Makale Gıybete (Dedikoduya) Sürüklenmek

Bir Müslümanın Günlüğü

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Üye
24564


Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

“Ey iman edenler! Birbiriniz hakkında yersiz zanda bulunmaktan kaçının, çünkü bazı zan ve şüphe vardır ki, günahtır. Birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın ve birbirinizin gıybetini yapmayın/arkadan çekiştirmeyin. Biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Hayır, siz ondan iğrenirsiniz. Öyleyse Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah tövbeleri kabul eden ve acıyandır.”

(49/Hucurat, 12)

Es selamu aleykum kardeşlerim.

Bugün, en çok düşülen ve çoğu kez farkında olunmadığı için tevbeye bile lüzum görülmeyen günahlardan biri olan “gıybet” konusunu işleyeceğiz inşaAllah. Çokça anlatılan, sakındırılan bir günah olmasına rağmen, bir de ben anlatmak istedim; ki belki -bir kişi bile olsa- birisine faydası dokunur...

Sohbet esnasında, kendisini bir anda bu günahın içinde bulmayan insan çok çok azdır. Bununla birlikte böyle bir günahtan kurtulmak için; tabi ki: “kurtulmaya çalışmak” şarttır. İşte bu yolda kendime ve beraberinde sizlere söyleyeceklerim:

Ebû Berze radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Ey diliyle iman edip de kalplerine iman tam olarak yerleşmeyen kimseler! Müslümanları gıybet etmeyiniz, onların kusurlarını da araştırmayınız! Kim müslümanların kusurlarını araştırırsa Allah da onun kusurlarını araştırır. Allah kimin kusurlarını araştırırsa onu evinin içinde bile olsa rezil eder.”

(Ebû Dâvûd, Edeb, 35/4880; Tirmizî, Birr, 85/2032; İbn-i Kesîr, Tefsir, IV, 229)

Sizce de buradaki hitap çok korkutucu değil mi?:

“Ey diliyle iman edip de “kalplerine iman tam olarak yerleşmeyen” kimseler!...”

Oldukça ürkütücü...

Devamen şu hadise bakalım:

Enes radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Mi'raca çıkarıldığımda ben bakırdan tırnaklarla yüzlerini ve göğüslerini tırmalayan bir topluluğun yanından geçtim.

- Ey Cebrâil! Bunlar kimlerdir? diye sordum."

- Bunlar, (gıybet etmek suretiyle) insanların etlerini yiyenler ve onların şeref ve namuslarıyla oynayanlardır, cevabını verdi.


(Ebû Dâvûd, Edeb 35)

Ek açıklamaya gerek bırakmayacak kadar açık ve yine yeterince korkutucu.

Peki Gıybet nedir? "Ben sadece olanı biteni, doğruyu konuşuyorum” demek, yaptığımız işi gıybet olmaktan çıkarabiliyor mu?

Ebû Hureyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

- "Gıybet nedir, bilir misiniz?"

- Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dediler. Rasulullah:

- "Gıybet, din kardeşini hoşlanmadığı bir şey ile anmandır" buyurdu.

- "Söylenen ayıp eğer o kardeşimde varsa, ne dersiniz?" diye soruldu.

- "Eğer söylediğin şey onda varsa gıybet ettin; yoksa, o zaman ona iftira ettin demektir," buyurdu.


(Müslim, Birr 70. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 35; Tirmizî, Birr 23)

Yine ek açıklamaya gerek yok; gıybetin ne olduğunu ve kaçınılması gereken bir günah olduğunu özetle buradan görebiliyoruz. Evet, bunları neredeyse bilmeyen yoktur; buraya kadar sadece ön bilgi olarak bunları sunmak istedim.

Bununla birlikte asıl sorun, çoğu kez: “bir başkası tarafından dedikoduya sürüklenme” ile başlıyor. Konu açılıyor ve bir anda kendimizi "muhatabımızı kırmamaya çalışırken" bu günaha ortak olarak buluyoruz. Evet: Günaha Ortak... Yani biz de günaha giriyoruz...

İmam Nevevî der ki:

“Bilmelisin ki, gıybet, gıybeti yapan kimseye haram olduğu gibi, onu dinleyen ve onu onaylayan kimseye de aynı şekilde haramdır. Gıybet etmeye başlayan birisini işittiği zaman kişinin -kesin olarak başına bir zarar gelmesinden korkmuyorsa- hemen onu engellemesi gerekir. Eğer kesin olarak başına bir zarar gelmesinden korkuyorsa, o zaman kalbi ile bu işi inkâr etmesi ve imkân bulabiliyorsa hemen o meclisi terk etmesi zorunludur. Şayet dili ile gıybeti reddetmeye veya kesmeye gücü varsa hemen yapmalıdır. Güç yetirdiği halde bunu yapmazsa günaha girmiş olur.”

(“el-Ezkâr”, sf. 291.)

İşte bu durumda günaha sürüklenmekten kurtulmak için, evvela bilmemiz gerekenler: BİZE BU ŞUURU VERECEK OLAN İLİMDİR.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

“Kim bir müminin ayıbını örterse, Allah da kıyamet günü onun ayıbını örter.”

(Buharî, 2442)

Ebû'd-Derdâ radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Kim, (din) kardeşinin ırz ve namusunu onu gıybet edene karşı savunursa, Allah da kıyamet günü o kimseyi cehennemden korur."

(Tirmizî, Birr 20)

“Her kim bir Müslümanı saygınlığının kaybolması, şerefinin elden gitmesi söz konusu olan bir yerde yardımsız bırakırsa, Allah da onu kendisine yardım edilmesini çok arzu ettiği bir yerde yalnız bırakır. Kim de bir Müslümana şerefinin elden gitmesi ve saygınlığının yitirilmesi söz konusu olan bir yerde yardım ederse, Allah da ona kendisine yardım edilmesini çok arzu ettiği bir yerde yardım eder.”

(Ebu Dâvûd, rivayet etmiştir. Bkz. “Sahîhu’l-Cami”, 5/160.)

Ödüllerle “hayırlı işlere azmedenlere” ödül; cezalarla “şerli işten kaçınanlara” ceza… Her iki fıtrata göre de bilgi mevcut burada.

Bunun ardından, insanın nefsini yenmesi için hala bazı şeyler gerekebilir. Misal:

İbnu Vehb rahimehullâh şöyle demiştir:

“Bir insanın gıybetini yaparsam bunun yerine bir gün oruç tutacağım, diye kendi kendime söz vermiştim. Gıybete düşüyor ardından oruç tutuyordum. Lakin bu durum beni oldukça zora soktu. Sonra ‘Her ne zaman bir insanın gıybetini yaparsam buna mukabil bir dirhem sadaka vereceğim’ diye niyet ettim. Neticede dirhem sevgisi bana gıybeti terk ettirdi…”

(Zehebî, “Siyeru A‘lami’n-Nübelâ”, 9/228.)

İnsanın nefsini tanıması ve ona karşı önlemler alabilmesi ne güzel…

Yine bunların ardından, “kul hakkı” sınıfına giren gıybet ile ilgili bir hadis daha aktarmak istiyorum:

Bir defasında Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

- “Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashâb:

- “Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir” diye karşılık verdi. Bunu üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Şüphesiz ki ümmetim içerisinde (gerçek) müflis, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelen, fakat şuna sövdüğü, buna zina isnâd ettiği, şunun malını yediği, ötekinin kanını döktüğü, berikini dövdüğü için iyiliklerinin sevabı şuna-buna verilen ve üzerindeki kul hakları daha bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yüklenen sonra da cehenneme atılan kimsedir” buyurdu.


(Müslim, Birr, 59.)

Bu hadis üzerine, "gıybeti yapılan" Hasan Basri rahmetullahi aleyh'in şu güzel tavrına bir bakalım:

Adamın birisi bir gün Hasan-ı Basrî’ye: “Falanca senin gıybetini yaptı” dedi. Bunu duyan Hasan rahimehullah, gıybetini yapan adama hemen bir tabak yaş hurma gönderdi ve şöyle dedi:

“Duydum ki güzel amellerini bana hediye etmişsin! Bu nedenle sana karşılığını vermek istedim. Biliyorum, gönderdiğim hurmalarla senin yaptığını bihakkın ödeyemem ama beni mazur kabul eyle!”


(Tenbîhu’l-Ğafilîn, 1/186.)

Evet... İnsan çoğu kez hoşlanmadığı kişilerin gıybetini yapar, değil mi? Sanırım bu bilgilerden sonra o kişilerin dedikodusunu yapmaktan artık uzak duracaksınız. Şöyle ki, o hoşlanmadığı kişilere ahiret azığınız olan hayır amellerinizi hediye ediyorsunuz... Ancak... Hoşlanmadığı bir insana iyilik yapmayı kim ister ki?

İnsan böyle bir bilgiden sonra sevdiklerinden başkasının dedikodusunu yapmak istemez; öyle ki “günahını alacaksam sevdiğim bir kişi olsun, amelimi vereceksem sevdiğim birisine gitsin” diye düşünür. Ancak kişi sevdiğinin dedikodusunu yapmak ister mi ki zaten? İnşaAllah bu derece hataya düşenler yoktur, sevgi ile birlikte dedikodu yan yana yakışmıyor.

Ve bu da yine "gıybetinin yapılması" ile ilgili durumu kavrayan etbau’t-tâbii’nden bir âlimin sözü:

Abdurrahman b. Mehdî der ki:

“Allah’a isyan olmasından korkmasaydım şu şehirdeki herkesin benim gıybetimi yapmasını isterdim. Kişinin yapmadığı bir ameli amel defterinde görmesinden daha güzel ne olabilir ki?”

(Beyhakî, “Şuabu’l-Îman”, 5/305.)

Konumuz sona yaklaşırken:

“Gıybeti yapılan” kardeşlerim, affedici olunuz. Sizin bir çok kez düştüğünüz hataya, “aynı sizin gibi” hata ile düşmüş kardeşlerinize karşı merhametli davranınız. Fakirlik yüzünden verecek sadakası bulunmayanların bile rahatlıkla yapabileceği bu hayırdan mahrum kalmayın:

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

“Sizden biriniz ‘Ebu Damdam’ gibi olmaktan aciz midir? Bu zat her sabah şöyle dua ederdi:

“Ey Allah’ım! Ben, (dilleriyle) şerefimi ayaklar altına alan/gıybetimi eden kullarına hakkımı bağışlıyorum.”


(Ebû Dâvûd, 4886.)

Diğer bir rivayet ise şöyledir:

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün ashabına:

-“Sizden her biriniz, Ebu Damdam gibi olmaktan âciz midir?” diye sordu. Orada bulunan sahabîler:

- “Ebu Damdam da kimdir? (Ey Allah’ın Rasulü!) dediler. Bunun Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

- “O, Sizden önceki (kavim)ler içerisinde bulunan bir kimsedir. O her sabah: ‘Allah’ım! Ben, bana küfreden kimselere şerefimi (lekeleyen bu küfürlerinden dolayı üzerlerine geçen hakkımı) helal ediyorum’ diye dua ederdi.”


(Ebû Dâvûd, 4887.)

Ve Ebu Bekir radıyallahu anh hakkında inen şu ayete de bir bakın:

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

“İçinizden fazîletli ve servet sâhibi kimseler, akrabâya, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere (mallarından) vermeyeceklerine dâir yemin etmesinler; affetsinler, bağışlasın geçsinler. Allâh’ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.”

(Nûr Suresi: 22)

İfk hadisesinde iftiraya adı karışan bir akrabasına (daha önce yardım ettiği halde) yardım etmeyeceğine dair yemin eden Ebu Bekir radıyallahu anh, bu ayetin nüzûlünden sonra : “Ben elbette Allâh’ın beni bağışlamasını severim!” diyerek eskiden olduğu gibi o sahabeye karşı infakına devam etmiştir.

(Buhârî, Meğâzî, 34; Müslim, Tevbe, 56; Taberî, Tefsîr, II, 546)

ALLAH’ın bağışlamasını sevdiği için “Bağışladı”; Affedilmek için “Affetti”

İşte başkalarının üzerinde bulunan haklarınız söz konusuyken bunları düşünün kardeşlerim. Bunca ilimden sonra kimse bir Müslüman kardeşine “Ona asla hakkım helal değildir” diye bir söz söylemez sanıyorum.

Ve bir kardeşimin sohbetimiz esnasında “kendiliğinden oluşan dedikodu ortamı” karşısında, ağzından gayr-i ihtiyari çıkan şu sözlerle konuyu tamamlıyorum:

“Gıybet olmayacaksa anlatayım”

Evet, gıybet olmayacaksa anlatın. Ama... Gıybet olacaksa …?

Sizi gıybetin içine çekecek kişilere karşı inşaAllah yeterince donanımlısınız artık; eskisi kadar zor görünmüyor olmalı...



Selam ve dua ile…

Bir Müslümanın Günlüğü
 
Üst Alt