Fıtratı Korumak: Cinsiyet Değiştirmiş Biriyle Evliliğin ve Mahremiyetin Şer’î Hükmü

Voice of Ibn Taymiyyah Çevrimdışı

Voice of Ibn Taymiyyah

Voice of Ibn Taymiyyah
İslam-TR Üyesi
İslam dininin temel kaynakları olan Kur’an-ı Kerîm ve Sünnet-i Nebeviyye’nin ışığında insanın yaratıldığı fıtratı korumak, hayatın her alanında olduğu gibi evlilik ve mahremiyet hükümlerinde de belirleyicidir. Bu nedenle biyolojik olarak erkek olarak yaratılıp daha sonra ameliyat yoluyla kadın görünümü elde etmiş bir kişiyle evlenmenin ve bu kişinin Müslüman kadınların yanında bulunmasının hükmü, fıkıh âlimleri tarafından titizlikle incelenmiş ve kesin bir sonuca bağlanmıştır.


Nikâh akdi, Allah-u Teâlâ’nın koyduğu bir kanun olarak yalnızca biyolojik bir erkek ile biyolojik bir kadın arasında geçerli olan bir akittir. Bu temel rükün bulunmadan yapılan nikâh, İslam hukukunda bâtıl kabul edilir. Biyolojik olarak erkek olan bir kimsenin cerrahi müdahalelerle dış görünüşünü kadınlaştırması, onun gerçek cinsiyet hükmünü değiştirmez; çünkü bu müdahaleler sadece yüzeyseldir ve kişinin genetik yapısını, yaratılıştan gelen cinsiyetini değiştirmez. Bu tür değişimler, Kur’an’da şeytanın insanlara empoze ettiği “Allah’ın yarattığını değiştirmek” fiili kapsamında değerlendirilmiştir (Nisâ Sûresi 4/119).


Bu sebeple ameliyatla kadın görüntüsü kazanmış bir kişi, fıkhen hâlâ erkek hükmündedir. Dolayısıyla bir Müslümanın böyle biriyle evlenmesi, iki erkeğin evlenmesi anlamına gelir ki bu, İslam’da haram ve icmâ ile geçersizdir. Bu yasağın hikmeti, nikâhın gayesi olan neslin devamı, aile yapısının korunması ve insan fıtratına uygun bir huzur ortamının tesis edilmesidir. Böyle bir birliktelikten meşru bir nesil doğmayacağı gibi, aile düzeni de sağlıklı bir şekilde kurulamaz.


İkinci mesele olan mahremiyet konusu da aynı şekilde kişinin hakiki cinsiyetine bağlıdır. Fıkhen erkek hükmünde olan bu kimse, Müslüman kadınlar için gayr-i mahremdir. Bu nedenle Müslüman kadınların onun yanında tesettüre riayet etmesi zorunludur. Bu kimse, kadınların başı açık veya mahrem bölgelerinin göründüğü ortamlarda bulunamaz. Çünkü İslam’da mahremiyet hükümlerinde kişinin dış görüntüsü değil, Allah-u Teâlâ’nın yaratılışta verdiği hakiki cinsiyet esas alınır.


Bu hükümler, insanın yaratılış hikmetini, fıtratını ve toplumun ahlaki düzenini korumayı amaçlayan ilahi bir sistemin parçasıdır. Hiçbir tıbbi müdahale, Allah-u Teâlâ’nın belirlediği bu temel hükümleri ortadan kaldırmaz. Müslüman bireyler, özellikle evlilik ve mahremiyet gibi ciddi meselelerde kişisel tercihleri değil, Kitap ve Sünnet’in ortaya koyduğu hükümleri esas almakla yükümlüdür.

İslam’ın fıtratı koruma prensibi, yalnızca bireyin iç dünyasını değil toplumun bütün yapısını kuşatan bir esastır. Bu nedenle erkek ve kadın olarak yaratılmış iki cinsin sınırları, Allah-u Teâlâ’nın hikmetine dayanan değişmez hükümlerdir. Cinsiyet değiştirme ameliyatları, kişiye yeni bir hakiki kimlik kazandırmadığı gibi, toplum düzeni ve nesil güvenliği açısından da ciddi fitnelere yol açmaktadır. Allah-u Teâlâ’nın belirlediği cinsiyet hükümleri, ameliyatla ya da kişisel tercihlerle değiştirilemeyecek kadar kesin ve kulların maslahatı gözetilerek konulmuş sınırlardır. Bu sebeple, hakiki cinsiyet esas alındığında hem nikâhın geçersizliği hem de mahremiyetin korunması zorunluluğu dinin naslarıyla sabittir. Müslümanlar, ibadet ve muamelat alanlarında olduğu gibi bu meselede de kendi hevâlarını değil, Kitap ve Sünnet’in ortaya koyduğu açık hükümleri esas almakla sorumludurlar.​
 

Benzer konular

Üst