Selamun aleykum kardeşler,
Dün kul hakkını, dilimizi korumayı ve ahiretteki hesabı konuşmuştuk. Bugün ise hayatın içinde her an karşılaştığımız, aslında bizi biz yapan iki önemli esası ele alalım: Sabır ve Şükür.
Hayat her zaman tek düze gitmiyor. Bazen nimetlerle seviniyoruz, bazen de dert ve sıkıntılarla imtihan ediliyoruz. Özellikle her şeyin çok hızlı tüketildiği bu çağda insan sabretmeyi unutabiliyor. Elindeki imkanlara alışınca da şükürden uzaklaşabiliyor. Oysa sabır ve şükür, bir müminin hayat yolculuğundaki iki sarsılmaz kanadı gibidir. Bu iki kavramın ehemmiyetine dair Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur:
“Şüphesiz bunda çok sabreden ve çok şükreden herkes için ibretler vardır.” (İbrâhîm Suresi, 14/5)
Bu ayette sabır ve şükrün, Allah’ın nimetleri ve kudret delilleri karşısında müminin sahip olması gereken iki büyük vasıf olduğu görülmektedir. Gelin, bu iki kavramı ayetler, hadisler ve selefin ölçüleriyle beraberce mütalaa edelim:
1. Müminin Hayranlık Uyandıran Durumu
Peygamber Efendimiz ﷺ müminin olaylar karşısındaki duruşunu tek bir hadisle çok güzel özetlemiştir:
“Müminin durumu ne hoştur! Her hali kendisi için hayırdır. Bu durum yalnız mümine mahsustur: Başına sevinilecek bir hal gelse şükreder, bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı gelse sabreder, bu da onun için hayır olur.” (Müslim, 2999)
Bu hadis bize gösteriyor ki, mümin için Allah’ın rızası yolunda olduğu sürece gerçek anlamda bir hüsran yoktur. Hayatın iniş çıkışlarını doğru göğüslediğimizde, nimet anında şükürle, darlık anında ise sabırla sürekli bir manevi kazanma halindeyizdir.
2. İmtihanın Kaçınılmazlığı ve Sabır
Rabbimiz dünya hayatının bir imtihan yeri olduğunu ve bu imtihanda sabredenlerin kazanacağını Bakara Suresi'nde açıkça bildirmektedir:
“Andolsun ki sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele! Onlar, kendilerine bir musibet geldiğinde: ‘Biz Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz’ derler. İşte Rableri katından bağışlanma ve rahmet onlaradır. Doğru yola ulaştırılmış olanlar da işte bunlardır.” (Bakara Suresi, 2/155-157)
Büyük müfessir İbn Kesîr (rahimehullah), bu ayetlerin tefsirinde, Allah Teâlâ'nın kullarını bazen nimetlerle bazen de musibetlerle imtihan ettiğini ve bu durumlarda sabır gösterenlerin müjdelendiğini belirtir. (İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, Bakara 155-157 tefsiri)
Üstelik bu imtihanlar karşısında nasıl bir sabır istendiğini de Efendimiz ﷺ şu net ölçüyle belirlemiştir:
“Gerçek sabır, musibetin ilk anında gösterilen sabırdır.” (Buhârî, 1283; Müslim, 926)
3. Sabır Sadece Beklemek Değildir
İslam'da sabır, köşesine çekilip pasif bir şekilde olayların geçmesini beklemek anlamına gelmez. Bilakis sabır, kulun ibadetle ve dua ile direnerek Allah'tan güç almasıdır. Rabbimiz bu yönelişi şöyle emreder:
“Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin.” (Bakara Suresi, 2/45)
Âlimler, kulun hayat boyu ihtiyaç duyacağı bu sabrı üç çeşide ayırmışlardır: Allah'a itaate (ibadetlere) sabır, günahlardan ve haramlardan uzak durmaya sabır, başa gelen musibetlere karşı sabır. Kul bu üç alanda da sabır göstermedikçe kulluğunu kemale erdiremez.
İbn Kayyım (rahimehullah) da sabrın, kulun manevi makamlarının yükselmesinde temel bir esas olduğunu açıklamıştır. (İbn Kayyim, Medâricu's-Sâlikîn) Nitekim Efendimiz ﷺ sabrın bu aydınlatıcı ve manevi karanlıkları dağıtan vasfını şu veciz ifadeyle duyurmuştur:
“Sabır bir ziyadır.” (Müslim, 223)
Rabbimiz, bu iradenin ve sabrın asıl kıymetini Şûrâ Suresi'nde de şöyle beyan eder:
“Kim sabreder ve bağışlarsa, şüphesiz bu azmedilmeye değer işlerdendir.” (Şûrâ Suresi, 42/43)
İmam Şâfiî’ye (rahimehullah) nisbet edilen şu meşhur söz de bu manayı özetler:
“İnsanlar Asr Suresi üzerinde iyice düşünselerdi, onlara yeterdi.”
Çünkü bu sûre; iman, salih amel, hakkı tavsiye ve sabrı tavsiye esaslarını içinde toplamaktadır.
(İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, Asr Suresi tefsiri; Beyhakî, Menâkıbü’ş-Şâfiî)
4. Sabır Ehlinin Hesapsız Mükafatı
Başa gelen dertlere göğüs germek, ibadetlere devam etmek ve günahlara karşı direnmek ciddi bir irade ister. İşte bu yüzden Allah Teâlâ, sabreden kullarına verilecek ödülün bir sınırı olmadığını Zümer Suresi'nde müjdelemiştir:
“Şüphesiz sabredenlere mükafatları hesapsız olarak verilecektir.” (Zümer Suresi, 39/10)
Sabrın sonunda hayra ve kurtuluşa vesile olduğunu Rabbimiz Âl-i İmrân Suresi'nde de şöyle bildirir:
“Ey iman edenler! Sabredin, sabırda yarışın, hazırlıklı olun ve Allah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.” (Âl-i İmrân Suresi, 3/200)
5. Nimeti Artıran Anahtar: Şükür
Şükür, sadece dille "Elhamdülillah" demek değildir. Hakiki şükür; nimeti verenin yalnızca Allah Teâlâ olduğunu kalben bilmek ve o nimeti O'nun rızasına uygun, günahlardan uzak şekilde kullanmaktır. Rabbimiz şükrün karşılığını şöyle bildirmiştir:
“Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size (nimetimi) artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz benim azabım çok çetindir.” (İbrâhîm Suresi, 14/7)
Ancak şükür, dilde kolay görünmesine rağmen hakikatte nadir bir kulluk makamıdır ki Rabbimiz Sebe Suresi'nde, “Kullarımdan şükredenler pek azdır” (Sebe Suresi, 34/13) buyurmaktadır. Buna karşılık, şükreden bir kalbin ilahi azaba karşı nasıl bir kalkan olduğunu da Rabbimiz şu ayetle müjdeler:
“Eğer şükreder ve iman ederseniz Allah size niçin azap etsin?” (Nisâ Suresi, 4/147)
Ayrıca şükrün ahlaki ve toplumsal bir boyutu da vardır. Bir hadiste şöyle buyurulur:
“Kim insanlara teşekkür etmezse Allah’a da şükretmiş olmaz.” (Ebû Dâvûd, 4811; Tirmizî, 1954)
6. İlim Ehlinin ve Selefin Tespitleri
Şeyhülislâm İbn Teymiyye (rahimehullah), kulun hem musibetlerde sabra hem de nimetlerde şükre muhtaç olduğunu vurgulamıştır. (İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ, 10/38) Onun talebesi İbn Kayyım el-Cevziyye (rahimehullah) de sabır ve şükrün iman hayatında iki temel makam olduğunu açıklamıştır. Bazı âlimler bu manayı “iman iki yarıdır: sabır ve şükür” şeklinde de özetlemişlerdir. (İbn Kayyim, Uddetü's-Sâbirîn)
Süfyân es-Sevrî’ye (rahimehullah) nisbet edilen şu hikmetli söz de nakledilmiştir:
“Başına gelen musibeti bir nimet, eline geçen nimeti de bir imtihan olarak görmedikçe kişi tam anlamıyla fıkıh etmiş (dini hakkıyla kavramış) sayılmaz.” (İbn Receb, Câmi‘u’l-Ulûm ve’l-Hikem, 2/203)
Buradaki “musibeti nimet olarak görmek” ifadesi, musibetin kendisinin arzulanan bir şey olduğu anlamına gelmez. Bilakis kulun sabır, teslimiyet ve Allah’a yönelmesi sebebiyle musibetin onun hakkında hayra dönüşmesi anlamındadır. Nitekim Peygamber Efendimiz ﷺ, kula isabet eden sıkıntıların sabırla karşılandığında günahlara kefaret olacağını şöyle haber vermiştir:
“Müslümana isabet eden hiçbir yorgunluk, hastalık, üzüntü, eziyet, sıkıntı hatta kendisine batan diken bile yoktur ki Allah bununla onun günahlarından bir kısmını affetmesin.” (Buhârî, 5641; Müslim, 2573)
Hasan el-Basrî’den (rahimehullah) de bu hususta ihtiyatla şu mana nakledilmiştir:
“Nimet, şükredildiğinde kalıcı olur; şükredilmediğinde ise yok olmaya yaklaşır.” (İbn Abdilberr, Câmi‘u Beyâni’l-İlm, 2/912)
Bir Kardeş Notu (Kişisel Muhasebe)
Kardeşler, dürüstçe kendimizi hesaba çekelim. Bugün en hızlı tükettiğimiz şeylerin başında ne yazık ki sabrımız geliyor. İnternet sayfasının iki saniye geç açılmasına, trafikte bir dakika beklemeye bile tahammül edemeyen bir nesil haline geldik. Başımıza en küçük bir gecikme veya dert geldiğinde hemen şikayet ve itiraz duygularına kapılabiliyoruz. Buna karşılık hayatımızı kuşatan yüzlerce nimeti ise görmezden geliyoruz.
Sosyal medyada başkalarının vitrinlik hayatlarına bakıp kendi halimizi kıyaslıyor, sonra da mutsuz oluyoruz. Oysa her gün sağlıklı uyanabilmek, huzurla nefes almak ve sahip olduğumuz nice nimetler bile başlı başına birer şükür sebebidir. Efendimiz ﷺ’in şu tavsiyesini hayatımızın merkezine koymamız gerekiyor:
“Sizden aşağıda olanlara bakın; yukarıda olanlara bakmayın. Bu, Allah'ın üzerinizdeki nimetini küçümsememenize daha uygundur.” (Buhârî, 6490; Müslim, 2963)
Dünyalık konularda kendimizden aşağıda olanlara bakıp şükretmeyi, ahiret ve ibadet konularında ise bizden daha ileri olanlara bakıp gayret etmeyi bu hadis sayesinde yeniden kuşanmalıyız.
Sonuç
Hayatın getirdiği acılar da tatlar da, darlıklar da bolluklar da geçicidir. Önemli olan, bu geçici dünya istasyonlarında kalbimizin istikametini kaybetmemesidir. Musibet anında sitem etmeden sabrın asaletine bürünmek; nimet anında ise şımarmadan şükrün tevazuuna sığınmak hakiki müminin şiarıdır.
Nice insanlar vardır ki darlık anında sabrı terk ederek yanlış tepkilere düşerler; nice insanlar da vardır ki bolluk anında şımarmak suretiyle ahiretlerini zedelerler. Akıllı mümin, her iki rüzgarı da yelkenine alıp Allah Teâlâ'ya doğru yol alandır.
Rabbim bizleri bollukta şükreden, darlıkta sabreden, her halükarda kendi takdirine rıza gösteren kullarından eylesin. Kalplerimize sekine, ömrümüze bereket, sabrımıza metanet ve şükrümüze sebat ihsan buyursun.
VAllâhu A'lem.
Dün kul hakkını, dilimizi korumayı ve ahiretteki hesabı konuşmuştuk. Bugün ise hayatın içinde her an karşılaştığımız, aslında bizi biz yapan iki önemli esası ele alalım: Sabır ve Şükür.
Hayat her zaman tek düze gitmiyor. Bazen nimetlerle seviniyoruz, bazen de dert ve sıkıntılarla imtihan ediliyoruz. Özellikle her şeyin çok hızlı tüketildiği bu çağda insan sabretmeyi unutabiliyor. Elindeki imkanlara alışınca da şükürden uzaklaşabiliyor. Oysa sabır ve şükür, bir müminin hayat yolculuğundaki iki sarsılmaz kanadı gibidir. Bu iki kavramın ehemmiyetine dair Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur:
“Şüphesiz bunda çok sabreden ve çok şükreden herkes için ibretler vardır.” (İbrâhîm Suresi, 14/5)
Bu ayette sabır ve şükrün, Allah’ın nimetleri ve kudret delilleri karşısında müminin sahip olması gereken iki büyük vasıf olduğu görülmektedir. Gelin, bu iki kavramı ayetler, hadisler ve selefin ölçüleriyle beraberce mütalaa edelim:
1. Müminin Hayranlık Uyandıran Durumu
Peygamber Efendimiz ﷺ müminin olaylar karşısındaki duruşunu tek bir hadisle çok güzel özetlemiştir:
“Müminin durumu ne hoştur! Her hali kendisi için hayırdır. Bu durum yalnız mümine mahsustur: Başına sevinilecek bir hal gelse şükreder, bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı gelse sabreder, bu da onun için hayır olur.” (Müslim, 2999)
Bu hadis bize gösteriyor ki, mümin için Allah’ın rızası yolunda olduğu sürece gerçek anlamda bir hüsran yoktur. Hayatın iniş çıkışlarını doğru göğüslediğimizde, nimet anında şükürle, darlık anında ise sabırla sürekli bir manevi kazanma halindeyizdir.
2. İmtihanın Kaçınılmazlığı ve Sabır
Rabbimiz dünya hayatının bir imtihan yeri olduğunu ve bu imtihanda sabredenlerin kazanacağını Bakara Suresi'nde açıkça bildirmektedir:
“Andolsun ki sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele! Onlar, kendilerine bir musibet geldiğinde: ‘Biz Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz’ derler. İşte Rableri katından bağışlanma ve rahmet onlaradır. Doğru yola ulaştırılmış olanlar da işte bunlardır.” (Bakara Suresi, 2/155-157)
Büyük müfessir İbn Kesîr (rahimehullah), bu ayetlerin tefsirinde, Allah Teâlâ'nın kullarını bazen nimetlerle bazen de musibetlerle imtihan ettiğini ve bu durumlarda sabır gösterenlerin müjdelendiğini belirtir. (İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, Bakara 155-157 tefsiri)
Üstelik bu imtihanlar karşısında nasıl bir sabır istendiğini de Efendimiz ﷺ şu net ölçüyle belirlemiştir:
“Gerçek sabır, musibetin ilk anında gösterilen sabırdır.” (Buhârî, 1283; Müslim, 926)
3. Sabır Sadece Beklemek Değildir
İslam'da sabır, köşesine çekilip pasif bir şekilde olayların geçmesini beklemek anlamına gelmez. Bilakis sabır, kulun ibadetle ve dua ile direnerek Allah'tan güç almasıdır. Rabbimiz bu yönelişi şöyle emreder:
“Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin.” (Bakara Suresi, 2/45)
Âlimler, kulun hayat boyu ihtiyaç duyacağı bu sabrı üç çeşide ayırmışlardır: Allah'a itaate (ibadetlere) sabır, günahlardan ve haramlardan uzak durmaya sabır, başa gelen musibetlere karşı sabır. Kul bu üç alanda da sabır göstermedikçe kulluğunu kemale erdiremez.
İbn Kayyım (rahimehullah) da sabrın, kulun manevi makamlarının yükselmesinde temel bir esas olduğunu açıklamıştır. (İbn Kayyim, Medâricu's-Sâlikîn) Nitekim Efendimiz ﷺ sabrın bu aydınlatıcı ve manevi karanlıkları dağıtan vasfını şu veciz ifadeyle duyurmuştur:
“Sabır bir ziyadır.” (Müslim, 223)
Rabbimiz, bu iradenin ve sabrın asıl kıymetini Şûrâ Suresi'nde de şöyle beyan eder:
“Kim sabreder ve bağışlarsa, şüphesiz bu azmedilmeye değer işlerdendir.” (Şûrâ Suresi, 42/43)
İmam Şâfiî’ye (rahimehullah) nisbet edilen şu meşhur söz de bu manayı özetler:
“İnsanlar Asr Suresi üzerinde iyice düşünselerdi, onlara yeterdi.”
Çünkü bu sûre; iman, salih amel, hakkı tavsiye ve sabrı tavsiye esaslarını içinde toplamaktadır.
(İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, Asr Suresi tefsiri; Beyhakî, Menâkıbü’ş-Şâfiî)
4. Sabır Ehlinin Hesapsız Mükafatı
Başa gelen dertlere göğüs germek, ibadetlere devam etmek ve günahlara karşı direnmek ciddi bir irade ister. İşte bu yüzden Allah Teâlâ, sabreden kullarına verilecek ödülün bir sınırı olmadığını Zümer Suresi'nde müjdelemiştir:
“Şüphesiz sabredenlere mükafatları hesapsız olarak verilecektir.” (Zümer Suresi, 39/10)
Sabrın sonunda hayra ve kurtuluşa vesile olduğunu Rabbimiz Âl-i İmrân Suresi'nde de şöyle bildirir:
“Ey iman edenler! Sabredin, sabırda yarışın, hazırlıklı olun ve Allah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.” (Âl-i İmrân Suresi, 3/200)
5. Nimeti Artıran Anahtar: Şükür
Şükür, sadece dille "Elhamdülillah" demek değildir. Hakiki şükür; nimeti verenin yalnızca Allah Teâlâ olduğunu kalben bilmek ve o nimeti O'nun rızasına uygun, günahlardan uzak şekilde kullanmaktır. Rabbimiz şükrün karşılığını şöyle bildirmiştir:
“Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size (nimetimi) artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz benim azabım çok çetindir.” (İbrâhîm Suresi, 14/7)
Ancak şükür, dilde kolay görünmesine rağmen hakikatte nadir bir kulluk makamıdır ki Rabbimiz Sebe Suresi'nde, “Kullarımdan şükredenler pek azdır” (Sebe Suresi, 34/13) buyurmaktadır. Buna karşılık, şükreden bir kalbin ilahi azaba karşı nasıl bir kalkan olduğunu da Rabbimiz şu ayetle müjdeler:
“Eğer şükreder ve iman ederseniz Allah size niçin azap etsin?” (Nisâ Suresi, 4/147)
Ayrıca şükrün ahlaki ve toplumsal bir boyutu da vardır. Bir hadiste şöyle buyurulur:
“Kim insanlara teşekkür etmezse Allah’a da şükretmiş olmaz.” (Ebû Dâvûd, 4811; Tirmizî, 1954)
6. İlim Ehlinin ve Selefin Tespitleri
Şeyhülislâm İbn Teymiyye (rahimehullah), kulun hem musibetlerde sabra hem de nimetlerde şükre muhtaç olduğunu vurgulamıştır. (İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ, 10/38) Onun talebesi İbn Kayyım el-Cevziyye (rahimehullah) de sabır ve şükrün iman hayatında iki temel makam olduğunu açıklamıştır. Bazı âlimler bu manayı “iman iki yarıdır: sabır ve şükür” şeklinde de özetlemişlerdir. (İbn Kayyim, Uddetü's-Sâbirîn)
Süfyân es-Sevrî’ye (rahimehullah) nisbet edilen şu hikmetli söz de nakledilmiştir:
“Başına gelen musibeti bir nimet, eline geçen nimeti de bir imtihan olarak görmedikçe kişi tam anlamıyla fıkıh etmiş (dini hakkıyla kavramış) sayılmaz.” (İbn Receb, Câmi‘u’l-Ulûm ve’l-Hikem, 2/203)
Buradaki “musibeti nimet olarak görmek” ifadesi, musibetin kendisinin arzulanan bir şey olduğu anlamına gelmez. Bilakis kulun sabır, teslimiyet ve Allah’a yönelmesi sebebiyle musibetin onun hakkında hayra dönüşmesi anlamındadır. Nitekim Peygamber Efendimiz ﷺ, kula isabet eden sıkıntıların sabırla karşılandığında günahlara kefaret olacağını şöyle haber vermiştir:
“Müslümana isabet eden hiçbir yorgunluk, hastalık, üzüntü, eziyet, sıkıntı hatta kendisine batan diken bile yoktur ki Allah bununla onun günahlarından bir kısmını affetmesin.” (Buhârî, 5641; Müslim, 2573)
Hasan el-Basrî’den (rahimehullah) de bu hususta ihtiyatla şu mana nakledilmiştir:
“Nimet, şükredildiğinde kalıcı olur; şükredilmediğinde ise yok olmaya yaklaşır.” (İbn Abdilberr, Câmi‘u Beyâni’l-İlm, 2/912)
Bir Kardeş Notu (Kişisel Muhasebe)
Kardeşler, dürüstçe kendimizi hesaba çekelim. Bugün en hızlı tükettiğimiz şeylerin başında ne yazık ki sabrımız geliyor. İnternet sayfasının iki saniye geç açılmasına, trafikte bir dakika beklemeye bile tahammül edemeyen bir nesil haline geldik. Başımıza en küçük bir gecikme veya dert geldiğinde hemen şikayet ve itiraz duygularına kapılabiliyoruz. Buna karşılık hayatımızı kuşatan yüzlerce nimeti ise görmezden geliyoruz.
Sosyal medyada başkalarının vitrinlik hayatlarına bakıp kendi halimizi kıyaslıyor, sonra da mutsuz oluyoruz. Oysa her gün sağlıklı uyanabilmek, huzurla nefes almak ve sahip olduğumuz nice nimetler bile başlı başına birer şükür sebebidir. Efendimiz ﷺ’in şu tavsiyesini hayatımızın merkezine koymamız gerekiyor:
“Sizden aşağıda olanlara bakın; yukarıda olanlara bakmayın. Bu, Allah'ın üzerinizdeki nimetini küçümsememenize daha uygundur.” (Buhârî, 6490; Müslim, 2963)
Dünyalık konularda kendimizden aşağıda olanlara bakıp şükretmeyi, ahiret ve ibadet konularında ise bizden daha ileri olanlara bakıp gayret etmeyi bu hadis sayesinde yeniden kuşanmalıyız.
Sonuç
Hayatın getirdiği acılar da tatlar da, darlıklar da bolluklar da geçicidir. Önemli olan, bu geçici dünya istasyonlarında kalbimizin istikametini kaybetmemesidir. Musibet anında sitem etmeden sabrın asaletine bürünmek; nimet anında ise şımarmadan şükrün tevazuuna sığınmak hakiki müminin şiarıdır.
Nice insanlar vardır ki darlık anında sabrı terk ederek yanlış tepkilere düşerler; nice insanlar da vardır ki bolluk anında şımarmak suretiyle ahiretlerini zedelerler. Akıllı mümin, her iki rüzgarı da yelkenine alıp Allah Teâlâ'ya doğru yol alandır.
Rabbim bizleri bollukta şükreden, darlıkta sabreden, her halükarda kendi takdirine rıza gösteren kullarından eylesin. Kalplerimize sekine, ömrümüze bereket, sabrımıza metanet ve şükrümüze sebat ihsan buyursun.
VAllâhu A'lem.
