İbn Teymiyye'nin Bir Kerameti

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

ez-Zehebî

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
İbn Teymiyye'nin talebesi Şeyh Bezzar diyor ki:

Sonra Şeyh Radiyallâhu Anh geldi. Ne zaman ki biz ona meseleler hakkında sormayı niyetlendik, o bizi geçti ve olduğu şekilde bize mesele mesele, tek tek anlattı. Bizim her meselede bahsettiğimiz şeylerin çoğunu zikredip âlimlerin kavillerini zikretti sonra da delilin tercih ettiği görüşü tercih etti. Ta ki ona sormayı istediğimiz sonuncu meseleye geldi ve bize ondan ne yapmasını istediğimizi beyan etti. Ben, dostum ve yanımızdakiler bize bundan haber verdiğinden dolayı şaşkın ve hayran bir hâlde kaldık. Allâh bizim düşüncelerimizi Şeyh’e izhar etmişti.

el-A'lamül Aliyye, 9. Fasıl
 

Ummu Aişe

حسبي الله ونعم الوكيل
İslam-TR Üyesi
İbn Teymiyye'nin talebesi Şeyh Bezzar diyor ki:
el-A'lamül Aliyye, 9. Fasıl
Aratınca Hayreddin ez-Ziriklî adlı biri çıkıyor, kitap onun ise. Ölüm tarihi 1970'ler...

Ayetler elimizdedir, hadislerin zayıfı sahihi ayrılmıştır. Dinin kanıtı: ayet ve sahih hadislerdir.

Bu ikisine göre kalplerden geçeni Rasulullah -sallalahu aleyhi ve sellem- bile bilemezken; 1900'lü yıllarda yazılmış bir tarih kitabının (bu kitap değilse de fark etmez, daha önce yazılmış benzer başka bir kitap da olabilir) bunun aksi bir duruma kanıt olması ile ilgili, dinimizde hüküm nedir? Yani buna inanmamız için geçerli bir sebep var mıdır?
 

ez-Zehebî

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Bahsettiğiniz kitap değil. Bu kitap bizzat Şeyhin talebesinin yazdığı bir kitap ve bir site tarafından çevrildi, link atmak yasak Allahu Alem, arayan bulur. Ben de onların tercümesini aldım, haklarını helal etsinler. Herhangi bir kanıt sunmadım, Şeyhin talebesinin bir şahitliği var. Dilerseniz İbn Kayyım'dan, İbn Teymiyye'nin Levhi Mahfuz'a muttali olması ile ilgili nakillerini de atarım. Gariban sofilere gelince o şirk bu şirk, İbn Teymiyye'ye gelince hata etti.
Ona şirkse, buna da şirk.
 

Ahıskalı

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Yani buna inanmamız için geçerli bir sebep var mıdır?
keramet olarak insan ilham yoluyla gaybe dair malumatlara muttali olabilir, ibn qayyım el-cevziyye medaricu's-salikin adlı eserinde ibn teymiyyenin ferasetine dair şunu söyler -manen yazıyorum- : ibn teymiyye moğollar yenilecek der ve inşaallah demez, telkinlere rağmen ibn teymiyye moğolların yenileceğini Allah levhi mahfuza yazdı der.

talebesi ibn qayyım bu cümleyi ferasete örnek veriyor. hatta yine ibn qayyım ruh adlı eserinde bir mevkuf haber nakleder, haberde iki sahabi birbiriyle hangimiz önce ölürsek ölen kimse rüyasına gelsin diye sözleşir ölen sahabe digerinin rüyasına girer hasbihalden sonra kızının 6 gün içinde öleceğini haber eder ve ona vasi olmasını söyler. sahabe uyandıktan 6 gün sonra kızın ölümüne şahit olur

pek tabii olaylardır aslında bu tarz vakaalar. anne mesela oğlundan uzaktır, oğlunun başına birşey gelir ve anne uzaklıga ragmen görmemesine ragmen kalben bi ızdırap duyar ve ogluma birşeyler oldu der.

gaybten haber alma mefhumunu iyi idrak etmek lazım
 

Ummu Aişe

حسبي الله ونعم الوكيل
İslam-TR Üyesi
Peki kitabın güvenilir olduğunu düşündük diyelim:

Öncelikle bana açıklama yaparken cümlelerinizin içinde "rüya, feraset" geçiyor; başlıkta ise "Keramet" var. Rüyaların sahih çıkabileceğini biliyoruz. Müminin ferasetinin ne güçlü olduğunu da. Yukarıdaki ilk mesajı, başlıktaki "Keramet" kelimesinden ayrı değerlendirirsek, konu feraset mevzusu. Yani başlığa "Keramet" yazılacak bir durumu yok.

Bir konuşma sırasında, ilim ve feraset sahibi olan bir insan, konunun daha başından karşısındaki kişinin nerelere takılabileceğini, ardı ardınca başka nelere takılacağını teker teker bilir, sormadan cevaplar. Herbirinizin başına bu gelmiştir; bir çocuk veya dinde yeni olan biri, bir konunun daha adını söyler söylemez, aklından geçen ve geçecek olan tüm soruları bilir, ona göre o sormadan cevaplarsınız. Bu keramet değildir; ilim, tecrübe ve ferasettir.

Konu rüya görmesi ise de "rüyası doğru çıkmış" denilir, yine keramet denmez.

Kısaca bu kadarlık bir metin ile, durum net anlaşılmıyor. Feraset veya rüyada görmeye ise, dediğim gibi: keramet denmez.

Güncel:

Buraya aktarılan kısa kesitten anlaşılana dair yorumum yukarıdadır.

Bu aktardığınız alıntı metin ve daha fazlası ise aşağıda verdiğim linkte var. Son itibari ile ayet ve hadislere ters düşen bu "yapılan yorumlama iddialarla" bu "itikad" kabul edilmez; nitekim ne ayettir, ne hadis; bu bir. Ayrıca bu aktarılan metinle İbni Teymiyye rahimehullah hakkında "iddia edilenin" de (yani kalp okumanın), bugün aramızdaki şirk koşanların şirkini şahid olarak bilmemiz gibi (onların iddası feraset veya rüya değildir; kalplerin içini okumadır. şirk ithamı da bu yüzdendir), bir kesinliği yok ki onun hakkında hüküm versek. Bilmiş, ama nasıl bilmiş? Rüyada mı görmüş, feraseti ile mi konuşmanın gidişatını öngörmüş; nasıl bildiğinin açıklaması yok. Bizim şirk ehli dediklerimiz açıkça "şeyhimiz kalpten geçeni okur bilir" dedikleri için şirk ehli olarak anılıyor; o başka, bu başka bir şey.

Kısaca kendisi muvahhid olarak bilinen bir alimdir ve aktarılan metnin "doğruluğundan" tutun, "olan bitenin nasıl yorumlandığına, bilmesi için gösterilecek sebepe" kadar (dediğim gibi feraset mevzusu mu rüya mevzusu mu) iyice incelenmeden hakkında bu şekilde bir ithamla konuşulacak kişi değildir. (Konu uzun diye tam okumadım; buyrun sizler okuyun, varsa aklınıza takılan açıklaması yapılmamış bir şey, burdan yazarsınız.




Ek olarak da:



 

Ummu Aişe

حسبي الله ونعم الوكيل
İslam-TR Üyesi
pek tabii olaylardır aslında bu tarz vakaalar. anne mesela oğlundan uzaktır, oğlunun başına birşey gelir ve anne uzaklıga ragmen görmemesine ragmen kalben bi ızdırap duyar ve ogluma birşeyler oldu der.
Bu arada bununla ilgili:

Bazen olacak bir hadiseyi önceden hissedersiniz ve olur. Bunu yaşayan çok kişi var ve gözlemlediğime göre çoğunluğu bundan kötü yönde etkileniyor ve içlerine doğan his yüzünden, yapacakları planları erteler oluyorlar veya vazgeçiyorlar. Daha ilerisi evden çıkmaya korkar hale geliyor ve bu gidişata dair biraz mantıklı düşünürseniz bu işin içinde şeytanın var olduğunu anlarsınız. Nitekim: Şeytan fısıldar... (Rahmani olamaz mı? Olabilir ama bunu bilemezsiniz. Dediğim gibi bu şekildeki durumları sık yaşayan insanların çoğunluk durumuna bakarsak, psikolojik çöküntüye doğru gidiyorlar, ki bu şekilde buna Rahmani diyemeyiz. Rahmani olması için hayata dair bir fayda görülmesi icap eder. Oysa sık sık sıkıntı halinde başına iş gelenler, ilerleyen zamanlarda en küçük histe korku ile eve tıkılıyor ve bu şeytanın isteyebileceği bir şey. Bunların içinden "gaybı biliyorum" iddiası ile çıkanlar da oluyor, ki bu da dinen eyvah, küfürdür.)

Peki, şeytan fısıldar, ama olacakları nerden bilir? Biz onları göremiyoruz ama onlar birbirini görüyor ve meleklerden kulak hırsızlığı yaptıkları da biliniyor. Birkaç doğru haberi alıp, yanına bin katarak cinciler insanları doğrudan kandırıyor. Ayrıca his olarak gelen "birşey olacak" duygusunun ardından, birşey olduğunu gördüğünüzde, o "olacak" diye fısıldayan da onlar. Bazen meleklerden kulak hırsızlığına da gerek yok, olacak şeyin tasarlayıcıları kendileriyse veya insan şeytanları planlamış ve onlar onlara kulak verdiyse, olacak şeyi bilmelerinden doğal bir şey yok.

Yani bizle onlar arasında doğrudan iletişim yok (fısıltı, vesvese var, bunlar yüzünden içimizde oluşan his var) ama onlar kendi aralarında çok güzel iletişimdeler.

Örnek: Bugün çok sinirlisinizdir, "Allah'ım inşaAllah şu dırdırcı komşunun bugün gelesi tutmaz" dersiniz ama o komşunun o gün gelesi tutar. Nerden geldi bu his, nasıl bildiniz? Siz bilmediniz, sizin şeytanınız ve komşunuzun şeytanının birbiriyle iletişimde bulunabildiğini unutmayın ) O günkü siniri size aşılayan zaten şeytan. Sizi o komşunun gelmesine karşı dayanılmaz bir ruh haline sokan Allah'ın da izniyle o. Komşunun şeytanı da "Kalk kız, şu hatceye bir oturmaya git" diye fısıldarsa, tamamdır artık, aklınıza gelen başınıza gelmiştir ) Bunun gaybı hissetmekle alakası yok yani, siz öyle sanın diye tasarlanmış bir tuzağın parçası oldunuz, geçmiş olsun. Nitekim şeytan kafirdir, zekasız değil; ve haliyle plan yapma yeteneği mevcuttur.

Küçüğüyle büyüğüyle böyle şeylerden korunmak için, öncelikle bunları bilin ve korunma dualarını sabah akşam okuyun. Aklınıza gelen herşeyi Rahmani sanmayın, nitekim Şeytan da fısıldıyor. Bu şekilde insanları şirke de, bid'ate de buladı; bunun dışında komşu hatce gibilerle günah olmayan sıkıntıları yaşatmayı da sever ) Eziyet olsun da, hangisini tutturabilirse artık. Şirkten başlar, haram, mekruh, mubahlarla çok oyalayarak sevap kazandıracak amellerden mahrum bırakma, panik anksiyete vs şeylere yol açacak çeşitli "gaybden haber gibi görünen" fısıltılarla insanı ruh sağlığı çizgisinden saptırma vb.

Uyanık olun...

Bir de mümkünse önemli planlarınız hakkında düşünüp hesap yaparken, kendi kendinizeyken bile euzü besmelesiz başlamayın. Kalbinize şeytandan arınmış sağlam fikirler gelmesi daha olasıdır inşaAllah. (İnsan yanılmaz değildir, yine yanılabilir ama olasılık hesabı...)

Bu konuda başka ne anlatabiliyorum bilmiyorum, kısaca: kalbimize fikir, vesvese, his atabiliyorlar ve bizi duyup, kendi aralarında da iletişimdeler. Ona göre kendi başınıza veya başkasının başına gelen böyle tuhaf olayları bunu bilerek değerlendirin. İnsanlar müslüman olsa da, şeytan fısıltılarına karşı tam korunmalı değillerdir. Bu acizlik değildir, bazen herkes gaflete düşer ve şeytan bu boşluktan yararlanır. Ona göre kalbinizi iyi koruyun, o Allah'tan başka kimsenin bilmediği şekilde (yazıcı meleklerin bile) size aittir. Vesvese tohumları ile kalbinize girilebilir ama kalbinizdeki siz konuşmadığınız sürece kimseye bilgi olarak çıkmaz.

Ha konuşmadığınız halde yine aklınızdaki bilindi mi? (Hani sihirbazlar bir sayı tut derler ve bilirler ya) işte onu sizin kalbinize eken zaten şeytansa, bunu bilinmesi de çok doğal. Ancak dikkat edin, bunlar cinlerle irtibatlı kişilerdir. Sihirbazlar veya kendilerini hak yolda göstermeye çalışan şirk ehli tarikat liderleri bu yolu kullanabilir.

En nihayetinde bu gayb ilmi değildir, sizin haberiniz olmadan "şeytan ve insan şeytanları arasında dönen" İLETİŞİMDİR.
 

Ummu Aişe

حسبي الله ونعم الوكيل
İslam-TR Üyesi
(Rahmani olamaz mı? Olabilir ama bunu bilemezsiniz. Dediğim gibi bu şekildeki durumları sık yaşayan insanların çoğunluk durumuna bakarsak, psikolojik çöküntüye doğru gidiyorlar, ki bu şekilde buna Rahmani diyemeyiz. Rahmani olması için hayata dair bir fayda görülmesi icap eder. Oysa sık sık sıkıntı halinde başına iş gelenler, ilerleyen zamanlarda en küçük histe korku ile eve tıkılıyor ve bu şeytanın isteyebileceği bir şey. Bunların içinden "gaybı biliyorum" iddiası ile çıkanlar da oluyor, ki bu da dinen eyvah, küfürdür.)
Güncel:

Bu "başa iş gelecek" diye iç sıkıntısını ancak şu şekilde Rahmani olarak da değerlendirebilirsiniz:

Dua okursunuz, kötü bir şey olacak düşüncesine karşılık hazırlıklı olursunuz ve bu "o şey olursa" sizi sabırlı davranmaya hazırlar. Nitekim sabrın makbulü, müsibetin ilk anıdır; onu kaçıran çok büyük bir ecir kaçırmıştır.

