İlmi Konu Günlük İlim (14. Gün): İlim Öğrenmenin Edebi ve Niyetin Halis Kılınması

Nysa Çevrimdışı

Nysa

Üye
İslam-TR Üyesi
Selamun aleykum ve rahmetullahi ve berakatuh değerli kardeşler,

Dün istikamet ve sebat meselesini, yani hakkı öğrendikten sonra o hak üzere sabit kalmanın ne kadar önemli olduğunu mütalaa etmiştik.

Ancak insanın istikamet üzere kalabilmesi için bunun öncesinde doğru bir şekilde ilim öğrenmesi gerekir. Çünkü ilim, amelden önce gelir; insan neye inanacağını, neyi yapacağını ve neden yapacağını bu yolla öğrenir.

Bugün ise bunun bir öncesine dönmek istiyorum: İlim öğrenirken niyet meselesi. Çünkü insanın istikameti çoğu zaman bildiği şeyden değil, o bilgiyi hangi amaçla öğrendiğinden etkileniyor.

İlim yolunda kendimize sormamız gereken ilk soru:

Bu yola adım atan her birimizin kendine dürüstçe sorması gereken tek bir soru var: “Ben bu ilmi gerçekten niye öğreniyorum?”

Çünkü niyet sağlam yerleşmediğinde, aynı bilgi bir kulu Allah’a yaklaştırırken, bir diğerini ne yazık ki kibrin ve ucbun karanlığına sürükleyebiliyor.

1. Ameller niyete göredir (ilmin temeli)

Rasulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

“Ameller ancak niyetlere göredir. Herkese ancak niyet ettiği şey vardır.” (Buhârî, 1; Müslim, 1907)

İmam Şâfiî rahimehullah bu hadis hakkında:

“Bu hadis ilmin üçte birini kapsar ve fıkhın yetmiş babıyla ilgilidir.” (Nevevî, el-Erbaûn en-Neveviyye Şerhi, s. 9) demiştir. Yani ilim de bir ameldir ve niyetle değer kazanır.

Ehl-i sünnet âlimleri, ilim talep etmenin ancak Allah rızası için yapıldığında salih bir amel olacağı, niyetin bozulması halinde ise bu muazzam ibadetin büyük bir vebale dönüşeceği hususunda ittifak etmişlerdir.

2. Gerçek ilmin ölçüsü: haşyet (Allah korkusu)

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Kulları içinde Allah’tan hakkıyla ancak âlimler korkar.” (Fâtır, 35/28)

İbn Kesîr (rahimehullah) bu ayeti açıklarken şunun altını çizer: “Allah’ı kudretiyle, azametiyle ve sıfatlarıyla en iyi tanıyanlar; O’ndan en çok korkanlardır.” (İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, 6/544).

Zaten sahabi Abdullah b. Mes’ûd (radıyallahu anh) da meseleyi şu meşhur sözüyle özetlemiştir: “İlim çok hadis rivayet etmek değildir. İlim ancak Allah korkusudur.” (Dârimî, 351; İbn Abdilberr, Câmi‘u Beyâni’l-İlm, 1/531)

3. Sahabenin ilim anlayışı: amel ile birlikte öğrenmek

Ebû Abdirrahman es-Sülemî (rahimehullah) sahabenin Kur'an'a ve ilme bakışını bize şöyle aktarıyor:

“Bize Kur’an öğreten sahabiler on ayeti geçmezlerdi; içindeki ilmi ve ameli öğrenmeden sonraki ayete geçmezdik.” (Hâkim, el-Müstedrek, 1/743)

Yani onlar için ilim, zihne depolanan teorik bir bilgi yığını değil, bizzat yaşanan ve hayatı şekillendiren bir hakikatti.

4. İlimde niyetin tehlikesi ve Şeyhülislâm'ın uyarısı

Niyetin kayması öyle hafife alınacak bir mevzu değil kardeşler. Rasulullah ﷺ bu tehlikeye karşı bizi çok sert uyarır:

“Kim ilmi, âlimlere karşı övünmek, cahillerle tartışmak veya insanların dikkatini çekmek için öğrenirse, Allah onu cehenneme sokar.” (İbn Mâce, 254)

Başka bir rivayette ise şöyle buyurur:

“Kim kendisiyle Allah rızası aranan bir ilmi sırf dünyalık bir menfaat elde etmek için öğrenirse, kıyamet günü cennetin kokusunu dahi alamaz.” (Ebû Dâvûd, 3664; Tirmizî, 2655)

Şeyhülislâm İbn Teymiyye (rahimehullah) bu hadislerin işaret ettiği hakikati şu şekilde şerh etmiştir: “İbadetlerin ruhu, aslı ve esası ihlastır. İlim talep etmek de ibadetlerin en büyüklerindendir. Dolayısıyla ihlastan mahrum bir ilim, ruhsuz bir ceset gibidir ve sahibine asla fayda vermez.” (İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ, 10/49)

5. Selef âlimlerinin niyet hassasiyeti

Süfyân es-Sevrî (rahimehullah) kendi nefsindeki bu zorlu mücadeleyi şöyle itiraf ediyor:

“Niyetimi düzeltmekten daha zor mücadele ettiğim hiçbir şey olmadı. Çünkü niyet, sürekli benden yana yön değiştirip duruyordu.”
(İbn Receb, Câmi‘u’l-Ulûm ve’l-Hikem, 1/72)

Katâde (rahimehullah) de benzer bir hassasiyetle şöyle der: “Kim ilmi sadece Allah rızasını umarak öğrenirse, o ilim hem kendisine fayda verir hem de kalıcı olur. Kim de dünyalık ve insanlar için öğrenirse, o ilim uçup gider, sahibine de yük olur.” (İbn Abdilberr, Câmi‘u Beyâni’l-İlm, 1/174).

Hasan el-Basrî’ye (rahimehullah) mânâ olarak nispet edilen bir diğer kıymetli eser-atharda ise kötü âlimler hakkında şöyle buyrulur: “Âlimlerin şerlisi/kötü âlim, ilmiyle dünyayı isteyen ve ahireti terk eden kişidir.” (İbn Abdilberr, Câmi‘u Beyâni’l-İlm, 1/185)

6. İlim sadece bilgi değil, kalbi değiştirmelidir

Allah Teâlâ peygamberine şu duayı emretmiştir:

“Rabbim! İlmimi artır.”
(Tâhâ, 20/114)

Burada bizden istenen artış, kuru bir malumat çokluğu değil; insanı Allah’a yaklaştıran fıkhî derinliktir. Şeyhülislâm İbn Kayyim el-Cevziyye’nin de isabetle belirttiği gibi; gerçek ilim kalbe girdiğinde onu diriltir; eğer gereğiyle amel edilmezse yarın kıyamette sahibine karşı bir hüccete (aleyhte delile) dönüşür. (İbn Kayyim, Medâricu's-Sâlikîn, 1/445)

7. Faydasız ilimden korunma duası

Rasulullah ﷺ kendi nefsine güvenmez ve sık sık şu duaya sarılırdı:

“Allah’ım! Fayda vermeyen ilimden, huşu duymayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul olunmayan duadan Sana sığınırım.”
(Müslim, 2722)

Diğer bir sahih rivayette ise şöyle niyaz ederdi:

“Allah’ım! Senden faydalı bir ilim dilerim; fayda vermeyen ilimden de Sana sığınırım.”
(İbn Mâce, 250)

Ben olsam ne eklerdim? (Kişisel muhasebe)

Açıkçası bu mesele üzerinde düşünürken kendi nefsimi de bu uyarılardan ayrı tutamıyorum kardeşler. Özellikle forumlarda, internet ortamında insan bazen farkında olmadan ilmi öğrenmekten ziyade, "ne kadar çok şey bildiğini" göstermek için yazmaya başlayabiliyor. Bir konuda delil getirip birilerini susturduğunda ya da insanların takdirini, beğenisini topladığında nefsin hoşuna gidebiliyor. İşte tam bu kırılma anında durup niyeti en baştan gözden geçirmek gerekiyor.

Sonuç

İlim sadece bir bilgi biriktirme yarışı değildir. İlim; niyetleri düzeltme, kalpleri yumuşatma ve amelleri güzelleştirme yolculuğudur.

Aslında ilmin gerçek değeri, hafızamızda ne kadar bilgi tuttuğumuzla değil; o bilginin kalbimizde neyi değiştirdiğiyle ölçülür. Eğer öğrendiklerimiz bizi Allah’a daha yakın, daha mütevazı ve daha ahlaklı bir kul haline getirmiyorsa, orada ciddi bir problem olduğunu kabul etmemiz gerekir.

Selef âlimleri ilmi sadece “bilen insan” olmak için değil, “yaşayan insan” olmak için tahsil etmişlerdir. Eğer ilim bizde bu tevazuu ve ameli doğurmuyorsa, fayda veren bir nur olmaktan çıkar ve sırtımızda boş yere taşıdığımız ağır bir yüke dönüşür.

Rabbim bizleri ilmiyle amel eden, öğrendiğini yaşayan, niyeti halis olan ve ilmi sadece Kendi rızası için talep eden muhlis kullarından eylesin. Kalplerimizi kibirden, riyadan ve gösterişten muhafaza buyursun.

Vallahu A’lem.
 
Geri
Üst Ana Sayfa Alt