İbni-Kayyim’in görüşü şöyledir: Namazda gözleri açık tutmak huşuyu kalbin ALLAH-u Teala’ya yönelmesini bozmuyorsa, açık tutmak daha uygundur.
Çünkü Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem’in namazdaki hali genel olarak böyleydi. Fakat gözleri açık tutmak, karşıdaki süsler, nakışlar, yazılar veya başka şeyler sebebiyle kalbi dağıtıyor ve huşuya zarar veriyorsa, bu durumda gözleri kapamak daha faziletli olur.
Yani asıl ölçü gözün açık ya da kapalı olması değil, kalbin ALLAH-u Teala’ya yönelmesidir. Eğer kulun kalbi açık gözle daha toplu ise açık tutar; kapalıyken daha iyi toplanıyorsa kapatır. Çünkü namazın ruhu huşûdur. ALLAH-u Teala, “Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir; onlar namazlarında huşu sahibidirler” buyurmuştur.
Bu sebeple kişi şekle takılıp kalmamalı, kalbin hâline bakmalıdır. Sırf bir şekli savunmak için kalbi ihmal etmek doğru değildir. Doğru olan, huşûyu en çok sağlayan hâli tercih etmektir; zira ibadet kalple diridir, gözle değil.
Çünkü Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem’in namazdaki hali genel olarak böyleydi. Fakat gözleri açık tutmak, karşıdaki süsler, nakışlar, yazılar veya başka şeyler sebebiyle kalbi dağıtıyor ve huşuya zarar veriyorsa, bu durumda gözleri kapamak daha faziletli olur.
Yani asıl ölçü gözün açık ya da kapalı olması değil, kalbin ALLAH-u Teala’ya yönelmesidir. Eğer kulun kalbi açık gözle daha toplu ise açık tutar; kapalıyken daha iyi toplanıyorsa kapatır. Çünkü namazın ruhu huşûdur. ALLAH-u Teala, “Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir; onlar namazlarında huşu sahibidirler” buyurmuştur.
Bu sebeple kişi şekle takılıp kalmamalı, kalbin hâline bakmalıdır. Sırf bir şekli savunmak için kalbi ihmal etmek doğru değildir. Doğru olan, huşûyu en çok sağlayan hâli tercih etmektir; zira ibadet kalple diridir, gözle değil.

