Soru Güneş Cehennemden Bir Parça mı?

ozan27k

Aktif Üye
Üye
Selam aleykum kardesler, bu hadisten yola cikip Günesin de Cehennemden bir parca oldugu, veya Kiyamet günü günesin de Cehenneme atilacagi gibi bir anlam cikarmi?

Günesin cehennemden Bir parca veya icine atilacagi dayir bildigniz rivayetler varmi? Nasil anlamamiz lazim bu hadisi? vesselam


- Ebu Hureyre anlatıyor, Peygamberimiz (asm) şöyle buyurdu:
“Sıcak (öğle vakti) şiddetlendiği zaman, onu namazla serinletin. Muhakkak ki, sıcaklığın şiddeti, cehennemin nefes almasından ileri gelir. Öyle ki, cehennem ateşi Rabbine ‘Ya Rabbi! Bir kısmım bir kısmımı yedi.’ diyerek şikâyette bulundu. Bunun üzerine Allah, nefesin biri kışta, biri de yazda olmak üzere (yılda) iki nefes almasına izin verdi. İşte sizin gördüğünüz en şiddetli sıcak ve en şiddetli zemherir/soğuk bundan (bu iki nefesten meydana gelmekte)dır.” (Buharî, Mevakît, 9; Müslim, Mesacid, 185, 186, 187)
 

Bin Yusuf

Üye
Üye
Evrende hayal edemeyeceğimiz kadar soğuk ve sıcak yerler mevcut bu duruma göre oralar cehennemden bir parça veyahut cehennemin nefesinin ulaştığı yerler mi oluyor? Kaldı ki dünyada aynı anlarda en sıcak ve soğuk zaman farklı noktalarda meydana gelebilir (örn. çöl ve kutuplar). Zaten kıyamet evrensel bir yok oluştur diye anlıyorum “Allah’ın zatından başka herşey helak olacaktır.”(Kasas, 28/88) bundan sonra “Gün gelir, yer başka bir yere, gökler de başka göklere çevrilir. Bütün insanlar kabirlerinden kalkıp tek hâkim olan Allah’ın huzuruna çıkarlar.” (İbrahim, 48). Nihayetinde Cennet yaklaştırılır, cehennem ise tutuşturulur. (En iyisini Allah bilir.)
Not: bu sözlerimle hadisi inkar ettiğim zannına takılmayın hadisin sıhhati konusunda bilgim yok sahih ise gerçekte anlatılan nedir bu konuda bilgim yok ama ben de öğrenmek istiyorum.
 

ozan27k

Aktif Üye
Üye
Evrende hayal edemeyeceğimiz kadar soğuk ve sıcak yerler mevcut bu duruma göre oralar cehennemden bir parça veyahut cehennemin nefesinin ulaştığı yerler mi oluyor? Kaldı ki dünyada aynı anlarda en sıcak ve soğuk zaman farklı noktalarda meydana gelebilir (örn. çöl ve kutuplar). Zaten kıyamet evrensel bir yok oluştur diye anlıyorum “Allah’ın zatından başka herşey helak olacaktır.”(Kasas, 28/88) bundan sonra “Gün gelir, yer başka bir yere, gökler de başka göklere çevrilir. Bütün insanlar kabirlerinden kalkıp tek hâkim olan Allah’ın huzuruna çıkarlar.” (İbrahim, 48). Nihayetinde Cennet yaklaştırılır, cehennem ise tutuşturulur. (En iyisini Allah bilir.)
Not: bu sözlerimle hadisi inkar ettiğim zannına takılmayın hadisin sıhhati konusunda bilgim yok sahih ise gerçekte anlatılan nedir bu konuda bilgim yok ama ben de öğrenmek istiyorum.

allahu alem bende anlamadim. Belki en dogrusu: Cehenneminde bizi bir sekilde isitigini/sogutunu anlamamiz yeterli olacaktir.
Sonucta bilim sicakligin kaynagini günes oldugunu söylüyor evet, ama tek kaynagin günes olduguna inanmamiz gerekmez?
Cehenemmin boyutunu bilmioruz demmek ki oda bir sekil dünyamiza etki ediyor.

Bende Hadise bilimsel yönle bakmayi denedim ama sonucta ne bilime 100% güvenebiliriz, nede akil herzaman dogruyu yansitir diye düsünoyorum.
Derin daldikca vesveseye kapi acmis oluyoruz (kendi adima) ama yinede güzel bir izahi bilen biri varsa iyi olur

Barak allahu feek
 

Ebu SILA

İyi Bilinen Üye
Üye
Kardeşim iman ettiğimiz gaybi mevzuların bilimsel ispat edilip edilmemesi gerekli ve şart değildir. Aklın ve bilimin hududu sınırlıdır.! Bir çok kimse gaybi konularla ilgili ayet ve hadisleri bilim ve aklın kıstasından geçirmeye çalıştıkları için bir çok gaybi haberi inkar etmişlerdir.!
Rabbim ayaklarımızı kaydırmasın.!
 

Kozsoy

İyi Bilinen Üye
Üye
mademki cehennemle irtibatımız var o zaman cennetlede vardır diye düşünürken aklıma geldi.
"4602 - Hz. Ebu Hureyre radiyallahu anh anlatiyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:
"Seyhan, Ceyhan, Firat ve Nil cennet nehirlerindendir."
Muslim, Cennet 26, (2839). "
 

Gezgin_44

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Üye
“Dört nehir cennetten fışkırmıştır: Fırat, Nil, Seyhan, Ceyhan.” Müsned, II/261, 289, 440.

"Seyhan, Ceyhan, Fırat ve Nil cennet nehirlerindendir." Müslim, Cennet: 26.
 

Kozsoy

İyi Bilinen Üye
Üye
dipnot bizde bu evrene ait değiliz . adem ve havva da cennetten gelme. cennet 2 cehennem 1,
 

Bin Yusuf

Üye
Üye
Cehennemin daha önce yaratılmış olduğuna iman ediyorum bu konuda herhangi bir şüphem yok yalnız "Cehennem tutuşturulduğu zaman.” (Tekvir, 81/12) mea
 

Bin Yusuf

Üye
Üye
Ayetini nasıl anlamalıyız bilmiyorum. Acaba cehennemin yakıtı insanlar ve taşlar olduğu için ve insanlar içine atıldığında iyice harlanacağı anlamını çıkarabilir miyiz?
 

Şeriatu'l İslam

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Üye
Ayetini nasıl anlamalıyız bilmiyorum. Acaba cehennemin yakıtı insanlar ve taşlar olduğu için ve insanlar içine atıldığında iyice harlanacağı anlamını çıkarabilir miyiz?
12-13. “Cehennem alevlendirildiği zaman; Cennet de yaklaştırıldığı zaman;”


Cehennem kızıştırıldığı, daha bir alevlendirilip tutuşturulduğu, cennet de yaklaştırıldığı zaman. Cehennemin insan ve taşla tutuşturacağını biliyoruz. Cehennemin tutturağı insan ve taşlardır. Atıldıkça biraz daha tutuşturulacaktır. Cehennemin binlerce yıllık boşluk olduğunu sünnetten biliyoruz. Orada irin insanlara içirileceğini, gözlerin oyulacağını, beyinlerin patlatılacağını, karınların deşileceğini, insanların insanlıktan çıkarılacağını, derilerin soyulup eritileceğini biliyoruz. Ama fırın yakılır da daha bir odun atılarak kızdırılır ya. Veya soba ya-kılır, yakılır da üşüdük deyince kömür ya da odun atılarak daha bir ya-kılır ya. İşte anlıyoruz ki cehennem de yeni misafirlerini, yeni konuklarını bekleme, karşılama adına daha bir kızıştırılacakmış. Hani Nebe’ sûresi diyordu ya, Cehennem pusu kurmuş, müşterilerini bekliyor. Kütüklerini bekliyor diyordu ya. İşte müşterilerini görünce biraz daha kızıştırılıp tutuşturulacaktır cehennem.
(Ali Küçük -Besairu'l Kur'an- Tefsiri)
Bu ayetlerin tefsirinin bir bölümü. İstiyorsan tam metin olarak da ekleyebilirim İnşâAllah
 

Şeriatu'l İslam

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Üye
Allah ecrini artırsın inşallah. Şayet zahmet olmazsa eklerseniz okumak isterim.
Hepimizin kardeşim. Devamını aşağı ekliyorum;
...Cennet de yaklaştırılacakmış. Cennetin yaklaştırılması elbette onu hak edenler için mükâfattır. Ama ötekiler için de azaptır. Bazıları derler ki, şu hocalar hep cehennemi anlatırlar, hiç cenneti gündeme getirmezler. Sanki Allah’ın sadece cehennemi var da cenneti yokmuş gibi sürekli azabı, ateşi gündeme getirerek insanları korkuturlar, ama Allah’ın rahmetini, Allah’ın cennetini insanlardan kıskanırlar diyorlar. Ne olacak?

Sanki hak edecekler mi ki gündeme getirelim? Hak ettiler mi ki anlatalım cenneti? Meselâ cebinde on bin lirası olan cennete gi-recek desem. Ya da şu anda cebinde on bin lirası olmayan cennete giremeyecek desem ne olur? Dolayısıyla İslâm’ın anlatılmasında sürekli cenneti, yahut cehennemi gündeme getirmek gerekmez.

Kimi insanlar cehennemi duymak istemezlerken, kimileri de cennetin gündeme getirilmesinden rahatsız olurlar. Neden? Çünkü gidecekleri, yuvarlanacakları cehennemin, yahut kaybettikleri cennetin gündeme getirilmesi karşısında mahvoluyor adamlar. Cenneti duy-dukça da kahroluyorlar, cehennemi duydukça da. Meselâ farz edin ki bir imtihan yaptık. Bu imtihana katılanlara yüz soru sorduk. İmtihan sonucunda acaba doğru mu yaptık? Yanlış mı yaptık diye adamlar soruların çözümünü, doğru cevap anahtarını istiyorlar. Ve soruların doğru cevaplarını okumaya başlıyoruz. Yani gözlerinin önünde soruların cevaplarını çözüyoruz. Birinci soru, cevabı şu, iki cevap şu, üç şu, beş şu, on şu, 20, 30, 40, 50, 60. Bir adam düşünün ki buraya ka-dar açıklanan cevapların hepsi yanlış. Altmışıncı soru yanlış, bu adam artık altmış birinciyi, altmış beşinciyi dinler mi? Dinlemez değil mi? Kahrolur değil mi dinlerken? Neden? Çünkü altmışıncıya kadar yanlış, hepsi yanlış. Belli ki adam kaybetti. Artık altmış birinciyi duymak bile istemez. Dur! Yeter artık be adam! Duymak istemiyorum! diye ba-ğırır değil mi? Zira onu da duysa hepten kaybetmenin üzüntüsüyle kahrolacak.

Burada cennetin yaklaştırılacağı anlatılırken Şuarâ ve Nâziât-ta da cehennemin yaklaştırılacağı anlatılıyor.

“Cehennem her bakanın göreceği şekilde gösterilir.”

(Nâziât 36)

Görenler için de cehennem yaklaştırılmış ve sergilenmiştir. Cehennem bütün çıplaklığıyla ortaya çıkarılmıştır. Cennet de, cehennem de insanların gözlerinin önüne kadar getirilmiştir. Allah korusun da cennet gözümüzün önüne kadar, ayağımızın ucuna kadar getirilir de tam oraya girmek için adımımızı atmak istediğimiz bir anda geriye itilirsek? Dur bakalım! Sen burayı hak etmedin! Sen burayı kazanmak için sa’y etmedin! Buraya giremezsin! diyerek omuzumuzdan tutulup geriye itilirsek? Cennetten men edilirsek?

Meselâ 30, 40 yıl sizi sevdiklerinizden ayırsalar, hiç görüştürmeseler. 40 yıl sevdiklerinizin hasretiyle yanıp yakılsanız. Altı aylık oğlunuz 40 yaşına gelmiş ama size hiç göstermemişler. Onlarla görüşüp koklaşma ümidiyle tüm bu acılara katlanmış, kendi kendinizi avutmuş olsanız. Ve nihâyet 40 yılın sonunda bir gün deseler ki yarın sevdiklerine kavuşacaksın. Ne kadar sevinir insan buna değil mi? Çünkü artık çilesi dolmuş ve mektubunu aldıklarına, mendilini kokladıklarına kavuşma günü gelmiştir. Ertesi günü sizi sonunda çoluk ço-cuğunuzun bulunduğu bir koridora getirseler. Karşınızda, koridorun sonunda sevdikleriniz, hasretiyle yanıp tutuştuklarınız karşınızda duruyor. Onlara kavuşmak için hızla koridorda koşarken şöyle elli altmış metre kala bir tel örgüyle yolunuz kesilse. İnsan kahrolur değil mi? Sevdiklerinizi görüp de onlara ulaşamama insanı kahreder. Hem yakın hem uzak. Arada bir zalim tel örgü var ki, koyuvermiyor. Ey Müslümanlar! Gelin yarın böyle pişman olmak istemiyorsak, birinci barikattan geri çevrilmek istemiyorsak aklımızı başımıza alalım.

İşte o gün de böyle olacak. Görecekler cenneti. Yakınlarına kadar getirilecek cennet. Yıllarca ümidiyle, hasretiyle yaşadıkları cennet ayaklarının önüne kadar getirilecek, ama kimileri ondan uzaklaştırılacak. Oraya girmeleri men edilecek. Gerçekten çok korkunç bir manzara. Adam kendisini cennet yolunda zannediyordu, cennete lâ-yık ameller işlediğini ve oraya gireceğini ümit ediyordu. Şartlandırmıştı buna kendisini. Ama gördüğü cenneti kaybettiği söylenecek kendisine. İşte yitirdiğimiz cennet diyecekler. İşte kaybettiğimiz cennet burasıdır diyecekler. Burası sizindi, sizin için yaratılmıştı, ama siz buraya lâyık ameller işleyemediniz, buraya lâyık olamadınız denecek.

Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“İşlediklerinize karşılık, varis olduğunuz işte bu cennettir.”

(Zuhruf 72)

İşte bu cennet sizi ona varis kıldığımız cennettir. Bunu anladık da cennete varis olmayı acaba nasıl anlayacağız. Peki cennette kim ölmüş de biz onların malına, makamına varis olmuşuz? Anlayabildiğimiz kadarıyla bunun mânâsı şudur. Bir hadisten anlıyoruz ki Hz. Adem atamızdan bu yana dünyaya gelen her bir insan için ister mü’-min ister kâfir olsun, biri cennette ötekisi de cehennemde olmak üzere iki yer, iki makam yaratılmaktadır. Yeryüzüne gelen bu insanlardan her kim ki küfrü tercih eder ve Allah’ın istemediği bir hayatı yaşayarak sonunda cehenneme giderse, onun cennetteki makamı boş kalmaktadır. Cennete gidenlerin de cehennemdeki makamları boş kalmaktadır. İşte cehenneme giden kâfirlerin cennetteki boş kalan yerleri, makamları mü’minlere verilecek, mü’minlerin cehennemde boş kalan yerleri de kâfirlere verilecektir. İşte biz böylece kâfirlerin cennetteki makamlarının tümüne varis olacağız.

İşte kâfirlere, cehennemliklere bu kaybettikleri cennetleri, makamları gösterilecek onlara ve denecek ki, işte burası sizindi, burayı kendiniz kaybettiniz. Böylece anlıyoruz ki mü’minler iki kere sevinecekler, kâfirler de iki kere kahrolacaklardır. Mü’minler girecekleri cenneti görünce bir sevinecekler, kurtuldukları, azat oldukları cehennemi görünce bir daha sevinecekler. Çünkü cenneti kazanmış olmak ayrı bir nîmet, cehennemden kurtulmuş olmak ayrı bir nîmettir. Kâfirler de iki kere kahrolacaklar. Çünkü cehennemi boylamak ayrı bir azap, cenneti kaybetmiş olmak ayrı bir yıkılıştır. Adam cennetteki kaybettiği yerini, makamını gördükçe: “Tüh be! Yuh olsun bana! Demek burası benimdi ha! Demek burayı ben kaybettim ha! Demek bu makamı ben yitirdim ha!” diyerek kahrolacak ve sürekli azap içinde olacaktır.

Evet, cehennem alevlendirildiği zaman; cennet de yaklaştırıldığı zaman. Burada aklıma bir hadis geldi, konuyla alâkalı gördüğüm için onu da okuyayım inşallah:

“Cehennem şehevâtla, cennet de mekârihle çepe çevre kuşatılmıştır.”

Cehennem, kişinin çok istediği, pek sevdiği, kendi kendine bırakılıverse hoşlanıp arzu ettiği, onlarla beraber olmak istediği şeylerle, cennet ise sevmediği, istemediği, serbest bırakılmış olsa memnun olmayacağı, yakın semtine uğramayacağı şeylerle kuşatılmıştır. Tabi insan serbest bırakılınca şeytan daha bir hakim olacak ona da ondan. Demek ki bu açıdan değerlendirince, cehennem şeytanın sevip sevdirdiği, hoşlanıp hoş gösterdiği şeylerle, cennet de şeytanın sevmeyip sevdirmediği, hoşlanıp hoş göstermediği şeylerle kuşatılmıştır. Felsefî düşünce akımlarından biri, çocukları, ya da insanları eğitirken onları serbest bırakın diyorlar. Onların kafalarına bir şeyler yerleştirmeyin, şartlandırmayın. Ön fikirlerle hayata atmayın onları. Yasaklar koymayın onların hayatlarına. Güzeller çizmeyin. Onlar kendileri nasıl bilirlerse öylece yaşarken anlasınlar. Şartsız olsunlar, ön yargısız olsunlar diyorlar. Güzel, kendilerinin bir tarifiyle ‘hâliüz zihin’ denilen kafa boş olarak yaklaşılsın bu işe. Ne kadar hoş, ne kadar güzel değil mi dış görünüşüyle? Kafamızı boşalttık, kimseden her hangi bir bilgi almadan, kimsenin güdümüne girmeden, kimsenin elinden tutmadan, kimse elimizden tutmadan kendi kendimize öğreniyoruz. Yani nasıl? Meselâ hırsızlığın kötülüğünü, soysuzluğun çirkinliğini, içkinin anlamsızlığını, ya da bir takım iyi şeylerin iyiliğini yeri ge-lince kendimize mal edilecek biçimde kendi kendimize öğrensek. Dış görünüşüyle güzel. Anneler çocuklarını hiç zorlamasa, babalar şartlandırmasa, annenin sokakta olduğunu, babanın dükkanda olduğunu birileri aşılmasa, hatırlatmasa baştan. Çocukların itaat etmek zorunda olduğu, anne babanın hakim pozisyonunda olduğu insanlara baştan empoze edilmese. Güzel gibi geliyor bunlar. Yani salıverilse çocuklar. Cennet arzusu verilmese, cehennem korkusu anlatılmasa. Bak dikkat et, Allah’ın azabı ikabı var. Ama şöyle yaparsan Allah sevecek ve mü-kâfatlandıracaktır denilmese. Salıversek herkes kendi öğrense. Çok güzel, fevkalade.

Ama düşündünüz mü, bana bunları öğretenleri tuttuğunuz kadar şeytanı da tutabilecek misiniz, tutabilir misiniz? Yani evet, insanlar beni cennetle uyarmasınlar, cehennemle korkutmasınlar. Cennetle korkutmasınlar kaybedersin diye, cehennemle korkutmasınlar oraya gidersin diye. Yani cennet arzusu ve cehennem korkusu sarmasın benim her bir tarafımı. Ateş sanki üzerime geliyormuş gibi olmasın. Salıversinler beni. Allah’ın bana mesajını ulaştıracak tüm dilleri bağlasınlar, ağızlara bant yapıştırsınlar çok hoş, lâkin şeytanı da bağlasınlar ya. Yani şeytanları da bağlayıp beni benim fıtratımla baş başa bıraksalar ya. Ben kendi başıma kalsam, kendin ne biliyorsam onları anlamaya, öğrenmeye çalışsam. Öz benliğimde olanları yaşamaya çalışsam. Ben yine de o zaman kimi doğruları, kimi yanlışları öğrenebileceğimi, anlayabileceğimi zannetsem de din olarak Allah’ın benden istediklerini anlayabileceğimi zannetmiyorum.

Yani eğer ben bir çocuk olarak mağarada büyüseydim, bir koyun ya da inek gelip beni emzirseydi, ben orada büyüse ay ve yıldızlar görseydim. Ben orada soğuk ve sıcakla tanışsaydım. İnsanların birden fazla tanrılar edindiklerinin yanlışlığını belki anlayabilseydim, ama bir tek Allah’ı anlamamın ötesinde Allah’ın benden neler istediğini nasıl öğrenebilirdim? Nikâh istediğini, yalanın yanlışlığını, içkinin kötülüğünü, cennet ve cehennemi, haşır, neşir, hesap ve kitabı nasıl bilebilirdim? Adem atamı, onun topraktan yaratıldığını, tıpkı onun örneği gibi İsa aleyhisselâmı nasıl bilebilirdim? Şirk nedir? Küfür nedir? İman, İslâm, ihsan nedir? Nasıl bilebilirdim bütün bunları? Bilebilecek olsaydım, şeytanı Allah bağlayıverseydi, yanlışlar bana iletilmeseydi ve ben peygamberlere muhtaç olmadan yaratılıştan taşıdığım özelliklerle rahat ve huzur içinde Allah’a kulluğun ortamını bulabilseydim. Mümkün değildir bu.

Öyleyse ben peygamberlere muhtaçtım, kitaplara muhtaçtım. Bu hakkı, bu doğruyu, bu yanlışı, bu isyanı, bu itaati bana anlatan bi-rileri olmalıydı. İşte bu minval üzere düşününce; cehennem iştihalarla kuşatılmıştır. Bakın isterseniz, ama sizin ona iştahınız yok diye, yani içkiye, kumara, zinaya, fuhşa, harama, yalana, dolana, isyana, kötülüğe sizin böyle bir iştahınız, şehvetiniz yoktur diye kural olarak düşünmeyin. Çünkü şeytan bunlara bir iştiha, bir arzu veriyor her zaman. Ayrıca fıtrat olarak insanda onlara bir meyil vardır. Al-i İmrân sûresi 14,15,16,17 âyetleriyle bu konuyu çok hoş anlatır. Bir zahmet oraya müracaat edin.

İşte bütün bunlar şeytanın kullandığı süslerdir. Şeytan bunları kullanır. Bir iştiha, bir iştah söz konusudur bunlara. Eğer dalıverirseniz, eğer hedef yapıverirseniz, eğer kıble ediniverirseniz. Hedef kadın ya da koca oluverirse, hedef oğul ya da kızlar oluverirse, hedef ev bark oluverirse, hedef at ya da araba olursa, hedef davar ya da sığır oluverirse, hedef tarla tapan oluverirse, işte bunlar insanı cehenneme doğru sürükleyecek, ya da bunlar bizi çepeçevre kuşatacak da biz kendimizi cehenneme doğru gidiş ortamında bulcağız.

Evet, ateş insanın istememesi gereken şeylerle kuşatılmıştır. Aslında istememesi gereken, din böyle dediği için. Değilse insan başıboş kalırsa, şeytan onu dürterse, iştihalarla donatılmıştır diyeceğiz. Şehvetlerle, güzel duygularla, süsler ve ziynetlerle kuşatılmıştır diyeceğiz.

Ama cennet de kerih görülen, sevilmeyen şeylerle kuşatılmıştır. Mü’min gözünde değildir tabi bunlar. Yani mü’min asla onları kerih görmez. Sabah kalkıp abdest alıp namaz kılmayı, istese yaz gününün sıcağında, istese kış gününün soğuğunda olsun mü’min namaz kılmayı asla kerih görmez. Aç kalmak değildir onun gözünde oruç. Kerih görmez müslüman orucu. Rabbin rızası bildiği için kerih görmez mü’-min zekâtı. Bir kadın sonunda cennet vardır diye kocasının meşru ar-zularına itaat ederken, bunu kerih görmez elbette. İştiha ile yaparlar elbette bu işleri mü’minler. Ama meseleyi eğer şeytan bağlantılı düşü-necek olursak o zaman cennet şeytanın sevmediği, kerih gördüğü ve insanlara da öyle göstermeye çalıştığı şeylerle kuşatılmıştır. Cehennem de hoşlandığı, sevdiği ve sevdirmeye çalıştığı iştihalı şeylerle ku-şatılmıştır.

Peki biz neler peşindeyiz? Biz hangilerinin peşindeyiz? Allah için sevdikleriniz şeylerden bir on tanesini söyleyin. Sevmedikleriniz-lerden de bir on tanesini yazın bir kâğıda. Şimdi, birinci sevdiğin, ya da sevdim diye birinci sıraya koyduğun şeyi iyi bir düşünsene. Acaba onu şeytan da seviyor ve sevdiriyor mu? Yoksa onu Allah sev dedi di-ye mi sevdin? Sevginin kaynağı ne? Elbise miydi? Araba mı? Filan marka, falan model mi? Sürat yapmak mı? Hava atmak mı? Para mı? Dükkan mı? Nedir sevdiğin şeyler? Şarkı mı? Müzik mi? Kaset mi? Televizyon mu? Sevdiğini en iyi bilen sensin. Ya sevmediklerin. Hem ki hiç sevmediklerin. Meselâ insanlar çocukluklarından itibaren kazan-dıkları sevgi ve nefret programlarını sanki ölünceye kadar taşımak zo-rundalar mış gibi; ama ben alışmamışım, yıllar yılı benimki böyle gi-di-yor diyebiliyorlar. İyi de senin öyle yapman gerektiğini vahiy değil de toplum öğretti, annen baban öğrettiyse, Allah memnun olmayacaksa ondan ne zaman vaz geçecektin?

Sen o listeyi on madde yerine bir gün, bir gün yerine bir hafta, bir ay, bir yıl, bir ömür olarak belirle, dikkat et sevdiklerin, istediklerin, iştiha ile sarılıp iştahlandıkların eğer seni cehenneme götürücü şeytan merkezli sevgilerse, acele et, çabuk ol ve vaz geç. Ne olur ne ol-maz, belki o atmosferde iken ölüverirsen kendine çok yazık etmiş olursun. Ama öyle değil, sevdiğin, sevdiklerin, kabul ettiklerin şeyler cennet merkezli ise devam et, gayret et.
 

Urvetul Vuska

Üye
Üye
İmam Malik'in bir rivayetinde (Resulullah'ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir): Cehennem, Rabbine (ey Rabbim! bir kısmım, diğer bir kısmımı yiyor diye) şikayet etti. Bunun üzerine Rab Teala ona yılda iki kere teneffüs etmesine izin verdi: Kışta bir nefes, yazda bir nefes. (İşte, hararetten en şiddetli hissedilen ve soğuktan en şiddetli hissedilen şey bu soluklardır).

Buhari, Mevakit 8, Muvatta, Vukut 27, (1, 15)

1- Bu mürsel (senedi kopuk) bir rivayettir. Ancak, aynı mevzu üzerine muttasıl senetli başka hadislerle takviye görmüştür.

2- Teysîr müellifi hadisi biraz özetleyerek buraya aktarmış ve meselâ cehennemin şikayet sebebini tayyetmiştir. Biz tercümede o kısmı parantez içerisinde gösterdik. Hadisin son kısmındaki parantez arası ziyade, Muvatta'nın rivayetinde mevcut değildir.

3- Cehennemin, Cenâb-ı Hakk'a bir kısmım diğer bir kısmımı yiyor diye yaptığı şikayet, hararetinin yüksek olduğunu ifade eder.

Cenâb-ı Hakk yılda iki sefer nefes alıp vermesine izin vermiştir. Şüphesiz burada bir teşbih var. O da yaz aylarındaki hararetle kış aylarındaki soğuğun, hayvanın içinden attığı soluğa benzetilmesidir. Çünkü nefes, lügaten bir hayvanın havayı içine çekip sonra dışarı atmasıdır. Öyle ise hadis: "Yaz harareti -veya kış soğuğu- cehennemin dünyaya gönderdiği bir soluk mesabesindedir" demek istemiştir.

4- Şikayetin "lisân-ı hâl"den mecaz olduğu veya cehennemi bekleyen meleğin konuşması olabileceği ya da Allah'ın dilediği bir başka şekilde olabileceği söylenmiştir. Bu konuşmanın mecaz mı, hakikat mı olduğu münakaşa edilmiştir. Bazıları "her iki görüşün bir makul yönü vardır" derken, ekseriyet: "Ercah olanı hakikate hamlidir, çünkü Allah her mahluku konuşturduğu gibi cehennemi de konuşturmuştur" demiştir Kurtubî bu görüşü şöyle müdafaa eder: "Lafzı hakikatine hamletmenin hiçbir zorluğu yok. Sâdiku'lkelam olan Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm) câiz bir şeyi haber verdi mi onu te'vil etmeye hacet kalmaz, hakikatine hamletmek evla olur." Nevevî de: "Doğru olan hakikate hamlidir. Allah, onda konuşacak şekilde temyiz ve idrak yaratmıştır" der.

Bundan mecaz kastedildiği kanaatinde olan Beyzâvî: "Cehennemin şekvası, Onun kaynamasından mecazdır; bir kısmının diğer bir kısmını yemesi de onun cüzlerinin üst üste izdihamından (yığılmasından) mecazdır; teneffüs etmesi, dışına uzanan kısımların çıkmasından mecazdır" der. Zeynü'bnü'l-Münîr: "Muhtar olan hakikattır, çünkü Allah'ın kudreti cehennemi konuşturmaya salihtir" demiştir.

5- Cehennemin "kıştaki soluması" ile kışın şiddetli soğuğu kastedilmiş olmalıdır. Çünkü cehennemin bir tabakası "şiddetli sıcağı sebebiyle" etrafından sıcağı emerek donma etkisi yapan ve soğukluğu ile yakan zemherir tabakasıdır. Cehennemde soğuğun varlığı müşkilat meselesi ise de, İbnu Hacer: "Bunda bir müşkilat olmamalı. Zîra, ateşten maksad onun yeridir. Onda bir de zemherir tabakası vardır" der.

6- Hadis, Mûtezile ve diğer fırkalardan: "Cehennem Kıyamet günü yaratılacak" diyenleri reddeder.

7- Hadisin Buhârî'deki vechinden hareketle: "Kışta da soğuğun geçmesine kadar namazın tehirine cevaz olmalıdır" denebileceğini belirten İbnu Hacer, bunu hiçbir fakihin söylemediğini, aksi takdirde kışta en soğuk an sabah namazı vaktine rastladığı için soğuk kırılıncaya kadar vaktin çıkacağını belirtir
 

ozan27k

Aktif Üye
Üye
Cenâb-ı Hakk yılda iki sefer nefes alıp vermesine izin vermiştir. Şüphesiz burada bir teşbih var. O da yaz aylarındaki hararetle kış aylarındaki soğuğun, hayvanın içinden attığı soluğa benzetilmesidir. Çünkü nefes, lügaten bir hayvanın havayı içine çekip sonra dışarı atmasıdır. Öyle ise hadis: "Yaz harareti -veya kış soğuğu- cehennemin dünyaya gönderdiği bir soluk mesabesindedir" demek istemiştir.
ozaman allahu alem demekle birlikte bu hadisteki durum Cehennem Atesi "gibi" sicak mi demek istenmistir?

Yani hakikatte Cehennem dünyayi isitmiyor ve burada Peygamberimiz s.a.v "Cehennemin Sicagi gibi" mi demek istedigini demek istiorsunuz?
 

bahadır571

İyi Bilinen Üye
Üye
Kardeşim iman ettiğimiz gaybi mevzuların bilimsel ispat edilip edilmemesi gerekli ve şart değildir. Aklın ve bilimin hududu sınırlıdır.! Bir çok kimse gaybi konularla ilgili ayet ve hadisleri bilim ve aklın kıstasından geçirmeye çalıştıkları için bir çok gaybi haberi inkar etmişlerdir.!
Rabbim ayaklarımızı kaydırmasın.!
Allahümme amin
 
Üst Alt