Günümüz Tağutları Tevhidin Söylenmesine Neden Izin Veriyorlar

hamza01

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Günümüz Tağutları Tevhidin Söylenmesine Neden İzin Veriyorlar

"Günümüz yönetimleri beşeri yönetimler olmalarına rağmen tevhid kelimesinin söylenmesine, dinlenmesine karşı çıkmıyorlar. Hatta bu kelimeyi günde beş defa camilerin minarelerinden kulakları delercesine okutturuyorlar. Ve okuyana da maaş veriyorlar ?"

Mekke döneminde, tevhid kelimesi söylendiği ya da haykırıldığı zaman, o günkü yönetim ve halk bu kelimeyi söyleyene, ikrar edene, savunana ya da haykırana çeşitli yaptırımlar uyguluyorlardı. Bu kimseleri kızgın kumlara yatırıyorlar, üzerlerine taş koyuyorlar, ölmeleri pahasına da olsa çeşitli işkencelere tabi tutuyorlardı, hatta Yasir ailesi bunun en belirgin örneklerindendir. Ve Yasir ailesi İslam için ilk şehit olanlar mertebesine erişmiştir. Bilindiği gibi o günkü yönetimde hüküm ve kanunlar beşeri idi ve bu kelimeyi söyleyene tahammül göstermiyor, göz açtırmıyorlardı.

"Oysa günümüz yönetimi ya da yönetimlerinde de beşeri kanunlar ve kurallar hakimdir. İlahi olmayan tamamen beşeri yönetimlerdir. Burada tezat olan bir durum yok mudur?. Her iki yönetiminde beşeri olmasına rağmen birinin okunmasına ve söylenmesine karşı çıkıp, bunu yayanlara işkence edip öldürmesi ve diğerinin okuyana ve söyleyene maaş vermesi tezat değil midir? Acaba bu kelimenin manasında değişen bir şey mi olmuştur? Yoksa anlayışta ve kavrayışta bir değişme mi vardır ?"

Öncelikle her iki yönetimin beşeri olduğu ve ilahi olmadığı doğrudur. Tevhid kelimesinin birinin okunmasına karşı çıkması ve diğerinin söylenmesine müsaade etmesi de doğrudur.

1- Kureyş bu kelimeye neden karşı çıkmıştır; Çünkü Kureyşin kanunları, kuralları beşeri idi. İlahi kanun hayatlarında yoktu. Helal ve haram ölçülerini kendileri belirliyorlardı.

a- Kureyşte namus kavramı yoktu. İsteyen istediği kadınla birlikte olabiliyordu. Kimsede buna sınır koymuyordu. Bu şekilde nesep karışıyor piç bir nesil yetişiyordu.

b- Kureyşte utanma arlanma diye bir kanun yoktu. Çünkü tüm kanunlar nefsin isteklerine göre düzenlenmişti.

c- Kureyşin yemesinde içmesinde helal ve haram kavramı yoktu. Leşi kendilerine helal kılıyorlardı.

d- Kureyş zenginle fakirleri bir tutmazdı.

e- İçki, kumar fal okları ve daha akla gelmeyecek Allah’ın insanlığa haram kıldığı bir çok haramlar hayatlarında mevcuttu.

f- Kureyş kanunlarını taptıkları putlara dayandırıyor du, hoşlarına gitmeyenleri de değiştiriyorlardı. Kureyşin yargı sistemin de ise kendi çıkardıkları kanunlarla haklıyı haksızı belirliyorlardı. İlahi olmayan her şey onların kanunlarında mevcuttu. Kısacası Kureyşin hayat ve yaşam tarzını kendi yanlarından çıkardığı kanunları ve kuralları belirliyordu. Ve bu kanunlar Allah’ın uluhiyetine temelden zıt olan kanunlardı.

İşte böyle bir ortamda Allah subhane ve teala Rasulünü bu putperest topluma uyarıcı olarak gönderdi. İnsanları tevhid kelimesine yani La ilahe İllAllah Muhammeden rasulullah’a davetle görevlen dirdi.

La ilahe; yani sizin bu yaşam tarzınızı, kanunlarınızı, kurallarınızı, sapık örf ve adetlerinizi, taptığınız bağlandığınız ilahlarınızı red ediyorum, kabul etmiyorum. Sizden bunu terk etmediğiniz sürece uzağım, sizinle ilişkiyi kesiyorum ve bağımı koparıyorum. Kısaca ilahlarınıza ve kanunlarınıza la diyorum. İşte ulema bu kelimeye red(nefi) tevhidi demişlerdir. Bu red, bu ayrılış ister anadan olsun, ister babadan olsun isterse de kardeşten olsun hiç fark etmez. Ve etmemişti de.

İllAllah; bunları reddettikten sonra yerine sadece Allah’tan gelen kural ve kanunları koyu yorum. Hayatıma ve yaşantıma artık Allah’ın kitabı ve rasulün sünneti hakim olacak Buna da ulema kabul(İspat) tevhidi demiştir.

İşte bu tevhid kelimesi Mekke’de Kureyşin hâkim olduğu, nefislerin kabardığı Allah’a karşı ilahlık taslandığı bir dönemde gelmiştir. Bu kelime o zaman hakkı arayan, hakkı dert ve dava edinen insanlar tarafından kabul görmüştür. Ve bu kelime anayı kızdan, babayı oğuldan, kardeşi kardeşten ayırmıştır.

Bu kelime söylendiğinde Kureyş kendi kanun ve kurallarının yok olacağını, kendi otoritesinin sarsılıp yıkılacağını bildiğinden, bu kelimenin söylenmesine ya da yayılmasına müsaade etmemiştir.Bu kelimeyi haykıranların ve de kabul edenlerin evlerini tespit edip kapılarına işaret koymuştur. Müslümanlardan kız almayı ve müslümanlara kız vermeyi yasaklamış, ticaret dâhil tüm sosyal ilişkileri kesmiştir. Müslümanlar bu ağır ambargodan dolayı Habeşistan’a göç etmek zorunda kalmışlardır.

Tevhid kelimesi onların kâfir ve müşrik olduğunu ortaya koyan bir kelime olduğu için ,bu kelimeyi bu manayla kabul etmeyen ve yaşamayanlarında kafir olduğu manasına geldiğini bildikleri için, bu kelimeye karşı çıkmışlar ,okunmasına ve söylenmesine müsaade etmemişler Ayrıca bu kelimeyi yayanları da cezalandırmışlardır. Kureyş ve halkı bu kelime söylediğinde anlamını yani; neyi ret edip neyi kabul edeceklerini çok iyi biliyorlardı.Dilleri arapca olduğundan tevhidin ve şehadet kelimesinin ne manaya geldiğini, hayatlarında nelerin değişeceğini, beşeri yönetimlerinin yerle bir olacağını çok ama çok iyi biliyorlardı.

İmam Ebu Batın şöyle dedi:

"lâ ilâhe illAllah'ı söylemek"ten kasıt; Allah-u Teâlâ'dan başka ibadet edilenleri reddedip onlardan beri olmak ve her türlü büyük şirki terketmektir. Arap müşrikleri, (kendi lisanları olduğu için) arapçayı çok iyi bildiklerinden, lâ ilâhe illAllah'ın ne manaya geldiğini de çok iyi biliyorlardı." (Mecmuatu'r Resail ve'l Mesail en'Necdiyye)

Seyyid Kutub:

"Araplar kendi dillerinde "İlah" kelimesinin ne demek olduğunu, La ilahe illAllah'ın hangi manaya geldiğini biliyorlardı. Uluhiyet makamı ile ulvi hakimiyetin kastedildiğinin farkında idiler...

Ayrıca uluhiyetin sadece Allah-u Teâlâ'ya ait olmasının, kahinlerin, kabile şeyhlerinin, emirlerin ve idarecilerin elinde bulunan sultayı çekip alarak tümüyle Allah-u Teâlâ'ya vermek olduğunu çok iyi biliyorlardı...

Onlar (la ilahe illAllah) cümlesinin yeryüzündeki her türlü hakimiyet ve sultalara isyan manasına geldiğini, uluhiyetin hususiyetlerini gasbedenlere karşı çıkmak demek olduğunu, bu çeşit gasb esasları üzerine kurulmuş olan idare tarzlarına karşı baş kaldırmak manasına geldiğini, Allah-u Teâlâ'nın müsadesi dışında sırf kendi yanlarından koydukları nizamlara ve prensiplere göre yürütülen sulta ve hakimiyetlere karşı gelmek manasında olduğunu çok iyi biliyorlardı...

Araplar İslam davasının kendi durumlarına, reislik ve saltanatlarına karşı ne gayeler güttüğünden de habersiz değildiler. Zira onlar kendi dillerini gayet iyi biliyorlardı. Ve la ilahe illAllah kelimesinin hakiki manasını çok iyi kavrıyorlardı..." (İslamın Hareket Metodu)

Şehadet kelimesinin manasını bildikleri için, kendi sapık, küfür, şirk dolu hayatlarının yok olmasına sebep olacağını da biliyorlardı. Bundan dolayı tevhide karşı çıkmışlar mensuplarını yok etmek için de ellerinden geleni yapmışlardır.

Yoksa bu kelime boş, anlamsız, hiçbir mana içermeyen, kuru kuruya söylenen bir kelime olsaydı, tüm bu saydıklarımız vuku bulmazdı.

Eğer bu kelime red ve kabul içermeseydi kılıçlar kınından çıkmazdı. Ana kızını, babada oğlunu terk etmez, kâfirlikle damgalamazdı. Şayet bu kelime kureyş tağutlarınnın hayat tarzını kökünden kaldıran yerine ilahi adaleti getiren, Kuran ve sünnetin ahkamını yerleştiren bir kelime olmasaydı, sadece dillerde söylenen hiçbir hareket içermeyen bir kelime olsaydı bu kelimeden dolayı Bedir ve Uhudlar olmazdı.

İşte bu kelimeden dolayı İslami fetihler olmuş İslam'ın bayrağı bu kelimetullahla taa arap yarım adasından mağripten Endülüs, bizanstan balkanlara dayanmıştır. Bisetin başlangıcından Osmanlının son dönemlerine kadar bu bayrak bu topraklarda dalgalanmıştır. Kureyş tağutları ve diğer çevre illerdeki tağutlar bu kelimeden dolayı rahatsız olmuş fakat Allah ve rasulünün hükmü onları da kuşatmış ve hidayeti bulmuşlardır.

İşte Kureyş yönetimindeki tağutlar ve onun halkı şahadet kelimesinin bu saydığımız manaları içerdiği için ve bunu duyan halk bu kelimenin manası nı anladığı bildiği için ve bu kelimeye tabi olanları da gördüğü için kendi küfür rejimini kayıp etmemek için Allaha karşı büyüklük taslamış ve bu kelimenin mensuplarına ağır işkenceler yapmış ve bu kelimeyi ne söyletmiş nede okutmuştur. Bundan dolayı da aileler dağılmıştır.
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt