Dünya Hayatının Tarifi

Nesîbe Lena

يا نافعا علمه! لك الجنة
Süper Moderatör
“Bilin ki, dünya hayatı oyun, oyalanma, süslenme, aranızda övünme ve daha çok mal ve çocuk sahibi olmaktan ibarettir. Bu, yağmurun bitirdiği, ekicilerin de hoşuna giden bir bitkiye benzer; sonra kurur, sapsarı olduğu görülür, sonra çerçöp olur. Âhirette çetin azap da vardır. Allah’ın hoşnutluğu ve bağışlaması da vardır; dünya hayatı ise sadece aldatıcı bir geçinmedir.”

Hadid, 20


Besairul Kur'an Tefsiri


Mezarlıkta okumak, Ramazanda hatimler inmek, filân ya da falan hastaya okumak, dükkana asmak, birilerine anlatmak, makale yazmak, doktora yapmak, birilerine satmak, sohbetlerde konuşmak, “ben de biliyorum” demek için değil, hayatınızı bununla düzenlemek, iman etmek ve amel etmek üzere bilin ki, anlayın ki, Ben sizi tanıtıyorum. Geceniz, gündüzünüz, hayatınız, programınız konusunda Benim tanıtımıma kulak verin ki…

Bu dünya hayatı, bu denî, bu alçak hayat oyun ve eğlencedir, ziynettir, süstür, birbirinize karşı öğünme vesilesi, malda ve evlâtta çoğalma vesilesidir. Öyle değil mi? Bu dünyada yaptığınız hangi şeyin tadını ömür boyu duyabiliyorsunuz? Neyin zevki hep kalıcı bu dünyada? Bir eğlenme yeridir bu dünya. Gitmek isteyenler de gidemiyorlar. Ölmek isteyenler de ölemiyorlar, kalmak isteyenler de kalamıyorlar. Bir süstür, ziynettir bu dünya. Aranızda bir övünç sebebidir. Benim de vardı. Benimki seninkinden iyiydi gibi. Şu kadar kazandım, bu kadar topladım diye insanlar övünmeye başlarlar onunla. Mal ve evlât çokluğuyla övünüp tatmin olmadır dünya.



Sanki bir insan hayatının baştan sona evreleri anlatılıyor burada. Çocukluk, gençlik, olgunluk ve ihtiyarlık… İşte Bunun örneği aynen şunun gibidir diye bir örnek verecek bakın Rabbimiz:

Bir yağmur düşünün... İnsan ve yağmur... Ama o yağmurdan sonrası insanı ilgilendirecek.



O yağmur kendi başına yağan ve sonra unutulup gitmesi gereken bir yağmur değildir. Verimli bir ortamda bitkiler bitiren bir yağmur. Onun bitkisi çiftçiyi sevindirir, hoşuna gider. O yağmur sebebiyle nice bitkiler, nice meyveler var karşımızda. Ama sonunda:

Sonra boyun büker. Bir de bakmışsınız ki onlar boyunlarını bükmeye başlamışlar.

Sonra bakmışsınız ki sararıp solmuştur.

Sonra da çerçöp olmuş, odun olmuş, işi bitmiştir. Hep böyle olmaz mı? Ama bu bazen on senede, bazen on ayda, bazen on günde olur. İşte dünya hayatı bu. Hepimiz için budur dünya. En sevdiğiniz yemek, doyduktan sonra anlamsızdır. En sevdiğiniz dost, hastayken beş para etmez. En sevdiğiniz çiçek, gün gelecek solacaktır. En çok sevdiğiniz insanları, gün gelecek terk edeceksiniz. İşte dünya hayatı budur. Çocukluk, gençlik derken ölüm gelivermez mi? Öyleyse ey insanlar, aklınızı başınıza alın da şunu dinleyin:

Kesinlikle bilin ki âhirette şedit bir azap var. Ama orada ikili bir durum söz konusudur. Ya bir azabı şedit ya da:



Bir mağfiret, bir bağışlanma vardır. Yani kimilerine Allah’ın mağfiret ve rızası, kimilerine de azap vardır orada. Hâlâ anlayamadıysanız, hâlâ kavrayamadıysanız bakın size bir daha söyleyeyim:

Dünya hayatı ancak aldanma vesilesidir. Aldanma vasıtası, aldanma konumudur. Oyun ve oyalanmadan ibarettir. Hayatınızı hep dünya hesabına bina ederek yaşarsanız, kesinlikle aldanıyorsunuz demektir bu dünyada. Oyunlarınızı bilirsiniz. On yaşında anlamlı olanlar, otuz yaşında anlamsızdır. Okula kaydolduğunuz günkü sevincinizi, işe ilk girdiğiniz günkü sevincinizi, filân takıma ilk golü attığınızdaki sevincinizi, ilk takım elbise giydiğiniz günkü sevincinizi... İlk ev sahibi olduğunuz günkü sevinciniz bugün ne kadar anlamsız değil mi? Bugüne intikal eden hiçbir şey yok değil mi?
 

Nesîbe Lena

يا نافعا علمه! لك الجنة
Süper Moderatör
Elmalılı Tefsiri

Dünya hayatı, yani ahiret kazancı için sarfedilmeyen, sonsuzluk âleminin nimetlerini elde etmeye vasıta kılınmayan o dünya hayatı sırf çocukları aldatan ve yorgunluktan başka bir meyvası olmayan şu hallerden ibarettir: Bir oyundur, heves edilir. Uğraşılır, boğuşulur. Yense de yenilse de netice itibariyle hiçe doğru sürüklenip gider ve eğlencedir. İnsanı faydalı olan işinden, gücünden, vazifesinden alıkoyan ve vaktini öldürmekten başka bir işe yaramayan eğlencelerdir. Ve süstür, herhangi bir şeref bahşetmeyen,

kadın ve çocuklar gibi gafilleri aldatan giyimler, kuşamlar, ciciler biciler kabilinden sadece bir gösteriştir. Ve aranızda bir övünmedir, ben senden üstünüm, ben falanın oğluyum gibi bir övünüştür. Tefâhür, övünme yarışı demektir. Fahr ve iftihar ise, kişinin kendisinden başka şeylere güveniş övünmesidir. Mal ve evlatta bir çokluk yarışı, bir gururdur. İşte sırf dünya için yaşayanlara hayat, bunlardan ibarettir. Bir yağmur misali gibi ki otu kâfirleri imrendirmiştir. Burada küffâr, şer'an bilinen anlamı ile kâfirler demek olabilirse de,

İbnü Mes'ud (r.a.)'dan rivayet edildiği üzere çiftçiler, rençberler mânâsına olması daha tercihe şayandır. Çünkü küfür, asıl lûgat mânâsında "örtmek" demektir. Çiftçiler de tohumu toprağa atıp örttükleri için onlara da bu vasıf verilmiştir. Otların bitmesi de hayvanat dolayısıyla önce çiftçilerin hoşuna gider. Ancak bu tabirin seçilmesi, bilinen tevriyeden de uzak değildir. Ahirete inanmayan kâfirlerin hoşlandıkları hayatın hayvanî bir hayat olduğuna işaret için de kullanılmış olabilir. Sonra heyecana gelir, coşar, gürleşir yahut kurumaya yüz tutar, körelir. Bir de bakar onu sapsarı görürsün. Sonra bir tutam çöp olur. İşte dünya hayatının misali budur. Ahirette ise şiddetli bir azab vardır. Yani dünya hayatına düşkünlüğün neticesi, çetin bir acıdır. Onun için burada ilk önce azab haber verilmiştir. Bir de Allah'tan bir mağfiret, bütün günahları örten, zahmetleri unutturan ve mahiyetini tasvir imkanı olmayan bir mağfiret bir bağışlama vardır. Ve bir rıdvan vardır, ki her şeyden büyük, her zevkten üstün olan Allah'ın rızasına ulaşmak, "Allah kendilerinden hoşnut olmuş, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlar.." (Beyyine, 98/8) âyeti gereğince hem kendisinden razı olunmuş hem de kendisi razı olmuş olmak ve o ebedi hoşnutluk, bütün mutlulukların en büyüğü, bütün safâların (şenliklerin) en yücesidir. Bu ise, dünya hayatını gaye edinmeyip ahiret için çalışan müminlere vaad edilmiştir.


Görülüyor ki şiddetli bir azaba karşılık iki şey zikredilmiştir. 1. Mağfiret, 2. Hoşnutluk. Bu da Allah'ın rahmet sıfatının gadab sıfatına üstün geldiğini göstermektedir. Kısacası, dünya hayatı aldatıcı zevkten başka bir şey değildir, bir zevkten ibarettir. Fakat bir aldanma zevkidir. Hoş gibi görünür, lakin neş'esi sersemlikle, zevki acı ve ayrılıkla, azabı cehennem ile neticelenir. Ancak Saîd b. Cübeyr (r.a.)den rivayet edildiği üzere dünya hayatının aldatıcı bir zevk olması, ahiret hayatını istemekten alıkoyması sebebiyledir. Ancak Allah Teâlâ'nın hoşnutluğuna ve ahiretin kazanılmasına vesile edinilmesi durumunda ise ne güzel zevk, ne güzel bir vesiledir! O halde insan olanlar dünya hayatının geçici zevklerine kendilerini kaptırmayıp, sonundaki o ayrılık ile bir taraftan o şiddetli azabı, bir taraftan da o mağfiret ve hoşnutluğu düşünmeli de, yalnız azab korkusu ile değil, o mağfiret ve hoşnutluğa layık bir neş'e, bir aşk ve muhabbet ile ahiret için çalışmalı, o büyük murada ermelidir.
 

Nesîbe Lena

يا نافعا علمه! لك الجنة
Süper Moderatör
Tefhimul Kur'an



Bu konuyu yeterince kavramak için Kur'an'ın aşağıdaki ayetlerini gözden geçirmek gerekir. Bkz. Ali İmran: 14-15, Yunus: 24-25, İbrahim: 18, Kehf: 45-46, Nur: 39. Tüm bu ayetlerde, insanoğluna içinde yaşadığı hayatın geçici olduğu hatırlatılmaktadır. "Bu dünyadaki hayat ve bu hayat içindeki iniş ve çıkışlar geçicidir. Her ne kadar dünyada hoşunuza giden şeyler çok görünüyorsa da, aslında onlar hakirdir, asılsızdır ve aldatıcıdır. İnsanoğlu akılsızlığı yüzünden aldanmaktadır; zira onları elde etmeyi nihaî saadet zannetmektedir. Oysa bu dünyada ne kadar büyük fayda ve lezzetler elde edilirse edilsin, hepsi de sınırlı ve geçici bir hayat ile çevrelenmiştir. Ayrıca bu dünyada insanoğlunun hayat akışı, aniden tersine dönebilir. Ancak bu dünyanın aksine, ahiret hayatı ebedidir. Oradaki faydalar da, zararlar da çok kapsamlı ve süresizdir. Şayet Allah'ın mağfireti sizlere nasip olursa, Allah'ın rızası mukabilinde size verilen nimetler de, o derece büyük ve sonsuz olacaktır. Öyle ki onların yanında bu dünyanın zenginlik ve ihtişamı bir hiçtir. Allah'ın azabına müstehak olanlar ise, zararlarının ne derece büyük olduğunu göreceklerdir. Çünkü bu dünyadaki hiç bir fayda, kazanç ve lezzet, ahirette sahip olunanların yanında bir değer taşımaz.
 

Nesîbe Lena

يا نافعا علمه! لك الجنة
Süper Moderatör
Savfetut Tefasir

Ey muhataplar topluluğu! Bilin ki, bu dünya hayatı, çocukların oyun oynayarak kendilerini yordukları gibi, insanların kendilerini yorduğu oyundan başka bir şey değildir. Bu dünya hayatı, insanı âhiretten ve Allah'a itaatten alıkoyan bir meşgale; güzel elbise, kıymetli binek ve yüksek evler gibi, kendisiyle câhillerin süslendiği bir zinettir. Aynı zamanda soy, sop, mal ve çocuklarla övünmekten ibarettir. Nitekim şair şöyle der:

Görüyorum ki, köşklerin sahipleri öldüklerinde, kabirlerin üstüne kayalarla mezar yapıyorlar. Fakirlere karşı, kabirlerde dahi övünüp iftihar etmekten başka bir şey kabul etmiyorlar.

Dünya hayatı, sadece, mal ve çocukların çokluğu ile Övünmektir. İbn Abbas şöyle der: İnsan, Allah'ı kızdırarak mal toplar. O malla, Allah'ın dostlarına karşı Övünür ve onu Allah'ın kızdığı yerlere harcar. İşte bu, üst üste gelmiş karanlıklardır.

Dünya hayatının durumu, bir yere bolca yağan yağmura benzer ki, onun bitirdiği bitki ziraatçıların hoşuna gider. Yeşillenmiş ve güzelleşmiş olan o bitki, sonra kupkuru olur. Daha önce yemyeşil ve parlak iken, daha sonra rengini sararmış görürsün. Kuruduktan sonra, artık ufalanır ve rüzgârın savuracağı kırıntı haline gelir. İşte dünyanın durumu da böyledir. Kurtubî şöyle der: Burada "kuffâr"dan maksat, ziraatçilerdir. Tohumu Örttükleri için onlara "kuffâr" denilmiştir. Âyetin mânâsı şudur: Dünya hayatı, yağmurun çokluğundan dolayı yeşillendiği için, seyredenlerin hoşuna giden ekine benzer. Sonra çok geçmeden, hiç olmamış gibi, çer çöp haline gelir. Ziraatçilerin hoşuna gittiği zaman, son derece güzel olduğu zamandır.

Âhiretteki karşılık ise, ya kâfirler için şiddetli azap, veya itaat edenler için, Allah'tan bir bağış ve hoşnutluktur. Değersizliği ve hızla geçmesi hususunda, dünya hayatı, geçici bir meradan başka bir şey değildir. Ona ancak gafiller ve cahiller aldanır. Sâid b. Cübeyr şöyle der: Dünya, eğer seni âhiret için çalışmaktan alıkoyuyorsa bir aldanma metaı olur. Yok eğer seni, Allah'ın rızasını ve âhireti kazanmaya davet ediyorsa, ne güzel meta ve ne güzel vesvesiledir.
 

Nesîbe Lena

يا نافعا علمه! لك الجنة
Süper Moderatör
Filzilalil Kur'an


Dünya, kendi kriterlerine göre değerlendirildiğinde, kendi ölçüleri ile tartıldığında önemli bir değermiş gibi görülür, algılanır. Fakat evrenin kriterleri ile değerlendirildiğinde ve ahiret ölçüleri ile tartıldığında önemsiz ve değersiz bir şey olduğu ortaya çıkar. Dünya bu ayette ahiretin ciddiyeti yanında çocuk oyuncağına benzetiliyor. İnsanlar dünyadaki çocuk oyununun arkasından ahirete varınca böylesine bir akibetle yüzyüze gelirler.

Evet oyun, eğlence, süs ve gösteriş, övünme ve sayıyı artırma yarışı. dünyada ciddi ve önemli görülen her olayın, her gelişmenin arkasında bu gerçekler vardır. Arkasından Kur’an’ın orjinal üslubuna uygun düşen somut bir örnekle yüzyüze geliyoruz.

“Bu hayat, ekini ve bitkisi çiftçisinin yüzünü güldüren bol yağmura benzer.”

Ayetin orjinalinde geçen ve “kafir” sözcüğünün çoğulu olan “küffar” burada “çiftçiler” anlamında kullanılmıştır. Zaten “kafir” kelimesi sözlük anlamı ile “tohumu gizleyen, toprakla örten kişi, anlamına gelir. Fakat burada sözcüğün hem sözlük anlamında hem de tarihsel anlamından birlikte yararlanılmış, bu yolla kâfirlerin dünya hayatına yönelik tutkunluklarına dolaylı biçimde parmak basılmıştır. Devam ediyoruz:

“Fakat bir süre bu bitki örtüsünün sarardığını görürsün.”

Yani harman zamanının geldiğini görürsün. Bu olayın süresi kısıtlıdır, çabuk dolar, zamanı hemen geçer. Peki, sonra?

“Arkasından da ot kırıntısına dönüşür.”

olayı görüntüleyen filmin şeridi, gündelik hayatın gözlemlerinden alınmış bir canlı tablo ile, “ot kırıntısı” tablosu ile noktalanır.

Ahiretin niteliği ise bundan farklıdır. Oranın hesaba katılması, dikkatten kaçırılmaması, hazırlıklı olunması gereken bir özelliği vardır.

“Ahirette ise bir yandan ağır bir azap, öbür yanda Allah’ın bağışlaması ve hoşnutluğu vardır.”

Oradaki hayat, dünya hayatı gibi değildir, göz açıp kapayana kadar sona ermez. Oranın hayatı, biçme mevsimi gelen sararmış ekin gibi de ot kırıntısına dönüşerek noktalanmaz. Orada hesaplaşma vardır, ödül vardır, ceza vardır, süreklilik vardır. Kısacası oradaki hayat önem verilmeye değer bir hayattır, Ayetin sonunu okuyoruz:

“Dünya hayatı, aldatıcı bir hazdan başka bir şey değildir.”

Bu haz, özünde gerçeklik taşımaz. Onun temeli yanıltıcı bir aldanmaya dayanır. Ayrıca tutkunlarını oyalar, unutkan yapar ve yanıltıcı bir gururun bataklığına saplandırır.

Kendini gerçeği aramaya adayan insan kalbi, bu değerlendirmenin gerçek olduğunu kavramakta gecikmez. Fakat Kur’an’ın vurguladığı bu gerçeğin amacı insanı dünya hayatından koparmak, insanoğlunun omuzlarına yüklenen halifelik görevinin gereği olan yeryüzü kalkınmasını ihmal ettirmek, hafife aldırmak değildir.(Daha geniş bilgi için, “Zariyat” suresindeki “Ben insanları ve cinleri sırf bana kulluk etsinler diye yarattım” ayetinin açıklamasına başvurabilir) Bu gerçeğin amacı zihnin ölçülerini ve psikolojik değerleri düzeltmek, dünya ile sınırlı geçici hazzın çekiciliği üzerine yükselmeyi sağlamaktır. Bu yükseliş, bu surenin ilk muhatapları için, onların imanlarını hayatlarında gerçekleştirebilmeleri için gerekli olduğu gibi her inanç sahibi için de gereklidir. insan ancak bu “yükselme”nin sonunda inancını hayata geçirebilir. Çünkü inancı hayata geçirebilmek için kimi zaman hayatı tümü ile feda etmek, gözden çıkarmak gerekir.

Bu gerekçe ile müminler gerçek yarış alanında, yarışmaya değer bir amaç uğruna yarışmaya çağrılıyorlar. Uğrunda yarışmaya çağrıldıkları amaç, dünya hayatlarının bitiş noktası ile çakışan ve sonsuzluk aleminde de kendilerinden hiç ayrılmayacak olan amaçtır.
 

Nesîbe Lena

يا نافعا علمه! لك الجنة
Süper Moderatör
Filzilalil Kur'an


Dünya, kendi kriterlerine göre değerlendirildiğinde, kendi ölçüleri ile tartıldığında önemli bir değermiş gibi görülür, algılanır. Fakat evrenin kriterleri ile değerlendirildiğinde ve ahiret ölçüleri ile tartıldığında önemsiz ve değersiz bir şey olduğu ortaya çıkar. Dünya bu ayette ahiretin ciddiyeti yanında çocuk oyuncağına benzetiliyor. İnsanlar dünyadaki çocuk oyununun arkasından ahirete varınca böylesine bir akibetle yüzyüze gelirler.

Evet oyun, eğlence, süs ve gösteriş, övünme ve sayıyı artırma yarışı. dünyada ciddi ve önemli görülen her olayın, her gelişmenin arkasında bu gerçekler vardır. Arkasından Kur’an’ın orjinal üslubuna uygun düşen somut bir örnekle yüzyüze geliyoruz.

“Bu hayat, ekini ve bitkisi çiftçisinin yüzünü güldüren bol yağmura benzer.”

Ayetin orjinalinde geçen ve “kafir” sözcüğünün çoğulu olan “küffar” burada “çiftçiler” anlamında kullanılmıştır. Zaten “kafir” kelimesi sözlük anlamı ile “tohumu gizleyen, toprakla örten kişi, anlamına gelir. Fakat burada sözcüğün hem sözlük anlamında hem de tarihsel anlamından birlikte yararlanılmış, bu yolla kâfirlerin dünya hayatına yönelik tutkunluklarına dolaylı biçimde parmak basılmıştır. Devam ediyoruz:

“Fakat bir süre bu bitki örtüsünün sarardığını görürsün.”

Yani harman zamanının geldiğini görürsün. Bu olayın süresi kısıtlıdır, çabuk dolar, zamanı hemen geçer. Peki, sonra?

“Arkasından da ot kırıntısına dönüşür.”

olayı görüntüleyen filmin şeridi, gündelik hayatın gözlemlerinden alınmış bir canlı tablo ile, “ot kırıntısı” tablosu ile noktalanır.

Ahiretin niteliği ise bundan farklıdır. Oranın hesaba katılması, dikkatten kaçırılmaması, hazırlıklı olunması gereken bir özelliği vardır.

“Ahirette ise bir yandan ağır bir azap, öbür yanda Allah’ın bağışlaması ve hoşnutluğu vardır.”

Oradaki hayat, dünya hayatı gibi değildir, göz açıp kapayana kadar sona ermez. Oranın hayatı, biçme mevsimi gelen sararmış ekin gibi de ot kırıntısına dönüşerek noktalanmaz. Orada hesaplaşma vardır, ödül vardır, ceza vardır, süreklilik vardır. Kısacası oradaki hayat önem verilmeye değer bir hayattır, Ayetin sonunu okuyoruz:

“Dünya hayatı, aldatıcı bir hazdan başka bir şey değildir.”

Bu haz, özünde gerçeklik taşımaz. Onun temeli yanıltıcı bir aldanmaya dayanır. Ayrıca tutkunlarını oyalar, unutkan yapar ve yanıltıcı bir gururun bataklığına saplandırır.

Kendini gerçeği aramaya adayan insan kalbi, bu değerlendirmenin gerçek olduğunu kavramakta gecikmez. Fakat Kur’an’ın vurguladığı bu gerçeğin amacı insanı dünya hayatından koparmak, insanoğlunun omuzlarına yüklenen halifelik görevinin gereği olan yeryüzü kalkınmasını ihmal ettirmek, hafife aldırmak değildir.(Daha geniş bilgi için, “Zariyat” suresindeki “Ben insanları ve cinleri sırf bana kulluk etsinler diye yarattım” ayetinin açıklamasına başvurabilir) Bu gerçeğin amacı zihnin ölçülerini ve psikolojik değerleri düzeltmek, dünya ile sınırlı geçici hazzın çekiciliği üzerine yükselmeyi sağlamaktır. Bu yükseliş, bu surenin ilk muhatapları için, onların imanlarını hayatlarında gerçekleştirebilmeleri için gerekli olduğu gibi her inanç sahibi için de gereklidir. insan ancak bu “yükselme”nin sonunda inancını hayata geçirebilir. Çünkü inancı hayata geçirebilmek için kimi zaman hayatı tümü ile feda etmek, gözden çıkarmak gerekir.

Bu gerekçe ile müminler gerçek yarış alanında, yarışmaya değer bir amaç uğruna yarışmaya çağrılıyorlar. Uğrunda yarışmaya çağrıldıkları amaç, dünya hayatlarının bitiş noktası ile çakışan ve sonsuzluk aleminde de kendilerinden hiç ayrılmayacak olan amaçtır.
Şeyh'in dili hep daha edebi geliyor ve daha çok cezbediyor beni şahsen )
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt