Mütenebbî'nin Nuniyyesi Ve Türkçe Çevirisi (Şiirin Hikayesi)

Nesîbe Lena

يا نافعا علمه! لك الجنة
Süper Moderatör
Mütenebbî (الْمُتَنَبِّي) Arap edebiyatına ilgi duyan herkesin muhakkak ismini duymuş olduğu, gerek kişiliği gerekse şairliği ile hafızalara kazınan, Abbâsi döneminin en önde gelen şairlerinden biridir. Özellikle Hamdânî Emîri Seyfüddevle’ye yazmış olduğu methiyeler ile ün kazanan Mütenebbî, şairliğinin en parlak dönemini bu zaman diliminde yaşamıştır. Ne var ki hâmîsiyle olan muhabbeti fazla uzun sürmemiş ve tecrübeleri; onu, methiyeler sunduğu Seyfüvdevle’ye hicvetmeye kadar götürmüştür. İşte Mütenebbî hayatının âdetâ dönüm noktası olan bu süreçte sizler için seçmiş olduğumuz hikmet dizeleri ile bezenmiş (بِمَ التَّعَلُّلُ؟) “Ne ile oyalanır?” şiirini söylemiştir. “Nûniyyetu’l-Mütenebbî” adıyla da bilinen 25 beyitten oluşan manzumeyi hikayesi ve açıklamalarıyla birlikte yazımızda bulabilirsiniz.


Şiirin Hikayesi

Mütenebbî, Şam’da bulunduğu sırada Seyfüddevle’nin Antakya valisi olan Ebü’l-Aşâir’in yanına giderek methiyesini sunar. Şiir, valinin çok hoşuna gitmiş olacak ki ertesi sene Antakya’ya gelen Seyfüddevle’ye şairi takdim eder. Seyfüddevle, sarayında birçok şair bulunmasına rağmen o dönemde Arap milletinin ve kendisinin özellikle Haçlılar’a karşı kahramanlıklarını daha güçlü bir tonda dile getireceğini düşündüğü Mütenebbî’yi sarayına davet eder. Öyle de olur; Mütenebbî, samimiyetle bağlı olduğu Seyfüddevle’ye “Seyfiyyâtü’l-Mütenebbî” adı verilen meşhur methiyelerini söyler. Buna karşılık Seyfüddevle de şairinin kıymetini madden ve manen takdir ederek kendisine bir arkadaş gibi davranır.

Mütenebbî, sarayda geçirmiş olduğu dokuz yıl boyunca birçok ilim adamıyla tanışır; kiminin dostluğunu kiminin ise düşmanlığını kazanır. Sarayın baş şairi olan Ebü’l-Abbas en-Nâmî, -Seyfüddevle’nin amcasının oğlu- şair Ebû Firâs el-Hamdânî ve dilci İbn Hâleveyh ile çetin bir rekabete girer. Bu rekabetin ve ara bozucuların da etkisiyle Seyfüddevle ile arası gitgide açılır. İbn Hâleveyh’in şiirindeki bir dil meselesiyle ilgili tartışmada Mütenebbî’nin yüzüne anahtar atıp onu yaralamasına ses çıkarılmaması ve bizzat Seyfüddevle’nin bir mecliste kendisine hokka fırlatması üzerine Mütenebbî ailesiyle birlikte Halep’i terk eder. Mısır’da bulunan Habeşli Emîr Kâfûr’un himayesine girer [1]. Ancak öğrenir ki Seyfuddevle’nin maiyeti onun öldüğü yahutta öldürüldüğü yönünde bir söylenti çıkarmıştır. Buna binaen özelde Seyfüddevle olmak üzere Halepliler için hiciv türündeki bu şiirini nazmeder.


Ve Şiir

بِمَ التَّعَلُّلُ؟
Ne ile oyalanır?



بِمَ التَّعَلُّلُ لَا أَهْلٌ وَلَا وَطَنُ

وَلَا نَدِيمٌ وَلَا كَأْسٌ وَلَا سَكَنُ

Ne ile oyalanır ailesi ve yurdundan uzak olan

Dostu, kadehi ve meskeninden ayrı kalan

أُرِيدُ مِنْ زَمَنِي ذَا أَنْ يُبَلِّغَنِي

مَا لَيْسَ يَبْلُغُهُ مِنْ نَفْسِهِ الزَّمَنُ

Zamanımdan istediğim beni eriştirmesidir

Zamanın kendisinin dahi erişemediğine (değişmezliğe)

لَا تَلْقَ دَهْرَكَ إِلَّا غَيْرَ مُكْتَرِثٍ

مَا دَامَ يَصْحَبُ فِيهِ رُوحَكَ الْبَدَنُ

Kaderin musibetlerini kaygısızca karşıla

Bedenin ruhuna eşlik ettiği müddetçe

فَمَا يَدُومُ سُرُورٌ مَا سُرِرْتَ بِهِ

وَلَا يَرُدُّ عَلَيْكَ الْفَائِتَ الْحَزَنُ

Ki ne seni sevindiren şeyin mutluluğu süregelir

Ne de hüzün sana yitirdiğini geri verir

مِمَّا أَضَرَّ بِأَهْلِ الْعِشْقِ أَنَّهُمُ

هَوُوا وَمَا عَرَفُوا الدُّنْيَا وَمَا فَطِنُوا

Aşk ehline en büyük zararı veren de;

Dünyayı tanımadan gönüllerini kaptırmalarıdır

تَفْنَى عُيُونُهُمُ دَمْعاً وَأَنْفُسُهُمْا

فِي إِثْرِ كُلِّ قَبِيحٍ وَجْهُهُ حَسَنُ

Ondandır gözleri söner ağlamaktan

Ruhları ise yok olur her yüzü güzel gönlü çirkinin ardından

تَحَمَّلُوا حَمَلَتْكُمْ كُلُّ نَاجِيَةٍ

فَكُلُّ بَيْنٍ عَلَيَّ الْيَوْمَ مُؤْتَمَنُ

Gidin, bütün hızlı develer sizi taşısın

Hiç bir ayrılık bana zarar vermez bugün

مَا فِي هَوَادِجِكُمْ مِنْ مُهْجَتِي عِوَضٌ

إِنْ مُتُّ شَوْقاً وَلَا فِيهَا لَهَا ثَمَنُ

Zaten hevdeçlerinizde ne ruhumun bir bedeli bulunur

Ne de değerinin bir mukâbili; hasretlerinden ölecek olsam

يَا مَنْ نُعِيْتُ عَلَى بُعْدٍ بِمَجْلِسِهِ

كُلٌّ بِمَا زَعَمَ النَّاعُونَ مُرتَهَنُ

Ey ben uzaktayken meclisine ölüm haberimin geldiği kimse

Bil ki; herkesin canı ölüm fermanına rehindir

كَمْ قَدْ قُتِلْتُ وَكَمْ قَدْ مُتُّ عِنْدَكُمُ

ثُمَّ انْتَفَضْتُ فَزَالَ الْقَبْرُ وَالْكَفَنُ

Kaç defa öldüm kaç defa öldürüldüm sizin nezdinizde

Sonra silkeledim toprağımı da kabrim ve kefenim kayboldu

قَدْ كَانَ شَاهَدَ دَفْنِي قَبْلَ قَوْلِهِمِ

جَمَاعَةٌ ثُمَّ مَاتُوا قَبْلَ مَنْ دَفَنُوا

Ölümümü duyuranlardan önce birileri izlemiş (güya) defnimi

Sonra ölmüşler daha beni gömmeden halbuki

مَا كُلُّ مَا يَتَمَنَّى الْمَرْءُ يُدْرِكُهُ

تَجْرِي الرِّيَاحُ بِمَا لَا تَشْتَهِي السُّفُنُ

İnsan her temenni ettiğini elde edemez

Zîrâ rüzgar gemilerin istemediği yönden de eser kimi kez

رَأَيْتُكُمْ لَا يَصُونُ الْعِرْضَ جَارُكُمُ

وَلَا يَدِرُّ عَلَى مَرْعَاكُمُ اللَّبَنُ

Ben ne komşunuzun şerefini dilinizden koruyabildiğini bilirim

Ne de meranızda bolca süt bulunduğunu

جَزَاءُ كُلِّ قَرِيبٍ مِنْكُمُ مَلَلٌ

وَحَظُّ كُلِّ مُحِبٍّ مِنْكُمُ ضَغَنُ

Size her yakın olanın mükâfâtı bıkkınlık

Sizi her sevenin kısmeti ise kindarlıktır

وَتَغْضَبُونَ عَلَى مَنْ نَالَ رِفْدَكُمُ

حَتَّى يُعَاقِبَهُ التَّنْغِيصُ وَالْمِنَنُ

Kezâ hediyenizi elde edeni zarara uğratırsınız

Hayatını zehir ederek ve başa kakarak cezalandırırsınız

فَغَادَرَ الْهَجْرُ مَا بَيْنِي وَبَيْنَكُمُ

يَهْمَاءَ تَكْذِبُ فِيهَا الْعَيْنُ وَالْأُذُنُ

Ayrılık sizinle aramda uçsuz bucaksız bir çöl yarattı

Orada gözler gördüğünü kulaklar işittiğini yalanlar

تَحْبُو الرَّوَاسِمُ مِنْ بَعْدِ الرَّسِيمِ بِهَا

وَتَسْأَلُ الْأَرْضَ عَنْ أَخْفَافِها الثَّفِنُ

Develer emeklemeye başlar çokça yürümekten

Dizleri kızgın çöle (aşınan) toynaklarının halini sorar

إِنِّي أُصَاحِبُ حِلْمِي وَهُوَ بِي كَرَمٌ

وَلَا أُصَاحِبُ حِلْمِي وَهُوَ بِي جُبُنُ

Ben, beni cömert kılacaksa hoşgörümü korurum

Namert kılacaksa şayet onu tanımam bırakırım

وَلَا أُقِيمُ عَلَى مَالٍ أَذِلُّ بِهِ

وَلَا أَلَذُّ بِمَا عِرْضِي بِهِ دَرِنُ

Beni zelil edecek mala el uzatmam

Şerefime leke sürecek bir şeyi asla hoş bulmam

سَهِرْتُ بَعْدَ رَحِيلِي وَحْشَةً لَكُمُ

ثُمَّ اِسْتَمَرَّ مَرِيرِي وَارْعَوَى الْوَسَنُ

Sizden ayrıldıktan sonra yalnızlıktan uyuyamadım

Nihayet (yokluğunuza) sabrettim de uykularım geri döndü

وَإِنْ بُلِيْتُ بِوُدٍّ مِثْلِ وُدِّكُمُ

فَإِنَّنِي بِفِرَاقٍ مِثْلِهِ قَمِنُ

Olur da sizin dostluğunuz gibisiyle bir daha sınanırsam

Onlardan ayrılmayı da kendime hak görürüm

أَبْلَى الْأَجِلَّةَ مُهْرِي عِنْدَ غَيْرِكُمُ

وَبُدِّلَ الْعُذْرُ بِالْفُسْطَاطِ وَالرَّسَنُ

Atım koşumunu yıprattı sizden uzaklarda

Gemi ve dizgini değiştirildi Fustat’ta

عِنْدَ الْهُمَامِ أَبِي الْمِسْكِ الَّذِي غَرِقَتْ

فِي جُودِهِ مُضَرُ الْحَمْرَاءِ وَالْيَمَنُ

Yiğit Ebu’l-Misk’in diyarında

Onun cömertliğinde boğulur Yemen ve Mudaru’l-Hamrâ

وَإِنْ تَأَخَّرَ عَنِّي بَعْضُ مَوْعِدِهِ

فَمَا تَأَخَّرُ آمَالِي وَلَا تَهِنُ

Bana olan bazı vaatlerini her ne kadar geciktirmiş olsa da

Ne ona olan umudum azalır ne de gücünü yitirir

هُوَ الْوَفِيُّ وَلَكِنِّي ذَكَرْتُ لَهُ

مَوَدَّةً فَهْوَ يَبْلُوهَا وَيَمْتَحِنُ

O esasen sözünün eridir ancak

Benim ona olan muhabbetimi imtihan etmektedir


Şiir Notları

1) Mütenebbî Kimdir?


Asıl ismi Ebu’t-Tayyib Ahmed olan Mütenebbî hicri 303 (m. 915) yılında Kûfe’nin Kinde mahallesinde doğmuştur. Kökeni Güney Arabistan’a dayanan şair, hayatı boyunca Güney Araplarını Kuzey Araplarına üstün görmesine rağmen nesebini gizli tutmayı tercih etmiştir. Bunun nedeninin kabilesi sebebiyle kendisine düşmanlık edilmesinden çekinmesi veya ailesinin yoksulluğu olduğu düşünülmektedir. Öğrenimine Kûfe’de başlayan Mütenebbî hicri 312’de (m. 924) Karmatî istilâsından dolayı ailesiyle birlikte Semâve çölüne göç etmiştir. Bedevî Araplar arasında iki yıl kalarak dil yeteneğini geliştirme, lugat, şiir, hikmet ve emsal öğrenme imkânı bulmuştur. Akabinde ailesinin yoksul olmasının da etkisiyle arzuladığı servet, şöhret ve iktidar yolunun ücret karşılığında şiirler yazmak, önemli kişilere methiyeler sunmak olduğunu düşünerek kalemine sarılmıştır. Ancak ilk dönemlerde şiirlerinin yeteri kadar takdir edilmediğini düşünmüş, bu defâda farklı bir yol seçip kılıcına sarılarak isyan çıkarmıştır. Fakat bu dönem kısa sürmüş ve büyük bir şair olma isteği ağır basmıştır. Bu maksatla diyar diyar gezerek kâh methiyeler kâh hicviyeler söylemiş, böylelikle ismi de dilden dile dolaşmıştır [2]. Daha önce hicvetmiş olduğu Fâtik b. Ebû Cehl el-Esedî’nin adamları tarafından Bağdat yakınlarındayken yolu kesilmiş, mücadele etmiş ancak yenilgiyi ön görünce kaçmayı denemiştir. Bunun üzerine kölesi ona şu meşhur beytini hatırlatmıştır:

الْخَيْلُ وَاللَّيْلُ وَالْبَيْدَاءُ تَعْرِفُنِي / وَالسَّيْفُ وَالرُّمْحُ وَالْقِرْطَاسُ وَالْقَلَمُ

Atlar, geceler, çöller iyi tanır beni / Kılıçlar, mızraklar, kağıtlar ve kalemler iyi bilir

Bu hatırlatmanın tesiriyle mücadeleye geri dönen Mütenebbî oğlu ve kölesiyle birlikte hicri 354 yılında Bağdat’ın batısında kalan Deyru’l-Âkûl yakınlarında öldürülmüştür [3].

2) “Mütenebbî” Lakabı

Mütenebbî’nin “peygamberlik taslayan, geleceği haber veren” anlamlarına gelen lakabının nedeni hakkında farklı rivayetler bulunmaktadır. Rivayetler arasında Mütenebbî’nin gençlik yıllarında peygamberlik iddia ederek bir isyan hareketi başlatması yer almaktadır. Ancak hakikatte dönemin adeti üzerine Mütenebbî’ye de isyan çıkaranlar için ortaya atılan “yalancı peygamberlik” iddiasının isnat edildiği nakledilmektedir. Diğer bir rivayette ise bir şiirinde geçen (أَنَا أَوَّلُ مَنْ تَنَبَّأَ بِالشِّعْر) “ben şiirle kehanette bulunan ilk kişiyim” mısrası sebebiyle bu lakabı aldığı geçmektedir [4].

Yine farklı kaynaklarda geçen itaatsiz deveyi uysallaştırması ve tükürüğü ile bıçak kesiğini iyileştirmesi gibi bazı keramet ve mucizelerin kendisine isnat edilmesi de bu iddiaların dayanakları arasındadır. Öte yandan Mütenebbî’nin bu lakaptan rahatsız olduğu ve düşmanları tarafından ona bu lakabın takıldığı da nakledilmektedir [5].

3) Şiirlerindeki Üslubu

Mütenebbî döneminden günümüze dek Arap edebiyatında ismini duyurmuş en büyük şairler arasındaki yerini korumaktadır. Şair de kendindeki cevheri kısa sürede fark etmiş olacak ki meşhur “Mîmîyye’sinde”:

“أَنَامُ مِلْءَ جُفُونِي عَنْ شَوَارِدِهَا / وَيَسْهَرُ الْخَلقُ جَرَّاهَا وَيَخْتَصِمُ”

“Ben şiirlerimi dert etmeden derin uykulara dalarken / Halk onları tartışarak sabahlamakta”

ifadelerini kullanmaktan kendini alamamıştır.

Yine Seyfüddevle’ye hitaben yazmış olduğu şiirinde de kendini şu ifadeleriyle övmektedir;

“وَدَعْ كُلَّ صَوْتٍ غَيْرَ صَوْتِي فِإِنَّنِي / أَنَا الطَّائِرُ الْمَحْكِيُّ وَالْآخَرُ الصَّدَى”

“At bir kenara benim sesim dışındaki tüm sesleri / Ben konuşan bir kuşum, diğerleriyse sadâmın akisleri”

Çoğunluğu medh olmak üzere hiciv, mersiye, fahr, gazel ve vasf gibi türlerde şiirler nazmeden şair aynı zamanda şiirleriyle dönemine, hayatına ve şahsiyetine de ayna tutmuştur [6]. Mütenebbî’nin şiirleri parlak mânalar, zengin hikmet ve meseller, abartılı anlatımlar, bedevi unsurlar içermesinin yanı sıra istiare, cinas ve tıbâk gibi geleneksel söz sanatlarını da barındırmaktadır. Mütenebbî, kadim şairlerde olduğu gibi kasidelerine bazen bir gazelle başlamış bazen de doğrudan giriş yapmıştır. Onun için “Dizelerinde sebebinin açıklanması güç bir deha gizlidir.” ifadeleri kullanılmıştır [7].

4) “Seyfiyyâtü’l-Mütenebbî” ve “Kâfûriyyâtü’l-Mütenebbî”
Arap milliyetçisi olan Mütenebbî’nin gözünde, Seyfüddevle âdetâ Araplara özgü tüm değerleri temsil eden bir hükümdardır. Ona karşı beslediği samimi sevginin yansımalarını Seyfiyyâtü’l-Mütenebbî’de görmek mümkündür. Seyfiyyâtü’l-Mütenebbî, Mütenebbî’nin Seyfüddevle’nin sarayında geçirdiği süreç boyunca nazmettiği şiirlere denilmektedir. Divanının üçte birini teşkil eden bu şiirler, Mütenebbî’nin kariyerini biçimlendiren, ona en parlak dönemini yaşatan methiyelerdir. Hem Arap milletinin hem de İslamiyet’in yüceliğinin vurgulandığı bu şiirler, edebi değerlerinin yanı sıra şahit olunan olayların detaylıca nakledilmesi açısından da tarihi bir öneme sahiptir [8].

Mütenebbî Seyfüddevle’nin sarayından ayrılıp Kâfûr’un himayesine girerek hayatının en sıkıntılı sürecini yaşamıştır. Bu dönemde maddî ve mânevî hürriyetlerinden mahrum kalan şair kalben nefret duyduğu Kâfûr’a kasideler nazmetmek mecburiyetinde kalmış, “Kâfûriyyâtü’l-Mütenebbî” adı verilen şiirlerini söylemiştir. Hâmisini zoraki övgülerle methettiği şiirlerinde Seyfüddevle’nin teveccühünü kaybetmenin onda yarattığı üzüntü ve Kâfûr’a duyduğu hınç hissedilmektedir [9].

5) Şair Bize Ne Anlatıyor?

“Zamanımdan istediğim beni eriştirmesidir / Zamanın kendinin dahi erişemediğine (değişmezliğe)”


Cahiliye döneminde var olan “bütün olayların zamana dayandırılması” düşüncesi Allah inancını inkar edenlere ait bir düşünce olmasıyla birlikte İslamiyet sonrası da Arap edebiyatındaki varlığını korumuştur. Araplar kimileyin zamanın getirdiği musibetlerden yakınmakta kimi vakit de Mütenebbî’nin bu beytinde yapmış olduğu gibi zamandan talepte bulunmaktadır. Mütenebbî’nin zamanından istediği zamanın kendi için dahi sağlayamadığı bir değişmezlik, aynı halde kalma arzusudur. Şairin kastı belki gençlik dönemi belki de güzel günleridir. Öte yandan zaman bile dört mevsimi yaşamakta, bitkilerin yeni yeni yeşerdiği mis kokulu ilkbaharda sabit kalamamaktadır.

“Atım koşumunu yıprattı sizden uzaklarda / Gemi ve dizgini değiştirildi Fustat’ta / Yiğit Ebu’l-Misk’in diyarında / Onun cömertliğinde boğulur Yemen ve Mudaru’l-Hamra ”


Mütenebbî, Seyfüddevle’ye hitaben bu beyitlerinde Kâfûr’un himayesinde nasıl hoş tutulduğunu ifade etmektedir. Kâfûr’un ilgi ve alakasından o kadar “memnundur” ki sarayında uzunca süre kalmış, dolayısıyla atı gem üstüne gem dizgin üstüne dizgin değiştirmiştir. Ayrıca Kâfûr’un ihsanı bol bir hükümdar olduğuna da dikkat çeken şair mübalağadan geri durmamış Arap asıllı olmayan Kâfûr’un cömertliğinde tüm Arapların boğulduğunu dile getirmiştir.

“Bana olan bazı vaatlerini her ne kadar geciktirmiş olsa da / Ne ona olan umudum azalır ne de gücünü yitirir”


Mütenebbî kendisine muhtemelen Sayda valiliğini vaad eden Kâfûr’a açıkça bir hatırlatma yapmaktadır. Ancak bu hatırlatma da fayda vermeyecek Mütenebbî’nin iktidar hırsını gören Kâfûr bu vaadini gerçekleştirmeyecektir. Uzun zaman geçmesine rağmen söz konusu vaadin yerine getirilmediğini gören şairse Kâfûr’a ağır bir hicviye yazarak sarayından kaçacaktır.

Çeviri Notları

أَبُو الْمِسْك: Aslen siyah bir köle olan Kâfûr b. Abdillâh el-İhşîdî 966-968 yılları arasında İhşîdîler Hanedanı’na hükümdarlık yapmıştır. Kendisine Ebü’l-Misk lakabının İhşîdîler’in kurucusu ve ilk hükümdarı olan Muhammed b. Tuğç veya Abbâsî halifesi tarafından miskin siyah olduğuna telmihen verildiği nakledilir [10].

نَدِيم: “Sohbet arkadaşı, içki arkadaşı, padişah musahibi” gibi anlamlara gelen kelimeyi “dost” olarak çevirmeyi uygun bulduk.

كُلٌّ بِمَا زَعَمَ النَّاعُونَ مُرتَهَنُ: Beyitini direkt çevirecek olsaydık “herkes ölüm haberini duyuranların iddiasına rehindir” gibi bir çeviri yapmış olacaktık. Ancak şairin kastını daha net okura geçirmek istediğimiz için “Bil ki; herkesin canı ölüm fermanına rehindir.” olarak çevirdik.

هَوَادِج: Tekili هَوْدَج olan kelime “devenin sırtına konan, kadınlara mahsus, üstü kubbeli bir çeşit sepet” demekdir. Türkçede de yer alan bir kelime olduğu için bu şekilde bırakmayı tercih ettik.

وَلَا يَدِرُّ عَلَى مَرْعَاكُمُ اللَّبَنُ: “Ne de meranızda bolca süt bulunduğunu” olarak çevirdiğimiz bu beyitte şair, Seyfüddevle’nin topraklarında bereketin ve menfaatlenilecek bir hayrın bulunmadığını belirtmek istemiştir. Meralarında otlayan hayvanların sütü dahi az ve sağlıksızdır.

أَرْض: “Toprak, yer, yeryüzü” gibi anlamlara gelen kelimeyi önceki beyitlerle uyumlu olması için “kızgın çöl” olarak çevirdik.

صَاحَب: “eşlik etmek, arkadaşlık etmek, bir şeyin sahibi olmak” vb. anlamlara gelen kelimeyi şiir içerisinde “korumak, tanımak ve bırakmamak” olarak çevirdik.

تَأَخَّرُ: Fiilin aslı تَتَأَخَّرُ’dur. Ancak tefa’ul babında muzari fiilin başında iki ta’nın peşpeşe söylenmesi dile ağır geldiği için ikinci ta’nın hafzı caiz görülmüştür.

فُسْطَاط: Eskiden Mısır’ın başkenti Kâhire’nin yakınlarında bulunan Fustat şehri, Hz.Ömer döneminde Amr b. Âs tarafından inşa edilmiştir [11].

مُضَرُ الْحَمْرَاء: Hz. Peygamber’in on dokuzuncu göbekten atası olan Nizâr b. Mead’ın oğludur. Arapların dört ana kolundan biri olan Benu Mudar’ın atasıdır [12]. Babasının, vefatından önce kendisine kırmızı bir sarık yahut altın bırakması nedeniyle “Hamra” (kırmızı) lakabıyla tanınır [13].


mirkat.org dan alınmıştır.
 

Nesîbe Lena

يا نافعا علمه! لك الجنة
Süper Moderatör
Not: Bazı şeyleri ayırt edemeyenler için yazmak ihtiyacında hissettim. Her paylaşılan şey, paylaşanın fikri, düşüncesi vs değildir. Bazen bilgi olsun, çeşitlilik olsun, başkalarına da hitap edebilsin vs gibi sebepler olabilir. Aslen bunu idrak etmek zor değil ama neyse.
Bahsi geçen Arap şairini de tanımamakla beraber okuduğum yazı ilgi çekmiş, Arapçaya ilgisi olanlarında ilgisini çekebileceğini varsayarak paylaşımda bulundum.
Hayırlı forumlar.
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt