Neler yeni
İslami Forum, Dini Forum, islami site, islami sohbet, radyo, islami bilgiler

İslam-tr.org'a hoş geldiniz! Hemen üye olun ve kendi konularınızı, düşüncelerinizi paylaşarak bu platforma katılın. Oturum açtıktan sonra, İslam dini, tarih ve güncel konularla ilgili paylaşımlarda bulunabilirsiniz.

Ilim Öğrenmede Ilk Adim: Iman_imanin Rukunlari_kelime-i Tevhidin Şartlari

boran el muvahhid Çevrimdışı

boran el muvahhid

Üye
İslam-TR Üyesi
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM


yazı

1_iman ve rukunları(Abdulkadir bin Abdulaziz in iman ve küfür kitabından alınmadır)
2_kelime i tevhidin şartları(derlemedir)

olarak iki ana bölümden oluşuyor.


İMAN

İman lafzı mutlak anlamda kullanıldığında, bundan kasıt dinin tamamıdır. İman, Rasulullah’ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem belirtmiş olduğu gibi bir çok şubeyi kapsar: “İman yetmiş küsür, yahut altmış küsür şubedir. Bu şubelerin en faziletlisi La İlahe İllallah ve en basiti yoldan eziyet veren şeyi kaldırmaktır. Haya ise imandan bir şubedir.” Böylece iman gerek haram gerekse mekruh olsun, sakındırılmış olan şeylerin terkini kapsadığı gibi, farz olsun nafile olsun, kalp, dil ve diğer organlara gerekli olan tüm taatleri de kapsamış olur.
İman üç mertebeye ayrılır. Bunlardan her bir mertebe imanın bazı şubelerini kapsar. Böylece bu üç mertebe imanın tüm şubelerini kendisinde toplamış olur. Bu üç mertebeyi şöylece sıralayabiliriz:




Birinci Mertebe

İMANIN ASLI (ASLU’L-ÎMAN)

Bu olmadan iman da olmaz; bununla küfürden kurtulup imana girilir.
İmanın mutlak anlamı budur. Bu imanın sahibi Allahu Teala’nın; “Ey iman edenler” sözünün muhatabıdır.
İmanın bu mertebesi bazı şubeleri kapsar ki, bunlar tamam olmaksızın iman da sahih olmaz. Bu şubeler şunlardır:
Kalbin Sorumlu Oldukları: Rasulullah’ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem getirmiş olduklarını ana hatlarıyla bilmek, bunları tasdik etmek ve boyun eğmek. Muhabbet, haşyet, rıza ve Allahu Teala’ya teslimiyet gibi diğer bazı kalp amelleri de imanın aslına girer.
Dilin Sorumlu Oldukları: İki şehadeti ikrar.
Organların Sorumlu Oldukları: Namaz gibi, terkedenin tekfir olunduğu ameller. Bazı alimlere göre dinin beş temelinden (el-mebânî) geriye kalanlar da buna dahildir. Küfre düşürücü şeyleri terk de imanın aslına dahildir. Zira Allahu Teala şöyle buyurur: “Kim tağutu inkar eder ve Allah’a iman ederse, en sağlam kulpa sarılmış demektir; onun kopması yoktur.”
Fiil olsun, terk olsun imanın aslına giren amelleri tespit etmenin kuralı şudur: Terk edenin tekfir olunduğu her amelin işlenmesi imanın aslındandır (tasdik, kalbin boyun eğmesi, dilin ikrarı ve namaz gibi). Aynı şekilde, işleyenin tekfir olunduğu her amelin terki de imanın aslındandır (din ile alay etmek, Allah’tan başkasına dua etmek gibi). Çünkü, imanın aslının zıddı küfürdür.
Küfür imanın aslının zıddı olduğuna göre, -gerek vacip olanı terk, gerekse haram olanı işlemek olsun- küfre düşürücü her günah imanın aslını bozar. İmanın aslı olan ameli işlemeyen yahut onu bozacak bir amel işleyen kimse ise kafirdir. Küfre düşürücü günahı tespitin kuralı ise, o amelin büyük küfür olduğunu gösteren şer’î delildir. Bunun ayrıntıları inşaallah ileride gelecek.
Kim, imanın aslını yerine getirirse, ya hemen ya da günahlarının cezasını ödedikten sonra mutlaka cennete girer. Eğer -ikinci mertebedeki- “vacip olan iman”ı tam olarak yerine getirirse, hemen cennete girer. Eğer vacip olan imanda kusur ederse ve Allahu Teala da onun bu eksiklerini bağışlarsa, yine hemen cennete girer. Şayet Allah, onun imanın vacip kısmındaki bu kusurlarını bağışlamazsa, günahları miktarınca cehennemde kalır; sonra imanın aslı kendisinde bulunması sebebiyle cennete girmek için oradan çıkar. Nebi’nin Sallallahu Aleyhi ve Sellem şu sözü de buna delalet eder:
“Bazı kavimlere işledikleri günahların cezası olarak, ateşlerin alevleri dokunur. Sonra Allah, rahmetiyle onları cennete sokar. Bu kimselere ‘cehennemiyyûn’ denir.”
Bu gibi kimselerin sonradan cennete girmeleri, kendilerinde küfre zıt olan, imanın aslını bulundurmaları nedeniyledir. Rasulullah’ınSallallahu Aleyhi ve Sellem buyurduğu gibi:
“Allah, kulları arasında hüküm vermeyi bitirdiğinde ve cehennem ehlinden dilediğini rahmeti ile çıkarmak istediğinde meleklere; La İlahe İllallah diye şehadet edip, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayan kimselerden rahmet ettiklerini cehennemden çıkarmalarını emreder. Melekler onları secde izlerinden tanırlar.”
Hadiste bahsedilen kimseler, imanın aslının kendilerinde bulunması nedeniyle cehennemden çıkarlar. İmanın şubelerinin en önemlilerinden olup, hadiste zikredilenler şunlardır: İki şehadeti ikrar, (La İlahe İllallah diye şehadet edip...) namaz (secde izlerinden...) ve küfre düşürücü şeyleri terk (Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayan...).
Yine Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurur:
“Cibril, bana geldi ve şöyle aktardı: Ümmetinden kim Allah’a şirk koşmadan ölürse cennete girer” Ebû Zer şöyle der: Dedim ki: Zina etse, hırsızlık yapsa da mı? “Evet” dedi. “Zina etse de, hırsızlık yapsa da.”Yani bu kimsenin varacağı yer cennettir.
Kim de imanın aslını yerine getirmezse yahut onu bozarsa, o cehennem ehlinden olan kafirdir, oradan bir daha çıkmaz. Allahu Teala şöyle buyurur:
“Küfredenlere gelince, onlar kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye olarak versinler diye, yeryüzündekilerin tamamı ve bir o kadar daha onların olsa, onlardan kabul olunmayacaktır ve onlar için acıklı bir azap vardır. Cehennemden çıkmak isterler fakat çıkacak değillerdir. Onlar için sürekli bir azap vardır”




İkinci Mertebe

VACİP OLAN İMAN (EL-ÎMANU’L-VACİB)

İmanın aslını yerine getirip, bunun üzerine vacipleri işlemeyi ve haramları terketmeyi eklemektir. Gerek fiil olsun gerek terk olsun hangi amelin vacip olan imana dahil olduğunu tespit etmenin kuralı şudur: Terki halinde azapla korkutmanın söz konusu olduğu ancak, terkedenin tekfir edilmediği amelin işlenmesi vacip olan imandandır (sıdk, güvenilirlik, ana-babaya iyilik, vacip olan cihad gibi). İşlenmesi halinde azapla korkutma söz konusu olan, ancak işleyenin tekfir edilmediği amelin terki de, vacip olan imandandır (zina, faiz, hırsızlık, içki içmek, yalan, gıybet, laf taşıma gibi).
Vacip olan imanda insanlar iki derecedirler:
Birinci Derece: İmanın aslını yerine getirdikten sonra vacibi terk etmek ya da haram işlemekle kusurda bulunanlar: Bunlar, büyük günah işleyen kimseler, salih amel ile kötü ameli karıştıranlar, Tevhid ehli olup asi olanlar veya dinden çıkmayan fasıklar (el-fâsıku’l-millî) dır.
Durumu bu olan kimse, eğer tevbe etmeksizin ölürse azapla tehdidin muhatabıdır. Fakat o kimsenin durumu Allah’ın dilemesine bağlıdır; eğer Allah dilerse ona mağfiret eder ve hiç azap etmeksizin cennete sokar. Eğer dilerse günahları miktarınca ona azap eder, sonra onu cehennemden çıkarır ve imanın aslını yerine getirmiş olmasından dolayı cennete sokar. Bunun delili ise şu ayet-i kerimedir:
“Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz; bunun dışındakileri ise, dilediği kimse için bağışlar.”
Nebi’nin Sallallahu Aleyhi ve Sellem şu sözü de buna delalet eder:
“Allah’a hiçbir şeyi şirk koşmayacağınıza, hırsızlık yapmayacağınıza, zina etmeyeceğinize, çocuklarınızı öldürmeyeceğinize, iftira etmeyeceğinize, ma’rufta isyan etmeyeceğinize dair bana biat ediniz. Kim bu biatına bağlı kalırsa, onun ecri Allah’a aittir. Ve kim bunlardan birisini yapar da dünyada iken cezalandırılırsa, bu onun için keffaret olur. Kim de bunlardan birisini işler ve Allah da onun bu günahını örterse onun durumu Allah’a kalmıştır; dilerse affeder dilerse cezalandırır”
Dünyada cezalandırma ile günahın örtülmesinden veya ikinci şık olan, kişinin durumunun ahirette Allah’ın dilemesine kalmasından mürtedin durumu müstesnadır. Hadiste, “Allah’a hiçbir şeyi şirk koşmayacağınıza...” diyerek işaret edilen mürted, eğer riddet (İslam’dan çıkma) nedeniyle öldürülürse bu ceza onun için keffaret olmaz. Zira Allahu Teala şöyle buyurur: “Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz.” Dünyada iken riddet sebebiyle cezalandırılsa da cezalandırılmasa da birdir.
İkinci Derece: İmanın aslını yerine getirdikten sonra, ne eksik ne de fazla yapmaksızın, vacip olan imanı tam anlamıyla yerine getirenler. Bu kimseler tehditten kurtulup müjdelenmeye hak kazanmışlardır. Yani böyle bir kimse hiç azap görmeksizin, Allah’ın fadlı ve sadık va’di gereğince, cennete girmeye hak kazanmış demektir. Bu da orta yolu tutanların derecesidir: “Onlardan orta yolu tutanlar vardır.” Bu kimseler hakkında Rasulullah’ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem şu hadisi varid olmuştur:
Bir kimse gelerek Rasulullah’a Sallallahu Aleyhi ve Sellem İslam’ın emirlerinin neler olduğunu sorar. O da bunları o kimseye bildirdiğinde adam şöyle der: “Seni hak olarak gönderene yemin olsun ki, Allah’ın bana farz kıldığından ne daha fazlasını yapacağım, ne de daha eksiğini.” Bunun üzerine Rasulullah şöyle der: “Eğer doğru söylüyorsa kurtuldu” yahut “Eğer doğru söylüyorsa cennete girdi.”Üzerine nafileler ilave edilmeksizin farzların eda edilmesi, vacip olan imanın şeklidir. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu kimseye, bunu yerine getirmekle kurtuluşa ereceğini ve cennete gireceğini müjdelemiştir.
İmanın aslına ve vacip olan imana giren emir ve nehiyleri bilmek, her Müslüman için farz-ı ayndır. Bu farz-ı ayn olan ilimden bir kısmı genel, bir kısmı da kişilere özeldir. Bunları bilmek vaciptir; çünkü bunlarla amel etmek vaciptir. Bunlarda kusur etme sonucunda, küfür ya da fısktan ötürü tehdit vardır. Bir ameli işlemek için öncelikle ona ait bilgiye sahip olmak gerekiyorsa, gerekli olan bu bilgi de vaciptir. Çünkü maksatlar için geçerli olan hüküm, vesileler için de geçerlidir.




Üçüncü Mertebe

MÜSTEHAB OLAN İMAN

Bu, imanın aslı ve vacip olan imanı yerine getirdikten sonra mendup ve müstehapları işlemek, mekruh ve şüphelileri terketmektir. İmanın aslı ve vacip olan imanın yanısıra kim bunları da yaparsa o, orta yolu tutanlardan daha üstün bir derece kazanarak doğrudan cennete giren, öne geçenler (sabikûn) ve Allah’a yakın derecede olanlar (muhsinûn)dan olur. Bu, “Onlardan, Allah’ın izniyle, hayırlarla öne geçenler vardır” ayetinde bildirilen derecedir. Bu ayette şöyle buyurulur:
“Sonra, kullarımızdan seçtiklerimizi Kitap’a varisler kıldık. Onlardan bir kısmı nefsine zulmetti, bir kısmı orta bir yol tuttu, bir kısmı da Allah’ın izniyle, hayırlarla öne geçti. İşte büyük fadl budur.”
İmanın üç mertebesi bunlardır. Üç mertebesini de zikretmiş olduğumuz iman, gerek mükafat gerek ceza; Allah katındaki ahiret hükümlerinin kendisine bakılarak verildiği “hakikî iman”dır.
Dünyada ise Müslüman ile kafirin arasını ayıran “hükmî iman”a gelince (bu hükmî İslamla eş anlamlıdır), iki şehadeti ikrar yahut bunun yerine geçecek herhangi bir İslam alameti ile sabit olmuş olur. Allahu Teala imanın bu iki çeşidini ayırmıştır:
“Ey iman edenler, mü’min kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilendir. Şayet onların gerçekten mü’min kadınlar olduklarını öğrenirseniz, artık sakın onları kafirlere geri çevirmeyin.”
“Allah onların imanlarını daha iyi bilir” yani onların imanlarının hakikatini daha iyi bilir. Yine;
“Eğer onların gerçekten mü’min kadınlar olduklarını bilirseniz” yani, görüldüğü kadarıyla bunu anlarsanız demektir. İşte bu hükmî imandır. Bir başka ayette şöyle geçer:
“Sizden özgür olan mü’min kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler, ellerinizin malik olduğu mü’min cariyelerinizden alsın. Allah sizin imanınızı en iyi bilendir.” “Özgür olan mü’min kadınlar” ve “Mü’min cariyeleriniz”, yani “Zahiren mü’min olan kadınlar ve zahiren mü’min cariyeleriniz”, “Allah sizin imanınızı en iyi bilendir” yani, “Allah sizin imanınızın hakikatini en iyi bilendir” anlamındadır ki bu hakiki imandır.
Bunlar, iman konuları ile ilgili en önemli meseleler olup, aslında bir tek meseleden kaynaklanırlar. Bu da imanın hakikati meselesidir. Bu konuyla ilgili olarak Mürcie mezhebinin görüşünü örnek verebiliriz:
Bu mezhebe göre, imanın hakikati kalbin tasdîkinden ibarettir (Mürcie’nin bazı fırkaları dünya hükümlerinin uygulanabilmesi için, dil ile ikrarı da buna katmışlardır. Mürcie’nin cumhuruna göre ise, dil ile ikrar imanın hakikatine dahil değildir). Onlara göre, imanın aslı (tasdik) ile bağlantılı olan diğer meseleler şunlardır:
1. İman şubelerden oluşmayan tek bir bütündür. Çünkü tasdik tektir; bir kısmı yok olduğunda tamamı yok olur.
2. İman artmaz ve eksilmez. Çünkü tasdik bir tek şeydir. Eksildiği taktirde tasdik şekke dönüşecektir ki, bu da küfürdür.
3. Mü’minin faciri ile muttakisi arasında fark yoktur. Hepsinin imanı da Nebi’nin Sallallahu Aleyhi ve Sellem imanı gibi, hatta Cibrîl ve Mikaîl’in Aleyhimesselam imanları gibidir. Çünkü iman tek bir şeydir. (Bu, onların en çirkin görüşlerinden birisidir).
4. Amel imandan değildir; çünkü iman kalbin tasdikidir. Amel ise, sadece imanın meyvesidir. Amel sadece mecaz yoluyla iman olarak isimlendirilir.
5. Facir ve fasık kimse tasdik üzere olduğu müddetçe, kamil mü’mindir. (Bu da onların çirkin görüşlerinden birisidir).
6. İman ehlinin birbirlerine üstünlükleri yoktur. Bilakis imanları eşit derecededir. Sadece amel yönünden farklılıklar vardır; amel ise imandan değildir.
7. İmanda istisna -yani, “Ben inşaallah mü’minim” demek- caiz değildir. Çünkü bu şektir. Tasdik demek olan imanda şek ise küfürdür. Bilakis şöyle denir: Ben gerçekten ve kesinlikle mü’minim.
8. Küfür sadece yalanlama (tekzîb), yahut inkar ve helal kılma gibi, tekzibe dönen şeydir. Çünkü küfür imanın zıdıdır. İman ise kalbin tasdikidir. Dolayısıyla küfür de kalbin tekzîbinden başka bir şey değildir.

 
boran el muvahhid Çevrimdışı

boran el muvahhid

Üye
İslam-TR Üyesi
Kelime-Tevhidin Anlam ve Şartları

LA İLAHE İLLALLAH cümlesi kelime-i tevhid olarak bilinir.
bu kelimenin iki ruknu vardır.Bu rukünlerden birisi nefiy(olumsuzluk ve reddetme), diğeri ispat(kabul etme)'tır.

*birinci rukün red ve inkra anlamını içeren ''la ilahe'' kısmıdır ki, Allah ın dışındaki tüm ilahları ve ilahlık iddiasında bulunan varlıkları kabul etmemem anlamına gelir.
*ikinci rukün ispat ve kabul manasında olan ''illallah'' kısmıdır.bu da Allah u Teala nın hak ve gerçek ilah olduğunu, ilahlık vasflarına müstahak olanın sadece O olabileceğini ifade etmektedir.
ilahlık kelimesinin bazı özellikleri ise

1_hüküm vermek
2_teşride bulunmak
3_yaptığından dolayı hesap sorulmamak
4_zatı için sevilmek
5_zatı için itaat edilmek
6_zarar ve fayda vermek olarak kabul edilir.

Tevhidin Kısımları

1_Rububiyet Tevhidi
Allahu Teala nın kendi fiilleriyle birlenmesine denir.Allah ın kendi fiillerinden kasıt, O' nun yaratma, rızıklandırma, öldürme, diriltme, malik olma vb. vasıflarıdır.O'nun bu fiillerde birlenmesi ile Rububiyet tevhidi gerçekleşmiş olur.Tüm insanların fıtratında rububiyet tevhidi vardır.
2_Uluhiyyet Tevhidi
Allahu Tealanın, kullarının fiilleriyle birlenmesine denir.kulların fiillerinden kasıt, onların yapacağı dua namaz oruç hac sevgi korku ve tevbe gibi ibadetlerdir.bu ve benzeri ibadet türlerinin Allah tan başkasına sunmak uluhiyette şirktir.geçmişte yaşamış olan toplumların şirki, genelde tevhidin bu kısmında meydana gelmiştir.Onlar Allah ın varlığını kabul etmekle birlikte, ibadet niteliği taşıyan eylem, söylem ve inanışlarını Allah tan başka varlıklara sunarak şirke düşmüşlerdir.bu günde yeryüzünde müşahede edline şirk türlerinin büyük kısmı,tevhidin bu kısmında açığa çıkmaktadır.

uluhiyyet tevhidinin önemin daha iyi kavrayabilmek için maddeler halinde yazacak olursak
*cinler ve insanlar onun için yaratılmışlardır
*muvahhitlerle müşrikler arasındaki belirleyici fark odur
*peygamberler uluhiyet tevhidi için gönderilmişlerdir
*kutsal kitaplar bunun için indirilmiştir
*uluhiyet tevhidi peygamberlerle kavimleri arasındaki anlaşmazlığın vuku bulduğu tevhiddir
*dünya ve ahiretteki mükafat ve ceza bu tevhide bağlıdır

peygamber efendimiz sav kafirleri uluhiyyet tevhidine davet ettiği zaman onlar bunu inkar ederek şöyle dediler:

(Muhammed)ilahları tek bir ilah mı yaptı?doğrusu bu şaşılacak bir şeydir.(sad/5)
bunun üzerine Resulullah sav onlarla savaştı ve sadece Rububiyet tevhidini kabul etmlerini yeterli görmedi.(pratik akaid dersleri sf44.45)
3_İsim ve Sıfat Tevhidi

Tevhidin üçüncü kısmı Allah ın isim ve sıfatlarında birlenmesidir.Bu Allah ın kendini Kur an da vasfettiği, Resulullah sav ın sahih sünnetinde bize açıkladığı üzere Allahu Tealayı kendi isim ve sıfatlarıyla birlemekle olur.Allahu Teala nın ne kadar mükemmellik sıfatı varsa bunların hepsiyle muttasıf olduğuna, bize bildirilen isim ve sıfatları hiç bir benzetme, örneklendirme, işlevsiz bırakma ve tahrife kaçmaksızın hakikatı üzere iman etmemiz gerekir.bu sayede tevhidin üçüncü kısmı gerçekleşmiş olur.
Kur an ve sünette Allah u Teala nın niteliklerine dair bize bildirilen şeyler hususunda tevil yapmamalıyız.kimi insanlar tevil yaparak Alalh ın sıfatlarına farklı manalar vermişler ve böylece hataya düşmüşlerdir.
imam Malik e ''RAHMAN ARŞA İSTİVA ETTİ(taha/5)'' ayetinde geçen '' istiva'' nın keyfiyeti hakkında sorulduğunda : '' istiva bilinen birşeydir.Keyfiyeti ise meçhuldur.ona iman etmek farz, hakkında soru sormak ise bid'attır'' şeklinde cevap vermiştir.

LA İLAHE İLLAH IN MANALARI
1_Allah tan başka yaratıcı yoktur
2_Allah tan başka malik yoktur
3_Allah tan başka dirilten ve öldüren yoktur
4_Allah tan başka fayda ve zarar veren yoktur
5_Allah tan başka rızık veren yoktur
6_Allah tan başka dualara karşılık veren yoktur
7_Yalnız Allah tan korkulur
8_Yalnız Allah a tevekkül edilir
9_Allah ın emrinden başka emir yoktur

LA İLAHE İLLAH IN ŞARTLARI

Şart Kelimesinin Manası

Hasan Karakaya şöyle der:
hükmün bulunması kendisinin bulunmasına bağlı olan husustur.yani hükmün bulunması şartın bulunmasına bağlıdır.bu nedenle şartın yokluğu halinde hükümde bulunmaz.fakat şartın varlığı halinde hükmünde mutlak olarak bulunması gerekmez(fıkıh usulu hasana karakaya sf 216 buruç yayınları)
ÖRNEKLE AÇIKLANACAK OLURSA
abdest almak namazın sıhhati için şarttır.abdestsiz namaz olmaz.fakat abdestli olmak mutlaka namaz kılmayı gerektirmez.bu tarifi bir de la ilahe illallah ın şartları üzerinde uygulamak gerekirse;
la ilahe illallah ın şartlarından birisi''ikrar ve telaffuz''dur.bir kimse diğer şartları göz ardı ederek bu şartı yerine getirirse, sırf bununla la ilahe illallah cümlesi tahakkuk etmiş olmaz.ancak bu şartın yerine getirmediğinde, işte o zaman la ilahe illallah ın tamamen yokluğu söz konusudur.

La İlahe İllah ın Şartları

nasıl ki; namaz, oruç, hac vs. ibadetlerin Allah katında makbul olabilmesi için yine Alalh tarafından sınırları kesin bir şekilde bildirilmiş şartları mevcut ise, LA İLAHE İLLALLAH kelimesinin de söyleyen kimseye yüklediği yükümlülükler ve şartlar mevcuttur.
bu konuda İbn i Recep el Hanbeli şöyle der:
''la ilahe illallah ı söyleyipte ona şehadet etmekten maksat cehennemden kurtulmayı ve cennete girmeyi gerektiren bir sebep olmasıdır.bu gereklilik ise söylenen sözün şartlarının hepsinin bir arada bulunması ve onu ortadan kaldıracak bir durumun olmaması halinde geçerlidir.tevhid kelimesini söyleyen kişide bu kelimenin şartlarından bir tnesi eksik olursa yahut da tevhid kelimesini söyleyen kimse bu kelimeyi ortadan kaldıracak söz veya amelde bulunurssa artık bu tevhid kelimesi, söyleyenin cehennemden kurtulmasına ve cennete girmesini sağlamaz.bu görüş Hasan ve Vehb bin Münebbih ten nakledilmiştir.bu konu hakkında söylenenlerin en güzeli ve en kuvvetlisi bu görüştür.''(kelimetü l ihlas sf 7)
1_İLİM ÜZERE BU KELİMEYİ SÖYLEMEK

la ilahe illallah ı bilmek onunla amel etmekten önce gelir.tevhid ilmi diğer tüm ilimlerden önce gelir.bu sahabenin izlediği yoldur.onlar önce tevhidi sonra diğer ilimleri öğreniyorlardı.
Cündü b. Abdullah der ki:
''bizler genç iken Resulullah sav ile beraber idik.Kur an dan önce imanı(tevhidi) öğrendik.sonra Kur an ı öğrenerek imanımız artırdık.(ibn mace 61 hadis sahihtir)
imam Müslim sahih rivayetinde Resulullah sav şöyle buyurur:
''kim la ilahe illallah ı(Allah tan başka ilah olmadığını) bilerek ölürse cennete girer(müslim;kitabul iman 26)

''Ancak kendileri bilerek hakka şahitlik edenler başka''(zuhruf/86)
bu ayette geçen ''hakka şahitlik edenler'' den maksat, hakimiyetin kayıtsız-şartsız Allah a ait olduğunu bilen ve böylece la ilahe illallah diyet şahitlikte bulunanlardır.(said el kahtani c.1. sf 38)

Tevhidi Bilmeyen Kimsenin Durumu ve Hükmü

İslam alimleri tevhidi bilmeyen kimseleri iki başlık altında incelemişlerdir.
1_Asli Kafirler
2_Kendisini İslam a nispet eden kıble ehli kimseler

ASLİ KAFİRLER
1_cehaleti sebebiyle mazur görülen kafirler

Ahmed bin Hanbel in rivayet ettiği sahih hadisindeki kişilerdir.
*hiçbirşey işitmemiş sağır
*diğer ahmak bir adam(deli)
*çocuklaşmış ihtiyar
*fetret devrinde ölmüş birisi
böylelerinin ahiretteki konumları tabi olacakları imtihana göre belirlenecektir.dünyada ise zahiri hallerine göre kafir hükmü verilir.
2_cehaleti sebebiyle mazur görülmeyen kafirler

bunlar, kendilerine davet ulaştığı halde ona aldırış etmeyen davetin doğruluğu veya yanlışlığı hakkında hiç bir çaba harcamayan ve bu uğurda uğraşıp didinmeyen insanlardır.
def etme imkanları olduğu halde içine düşmüş oldukları cehaletten kurtulmaya çalışmayan ve bu sebeple küfre düşen kafirlerde bu grup içerisinde mütalaa edilirler.

KENDİSİNİ İSLAM A NİSPET EDEN KIBLE EHLİ KİMSELER

1_İslam a irdiği halde tevhidin bazı asıllarını izalesi mümkün olmayan bir acziyetten dolayı öğrenememiş; küfürden henüz yeni kurtulan veya ilmin kendisine, kendisinin de ilme ulaşma imkanı olmayacak kadar uzak bir mıntıkada yaşayan kimseler..bunlar küfrü gerektiren bir söz söylese ya da küfre sokan bir amel işleseler her ne kadar içerisine düştükleri sakıncalı durum küfür olarak adlandırılsa da kendileri hemen tekfir edilmezler.yaptıkları hata izah edilmek suretiyle kendilerine hüccet ikame edilir.
2_tevhidin asıllarını ve tevhidin olmazsa olmaz şartlarını tembellikten dolayı öğrenmeyerek veya giderme imkanı olduğu halde dünya ve dünyalıklara daldıklarından dolayı cahil kalarak küfrü mucip bir sözü veya bir ameli işleyen kimseler.bunlar içerisine düşmüş oldukları cehaleti izale etmeye kadir oldukları halde gevşediklerinden ötürü küfre girdikleri için bir mazur sayılmazlar.
3_tevhidin aslını değil de bazı fer'i meselelerini bilmeyerek muhalefete düşen kimselerdir.bunlar günahkardırlar;haklarında küfür hükmü verilmez.
4_içtihada, muteber bir tevile veya mazur sayılabilecek bir cehalete binaen tevhidin fer'i meselelerinde muhalefete düşen kimseler.bunlar günahkar değillerdir.kendilerine hüccet ikamesi edilerek düştükleri hatadan uzaklaştırılmaya çalışılır.
*3-4 maddelerin farkı şudur:3.maddede kişi hiçbir gayrete girmediği için hatası günah olur.4.madde de araştırdığı halde tevil den dolayı düştüğü hata günah olmaz.

2_TAĞUTU RED VE İNKAR ETMEK

tağutu seleften itibaren tanımlayanların tanımlarını sıra halinde yazacak olursak
tağut;
1_şeytan
2_sihirbazlar
3_kahinler
4_putlar(her türlüsü)
5_Allah ın şeriatına aykırı olanlar

tağutu inkar etmek la ilahe illallah ın şartlarından birisi olduğunun delili şu ayettir:
''dinde hiç bir zorlama yoktur.gerçekten iman il küfür apaçık meydana çıkmıştır.artık her kim tağutu red eder ve Allah a iman eder o, kopması mümkün olmayan sapasağlam bir kulpa tutunmul olur.Allah işitendir bilendir.(bakara/256)
Tefsirul hazin de şöyle denilir:
''bu ayet i kerimede kafir birisinin imandan önce küfre tevbe ederek küfürden uzaklaşmasının, sonrasda Allah a iman etmesinin gerekli olduğuna bir işaret vardır.kim böyle yaparsa imanı sahih olur.(lübabu t te vil fi meani t tenzil c.1. sf 351)

ayeti kerimede tağutu inkar etmenin Allah a imandan önce zikredilmesinde bir takım hikmetler vardır.bu hikmetler şöyle özetlenmiştir:

1_tağutu red meselesinin küçük görülüp de ihmal edilmemesini, tağutu reddetmenin çok önemli bir asıl olduğunu, bunun dışındaki asıl ve teferruatların ise ona bağlı olduğunu belirtmek içindir.
2_imandan önce tağutun reddinin gerekli olduğunu bildirmek içindir.kişi tağutu reddetmeden önce iman ederse bu iman, tağutu red veya şirki terk edinceye kadar sahibine hiçbir fayada vermez.
3_Allah a iman ile tağuta iman, bir kulun kalbinde bir an bile olsa asla bir arada bulunamaz.

Tağutu İnkar Etmenin Şekli ve Niteliği

1_tağutun''itikad'' ile reddedilmesinin şekli

bu, kişinin kalben tağuta buğzetmesi, onu sevmemesi,itikad olarak ona düşmanlık beslemesi,onun veona itaat edenlerin küfre düştüğüne inanması şeklinde olur.

2_tağutun ''dil'' ile reddedilmesinin şekli

onlardan beri olduğunu ilan etmesi.

3_tağutun ''amel'' ile reddedilmesinin şekli

bu da kişinin hiçbir şekilde onlara destek vermemesi, her fırsatta onlardan ictinab ederek uzak durması sureti ile olur.

3_İKRAR(DİL İLE TELAFFUZ ETMEK)

kişi İslam a girmenin temel ilkesi olan kelime i şehadeti telafuz ettiğinde, tevhidin bu şartını yerine getrimiş olur
UYARI
kelimei şehadeti telaffuz eden ama aynı zamanda dinin kesin olan bir hükmünü inkar eden veya küfrü gerektiren bir eylem içerisinde bulunan birisinin kelime i şehadeti ikrar etmesi ona fayda vermez.

4_SIDK VE İHLAS ÜZERE SÖYLEMEK

5_YAKİN İMAN(ŞEK VE ŞÜPHEDEN UZAK OLARAK SÖYLEMEK)

6_MUHABBET ÜZERE SÖYLEMEK

Sevginin Alametleri

*peygambere ittiba ve itaat etmek
*ihtilaf halinde Allah ı ve Resulunu tercih etmek
*hiçbirşeyi Allah ın önüne Resulunun önüne geçirmemek
*sıkıntı ve musibetlere karşı sabır göstermek

7_INKİYAD

ınkiyad tevhid kelimesinin gerektirdiği şeylere rıza göstermek, boyun eğmek ve teslim olmak demektir.

''hayır, Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan ihtilaflarda seni hakem yapıp sonrada verdiğin hükğmden dolayı içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar(nisa/65)

bu ayeti maddeler halinde ele alacak olursak:

1_ayette ilk olarak nefiy edatı olan ''la'' zikredilmiştir.bunun getiriliş nedeni, önceki ayetlerde Resulullah sav ın hakemliğine razı olmayan kimselerin iman iddialarını reddetmektir.muhakkik alimlerin bildirdiğine göre '' la'' edatının getirilişi ile ayetin te'kidi artmış ve Resululla sav ın hakemliğini kabul etmeyenlerin mümin olamayacakları kesinlik kazanmıştır.(mefatihul gayb c.8,sf 136 el cami li ahkamu l kur an c.3 sf 184)
2_daha sonra ''ve rabbike(Rabbine andolsun ki)'' denilerek bu hakikat daha net olarak ifade edilmiştir.Rabbimizin kendi nefsine yemin etmiş olması onların mümin olamayacaklarını bir kere daha ortaya koymuştur.
3_ayetin devamında ''la yü'minune''(iman etmiş olmazlar) buyrularak, Resulullah sav ı hakem kabul etmeyen ve O' nun verdiği hükme içinde hiçbir sıkıntı duymaksızın boyun eğmeyenlerin mümin olamayacakları bizzat ifade edilmiştir.
4_ayeti kerime isim cümlesi ile başlamıştır.isim cümlesinin fiil cümlesinden daha kuvvetli olduğu, alimlerin büyük bir kısmının tercihidir.bu da, ayetin ifade ettiği anlama ayrı bir te'kit kazandırmıştır.

8_BU KELİME GEREĞİNCE AMEL ETMEK

İmam Şevkani şöyle der:
''kim İslam ın rukünlerini ve bütün farzlarını terk eder, bu kabildem olup üzerine vacip olan söz ve fiilleri yerine getirmekten kaçınır ve iki şehadeti ikrar etmekten başka birşey yapmazsa şiddetli bir küfür ile kafir olur''(age sf 192)

9_BU İNANÇ ÜZERE VEFAT ETME


AKTARILAN BU YAZILARDAN AYET VE HADİS DELLİLLERİNİN BİR ÇOĞU YAZILMAMIŞTIR BİLİNEN VE İTİRAZ EDİLMEYECEK KADAR AÇIK HÜKÜMLER OLDUĞU İÇİN.

Konuyla alakalı bazı uyarılar

*zikredilen bu dokuz şart kişinin ahirette kurtuluşa ermesi ve cennete girenlerden olması için yerine getirilmesi zorunlu olan şartlardandır.bu şartların bir tanesinin veya bir kaç tanesinin erine getirilmemesi durumunda kişi uhrevi saadeti asla elde edemeyecektir.
*İslam alimlerinden kimisi LA İLAHE İLLALLAH ın şartlarının sekiz olduğunu söylereken kimisi de bunu yedi ile sınırlandırmıştır.burada ise dokuz tane şart zikredilmiştir.bu çelişki gibi gözüksede alimlerin kitapları iyi bir şekilde incelendiğinde bilinir ki, onlardan kimisi de iki şartı bir arada zikretmiş kimisi de o şartları ayrı ayrı ele almıştır.
*bu dokuz şart dinin,akidenin ve inancın sahih olabilmesi için riayet edilmesi gereken zorunlu şartlardır.
 
Üst Ana Sayfa Alt