İnsanları Yargılarken, Medyatik/Tarihi Bilgileri Hakiki İlimden Ayırt Etmek

Ummu Aişe

حسبي الله ونعم الوكيل
İslam-TR Üyesi
Es selamu aleykum kardeşlerim,

Konu başlığı mevzuyu kısaca özetlese de, yine de biraz açmak gerek tabi. Elhamdülillah Tevhidi öğrendiğim ilk yıllardan beri denk geldiğim çoğu insanlar (ki muhakkak sizler de denk gelmişsinizdir) esasen imanın şartlarına uygun yaşayan insanlar ama bazı bizim nefret ettiğimiz insanları (o insanları bozuk itikadları sebebi ile sevmiyoruz) sevebiliyorlar. Bu kişilerin sözlerinde, sosyal medyadaki paylaşımlarında vs "hocamız, falan evliya dedi ki" şeklinde görüyoruz bu durumu. Öncelikle, bu kişileri sevdiklerine göre, muhakkak bir yerlerde ilmi eksikliklerinin olması olası. Ki, bu isimlerin iç yüzünü bilenler, Tevhid ilmini (tüm ilgili kavramları) ana hatları ile öğrenmiş kişilerdir. (Gözlemlediğim 10 yıldır "Tevhidi bu kişilerin üzerinden anlattığımız için", haliyle bir hocanın şirk işlediğini bilen, aynı zamanda Tevhidi de tüm detayları ile dile getirebilmektedir.)

Peki, bizler gibi: "Tağut; Şirkin Türleri" vs nedir, ansiklopedi gibi takır takır sayamayanların hepsi muhakkak Tağutu kabul etmiş, ve Şirke bulanmış insanlar mıdır? Hele bunlar bir de bizlerin nefret kustuğu kişileri seviyorsalar?

İsmi lazım değil, herkesin bildiği şirkin önde giden hocasını sevdiğini söyleyenlere "Gavs inancı şirktir" dediğinizde kaç kez size "gavs da ne?" diyen oldu? Bana çok denk geldi. Peki iğrenç/pornografik hikayeler yazan ve ama bu düşük ahlakla evliya sanılan zatın bu satırlarından haberdar olmayan kişiler? 10 yılda, 2 kişi hariç hepsi böyleydi, yani sevdiği kişinin eserlerindeki sapıklıklardan haberleri bile yoktu. "Bana yazdırıldı" deyip de, kendi kitabını "Allah katından ilahi kitap" gibi tanıtan sapkınların o satırlarını? O da aynı... Bu kişiler, ki toplumun çoğu bu durumda, bu saydığım şirk, haram ve küfürleri görseler derhal reddediyorlar zaten. Peki bu ne demek?

İman...

Bu şirki reddediş ikiye ayrılıyor:

1. Aa, bilmiyordum böyle şey mi olur! Aaa, bi daha bu hocayı dinlemem, tövbe tövbe... deyip bizle aynı safa geçmek ve ilmi tam öğrenme yolculuğunun başı.

2. "Hayır, bu ancak bu kişiye iftiradır" deyip yine şirki/küfrü/çirkinliği reddetmek. Ki bu da iman. Reddettikleri sadece sevdikleri kişilerin itibarına toz kondurmak. Ki kendi zihinlerinde o kişilerin imajı temiz ve bu şirklerden uzak. Onlar temiz sanarak bu kişileri seviyor ve evet, bu hata olsa da, hata ile birini iyi sanmak şirk midir? Dikkat edin, bu kişiler o söylenilenlerin çirkinliğini kabul ediyor, yani şirki reddediyor. O zaman, iman açısından sorun ne?

Dediğim gibi, bu kişilerin ilmi elbette de araştırmış kişiler kadar tam değildir. Bununla birlikte, bu hoca denilen şirk ehli insanları sevenleri de sanmayın ki tıpkı sevdikleri o hocalar gibidirler. Çoğu orta halli bir inanç üzere, tabi ki bazı bidatlerin içinde olsalar da, ellerini açınca sadece Allah'a dua eden insanlar. (En çok falancanın yüzü suyu hürmetine Allah'tan isteme bidati içindedirler; çoğu)

Peki sonuç? Hali bu olan insanlar, sizi reddettiğinde (bunlar iftiradır dediğinde) şirkin bataklığı ortasındalar diye öfkelenmeyin. Ki öfkelenir iseniz, kırıcılık eseri bu kadar farkındalığa ulaşmış kişileri kaçırırsınız kendinizden. Yolun yarısına gelmiş bu kişilerin kalan yolculukları için, sizler gibi kişilerin rehberliği önemli. Bu fırsatı yersiz öfkelerle kaybetmeyin. Bu insanlar, vahyin kesildiğini, fuhşiyatın kötü olduğunu, böyle şeyler yazanların evliya olamayacağını, eller yukarı kaldırılınca sadece Allah'a yönelip isteyeceklerini bizler kadar biliyorlar. Ve ama, sevdikleri insanların, bu çirkin, şirk fiilleri işlediklerini bilmiyorlar. Söyleseniz de inanmıyorlar, iftiradır diyorlar çünkü gerçek olsa idi, bu kadar kişi cemaatlerine katılmaz, kitapları Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet yayınlarına kadar kabul görüp girmezdi diye düşünüyorlar.

İşte tüm olay bundan ibaret (önemli bir çoğunluk için) ve bu yüzden: biraz daha sakin )
 
Son düzenleme:

Ummu Aişe

حسبي الله ونعم الوكيل
İslam-TR Üyesi
Gözlemlediğim 10 yıldır "Tevhidi bu kişilerin üzerinden anlattığımız için..."
Belki de hatamız bu idi, ne dersiniz? "Senin hocan..." diye başlayınca, bu bir saldırı değil midir? Saldırı "savunma" veya "karşı saldırı" sonucunu doğurur mu, doğurmaz mı?

Hocaları bırakıp, kimin kimi takip ettiğine bakmaksızın, sadece "bilinmesi gereken konulara" odaklanılsa idi: kişi doğruyu gördükten sonra, kendi hocasını takip ederken şirkine denk gelse, artık bilen bir kişi olarak anlayamaz mıydı?

Kısaca, ne diye acilen hocalarını reddetmeye davet ediyoruz ve bu şekilde insanları kendimizden kaçırıyoruz? Sadece hakkı anlatsak, ve kalan kısmı kendi zekalarına bıraksak, yeterli değil mi???

Altını tekrar çiziyorum: Tevhidi davet ve şirkten sakındırma "Ayet ve Hadislere iman" üzeredir. Bilmeyene bunu anlatmak, konuları anlamalarına yetecek kadar izah ile, yetebilmeli. Sonra kendileri hayatlarına devam etsinler, öğrendikleri şirkleri işleyenlerin bizzat kendi hocaları olduğunu bilmeden. Eninde sonunda bir yerden denk gelecekler ve o zaman öfkelerini kendi hocalarına kusacaklar.

Ancak sürecin başında, biz hocalarına eleştiri ile başlarsak, henüz hiçbir şey bilmedikleri için öfkeleri bize olacak ve bu sebepten ilmi de öğrenemeyecekler. Bu açıdan bakınca, tebliğlerimiz yanlış yolla olduğu için tebliğ yapmış bile değiliz ki "tebliğ ettik, cehaletleri de kalmadı" diye onlar hakkında olumsuz söz söyleyebilelim.

Kısaca: Rabbimizin, tebliğle ilgili "yumuşak söz" öğüdünü biliyoruz ama "hikmetle davet" kısmı bence es geçiliyor. İnsanlara zorla bir şeyler kabul ettirmek yerine, konuları düşünmelerine yol açacak şekilde tebliğ yapmalıyız. 'Balık tutup vermemek, balık tutmayı öğretmek' ve Ali ra'ın (sanırım söz onun) "Önce Hakkı öğren, sonra kimin haklı olduğunu öğrenirsin" sözü gereği...
 

Ummu Aişe

حسبي الله ونعم الوكيل
İslam-TR Üyesi
Kısaca "kişileri" değil, "konuları" tartışmak gerek. (En azından muhataplar konuyu anlayana kadar)

Bence...

Yanlışsam düzeltiniz.
 

Ummu Aişe

حسبي الله ونعم الوكيل
İslam-TR Üyesi
Veya, illaki başlangıç safhasında bir örnek (video, kitaptan kesit) söz konusu olacak ise, hiç değilse hakaret etmeden, en yumuşak ifadeler ile sunmak gerek.

Misal: Müşrik* olduğunu bildiğimiz bir hocanın, müşrik olduğunu illaki en başta dile getirmek zorunda mıyız? (*nitekim ömrü tamamlanmak üzere ve hala hakkı reddeden insanlara "cehaleti var" da denilemez)

"Her doğru her yerde söylenmez" denilen bir söz var, tebliğin sağlığı için, bildiğimiz bu hakikat üzere: illaki o kelimeyi en başta kullanarak mı hitap etmeliyiz? Biliyor olmamız yetmiyor mu, illaki "bu müşrik" diyerek, karşımızdaki muhatabın hazır olmadığı bu gerçek karşısında onu bize duyacağı öfke ile kilitlememiz şart mı?

Çevremizde veya haberlerde vs kafir olduğunu bildiğimiz herkes için konuşmaya: "bu kafir; şu kafir; sen kafirsin" diye mi başlıyoruz? Normal konuşuyoruz, mevzu ne ise onunla sınırlı olmak üzere. İllaki her tebliğin içinde, müşrik olduğunu bildiğimiz kişinin müşrikliğini başlangıçta mı ifade etmek zorundayız?

Olmuyor mu, bize kalsa o bilgi, hiç değilse bir süre: olmuyor mu?
 

Ummu Aişe

حسبي الله ونعم الوكيل
İslam-TR Üyesi
Daha yeni: bu forumda dini anlamda sapık olduğunu bildiğimiz birinin kitabını okuduğunu söyleyen birine, okuduğu kitap ve yazarı ile ilgili bilgi vermek yerine, konu içinde çaktırmadan: o kitabı okurken ihtiyaç duyacağı ayetin mealini verdim. Ki o ayeti bilmiyordu, bu belli oldu.

Peşine konu konuyu açtı, şirk ile ilgili konuların özetini de birkaç paragrafta sundum. Bilmedikleri için "Allah razı olsun" diyerek, memnuniyetini de özellikle dile getirdi.

Peki, "ben olsam o kitabı asla okumazdım" "o adam şirk koşuyor" deseydim ne olacaktı? Senelerdir sık sık gördüğümüz şeyler tabi.

Bu yolla (konuları değil, insanların durumlarını öne alarak), sadece "zaten çok üstün bir farkındalık seviyesine gelenleri" uyarabilirsiniz; ki onlar bilmedikleri çokça şey olduğunu sizden çok önceleri zaten fark etmişlerdir ve bu tür uyarılara karşı kayıtsız kalmazlar. Henüz o bilinç düzeyine yaklaşmayanlardan ise alacağınız tepki: işte, malum... Reddedilmek...
 
Son düzenleme:

Gazali44

لَا اِلَهَ اِلَّا اللهْ
İslam-TR Üyesi
Abla Allah razı olsun ben kendim adıma buradan çok ders çıkardım
 

Ummu Aişe

حسبي الله ونعم الوكيل
İslam-TR Üyesi
Amin ecmain kardeşim, elhamdülillah faydalı olabildi isem ne mutlu bana. Nitekim bu tebliğ konusu, bizlerin tüm sorunlarının kökeni ve senelerdir çabalamamıza rağmen gözle görülür bir ilerleme kaydedilememesini hep karşı tarafın cehaletine vermek bana artık mantıklı gelmiyor.

En nihayetinde, çoğu dediğim gibi orta halli insanlar. Aralarından kaç kişi bu şirk ehli tarikatlerin tam ortasından eğitim alıyor da, bizzatihi hocalarının itikadını "benimseyerek" aynen taşıyor? Çoğu dışardan, tv'den, sosyal medyadan görüp, sevip yüzeysel takip eden ve belki birkaç kitabını alıp da evdeki diğer okunmayan kitapların arasına koyanlardan.

Kısaca çoğu tam içlerinde değiller, batılın temeline henüz tam bulaşmamış ve esasen hakka çok yakınlar. Böylesi insanları kıyıdan çekip almak da, yani ne bileyim, bu kadar zor olmasa gerekti...

Dolayısı ile, onlardan ziyade biz tebliğ edenlerde (elhamdülillah bu işin ehli istisnalarımız hariç tabi) sorun görüyorum. Tebliğ konusu her ne kadar "İslami, Dini, İlmi" olarak açıklansa da, işin içinde çok basit "psikolojik" etkenler var. İşte bizler bunları göremiyoruz. (Esasen o psikoloji denilen ilim de, İslam'dan ayrı değil. Hikmet ile tebliğ, yumuşaklık ile tebliğ işte bu kısma dokunuyor)

Bu arada bu alıntı yazıyı buraya aktarmak üzere girmiştim, onu da mesajımın sonuna iliştireyim:


"GAFLET NEDİR?

Gaflet, bilerek veya bilmeyerek, önemli ya da önemsiz olaylara bigane (yabancı) kalmak, umursamamak, önemsememektir. Bu durumda olan gafil insan, bir gün, önemsemediği bir olayın enkazı altında ezilerek yok olur. Bütün işlere öncelik sıralarına göre ehemmiyet vermek müminlerin görevlerindendir. Bir kimse, gaflet içinde olduğu halde münazaraya girerse onun için şu üç şey kaçınılmazdır:

1. Lüzumsuz mücadele ve bağırıp çağırmak ki, bu o kişi için yasaklanmıştır.

2. Halka tepeden bakmak ki, bunu da Allah yasaklamıştır.

3. Kin ve kızgınlıktır ki, insana bu da yasaklanmıştır. İnsan, insanlığını ve vazifelerini bilmek ayrıca yapmak zorundadır."

Bizlerin tebliği, çoğu kez tam olarak bu yasaklanan haller üzere. İstisnalarımız az. Ve kişi, davasında haklı bile olsa, bu hal yüzünden haksız konumda görünüyor. Tam tersine karşınızda bu şeyleri yapmayan sakin biri var ise, o da davasında batıl bile olsa, dışardan bakanlar için haklı gibi görünüyor.

Bu sebeple, her zaman söylüyorum: Sitemiz dahil, genele açık yerlerde muhatabımız direk hitap ettiğimiz kişiler değil, bizleri izleyenler aynı zamanlarda. Onlar da okuyor, izliyor; ve onlar da insan ve herkes gibi onlara da tebliğin ulaşması gerekiyor. Ki esasen burası gibi yerlerde birşeyleri okudular ise tebliğ pratikte ulaşıyor da. Ama bizlerin genel olarak sakinliğini bile koruyamayan insanlar olmamız, bizleri yeterli olgunluktan uzak gösterdiği gibi, söylediklerimizin doğruluğu konusunda da insanlarda bir "acaba" bırakıyor.

Bu arada söylediklerimden şu sonuca varılmasın sakın: Bizler tebliği güzelce başaramadık diye, kişiler hidayetten uzak kalacak değil. Kimsenin hidayeti kimseye bağlı değildir. Her insanın hidayet süreci, bizzat kendi çabası ile ilerlediği sürecin sonucunda gelişir. (Araştırması, hakkı araması ve bildiklerinin en güzeline uyarak; ki en güzeli: Kur'an, ve Kur'an'ın rehberlik için yönlendirdiği sahih sünnetir.)

Öyleyse derdimiz ne? Derdimiz tabi ki hak dinin yayılması ama beraberinde:

"Allah’a yemin ederim ki, senin sayende Allah’ın bir tek kişiye hidayet vermesi senin için, kırmızı develerin olmasından daha hayırlıdır.”

(Buhari 7/3468, Müslim 2406/34)

“Kim hidayete çağrıda bulunursa, kendisine tabi olanların sevapları kadar ona sevap verilecek ve tabi olanların sevaplarından da hiçbir şey eksilmeyecektir. Kim de dalalete davet ederse, kendisine tabi olanların günahları kadar günah ona verilecek ve tabi olanların günahlarından da hiçbir şey eksilmeyecektir.”

(İbn Mâce, Sünnet 14)

Derdimiz bu işte... Vesile olmak... Biz olamazsak başkası olur. Biz o sevabı kazanamazsak, kişi batılda kalmaz, yine varacağı yer hidayet ise varır. Ama sevabı bize yazılmaz işte.

Kısaca: Kim vesile olursa sevap ona...

*Bununla birlikte geçici de olsa (ki dediğim gibi hidayete erişecek olan illaki erer, kimse kimseyi "senin yüzünden batılda kaldım" diye suçlayamaz ama) insanların hidayet süreçlerini uzattığımız için illaki bir vebal de vardır. Kötü davranışla kaçırdıklarımız için tevbe etmemiz illaki lazım.

Rabbim hatalarımızı bağışlasın ve düzeltmemizi nasip etsin. Rasulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) bu durumdaki insanlara karşı duyduğu duyguyu hissederek hareket etmemizi nasip eylesin. Ki o duygu üzüntü idi, merhamet idi. Aşağılama, kin, öfke yoktu. Ve Ona düşen de, ümmeti olarak da bize düşen sadece tebliğ. Bizler Allahu alem tebliğin sonucunu hemen görmek istediğimizden sabırsızlık yapıyoruz ve bu öfkeye sebep oluyor (ki insan aceleci yaratılmıştır) ; ama hem bu işler o kadar hızlı olmuyor, hem de biz sonuçtan değil, güzelce tebliğden sorumluyuz. Vesile olabildiğimiz çıkar ise seviniriz, çıkmaz ise görevimizi yaptık, tamam.

İşte bu bilinçler üzere, tebliğ anında gafletten uzak, sakin kalabilmek gerek. Ve yaptıklarımızın ne şekilde karşılanabileceğini hesap etmek ve olumsuz karşılanacağını öngördüğümüz tutumları terk etmek. Rabbim cümleten nasip etsin.
 
Son düzenleme:

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt