Makale Dava ve Dava Adamları

saidhavva

İslam'ı tanımak farzdır.
Üye
Bismillah

Bu konu özünde davayı işleyecek olsa da vereceği örnekler hep dava adamlarını anlatacak. Nitekim onlar, yani "adam"lar bu güzel davanın en güzel örnekleridir. Dava yoluna baş koymuş her Müslüman unutmamalıdır ki atacağı her adım illaki bir dava adamının ayak izine denk gelecektir. Yürüdüğümüz bu yollarda onları görmesek bile izlerine rastlayacağımız bir gerçektir.

Üç ana başlığın özetini yapacak yazılar ve alıntıları paylaşacağım bu konu, bütün Müslümanların konuyu saptırmayacak bir şekilde paylaşım yapabileceği bir konudur. Kesinlikle çekinmeden faydalanabileceğimiz bir cümlede olsa paylaşmanızı siz değerli kardeşlerimden rica ediyorum.


Peki özetini yapmaya çalışacağımız bu başlıklar neler?

Bu üç başlık şuurlu her Müslümanın kendisinde bulundurması, örnek alması ve hayatının bir noktasına oturtması gereken önemli taşlardır. Bunlardan birincisi; dava. Yani öne sürdüğümüz, uğruna ölümü bile göze aldığımız, fedakarlıkta bulunduğumuz; düşüncemiz, amacımız, hedefimiz olan İslam'dır. İkincisi: tebliğ. Hayatımızın amacı olarak belirlediğimiz bu davayı insanlara ulaştırmak ve anlatmaktır. Üçüncü ve son başlığımız ise bu davanın öncüleri ve örnekleri olan dava adamlarıdır.

Allah azze ve celle başlatmış olduğum bu konuda bizleri muvaffak kılsın. Ömrümüz ve zamanımız yettiğince konuyu boş bırakmamayı, sürekli bir şeyler paylaşarak; davamızı, amacımızı ve örnek alacağımız şahsiyetleri bizlere hatırlatmayı nasip etsin. Amin.
 

saidhavva

İslam'ı tanımak farzdır.
Üye
Dava Adamları [1]

Hak veya batıl olsun her davanın “adam”lara ihtiyacı vardır. Genel kural şudur ki; “adam”lar varsa davalar başarılı, yoksa başarısızdır. Yeryüzündeki en yüce ve kutsal dava olan dinimizin tebliği, ikamesi ve dünyada gerektiği konuma yerleşmesi için de her şeyden çok dava adamlarına ihtiyaç vardır.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in “Allah’ım! İslam’ı Ebû Cehil bin Hişam veya Ömer bin Hattab’la kuvvetlendir!” diyerek dua etmesi de adam talebidir. Hakeza Hz. Ömer radıyallahu anhu’nun bir gün dostları ile otururken ‘Haydi, herkes bir şey dilesin’ demiş. Oradakilerden biri: ‘Ben, şu oda dolusu gümüşüm olsun da onu Allah yolunda harcamayı isterim’ demiş.

Bir başkası: ‘Şu oda dolusu altınım olsun da Allah yolunda harcamayı isterim’ demiş.

Bir diğeri: ‘Bu oda dolusu mücevherim olsa da Allah yolunda harcasam isterim’ demiş.

Hz. Ömer ‘Başka?’ deyince, ‘Başka bir şey istemeyiz’ demişler.

Bunun üzerine Hz. Ömer radıyallahu anhu kendi arzusunu şöyle dile getirmiştir: “Ben, Ebu Ubeyde bin Cerrah, Muaz bin Cebel ve Huzeyfe bin Yeman gibilerden şu oda dolusu insan isterim ki onları, Allah yolunda görevlendirebileyim.”

Vakıa günümüzde de Ebu Ubeyde bin Cerrahlar, Muaz bin Cebeller ve Huzeyfe bin Yeman gibi dava adamları lazım ki, bu zor ve çetin günlerde dinimizi tekrar hak ettiği konuma yükseltebilelim.

Bunun için dava ve dava adamlığından neyin kastedildiği iyi anlaşılmalıdır.
Dava, inanılmış, gönül verilmiş, hayata biçim, yön ve renk veren düşünce ve inanç manzumesi, bu manzumenin gerçekleştirilmesini istediği hedef/gaye veya ülküdür.

Davamızın gayesi ise sadece Allahu Teâlâ’ya hakkıyla kul olup O’nun rızasını kazanmak ve bu “kulluk şuuru” ile dünyayı imâr ve inşâ etmek için çalışmaktır.

Dava adamı ise bu yüce ülkü ve değerler uğrunda imanından aldığı güç ile Allah yolunda yılmadan, yorulmadan, bıkmadan, usanmadan çalışan sâlih mümindir.

Şunu baştan ifade etmek gerekir ki dava adamı derken asla cinsiyeti ifade için bu kelimeyi seçmiş değiliz, kendini Allah’ın dinini yaşama ve yaşatmaya adayan her mümin ve mümine dava adamıdır. Hatta öyle kadınlar vardır ki adam gözükenlerin çoğundan makbuldür. Zeynep Gazaliler, Ümmü Nidallar, Esmalar bunun örnekleridir.

Her davanın adamı olmak zordur ama İslam davasının adamı olmak çok daha zordur. Çünkü amaç ve gayeler büyüdükçe uğrunda harcanması gereken emek ve çabaların da büyümesi gerekir. Bu dünyada ki en büyük dava da İslam davası olduğundan, uğrunda dava adamı olunabilecek en zor yol İslam davasının adamı olmaktır. Çünkü dava bedel ister, fedakârlık ister, sabır ister, diğerkâmlık ister…
[2]


[1] Yazının tamamı için Nebevi Hayat Dergisi, 51. sayı, sayfa 45'e müracaat ediniz.
[2] Nebevi Hayat Dergisi, 51. sayı, s. 45-46, Şehid inşallah Zafer Mert.
 

saidhavva

İslam'ı tanımak farzdır.
Üye
Dava adamı, vahye tabi olandır.

Rabbimiz: “Allah ve Rasûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.”[1] buyurmakta, Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ise: "Arzusu benim getirdiğime tabi olmadığı müddetçe, herhangi biriniz iman etmiş olmaz." Buyurarak dava adamının en önemli özelliğinin vahye tabi olmak olduğunu belirtmiştir.

Sadece fikirle dava adamı olunmaz. Cahil kimseden dava adamı olmaz. Dava adamı olmanın birinci şartı ilme yani vahye; Kur’an ve Sünnet’e teslim olmaktır.

[1] Ahzab, 36.
Not
: Bu yazı Şehid (inşallah) Zafer Mert Hoca'nın Nebevi Hayat Dergisi 51. sayında bulunan "Dava Adamları" yazısından alıntıdır.
 

saidhavva

İslam'ı tanımak farzdır.
Üye
Dava adamı, örnektir.

Dava adamı inandığı davanın en iyi yaşayanı olmaya çalışmalıdır ki iddiasının, davasının bir sonucu olsun. Yaşantısı ile inandığı ve savunduğu davası bir olmayan kimseden dava adamı olmaz. Nitekim Rabbimiz de “Siz insanlara iyiliği emreder de, kendi nefsinizi unutur musunuz?” (Bakara, 44) buyurarak söz amel bütünlüğüne dikkatlerimizi çekmiştir.

Bir insan, ağzından çıkan sözün canlı bir tercümanı, konuştuğunun müşahhas bir numunesi olmadıkça, söylediğinin hakiki bir temsilcisi olamaz. Sözler, amellerle süslendiğinde parlar, tesiri artar, kalplere girer, kulakta kalmaz. Aksi halde amelden uzak yaldızlı sözler bir kulaktan girer diğer kulaktan çıkar.


Not: Bu yazı Şehid (inşallah) Zafer Mert Hoca'nın Nebevi Hayat Dergisi 51. sayında bulunan "Dava Adamları" yazısından alıntıdır.
 

saidhavva

İslam'ı tanımak farzdır.
Üye
Dava adamı, fedakârdır.

Her dava fedakâr fertler ister. Davanın yayılması, güçlenmesi ve iktidarı dava adamının fedakârlığı ile doğru orantılıdır. Fedakâr olmayan dava adamı olamaz. Herkes kadar uyuyan, gezen, çalışan, okuyan… kimse dava adamı olamaz. Dava adamı, herkes uyurken uyanık olan, herkes gezerken vazife başında olan, herkes ihmal ederken görevine dört elle sarılabilen kimsedir.

Hayatın sorunlarını, dertlerini, işini-gücünü bitirdikten sonra, bu dava uğrunda çalışmaya hazır hale geleceğini söyleyenlerden, asla dava adamı olmaz. Çünkü ‘iş bitmez, dert bitmez, çile bitmez, mazeretler bitmez ama ömür biter.’ Zaten, tüm bu sıkıntıları bitirmeye çalışırken biten şeyin adı değil midir ömür?


Not: Bu yazı Şehid (inşallah) Zafer Mert Hoca'nın Nebevi Hayat Dergisi 51. sayısında bulunan "Dava Adamları" yazısından alıntıdır.
 

Ummu Aişe

حسبي الله ونعم الوكيل
Admin
Akife Hanımlar
İşlerin bitmeyeceğine yakinen şahidim. Her gün aynı günlük iş senaryosu en baştan başlıyor; akşam olduğunda "bitti kurtuldum" diyecekken, sabah en baştan... Bir şeyler yapmayı arzu eden, en başta zihnini değiştirsin. Boş zamanlarına "Davayı" sıkıştırmakla olmuyor; ki Müslüman için boş zaman da yok zaten, olmamalı.
 
Üst Alt