Ancak siz böyle yapmak yerine: korku, endişe, o şey olursa "bak gördün mü ben bildim" havalarına kapılma, eve kapanma, plan proje iptal etme (özellikle hayırlı işleri iptal etme) gibi bir şekilde tepki verirseniz, başlangıcı Rahmani olsa dahi, bu yaptıklarınızla şeytanın istediği yönde hareket etmiş olursunuz.

Yani cidden, bu tarz şeyleri çok iyi tahlil edin, akıllı mantıklı değerlendirin.

Allah'tan ayaklarımızı dini İslam üzere sabit kılmasını ve bu dünya hayatındaki şerle mücadelemiz için hepimize yardım diliyorum. Amin...
 

Muvahhid Mücahid

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Bahsettiğiniz kitap değil. Bu kitap bizzat Şeyhin talebesinin yazdığı bir kitap ve bir site tarafından çevrildi, link atmak yasak Allahu Alem, arayan bulur. Ben de onların tercümesini aldım, haklarını helal etsinler. Herhangi bir kanıt sunmadım, Şeyhin talebesinin bir şahitliği var. Dilerseniz İbn Kayyım'dan, İbn Teymiyye'nin Levhi Mahfuz'a muttali olması ile ilgili nakillerini de atarım. Gariban sofilere gelince o şirk bu şirk, İbn Teymiyye'ye gelince hata etti.
Ona şirkse, buna da şirk.
Allah'tan kork saptırma olayı.Söylenilen sözü Yahudiler gibi tahrif ediyorsunuz.Bu alimlerin hayatları bile o sözlerde ne kastettiklerinin delilidir.
 

Muhammed087

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Bahsettiğiniz kitap değil. Bu kitap bizzat Şeyhin talebesinin yazdığı bir kitap ve bir site tarafından çevrildi, link atmak yasak Allahu Alem, arayan bulur. Ben de onların tercümesini aldım, haklarını helal etsinler. Herhangi bir kanıt sunmadım, Şeyhin talebesinin bir şahitliği var. Dilerseniz İbn Kayyım'dan, İbn Teymiyye'nin Levhi Mahfuz'a muttali olması ile ilgili nakillerini de atarım. Gariban sofilere gelince o şirk bu şirk, İbn Teymiyye'ye gelince hata etti.
Ona şirkse, buna da şirk.
gariban dediğin tarikatcilarin cenazesine devlet başkanı gelmiş, televizyon kanalları,heryerde dernekleri var.ibn teymiyyenin attığın yazıları yıllardır ortalarda dolaşıyor, gaybden konuşması belki gördüğü rüyanın etkisiyle , "müminin rüyası nubuvvetin kırk cüzünden bir cüzdür" diye hadis var,hem o da talebeleride insan hata da edebilirler,tarikatciları eleştirince her seferinde bakin İbn teymiyye de böyle demenin ne alemi var,islam dini İbn teymiyye ile gelmedi ki onların yanlışını söyleyince hemen oradan örnek veriyorsunuz, bastonla odasından ruslari öldüren,ruhlardan yardım isteyen ,Allah haşa namaz kılıyor diyenlerle verdiğin örnek arasında dağlar kadar fark var
 

ez-Zehebî

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
İkiyüzlülük yapmayın, Ebubekir Sifil bu sitede vay müşrik diye linç edilmişti veliler keramet olarak insanın nefsinden geçenleri bilebilir dedi diye. Allah'ın dini; sofilere gelince başka, İbn Teymiyye'ye ve talebelerine gelince başka mı oluyor? Hata mata lafı gevelemeyin, İbn Teymiyye şirk işlemiştir, hüccet ikamesinden sonra tekfir edilir deyin geçin.
 

Muhammed087

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
İkiyüzlülük yapmayın, Ebubekir Sifil bu sitede vay müşrik diye linç edilmişti veliler keramet olarak insanın nefsinden geçenleri bilebilir dedi diye. Allah'ın dini; sofilere gelince başka, İbn Teymiyye'ye ve talebelerine gelince başka mı oluyor? Hata mata lafı gevelemeyin, İbn Teymiyye şirk işlemiştir, hüccet ikamesinden sonra tekfir edilir deyin geçin.
cok seviyorsan git ismailaga Cemaati orda, otur onlarla rabitani yap
 

ez-Zehebî

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
cok seviyorsan git ismailaga Cemaati orda, otur onlarla rabitani yap
Ad hominem (/æd ˈhɒmənəm -ˌnɛm, ɑd‐/), argumentum ad hominem ya da insan karalama safsatası; kalıplaşmış bir Latince deyimdir. Bir reaksiyonun, belirli bir kişinin herhangi bir konudaki duruşu yerine şahsına yöneltilmesidir.
 

Muhammed087

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Ad hominem (/æd ˈhɒmənəm -ˌnɛm, ɑd‐/), argumentum ad hominem ya da insan karalama safsatası; kalıplaşmış bir Latince deyimdir. Bir reaksiyonun, belirli bir kişinin herhangi bir konudaki duruşu yerine şahsına yöneltilmesidir.
Seninki duruş degilki tartışma çıkarmak icin konu açmışsın mahmutun şirkleriyle bunun ne ilgisi var
 

ez-Zehebî

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Seninki duruş degilki tartışma çıkarmak icin konu açmışsın mahmutun şirkleriyle bunun ne ilgisi var
Ben yazılarımda Mahmut Ustaosmanoğlu ile ilgili bir şeyden bahsetmedim. Milleti şirk ile yargıladığınız bir meselede umulur ki itidal sahibi olursunuz diye paylaştım. Dünya sizin görüşleriniz etrafında dönmüyor.
 

Muhammed087

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Ben yazılarımda Mahmut Ustaosmanoğlu ile ilgili bir şeyden bahsetmedim. Milleti şirk ile yargıladığınız bir meselede umulur ki itidal sahibi olursunuz diye paylaştım. Dünya sizin görüşleriniz etrafında dönmüyor.
Diğer konuda Mahmut efendiye rahmet dilemistin,rahmet muslumandan başkasına dilenmez,seninde böyle düşünenlerin görüşü buysa bisey diyemem ,tekfircileride tarikatcilarida hep muslumanlarin başına bela uç gruplar olarak gormusumdur,daha da tartışmanın lüzumu yok hadi selametle
 

Ummu Aişe

حسبي الله ونعم الوكيل
İslam-TR Üyesi

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
İkiyüzlülük yapmayın, Ebubekir Sifil bu sitede vay müşrik diye linç edilmişti veliler keramet olarak insanın nefsinden geçenleri bilebilir dedi diye. Allah'ın dini; sofilere gelince başka, İbn Teymiyye'ye ve talebelerine gelince başka mı oluyor? Hata mata lafı gevelemeyin, İbn Teymiyye şirk işlemiştir, hüccet ikamesinden sonra tekfir edilir deyin geçin.
Allah'ın, mûmin kuluna vermiş olduğu anlayış ve keskin zekasını (firaset, mutevessimîn) , Tasavvufa ait ve yine kendilerince ilahi özelliklerle (şirkle) donatılmış makamlarından gavs, kutub, Aktab, Eğvâs, Nucebâ, Evtâd vs. apoletlerine, insanların kalbin derinliklerinden geçeni (gaybı) bilir sapkınlığına tevil ederek akide edinmek klasik şirk itikadlarındandır. Bir de bu şirki açıktan hakaretle savunmak .

15 gün yazamama cezası (Bayram dolayısıyla ceza 08 Temmuz- arafe gününe -11 güne- çelildi). Tasdikçisine de 1 hafta



******



Allah’a göre bu mümkün değil ama, tarikatçılara göre bu mümkün. Yani Allah'ın “siz kalblerden geçeni bilemezsiniz” demesi, tasavvufçular için çok da kaâle alacak bir şey değildir.
Kalblerden geçeni Allah tan başka hiç kimsenin bilemeyeceğinin delillerini kısaca şöyle sıralayabiliriz:

1- Kardeşleri dediler ki: “Biz güçlü bir topluluk olduğumuz halde Yûsuf ve kardeşi (Bunyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Doğrusu babamız açık bir yanılgı içindedir.” “Yûsuf’u öldürün veya onu bir yere atın ki babanız sadece size yönelsin. Ondan sonra (tövbe edib) salih kimseler olursunuz.” Onlardan bir sözcü, “Yûsuf’u öldürmeyin, onu bir kuyunun dibine bırakın ki geçen kervanlardan biri onu bulub alsın. Eğer yapacaksanız böyle yapın” dedi. Babalarına şöyle dediler: “Ey babamız! Yûsuf hakkında bize neden güvenmiyorsun? Halbuki biz onun iyiliğini isteyen kişileriz.” “Yarın onu bizimle beraber gönder de gezib oynasın. Şubhesiz biz onu koruruz.” Babaları “Doğrusu onu götürmeniz beni üzer, siz ondan habersiz iken onu kurt yer diye korkuyorum.” Onlar da, “Andolsun biz kuvvetli bir topluluk iken onu kurt yerse (o takdirde) biz gerçekten hüsrana uğramış oluruz” dediler. (Yusuf 8-14)

Ayetin akışını dikkatlice incelediğimiz zaman Yakub (a.s.)'ın bile çocuklarının kalblerinde gizledikleri o korkunç şeyleri bilmediğini görebiliyoruz. Bir peygamber kendi çocuklarının kalblerinde gizledikleri şeyleri bilmiyorsa; nasıl olur da şeyh, evliya, gavs olarak nitelendirdikleri insanlar muridlerin kalblerinden geçenleri bilebilir ki?
Yusuf suresini dikkatlice incelediğiniz vakit bir çok yerde Yakub (a.s.)ın, kalblerden geçenleri bilemediğini görebiliyoruz. Allah kalblerden geçenleri okumayı peygamberlere dahi vermemiştir. Ayetler buna en büyük delildir.

2-Çevrenizdeki bedevilerden munafık olanlar vardır ve Medine halkından da nifakı alışkanlığa çevirmiş olanlar vardır. Sen onları bilmezsin, biz onları biliriz. Biz onları iki kere azablandıracağız, sonra onlar büyük bir azaba döndürülecekler”. (Tevbe 101)

’’Sen onları bilmezsin, biz onları biliriz’’
Munafık; kalbinde olan küfrü gizleyip kendisini hak din üzerinde olduğunu söyleyen kişidir.
Muhammed (s.a.v) şayet kalblerden gizlenen şeyleri bilseydi, çevresindeki munafıkları vahiy olmadan da pekala bilebilirdi. Oysa Allah kuranda "Sen onları bilmezsin, Biz onları biliriz" buyurmaktadır. Yani 'sen insanların kalblerinden gizledikleri şeylere vakıf olamasın, bilemezsin, kalblerin özünde gizlenen her şeyi ancak Ben bilirim, bu yetki sadece Bana aittir', bildirmesine rağmen; nasıl olur da Tasavvuf - Tarikat şeyhleri insanların kalblerinden geçenleri bilsinler !
Tarikat şeyhleri Allah'ın peygamberlerinden üstün niteliklere sahib insanlar mı ki, Allah'ın peygamberlerine vermediği bir özeliği tarikat şeyhlere versin?
Peygamber (s.a.v.) kalblerden geçenleri bilebilseydi, çevrelerindeki munafıkları vahiy inmeden de pekala rahat bir şekilde bilebilirdi.

3- Rasulullah (s.a.v)’in mubârak zevcesi Aişe (r.anha)’ya munafıklarca en iğrenç iftira (ifk) yapılmış ve Medine kısa zamanda bu azim iftirayla çalkalanmıştır. Peygamber (s.a.v), sevgili zevcesi hakkındaki bu dedikoduları kesinlikle tekzib edememiş, çaresizlik içerisinde ashabıyla istişârede bulunmuş, bu arada Aişe’yi de babasının evine göndermiştir. Günlerce süren ve hem Rasulullah (s.a.v) hem de zevcesi için ızdırab veren bu durum içerisinde, bir gün Peygamber (s.a.v.) hasta yatmakta olan Aişe (r.anha)’nın başı ucunda, ona şu sözleri söylemektedir:
Ey Aişe, senin hakkında bana şöyle şöyle haberler ulaştı. Eğer günahsız isen Allah seni mutlaka temize çıkaracaktır. Yok eğer bir günaha bulaştı isen Allah’tan mağfiret dile, O’na tevbe et.
(Buhari, Muslim, Taberi tefsiri, İbn-i Hişam)

Bir takım insanlar tarafından Aişe (r.anha)'ya zina iftirası atılıyor. Şayet Muhammed (s.a.v.), Kalblerden gizlenenleri bilebilseydi, iftiraya maruz kalan eşine : ’Ey Aişe, senin hakkında bana şöyle şöyle haberler ulaştı. Eğer günahsız isen Allah seni mutlaka temize çıkaracaktır. Yok eğer bir günaha bulaştın ise Allah’ tan mağfiret dile, tevbe et ’’ demezdi.
Ve vahiy inmesiyle Aişe (r.anha) suçsuz olduğu iftiraya maruz kaldığı ortaya çıktı. Bir peygamber dahi, eşinin o anda kalbinde gizlediklerini bilmezken, şeyhler nasıl olur da muridlerin kalblerinde gizledikleri şeyleri bilsinler. Aişe'nin suçsuz olduğunu bilseydi Muhammed (s.a.v.) eşini tevbe etmeye davet etmezdi.

Bilhassa Türkiye’deki tarikatçıların - tasavvufcuların çoğu, kendilerini Hanefi mezhebine nisbet ederler. Peki Hanefi mezhebinden olduğunu söyleyen insanlara Ebu Hanife'nin “kalblerden geçeni ben bilirim diyen kişinin kafir olduğu” fetvasını sunsak, acaba ebu Hanife'ye uyacaklar mı bu konuda?
Ebu Hanife (rahimehullah) şöyle demiştir :
"... Kalblerde olanı ancak Allah ve Allah'ın kendisine vahyettiği bir peygamberden başka kimse bilemez. Vahiy olmadan, kalblerde bulunanı bildiğini iddia eden, Alemlerin Rabbi'nin ilmine sahip olduğunu iddia etmiş olur. Kalblerde ve hariçte, Allah'ın bildiğini kendisinin de bildiği iddiasında bulunan insan büyük bir cürüm işlemiş cehennem ve küfrü hak etmiş olur."
(Ebu Hanife (rh.a)'ın Beş Eseri, Çev. Mustafa öz, İstanbul, 1981, s.29, Arabca metin., Sf: 24)

Abdullah b. Utbe b. Mes'ud (radıyAllahu anh)'den şöyle rivayet edilmiştir:
Ömer (radıyAllahu anh)'den işittim. O şöyle diyordu:
"İnsanlar Rasulullah (s.a.v.) zamanında vahiy ile gizli hallerinden de sorumlu tutulurlardı. Rasulullah'ın vefatı ile vahiy kesilmiştir. Bugün sizi gördüğümüz amellerinizden dolayı sorumlu tutarız. Bu yüzden kim bize hayır ve adalet gösterirse onu emin sayar ve güvenilir kabul ederiz. Onların gizli hallerini araştırmak bize düşmez. Gizli hallerinin hesabını da Allah görür. Bize zahiren fena hal gösterenlerden de emin olamayız. Niyetinin iyi olduğunu söylese bile ona inanmayız."
(Buhari, Kitabu'ş-Şehadet)

"De ki, göklerde ve yerde, hiç kimse gaybı bilmez, onu sadece Allah bilir.” (Neml 65)
Bunlar gayb haberlerindendir, onları sana vahyediyoruz. Bundan önce onları ne sen bilirdin, ne de senin kavmin.” (Hud 49)
’’ Allah size gaybı bildirecek de değildir…” (Ali-İmran 179)

****

"O, bütün gaybı bilir. Fakat gaybını hiç kimseye açmaz. Ancak seçtiği elçiye açar. Çünkü onun önünden ve ardından gözetleyiciler salar. Bilsin diye ki, onlar Rablerinin elçiliklerini yerine getirmişlerdir. Allah onlarda bulunan her şeyi kuşatmış ve her şeyi bir bir saymıştır." (Cin, 26-28)

Gaybını kimseye muttâli kılmıyor, illâ Rasul ! (sofiler rasul değildir!)


إِلَّا مَنِ ارْتَضَى مِن رَّسُولٍ
Ancak elçileri içinde seçip dilediği bir elçi hariç.

Allah, gaybı meselelerden bazısını, bazı rasullerine, kısıtlı oranda bildirebileceği sabit. Yâni rasullerine bile sınırlı şekilde gaybı bildirebilir. Rasul'un kendisi bizzat gaybı bilici olamaz. Fakat Allah onları risalet göreviyle seçtiği için gayb ilminin bazı hakikatlerini istediği zaman onlara verebilir. Nitekim İstanbul, Roma fethi vs gibi gaybi bildirimleri misal verilebilir. Bunda da kendi irade ihtiyarında değildir. Çünkü ;
"De ki: "Allah'ın dilediğinin dışında ben, kendim için bir menfaat elde etmeye ve bir zarar vermeye kâdir değilim. Eğer ben, gaybı bilseydim daha çok hayır elde ederdim. Ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben iman eden bir kavim için ancak bir uyarıcı ve bir müjdeciyim." (Â'raf 188)

"Evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm." (Âl-i İmran, 49)
Burada şuna da dikkat etmek gerekir ki, burada söz konusu edilen şey, bütünüyle gaybı bilmektir. Bütün gaybı bilmek, vâcib ve mümkün olan kısımlarıyla gaybın hepsini bilmek demektir ki, bunun içinde mümkün olan her şeyi yapabilmek de dahildir. Yani kendisi için, kendi kendine ve kendi illiyetiyle bütün gaybı bilmek, vâcibu'l vucûd ve mutlak kudret sahibi olmayı da gerekli kılar.

"Gaybı o bilir. Kimseye gaybı göstermez." (Cin, 26)
"Gaybın anahtarları Allah'ın kalındadır. Onları ancak o bilir... " (En'am 59)
"... De ki"Gaybi bilmek Allah'a aittir..." (Yunus 20)

Allah (c.c.) kendi gaybını, -yani bütün varlıklara göre mutlak gayb olan ve Bâtın -yani gizlilikleri bilen- isminin ortaya çıktığı yer olan kendi ilmini- kimseye açmaz. Açık ve kesin şekilde gaybını kimseye açmaz. Onun için ne insan, ne cin, ne melek ne de bir başka varlık mutlak gaybı yakînen bilmez. Böyle olması izafi gayb (göreli gayb)'a dair bazı bilgiler edinilebilmesine aykırı olamayacağı gibi, ruya, ilham, keramet gibi sebeblerle mutlak gayba dair bazı şeyler sezilebilmesine de aykırı değildir. Bununla beraber bunların hiçbiri zan ve kuruntudan arınmış tam bir keşf ve ortaya çıkarma mânâsına kesin bir ilim olamaz. Bundan dolayıdır ki olaylar üzerinde cereyan eden bilimsel araştırma ve buluşların, delile dayanarak mantıkî neticeler çıkarmanın bile yarın için hükmü bir kıyastan öte geçemez. Matematiksel bir kesinlik ifade etmez. Dış görünüşe göre düşünüp fikir yürütmek başka; meydanda, açık olmak yine başkadır. Yüce Allah henüz vucûda çıkarmamış olduğu gaybını kimseye açmaz, açığa çıkarmaz.
 

Ebu Tahir

لا إله إلا الله
İslam-TR Üyesi
Vay arkadaş ne mahmutmuş…forumu yıktı geçirdi.son bir kaç gündür resmen savaş alanına döndük.Subhanallah kardeşler bu konuyu artık kapatsakta Rabbimize daha iyi nasıl kulluk edebiliriz diye birbirimize nasihatlerde bulunsak.
 

Ummu Aişe

حسبي الله ونعم الوكيل
İslam-TR Üyesi
Vay arkadaş ne mahmutmuş…forumu yıktı geçirdi.son bir kaç gündür resmen savaş alanına döndük.Subhanallah kardeşler bu konuyu artık kapatsakta Rabbimize daha iyi nasıl kulluk edebiliriz diye birbirimize nasihatlerde bulunsak.
Evet...

Mesela benim nasihatim: Şirkin dinden çıkaran bir şey olduğunu anlayıp anlatarak, insanlar Allah'a gayet mükemmel şekilde kulluk yapabilir. (Bu arada forumu yıkan Mahmut değil, şirkin dinden çıkarmadığını iddia eden tarihin en ilginç vaka örnekleridir...)

Kaç gündür burda verilen Hakkın mücadelesinde "laubali, delilsiz ve çarpıtmadan konuşan" kardeşler çok güzel bir amel sergilemişlerdir. Bu amel dinde Emr-i bil Maruf, Nehy-i anil Münker vazifesi olarak adlandırılır. "Kim bir kötülüğü görürse..." hadisi bunun temelidir. Şiddetle herkese tavsiye edilir. Nitekim bir alim sözüydü sanırım, ismini bilen eklesin: "Haksızlığın karşısında susan dilsiz şeytandır."

Hakkı ayakta tutmak için, küçük büyük demeden tavrını ortaya koyan kardeşlerden Allah radı olsun. Bilmeyen birileri okur da batıla sapar korkusundan, hakkı ortaya koymak için gecesinden gündüzünden veren kardeşlerin bu amelleri kabul olsun, amin... Onlar ki zulmü görüp geçmedi, onlar ki Allah'ın hakkı olan "Kendisine Şirk Koşulmaması" konusunu küçük ve önemsiz görmedi. Allah'ın hakkını Allah için savundular.

Tekrardan Allah radı olsun. Bu ve öteki konularda bunu yapan kim varsa... Küçük büyük fark etmez. Hatta bakın, bir zulme dua butonu ile katılım gösteren bile payını alıyorsa, bu bahsettiğim kardeşlere bir dua butonu ile destek verilmesi bile hak yolunda bir tavır ortaya koymaktır.

Oysa gördük ki, 3-5 kişi, 3-5 kişi ile başbaşa bırakıldı. Sessiz seyircisi bol olan bu işte seyircilere hiç bir pay olmadı. Herhangi bir tarafa taraf olamadıkları için sessiz kaldılarsa onu bilemem. Ama böyle önemli bir konuda tarafını seçemeyenler, itikada dair ilmi bulunmayanlardır, onu da söyleyeyim. Umarım tez vakitte bu eksiklerini tamamlarlar, şirke dair çizgi müslümanın en iyi bilmesi gereken sınırıdır.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

Benzer konular

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt