır. Anababanın kendi öfkesini çocuktan çıkarmak için dayağı araç yapmaması koşulunu da eklemeliyiz. Çocuğun suçunun da eskiden hep hoş görülen, ya da görmezlikten gelinen bir suç olmaması gerekir." (Prof. Dr. Atalay Yörükoğlu, Çocuk Ruh Sağlığı, s. 205, Özgür Yayınlan, 27. baska 2004)

"Gerçekte, çocuklar en soğukkanlı anababaları bile çileden çıkaracak durumlar yaratabilir. Zamanında ve yerinde uyarılara aldırmayan, yaptığında direnen çocuk, dayağa çanak tutuyor demektir. Böyle durumlarda, çocukların, ölçüsü kaçmayan bir dayağa büyük tepki göstermediklerini pek çok anababa bilir... arada bir kabaya, kol ve bacaklara vurmanın aradaki sevgi ve güveni sarsacağı düşünülemez. Ancak kemerle, sopayla atılan dayaklar, hiçbir koşulda onaylanamaz." (s. 206)

"Kimsenin yüzde yüz olgun olması beklenemeyeceğine göre, seyrek olarak dayağa başvuran anababaların, bundan suçlanmalarına gerek yoktur. Çocuğa suçluluk duygularımızı göstermemek yerinde olur. Ancak haksız yere dövdüğümüzü sonradan anlayınca, bunu açıklamakta ve çocuğun gönlünü almakta bir sakınca yoktur... Başka cezalar gibi, dayak cezası da geciktirilmeden verilmelidir..." (s. 208)

Kitabından alıntılar yaptığımız uzmanımızın bu ifadelerinden, çocuk eğitiminde işin başında dayağı öngördüğü anlaşılmamalıdır. Kitabının değişik yerlerinde dayağı 'öğretici değeri az, etkisi kısa süren yıldırma yöntemidir' 'dayak, atanı utandıran, dövüleni küçük düşüren, tanıkları da en azından üzen bir davranıştır Dayak bir anlık öfkeyle verilen, çoğu kez de amacını aşan bir ceza yöntemidir. Kolayca ölçüsü kaçar.…..
Çocuk çoğu kez hak ettiği için değil, anababa sinirli olduğu için dövülmüştür." (s. 202) şeklinde tanımlamaktadır. Kendisinin ifadelerinden anladığımız, dayak hiç başvurulmayacak bir yöntem değil, yerine göre bazı şartlar çerçevesinde başvurulmasında sakınca olmayan bir araç olabilir. Dayağa hiç başvurulmaması gereken dönemlere ve uygulama sırasında dikkate alınması gereken hususlara da değindiğini görmekteyiz.

"Dayağın hiç kullanılmaması gereken dönemler vardır. Bebekler kesinlikle dövülmemelidir... Yüze kesin olarak vurmamak gerekir. Öfkeyle yüze atılan tokadın yeri ve ölçüsü kesin olarak kestirilemez. Ağız burun kanaması çocukları çok ürkütür. Kabaya vurulan bir tokat da aynı işi görür. Önemli olan çocuğu sertçe uyarmaktır, yoksa vurulan yerde iz bırakmak değil. Kimi anneler çocuğun kabasına toz silker gibi vururlar. Bu çeşit âdet yerini bulsun diye dövmeler de etkisiz kalır." (s. 210)


Çocuğun dövülmesi konusundaki diğer aşırı uç ise ölçüsüz ve yerinde olmayan bir şekilde acımasızca dövmedir. Bu şekildeki dövmeye, çocuğa uygulanan şiddet diyebiliriz. Bu uygulamanın savunulacak hiçbir yönü olmadığı gibi ayrıca bunun din açısından da yapılan haksızlıklardan sorguya çekileceği, kul hakkının söz konusu olduğu açıktır. sorumluluk getiren bir davranış Bu emanete karşı yapılan haksızlıklardan sorguya çekileceği, kul hakkının söz konusu olduğu açıktır.

Bir hadiste Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Üç kişiden kalem (sorumluluk) kaldırılmıştır: Uyanıncaya kadar uyuyandan. Aklı erene kadar/ergenlik çağına gelene kadar çocuktan. Aklı gelene kadar aklını kaybedenden." (Tirmizî, Hudûd. 1; İbni Mâce, Talâk: 15. ayrıca bak. Ebû Dâvûd, Hudûd. 17, Nesei, Talâk. 21)

Buna göre on yaşındaki bir çocuğun, din açısından sorumlu olmadığı bir dönemde iken dövülmesi hususu nasıl anlaşılacak sorusu gündeme gelmektedir. Bu soruya en güzel cevap, çocuğa çocukça dayak uygulanmalıdır, olacaktır. On yaşındaki bir çocuğa uygulanacak dayağın ölçüsü, yaşıyla uyumlu olması gerekir. On yaşındaki çocuğa yirmi yaşındaki bir kimseye uygulanacak ölçüde bir dayak, on yaşındaki bir çocuğu, yirmi yaşındaki üniversite öğrencisine sorulabilecek matematik sorusuyla imtihan etmek gibi olacaktır. Bu ise ölçüsüz bir harekettir. Ancak, çocuk matematik imtihanına tabi tutulamaz diye de bir hüküm yoktur. Çocuk, matematik imtihanına tabi tutulur, ama çocuğun seviyesindeki matematik sorusuna göre imtihana tabi tutulur. İşte, on yaşındaki bir çocuk, yapılan uyan ve uygulamalar neticesinde artık son çare olarak dövülecekse onun dövülmesi de böyle olmalıdır. Çocuğun yaşıyla ölçülü olarak arada bir kabaya, kol ve bacaklara bir iki vurmaktır. Gerek eğitim açısından gerekse çocuk ruh sağlığı açısından kaçınılması istenilen dayak, ölçüsüz ve yerinde olmayan dayaktır. Böyle bir dayağı değil rahmet Peygamberi olan Efendimiz (a.s.)'in öngörmesi, aklı başında olan hiç kimsenin öngörmeyeceği açıktır.

Eğitim konusunda görüş belirten İslâm âlimleri, kaçınılmaz durumlarda dayağa başvurulduğunda bunun şartlarına dikkat çekmişlerdir. Yüze vurmak, dayakta aşını gitmek yasaktır. Sınırlan ve sayısı Allah tarafından belirtilmiş cezalar dışında büyüklere uygulanacak dayak cezasının sayısının hadislerde, on değnekten fazia olamayacağı bildirilmiştir. (Buhâri, Hudud: 42; Müslim, Hudud: 40) Yine hadislerde bazı özel durumlarda son çare olarak dövülmesi gerekenlerden söz edilirken, dövmenin 'gayra müberrahin-incitmeyecek' şekilde olması kaydı belirtilmiştir. (Müslim, Hacc: 147; Ebû Dâvûd, Menâsik: 56; Tirmizî, Radâ': 11; İbni Mâce, Nikâh: 3)

Buna göre büyüklere uygulanacak dayak cezası en fazla on tane, dövme incitmeyecek derecede olacaksa, küçüklere uygulanacak cezanın sınırı yaşıyla orantılı olması gerekecektir. Hadislerde bildirilen dayak cezasının sınırı ve ölçüsü dikkate alındığında, bazı dönemlerde uygulanan falaka gibi ağır cezaların çocuklar şöyle dursun, büyüklere bile uygulanmasının yasak davranışlar olduğu bilinmelidir.

Açıklamaya çalıştığımız hadisimizin yanlış anlaşılması neticesinde, çocukların şiddete varacak derecede dövüldüğü, değişik çevre ve coğrafyada bazı olumsuz görüntüler, hadisten kaynaklanmamakta cahillikten ve hadislerin iyi bilinmemesinden kaynaklanmaktadır. Bu tür dayaklar, bir anlık öfkeyle verilen, çoğu kez de amacını aşan, çocuk hak ettiği için değil, anababa sinirli olduğu için uygulanan ve ölçüsü kaçmış davranışlardır. Hadisimizin ifade etmek istediği maksadı, gereği gibi anlayan İslâm eğitimcilerinden Kâbisi'nin ifadeleri bu tespitleri teyit etmektedir. Kâbisî şöyle demektedir: "Öğretmenin kızması ve gazabına göre hareket etmesi, ne çocukların eğitimine fayda verir ne de onun kalbine huzur getirir. Çünkü kızgınlık geldiği zaman kendi nefsini tatmin için Müslümanların çocuklarını dövecektir ki, bu da adaletli bir davranış değildir" (M Emin Ay, İslam'da aile ve çocuk terbiyesi 1 sempozyum sunumu, s. 281) Gazali ise şöyle demektedir: "Dayak cezasina ise ancak en son çare olarak başvurulmalıdır. Çünkü çocuğu aşırı derecede azarlamak ve dövmek, onun ruh hayatında olumsuz etkilere sebep olacaktır. Bu sebeple dayağa sık sık başvurulmamalıdır." (İslam'da aile ve çocuk terbiyesi 1 sempozyum sunumu, s. 284)


Diğer taraftan hadisimizde dövmenin sınırları çizilmeden genel olarak bildirilmiş, ne şekilde dövüleceği belirtilmemiştir. Buna göre dövmenin bir şekilde değil çocuğa göre değişik olacağını çıkarabiliriz. Bu değişiklik, huy ve tabiatına göre her çocukta farklı olabileceği gibi çocuğun yaşına göre de farklı olacaktır. İbni Sahnun, İbni Sina, İbni Hacc, Alaaddin Çelebi gibi İslâm eğitimcileri de, çocuk psikolojisinin mutlaka gerekli olduğunu, her çocuğun farklı şekilde disipline edileceğini belirtirler. (İslam'da aile ve çocuk terbiyesi 2 sempozyum sunumu, s. 365)


Ibni Hacc: "Ceza çocuğa göre değişir. Birine sadece bir kaş çatma, diğerine azar, bir üçüncüsüne ise dayak gerekir. Ancak on yaşın aşağısındaki bir çocuk dövülmemelidir." diyerek, her çocuğun aynı cezaya tabi tutulmaması gerektiğine ve arada birtakım ferdî farklılıkların bulunduğu gerçeğinin göz ardı edilmemesine dikkat çekmiştir. (Islam'da aile ve çocuk terbiyesi 1. sempozyum sunumu, s. 285)

Çocuğun namaz eğitiminde dayak son çare olarak başvurulmalıdır. Zaten hadisimiz, yedi yaşında iken çocuklara namaz öğretilmesini, on yaşında dayağa başvurulmasını bildirmektedir. Yedi yaşından itibaren on yaşına kadar dört yıl sürekli namaz eğitimi verilen bir çocuk artık on yaşında hâlâ namazın önemini kavramamakta direniyorsa bir de dayağa başvurulabilir. Ama hiçbir ön eğitim verilmeden on yaşına gelmiş bir çocuk, namaz kılmiyorsa doğrudan dayağa başvurmak yanlış olur.)


-riyazus salihin
 

Nesîbe Lena

يا نافعا علمه! لك الجنة
Süper Moderatör
Not: Allah ve rasulu bir şeyi söylediği, emrettiği takdirde bunu aksi bir şey söylemeyiz ve bundan Allah'a sığınırız. Bildirdikleri her şeyde fehmettiğimiz veya edemeyeceğimiz nice hikmet olduğunu biliriz.

Bu konunun amacı bu ve buna benzer hadisleri nahoş manalarda kullanıp kirli zihinlerinin algılayamadığı hususları, yanlış ifadelerle kullanmalarına karşın onların inandıkları bilim ile cevap vermek amacıyla paylaşılmıştır.

Yazım hataları varsa affınıza sığınırım. Kitaptan, metne aktardığım için gözümden kaçan durumlar olabilir.
 

IsLaM4eVeR

لا اله الا الله - Lâ ilahe illallah
Admin
Asil mesele oraya kadar anne baba ne yapti. O evde kuran okunup, evde ev büyüklerinin birlikte oldugu dönemlerde bilhassa cemaatle namaz kiliniyorsa ve cocuk onlari devamli namaz kilar halde görüyorsa, anne babanin cocuguna namaz kil demesine dahi gerek kalmayacak, cocuk 2-3 yasindan sonra kendisi annesi ve babasiyla namazda saf durmaya calisacaktir.

Anne babadan herhangibiri namaz kilmiyor ya da namazdan caliyorlarsa veyahutta namazi gün icinde ekstra özel bir durum olarak görmüyorlarsa o sopayi bence anne baba hak ediyor. Suanki temel problemde buradan kaynaklaniyor.

Rabbim bizleri korusun, neslimizi korusun.
 

Nesîbe Lena

يا نافعا علمه! لك الجنة
Süper Moderatör
Asil mesele oraya kadar anne baba ne yapti. O evde kuran okunup, evde ev büyüklerinin birlikte oldugu dönemlerde bilhassa cemaatle namaz kiliniyorsa ve cocuk onlari devamli namaz kilar halde görüyorsa, anne babanin cocuguna namaz kil demesine dahi gerek kalmayacak, cocuk 2-3 yasindan sonra kendisi annesi ve babasiyla namazda saf durmaya calisacaktir.

Anne babadan herhangibiri namaz kilmiyor ya da namazdan caliyorlarsa veyahutta namazi gün icinde ekstra özel bir durum olarak görmüyorlarsa o sopayi bence anne baba hak ediyor. Suanki temel problemde buradan kaynaklaniyor.

Rabbim bizleri korusun, neslimizi korusun.
Haklısınız abi fakat şöyle bir durum var ki, eskiden bu örneklemeler daha ciddi ve daha derin tesir bırakabilirdi. Çünkü o çocuk en fazla kendi mahallesindeki çocuklardan haberdar olabiliyordu.

Şu zamanda ise dünyanın öbür ucundaki kişilerden haberdar olan çocuk ki günümüzde yığınlarca örneği var çok ciddi bir kıyas içerisinde. Bu anlamda tesir de azalabiliyor. Geçenlerde intihar eden bir üniversite öğrencisi mesela ateist olduğunu ailesinin zoruyla cemaat yurdunda kaldığını vs anlatmış videoda. Şimdi sosyal medya yıkılıyor vay efendim ben katı olan ailemin yüzünden şunu yapamıyorum bunu yapamıyorum. Bu tür insanların çocukken ailelerini namaz kılarken gördüğü aşikar ama buradaki temel problem sizin de söylediğiniz gibi ilk etapta anne baba sorunu.

Şu zamanın çocukları ne yazık ki, çok büyük bir sorun ama iyi yönde var olabilirlerse aynı zamanda çok büyük bir cevher.
Allah yardımcımız olsun. Allah bizleri, ehlimizi, evlatlarımızı çağın afetlerinden muhafaza etsin.
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt