Neler yeni
İslami Forum, Dini Forum, islami site, islami sohbet, radyo, islami bilgiler

İslam-tr.org'a hoş geldiniz! Hemen üye olun ve kendi konularınızı, düşüncelerinizi paylaşarak bu platforma katılın. Oturum açtıktan sonra, İslam dini, tarih ve güncel konularla ilgili paylaşımlarda bulunabilirsiniz.

İlmi Konu Rasulullah'ı Kurutan Sözler : Uydurma Hadisler (kitap)

ABDULHAK Çevrimdışı

ABDULHAK

الإذلال هو بعيد عنا
Admin
1697140053257.png

RASULULLAH'I KURUTAN SÖZLER
- UYDURMA HADİSLER -

Allah herkesi kuru iftiradan sakındırsın . Bilmem başınıza geldi mi , hiç haberdar ve ilginizin olmadığı bir konuda iftiraya hatta kuru iftiraya maruz kaldınız mı ?
İnsan ne kötü olur değil mi ? Ne diyeceğinizi şaşırır , olanca güç , telaş ve sözlerinizle bu kuru iftirayı bertaraf etmeye çalışırsınız .

Tüm deliller , görgü şahidleri , yazılar, belgeler vs gerekli tüm dökümanlarla olayın aslını isbat derdine düşersiniz .
Birde buna mudahale etmediğinizi edemediğinizi düşünün. Arkanızdan , sırf çıkarlarına öyle geldiği için sizin adınıza öyle konuşulduğunu düşünün. Üstelik cevab vererek kendinizi de savunamıyorsanız ? İşiniz artık rûz-u mahşerde huzur-u ilahiye kalmıştır. Mufterilerinizle Rabbin huzurunda hesablaşmayı arzu edersiniz değil mi ? Ya da bu mufterilerin bir an önce bu ğaliz iftiradan vazgeçip tevbe ederek Hakk'a teslim olmalarını arzu edersiniz. Aslında bu müslümanın istediği en iyi yoldur.

Şimdi biz de Rasulullahın arkasından yapılan iftiraların bir kısmını ve alimlerin bu iftiralar (zayıf ve uydurma sözler) hakkındaki açıklamalarını burada teşhir edeceğiz.
Bu konuda sahih hadis delilleri olanların isbatlarını buraya koymalarını kendilerine kul hakkı önemiyle istiyorum.
Aksi taktirde bile bile yanlışta kalmak , buradaki delilleri gördüğü halde hala sahih hadis diye kurulara tutunmak kendi sorumluluklarındadır .

Şimdi sırayla bakıyoruz
:
************************************


Kim nefsini bilirse Rabbini de bilmiştir

Bu sözün aslı yoktur.
Hafız Es-Sehâvî şöyle der: « Ebû Muzaffer b. Sem’âni der ki: ‘Bu söz merfû olarak bilinmez, bilakis Yahya b. Muâz er-Razi’nin sözü olarak hikâye edilir.’ »
(Makâsıd, s.198)
Nevevi de buna benzer olarak bu söz için ‘kanıtlanmamıştır’ demiştir.”
( El-Mukasıd El-Hasene sy.491, no.1149 )
en- Nevevi : rivayetin sabit olmadığını söyler.
Suyûtî (Zeyl el-Muduât, s.203)de buna katılır. Bu hadisin Sahih olmadığını söyler( Haavi lil Fetaavi 2/351)

Şeyh Aliyyu’l-Kâri, (Mevduât, sf: 83) İbn Teymiyye’nin rivayet hakkında uydurma dediğini nakleder. (El-Esrar El-Merfuat 83)
Kamûs’un sahibi Fiyruz Abâdî ise şöyle der: « Bu Nebevî hadislerden değildir, çoğu insanlar bunu Nebi (s.a.v.)’in hadislerinden sayarlar. Ancak aslı yoktur, bilâkis İsrailiyattandır: Yani Yahudi kültüründe ‘Ey insanoğlu! Kendini bil ve böylece Rabbinide bilirsin’ diye bilinir.(El-Red Ala El-Mutaridin 2\37)
ElBani “Bunun aslı yoktur” demektedir
( Silsile El-Zayifa’ 1/165 no: 66 )

‘Ey insan nefsini bil ki; Rabbini tanıyasın’.»
İhtisas ehlinin hadis hakkındaki hükmü budur.

**************************


حب الوطن من الإيمان
Vatan sevgisi imandandır
(Ebu'l-Fezâil Radıyyuddîn -Radî- Hasen b. Muhammed b. Hasen es-Sâgānî, el-Ehadîsu’l-Mevdua, sf: 7)

Uydurmadır.
Es- Sagânî ve diğer muhaddislerde uydurma olduğunu beyan ederler. Rivâyet, mana olarak ta doğru bir manaya sahib değildir. Çünkü vatan sevgisi nefis ve mal mulk sevgisi gibi doğuştan gelmektedir, yani içgüdüseldir. Dolayısıyla bunlara olan sevgiden dolayı kişi övülmez, hele hele imanın gereklerinden hiçte değildir. Özellikle insanlar bu sevgide ortaktırlar, bunda mümin ile kafir arasında bir fark yoktur.

Nice vatanını seven dinsiz , ateist , muşrik kafirler vardır ! Yunanistan'lı bir müslüman Yunanistan'ı sevmiyor diye imansız denilemez ! Seven kafirlere de imanlı denilemez.

**************************

"
UMMETİMİN İHTİLÂFI RAHMETTİR."
("Ummetimin ihtilâfı rahmettir." el-Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, 1:64; el-Munâvî, Feyzu’l-Kadîr, 1:210-212.)
Ali el-Karî bu hadis (söz) hakkında diyor ki:
İmamların çoğu bunun aslının olmadığını zannettiler. Fakat, Hattabî bunu Garibu’l-Hadis’te istitraden zikretti ve kendi kanaatına göre aslının olduğunu bildirdi.
Suyutî Camiu’s-Sağir'inde şöyle demiştir: Nasr el-Makdisî Hucce’sinde onu tahriç etti ve Beyhakî Risaletu’l-Eş'ariyye’de senetsiz olarak zikretti, ayrıca Huleymi, Kadı Huseyin, İmamu’l-Harameyn ve diğerleri de hadisi zikrettiler.
Munavi, Suyuti’nin şu sözüne bağlı olarak şöyle demiştir: “Subki şöyle demiştir... (ve ondan zikrettiğimiz sözünü nakletti). Sonra da Munavi şöyle dedi: Hafız el-Iraki, bunun senedinin zayıf olduğunu söylemişdir. (Munavi, Feyzu’l-Kadir I, 212-213)
Bu hadis, hafızların bizim ulaşamadığımız bazı kitaplarında olabilir, Allahu a‘lem, dedi.
Suyutî’nin bu sözü tartışmalıdır. Nitekim, âlimlerin bu konuda açıklamaları vardır:
Bu asrın muhaddisi Muhammed Nasuruddin el-Elbani ise şöyle demişdir:
Bu hadisin aslı yoktur. ibni Hazm’dan nakledildiğine göre, o bu hadis batıl ve mekzubtur, demiştir (Elbani, Silsiletu’l-ahadisu’d-daife ve’l-mevzu’a, 76)
Buna göre, hadis sahih değildir veya çok zayıftır ki bunun gibisiyle delil getirilmez. Delil getirmeye elverişli de değildir.
Subkî de: Bu, muhaddislerce bilinen bir hadis değildir. Ben ne sahih, ne zayıf ve ne de mevzu bir senetle bu hadise rastladım, aslının olduğunu zannetmiyorum diyor. (Sabbâğ, Tahkīk ve Ta‘lik, 109, 6. dipnot.)
Ancak bu bir kimsenin sözü olabilir. Belki de birisi “ümmetimin ihtilafı rahmettir” deyip, bazıları da onu alarak, hadis zannetmiş ve peygamberin sözü saymıştır. Hala inanıyorum ki, bu hadisin aslı yoktur. Bunun asılsız olduğuna rahmetin ihtilaf etmemeyi gerektirdiğini bildiren ayet ve sahih hadislerle delil getirilmiştir (Alusi,Tefsir, IV, 24)
İbn Hazm, İhkâm’da: Bu, hadis değildir; bilâkis o, batıldır, mevzudur. Çünkü, eğer ihtilâf rahmet olsaydı, ittifak gazab olurdu. Bu ise, hiçbir Müslümanın söyleyemeyeceği bir şeydir, diyor.
(Muhammed b. Cemil, Fırka-i Nâciye -Kurtulan Toplum-, çev. Mehmed Alptekin, Saff Yayınları,1989, 115)

Zaten, aslonan da iddianın isbatıdır. Âlimlerce senedi bile bulunamayan bir sözün Peygambere isnad edilmesi doğru değildir.

Allah, Abdullah b. Mubârak’e rahmet etsin, şöyle demiştir:
"İsnad dindendir. İsnat olmasaydı, muhakkak ki, her isteyen istediğini söylerdi." (Muslim, Mukaddime, 5.)

Yine demiştir ki:
"Bizimle (hadis nakleden) şu kavim arasında ayaklar, yani isnad vardır." (Muslim, aynı yer.)
Onun bu sözünü Nevevî şöyle açıklıyor:
Bunun manası, eğer sahih bir isnat getirirse hadisini kabul ederiz, yoksa terk ederiz, demektir. İsnatsız hadisi ayakta duramayan hayvana benzetti. Nikekim, ayakları olmayan hayvan da ayakta duramaz.
(Mehmed Sofuoğlu, Sahîh-i Muslim ve Tercemesi, İrfan Yayınevi, İstanbul 1972, 1/39)
"Ummetimin ihtilafı rahmettir" hadisinin elimizdeki kaynaklarda merfu/sahih bir senedi yoktur.
el-Beyhakî, İmam el-Eş'arî'yi müdafaa maksadıyla kaleme aldığı er-Risâletu'l-Eş'ariyye'sinde [İbn Asâkir, Tebyînu Kezibi'l-Mufterî, 100 vd.] bu hadisi senetsiz olarak nakletmiştir. (İbn Asâkir, Tebyînu Kezibi'l-Mufterî, 106)
Bu hadisi (sözü)bu lafızla zikreden kaynakların hiç birisinde sened zikredilmemiştir. Hatta es-Subkî, "Muhaddisler tarafından bilinmemektedir. Bu rivayetin ne sahih, ne hasen, ne de mevzu bir senedine rastlamadım" demiştir. [el-Munâvî, Feydu'l-Kadîr, I, 212.]
Yaygın olarak zikredilmesi dolayısıyla es-Süyûtî, "Belki önceki Hadis alimlerinin eserlerinde senedli olarak zikredilmiştir de, onların eserleri bizlere ulaşmamıştır" demiştir.[el-Câmi'u's-Sağîr, I, 210]
Bu rivayeti senetsiz olarak veren kaynaklar es-Sehâvî, el-Aclûnî ve daha birçok alim tarafından zikredilmiştir.
[el-Makâsıdu'l-Hasene, 26-7; Keşfu'l-Hafâ, I, 66-7]
ibni Dibağ eş-Şeybani de şöyle demiştir: Alimlerin çoğu bu hadisin aslının olmadığını söylemiştir. Fakat Hattabi bunu Ğaribü’l-Hadis’inde istidraden (dolaylı olarak) zikrederek kendisine göre aslının olduğunu hissettirmiştir.
(İbn Dibağ eş-Şeybani, Temyizu’t-tayyib mine’l-hadis, 85)

Hasılı "Ummetimin ihtilafı rahmettir" hadisinin(sözünün) aslı (senedi) bulunamamıştır. Bu sebeble onu Efendimiz (s.a.v)'e izafe ederek nakletmek doğru değildir.

"UMMETİMİN İHTİLÂFI RAHMETTİR." uyduruk sözünü sahih hadis kabul eden rasul iftiracaılarına aşağıya koyacağım ümmetin ihtilafıyla ilgili hadisi değerlendirmeye davet ediyorum .
"Andolsun ki siz, kendinizden önceki milletlerin yoluna kulacı kulacına, arşını arşınına ve karışı karışına muhakkak tıpatıp uyacaksınız. Hatta onlar daracık bir keler deliğine girseler bile, siz de muhakkak o deliğe gireceksiniz."
Ashâb-ı kiram: "Yâ Rasulellah! O milletler yahudiler ve hıristiyanlar mı?"
"Bunlar olmayınca başka kimler olur?" buyurdu.
(İbn-i Mâce: 3994)

_İbnu Amr İbni'l-As (radıyallahu anhuma) anlatıyor: "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ummetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ummetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir."
"Bu fırka hangisidir?" diye soruldu.
"Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!" buyurdular."

(Tirmizi, İman 18, (2643); kutub-i sitte 4743)

- Muaviye (radıyallahu anh) anlatıyor:
"Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) (bir gün) aramızda doğrulup buyurdular ki:
"Haberiniz olsun! Sizden önce Ehl-i kitab, yetmişiki millete (dine) bölündüler. Bu ummet ise yetmişüç fırkaya bölünecek. Bunlardan yetmişikisi ateşte, sadece biri cennettedir. Bu da (Ehl-i Sünnet ve'l) cemaattir."
(Ebu Davud, Sünnet 1, (4597); kutub-i sitte 4742)

*************************


Sen olmasaydın Ya Muhammed! evreni yaratmazdım
لما اقترف آدم الخطيئة؛ قال: يا رب! أسألك بحق محمد لما غفرت لي. فقال الله: يا آدم! وكيف عرفت محمدا، ولم أخلقه؟ قال يا رب! لما خلقتني بيدك، ونفخت في من روحك؛ رفعت رأسي، فرأيت على قوائم العرش مكتوبا: لا إله إلا الله محمد رسول الله، فعلمت أنك لم تضف إلى اسمك إلا أحب الخلق إليك. فقال الله: صدقت يا آدم! إنه لأحب الخلق إلي، ادعني بحقه، فقد غفرت لك، ولولا محمد ما خلقتك

''Adem (a.s.), günah işlediğinde şöyle dua etti:
Ya Rabb! Muhammed'in hakkı için benim günahımı bağışlamanı diliyorum.
Allahu Teala dedi ki: Ey Adem! Sen Muhammed'i nereden biliyorsun, ben onu daha yaratmadım.
Adem: Ey Rabbim, Sen beni yarattığında ve ruhundan bana üflediğinde başımı kaldırdım ve arşın sütunları üzerinde 'Lailahe İllAllah Muhammedun Rasulullah' yazılı olduğunu gördüm. Ve bildim ki, Sen kendi adının yanına ancak en çok sevdiğin kişinin ismini ilave edersin.
Allahu Teala dediki: Doğru söylüyorsun ey Adem, o (Muhammed s.a.v.) benim en sevdiğim kulumdur. Sen Benden onun (Muhammed s.a.v.) hakkı için istedin, Ben seni bağışladım. Muhammed olmasaydı Ben seni yaratmazdım''
(Hakim, Mustedrak, 2/615; Ömer (r.anh)'dan merfu olarak ; İbn Asâkir (2/323), el-Beyhâki, Delâil’un-Nubuvve (5/488); Tabarânî, el-Mu’cemu’s-Sağir, 2/82-83; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, 8/253; S
uyûtî, ed-Durru'l-Mensûr, 1, 116. Yusuf Nebhanî, Huccetullahi ale’l-âlemin, sf: 210)

Uydurmadır !


Râvilerinden olan Abdurrahm an b. Zeyd b. Eslem hakkında İbn Hibbân şöyle der: «Hadis uydurmakla itham olunmuş, Leys, Malik ve İbn Lehi’a üzerine hadisler uydurmuştur. Dolayısıyla imâm ez-Zehebî rivâyet hakkında uydurma ve batıl derken, İbn Hacer el-Askalânî de ona katılır.
Zehebi, bu hadis hakkında: ''Hadis uydurmadır. Abdurrahman yalancıdır. Ve Abdullah İbni Meslem el-Fahri'nin kim olduğunu bilmiyorum'' demektedir.

İmam Zehebî "Mizanu'l-İ'tidal" isimli eserinde bunun "batıl ve uydurma bir haber" olduğunu söyledi, İbnu Hacer el-Askalânî de "Lisanu'l-Mizan" isimli eserinde ona muvafakat etti.
Elbânî, Abdurrahman bin Zeyd bin Eslem’in zayıf olduğu konusunda ittifak vardır. Ahmed bin Hanbel, Ebû Zur’a, Ebû Hatemi, En-Nesâî, ed-Dârâkutnî ve başkaları onu zayıf görmüştür.
Elbânî: ...“Bana göre ...Zehebî el-Mîzân’da “el-Fiherî”ye yer vererek ona hadis isnad ettikten sonra bunun batıl bir haber olduğunu söyler.” dedi.
İbn Hacer de, el-İsabe’de 3/360’ta aynısını söylüyor ve ilaveten el-Fiherî hakkında şöyle diyor: “Emsali olduğundan muhtemelen bu ondan önceki kişi olabilir. Bu kişi Abdullah bin Muslim bin Ruseyid’dir. İbn Hacer diyor ki: “İbn Hibban onu hadis uydurmakla itham” etti.

Hâkim’in bu hadisle ilgili rivâyeti, onu red nedenlerinden biridir. Zira kendisi "el Medhulu İlla Ma’rifeti’s-Sahih-i Mine’s-Sakîm” adlı kitabında (uydurma) hadisler rivâyet ettiğini söyler.
Bu işin erbabından olan ve düşünebilen bir insan, bu yaptığının onun aleyhinde olduğu konusunda zorluk çekmez.

Elbânî der ki: Hâkim, el-Mustedrak’te kendi kendine çelişkiye düşmüştür. Zira (cilt 3, sf:332)’de adı geçen Abdurrahman’dan rivâyetten başka bir hadis sahih görmediği halde bunu rivâyet etmiştir. Ayrıca Buhârî ve Muslim’in, Abdurrahman bin Zeyd’i Huccet olarak kabul etmediklerini de söyler.
Değişik yollarında merfu mu? Yoksa mevkûf mu? olduğunda çelişkilik derecesinde farklılık vardır.
Bu hadisi Kur’ân-ı Kerîm’e ters düşmesinden hadisin batıl ve uydurma olduğunu söyleyen âlimlerin tesbitini güçlendirmektedir.


Şeyhu'l islam İbn Teymiyye dedi ki:
"el-Hâkim'in, bu hadisle ilgili rivayeti, onun rededilme nedenlerinden biridir. Çünkü bizzat kendisi "el-Medhal ile Ma'rifeti's-Sahihi mine's-Sakim" isimli eserinde -hadisin ravilerinden- Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem'in babasından mevdu -yani uydurma- hadisler rivayet etiğini söyler, bu işin erbabından düşünebilen bir kimse için böyle bir rivayetin kabul edilemez olduğu aşikardır. Ben derim ki, Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem, hadiscilerin ittifakınca zayıf bir adamdır ve söylediği şeyleri çokça karıştırır. Ahmed b. Hanbel, Ebû Zur'a, Ebû Hatim, Nesâî ve Darakutnî ve daha başkaları onun zayıf olduğunu söylediler. Ebû Hatim İbn Hıbban dedi ki: Farkında olmadan haberleri öyle ters yüz ediyordu ki rivayetlerinin çoğunda murselleri merfu, mevkufları musned haline getiriyordu. Bu sebeble onun rivayetleri terkedilmeyi hak etmişlerdir (Şeyhu'l İslam İbn Teymiyye, Kaidetun Celiletu'n fi,t-Tevessuli ve-l-Vesile, s. 168-169)

Beyhaki, Delail Nubuvve'de ''Abdurrahman İbni Zeyd İbni Eslem , zayıf ravilerdendir'' der.

Muhammed Nasıruddin el-Elbânî dedi ki: "Sözün özü, bu hadisin aslı yoktur. Çünkü iki büyük hadis alimi Zehebî ve Askalânî bunun geçersizliğine kesinlikle hükmetmişlerdir. Nitekim yukarıda onlardan bu husus nakledildi (Silsiletu'l Ehadisi'z-Zaifeti ve,l-Mevdua, Hadis no : 25; et-Tevessul Envauhu ve Ahkamuhu sf: 115)

El-Sagani; Uydurulmuş” dedi. (El-Sagani El-Hadis El-Mevzuat sf: 7)
El Acluni; Uydurma olduğunu söylemiştir( el-Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, II, 214)
Şeyh Molla Aliyyul Kari; ’Zayıftır ama anlamı doğrudur…” (Aliyyul Kari El-Esrar El-Merfuat; sf: 67-68) der ve şu iki hadisi bu görüşüne delil getirir:

a. İbn Esakir tarafından nakledilen hadis ”sen olmasaydın dünya yaratılmazdı.” İbni Cevzi bunu nakletti ve şöyle dedi ”uydurulmuştur” (İbni Cevzi, El-Mevzuat, 1/288) ve Suyuti’de aynı şeyi söylemiştir. (Suyuti El-Laai 1/272)

b. Deylemi’den nakledilen bir hadis ”Ya Muhammed! Sen olmasaydın Bahce (cennet) yaratılmış olmazdı ve Sen olmasaydın ateş (cehennem) yaratılmış olmazdı
ElBani derki ”Deylemi’den hadisin sahih olduğunu ortaya koymadan gerçekliğini onaylamak doğru olmaz ki Hiç bir alimin bu konu üzerinde durmuş olmasına rastlamış değilim… Deylemi’nin bunu aktaran tek kişi olması benim için bu hadisin zayıf olduğuna inanmak için yeterlidir, dahası Musned’inde (Deylemi Musned 1/41/2) rastladığımda zayıf olduğuna inandım.
(El Elbani; Silsile El-Zayıf, 1/451 no. 282)

Yukarıdaki sözün uydurma olduğuna bir delil de yine başka bir rivayetten! Akıl sahiblerini çelişkiyi görmeye davet ediyorum :
Adem (a.s.)’ın Nebî (s.a.v.)’i, kendi yaratılışından sonra cennette iken yer yüzüne inmesinden bilmesidir. Halbuki zayıf, ancak daha iyi bir senedle gelen başka rivayette:
Adem (a.s.) Hindistana iner ve yanlızlık hisseder, bunun üzerine Cebrâil inerek; Allâhu Ekber, Allâhu Ekber, Eşhedu En Lâ İlâhe İllallâh (iki defa), Eşhedu Enne Muhammeden Rasûlullâh (iki defa) deyib ezan okur. Adem şöyle der: «Muhammed de kim»? Cebrâil: «Peygamberlerden son oğlundur» der.
İbn Asâkir (1/323/2).

Râvilerinden Ali b. Behrâm bilinmemekte, diğer bir râvi olan Muhammed b. Abdullâh b. Süleyman aynı şekilde bilinmemektedir.
Bir önceki rivâyette Âdem (a.s.) daha cennette iken Peygamber (s.a.v.)’i tanıyordu, bu ikinci rivayette ise, Âdem (a.s.) yer yüzüne indiği halde Muhammed (s.a.v.)’i tanımamıştır.
Menfaatları için birbirinden habersizce Panik halinde hadis peydahlayanların düştüğü bu trajikomik durum tam ibretlik !

*

11. Adem (a.s.) günahı işlediğinde şöyle der:
« Ya Rabbi, Muhammedin hakkı için beni affetmeni istiyorum ».
Allah, « Ey Adem onu yaratmadığım halde Muhammedi nasıl tanıdın » deyince, « Ey Rabbim! beni elinle yaratıb, ruhundan bana üflediğinde başımı kaldırdım ve arşın sütunlarında Lâ ilâhe illallâh Muhammedun Rasulullâh yazılı olduğunu gördüm. Bildim ki, Sen Kendi ismine en sevgili yaratığını izâfe ettin ». Bunun üzerine Allah; « Doğru söyledin ey Adem! Çünkü o beşer içerisinde bana en sevgili olanıdır. Bana onun hakkı ile dua ettiğinde seni bağışlarım, eğer Muhammed olmasaydı seni yaratmazdım » der.

(el-Hâkim, Mustedrak, 2/615; İbn Asâkir, 2/323; el-Beyhâki, Delâil’un-Nubuvve, 5/488)

لما اقترف آدم الخطيئة؛ قال: يا رب! أسألك بحق محمد لما غفرت لي. فقال الله: يا آدم! وآيف عرفت
محمدا، ولم أخلقه؟ قال يا رب! لما خلقتني بيدك، ونفخت في من روحك؛ رفعت رأسي، فرأيت على
قوائم العرش مكتوبا: لا إله إلا الله محمد رسول الله، فعلمت أنك لم تضف إلى اسمك إلا أحب الخلق
إليك. فقال الله: صدقت يا آدم! إنه لأحب الخلق إلي، ادعني بحقه، فقد غفرت لك، ولولا محمد ما خلقتك
Uydurmadır.
Râvilerinden olan Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem hakkında İbn Hibbân şöyle der: «Hadis uydurmakla itham olunmuş, Leys, Malik ve İbn Lehi’a üzerine hadisler uydurmuştur.
Dolayısıyla imâm ez-Zehebî rivâyet hakkında uydurma ve batıl derken, İbn Hacer el- Askalânî de ona katılır.
Rivâyetin batıllığına delil olan bir yönü de, Adem (a.s.)’ın Nebî (s.a.v.)’i, kendi yaratılışından sonra cennette iken yer yüzüne inmeden bilmesidir.
Halbuki zayıf, ancak daha iyi bir senedle gelen başka rivayette:
(Adem (a.s.) Hindistana iner ve yanlızlık hisseder, bunun üzerine Cebrâil inerek; Allâhu Ekber, Allâhu Ekber, Eşhedu En Lâ İlâhe İllallâh (iki defa), Eşhedu Enne Muhammeden Rasûlullâh (iki defa) deyib ezan okur. Adem şöyle der: «Muhammed de kim»? Cebrâil: «Peygamberlerden son oğlundur» der.)
[İbn Asâkir (1/323/2).]

Râvilerinden Ali b. Behrâm bilinmemekte, diğer bir râvi olan Muhammed b. Abdullâh b. Suleyman aynı şekilde bilinmemektedir.
Bir önceki rivâyette Âdem (a.s.) daha cennette iken Peygamber (s.a.v.)’i tanıyordu, bu ikinci rivayette ise, Âdem (a.s.) yer yüzüne indiği halde Muhammed (s.a.v.)’i tanımamıştır.


*********************
Bir üstteki sözün benzeri olan ;
"Ben gizli bir hazineydim ve ben bilinmeyi diliyordum bundan dolayı ben yaratılmış olanı (insanoğlunu) yarattım sonra kendimi onlara bildirdim ve onlar beni tanıdı”. sözü

Sehavi (905 , İbni Hacer El-Askalani’nin öğrencisi) dedi ki “İbni Teymiyye derki “İbni Teymiyye derki bu Peygamberin (s.a.v.) hadislerinden değildir ve sahih yada zayıf oluşuna dair bilinen hiç bir isnad yoktur.’ Zerkaşi ve Şeyhimiz (İbni Hacer) onu (bu kararında) desteklemiştir.” (Sehavi, el-Makasıdu’l-hasene, no. 838)

Suyuti (911) dediki “bunun aslı yoktur (Suyuti, Durur al Muntasar, no. 330)
El Acluni (1162) dediki “bu söylem genellikle ona itimat eden ve bazı temellerini onun üzerine kuran sufilerde vuku bulur.” (El-Acluni, Keşfu’l-hafa, no. 2016)
el- Elbani derki “bu hadisin aslı yoktur (Muhammed Nasiruddin El-Elbani, Silsile El-Zayıf, 1/166)

"kuntu kenzen mahfiyye" diye başlayan bu gizli hazine uyduruk hadisi de bir benzeri gibi "men arafe nefsehu fe kad arafe rabbehu" yani "kim kendini bilirse rabbini de bilir" rivayeti gibi "gizli kardeşlik" tarafından uydurulmuş bir sözdür. Bu tarz sözleri uydurmanın amacı vahdeti vücüd akidesine sözde islami dayanak hazırlamaktır.
Buna göre güya Allahu teala gizli bir hazineyken kendisinden bir parçayı yani kainatı yaratıp kendisini açığa vurmuştur. Buna göre kainat allahtan sudur etmiştir, doğmuştur.(sudur teorisi)
Alemlerin rabbini sofilerin bu tarz iftiralarından tenzih ederiz.
zariyat 56- Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.


*********************

إِذا تَحَيَّرْ تُم فِي اْلأمُورِ فاَسْتَعِينُوا بِأَهْلِ اْلقُبُورِ
İşlerinizde ne yapacağınızı şaşırdığınızda kabir ehlinden yardım isteyiniz (İsmail b. Muhammed el-Aclûnî, Keşf’ul-hafâ, Beyrut 1988/1408, c. I, s. 8)

إِذا أَعْيَتْكُمْ الأمُورُ فَعَلَيْكُمْ بِأهْلِ الْقُبُورِ ، أوْ فاَسْتَعِينُوا بِأَهْلِ اْلقُبُورِ
İşlerinizde ne yapacağınızı şaşırdığınızda kabirlerdeki ölülerden yardım isteyiniz
(İsmail b. Muhammed el-Aclûnî, Keşf’ul-hafâ, Beyrut 1988/1408, c. I, s. 8. ; Mahmut USTAOSMANOĞLU -Mahmud Efendi- başkanlığında bir heyet, Ruhu’l-Furkan Tefsiri, İstanbul 1992, c. II, s.82)

Halbuki İbn Teymiye’nin de belirttiği gibi “Peygamberimizin hadislerini iyi bilen ulemanın ittifakıyla bu söz yalandır, Peygamberimize yapılmış bir iftiradır. Hadis ulemasından hiçbiri bunu hadis diye rivayet etmemiştir. Güvenilir hadis kitaplarının hiçbirinde bulunmamaktadır. (İbn Teymiye, Mecmu-u Fetâvâ, c: 1, s: 356) Şirk kapısını açan biri tarafından yapılmış bir uydurmadır.” (Mecmu-u Fetâvâ, c: 11, s: 293)

İbn-i Kemal Paşa, el-Erbeûn, v. 360.
Süleymaniye Kütübhanesi, Esad Efendi, 1694. İbn-i Kemal, Yavuz Sultan Selim’in meşhur Şeyhu'l islamı’dır. 1469′da Tokat’ta doğmuş, 1534′te İstanbul’da ölmüştür. Peygamberimizle arasında 900 seneden fazla bir zaman varken hiçbir kaynak göstermeden ve anlamı da Kur’an’a taban tabana zıt olan bir sözü hadis olarak önümüze sürmesi kabul edilemez. İbn-i Kemal bu eserinde, kaynak gösterme yerine, bu sözün hadis olduğunu isbat için hiçbir dini dayanağı olmayan felsefi izahlara girmiştir



1. Bölüm
 
ABDULHAK Çevrimdışı

ABDULHAK

الإذلال هو بعيد عنا
Admin
"Alimlerin mürekkebi şehidlerin kanından daha faziletlidir" sözü
(Suyûti; Keşfu'l Hâfa, 2/400)

يوزن يوم القيامة مداد العلماء ودم الشهداء؛ فيرجح مداد العلماء على دم الشهداء
رواه الشيرازي عن أنس، ورواه الموهبي عن عمران بن الحصين، وأخرجه ابن عبد البر عن أبي الدرداء، وابن الجوزي في "العلل" عن النعمان بن بشير، قال المناوي: وأسانيده ضعيفة؛ لكن يقوي بعضها بعضًا؛ قاله في التمييز، وسكت عليه، لكن قال ابن الغرس. هو ضعيف
el-Mekasıd'da , bunun el-Hasan el-Basri'nin sözü olduğu söylenir. İbn Abdilberr bunu , Ebu'd-Derda'dan merfu olarak şu lafızla rivayet eder :
"Kıyamet günü alimlerin mürekkebi , şehidlerin kanıyla tartılır".
el-Hatib bunu , İbn Ömer'den şöyle rivayet eder: "Alimlerin mürekkebi , şehidlerin kanıyla tartılır ve alimlerin kanı ondan ağır gelir." İsnadında hadis uydurmakla suçlanan biri vardır.
ez-Zeyl'de bu hadis "uydurma"dır denilmiştir.
Senedinde İsmail İbn Muhammed İbn Ziyad vardır. O, İsmail İbn Muslim'dir. Musul Kâdı'sı'dır, yalancıdır.


(İmam Şevkani ; El-Fevaid El-Mecmua Fi'l-Ehadis El-Mevdua -MEVZU HADİSLER, sayfa 405, Medarik yayınları)

*************

"
Âlimin Uykusu, Câhilin İbadetinden Üstündür, hayırlıdır" sözü

نوم العالم خير من عبادة الجاهل
Âlimin uykusu, cahilin ibadetinden hayırlıdır.
Mevdu / uydurma bir rivâyettir. Ehl-i sunnetin eserlerinde bulunmamaktadır.

Şia kaynaklarından
et-Tabersi'nin “Mekarim el-Ahlaq” (ö. 548 H.) Sf: 441 ve “Bihar al-Enwar” el-Majlisi (2/25) gibi birçok Şii kitabında nakledilmiştir. ,

Aliy'yul Kâri de bu rivâyetin aslının olmadığını bildirmiştir. (Aliyyü’l-Kârî, el-Esrâru’l-Merfûa fi’l-Ehâdîsi’l-Mevdûa (el-Mevdûatu’l-Kubrâ), Thk: Muhammed Lütfi es-Sabbâğ, 2. Baskı, Beyrut, 1986, s: 359, hadis no: 567)



**************

"Ben ne yeryüzüne ne de göğüme sığarım, fakat mu'min kulumun kalbine sığarım." (Sözü)

Rivâyet uydurmadır:
Iraki, bu şekilde tahric edilen bir rivayet görmediğini ifade etmiştir. İsrailiyat olduğu da ifade edilmiştir. (Keşfu’l-Hafâ 2:165)
Hadis diye uydurulan bu sözün geçtiği bazı kaynaklar :
(El-Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ 2:165; Ebû Tâlib el-Mekkî, Kutu'l-Kulub, I, 240; Gazzâli, İhya, III, 14; İbn Arabî, el-Futûhât, I, 732, VI, 4, VIIı, 103. el-Futuhat, , 325, IV, 184, 322, V, 138, 165, 327, VII, 166, VIII, 308,470, IX, 257, 276, X, 52, 53 (O. Yahyaneşri); Suhrererdî, Avârif, 133; Sadreddin Konevî, Kırk Hadis, 82; Kâşânî, Istılahât es-Sûfiyye, 122; Eşrefoğlu Rumî, Muzekki'n-Nufûs Tercümesi, 43, 424; Abdurrahman el-Câmî, Nefehat Tercümesi, 51; Bursevî, Temamu'1-Feyz, 11/a; Ali el-Kârî, er-Redd Alel-Kâilin Bi Vahdeti'l-Vucud, 116; İsmail Ankaravi, Mirihâcu'I-Fukara, 181; İmâm Rabbani, el-Mektûbât, I, 101, 325, II, 30, 128, III, 65; Gümüşhanevî, Câmiu'l-Usûl, 24; Ramazanoglu Mahmud Sami, Musahabe, IV, 141; Süleyman Ateş, İslâm Tasavvufu, 95; İsmail Çerin. Edeple Varış Lutuflâ Dönüş, 268; Abdurrahman Umeyre, et-Tasamıf, 100)

Hadis âlimlerinin bu uydurma söz hakkında dedikleri :
Hafız Iraki, "aslını bulamadım" demiştir. (Irakî, el-Muğnî, III, 14)

Subki (771/1369), "bunun isnadını bulamadım" demiştir. (Sııbki, et-Tabakat, VI, 331)

Zerkeşi, "bu sözü zındıkların uydurduğunu" belirtmiştir. (Zerkeşî, Tezkira, 135)

Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye, "Hamd Allah içindir. Bu söz İsrailiyat arasında zikredilmektedir. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'den herhangi bir isnad ile rivayet edilmemiştir. Anlamı şöyledir: Allah muhabbetini ve marifetini kulunun kalbine koyar." (Risale fi Ahadisi'l-Mevzua; Feteva el-Kubra, 5/88-93)
"Kalbine sığdım" sözünün anlamı, bana olan imanı, muhabbetim ve marifetim demektir. Bu, Allah Teala'nın zatının insanların kalblerine hulul etmesi anlamında söylenemez. Hıristiyanlar bunu yalnızca Mesih'e has kılmışlardır." (Risale fi'l-Ahadisi'l-Leti Yerhival Kussas; Mecmuatu'r-Resaili'l-Kubra)

Aliyyu’l- Kâri, " Bunun merfu hadis olarak senedi bilinmemektedir. İbn Teymiyye: Bu, uydurmadır, demiştir. (Suyuti’nin) Zeylu'l -Mevzuat isimli eserin-’de Onun dediği gibidir, denilmiştir. Bu sözün manası: Mu'min kulumun bana iman etmesi ve beni sevmesi, onun kalbine sığdı, demektir. Aksi takdirde hulul (Allah'ın insan vücuduna girmesi) inancı küfürdür." Zerkeşi: Bunu mulhidler (inançsızlar) uydurdu, demiştir."(Aliyyu’l- Kâri, el-Masnu, 164; el-Esrar, 301)
İbni Hacer el-Heytemi, "bu rivayetin aslının bulunmadığını" ifade ettikten sonra, Allah'ın kalblere hulul ettiği şeklinde sufiyyeye nisbet edilen bir yorumu reddetmiş ve sufilerin Allah hakkında neyin vacib, neyin muhal olduğunu iyi bildiklerini, onların bundan maksatlarının mu'minin kalbinin Allah'a iman, muhabbet ve marifetle açılıp genişlemesi demek olduğunu belirtmiştir. (Heytemi, 290; Sehavi, el-Mekasid, sf: 373-374)
Yine bu sözün uydurma olduğunu söyleyen alimler şunlardır.
Sehavi Semhudi, İbn Deyba, İbn Tolun, İbn Arrak, Fetteni, Ali el-Kari, Acluni, Zebidi, Beyruti, Kavukçi, Ezheri bu sözün uydurma olduğunu söylemişlerdir. Yine İzmirli İsmail Hakkı bu sözün Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ait bir söz olmadığını söylemiştir.

(Irakî, el-Muğnî, III, 14; Sııbki, et-Tabakat, VI, 331; Zerkeşî, Tezkira, 135; Sehâvi, el-Makâsıdu’l-Hasene, sf: 373, 438, hadis no: 990; Suyûti, ed-Durer, 366; Semhûdî, el-Gummâz, 221; İbn Deyba', Temyiz, 184; İbn Tolun, eş-Şezra, II117; İbn Arrak, Tenzih, 1,148; Fettenî, Tezkira, 30; Ali el-Kârî, el-Esrâru’l-Merfûa, sf: 301, Hadis no: 423; el-Masnu', 164; Aclûni, Keşfu’l-Hafâ, c: 2, sf: 195, Hadis no: 2256; Zebidî, İthaf. VIII, 429; Beyrûtî, Esne'l-Metâlib, 399, no: 1290; Kavûkçi, el-Marsu', 165; Ezherî, Tahzir, 167)

**************


Ebû Umâme, Rasûlullah'ın (s.a.v.) şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Allah Teâlâ'nın yeryüzünde birtakım kapları vardır. Onların Allah'a sevimli olanları, ince ve pâk olanlarıdır. Allah'ın yeryüzündeki kapları, sâlih kullarının kalpleridir"
(Ahmed b. Hanbel, Zuhd, sf: 223, Hadis no, 827; Zebidi, İthâfu's-sâdeti'l-muttakîn, 6/209, 7/234; Suyuti, Camiu's Sağir, 2, 415; Nebhani, El-Fethu’l Kebir, Hadis no: 4103, 1/374 ; Munavi, Feyzu'l Kâdir, 2375, 3720 ,2 / 629)


Rivâyet uydurmadır:

Hadis diye uydurulan bu sözün geçtiği bazı kaynaklar :
(Hakim Tirmizi, Nevadir II, 320, 336, 337, 529; Ebu Talib el-Mekki, Kutul-Kulub, 1,240; Gazali, İhya, III, 15)
Hadis âlimlerinin bu uydurma söz hakkında dedikleri :
Mâna olarak bir önceki hadise yakın görünen ve Ebu Inabe tarafından rivayet edilen hadisi Taberâni (360/971) nakletmiştir.

Senette yer alan Bakıyye b. Velid (197/813) mudellis bir ravidir. Fakat hadisi tedlisi saklayarak rivayet etmiştir.
Bu râvi hakkında hadis alimleri şunları söylemiştir:

İbn Huzeyme (311/923) "Bakıyye'yi huccet kabul etmem."
Yahya b. Main ve Ebu Zur'a; "O'nun meçhul ve metruk râvilerden rivayette bulunduğunda tedlis hilesine başvurduğunu" söylemişlerdir.
Ahmed b. Hanbel, "Bakıyye bilinmeyen kişilerden rivayette bulunursa onu kabul etmeyin."
Ebu Hatim (277/890) "Tanınmayan kişilerden rivayeti munkerdir."
Ebu hatim, "Ebu Mısher'in onun hakkında Bakıyye'nin hadislerinden sakın, onlardan uzak dur, çünkü temiz değildir."
Iraki (806/1403) "aslı yok" derken,
Subki (771/1369) "onu isnadını bulamadığı hadisler arasına koymuştur."

(Sehâvî, el-Mekâsıd, 347; İbn Tolıın, eş-Şezra, II, 117; Munâvi, Feyz, II, 496; Zehebî, el-Muğni, 1,109; Ukaylî, ed-Du'afâ el-Kebir, 1.162; İbn Hıbbân, el-Mecrûhîn, 1,201; İbn Adiyy, el-Kâmil, II, 504;
Bakiyye b, Velki'in tercemesi için:
İbn Adiyy, el-Kârnil, II, 504-511; İbn Hacer, Tehzibu't-Tehzib, 1, 473-478; Irakî, el-Muğnî, 10.15, Subkî'a Tabakat, VI, 3l6)

***************

أحبوا العرب لثلاث لأني عربي والقرآن عربي وكلام أهل الجنة عربي
Şu üç şeyden dolayı Arabları seviniz: Çünkü ben Arab’ım, Kur’an Arabcadır ve Cennetliklerin dili Arabcadır.
Sahih değildir.

(Hâkim, el-Mustedrak, c: 4, s: 87; Beyhaki, Şuabu’l-İmân, c: 3, s: 34, Hadis no: 1433, 1610; Feyzu'l-Kadîr, 1:178 Hadis no: 225; Halimi Minhac (2/77); İbni Asakir (5/397); Ukayli Duafa(3/348); Suyuti, Leali (1/404); Fevaidu Mecmua(413); Fethul Kebir(353); Mecmauz Zevaid (10/52); Esrarul Merfua (706); Tenzihuş Şeria (2/30); İhyau Ulumid Din (2/364); Zehebi, Mizan (5737); Keşfu'l Hafa (133); Zubeydi İthaf (7/112); Durru Mensur (4/3); Kenz (33922); Nevafihul Atire (47); Tahricul İhya(2/364); Lisanul Mizan(4/486) İlelul Hadis (4641) Daife (160); İbni Cevzi, Mevduat (2/46); Ahmed Bin Mubarak, El İbriz (161); Kurtubi (1/23); Taberani (11/185); İbni Mende, Tercemeti Ebul Kasım Suleyman Bin Ahmed (1/357); Cami us Sagir (225); İbni Teymiyye İktiza (s212)


Ahmed b. Hanbel’in bu rivayeti “zayıf” gördüğü,

Ukaylî’nin “munker” ve “aslı yoktur” ve,
Zehebî’nin ise “uydurma” dediği kaydedilmiştir.

Muhaddislerin gerek bu ifadeleri ve gerekse rivayetin farklı geliş yolları ve râvileriyle ilgili değerlendirmeleri hakkında geniş bilgi için:

(Heysemi, Mecmau’z-Zevâid, c: 10, s: 25;
Zehebî, Telhîsu Kitâbi’l- Mevzûât, c: 1, s: 92;
Suyûtî, el-Leâli’l-Masnûa, c: 1, s: 404-405;
Fetteni, Tezkiretu’l-Mevzûât, c: 1, s:112;
İbn Arrâk, Tenzihu’ş-Şeria, c: 2, s: 30-31;
Şevkânî,el-Fevâidu’l-Mecmûa, s: 413;
Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, c: 1, s: 54-55)


************************************************


" Benim Ümmetimin Ömrü 1500 Seneyi Pek Geçmeyecektir" Sözü
(Suyuti, el-Keşfu an Mucavezeti Hazihil Ummeti el-Elfu, el-havi lil Fetavi, Suyuti. 2/248, tefsiri Ruhul Beyan. Bursevi ; Said Nursi Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 46; Kastamonu Lahikası, s. 33)

UYDURMADIR

Said Nursinin talebelerinden Ahmet Feyzi Kul’un ummetin ömrü ile ilgili zikrettiği hadisi inceleyelim:

Suyutî, dünyanın ömrünün yedi bin yıl olduğuna dair bir çok hadis rivayet etmistir. O, bu ümmetin ömrünün bin yıldan fazla olacagını ve bu fazlalığın da beş yüz yıla
ulaşmayacağını zikreder.
Suyutî, buna delil olarak el-Kesf an Mucavezeti hazihe’l-Ummeti’l-Elf adını verdigi risalesinde yer verdiği hadisleri gösterir.
(Mahmud Ebu Reyye, Adva alâ es-Sünneti’l-Muhammediyye: Muhammedî Sünnetin Aydınlatılması, çev.
Muharrem Tan, Yöneliş Yayınları, İstanbul 1988, 257.
Çeviride "O, bu ümmetin ömrünün bin yıldan fazla olmayacağını (...)" seklindedir ki, dogrusu "olacagı"dır.)
Dünyanın ömrünü yedi bin yılla tahdit eden ve Peygamber’in altıncı bin yılın sonunda geldiğini bildiren haberlerden sadece birisi merfu olarak rivayet edilmis, ancak
ibnu’l-Cevzî ve diğer hadis uzman ve sarrafları bunun da uydurma olduğuna hükmetmislerdir.
Madem bu haberlerin herhangi bir kıymeti yoktur, öyleyse hadislere dil uzatmak için bize bir sebeb teskil edemez. Bunlardan bazıları mevkuf olarak sahabeden ve tâbiundan rivayet edilmistir. Sabit oldukları kabul edilse dahi, husn-u niyetle Müslüman olan ehl-i kitabdan aldıkları, batıl israiliyattan oldukları muhakkaktır. Maazallah merfu olmaları mümkün degildir.
Dünyanın ömrünü 7000 yılla tahdit etmek; Allah’a, yaratıklara ve ilme iftara eden Yahudilerin cehaletindendir.
(...) İmam Suyutî’nin içtihadı, onu bu israilî haberlerin bir kısmını kabul etmeye götürmüsse, bu şubhesiz bir hatadır.
İsmet sıfatını haiz olmayan hangi insan hata etmez ki?
İsmet sadece Allah’a ve Rasulune aittir.
İmam Suyutî bu haberlere güvenmişse, öte yandan onun dışında bir çok hadis imamı, onları tenkit etmiş ve batıl olduklarını ortaya çıkarmıştır.
Dünyanın ömrünün bu haberlerde belirtilenden kat kat fazla oldugu kat'î delillerle ortaya çıkmıştır ki, bu da rivayetlerin batıl olduklarını kesinleştirmiştir.

(Ebû Seybe, Sünnet Müdafaası, 1/329-330.

Çeviride "Dünyanın ömrünü yedi bin yılla tahdit eden ve Peygamber’in altıncı yüzyılın (...)" ve "Dünyanın ömrünü 700 yılla tahdit etmek (...)" seklindedir ki, dogrusu "altıncı bin yıl" ve "7000 yıl"dır.)

Uydurma hadisi tanıma yollarından biri de hadisin Kur'an’ın sarahatine muhalefetidir;
tıpkı dünyanın ömrünün yedi bin sene olup, bizim de bu yedinci bin (yılın) içinde bulunduğumuz hakkındaki hadis gibi. Bu, çok açık bir yalandır. Çünkü, bu hadis doğruysa,
kıyamete 251 sene vaktimiz kaldığını herkes bilir. Allah Tealâ ise söyle buyurmuştur:

"Sana kıyametin ne zaman gerçekleşeceğini soruyorlar. De ki: 'Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır.' (...)" (A’râf, 187)

(Aliyyu’l-Karî, Esrâru’l-Merfû‘a, 431; ibn Kayyım, Menâru’l-Munîf, 79)

Şevkânî, "Nebi (s.a.v.)’nin vefatından sonra kıyamet gününe kadar bin sene geçmeyecegi" hadisi hakkında İmam Nevevî’nin, "Batıldır, aslı yoktur." dediğini
zikreder. (Şevkânî, Fevâidu’l-Mecmû‘a, 509.)
Reşid Rıza da söyle demektedir:
Bazıları da, "Âdem (a.s.)’den Peygamberimize gelinceye kadar 5500 sene geçtigini, dünyanın ömrü 7000 yıl olduğundan, bu ummetin ömrü de 1500 senedir"
demişlerdir.

Dünyanın ömrünün 7000 yıl olduğuna dair nakledilen haberler İsrailiyattan başka bir şey değildir; israiloğullarının bu kabil haber ve kıssalarına itimat edilemez. Bu mevzuda güvenilecek bilgi kaynagı jeolojik araştırmaların vardığı neticelerdir ki, bu da milyonlarca sene ile ifade edilmektedir. (Rızâ, Muslih ve Mukallid, 58)

Hadis olduğu ileri sürülen haberlerin, Kur'an’a ve sahih Sünnete muhalefeti sebebiyle kolayca tanınması mümkündür.
Dünyanın ömrünü tayin eden bir uydurmada Peygamber’in:
"
Dünyanın ömrü yedi bin senedir. Biz yedinci binin içinde bulunmaktayız."
(
Kenzu’l-Ummal, Hadis no: 16459; Cemaluddin Muhammed b. Tahir es-Sıddiki el-Fetni, Tezkiretu’l-Mevduat, I/223; İmam Sahavî, el-Makasıdu’l-hasene -Deylemi’den naklen- , I/693, Hadis no: 1243; Munavî Feyzu’l-Kadir, III/547; Hadis no: 4278 -Deylemi’den naklen)
dediği iddia edilmektedir.
Rasul-u Ekram (s.a.v.)’in vefatından bu yana bin dört küsur sene geçmis olmasına rağmen, dünyanın hâlâ ayakta durması, her şeyden önce bu sözü yalanlamaktadır. Kaldı ki, bu söz, hem ayetlere, hem de sahih hadise muhaliftir.

Kur'an-ı Kerim’de: "Senden kıyametin ne zaman vukua geleceğini sorarlar. De ki: 'Onun ne zaman gelecegini Rabbim bilir.' (A‘râf, 186)
"Kıyametin ne zaman geleceğini bilmek Allah’a mahsustur." (Lukmân, 34) buyurulmakta,
Peygamber diliyle de "ben gaybı bilmem" (En'âm, 50) denmektedir.
Yine, "Cibril Hadisi" diye meşhur olan hadis-i serifte ise Peygamber, kıyametten bahisle:
"bu meselede kendisine sorulan, sorandan daha fazla bir bilgiye sahip degildir" (Buhârî, İman 1; Muslim, İman 1) buyurarak kıyametin ne zaman vuku bulacağını bilmediğini söylemektedir.
Şu hâle göre, yukarıdaki haber hem Kitaba, hem de sahih Sünnete muhalif oldugu için uydurmadır. ( Kandemir, Mevzû Hadisler, 181-182)
Uydurma haberleri kitaplarına alıp, bu rivayetlerin gerçekliğe de uygun olduğunu (!) kanıtlamak amacıyla zorlama yorumlarla milletin imanını kurtardığını sanan ve bununla da iftihar eden bu zihniyet (Nurcu); gerçekte bu suretle, bilimsel bulgulardan haberdar olanları imanlarında şubheye düşürmektedir.
Sapkın itikatlerini Allaha ve Rasulune rağmen muhalefet edercesine fikir yürütenleri Allahın kitabına davet ediyoum:
Allah ve Rasulu bir işe hükmettiği zaman, gerek mumin bir erkek ve gerekse mu'min bir kadın için, o işlerinde başka bir tercih hakkı yoktur. Her kim de Allah ve Rasulune âsi olursa açık bir sapıklık etmiş olur. (Ahzab 36)

*************************************

"Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalış, yarın ölecekmiş gibi de ahiret için çalış" sözü

( اعمل لدنياك آأنك تعيش أبدا، واعمل لآخرتك آأنك تموت غدا )

Merfû olarak aslı yoktur. Ancak son zamanlarda halk arasında şöhret bulmuştur.

Nasıruddin Albani , "Silsiletul Daifa Vel mevdua" cilt: 1 (muhtasar)

Hadîs dilinde "meşhur" deyince Rasululah (s.a.v.)`tan itibaren her devirde en az üç ravinin rivayet etmiş olduğu hadis anlaşılır. (Abdullah AYDINLI, Hadis Istilahları Sözlügü 97)
Bahsi geçen söz ise hakkındaki meşhurluk, halk arasında yaygın anlamındadır.
Aslında uydurma olan bir söz, sonradan halk arasında yaygın, yani meşhur hale gelebilir: Bu onun "sahih" olduğunu göstermez.
Önce bu "söz" altı değil, meşhur dokuz hadis kitabında da yoktur.
Hadis kitaplarından 2. ve 3. dereceden olan hadis olan Beyhakî ve İbn Kuteybe bile zayıf senetlerle rivayet etmişlerdir. Yine “Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış, yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol.” (Câmiu’s-Sagîr, 2:12, Hadis No:1201.) şeklinde zayıf bir rivayette vardır.

Asrımızın muhaddislerinden Elbanî "Bu hadisin Rasulullah (s.a.v.)'a varan bir aslı bilinmemektedir" demektedir.
(Silsiletu'1-ehadîsid-Dâife, I/20 (H. 8) Ali İRFAN'ın yazdığı Mufassal Ahlak-i Medenî (Ist.1329) adlı kitabın baş tarafında A1i'nin sözü olarak verilmiş, kaynak gösterilmemiş)
Yani bahsi geçen söz rivayet yönünden çok şaibelidir.

Dirayet yönüne gelince:
Hadis zannedilen sözün arabçası fasîh değil, yapma bir Arabçayı andırır.
İkinci ve daha önemli olarak, ma'nâsi en az iki Kur'ân ayetiyle zıtlık arzeder:

1. Geçmiş milletlerin hatalı tutumları kınanırken onlara "hiç ölmeyecekmiş gibi yüksek köşkler, kaleler mi ediniyorsunuz?" (Şu'arâ 129) denir.

Demek ki, hiç ölmeyecekmiş gibi çalışmak yerilen, kınanan bir vasıftır.

2. Kârun kıssası münasebetiyle: "Allah (cc)'ın sana verdiği (varlıkta) Ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma" buyurulur. (Kasas 77)


Demek ki, esas olan ahiret yurdunu aramaktır. Dünya Ahirete nisbetle ne ise önem derecesi de o olacaktır.
Görüldüğü gibi sözü edilen hadis(söz), en azından çok zayıf olmuş olur (uydurma olmaya daha yakındır) ve buna hiç bir hüküm bina edilemez .


************************************

"ALLAH’IN İLK YARATTIĞI ŞEY NURUMDUR"

Allah’ın ilk olarak Peygamber Efendimizin (s.a.v.) nurunu yaratmış olduğu, sabit bir gerçek olmadığı gibi, bunu belirten hiçbir sahih rivayet de yoktur. Bilâkis, Allah’ın ilk yarattığı şeyin "kalem" olduğuna dair hadisler vardır.
Ebu Davud’un Sünen’inde
Ubade b. Samit’ten naklen Rasulullahın şu hadisi zikredilir:

"Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdir. Kaleme 'Yaz!' dedi.
Kalem: 'Ya Rabbi, ne yazayım?' dedi.
Allah: 'Kıyamet kopuncaya kadar olacak her şeyin kaderini yaz!' buyurdu"
(Ebû Dâvud, Sünnet, 17/4700)
Hadisin son kısmı Tirmizî’de:
"Kaderi, olanı ve ebede kadar olacak olanı yaz!" şeklindedir.
( Tirmizî, Kader, 16/2244; Tefsîr, 66/3537. Tirmizî, hadis için "hasen-sahîh-garîbtir" demiştir.)

İlk yaratılan şeyin "akıl" olduğu yönünde rivayetler varsa da, bunların hepsi asılsız, yalan ve uydurmadır.
( Aliyyu'l-Karî, Esrâru’l-Merfû‘a, 143-144; 154-155, Suyûtî, Leâli’l-Masnû‘a, 1/129-130.)


****************

Ebu Zer (r.anh)’dan:
“Rasulullah (s.a.v.) bir gün şöyle dedi:
Bu güneş nereye gider bilir misiniz?”
Oradakiler:ALLAH ve Rasulû bilir dediler.
Bunun üzerine Rasulullah (sav) şöyle buyurdu:
Güneş, arşın altındaki yerine gidinceye kadar döner. Oraya varınca secdeye kapanır ve o şekilde kalır. Sonra Ona: Kalk! Çıktığın yere dön, denilir. Çıktığı yere döner ve oradan doğar. Bu durum insanlara farklı gelmeyecek şekilde devam eder. Ve yine arşın altındaki yerine gelir. Ona : Kalk! Geldiğin yoldan geri dön, denilir. Bunun üzerine o da batış yerinden doğar.”
Rasulullah (sav):Biliyor musunuz bu ne zaman olur? Bu önceden iman etmemiş yada imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanının bir fayda sağlamayacağı zaman da olurdedi.”
(Muslim, İmân (2/195-196 Nevevi Şerhi). Buhari özet olarak, Tefsir (8/541 Fethu’l-Bâri), Tevhid (13/404 Fethu’l-Bâri)

Ayrıca bu söz için sizi TEFSİRDE İSRAİLİYAT isimli kitabın 115-117 arasını okumanızı öneririm :
Doç dr, Abdullah Aydemir , Beyan yayınları


îbnu Abbas'tan mervî konu ile ilgili rivayet:

Bidayette Cenabı Hakkın Argı suyun üzerinde bulunuyordu. ALLAH yarattıklarından hig birini (su)'dan önce yaratmış değildir. Cenabı Hak, diğer varlıkları yaratmayı arzu edince sudan bir duman çıkardı. Duman suyun üzerinde yükseldi; ALLAH bu yükselen varlığa sema (gök) adını verdi. Bundan sonra ALLAH suyu kurutarak onu tek bir yer haline getirdi. Bundan sonra yeri parçalara ayırdı, onu yedi parça yaptı. Bunları pazar ve pazartesi olmak üzere iki gün içinde yarattı.

ALLAH, yeri balık üzerinde yarattı. Bu balık Cenabı Hakkın: "Nûn ile kaleme ve (erbâb-ı kalemin) yazmakta oldukları şeylere andolsunki..."[El-Kalem, 68/1]. âyetinde belirttiği "Nûh" dur. Balık suyun içinde (üzerinde) dir. Su da, düz ve yalçın bir kaya üzerinde yaratılmıştır. Bu yalçın kaya, bir meleğin sırtmdadır. Melek, kaya üzerindedir. Kaya, rüzgârın üstündedir. Bu kaya, Lokman (a.s.)'ın anlattığı kayadır ki, gökte ve yerde değildir.

(Birbirinin üzerine bindirilerek yekdiğerine irtibatlı bir şekilde yaratılan bu varlıklardan) balık hareket etti ve oynadı. Balığın bu hareketinin tesiriyle yer sallandı. Bunun üzerine Cenabı Hak yerin üzerinde dağları sabit kıldı. Bundan dolayı dağlar yere karşı iftihar etmektedirler..." [36].

Bu uzun rivayeti eserine alan Taberî sened hakkında şubheli olduğunu, binâenaleyh buna fazla itimad etmediğini söyler (Tefsîr, I. 156; A- Muhammed Şâkir tahkiki).

îbnu Kesîr habere öz olarak değindikten sonra bunun "isrâîliyyat' tan olduğu ihtimalini tasrîh eder (tefsir, V. 385).


Eserlerine isrâîliyyatı almamak için titizlik gösteren bazı îslâm bilginleri ise bu tür haberlere —(ilgili âyetleri tefsîr ederken)— katiyyen ehemmiyet vermemişlerdir
(En-Nesefî, et-Teysîr, varak 17Ob; Îbnu 'Atiyye, el-Muharrav,varak 49b; Mekkî îbn Hammûg, tefsîr,302a)


Tıbkı Îbnu Kesîr gibi İbnu 'Atıyye de rivayetleri eserine aldıktan sonra; bunların zayıf haberler olduğunu, mevcut senedlerle bunları isbata imkân olmadığını tenbîh eder
(El-Muharrar, IV. varak 49b)

[36] Yahya İbn Sellâm, tefsir, S3a; Tefsîru Abdirrazzak, Varak 71a; Taberî, I. 194; XXI. 72; Taberî, tarih, I/l. 64, 65, 66, 67; Tefsîru Mukatil, varak 234b; îbnü 'Atıyye, tefsir, IV. varak 49b; en-Nesefî, et-Teysîr, varak 170b; el-Beğavî, M. Tenzil, II. 12, 134.-35; el-Keşgaf, m. 52, 496; Tâcu'l-Kurra', Kitâbu Lubâbi Tefsîri'l-Kur'ân, varak 222a; el-'Udfuvî, el-lstignâ' fî 'Ulûmi'l-Kur'ân, varak 226a-b (beş numaralı nüsha); tbnü Tayfur es-Secâvendî, 'Aynil'l-me'ânî, varak 174b; el-Mehdevî, et-Tahsîl, varak 144b; Mekkî İbn Hammûş, tefsir, varak 302a; et-Tabressî, IV. IV. 319; et-Tibyan, VHI. 251; Z. Mesîr, VI. 321; el-Kurtubî, XTV. 68; ibnu Kesîr, V. 385; I. 118; ed-Dürru'1-Mensûr, I. 42-43; eş-Şevkânî, tef-sîr, I. 61; izmirli, S.C. Nebeviyye Mukaddemesi, s. 101.

***********************


"UMMETİMİN ALİMLERİ, BEN-İ İSRAİL’İN PEYGAMBERLERİ GİBİDİR"
علماء أمتي لي مثل أنبياء اسرائيل
Bu söz için Demirî ve Askalânî; Aslı yoktur, dediler.
Zerkeşî de böyle sükut etmiştir.
(Aliyyu’l-Karî, Esrâru’l-Merfû‘a, 247; Şevkânî, Fevâidu’l-Mecmû‘a, 286)
es- Sehâvî şöyle der: "Hocamız (İbn Hacer) ve ondan önce de ed-Demîrî ve ez-Zerkeşî, "Aslı yoktur" demişlerdir. Bazıları buna, "Herhangi bir muteber kitapta mevcudiyeti bilinmemektedir" ifadesini de eklemiştir."
(es-Sehâvî, el-Makâsıdu'l-Hasene, 286; krş. a.mlf. el-Ecvibetu'l-Mardıyye, I, 248; ez-Zerkeşî, et-Tezkire, 167; el-Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, II, 83)
_Said Nursî, bu uydurma sözü diğerleri gibi kaynak vermeden kitabına koymustur (Şuâlar, 80, Altıncı Şua/İkinci Suâl/Birinci Cihet; 486, Onbeşinci Şua/Elhüccetü’z-Zehra/Üçüncü Medrese-i Yûsufiye’nin Tek Bir Dersinin Üçüncü Kısmı/Dokuzuncusu;
Kastamonu Lâhikası, 9, Yirmiyedinci Mektubdan/ Azîz, Sıddık Kardeşlerim ve Hizmet-i Kur'aniyede Kuvvetli, Dirayetli Arkadaşlarım; Barla Lâhikası, 385,Yirmiyedinci Mektubdan/Risale-i Nur’un ehemmiyetli bir şâkirdi olan Yusuf’un bir fıkrasıdır.)
Bir başka kitaptan Aynı Uydurma söz :
İsmail Hakki Bursevi ; Ruh’ul Beyan isimli tefsirinde söyle der:
“Peygamber efendimiz Miracda iken Musa aleyhisselam ile görüşür.
Musa, “Ümmetimin alimleri Israil ogullarina gelen peygamberler gibidirbuyuruyorsunuz. Bir alim nasil olur da peygamber gibi olur diyor.

Peygamber efendimiz, bir alim çağırır.
Musa gelen alime sorar:
-
Senin adin ne?
- Muhammed bin Muhammed bin Muhammed Gazali
Musa sorar: - Ben sana adin ne dedim, sen ta dedelerinin adini bile söyledin? Böyle söylemek uygun mu? Sadece sorulana cevap vermek gerekmez miydi?
- Efendim Allahu teala, (Ya Musa elindeki ne) diye sorduğunda siz, Asa deyib birakmadiniz. (Bu elimdekini yere vurunca su çikar, bununla düsmanlarin oyunlarini bozarim, gerektiginde bu ejderha olur, sihirbazlarin sihirlerini yok ederim, yürürken dayanirim. Bu Asanin bana çok faydalari vardir) demiştiniz. Öyle değil mi?
- Evet öyle demiştim.
- Maksadınız Allahü teala ile daha fazla konuşmak değil miydi?
- Evet.
- Ben de sizin gibi ulu'l azm büyük bir peygamberi bulmuşken konuşmayı uzatmak için dedelerimin de ismini söyledim.
Musa, Peygamber efendimiz aleyhisselama der ki: - Simdi anlaşıldı, gerçekten de senin ummetinin âlimleri Beni İsrail'in peygamberleri gibi imiş.
(Ruh’ul Beyan: c.2, s. 568)

Hadisin aslı olmadığından haberi de yoktur. Hadis, sadece sika imamların kitaplarından alınır. Hangi hadisin zayıf, hangisinin merdut, hangisinin makbul olduğu kendisine müracaat edilen alınır.
Bu imamların koydukları kaidelerden birisi şöyledir: Bir hadis rivayet açıkça belirtmek ya da kim tahriç etmişse ona isnat etmek zorundadır. (Ebû Şehbe, Sünnet Müdafaası, 1/190.)
Peygambere iftira atmanın dehşetini bilmeyen kimseler arasında bu tür uydurma sözler hadis diye oldukça yaygındır . Kaynağa itibar etmeyen kimseler olduklarından dolayı ; kendi aralarında bu tür sözlerin senedi , ravi zinciri, muhaddislerin bu söz hakkında hükümlerinin pek kıymeti harbiyesi yoktur. Çünkü bunları kabul etmek işlerine gelmektedir. Böylece alim bildiklerini kutsamış , alim bilinenler ise kendilerini peygamber seviyesinde kabul ettirebildiklerinden dolayı her türlü talimatları ve emirlerine körü körüne itaat ettirebileceklerdir. Bu tür kişilerden delil sorulduğunda kınanırsınız. Onlar Allah dostlarıdır ! denilerek hatadan munezzeh itibarı verilmek istenerek söylemlerinin sıhhat derecesi sahih ! olduğu vurgulanmak istenir . Fakat ehli sünnet için delil edille-i şeriyyedir. Bu tür safsatalara itibar edilmez . Bakınız aşağıdaki iki hadis sahihtir .
_Ali radıyallahu anh anlatıyor:
"Rasulullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: "Benim hakkımda yalan söylemeyin. Zira benim üzerime yalan uyduran cehenneme girer."
(Buhâri ,İlm38; Muslim, Mukaddime1, (1); Tirmizi, İlm 8, (2662); Kutub-i sitte: 5176)
_Muğire İbnu Şu'be radıyallahu anh anlatıyor:
"Rasulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Benim üzerime söylenen yalan, bir başkası üzerine söylenen yalan gibi değildir. Öyleyse kim bile bile bana yalan nisbet ederse cehennemdeki yerini hazırlasın
(Buhâri, Cenâiz 34; Muslim, Mukaddime 4, (4); Tirmizi, İlm 9,(2664). Kutub-i sitte :5178)
*****************************

"Ey Allahın kulları , tutun ! Ey Allahın kulları tutun! diye seslensin"
Sözünün aslı nedir?



Kabirdeki Ölülere ve Fail-i Meçhul Dirilere Tevessul

Kabirsevici tasavvuf ehli, Kabirdeki ölülere ve nerde olduğu bilinmeyen diri kullara dua edilip seslenilebileceğine dair ebu Ya'la, Taberani ve ibnu's-Sunni'den gelen bir rivayeti delil olarak göstermektedirler.
Bu rivayetlere göre Peygamber (s.a.v.) in şöyle dediği iddia edilmektedir:

Utbe İbn Gazvân (Radiyallahu Anh)’dan rivâyet edilen bir hadis-i şerifte Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

عن عتبة بن غزوان رضى الله عنه عن النبى صلى الله عليه وسلم قال
"اذا اضل احدكم شيئا او اراد احدكم عونا وهو بارض ليس بها انيس فليقل: يا عباد الله اغيثونى، يا عباد الله اغيثونى فان لله عبادا لا نراهم

"Birinizin hayvanı ıssız bir yerde bağı çözülüp kaybolduğunda , "Ey Allahın kulları , tutun ! Ey Allahın kulları tutun!" diye seslensin. Çünkü Allahın yeryüzünde hazır bulunan kulları vardır. Hayvanınızı sizin için tutarlar"
(Zayıf Hadis : Ebu Ya'la "el Musned" No 5269 ; Taberani "el Mu'cemu'l Kebir" 10/ No : 10518 ; 290, 17 / 117 ;
İbnu's-Sunni "Amelu'l Yevm ve'l-Leyle" No: 508 : Abdullah b. Mesud r.a.'dan ;
Heysemi "Mecmu'u'z-Zevaid" 10/132; 17103, 10 / 188 ;
İbn Hacer "el Metalibu'l-Aliye" 3/239, No:3375;
el-Elbani "Silsiletu'l Ehadisi'd-Da'ife" No 655 ; Da'ifu'l-Cami'is's-Sağir No:404;
El Kelimeu't-Tayyib Tahkik," No 177;
Amr Abdulmun'im "Hedmu'l-Menair limen Sahhaqha Ehadise't-Tevessuli ve'z-Ziyara" s.177-178)



Bu rivayetin senedinin üzerinde dönüp dolaştığı zayıf ravi Mâ'ruf b. Hassan olduğundan dolayı hadis sahih değildir.
Söz konusu ravi hakkında Ebu Hatim er-Razi "meçhul" derken (İbn Ebi Hatim er-Razi "el-Cerh ve't-Ta'dil" (8/232), İbn Adiyy "munkeru'l Hadis" demiştir. (İbn Adiyy "el Kamil fi Du'afai'r-Rical" (6/2326) ; Zehebi "Mizanu'l-İ'tidal" (4/143-144, No: 8654) ; İbn Hacer "Lisanu'l Mizan" (6/61 No: 231); Heysemî, Mecmau’z-Zevaid, X/132)

(Ebû Ya’lâ “el-Musned” (No:5269); Taberânî “el-Mu’cemu’l-Kebîr” (10/No:10518); İbnu’s-Sunnî “‘Amelu’l-Yevm ve’l-Leyle” (No: 508)


Taberânî; Yezid, Utbe'ye yetişememiştir, Dolayısıyla zayıftır.

Abdullah b. Mes‘ûd (radiyallâhu anh)’den:
İsnadinda Maruf b. Hassan es-Semerkandi adlı ravi var…… ibn Burayde ile ibn Mesud arasında da kopukluk var! (el Albani: S. Daife : No: 655)

Heysemi, "Hadisin isnadında olan Maruf Bin Hassan es Semerkandi vardır, kendisi zayıf bir ravidir." Heysemî, Mecmau’z-Zevaid, X/132)
İbni Hacer de, senedinde İbni Burayde ile İbni Mes’ud arasında kopukluk olduğunu söylemiştir.


Ma'ruf b. Hassan, İbn Adiyy'in dediği gibi munkeru'l Hadistir. Bunun sonucu olarak bu rivayet zayıftır. Bunun neticesinde de reddedilir.

Ashab-ı kiram ne bu tür bir uygulamada bulunmuş ne de böyle bir şeyi emretmiştir.
Tabiin ve imamların da bu şekilde uygulamada bulundukları, bunu emir ve tavsiye ettikleri konusunda sahih bir nakil yoktur. Rasulullah s.a.v. in zamanında da kaybolan devesini uzun bir muddet bulunamamış , Rasulullah ta zikredilen hadiste böyle bir söz söylememiştir! Şimdi hadiseyi görelim:


Rasulullahın (s.a.v.) devesi Kasvâ’nın kaybolması

Sefer sırasında bir ara Rasûl-u Ekrem Efendimizin devesi Kasvâ kayboldu. Ashab-ı Kiram bir süre aradılarsa da onu bulmaya muvaffak olamadılar.
Munâfıklar bunu da fırsat bilerek Rasûlullahı rahatsız edici söz söylemekten geri durmadılar. Onlardan biri olan Zeyd bin Lusayt, “Şaşılacak şey! Muhammed, peygamber olduğunu söyler, gökten haber verir, fakat devesinin nerede olduğunu bilmez” diye söylendi.

Munâfıkın âdice sarf ettiği bu söz, Kâinatın Efendisine ulaştırılınca, “
Vallahi, ben ancak Allah’ın bana bildirdiğini bilirim. Ondan başkasını asla bilemem!” buyurdu ve ilâve etti:
Şimdi de Allah bana bildirdi ki, Kasvâ filan ve filan dağların arkasındaki vadidedir. Yuları bir ağaca takılmış olarak duruyor. Hemen gidiniz onu bana getiriniz.”

Sahabîler, Rasûlullahın tarif ettiği yere gittiklerinde, deveyi aynen yuları bir ağaca dolanmış halde buldular ve alıp getirdiler.
Rasûl-u Ekram, ancak Cenâb-ı Hakkın kendisine bildirmesiyle gaybı bilir, insanlar için gayb hükmünde olan hadiseleri haber verirdi. Bu, onun mazhar olduğu mucizelerinin bir nev’idir.
Rasûlullahın, Allah’ın bildirmesiyle haber verdiği istikbale âit bütün haberler Ashabın şehâdetiyle teker teker zuhur etmiştir.

Gördüğümüz gibi Rasulullah (s.a.v.) , tasavvufcuların sapıkça uydurdukları sözlerden uzak durmuş, yaratılmışlardan değil de Allah'tan(c.c.) yardım istemiştir.

Böyle bir bilgiye selefin değil de daha sonra gelen tasavvuf ehline ulaşması oldukça manidardır...

Allah'dan (c.c.) başkalarından yardım isteyenlerin bu konudaki rivayetlerinden biri de İbni Abbas (radıyallahu anh) dan rivayet edilmektedir.
Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

"Şubhesiz ki Allah’ın, hafaza meleklerinin dışında yer yüzünde melekleri vardır ki, ağaç yapraklarından düşenleri yazarlar. Sizin birinize çöl arazisinde bir aksaklık isabet ederse, 'Ey Allah'ın kulları! (Bana) yardım edin diye seslensin" (İbni Hacer el-Askalânî, Muhtasar-u Zevaidi'l-Bezzâr, No: 2128, 2/420 ; Beyhâki, Şu’bil iman, hadis no: 7697, 7182 Senedi bildirilmemiştir! ; Suyûti, Câmiu'l Ehâdis, 8311 Senedi bildirilmemiştir! )
Bu rivayet hakkında âlimler şöyle demiştir :

قال البزار: "حدثنا موسى بن إسحاق ثنا منجاب بن الحارث حدثنا حاتم بن إسماعيل عن أسامة بن زيد عن أبان بن صالح عن مجاهد عن ابن عباس أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: فذكره
Bezzar dedi ki : "Bu lafızla başka isnadla Nebiden rivayet edildiğini bilmiyoruz." (Bezzar, Keşfu Estâr, 2940)
Nevevî dedi ki : "Hafız şöyle dedi: Hadisin isnâdı hasen, çok garibdir." (Nevevî, El Ezkâr, 634, Dipnot)
Sufilerin delil diye aldıkları bu rivayette bile, sadece meleklerden bahsedilmekte, Denizde havada karada uçan ölü /diri büyüklerinden bahsedilmemektedir!

Halbuki İbn Abbas'dan
(r.anh) gelen sahih bir rivayett, yukarıdaki rivayeti ve savunucularını çürütmektedir .

İbni Abbas (r.anhuma) şöyle buyurmuştur:

"İstediğin zaman Allah'tan iste. İstimdad ve yardım istersen Allah'tan iste. Kalemin mürekkebi kurumuştur, sen karşılaştığın şey ilesin. Bütün yaratıklar uğraşsa, sana Allah'ın yazdığı faydalı şeyden başkasını veremezler ve gene bütün yaratıklar çalışsa, sana Allah'ın yazdığından başka hiçbir zarar veremezler"
(İbn Mace, Keffaret: 2; Darimi, Nuzur: 6 ; İbn teymiyye , Kulluk kitabı)


2. Bölüm
 
ABDULHAK Çevrimdışı

ABDULHAK

الإذلال هو بعيد عنا
Admin
NEFİSLE CİHAD, EN BÜYÜK CİHADDIR (!) (sözü)

"Rasulullah (s.a.v.) bir gazveden dönüyordu. Rasulullah (s.a.v) onlara şöyle dedi:
Hayırlı bir yerden döndünüz, küçük cihaddan büyük cihada döndünüz

Büyük cihad nedir , Ey Allah’ın Rasulü? dediler.
Kulun nefsiyle mücadelesidir.” dedi.

Senedinde Halef b. Muhammed b.İsmail el Hayyam var.

Hakim “onun hadisi sakıttır” derken ,
Ebu’l Yala el Halilde “o karıştırmış, o çok zayıftır, bilinmeyen metinleri rivayet etmiş “ demiştir.
İmam-ı Ahmed "o yalancıdır, hadis uydurur" derken,
Amr b. Ali, Nesai ve Darekutni de "hadisleri metruktur" derler.
(Tehzibu't-Tenzib: 11-261-262.)


İmam İbn Teymiye şöyle der:
Bazılarının Tebük seferi dönüşünde , Rasulullah’ın ; “küçük cihaddan büyük cihada döndük” şeklinde söylediğini rivayet ettikleri hadisin aslı yoktur. Nebi’nin (s.a.v) söz ve fiillerini bilen hiç kimse bunu rivayet etmemiştir. Kafirlerle cihad , amellerin en büyüğü , hatta insanın yapacağı en büyük iyiliklerdendir. Tüm bunlardan sonra sonra hadisin mevzu olduğu hususunda şubhe edecek değilim

(El Farku Beyne Evliya-i Rahman ve Evliya-i Şeytan s. 44-45)

Aynı hadisin ! başka varyantında ise şöyle geçer ;

Az güvenilir ve tabii olan İbrahim b. Ebi Able’den şöyle rivayet edilmiştir:
"Gazadan dönenlere (rasulullah) şöyle demiştir:
Şubhesiz küçük cihaddan döndünüz, bundan sonra büyük cihada , kalb cihadına ne yapacaksınız?

(Siyer-u Alamu’n Nubela: 6/324 )

Darekutni der ki : “İbrahim b. Ebi Able kendi nefsinde güvenilirdir. Ona giden yollar safi değildir.
Derim ki , bu sözü bu imama sözün zayıflığını beyan etmeden isnad etmek caiz değildir diye düşünüyorum.

lrakî (806/1403)'nin verdiği bilgiye göre, Beyhakî (458/1066) onu "Kitabu'z' Zuhd" adlı eserinde "zayıf bir senedle rivayet etmiştir. İkinci ve farklı bir tespit de, îbn Hacer (852/1448)'e aittir. O da "Tesdîdu'l-Kavs" adlı,eserinde, sözün hadis değil, ibrahim b. Able'ye ait, dillerde dolaşan bir söz olduğunu söylemiştir. îbn Hacer'in bu tespitine bir çok ilim adamı eserinde yer vermiştir.

Beyrûti (1276/1859) ve Elbânî ona "zayıf kaydı düşerlerken" îbn Teymiyye (728/1328), hadisin aslının olmadığını söylemiştir.
Bu konudaki görüşünü ayetler ve başka hadislerle destekleme yoluna giden alim, hadisin, anlam bakımından bu ayet ve hadislere aykırı olduğuna dikkat çekerek, hiç bir kimsenin, onu rivayet etmediğini söylemiştir.

Bunun ondan geldiğinin sıhhatini varsaydığımızda dahi o bir beşerdir ; doğru da yapar , yanlış ta.
Mucahidlere hitab etmesine rağmen masum değildir. Kafirlerle savaştıklarında kalple olan cihada ne yapacaklarını soruyorlar?
Çünkü nefis, hayatta kalabilmek için mücahidi firara yöneltebilir, yahut bunun dışında bir şeye , mesela infak etmemeye sevk edebilir. O takdirde kafirlerle mücadele ettiği bir esnada , nefsiyle de mucadele eder.
İbrahim’in görüşünde büyük ve küçük cihad , kafirlerle mucadelededir. Aynı anda iki cihadı bir araya getirdiğinden dolayı büyük cihad demiş olabilir.
Bunun itibara alınması ihtimali vardır.

Ancak kendi ibadethanelerinde oturup , insanlardan el- etek çeken kişi aslında ne büyük ne de küçük cihad içerisindedir. Hakikatte o nefsinin arzusuna tabidir. Çünkü nefsi ona bunu sevdirmiştir. Şeytan da ona bunu süslemiştir. Sonra eğer bu büyük cihad ise , o zaman , insanlardan ayrı olarak hayatlarını ağaç yapraklarını yemekle idame eden rahipler sınıfı ile hayatlarını oruç ve kulluğa veren Budistlerin yaptıkları bu işle , dünyanın en mutlu ve bahtiyar insanları olmaları gerekir. Halbuki bunu hiçbir akıllı söyleyemez.

Dikkat ederseniz yukarıdaki uyduruk söz , ne kutub-i sitte de , ne sahih buhari , muslim , ebu Davud ,tirmizi , nesai , ibn mace , Ahmed bin halbelin musnedinde ne de İmam Malikin Muvattası vs. gibi hiç bir sahih hadislerde yoktur !!

Tüm bunlar zayıf ve mevzu hadislerin hayırsızlığındandır. Bu hadis uydurmacısının İslam ve ehline karşı kindar oluşundan şüphemiz yoktur. Sofular bunu rahatlıkla aldılar. Allah hepimizi bağışlasın. Sonra bu alçalış ve gerileme döneminde o kültüre mensup bazı kişiler bunu kabul etmiş ve risaleler halinde de İslami kitab evlerine sürmüşlerdir. Kitaplarında bu hadisi savunup , onu zayıf gören veya derecesini az görenlere körü körüne saldırıyorlar. Allah (c.c.)bizleri ve onları doğrı yola hidayet etsin. Allah yolunda cihada denk gelecek hiçbir şey yoktur. Bu delil itirazlara yeter.


Şimdi Allah yolunda canla-malla cihad etmenin önemini bahseden birkaç sahih hadis okuyalım :

Ebu Hurayra'den (r.anh) rivayetle Nebi'ye (s.a.v) soruldu:

"Allah yolunda cihad etmeye denk ne var?"
"Güç yetiremezsiniz" dedi.
Üçüncüsünde :
"Allah yolunda cihad edenin misali , Allah yolunda cihad edenin , evine dönünceye kadar gündüzleri oruçla , geceleri de ibadet ve kıyamla geçiren adamın misali gibidir" dedi.
(Muslim, İmare: 29 ; Tirmizi , Cihad : 1)
Ebu Hurayra'den (r.anh) rivayetle Nebi'ye (s.a.v) bir adam sordu :
"Ey Allah'ın Rasulu! Cihada denk gelebilecek bir ameli bana göster " dedi . Rasulullah (s.a.v) :
"Bulamıyorum" dedi .
Sonra şöyle devam etti: "Mucâhid sefere çıktığı zaman sen mescide girip de (o geriye dönünceye kadar) hiç gevşemeden devamlı namaz kılmaya; hiç iftar etmeden devamlı oruç tutmaya gücün yeter mi?" buyurdu.
(Adam) : "Kim bunu yapabilir?" dedi.
(Buhari ,Cihad: 2)

,
Ebû Hurayra'den: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Eğer ummetime meşakkat yüklemiş olmasaydım Allah yolunda hiç bir seriyyeden geri kalmazdım. Fakat onları bindirecek binek bulamadım, onlar da bundan sonra binecek vasıta bulamaz. Benden sonra benim gibi her sefere çıkamamak onlara ağır gelir. Halbuki Allah yolunda savaşıp öldürülmeyi, sonra diriltilip tekrar öldürülmeyi, sonra diriltilip tekrar öldürülmeyi ne kadar çok isterdim.

(Buharı, Cihad, 56/119; Muslim, İmaret, 33/103- 106. Muvatta ; cihad :40)
Fukaha cihadın önce işgal edeilen topraklarda yaşayan müslumanlara farz oldugu , savaşlar birkaç günden fazla sürerse daha sonra tedrici olarak halkanın genişleyecegi görüşündedir.

Ebu Davud'un rivayet ettiğ bir hadisinde
"Savaş , Allah'ın beni rasul olarak göndermesinden ümmetimin deccalla savaşmasına kadar devam eder. Onu ne zalimin zulmu , ne de adilin adaleti ortadan kaldır.

(Mucemu'l-Feteva, 28/506-508)
Bir hadisde Rasul (s.a.v.), Zeyd bin Eslem babasından rivayet ediyor. Rasulullah (s.a.v.) buyurdu:
''Gökten yağmur yağdıkça cihad tatlı ve hoştur. İnsanlar üzerine Kur'anı çokça okuyanların,''Bu zaman cihad zamanı değildir'' dedikleri bir zaman gelecektir. Kim bu zamana ulaşırsa, bilin ki bu ne güzel cihad zamanıdır.

Dediler ki; 'Ya Rasulallah bunu söyleyecek kimse var mı dır?'
'Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki, ''Evet bu kimse Allah'ın , meleklerin ve bütün insanlığın lanetlediği kimsedir.''
(İmam Nevevi;Tagribul Tezhib,Şifa-i Essudur,Meşariul Eşvag ila Mesari El Uşşag)
_ Ebu Hurayra (r.anh)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
"Ummetime zor gelmeyeceğini bilsem hiçbir müfrezeden geri kalmazdım fakat ümmetim savaş için binit bulamıyorlar, Ben de onları bindirecek binit bulamıyorum. Hem benden ayrı kalmak ta onlara güç geliyor. Allah yolunda şehid olup tekrar dirilmeyi tekrar şehid olup tekrar dirilmeyi ve üçüncü sefer tekrar şehid olmayı çok isterim"

(Buhârî, Cihad ve Siyer: 7; Muvatta', Cihad: 14 , sunen-i Nesai :3100 )
Ebu Hurayra (r.anh) şöyle demiştir:
Rasûlullah (s.a.v)'den işittim şöyle diyordu:
"Canım elinde olan Allah'a yemin olsun ki mu'minlerden bir kısmının benden ayrı kalmalarına üzülmeyeceklerini bilsem ve onları bindirebilecek binitler temin edebileceğimi bir bilsem. Allah yolunda savaşa giden hiçbir müfrezeden geri kalmazdım. Canım elinde olan Allah'a yemin olsun ki Allah yolunda ölüp dirilmeyi sonra diriltilip tekrar öldürülmeyi ve yine öldürülmeyi isterdim."
(Buhârî, Cihad ve Siyer: 7 , sunen-i Nesai :3101)

- İbn Ebî Amîra (r.anh)'dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
"Müslümanlar arasında hiçbir Müslüman yoktur ki Rabbi onun ruhunu aldıktan sonra tekrar size geri dönmek istemez, dünya ve içindekilerin hepsi kendisine verilse bile. Ama şehid böyle değildir" (O tekrar dirilip yine tekrar şehid olmak ister)


İbn Ebî Amîra diyor ki:
Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

"Allah yolunda şehid olmayı göçebe ve yerleşik hayat yaşayanların elde ettikleri her şeye tercih ederim"

(Musned: 17221 , sunen-i Nesai :3102)
İbn Hasasise'den ( O Beşir b. Mabet'tir. Onun Zeyd b. Mabed es-Sedusi olduğu da söylenmiştir. İbn Hasasiye olarak meşhur olmuş )
Rasulullah'a (s.a.v.) İslam üzerine biat etmek için geldim. Bana Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in onun kulu ve Rasulü olduğuna şahidlik etmeyi, beş vakit namaz kılmayı, ramazan orucunu tutmayı, zekat vermeyi, hac etmeyi ve Allah yolunda cihad etmeyi şart koştu.
Ey Allah'ın Rasulu! İkisine gelince, ben onlara güç getiremem. Benim malım on tane devedir. Onlar da çoluk çocuğumun sütü ve merkebidir. Dolayısıyla zekatı veremem. Cihada gelince, arkasını dönenin Allah'ın gazabına uğrayacağını söylüyorlar. Bu nedenle savaşa girdiğimde ölümü istememekten ve nefsimin korkmasından korkuyorum.
" Rasulullah ellerini açıp hareket ettirdi ve:
Sadaka yok, cihad da yok, o zaman ne ile Cennete gireceksin ?"
Sahabi dedi ki "Ey Allah'ın Rasulü sana biat ediyorum."
Bunun üzerine tüm onlar üzerine benden biat aldı.
( Sunen'ul-Kubra Kitabu's-Siyer Babu Asli Farzı '1 Cihadi: 9/20.)

Beyhaki Suneni Kubra'sında Abdullah b. Cafer , o da Ubeydullah b. Amr , o da Zeyd b. Enise'den, o da Cebele b. Suhaym'den ona da Ebu'l Musni el-Abidi ibn Hasasiye'den işittiği ve hadisi rivayet etmiş.

*******

Seleme b. Nufeyl'den (r.anh) şöyle rivayet edilmiştir. Der ki:
Ben, Rasulullah (s.a.v.) ile otururken bir adam girip şöyle dedi:

Ey Allah'ın Rasulu! Atlar salıverilmiş ve silah bırakılmış. Bazıları savaşın artık olmayacağını, savaşın bittiğini iddia ediyorlar."
Rasulullah (s.a.v.) dedi ki: Yalan söylüyorlar. İşte şimdi savaş zamanı geldi. Ümmetim bir grup Allah yolunda cihad etmeye devam edecektir. Muhalif olanlar, onlara zarar vermez. Allah onlarla bir kavmin kalplerini kaydırır ki, onlarla onları rızıklandırsın. Kıyamet kopuncaya kadar savaşırlar. İyilik daha atların kaküllerine Kıyamet gününe, savaş bitinceye ve Yecuc ve Mecuc çıkıncaya dek bağlıdır.
[Nesai rivayet etmiş. Nesai benzerleriyle hasen bir isnad ile rivayet etmiş. Kitabu'1-Hayl (Atlar): 1, Ahmed: 4/104.]

İbn Hibban Cubeyr b. Nefir, Nevvas b. Seman tarikiyle rivayet etmiş.
Der ki; Rasulullah'a bir fetih nâsib oldu. Ona varıp dedim ki:
Ey Allah'ın Rasulu! Atlar salıverildi... hadisi. Nesai'nin rivayetine benzer bir şekilde rivayet etmiş.
Mevarid'uz-Zeman, el-Cihad Babu devami'I-Cihad s. 389-90.


Bu rivayetle Seleme'nin rivayetinde geçen mubhem adamın Nevvas olduğunu da öğrendik. Konudaki hadise Cabir'in rivayeti de şahidlik etmektedir. Ummetimden bir grup kıyamete dek hak üzere savaşacaktır.
(Muslim İmare: 53.)


_Ebu Said el Hudri (r.anh)'den rivâyete göre, şöyle demiştir:
Tebük savaşı olduğu yıl Rasûlullah (s.a.v), sırtını devesine dayayıp insanlara bir konuşma yaparak şöyle buyurdu:

"Size insanların en hayırlısı ile en şerlisini haber vereyim mi? En hayırlı kimse ölünceye kadar atının veya devesinin sırtında veya yaya olarak Allah yolunda gayret eden kimsedir. En şerli kimse ise; Allah'ın Kitabını okuyup da gerekenleri yerine getirmeyen kimsedir"

(Musned: 11124 , sünen-i Nesai 3055)

- Ebu Hurayra (r.anh)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Allah'ın azabından korkarak gözyaşı döken bir kimse süt memeye tekrar girinceye kadar ateş o kimseyi yakmaz. Allah'ın dinini yeryüzünde hâkim kılmak için gayret eden kimsenin çıkardığı toz ile Cehennem dumanı bir araya gelmez"

(Tirmizî, Fedailul Cihad: 8; Dârimi, Cihad: 8 ,sunen-i Nesai 3057)

Yine Ebu Hurayra (r.anh)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Bir kafiri öldürüp sonra da Müslümanca yaşamaya devam edip, Müslümanca ölen kimse; o kafirle beraber Cehennemde olmaz. Allah yolunda gayret ederken çıkarılan toz ile Cehennem ateşi bir araya toplanmaz. Kulun kalbinde iman ile hased bir arada olamaz."

(Tirmizî, Fedailul Cihad: 8; Dârimi, Cihad: 8 ,sünen-i Nesai 3058)

"Her ummetin ruhbanlığı vardır , benim ümmetimin ruhbanlığı cihaddır"

(Ahmed bin Hanbel)

Rasulullah'ın (s.a.v) ashabından bir kişi tatlı su kaynaklarının bulunduğu bir vadiden geçti.
"İnsanlardan el etek çekip bu vadide kalsam ? Ancak Rasulullah'tan (s.a.v) izin almadan bu işi yapmam" diye düşündü.
Bunu Rasulullah'a (s.a.v) söyleyince ,
Rasulullah (s.av) :
"Yapma ! Şubhesiz Allah yolundaki birinizin (yaptığı cihad) fazileti , evindeki yetmiş yıl namazından daha efdaldir. Allah'ın sizi bağışlamasını ve cennetine koymasını istemez misiniz? Allah yolunda cihad ediniz .Devenin iki süt arası müddeti kadar Allah yolunda savaşanlara cennet vacib olmuştur"
(Tirmizi ,Cihad:17)

Bu son hadiste , cihadı ekber iddialarını tamamen çürütmektedir. Çünkü bu sahabe Rasulullah’tan (s.a.v) insanlardan ayrılıp nefsiyle cihad etmek için istekte bulunmuş, Rasulullah onu bundan men etmiş ve ondan daha iyisine irşad etmiştir. Sonra bu hadiste dikkat edilmesi gereken başka bir espiri de var.


Rasulullah'ın (s.a.v):
"Kim devenin iki süt arası kadar Allah yolunda cihad ederse Cennet ona vâcib olur.." sözünün genelinden hareketle , Allah yolunda cihad edenler , öldürülse de , öldürülmese de cennetle müjdelenmiştir.
Hadiste geçen "fukava nakati" ,iki süt arası dönem veya sütün sağılıp tekrar sütün memelere dönünceye kadar ki zamandır.
(El-Misbahul Munir s. 484)

Bununla bahsedilen o hadisin mana ve sened bakımından batıl olduğunu öğrendik.Ondan başka ibadete layık ilah olmayan Allah'a hamd oldun. Klavyeyi bırakmadan önce şunu söylemek istiyorum. Bu düşünce (nefis ile cihad) tamamıyla sofuca bir düşüncedir. Kökeni İslam düşmanlarına dayanmaktadır. Onu bırakıp arkamıza atmalıyız. Nebi'nizin (s.a.v) nasihatine dönünüz:
"Cihad , şubhesiz ona hiçbir şey denk gelemez."
Bu nasihatta , sizin için tüm kötülükleri isteyen (bu kötülükler ona dönsün) komplocu düşmanınızın ithal düşüncelerinden sizleri müstağni kılacak güzellikler var.
Dolayısıyla cihad hususunda yazılmış eserlerde çağdaş bazı yazarların bu hadisten etkilenerek yaptıkları gibi "büyük cihad" ya da "nefsle cihad" diye isimlendirmelerinden etkilenmemek gerekir.


Buradan benim nefisle mucadeleyi inkar ettiğim veya ona değer vermediğim kesinlikle anlaşılmasın. Aksine bu konu cihada teşvik, Allah yolunda ölme sevgisine has olup , iki şey arasında zihni bulandırmaktan uzak tutmak gerekir. Onu cihadın iki çeşidini söylediğimizde, sanki onlardan birini seçme serbestliğini veriyoruz.Acaba birini diğerine tercih ettiğimizde durum ne olur?

Siz hacılara su dağıtma ve Mescid-i Haram'ı imar etme işiyle Allah'a ve ahiret gününe iman edip, Allah yolunda cihad edenlerin yaptığı işi bir mi tutuyorsunuz? Bunlar Allah katında eşit olamazlar. Allah zalimler topluluğuna hidayet ihsan etmez. TEVBE 19


*******




"Kadınları göze çarpar mevkilere oturtmayın, yazıyı da öğretmeyin. Dikiş öğretin ve Sure-i Nur'u da iyi öğretin"

(Taberani, Mu'cemul Evsat, 3/46, Hadis no: 5713; Hakim, Mustedrak, 2/430, Hadis no: 3494; Beyhaki, Şuubul İman, 4/90, Hadis no: 2227 vd. ; Ziyaeddin Gümüşhanevi, Ramuz'ul Ehadis)

Kadın öğretmen:
el-İstiab ve el-İsabe'de şu bilgi verilir: Allah Rasulu (s.a.v.), Şifa Ummu Suleyman b. Ebi Hamse'ye ''Hafsa'ya yazı yazmayı öğrettiğin gibi nemle efsununu da öğret'' buyurdu. (el-İstiab, IV, 340; el-İsabe, IV, 341; Usdul-Ğabe, V, 162)
Bu hadisi Şifa'dan rivayetle Ebu Davud'da tahric etmiştir.
Şifa (r.anha) şöyle dedi: Hafsa'nın yanında bulunduğum sırada Nebi (s.a.v.) geldi ve bana ''Şuna yazı yazmayı öğrettiğin gibi nemle efsununu da öğretmez misin?'' buyurdu. (Ebu Davud, Tıb, 18; Musned, VI, 371)
Hattabi Mealim u's-sunen'de, bu hadiste kadınlara yazı öğretmenin mekruh olmadığına delil bulunduğunu belirtir. (Hattâbi, IV, 215)
Ulemadan bazıları Hattabi'nin bu sözünü naklederek onaylamışlardır. Bunlardan biri İbn Tarhan olup bu hususu el-Ahkamu'n-Nebeviyye adlı eserinde zikreder. Aynı görüşü Erbili el-Mesabih'in şerhi el-Ezhar'da, (Supp l, I, 620; Allel-Kârideel-Mesâbihfe yaptığı Mirkâtu1-mefâtih (IV,512) İbn Kayyim de el-Hedy'de (Zâdul-meâd fî hedyi hayril-ibâd, IV, 185) belirttikleri gibi bunlardan başka alimler de zikretmişlerdir.

Hâkim - ki hadisin sahih olduğunuda belirtir (Hâkim, el-Mustedrak, II, 396) - ve Beyhâki, Aişe (r.anha)'dan merfu olarak şu rivayeti naklederler:
''Kadınları odalarda bulundurmayın, onlara yazıyı öğretmeyin, yün eğirmeyi ve Nur suresini öğretin."
(Zehebi, dipnotta bu hadisin mevdu - uydurma olduğunu belirtir. Zehebi, Mecmau'z-zevaid, IV, 93; Taberani'nin el-Mu'cemul Evsat'da bu rivayeti naklettiği, senedindeki Muhammed b. İbrahim eş-Şami hakkında Dârakutni'nin ''kezzab'' (yalancı) değerlendirmesinde bulunduğunu belirtir. Yine Hafız Nuruddin el-Heysemi, Mecmau'z-Zevâid'de rivâyetin sahih olmadığını bildirir.)

Kadınlara yazı öğretilmesiyle ilgili olarak Ebu Davud ve Ahmed b. Hanbel'in rivayet ettiği sahih hadis gayet açıkken, bazı âlimlerin, rivayet zincirinde hadis münekkidlerinin uydurmacılık ve yalancılıkla itham ettikleri bir ravinin bulunduğu, Zehebi'nin yanında İbnu'l Cevzi'nin de uydurma (mevdu - uydurma) olduğunu belirttiği (el-Adabu'ş Şer'iyye, III, 296) bir rivayeti kabul edici izahı güç birtakım te'villere girişmelerini anlamak mümkün değildir.
(et-Teratib'ul İdariyye, Kettani - Dr. Ahmet Özel, s. 131-134)




3. Bölüm
(son)
 
ABDULHAK Çevrimdışı

ABDULHAK

الإذلال هو بعيد عنا
Admin
ZAYIF VE UYDURMA HADİSLER


1. Din akıldır, dini olmayanın aklı da yoktur [en-Nesâi, el-Kunâ]
( الدين هو العقل، ومن لا دين له لا عقل له )
Hadis bâtıldır.
Nesâ’î « bu bâtıl ve münker bir hadistir » demiştir.
Hafız b. Hacer; aklın fazileti konusunda otuzdan fazla hadis olduğunu ve tümünün de uydurma olduğunu belirtir.
İbn Kayyım’da[Menar el-Munif], akılla ilgili bütün hadislerin yalan olduğunu söyler.


2. Kişilerin azmi, dağları yerinden oynatır

( همة الرجال تزيل الجبال )
Hadis değildir.
Aksine Gazzâlî’nin kardeşi olan Ahmed el-Gazzâli’nin sözüdür.


3. Mescidde konuşmak, hayvanların yeşilliği yedikleri gibi sevabları yer

( الحديث في المسجد يأآل الحسنات آما تأآل البهائم الحشيش )
Bunun aslı yoktur.
Gazzâlî İhyâ’da[1/136.] nakleder, Hâfız el-Irâkî rivâyetin aslını bulamadığını, es-Subki ise, isnadını bulamadığını söyler.
Rivâyetin dillerde meşhur olan şekli ise; Mescidde ki mubâh söz ateşin odunu yediği gibi sevabları da yer.


4. Ebediyen yaşayacakmış gibi dünyan için çalış, yarın ölecekmiş gibi de ahiretin için çalış

( اعمل لدنياك آأنك تعيش أبدا، واعمل لآخرتك آأنك تموت غدا )

Merfû olarak aslı yoktur. Ancak son zamanlarda halk arasında şöhret bulmuştur.

Şeyh Nasıruddin Albani

"Silsiletut Daifa Vel mevdua" cilt: 1 (muhtasar)


Hadîs dilinde "meşhur" deyince Rasululah (s.a.v.)`tan itibaren her devirde en az üç ravinin rivayet etmiş olduğu hadis anlaşılır.(Abdullah AYDINLI, Hadis Istilahları Sözlügü 97)
Bahsi geçen söz ise hakkındaki meşhurluk, halk arasında yaygın anlamındadır.
Aslında uydurma olan bir söz, sonradan halk arasında yaygın, yani meşhur hale gelebilir: Bu onun "sahih" olduğunu göstermez.
Önce bu "söz" altı değil, meşhur dokuz hadis kitabında da yoktur.
Hadis kitaplarından 2. ve 3. dereceden olan hadis olan Beyhakî ve İbn Kuteybe bile zayıf senetlerle rivayet etmişlerdir. Yine “Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış, yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol.” (Câmiu’s-Sagîr, 2:12, Hadis No:1201.) şeklinde zayıf bir rivayette vardır.


Asrımızın muhaddislerinden Elbanî "Bu hadisin Rasulullah (sav)'a varan bir aslı bilinmemektedir" demektedir.
(Silsiletu'1-ehadîsid-Dâife, I/20 (H. 8) Ali İRFAN'ın yazdığı Mufassal Ahlak-i Medenî (Ist.1329) adlı kitabın baş tarafında Hz: A1i'nin sözü olarak verilmiş, kaynak gösterilmemiş)
Yani bahsi geçen söz rivayet yönünden çok şaibelidir.

Dirayet yönüne gelince:
Hadis zannedilen sözün arabçası fasîh değil, yapma bir Arabçayı andırır.
İkinci ve daha önemli olarak, ma'nâsi en az iki Kur'ân ayetiyle zıtlık arzeder:

1. Geçmiş milletlerin hatalı tutumları kınanırken onlara "hiç ölmeyecekmiş gibi yüksek köşkler, kaleler mi ediniyorsunuz?" (Şu'arâ 129) denir.
Demek ki, hiç ölmeyecekmiş gibi çalışmak yerilen, kınanan bir vasıftır.

2. Kârun kıssası münasebetiyle: "Allah (cc)'ın sana verdiği (varlıkta) Ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma" buyurulur. (Kasas 77)

Demek ki, esas olan ahiret yurdunu aramaktır. Dünya Ahirete nisbetle ne ise önem derecesi de o olacaktır.
Görüldüğü gibi sözü edilen hadis(söz), en azından çok zayıf olmuş olur (uydurma olmaya daha yakındır) ve buna hiç bir hüküm bina edilemez .


5. Gerçekten Allah kulunu helâl şeyin talebinde yorgun olarak görmeyi sever [ed-Deylemi, el-Firdevs.]
( إن الله يحب أن يرى عبده تعبا في طلب الحلال )
Uydurmadır.
Ravilerinden olan Muhammed b. Sehl el-Attâr hadis uyduran birisidir.


6. Ümmetimden iki sınıf salâha ererse, insanlar da salâha erer: yöneticiler ve âlimler

( صنفان من أمتي إذا صلحا صلح الناس: الأمراء والفقهاء، [وفي رواية: العلماء])
Uydurmadır.
Râvilerinden olan Muhammed b Ziyâd el-Yeşkurî hakkında Ahmed b Hanbel; yalancı olup hadis uydurduğunu söyler. Buna rağmen Gazzâlî İhyâ'sında rivâyeti Allâh Rasûlû (s.a.s)’e nisbet eder!


7. Her kim günah işlerken gülerse, ateşe ağlayarak girer

( من أذنب وهو يضحك دخل النار وهو يبكي )
Uydurmadır.
Bu rivayette yukarıda geçen Muhammad b. Ziyâd adında yalancı ve hadis uyduran birisi kanalından gelmiştir.


8. Hâlimi bilmesi, istememe gerek bırakmaz

( حسبي من سؤالي علمه بحالي )
Bunun aslı yoktur.
Bazıları bunu İbrâhim (a.s)’ın sözü olarak aktarırlar, söz isrâiliyattandır.
Rivâyete göre, İbrâhim (a.s) mancınık ile ateşe atıldığında Cebrâil kendisine gelerek; «Ey İbrâhim bir isteğin varmı?» dediğinde, İbrâhim: «Sana ihtiyacım yoktur» der. Cebrâil: «Rabbinden dile» der.
Bunun üzerine İbrâhim (a.s) yukarıdaki sözünü söyler. Rivâyeti el-Bagavî tefsirinde Ka’b el- Ahbâr’a nisbet etmiştir.
Tasavvuf anlayışına göre hikmet hakkında yazanlardan bir tanesi;
«Allah’tan istemen O’nu itham etmendir!» der.
Çünkü Allâh her şeyi duyup gördüğünden, Ondan isteme O’nun duymadığı görmediği anlayışına götürdüğü için Onu itham etmektir!!!
Böyle bir anlayış büyük bir sapıklıktır. Çünkü başta İbrahim (a.s) olmak üzere bütün Peygamberler Allah’tan istemişler O’na yalvarmışlardır. Kur’an ve Sünnette bunun örnekleri çoktur.
Ebu Davud’un tahriç ettiği sahih bir hadiste : Duâ ibadettir diyen Allâh Rasûlû (s.a.s) ardından şu âyeti okur; «Rabb'iniz şöyle buyurdu: Bana duâ edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibâdeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir»)[Gâfir 60.]
Duâ ile kul, Allâh’a olan kulluğunu ve O’na olan hâcetini izhâr eder. Dolayısıyla her kim Allah’a dua etmez ise, sanki ona olan kulluktan yüz çevirmiş gibidir. el-Hâkim’in[el-Mustedrek 1/491] tahrîç edip ez-Zehebî’nin de muvafakat ettiği hasen bir hadiste
( Kim Allah’a dua etmez ise Allah ona gazab eder) buyurulmaktadır.


9. Câhım (makamım) ile tevessül edin, çünkü cahım Allah’ın indinde büyüktür
( توسلوا بجاهي؛ فإن جاهي عند الله عظيم )
Bunun aslı yoktur.
Hiç şüphesiz Allâh Rasûlû (s.a.s)’in yeri ve makamı Allah’ın indinde büyüktür. Ancak bunun ile tevessül arasında fark vardır, ikisinin karıştırılmaması gerekir. Câhı ile tevessülde bulunulup kabule daha şayan olduğu inancının akıl ile bilinmesi imkansızdır. Gaybi bir konu olduğu için delil olabilecek sahih bir nakil ile sabit olması gerekir. Bu konu hakkında da sahih bir hadis yoktur. Bilâkis Ebû Hanîfe şöyle der:
« Hiç kimsenin Allah’tan başka biriyle Allah’a duâ etmesi gerekmez. Musâade edilen ve emredilmiş olunan dua, Allah’ın şu, (Allah ait güzel isimler vardır. O’nu o isimlerle çağırınız) âyetinden yararlanılarak yapılandır. »[Durrul-Muhtâr 2/630]
Ebû Yusuf ise şöyle der:
« Falanın hakkı için veya peygamberlerden birisinin hakkı için Harem-i Şerîf yahut Meş’ar-i Harâm hakkı için duâ edilmesini kerih görürüm.» [el-Kudûri, Şerhu’l- Kerhi, Kerâhet Babı.]

Tevessülle ilgili batıl bir rivâyette Şâfii şöyle der:
« Ben Ebû Hanîfe ile teberrukte bulunurum, her gün kabrine gelir ve bir ihtiyacım olduğunda iki rekat namaz kılarım, böylelikle kabrin yanında Allah’tan ihtiyacımı isterim, uzun zaman geçmeden ihtiyacım giderilir » Ravilerinden olan Umer b. İbrâhîm bilinmemektedir.
Rivayetin yalan olduğu gün gibi açıktır.
Çünkü Şâfii Bağdat’a geldiğinde duâ için nöbetleşe olarak ziyaret olunan hiç bir kabir yoktu. Bu hâl Şâfii döneminde bilinmezdi. Şafii, Hicâz, Yemen, Şâm ve Mısır’da bir çok sahabi ve tabiin ve daha önemlisi Medine de Peygamber (s.a.s)’in kabrini görmüştür. Şaşılacak bir haldir ki, Şâfii buralarda dua yapmamıştır.
Sonra Ebu Hanîfe’nin öğrencilerinden olan Ebû Yûsuf, Muhammed, Züfer, Hasan b. Ziyâd, ne Ebû Hanîfe’nin ne de başkasının kabrine böyle bir duâ için gitmemişlerdir.


10. ...Peygamberinin ve benden önceki Peygamberlerinin hakkı için... [Taberânî (24/351-352)]

( ... بحق نبيك والأنبياء الذين من قبلي ...)
Hadis zayıftır.
Râvilerinden olan Ravh b. Salâh, münker hadisler rivayet etmiştir.

11. Adem (a.s.) günahı işlediğinde şöyle der: « Ya Rabbi, Muhammedin hakkı için beni affetmeni istiyorum ». Allah, « Ey Adem onu yaratmadığım halde Muhammedi nasıl tanıdın » deyince, « Ey Rabbim! beni elinle yaratıp, ruhundan bana üflediğinde başımı kaldırdım ve arşın sütunlarında Lâ ilâhe illallâh Muhammedun Rasulullâh yazılı olduğunu gördüm. Bildim ki, Sen Kendi ismine en sevgili yaratığını izâfe ettin ». Bunun üzerine Allah; « Doğru söyledin ey Adem! Çünkü o beşer içerisinde bana en sevgili olanıdır. Bana onun hakkı ile dua ettiğinde seni bağışlarım, eğer Muhammed olmasaydı seni yaratmazdım » der. [el-Hâkim, Mustedrek (2/615); İbn Asâkir (2/323), el-Beyhâki, Delâil’un-Nübuvve (5/488)]

لما اقترف آدم الخطيئة؛ قال: يا رب! أسألك بحق محمد لما غفرت لي. فقال الله: يا آدم! وآيف عرفت

محمدا، ولم أخلقه؟ قال يا رب! لما خلقتني بيدك، ونفخت في من روحك؛ رفعت رأسي، فرأيت على
قوائم العرش مكتوبا: لا إله إلا الله محمد رسول الله، فعلمت أنك لم تضف إلى اسمك إلا أحب الخلق
إليك. فقال الله: صدقت يا آدم! إنه لأحب الخلق إلي، ادعني بحقه، فقد غفرت لك، ولولا محمد ما خلقتك
Uydurmadır.
Râvilerinden olan Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem hakkında İbn Hibbân şöyle der: «Hadis uydurmakla itham olunmuş, Leys, Malik ve İbn Lehi’a üzerine hadisler uydurmuştur.
Dolayısıyla imâm ez-Zehebî rivâyet hakkında uydurma ve batıl derken, İbn Hacer el- Askalânî de ona katılır.
Rivâyetin batıllığına delil olan bir yönüde, Adem (a.s.)’ın Nebî (s.a.s.)’i, kendi yaratılışından sonra cennette iken yer yüzüne inmeden bilmesidir.
Halbuki zayıf, ancak daha iyi bir senedle gelen başka rivayette:
(Adem (a.s.) Hindistana iner ve yanlızlık hisseder, bunun üzerine Cebrâil inerek; Allâhu Ekber, Allâhu Ekber, Eşhedu En Lâ İlâhe İllallâh (iki defa), Eşhedu Enne Muhammeden Rasûlullâh (iki defa) deyip ezan okur. Adem şöyle der: «Muhammed de kim»? Cebrâil: «Peygamberlerden son oğlundur» der.)
[İbn Asâkir (1/323/2).]

Râvilerinden Ali b. Behrâm bilinmemekte, diğer bir râvi olan Muhammed b. Abdullâh b. Süleyman aynı şekilde bilinmemektedir.
Bir önceki rivâyette Âdem (a.s.) daha cennette iken Peygamber (s.a.s.)’i tanıyordu, bu ikinci rivayette ise, Âdem (a.s.) yer yüzüne indiği halde Muhammed (s.a.s.)’i tanımamıştır.


12. Ezan okuyan kâmet getirsin [Ebû Davûd, et-Tirmizî, Ebû Nu’aym]

( من أذن ؛ فليقم )
Hadis Zayıftır.
Hadis Abdurrahmân b. Ziyâd el-Afrîkî yoluyla rivayet edilmiştir. et-Tirmizî akabinde, Abdurrahmân’ın hadis ehli indinde zayıf olduğunu söyler.
Hadisin el-Bagavî [Şerh es-Sunne (2/302)], en-Nevevi [el- Mecmu (3/121)] ve el-Beyhakî[Sunen el- Kubra (1/400)] zayıf olduğunu belirtmişlerdir.
Bu zayıf hadisin kötü etkilerinden biri de namaz kılanların anlaşamamalarına sebebiyet vermesidir. Meselâ müezzin bir özürden dolayı geç kaldığında, bazı hazır bulunanlar ikâmet getirmek ister, ancak cemaatten birisi engel olmak için hemen bu hadisi getirir, görüldüğü gibi hadis zayıftır. Dolayısıyla zayıf hadis dinde delil olmadığı gibi Allâh Rasûlu (s.a.s.)’de nisbet olunması caiz değildir.


13. Vatan sevgisi imandandır [es-Sagâni, el-Ehadîsu’l-Mevdua sayfa.7]

( حب الوطن من الإيمان )
Uydurmadır.
Es-Sagânî ve diğer muhaddislerde uydurma olduğunu beyan ederler. Rivâyet, mana olarak ta doğru bir manaya sahib değildir. Çünkü vatan sevgisi nefis ve mal mülk sevgisi gibi doğuştan gelmektedir, yani içgüdüseldir. Dolayısıyla bunlara olan sevgiden dolayı kişi övülmez, hele hele imanın gereklerinden hiçte değildir. Özellikle insanlar bu sevgide ortaktırlar, bunda mümin ile kafir arasında bir fark yoktur.


14. Her kim Allah için kırk gün ihlaslı olursa, hikmet pınarları dilinde zuhûr eder [Ebû Nu’aym Hilye 5/189].

( من أخلص لله أربعين يوما ؛ ظهرت ينابع الحكمة على لسانه )
Hadis zayıftır.
Râvilerinden olan Haccâc b. Arta’e zayıftır, kendisi müdellis olup rivayeti an ana sigasıyla zikretmiştir.
el-Irâkî tahrîcu’l-İhyâ da hadisin zayıf olduğunu belirtmiştir.


15. Kim Kabe’ye hacca gider de beni ziyaret etmezse, bana eziyet etmiştir [İbn Adiy 7/2480, İbn Hibbân Duafâ 2/73]

( من حج البيت، ولم يزرني ؛ فقد جفاني )
Uydurmadır.
Râvilerinden olan Muhammed b.Muhammed b. Nu’mân güvenilir ravilere söylemediklerini nisbet eder.
Dolayısıyla ez-Zehebî [Mizân 3/237] rivayetin uydurma olduğunu söylemiştir. es-Sagâni [el- Ehâdis el-Mevdua (s .6)] ve eş-Şevkâni,[ el-Fevâid el-Mecmua fi’l-Ehâdis el-Mevdua (s.42)]uydurma hadisleri topladıkları kitablarına bu rivayeti de dahil etmişlerdir.

Bu rivayetin uydurma olduğu rivayetin metninden de anlaşılmaktadır. Çünkü Allâh Rasûlu (s.a.s.)’e yapılan kabalık eğer küfür değil ise büyük günahlardandır. Dolayısıyla (s.a.s.)’i ziyaret etmeyen büyük günah işlemiş olur. Bu da, bu ziyaretin hac gibi farz olduğunu gerektirir ki, böyle bir şeyi hiç bir müslüman söyleyemez.
Eğer Allâh Rasûlu (s.a.s.)’in ziyareti bizi Allah’a yaklaştıran bir ibadet ise, ilim ehline göre bu istihbabı geçmez. Dolayısıyla onun kabrini ziyaret etmeyen nasıl olur da ondan yüz çevirmiş ve ona karşı kaba davranmış olsun?

1. Bölüm
 
ABDULHAK Çevrimdışı

ABDULHAK

الإذلال هو بعيد عنا
Admin
16. Her kim beni ve babam İbrahimi bir sene içerisinde ziyaret ederse, cennete girer.
( من زارني وزار أبي إبراهيم في عام واحد ؛ دخل الجنة )
Uydurmadır.
Ez-Zerkeşi [el-Lalâî el-Mensûra] rivayetin uydurma olduğunu ve hadis ehlinden hiç kimsenin bunu rivayet etmediğini söyler.
Suyûtî[Zeyl Ehadis el- Mevdûa (119)] de İbn Teymiyye ve Nevevi’nin, rivayet hakkında uydurma ve aslının olmadığına dair sözlerini aktarır.


17. Kim hacca gider ve ölümümden sonra kabrimi ziyaret ederse, o kişi beni hayatımda ziyaret etmiş gibidir. [et-Taberânî (3/203/2) , ed-Dârekutnî (279), el-Beyhakî (5/246)]

( من حج، فزار قبري بعد موتي ؛ آان آمن زارني في حياتي )
Uydurmadır.
Râvilerinden olan Leys b. Ebi Suleym, şuuru bozulduğu için karıştırmıştır, dolayısıyla zayıf addedilmiştir.
Hafs b. Süleyman ise, Hâfız İbn Hacer’in dediği gibi, hadisleri terkedilmiştir. İbn Ma’în onun yalancı olduğunu söyler.
Şeyhul-İslâm İbn Teymiyye [el-Kâidetü’l-Celîle (57)] şöyle der: «Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in kabrinin ziyaretine dair gelen hadislerin hepsi zayıftır, dinde bu tür rivayetlere güvenilmez. Dolayısıyla bu rivayetleri, sahih hadisleri rivayet edenler ve sünen sahibleri almamışlardır. Bunları; çokça zayıf hadis rivayetinde bulunan ed-Dârekutni ve el-Bezzâr gibileri kitaplarına almışlardır».
İbn Teymiyye yukarıdaki hadisi zikreder ve sonra da şöyle der: «Bu rivayetin yalan olduğu gün gibi açıktır. Müslümanların dinine de terstir. Çünkü mûmin olarak onu hayattayken ziyaret eden, Onun sahabelerinden olur, özellikle O’na hicret eden muhacirler ve Onunla cihad eden mucahidlerden ise. Rasul (s.a.s) den sabit olan bir hadiste, şöyle der:
(Ashabıma dil uzatmayın, nefsim elinde olana yemin olsun ki, sizden biriniz Uhud dağı kadar altın infak etse, onlardan birinin ne bir avucuna ne de yarım avucuna erişir)

[Buhari ve Müslim.].
Dolayısıyla sahabeden sonra gelen bir kişi, beş vakit namaz, cihâd , hac, salât ve selâm gibi farzları yerine getirse bile, sahâbe gibi olamaz. Dolayısıyla nasıl olurda müslümanların ittifakıyla vacib olmayan Allâh Rasusu (s.a.s)’in kabrinin ziyareti amelini işleyerek kişi, böyle bir dereceye ulaşmış olsun?
Aksine o kabir için özel olarak yolculuğa çıkmak meşru olmadığı gibi yasaklanmıştır da. Ancak Allâh Rasulu (s.a.s)’in mescidinde namaz kılmak için yolculuğa çıkmak müstehabtır.»
Konu ile ilgili sahîh hadîsi Buhâri, Müslim ve diğer Sünen sahipleri tahriç etmiştir, lafzı şöyledir: « Ancak üç mescid için yolculuğa çıkılır; Mescid-i Haram, Mescid-i Rasûl ve Mescid-i Aksâ. »

Allah’a yaklaşma maksadıyla ancak bu üç mescid için sefere çıkılır. Bu üçünün dışında hiç bir peygamber ve salih kişilerin kabirleri, türbe, yatır, mubârek yer ve mescidler için sefere çıkılmaz. Sahâbe bunu böyle anlamıştır.
S ahih isnadlı bir eserde; Ebû Basra el-Gifârî Ebû Hureyre ile karşılaşır. Ebû Hureyre’ye; « nereden geliyorsun »? der, o da, « Tur’dan orada namaz kıldım » der.
Bunun üzerine Ebû Basra şöyle der: « Eğer sana daha önceden yetişseydim gitmezdin, çünkü ben Rasûl (s.a.s)’i şöyle söylerken işittim: « Ancak üç mescid için yolculuğa çıkılır; Mescid-i Haram, bu mescidim ve Mescid-i Aksâ » [Tayâlisî (1348), Ahmed (6/6)]

El-Ezraki’nin[Ahbâru Mekke (304)] tahriç ettiği sahih bir rivayette, Kaz’a şöyle der: « Tur’a doğru çıkmak istedim, bunu İbn Umer’e sordum, o da Nebi (s.a.s)’in ne dediğini duymadın mı », diyerek yukarıdaki hadisi zikreder. Ardından da; « Tur’u bırak oraya gitme » der.

18. "Her kim baba ve annesinin kabrini her cuma ziyaret eder, o ikisinin veya babasının yanında Yâsin (suresini) okur ise, her âyet ve harfin sayısınca günahları affolunur." [İbn Adiy (1/286), Ebu Nuaym, Ahbâr el-Asbahân (2/344-345)]

( من زار قبر والديه آل جمعة ، فقرأ عندهما أو عنده [ يسن ] ؛ غفر له بعدد آل آية أو حرف )
Hadis uydurmadır.
Râvilerinden olan Amr b. Ziyâd’ın hadis uydurduğunu ed-Dârekutnî ve İbn Adiy zikreder. Dolayısıyla İbn Adiy mezkûr rivâyet hakkında; « batıldır bu isnâd ile bir aslı yoktur » der.
İbnu’l-Cevzi [el-Mevdûât (3/239)] kitabında bu rivâyeti zikreder.
Bu rivâyet, kabirlerde Kur’ân okumanın mustahab olduğuna delil olarak getirilir. Ancak sahih sünnette bunu destekleyen hiç bir delil yoktur.
Sahih sünnete göre, kabir ziyaretlerinde meşru olan, onlara selâm vermek ve ahireti hatırlamaktır.
Müslim ve diğerlerinin rivayet ettikleri hadiste Aişe (r.a), Allâh Rasûluna (s.a.s) kabir ziyareti esnasında ne söyleyeceğini sorar, O da şöyle söyle der:
(Bu diyarın mümin ve müslüman olan ehline selâm olsun, Allâh bizden öncekileri ve sonrakileri affetsin. Allâh’ın izniyle bizler de sizlere ulaşacağız.)

Evet Aişe validemiz kabir ziyareti esnasında ne söyleyeceğini sorar, Allâh Rasûlu (s.a.v)’da ona duayı öğretir. Fâtiha, Yâsin sûrelerini veya üç tane İhlâs sûresi okuyacağını öğretmez. Bu sûrelerin okunması meşru olsaydı Allâh Rasûlu (s.a.v) bunu gizlemezdi. Çünkü ihtiyaç anında beyanın geciktirilmesi câiz değildir. Eğer Allâh Rasûlu (s.a.v) bunlardan bir şey öğretmiş olsaydı bu bizlere ulaşırdı.
Başka bir hadiste şöyle gelir:
E(Evlerinizi kabirlere çevirmeyin, çünkü şeytan Bakara suresinin okunduğu evden kaçar.)

[Muslim (2/188), Tirmizi (4/42)]
Diğer bir hadiste:
( Evlerinizde namaz kılın, kabirlere çevirmeyin.)

[Muslim (2/187)]
Allah Rasûlu (s.a.s), kabirlerin Kur’ân okuma ve namaz kılma yeri olmadığını bizlere bildirmiş, onun için de evlerde Kur’ân okunmasını ve nafile namaz kılınmasını teşvik etmiştir. Evlerin, Kur’ânın okunmadığı kabirlere çevrilmesini de yasaklamıştır.
Dolayısıyla kabristanda Kur’ân okunmasını Ebû Hanîfe, Mâlik ve diğer selef alimleri kerîh görmüşlerdir.
Sunen’in sahibi olan Ebû Dâvut şöyle der: « Ahmed’e kabirde Kur’ân okunması hakkında soruldu, o da ‘okunmaz’ dedi » [Mesâil (s.158)].

Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye şöyle der:
« Şafii’den bu konu hakkında bir söz sabit değildir, bu da onun kabristanda Kur’ân okunmasını bid’at saydığı içindir» [Sıratul- Mustakim (s.182)].

İmam Mâlik şöyle der; « Bunu yapan birisini bilmiyorum, dolayısıyla sahâbe ve tabii’nin bunu yapmadığı ortaya çıkar ».
Diğer taraftan Hallâl’ın rivayetinde, İbn Umer’in definden sonra kabri başında Bakara suresinin başı ve sonunun okunmasını vasiyet ettiğine dair gelen eser sabit değildir. Olsa bile, ona has bir fiildir. Peygamberimizden (s.a.s) konu hakkında böyle bir şey bize ulaşmamıştır. Bundan dolayı bu delil olamaz.
Yine İbn Ebi Şeybe’nin zikrettiği başka bir eserde, Şa’bî şöyle der: « Ensar ölünün yanında Bakara suresini okurlardı ». Senedindeki Mucalid b. Saad yüzünden rivâyet zayıftır.
Ayrıca İbn Ebî Şeybe rivayete şu başlığı koymuştur; « Ölüm döşeğinde iken hastanın yanında ne söyleneceği babı».
Diğer taraftan Hallâl ve Deylemî’nin rivâyet ettikleri uydurma bir rivayette, ( Her kim kabristana uğrar ve Kul Huvallâhu Ahad’ı on bir kere okur, ecrinide ölülere bağışlar ise, ölülerin sayısı kadar ona sevab verilir.)
ez-Zehebî, İbn Hacer, es-Suyûtî ve İbn Arrâk rivayetin uydurma olduğunu söylemelerine rağmen, Merâki’l- Felâh’ın üzerine yazdığı haşiyede Tahtâvî, bu uydurma rivayeti kabristanda Kur’an okunacağına dair delil getirir!!! Müslümanın üzerine düşen, sünnete yapışıp bid’attan kaçınmasıdır. Velev ki insanlar bid’atı güzel görselerde. Çünkü her bid’at dalâlettir.


19. Yaşlı kadınların dinine yapışın

( عليكم بدين العجائز )
Bunun aslı yoktur.
Buna rağmen Gazâli İhyâ [3/67] da rivâyeti Allâh Rasûlu (s.a.s)’e nisbet eder!
İhyâ üzerinde tahriç çalışması yapan el-Irakî, avamın bu rivayeti dilinde dolaştırdığını, sahih ve zayıf bir aslının olmadığını söyler.


20. Ümmetimin ihtilafı rahmettir

( اختلاف أمتي رحمة )
Bunun aslı yoktur.
Muhaddisler bu rivayetin senedini bulmak için çokça gayret sarfetmelerine rağmen bunda muvaffak olamamışlar.
es-Subki şöyle der: «Muhaddislerce bu rivayet bilinmemektedir, ben rivayetin ne sahih ne zayıf ne de uydurma bir senedini bulamadım
Ayrıca rivayet, manâ olarak da, muhakkik alimler tarafından münker görülmüştür.
İbn Hazm[İhkâm 5/64] şöyle der; « Bu söylenen en kötü sözlerdendir, çünkü eğer ihtilaf rahmet olursa o zaman ittifak ta gazab olur. Hiç bir müslüman da bunu söylemez. Çünkü ya ittifak ya da ihtilaf veya rahmet ya da gazab vardır.»
Bu rivayetin kötü izlerinden birisi de, bir çok müslümanın aslı olmayan bu hadis sebebiyle, dört mezheb arasındaki şiddetli ihtilafları kabul etmesidir. İhtilafa düştükleri konularda Kur’an ve sahih sünnet’e katiyen dönme çabasında bulunmazlar. Aslında imamları (Allah onlardan razı olsun), onlara Kur’an ve sahih sünnete dönmelerini emretmişlerdir. Ancak mukallidler dört mezhebi çeşitli şeriatlar şeklinde görmekteler. Böylece şeriat’a zıtlık nisbet etmiş olmaktalar! Bu durum bu tür ihtilafların Allah’tan olmadığını gösteren en büyük delildir. Allah’ın; ( Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok ihtilâf (tutarsızlık) bulurlardı.)[Nisa 82] ayetini düşünselerdi bu tutarsızlığın, bu çelişkinin Allah’tan olmadığını anlarlardı.
Sonra nasıl olurda mezheblerin aralarındaki birbirlerine zıt ihtilaflar uyulan bir şeriat ve indirilen bir rahmet olabilir?! Aslı olmayan bu hadis sebebiyle müslümanlar, dört mezheb imamından sonra günümüze kadar, bir çok itikadî ve amelî meselelerde ihtilaf etmeye devam etmişler. Eğer onlar, bir çok Kur’an ayetinin ve hadislerin kötülediği ve İbn Mesud’un da şer olarak vasfettiği ihtilafı kötü görselerdi elbette ittifaka koşarlar, çoğu konularda da doğruyu yanlıştan, hakkı da batıldan ayırırlardı. Sonra da aralarında olabilecek bazı ihtilaflardan dolayıda birbirlerini mazûr görürlerdi. Ancak niçin uğraşsınlar ki, zaten onlar ihtilafın rahmet, mezhebleride bu ihtilaflı haliyle çeşitli şeriatler olduğunu görmekteler?!
Sözün özü şudur; dinde ihtilaf kötülenmiştir. Ondan kurtulmaya çalışmak gerekmektedir. Çünkü ihtilaf, ümmetin zayıflamasına sebebtir. Allahu Teala’nın dediği gibi: (Birbirinizle çekişmeyin, sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider.)[Enfâl 46]
Çekişme, ihtilaf’a rızâ göstermek ve bunun rahmet olduğunu söylemek, ayeti kerim’e ile çatışmaktadır. Bu konuyla ilgili, aslı olmayan bu rivâyetten başka hiçbir dayanakları yoktur.


21. "Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidâyet bulursunuz" (İbn Abdi’l Berr, Camiul- İlm (2/91), İbn Hazm, İhkâm (6/82)

( أصحابي آالنجوم ، بأيهم اقتديتم ؛ اهتديتم )
Bu hadis uydurmadır.
Ravilerinden olan Sellâm b. Suleym yalancı olup, İbn Hibban’ın da dediği gibi uydurma hadisler rivayet etmiştir. Diğer bir râvi olan Hâris b. Gusayn ise bilinmemektedir. Buna rağmen Şa’rânî şöyle der:
«Bu hadis hakkında muhaddisler (zayıflığına dair) konuşmuş olsalar bile, keşf ehline göre sahihtir! »[Mizân (1/28)]

Ancak Şa’rânî’nin bu sözü hiç şubhesiz batıldır! Çünkü keşf yoluyla hadislerin tashih edilmesi tasavvufi bir bid’attır. Bunu asıl kabul etmek, biraz önceki hadis gibi aslı olmayan batıl hadislerin sahih olduğunu kabule götürmesi demektir. Keşf, sahih olarak vukû bulur ise, en iyi durumda bile, rey ile aynı derecededir. Rey ise, hata da eder isabette edebilir. Tabi ki buna heva karışmamış ise bu böyledir. Allah’ın rızası olmayan herşeyden selâmet dileriz.
El-Hatib’in[Kifâye s.48] rivayet ettiği daha uzun metinden oluşan diğer bir uydurma hadis hakkında es-Suyutî şöyle der:

«Bu hadiste bazı faideler vardır, şöyle ki ; Rasûl (s.a.v.)’in kendisinden sonra furu’da ki ihtilafları haber vermesi onun mucizelerindendir, çünkü bu gaybtan haber vermektir. Ve onun buna rızası ve onayı söz konusudur. Öyle ki bunu rahmet kılmış ve mükellefi istediğini almakta serbest bırakmıştır...»!

Buna cevap olarak şöyle denir;
önce es-Suyutî’nin rivayetin sahih olduğunu isbat etmesi gerekir ki, sonradan da o rivayetten hükümler çıkarabilsin.
Bu rivayetin uydurma olduğuna bir başka delil de; nasıl olur da Peygamber (s.a.v.) sahabeden olan her bir ferde uymamızı tavsiye edebilir? Kaldı ki sahabe arasında âlim olduğu gibi, ilimde orta seviyeli ve daha da aşağı olanlar vardı.
Konuyla ilgili gelen rivayetlerin uydurma olduğunu söyleyen İbn Hazm şöyle devam eder: « Çünkü Allah Teala Peygamberi (s.a.v)’i ( O, arzusuna göre konuşmaz. O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir)[Necm 3-4] şeklinde nitelendiriyor ise, Peygamber (s.a.v.)’in şeria’ta dair bütün sözlerinin gerçek ve şüphesiz olarak Allah’tan geldiği anlaşılır. Allah’tan gelen şeyde de ihtilaf olmaz. Çünkü ayette (Eğer o (Kur’an), Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı) [Nisa 82] buyurulmuştur.
Allah "Birbirinizle çekişmeyin" ayetiyle bizlere tefrika ve ihtilafı yasaklar. Dolayısıyla sahabeden her birine tâbî olmamızı Allah Rasulu (s.a.v)’in bizlere emretmesi imkansızdır. Çünkü sahabenin içerisinde birisinin helal kıldığını haram kılan bulunabilmektedir.

Eğer durum böyle olsaydı, Semure b. Cundup’a uyarak içkinin satışı helâl olurdu. Ebû Talha’ya uyarak ta oruçlunun dolu yemesi helâl olurdu (orucu bozulmazdı). Bunlar diğer sahabelere tâbî olunduğunda da haram oluyor.
İbn Hazm Allah Rasulu (s.a.v.)’in ölümünden önce ve sonraki dönemde sahabe’den sadır olan sünnete isabet edemedikleri bazı görüşleri uzunca anlattıktan sonra şöyle der; « Nasıl olurda hem hata hem de isabet eden bir kavmi taklid etmemiz caiz olur?» Konuyla ilgili diğer bir uydurma rivayette:


22. Ehli beytim yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz

( أهل بيتي آالنجوم ، بأيهم اقتديتم ؛ اهتديتم )
Uydurma
Ravilerinden olan Ahmed b. Kâsım er-Reyyân hakkında ez-Zehebî, yalancı olduğunu söyler.
Bu rivayet yalancı olan Ahmed b. Nubeyt nüshasındadır. Dolayısıyla İbn Arrâk [Tezih eş-Şeria’da (2/419)] rivayetin uydurma olduğunu beyan eder.


23. Gerçekten dolu ne yemektir ne de içecek [Tahâvi, Müşkilu’l-Âsâr 2/347; Ebû Ya’lâ, Musned K 2/191]
( إن البرد ليس بطعام ولا بشراب )
Hadis Münkerdir.
Ali b. Yezid b. Cüd’ân yoluyla, Enes (r.a) şöyle der:
( Gök yüzünden dolu yağar, bunun üzerine Ebû Talha şöyle dedi: « Bu doludan bana verirmisin », oruçlu olduğu halde ramazanda yemeğe başlar! O’na dedim ki ; « oruçlu olduğun halde dolumu yiyiyorsun »? Bana şöyle cevap verdi; « Bu dolu gök yüzünden inmiş olup onunla midelerimizi temizleriz, o ne yemek ne de içecektir»! Enes de ki; « Rasulullah’a (s.a.s) geldim ve Ona haber verdim », O da: « Bunu amcandan al », dedi )
Bu hadisin senedi zayıftır. Çünkü ravilerinden olan Ali b. Yezid zayıf olup yanlışlıkla mevkûf [46] rivayetleri merfû kılar. Bu hadisin illetide zaten budur; Sika (güvenilir) raviler, Enes kanalıyla Ebû Talha’ya mevkûf olarak rivayet ederler. Ali b. Zeyd ise, tam tersine Nebî (s.a.v)’e kadar hadisi ref eder. Dolayısıyla hadisin ref edilmesi münkerdir.
Şube, o da Katade ve Humeyd’in Enes’ten gelen rivayetinde: (Dolu yağdı, Ebû Talha oruçlu olduğu halde yemeğe başladı, ona; « Oruçlu olduğun halde mi yiyiyorsun » denilince? O da; « Gerçekten bu berekettir »! der)

[Ahmed, 3/279, İbn Asakir, 6/313/2]
Hadisin senedi Buhari ve Müslim’in şatına göre sahihtir.
Tahâvî kendi rivayetinde el-Bezzâr’ın bunu mevkûf olarak rivayet ettiğini ve şu ziyadeliği getirdiğini söyler. « Bunu Said ibn el- Museyyib’e söyledim, bunu kerih gördü ve dolunun susuzluğu kestiğini söyledi ».
el-Bezzâr da şöyle der : « Biz bu fiili ancak Ebû Talha’dan biliyoruz ». Dolayısıyla bu rivayet mevkûftur, Nebi (s.a.v.)’in burada zikri geçmemektedir. Bilâkis Ali b. Zeyd hadisi ref etmekle hatâ etmiştir. Böylelikle mevkûf rivayet, yukarıdaki (Ashabım yıldızlar gibidir...) hadisinin batıl olduğuna delildir.
Eğer (Ashabım yıldızlar gibidir...) hadisi sahih olmuş olsaydı, ramazan da dolu yiyenin orucu, Ebû Talha (r.a)’ya uyulduğundan bozulmamış olurdu. Bilindiği kadarıyla bu sözü bugün hiç bir müslüman söylemez.


24. Kim nefsini bilirse Rabb'ini de bilmiştir

( من عرف نفسه ؛ فقد عرف ربه )
Bu sözün aslı yoktur.
Hafız Es-Sehâvî şöyle der: « Ebû Muzaffer b. Sem’âni der ki: ‘Bu söz merfû olarak bilinmez, bilakis Yahya b. Muâz er-Razi’nin sözü olarak hikâye edilir.’ »[ Makâsıd, s.198]

en-Nevevi rivayetin sabit olmadığını söyler.
Suyûtî [Zeyl el-Muduât, s.203] de buna katılır.
Şeyh Aliyyu’l-Kâri,[Mevduât, s.83] İbn Teymiyye’nin rivayet hakkında uydurma dediğini nakleder.
Kamûs’un sahibi Fiyruz Abâdî ise şöyle der: « Bu Nebevî hadislerden değildir, çoğu insanlar bunu Nebi (s.a.s.)’in hadislerinden sayarlar. Ancak aslı yoktur, bilâkis İsrailiyattandır:
‘Ey insan nefsini bil ki; Rabbini tanıyasın’.» İhtisas ehlinin hadis hakkındaki hükmü budur. Buna rağmen bazı son dönem Hanefî fukahâsı bu hadisin şerhi hakkında kitab yazmışlardır.
Ayrıca ileride gelecek olup aslı olmayan

آنت آنزا مخفيا
( Ben gizli bir hazineydim...) rivayetinin şerhi hakkında da özel bir risâle yazılmıştır. Bütün bunlar bu fukahâ’nın maalesef, hadisçilerin sünnete olan hizmetleri ve sünnete dışarıdan sokulanları arındırma gayretlerinden istifade etmek için çalışmadıklarını gösterir. Bunun içindir ki, kitaplarında zayıf ve uydurma hadisler çoktur.

24. Her kim abdestten sonra (İnnâ enzelnâhu fi leyleti’l-kadri) suresini bir kere okur ise, doğrulardan olur. Her kim iki kere okur ise, şehitler

divânına yazılır. Her kim de üç kere okur ise, Allah onu Peygamberler ile haşreder.
من قرأ في إثر وضوئه: [ إنا أنزلناه في ليلة القدر ] مرة واحدة آان من الصديقين ، ومن قرأها
مرتين آتب في ديوان الشهداء، ومن قرأها ثلاثا حشره الله محشر الأنبياء
Bu hadis uydurmadır.
ed-Deylemî Müsnedu’l-Firdevs[4/31] te, Ebû Ubey’de kanalından rivayet eder, Ebu Ubeyde ise mechûldur. Rivayetin başka bir illeti de Hasen el-Basrî an ana sigasıyla rivayet etmiştir.
Hafız es-Sehâvî, rivayetin aslının olmadığını söyler. Bu uydurma rivayet, abdestten sonraki okunan sahih senedli duaların ihmâl edilmesine götürür.
Müslim ve Tirmizi de gelen hadis şu lafızladır:
( Eşhedu en la ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke lehû ve eşhedu enne Muhammeden abduhû ve rasûluhû, Allahumme ic’alnî mine’t-tevvâbine vec’alnî mine’l-mutetahhirîne.) Veya şöyle de söyleyebilir: ( Subhâneke Allahumme ve bihamdike eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estagfiruke ve etûbu ileyk.)

Hadisi el-Hâkim sahih bir isnad ile rivayet etmiştir.

25. Ensenin meshi (cehennemde) zincirlemeden korur

( مسح الرقبة أمان من الغل )
Hadis uydurmadır.
en-Nevevî [el-Mecmû, 1/465]bu rivayetin uydurma olup Peygamber (s.a.s.)’in sözlerinden olmadığını söyler.

es-Suyûtî [Zeyl el-Ahâdis el- Mevdûa, s.203] de bu sözü en-Nevevi’den naklederek ona katılır.
Konu ile ilgili başka bir rivayette:

26. Her kim abdest alırda ensesini meshederse kıyâmet günü zincirlenmez. [Ebû Nu’aym, Târîh Isbahân, 2/115]

( من توضأ ومسح عنقه لم يغل بالأغلال يوم القيامة )
Ravilerinden olan Muhammed b. Amr’ın zayıflığı hakkında ittifak edilmiştir.
Nitekim Muhammed b. Ahmed Ebu Bekr Mufîd de, Hâfız el-Irakî’nin de ifade ettiği gibi rivayetin mevzû sayılmasına sebebtir.
Aynı şekilde ez-Zehebî ve İbn Hacer’de bu raviyi suçlarlar. Kaldı ki bu rivayetler münker sayılır, çünkü Rasûl (s.a.s.)’in abdestinin sıfatına dair gelen hadislerin hepsine muhaliftir. Hiç birinde ensenin meshedilmesi zikredilmemiştir.
Ancak Talha b. Musarraf’ın babasın’dan onun da dedesinden gelen rivayette:
( Rasulullah (s.a.s.)’i başını bir kere meshederken gördüm, ensenin başlangıcına kadar ulaştı.)

Diğer bir rivayette :
( Başını önden başlayarak arkaya kadar meshetti, öyleki elini kulaklarının altından çıkarttı.)

Rivayeti Ebû Davûd ve başkaları tahrîç etmiştir.
Muhaddisler, zaaf, cehâlet ve râvi Musarraf’ın babasının sahabe olup olmadığı hakkında ki ihtilafla birlikte üç tane illet zikrederler. Dolayısıyla başta en-Nevevî, İbn Teymiyye ve Askalânî olmak üzere muhaddisler, hadisin zayıf olduğunu belirtmişlerdir.


27. Rabbim beni terbiye etti ve terbiyemi en güzel şekilde yaptı.

( أدبني ربي ، فأحسن تأديبي )
Hadis zayıftır.
İbn Teymiyye, manasının doğru olduğunu ancak rivayetin sabit bir isnadının bilinmediğini söyler.
es-Sahâvî ve es-Suyûtî de İbn Teymiyye’yi desteklerler. Daha fazla bilgi için Keşful Hafâ’ya [1/70] bakılabilir.


28. Müezzinin, Eşhedu Enne Muhammeden Rasulullah... dediği esnada işaret parmaklarının içiyle gözlerin meshedilmesi, bunu yapanın

(s.a.s.)’in şefaatına nail olacağı, hadisi. [ed-Deylemî, Musned el-Firdevs.]
مسح العينين بباطن أنملتي السبابتين عند قول المؤذن: أشهد أن محمدا رسول الله ... إلخ ، وأن من
فعل ذلك؛ حلت له شفعته صلى الله عليه وسلم
Sahih değildir.
İbn Tâhir[Tezkira.] hadisin sahih olmadığını söyler.
eş-Şevkânî [Ehâdisu’l- Mevdûa, s.9] ve es-Sahâvî [el-Makâsıd] de İbn Tâhir’e katılırlar.


29. Vakit geçmeden önce namazı kılmaya, ölümden önce de tevbe etmeye acele edin. [es-Sagânî, Ehâdis el-Mevdûa, s.4-5]
( عجلوا بالصلاة قبل الفوت ، وعجلوا بالتوبة قبل الموت )
Hadis uydurmadır. Ancak manası sahihtir.

30. İnsanların hepsi ölüdür; ancak alimler, alimler de hepsi helâk olmuştur; ancak amel edenler, amel edenlerin hepsi ise boğulmuştur; ancak ihlaslı olanlar, ihlaslı olanlar da büyük bir tehlike üzeredirler.

( الناس آلهم موتى ؛ إلا العالمون، والعالمون آلهم هلكى ؛ إلا العاملون، والعاملون آلهم غرقى ؛ إلا
المخلصون ، والمخلصون على خطر عظيم )
Hadis uydurmadır.
es-Sagânî aynı kaynakta rivayeti nakleder ve şöyle der: « Bu hadis iftiradır ve fasih değildir ».
Tasavvufcuların sözlerindendir, ancak bazı câhiller bunu Rasûl (s.a.s.)’e nisbet etmişlerdir.

2. Bölüm
 
ABDULHAK Çevrimdışı

ABDULHAK

الإذلال هو بعيد عنا
Admin
31. İsa’dan başka Mehdî yoktur. [İbn Mâce (2/495); el-Hâkim (4/441); İbnu’l-Cevzî, el-Vâhiyât (1447); İbn Abdi’l-ber, Câmiu’l-İlm (1/155).]
( لا مهدي إلا عيسى )
Hadis münkerdir.
Muhammed b. Hâlid el-Cenedî hadisi; Ebân b. Sâlih’ten o da el-Hasen’den o da Enes’ten merfû olarak rivâyet etmiştir.
Bu sened zayıf olup üç tane illeti vardır.
İlki: el-Hasenu’l-Basrî hadisi an ane sigasıyla rivâyet etmiştir ve kendisi müdellistir.
İkincisi: el-Hâfiz İbn Hacerî’n de belirttiği gibi Muhammed b. Hâlid bilinmemektedir.
Üçüncüsü: Senedteki ihtilâf; bunu da el-Beyhakî belirtir. el-Beyhakî, Mehdî’nin çıkacağına dair gelen hadislerin hiç şüphesiz daha sahih olduğunu söyler.
Bu nedenle ez-Zehebî el-Mizân’da bu haberin münker olduğunu bildirir.
es- Sâgânî ise, eş-Şevkânî’nin[el-Âhâdisu’l-Mevdûa, (s.195)] naklettiği üzere, rivâyete uydurmadır der.
Hâfız İbn Hacer [Fethu’l-bâri, (6/385)] de, bu hadisin Mehdî hadislerine olan muhalefetinden dolayı bunu kabul etmediğini işaret eder.
Bu hadisi Kâdiyâniyye taifesi, iddia ettikleri peygamberlerine davet etmek için kullanırlar. Bu, sözde peygamber, kendinin peygamber olduğunu, sonrada son zamanda ineceği müjdelenen İsâ b. Meryem olduğunu iddia etmiştir.
Yukarıdaki münker hadise binaen de İsâ’dan başka Mehdî’nin olmayacağını öne sürer.
Anlayışı zayıf olan bir çok insan arasında bu kişinin daveti revaç bulmuştur. Zaten bâtıl olan her davet böyledir, ona sahip çıkıp davet eden insanlar hep bulunur.

32. Müminin artığı şifadır.
( سؤر المؤمن شفاء )

Bu sözün aslı yoktur.
Bunun böyle olduğunu Ahmed el-Gazzî [el-Ceddu’l-Hasis, s.168] ifâde eder.
el-Aclûnî [Keşfu’l-Hafâ, 1/458] de buna katılır.

32. Mehdî, amcam Abbas’ın çocuğundandır. [ed-Dârekutnî el-Efrâd, 2/26; ed-Deylemî, 4/84; İbnu’l-Cevzî el- Vâhiyat, 1431]
( المهدي من ولد العباس عمي )
Hadis uydurmadır.
Râvilerinden olan Muhammed b. Velîd el-Kuraşî hadisi tek başına rivayet etmiştir. İbn Adiy, onun hadis uydurduğunu söyler.
Ebû Arûbe ise onun yalancı olduğunu bildirir.
el-Munâvî, [Feyzu’l-Kadir] İbnu’l-Cevzî’den naklederek aynı illetle hadisi cerheder.
Böylece es-Suyûtî’nin bu hadisi el-Câmi’us-Sagir de nakletmesinin hata olduğu anlaşılmış oldu.
Hadisin uydurma olduğuna dâir bir başka delilde; Allâh Rasûlû (s.a.s.)’in başka bir hadisiyle çelişmesidir.
Hadis şöyledir; ( Mehdî benim zürriyyetimden, Fâtıma’nın çocuğundandır.)
[ Ebû Dâvud, 2/207-208; İbn Mâce, 2/519; el-Hâkim, 4/557.]
Bu hadisin senedi ceyyid (iyi) olup bütün ravileri güvenilirdir.

33. Tesbih ne güzel hatırlatıcıdır... [ed-Deylemî, Musnedu’l-Firdevs, 4/98.]
( نعم المذآر السبحة ... )
Bu söz uydurmadır.
es-Suyûtî bu hadisi el-Munhâ fis’sibha[2/141] da zikretmiştir.
eş-Şevkânî[Neylu’l-Evtâr, 2/166-167.]de ondan nakleder. Her ikiside rivâyet hakkında bir şey söylemeyip susarlar. Ancak râvilerin bir kısmı bilinmemekte ve bazılarıda yalanla ittiham edilmişlerdir.
Ayrıca hadis, mana olarak batıl manalar içermektedir, şöyleki;
İlki: Boncuklarla olan tesbih bid’attır, çünkü Peygamber (s.a.s.)’in zamanında olmayıp, O’ndan sonra icâd edilmiştir. Lugat alimleri, tesbih’in yeni bir kelime olduğunu ve Arablar’ın bu kelimeyi tanımadığını söylerler. Bu itibarla nasıl olurda, Allâh Rasûlû (s.a.s.), Ashabına bilmedikleri bir şeyi tavsiye eder.
İbn Vaddâh el-Kurtubî,[el-Bid’a ve’n-Nehyu Anhâ, (s.12)] Salet b. Behrâm’dan rivâyet ettiği bir eserde;
(İbn Mesûd boncuklarla tesbih çeken bir kadına uğrar, onları kopartıp atar. Sonrada taşlarla tesbih çeken bir adama gelir ve ayağı ile vurur. Ardından şöyle der: « Çok ileriye gittiniz! Karanlık bid’atlara daldınız! Muhammed (s.a.s.)’in Ashâbını ilimde geçtiniz! »)
Bu eserin senedi Salet’e kadar sahihtir, kendisi güvenilir bir râvi olup tabii’nin etbasındandır. Ancak sened munkatidir (kesiktir).
İkincisi: Boncuklarla tesbih çekmek Allâh Rasûlû (s.a.s.)’in yoluna muhaliftir.
Bu konuda Abdullâh b. Amr şöyle der:
( Allah Rasûlû (s.a.s.)’i sağ eliyle tesbih çekerken gördüm)[Ebû Dâvut (1/230), et-Tirmîzî (4/255) (hasen olduğunu söylemiştir), İbn Hibbân (2334), el- Hâkim (1/547), el-Beyhâkî (2/253) . ez-Zehebî’nin de ifâde ettiği gibi hadisin isnadı sahihtir]
Ayrıca Allâh Rasûlû (s.a.s.)’in bazı hanımlarına verdiği emre de uymamaktadır.
Şöyle der: ( Sizlere Subhânâllâh, Allâhu Ekber deyip Allâh’ı eksiklikten tenzih etmeyi emrederim. Gaflet edipte Lâ İlâhe İllalâh’ı unutmayın, parmaklarınızla tesbih çekin çünkü onlar sorulur ve konuşturulurlar.)
Bu hadis hasendir. Hadisi Ebû Dâvud ve diğerleri rivâyet etmişlerdir.
el-Hâkim ve ez -Zehebî hadisin sahih olduğunu söylerler. en-Nevevî ve el-Askalânî [Emâlî el-Ezkâr, 1/84.] ise hasen hükmünü vermişlerdir. Birde bu hadise şahid olan Âişe (r.anha)’ya mevkûf olan rivâyeti de Ebû Dâvud tahrîç etmiştir.
Boncuk ve benzerleriyle tesbih çekmenin meşrûluğuna dâir yukarıda es- Suyûtî’nin ismi geçen risalesinde naklettiği iki hadise gelince:
İlki: Sad b. Vakkâs’tan; Kendisi Allâh Rasûlû (s.a.s.) ile bir kadının yanına giderler, kadının önünde tesbih çektiği çekirdek veya taşlar vardır.
Allâh Rasûlu (s.a.s.) şöyle der:
(Sana bunda daha kolay veya daha faziletli olanı bildireyimmi? Diyerek şöyle buyurur; «Subhânallâhi Adede Mâ Halaka Fi’s-Semâi...»)
[Ebû Dâvut, 1/230; et-Tirmizî, 4/277-278; İbn Hibbân, 2330]
ez-Zehebî ve İbn Hacer, râvilerden olan Huzeyme’nin bilinmediğini söylerler.
Saîd b. Hilâl ise şuuru bozulduğundan hadisleri karıştırmıştır. Bazı güvenir raviler de Huzeyme’yi zikretmemişlerdir. Dolayısıyla hadis hakkında hasen hükmünü veren et- Tirmizî ile, sahih hükmünü veren el-Hâkim hata etmişlerdir.
Yukarıda zikri geçen illetleri bilmeden veya görmemezlikten gelen çağdaş bazı hevâ ehli, bu tür hakikatları bilmiyormuş gibi hareket eden şeyhleri yâni Abdullâh el- Gumâri’yi taklid ederler. Bu kişi bu hadisi Kenz’in [S.103] de nakleder, böylelikle müridlerine boncuklarla tesbih çekmeyi sonra da boyunlarına takmayı câiz kılar!
İkincisi: Safiyye Şöyle der:
(Allâh Rasûlû (s.a.s.) önümde tesbih çektiğim dört bin tane çekirdek olduğu halde yanıma geldi. Dedi ki :« Ey Huyeyye’nin kızı bu nedir»?! Dedim ki: « Onlarla tesbih çekerim ». Dedi ki: « Başında durduğumdan beri bundan daha fazla tesbih ettim ». Dedim ki: « Ey Allâh’ın Rasûlû banada öğretsene »! Dedi ki: « Şöyle de: Subhânallâhi Adede Ma Halakallâhu Min Şey’in...»)
[ et-Tirmizî (4/274), Ebû Bekr eş-Şâfii el-Fevâid (83/255/1), el-Hakîm (1/547).]
et-Tirmizî hadise zayıf hükmünü şu sözüyle verir:
Bu hadis garîbtir...hadisin isnâdı bilinmemektedir. Râvilerinden olan Hâşim b. Saîd hakkında Hâfız İbn Hacer [Takrîb.] zayıf olduğunu söyler.
Ayrica yukarıda geçen iki hadisin zayıf olduğuna bir başka delilde, bu hâdisenin İbn Abbâs’tan sabit olmasıdır ki, rivâyette tesbih için kullanılan taşlardan bahsedilmemektedir.
Hadisin lafzı şöyledir:
(Cuveyriyye’den; Peygamber (s.a.s.) Cuveyriyye kendi mescidinde olduğu halde sabah namazının akabinde onun yanından çıkar. Duhâ namazını kıldıktan sonra döner ve Cuveyriyye’yi oturur halde bulur ve şöyle der: « Hâlâ seni bıraktığım hâl üzeremisin »? Cuveyriyye « evet » der. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurur: « Ben senden sonra üç defa dört tane kelime söyledim. Eğer bugün senin söylediğinle tartılacak olursa ağırlıkta aynı gelirdi: ‘Subhânallâhi ve bihamdihi; adede halkihi, ve ridâ nefsihi, ve zinete arşihi, ve midâde kelimâtihi’».)
[Müslim, 8/83-84; et-Tirmizî, 4/274, (sahih olduğunu söyler); en-Nesâî, Amel el-Yevm ve’l-Leyle,161-165; İbn Mâce, 1/23; Ahmed, 6/325 ve 429-430.]
Bu sahih hadis iki şeye delalet eder:
İlki: Bu hâdisede ki kişi Cuveyriyye’dir, yukarıdaki ikinci hadiste geçen Safiyye değildir.
İkincisi: Hâdisede geçen taşlar ile tesbih münkerdir. Bunu yukarıda geçen İbn Mesûd’un karşı çıkması da desteklemektedir.
İbn Mesûd’un medresesinden mezûn olan İbrâhîm b. Yezîd en-Nehaî el-Kûfî, kızının tesbih iplerini sarması için yardım etmesini yasaklardı. [İbn Ebi Şeybe, Musannaf , 2/89/2; iyi bir senedle rivâyet etmiştir.]
Diğer taraftan biri gelipte, parmaklar ile olan tesbihin, adet çoğaldıkça sayısının muhafazasının imkansız olduğunu söylerse, ona şöyle deriz:
Bu karmaşalığa sebeb diğer bir bid’attır. Yâni dinimizde gelmediği şekilde, Allâh’ın çokça belirli bir sayıda zikredilmesidir. İşte bu bid’at boncuklarla tesbih bid’atına götürür. Sahih sünnette sabit olan en çok zikir adedi yüz’dür.
Bunu da âdet edinen kişi kolaylıkla yanlışsız bir şekilde yapabilir.
Parmaklarla tesbihin daha faziletli olduğuna ittifak etmelerine rağmen, boncuklarla yapılan tesbih parmaklarla sünnet olan tesbihi fiilen bitirmiştir. Birde insanlar bu bid’at ile yeni icatlar getirmişlerdir.
Tarikatçılar bunu boyunlarına bile asarlar.
Şeyhleri olan Abdullâh el-Gumârî, tesbihin boyuna asılmasını yazıcının kalemi kulağına koymasına kıyas ederek, bunda bir sakıncanın olmadığını söyler!
Ancak boncuklarla tesbih hadisi görüldüğü gibi uydurmadır. Bazılarıda hem seninle konuşur hemde elindeki tesbihiyle tesbih çeker veya senin sözüne kulak verir. Kimi de selâmı telaffuz etmeden tesbihini kaldırarak alır. Bu bid’atın daha birçok yanlışlığı vardır. Şairin dediği gibi: Her türlü hayır selefe uymadadır, Her türlü şerde halefin bid’atındadır.

34. Hatib minbere çıktığında, namazda yoktur, konuşmakta
( إذا صعد الخطيب المنبر ؛ فلا صلاة ، ولا آلام )

Bu rivâyet batıldır.
Halk arasında bu lafızla şöhret bulmuş olup, bazı beldelerde minberlere dahi asılmıştır. Bu rivâyeti Taberânî el-Kebir’de İbn Umer’den merfu olarak rivâyet etmiştir. Rivâyetin lafzı şöyledir:
(Biriniz mescide girdiğinde imam minberde ise, bitirinceye kadar namazda yoktur, konuşmakta).
Râvilerinden olan Eyyub b. Nuheyk hakkında, Ebu Hâtim: « Bu kişinin hadisi zayıftır » der.
el-Heysemî bu râvinin metrûk olduğunu ve bir çok ilim ehlinin o’nu zayıf kıldığını söyler.
İbn Hacer de « bu hadis zayıftır der ».[el-Fethu’l-Bâri, 2/327]
Senedi zayıf olmasına rağmen bu hadise bâtıl hükmünün verilmesi iki sahih hadise olan muhalefetindendir:
İlk hadis: ( Biriniz cuma namazına geldiğinde imam (minbere) çıktı ise iki rekat kılsın) Bu hadisi Buhârî ve Müslim Câbir (r.a.) dan merfû olarak rivâyet etmişlerdir. Câbir’den gelen başka bir rivâyette;
( Bir adam, Allâh Rasûlu (s.a.s.) cuma günü hutbe verir iken gelir. Rasûl (s.a.s.) ona: « Namaz kıldın mı?» der. O da « Hayır » deyince. « Öyleyse kalk ve iki rek’at kıl » der. )
Bu hadisi Müslim rivâyet etmiştir.
Bu sahîh hadisler, imamın hutbeye çıkmasından sonra camiye girenin, oturmadan önce iki rek’at namaz kılması gerektiğini vurgular.
Ancak daha yukarıdaki hadis bunu yasaklamaktadır! Katmerleşmiş cehâletten dolayı bazı hatiblerin bu namazı kılanlara mâni olmaya çalıştıklarını görürsün. Bunların Allâh’ın şiddetli tehdidi altına girmelerinden korkulur. Âyette ; (Namaz kılarken bir kulu menedeni gördünmü? ) (el-Alak) buyrulmaktadır.
Başka bir ayette ise Allâh’u Teala şöyle buyurur:
(Onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok acıklı bir azap isâbet etmesinden sakınsınlar ). (Nur, 63)
İkinci hadis: (Cuma günü imam hutbe verirken arkadaşına dinle dediysen, boş söz etmişsindir ).
Buhârî ve Müslim rivâyet etmiştir.
Bu hadis, (imam hutbe verirken) sözü mefhûmuyla şuna delâlet eder: İmam hutbe vermediği sürece kelâma bir mâni yoktur. Bunu, Umer (r.a.)’nun dönemindeki tatbikat desteklemektedir.
Salebe b. Ebî Mâlik şöyle der:
(İnsanlar Umer b. el-Hattâb minbere oturduğunda müezzin susana kadar konuşurlardı, Umer minberde ayağa kalktığında, her iki hutbeyi bitirene kadar hiç kimse konuşmazdı. )
Bunu Mâlik [Muvatta, 1/126] ve et-Tahâvî [1/217] rivâyet etmiştir. İkisininde isnâdı sahihtir.
Böylece imamın minbere çıkması değilde, sözünün konuşmayı kestiği ve imamın minbere çıkmasının tahiyyetu’l-mescid namazını kılmaya mâni olmadığı ortaya çıkmaktadır. Bu da yukarıda geçen hadisin batıl oluşuna delildir.

35. Sarık ile kılınan namaz sarıksız kılınan namazın yirmi beşine eşittir. Sarık ile kılınan cuma namazı sarıksız kılınan cumanın yetmişine eşittir. Gerçekten melekler sarıklıların cumasına katılırlar, güneş batana dek sarıklılar üzerine salât getirirler.
صلاة بعمامة تعدل خمسا وعشرين صلاة بغير عمامة، وجمعة بعمامة تعدل سبعين جمعة بغير عمامة.

إن الملائكة ليشهدون الجمعة معتمين، ولا يزالون يصلون على أصحاب العمائم حتى تغرب الشمس
Bu hadis uydurmadır.
İbn Neccâr rivâyet etmiştir.
İbn Hacer [Lisân el-Mizân, 3/244] « Bu uydurma bir hadistir » der. Bunuda es-Suyûtî Zeyl el-Ehâdis el-Mevdûa [s.110] naklederek bu hükme katılır.
İbn Arrâk [2/159] da aynı şekilde buna uyar. Sonradan es-Suyûtî bunu unutarak hadisi el-Câmiu’s-Sagîr de zikreder.
el- Munâvi, eserin Şerh’inde İbn Hacer’in hadise uydurma dediğini naklederek es- Suyûti’nin hata ettiğini belirtir.
Aslında es-Suyûtî mezkur eserinde uydurma hadisleri zikretmeyeceğini bildirmiştir, ama kendisi dahi başka kitablarında bazı hadislerin uydurma olduğuna hükmetmiştir. Dolayısıyla hakkı kişilerle tanıma, önce hakkı bil, böylece kişileri tanırsın.
Hâfız b. Hacer, selim olan aklın onaylamadığı ve hadiste vadedilen sevabtaki mubâlağadan dolayı, buna uydurma hükmünü verir. Eğer bunlar olmasaydı hadisi zayıf kılmakla yetinirdi. Çünkü senette ithâm olunan kimse yoktur. Bunu bu şekilde anladıysan aşağıdaki hadisin hükmünü daha iyi anlarsın.

36. Sarık ile kılınan iki rek’at, sarıksız kılınan yetmiş rek’attan daha hayırlıdır
( رآعتان بعمامة خير من سبعين رآعة بلا عمامة )

Hadis uydurmadır.
es-Suyûtî bunu el-Câmiu’s-Sagir de zikreder.
ed-Deylemî’nin Musned el- Firdevs’te Cabir’den rivâyet ettiğini bildirir. Bir önceki hadiste olduğu gibi, uygun olan hadisi Zeyl el-Ehâdis el-Mevdûa kitabına almasıydı. Çünkü sarıkla kılınan namazın sevabındaki mubâlağa bunda daha da fazladır. Aslında hadisi Ebû Nuaym rivâyet etmiş olup, ondan da ed-Deylemî almıştır.
Hadisin râvilerinden olan Târık b. Abdurrahmân’ı el-Buhârî ed-Duafâ’da zikreder, el-Hâkim de, «hafızası kötüdür » der. es-Sahâvî bu hadisin sabit olmadığını söyler. Hâfız b. Receb el-Hanbelî’nin ilel et-Tirmizî’ye[2/83] yaptığı şerhte şöyle gelir: Ahmed b. Hanbel’e sarıklı kılınan namazın sarıksız kılınan namazdan yetmiş defa daha faziletli olduğuna dair hadis sorulduğunda, « bu yalandır, bu batıldır » der.

37. Sarıkla kılınan namaz onbin hasenata eşittir
( الصلاة في العمامة تعدل بعشرة آلاف حسنة )

Hadis uydurmadır.
ed-Deylemî[2/256] senediyle Ebân’dan oda Enes’ten merfû olarak rivâyet etmiştir.
Bunu es-Suyûtî Zeyl Ehâdis el-Mevdûa’da[s.111] zikrettikten sonra « Ebân ithâm edilmiştir » der.
İbn Arrâk Tenzîh eş-Şerîa’da[ 2/257] es-Suyûtî’ye hadisin bu hükümde tabi olmuştur. es-Sahâvî’de el-Makâsıd [s.124] adlı kitabında İbn Hacer’e uyarak « Bu hadis uydurmadır » der.
Bu üç hadisin uydurma olduğuna dâir hiçbir şüphe yoktur. Çünkü hikmet sahibi olan eş-Şârî işleri doğru bir terâzi ile ölçer. Dolayısıyla sarıkla kılınan namazın sevabının, cemaatla kılınan namazın sevabıyla aynı olması veya kat ve kat daha fazla olması makûl değildir!
Sonra cemaat namazının hükmüyle, sarık bağlamanın hükmü arasında çok büyük fark vardır.
Sarık hakkında söylenecek en son hüküm müstehab olduğudur. Ancak tercih edilen; sarığın âdet olan sünnetlerden olduğudur. Sarık ibâdet olan sünnetlerden değildir.
Cemaat namazına gelince, en azından müekked sünnet olduğu söylenmiştir. Ayrıca namazın şartlarından olduğu, namazın cemaatsız sahih olmayacağı da söylenmiştir. Doğru olan görüş ise, cemaat namazının farz (vacib) olduğudur. Ama terkedildiğinde kişi şiddetli bir günah kazanmasına rağmen namazı sahihtir. Bunun için nasıl olur da Alîm ve Hakîm olan Allâh, bunun sevabını sarıkla kılınan namazla eşit, bizzat daha aşağıda bir derece kılsın. Herhalde Hâfız b. Hacer bu manâyı hesaba katarak hadis hakkında uydurma hükmünü verir.
Bu tür uydurma hadislerin kötü tesirlerinden ve hatalı yönlendirmelerinden bir tanesi de; bizler bazı insanların namaza girmek istediklerinde başlarına mendil bağladıklarını muşâhede ederiz. Zannınca bu zikredilen sevaba nâil olacaktır. Halbuki bu kişi, nefsini temizleyen ve tezkiye eden bir amel işlememiştir.
Garib olan tarafı da şudur: Bazıları sakallarını keserek bu günahı işlerler. Namaz için kalktıklarında sakallarını kesmelerinden dolayı hiç bir eksiklik duymazlar, ve bu onları hiçmi hiç ilgilendirmez. Ancak sıra sarıkla namaz kılmaya gelince, onlara göre bu ihmal edilmemesi gereken bir iştir! Buna delil de şu durumlarıdır: Sakallı birisi namaz kıldırmak için öne geçtiğinde sarıklı değil ise, ondan razı olmazlar. Eğer sarıklı birisi, sakalını kesme günahıyla birlikte namaz kıldırmak için öne geçse, bu onları rahatsız etmediği gibi buna ehemmiyette vermezler. Böylece Allâh’ın dinini tersine çevirmişler. Allâh’ın haram kıldığını mubâh, mubâh kıldığını da vacib kılmışlardır.
Eğer sarığın fazileti sabit olmuş olsaydı, müslüman kişinin normal hallerinde zinet olarak kullanması istenilirdi. Tâ ki bununla diğer insanlardan ayrılmış olsun. Asıl maksad, ödünç olarak alınan sarıkla sayılı dakikalarda eda edilen namaz değildir, ki bitirir bitirmez alınıp cebe yeniden hapsedilsin! Çünkü müslüman kişinin namaz dışındaki sarığa olan ihtiyacı, namazın içindeki ihtiyacından daha fazladır. Özellikle mümin ile kafirin giyeceklerinin karıştığı bu asırda, sarık müslümanın şiarı olup onu kafirlerden ayırır durumdadır.
Sakal hakkında ise, Allâh Rasûlu (s.a.s.) şöyle buyurur: ( Müşriklere muhâlefet edin, bıyıkları kısaltın ve sakalları bırakın )
Bu hadisi Buhârî ve Müslim rivâyet etmiştir.
Namaza başlarken, ödünç sarığın koyulması, namaz için insanın yüzüne ödünç sakal koyması gibidir. Bu ödünç sakalı muşâhede etmesek bile, günün birinde Avrupalıların taklidi babından müslümanların arasında yayılması hiçte uzak değildir.
ed-Dimaşk’ta neşrolunan (2485) sayılı 1364 hicri tarihli el-Alem dergisinde şöyle bir haber vardır: « Londra- Lordlar meclisi toplandığında hava sıcaklığı artar, başkan ödünç olan sakallarını çıkarma iznini verir!»

38. Güzel kadının yüzüne ve yeşilliğe bakmak görmeyi arttırır [Ebû Nuaym, el-Hilye, 3/201-202; ed-Deylemî, 4/106.]
( النظر إلى وجه المرأة الحسناء والخضرة يزيدان في البصر )
Hadis uydurmadır.
ez-Zehebî el-Mizan’da bu haberin bâtıl olduğunu ifade eder.
İbn Kayyım ise, bu hadis ve benzerlerinin zındıkların uydurması olduğunu söyler.
es-Sagânî ehâdis el- Mevdûa [s. 7] adlı kitabında rivayeti zikreder. Maalesef es-Suyûtî bu ve benzeri hadisleri el-Câmiu’s-Sagîr’ine almıştır.

39. Kim bir hadis söylerde onun yanında aksırılırsa; o haktır. [Temmâm, el-Fevâid, 2/148; Ebû Ya’lâ; et-Taberânî el-Evsat; İbn Şâhin]
( من حدث حدیثا ، فعطس عنده ؛ فهو حق )
Hadis batıldır.
İbnu’l-Cevzi [el-Mevdûât, 3/77] rivâyete batıl demektedir. Ebû Hâtim de bu yalan bir hadistir demiştir.
eş-Şeyh Aliyyu’l-Kârî [el-Mevdûât , s.106-107]
İbn Kayyım’dan şöyle nakleder: « Bazı insanlar bu hadisin senedinin sahih olduğunu söyleseler bile, his bunun uydurma olduğuna şahittir... Peygamber (s.a.s.) den rivâyet olunan bir hadisin yanında yüzbin kişi aksırsa dahi, aksırma ile hadise sahih hükmü verilmez...»

40. Sözün en doğrusu, yanında hapşurulandır [et-Tâberânî, el-Evsat , 1/191/2/3502]
( أصدق الحديث ما عطس عنده )
Bu hadiste batıldır.

41. Namaz dirhem mikdarı kandan dolayı iade edilir. Başka bir lafız da ise : Elbisede dirhem mikdarı kadar kan varsa, elbise yıkanır ve namaz iade edilir. [İbn Hibbân, Duafâ, 1/298; ed-Darekutnî, Sunen, s.153; el-Beyhakî, 2/404]
تعاد الصلاة من قدر الدرهم من الدم ) وفي لفظ: ( إذا آان في الثوب قدر الدرهم من الدم ؛ غسل
الثوب، وأعيدت الصلاة
Hadis uydurmadır.
İbn Hibbân şöyle der: « Bu haber şüphesiz uydurmadır. Allâh Rasûlu (s.a.s.) bunu söylememiştir. Bunu Kûfe Ehli uydurmuştur. (Râvilerinden olan) Ravh sika (güvenilir) ravilerden uydurma rivâyetlerde bulunur.» İbn Hibbân’ın bu sözüne ez-Zeylaî [Nasbu’r-Râye, 1/212] ve İbnu’l-Mulakkan[el-Hulâsa.]da katılmıştır. el- Buhârî’de « bu hadis batıldır » der.
Hadis başka bir yol ve lafızla da gelmiştir:

42. Dirhem mikdarı kan yıkanır ve ondan dolayı namaz iade edilir. [el-Hâtib, 9/330; İbnu’l-Cevzî, 2/75.]
( الدم مقدار الدرهم ؛ يغسل، وتعاد منه الصلاة )
Hadis uydurmadır.
Râvilerinden olan Nuh b. Meryem yalancıdır. Bu hükme ez-Zeylaî de katılır. Ancak bu ve bir önceki rivâyeti es-Suyûtî el-Câmi de zikreder!!!
Bu hadis, Hanefî mezhebinin, mugallaza olan necâsetin dirhem mikdarı kadar olduğuna dair delilidir. Bu hadisin uydurma olduğunu anladıysan, böyle bir sınırlamanında batıl olduğunu bilirsin. Dirhemdende daha az olsa bile necasetten kaçınmak farzdır. Çünkü temizliği emreden hadisler geneldir.

43. Örümcek şeytan olup Allâh onun şeklini değiştirmiştir, dolayısıyla onu öldürün
( العنكبوت شيطان مسخه الله ؛ فاقتلوه )

Hadis uydurmadır.
İbn Adiy[1/320] rivâyet etmiştir. Râvilerinden olan Mesleme hakkında şöyle der: « Meslemenin hadisleri, tamamen veya genelde mahfûz değildir.»
Bu hadisin bâtıl olduğuna başka bir delilde, Muslim[8/55] de gelen hadisle çatışmasıdır. ( Allâh hayvana dönüştürdüğü hiçbir şeye nesil ve soy kılmamıştır )
İbn Hazm Muhalla[7/430] da şöyle der: « Maymun ve domuz dışında gelen her mesh (dönüştürme), batıl, yalan ve uydurmadır.» Ancak es-Suyûtî adeti üzere yine muhâlefet ederek hadisi Câmi de zikreder!

44. Her kim Kur’an dan başkasıyla şifa isterse, Allah Teâla ona şifa vermesin
( من استشفى بغير القرآن ؛ فلا شفاه الله تعالى )

Hadis uydurmadır.
es-Sâgânî el-Ehâdis el-Mevdûa [s.12.] da zikreder. el-Aclûnî el-Keşf[2/332] te buna katılır.
Hadisin aslını el-Vahidî Tefsirinde[2/185/2] rivâyet eder. Râvilerinden olan İbnu’l-Hâris’in hadisi terkedilmiştir. ez-Zehebî Tarihu’s-Sahâbe adlı kitabında bu haberin sahih olmadığına işaret etmiştir. Bu hadis maddi tedaviyi terkedip, yanlız Kur’ân tilâvetine güvenmeye işaret etmektedir. Bu ise Rasul (s.a.s.)’in kavlî ve fiili sünnetiyle uzak ve yakından uyuşmamakta.
Rasûl (s.a.s.) defalarca maddi tedavi ile muâlece olup bunu emretmiştir. Şöyle buyurur:
(Ey Allâh’ın kulları! Tedavi olun ; Allâh indirdiği her hastalığa bir de ilaç indirmiştir )
Bu hadisi el-Hâkim sahih bir senedle rivâyet etmiştir.

45. Allâh Azze ve Celle ve Melekleri cuma günü sarık saranlara salât getirirler [et-Taberânî, el-Kebir]
( إن الله عز وجل وملائكته يصلون على أصحاب العمائم يوم الجمعة )
Hadis uydurmadır.
İbnu’l-Cevzî [Mevdûât , 2/105.] şöyle der: « Bu hadisin aslı yoktur, (ravilerinden olan) Eyyub teferrud etmiştir.
Ezdî şöyle der: Bu hadis Eyyub’un uydurmasıdır, Yahyâ b. Main onun yalancı olduğunu söylemiştir, ed-Dârekutnî de onu terketmiştir.»

3. Bölüm
 
ABDULHAK Çevrimdışı

ABDULHAK

الإذلال هو بعيد عنا
Admin
46. Üç şeyden dolayı Arabları sevin ; Çünkü ben arabım, Kur’ân arabçadır, Cennet ehlinin dili de arabçadır.
أحبو العرب لثلاث ؛ لأني عربي ، والقرآن عربي ، وآلام أهل الجنة عربي
(Hâkim, el-Mustedrak, C. 4, Hadis no: 87; Ma’rifetu Ulûm el-Hadis, s.161-162; el-Ukaylî Duafâ, s.327; et- Taberânî el-Kebir, 3/122/1, el-Evsat ; el-Beyhakî, Şuabu’l-İmân, C. 3, S : 34; Feyzu'l-Kadîr, 1:178 Hadis no: 225)

Hadis uydurmadır.
Bu senedin üç tane illeti vardır:
1-: Râvilerinden olan el-Alâ b. Amr hakkında ez-Zehebî metrûk olduğunu söyler, İbn Hibbân ise, mutlak olarak kendisiyle ihticac etmenin câiz olmadığını söyler.
2-: Diğer bir râvi olan Yahyâ b. Yezîd, muhaddislerce zayıf addedilmiştir.
3-: İbn Cureyc hadisi anana sigasıyla rivâyet etmiştir. Kendisi mudellistir. Hadisi İbnu’l-Cevzî [el-Mevdûât, 2/41] el-Ukaylî’nin yoluyla zikrederek, el-Ukaylî’den hadisin munker olduğunu ve aslının olmadığını, uydurma olduğunu aktarır.
Ahmed b. Hanbel, Zehebi ve Irakî bu rivayeti “zayıf” gördüğü, Ukaylî’nin “munker” ve “aslı yoktur” ve Zehebî’nin ise “uydurma” dediği kaydedilmiştir.



47. Ben arabım, Kur’ân arabçadır, Cennet ehlinin lisanı da arabçadır.
( أنا عربي ، والقرآن عربي ، ولسان أهل الجنة عربي )
(et-Taberânî, el-Evsat , 2/285/1/9301)

Hadis uydurmadır.
Râvilerinden olan Şibl b. el-Alâ b. Abdurrahman hakkında İbn Adiy; « Munker rivâyetleri vardır » der.
Hâfiz el-Irâkî [el-Mahacce; 1/57] de şöyle der: « Ancak (râvilerinden olan) Abdul Azîz b. İmrân ez-Zuhrî hakkında en-Nesâî ve başkaları metrûk olduğunu söylerler. el-Buhârî hadisinin yazılmayacağını bildirir. Dolayısıyla bu hadis sahih değildir. »
İbn Arrak [Tezih eş-Şerîa, s.209]'ta bu hükme katılır. Bu rivâyetin Allâh Rasûlu (s.a.v.)’e nisbetinin bâtıl olduğuna bir başka delilde, (s.a.v.)’in arablığıyla övünmesidir. Bu ise, İslam’a göre tuhaf sayılıp şu âyetle uyuşmaz:
"Muhakkak ki Allâh yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır." (Hucurât 13)
Aynı zamanda sahih hadislerle de uyuşmaz:
"Arabın arab olmayana üstünlüğü yoktur ... üstünlük ancak takva iledir."
(Ahmed, 5/411, sahih bir senedle rivâyet etmiştir)

Ebû Dâvud ve et-Tirmizi’nin hasen olarak rivâyet ettikleri başka bir hadiste:
"Gerçekten Allâh Azze ve Celle, sizlerden câhiliyye âdetini ve ecdâd ile övünmeyi gidermiştir. İnsanlar Âdem’in çocuklarıdır, Âdem ise topraktandır. Mumin takvalı , facir ise şakî olandır. Bazıları cehennem kömürü olan insanlarla övünmeyi bıraksınlar. Yoksa Allâh’ın yanında, ağzı ile pisliği iten böcekten daha değersiz olurlar."

Allâh Rasûlu (s.a.v.) ummetini bu şekilde yönlendiriyor ise, onun yasakladığı şeyi kendinin yapması hiç bir zaman makûl değilir.


48. Arablar itibarını kaybedince, İslâm da itibarını kaybeder.
( إذا ذلت العرب ؛ ذل الإسلام )
(Ebû Nuaym, Ahbâru Isbahân, 2/340; Ebu Ya’lâ, Musned 3/402/1881)

Hadis uydurmadır.
Ebû Hâtim şöyle der: « Bu hadis bâtıldır aslı yoktur.» Hadisin iki tane illeti vardır:
İlki: Ravilerinden olan Muhammed b. el-Hattâb, hâli itibarıyla mechûldur.
İkincisi: Ali b. Zeyd zayıftır.
Hadis mana itibarıyla batıl bir manaya delâlet etmeseydi, zayıf hükmü ile yetinirdik. Çünkü İslâm’ın izzeti Arablarla bağlantılı değildir. Tam tersine Allâh İslâm’ı Arab olmayan müminlerle de izzetli kılmıştır. Özellikle Osmanlı devletinin ilk zamanlarında böyleydi. Allâh İslâmı onlarla güçlendirmişti, ta ki hükümdarlıkları Avrupanın ortasına kadar uzanmıştı. İslâm’dan saparak Avrupa kanunlarına yönelip, hayırlı olanı hayırsız olan ile değiştirdiklerinde otoriteleri, hem orada hemde diğer topraklarda giderek kayboldu. Öyle oldu ki, hükümranlığı kendi topraklarında dahi kalmadı! O topraklarda müslüman olduklarına delâlet eden az bir belirti kaldı. Böylelikle kuvvet ve izzetten sonra, bütün müslümanlar arabıyla acemiyle boyun eğip alçaldılar. Kafirler topraklarına girerek, çok azı hâriç müslümanlar zillet altında yaşamaya mahkûm oldular. Ekonomi gibi bir çok tasarı adı altında bu toprakları kafirler sömürmeye başladılar! Böylece İslâmın, arab ve acemin düşmesiyle zelîl, güçlenmesiyle de izzetli olacağı sabitleşir. (Arabın arab olmayana üstünlüğü ancak takvadadır) Allâhım! müslümanlara izzet nasib eyle, onlara Kitâbına ve Peygamberinin sünnetine dönmelerini ilham et. Tâ ki İslâm onlarla güçlenmiş olsun.
Ancak bu durum, arab cinsinin diğer ümmetlerin cinsinden daha üstün olmasına engel değildir.Arab cinsinin üstün olması konusu Ehlî Sünnetin’de görüşüdür.
Konuyla ilgili sahîh hadisler vardır, bunlardan bir tanesi de şudur:
( Allâh İbrâhim’in çocuklarından İsmâil’i seçmiştir. İsmâil’in çocuklarından da Benî Kinâneyi, Benî Kinâne’den Kureyşi, Kureyşten Benî Hâşimi seçmiştir. Beni de Benî Hâşimden seçmiştir.)
[Ahmed, 4/107; et-Tirmizî, 4/392, (et-Tirmizî hadisin sahih olduğunu söylemişti); Hadisin aslı Müslimdedir, 7/48; el-Buhâri, et-Tarih es-Sagir, s.6.

[Konu hakkında daha fazla malumata sahib olmak için, Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiye’nin Türkçeye terceme edilen Sırât-ı Mustakîm adlı kitabına bakılabilinir.]
Ancak bu fazîlet, Arab olanın kendi cinsiyle övünmesine götürmemesi gerekir. Çünkü İslâm bu cahiliyye âdetini ibtâl etmiştir. Aynı zamanda bizlerin de Arabların bu üstünlüğe hak sahibi olmalarının sebebini de bilmemezlikten gelmememiz gerekir. Onlar akıl ve lisanlarıyla, ahlak ve amelleriyle temâyüz etmişler, güzel sıfatlarıyla diğer ümmetlere İslâm davetini taşımada ehil kılınmışlardır. İşte arab olan kimse bunu bilir ve korur ise, kendinden öncekiler (selefleri gibi) İslâm davetinin taşınmasında namzet bir üye olur. Ama o, bütün bunlardan soyutlanırsa o zaman hiç bir fazîleti olmaz. Bilâkis İslâm ahlâkı ile nitelenen bir acem şüphesiz ondan daha hayırlıdır. Gerçek üstünlük Allâh’ın, Muhammed (s.a.v.)’le birlikte gönderdiği imân ve ilme tâbi olmak iledir. Üstünlük Kur’ân ve Sünnette gelen belirli isimlerledir; İslâm, İmân, İyilik, Takvâ, İlim, Amel ve İhsân gibi. İnsanın sadece arab veya acem olması, hiç bir üstünlük kazandırmaz.



49. Yemekten önce karpuz mideyi iyice yıkar, hastalığıda kökünden giderir.
( البطيخ قبل الطعام يغسل البطن غسلا، ويذهب بالداء أصلا )
(İbn Asâkir, Tarih Dımışk, 2/282, 10/287)


Uydurmadır.
Ravilerinden olan Ahmed b. Yakûb’un hadis uydurduğunu el-Beyhakî ve el- Hakim beyan eder. es-Sahâvî şöyle der: « Ebu Umer en-Nukânî karpuzun fazileti hakkında bir cüz tasnif etmiştir, bütün hadisleri batıldır.» [el-Makâsıd]


50. Yemeğin bereketi, öncesinde ve sonrasında abdest almaktır.
( برآة الطعام الوضوء قبله وبعده )
(et-Tayalisi, Musned, 655; Ebû Davud, 3761; et-Tirmizî, 1/329)

Zayıftır. Ravilerinden olan Kays b. Rabi’nin zayıf olduğunu Ebû Davut ve et-Tirmizî söyler.
Bu konuyla ilgili başka bir hadiste:
( Her kim Allah’ın onun evinin hayrını çoğaltmasını severse, öğlen yemeği hazır olduğunda ve kaldırıldığında abdest alsın )[İbn Mâce, 3260.]
Ancak hadis munkerdir. el-Munzirî şöyle der: « Süfyan yemekten önce abdest almayı kerih görürdü.
el- Beyhakî derki: aynı şekilde Malik b. Enes’te kerih görürdü. Yine arkadaşımız eş-Şafii abdestin terkini mustehab görmüştür, İbn Abbas hadisini delil getirmiştir. (Peygamber (s.a.s.)’in yanındaydık ve helâya gitti, sorada döndü. Yemek getirildi ve dendi ki: Abdest almayacakmısın? O da, namaz kılmayacağım ki abdest alayım, dedi)»

[Muslim, Ebû Davut, et-Tirmizî]
et-Tirmizî ve Ebû Davut’un rivayet ettikleri hadiste şu fazlalık vardır: (Ancak namaza kalktığımda abdest almakla emrolundum )
Bazıları bu hadiste geçen el-Vudû yâni abdest kelimesini yalnız ellerin yıkanması olarak tevil ederler. Ancak bu mâna Peygamber (s.a.v.)’in sözlerinde bilinmemektedir. Eğer hadis sahih olmuş olsaydı, yemek öncesi ve sonrası ellerin yıkanmasının istihbabına delil olurdu ve hadisin bu şekilde tevili de caiz olmazdı. Yemekten önce ellerin yıkanmasına gelince ; ellerin pis olması gibi, yıkanmasını gerektiren bir durum var ise, yıkamak meşrûdur. Netice olarak; ellerin yemekten önce yıkanması, hadis sahih olmadığından ibâdet değildir. Mâna olarak makûldur, kirli ise meşrûdur, yoksa değildir.



51. Gerçekten her şeyin bir kalbi vardır, Kur’an’ın kalbide (Yâsindir). Kim onu okursa sanki Kur’an’ı on kere okumuş gibidir.
( إن لكل شيء قلبا ، وإن قلب القرآن (يسن) ، من قرأها ؛ فكأنما قرأ القرآن عشر مرات )
(et-Tirmizî, 4/46; ed-Dârimî, 2/456)

Hadis uydurmadır.
et-Tirmizî, ravilerinden olan Hârûn b. Muhammed’in meçhûl olduğunu söyler. ez- Zehebî de bu hadisi onun uydurduğunu zikreder. Ebû Hâtim ise hadisin batıl olup, aslının olmadığını bildirir. Ancak es-Suyûtî adeti üzere rivayeti el-Câmi es-Sagir adlı kitabına alır! es- Sabûnî de İbn Kesir’in muhtasarında [3/154] zikreder! Zannınca sadece sahih hadisleri zikredecekti! O nerede bunu yapmak nerede; bu kuru bir iddiadan başka bir şey değildir!



52. Kimin çocuğu olurda ona bereket talebiyle Muhammed ismini verirse; o ve çocuğu cennettedir
( من ولد له مولود، فسماه محمدا تبرآا به؛ آان هو ومولوده في الجنة)
(İbn Bukeyr, Fadlu men ismuhu Ahmed ve Muhammed, 1/58)

Hadis uydurmadır.
İbn Kayyım, ravilerinden olan Hâmid b. Hammâd el-Askerî yüzünden, hadisin bâtıl olduğunu belirtir. eş-Şeyh el-Kâri [el-Mevdûât, s.109] de ona katılır.
Bu araştırmayı gözden kaçıran el-Munâvî es-Suyûtî’nin hadisi hasen saymasına katılır. Dolayısıyla buna aldanma.



53. "Bir saat düşünmek (tefekkur) , altmış sene ibâdetten daha hayırlıdır "
( فكرة ساعة خير من عبادة ستين سنة )
(Ebu eş-Şeyh, el-Azame, 1 / 297 / 42)

Bu söz uydurmadır.

İbnu’l-Cevzi, ravilerinden olan Osman b. Abdullah el-Kuraşi ve İshak b. Nuceyh el-Malatî’nin yalancı olduklarını söyler. [el-Mevduat, 3 / 144]
Diğer bir rivayette ise:
"Gece ve gündüzün farklılığındaki bir saatlik düşünce (tefekkur) , bin senelik ibâdetten daha hayırlıdır"
[ed-Deylemî, Musned, 2 / 46]
Bu hadiste uydurmadır.
Çünkü ravilerinden olan Said b. Meysere güvenilir ravilerden uydurma rivayetlerde bulunmuştur. Buna rağmen es-Suyûtî rivayeti kitabına almıştır!


54. Cami komşusunun namazı, ancak camidedir. [ed-Darâkutnî s.161,;el-Hakim 1/246; el-Beyhakî, 3/57]
( لا صلاة لجار المسجد إلا في المسجد )
Hadis zayıftır.
Ravilerinden olan Suleyman b. Davut el-Yemâmî zayıftır. el-Buhârî onun hakkında: « hadisi munkerdir » der. Yanî bu kişinin hadisini rivayet etmek helâl değildir.
Cemaat namazıyla ilgili gelen sahih hadisin lafzı şöyledir: (Kim özürü olmadığı halde ezanı duyarda (camiye) gelmez ise, namazı yoktur)
[Ebû Davud; İbn Mâce; ed-Darâkutnî; el-Hakim; el-Beyhakî.]
En-Nevevî, el-Askalânî ve ez-Zehebî hadisin sahih olduğunu söylemişlerdir.


55. Cuma fakirlerin haccıdır, diğer bir lafızda : Miskinlerin. [Ebu Nuaym, Ahbâr Asbahân, 2/190; İbn Asakir, 11/132]
( الجمعة حج الفقراء ، وفي لفظ: المساآين )
Hadis uydurmadır.
Ravilerinden olan Mukâtil yalancıdır.
Dolayısıyla es-Sagânî ve İbnu’l-Cevzî rivayeti, uydurma hadisleri topladıkları kitablarında zikrederler.


56. Tavuk, ümmetimin fakirlerinin koyunudur. Cuma’da fakirlerinin haccıdır. [İbn Hibbân, el-Mecrûhun, 3/90.]
( الدجاج غنم فقراء أمتي ، والجمعة حج فقرائها )
Hadis uydurmadır.
Ravilerinden olan Abdullâh b. Zeyd yalancıdır, hadis uyduran birisidir. el-Munâvî [6/163] bu ve bir önceki rivayetin uydurma olduğunu ez-Zehebi’den nakleder.


57. Biriniz hanımıyla veya cariyesiyle ilişkide bulunduğunda, edep yerine bakmasın, çünkü bu körlük bırakır. [İbn Adiy, 1/44 ; İbn Asâkir, 13/295/2; İbn Ebî Hâtim, 2/295]
( إذا جامع أحدآم زوجته أو جارية ؛ فلا ينظر إلى فرجها، فإن ذلك يورث العمى )
Hadis uydurmadır.
İbnu’l-Cevzî rivayeti el-mevdûât adlı kitabında zikreder. İbn Hibbân ve Ebu Hatim er-Râzi rivayetin uydurma olduğunu söylerler.
İbn Salâh hadisin gerçek illetine vakıf olmadığı için, isnadın ceyyid (iyi) olduğunu söyler. Ancak İbn Salâh, kendisinin koyduğu ve daha önce kimsenin söylemediği kaideye muhalefet ederek bu hadisin kuvvetli olduğunu söyler. İbn Salâh’a göre, kendisinin yaşadığı o asırlarda artık hadis hakkında sahih hükmünün verilmesi kesilmişti, dolayısıyla hiç kimsenin tashih etme hakkı yoktur! [Mukaddimetu Ulûm el-Hadis, s.18]
Ona göre vacib olan; daha önceki hadis imamlarının hükümlerine tabi olmaktır.

[Bu söz bazı mukallid fukahanın sözüne benzemektedir, onlar şöyle derler: « İçtihad dördüncü asırdan itibaren kesilmiştir, dolayısıyla taklidten başka bir şey yoktur. » Buna rağmen onlar bazen içtihad ederler, keşki isabet etseler, ancak nerede. Onlar aslında mukallidtirler, nasıl içtihad edeceklerini bilemezler. Çünkü ellerinde içtihad aletleri yoktur. İlim ehlince bilinen ; sünnetin sahihini zayıfından temyizi ve usulu’l-Fıkh’ın bilinmesi gibi bir çok vasıtaya sahib değillerdir.
Tahkik ehlinden bir çok kişi İbnu’s-Salâh’ın mezhebinin hilâfına açıklamada bulunmuştur. Konuyla ilgili en-Nevevi’nin et-Takrîb adlı kitabına (s.4) bakılabilir.]
Ancak bu kaideye nereye dayanarak burada muhalefette bulundu ve iki büyük hadis imamımın uydurma hükmünü verdikleri hadisin, sahih olduğunu söyledi? Doğru anlayış, hadisin batıl olduğuna delildir İlişkiye nisbetle edep yerine bakmanın haram kılınması, vesilelerin haram kılınması babındandır. Allâh Teâla erkeğe zevcesiyle ilişki izni verdiyse, zevcesinin edep yerine bakmasını yasaklaması nasıl kavranabilir?!
Bunu Aişe validemizden gelen hadis teyid eder, O şöyle der:
(Ben ve Allâh Rasûlu (s.a.s.) aramızdaki bulunan bir kaptan gusül alırdık. Benden önce davranırdı, bende ona : bana da bırak, bana da bırak derdim) [el-Buhârî; Muslim.]
Bu hadisten anlaşılan edep yerine bakmanın caiz olduğudur. Bunu İbn Hibban’ın, Suleyman b. Musa yoluyla naklettiği rivayet destekler:
Süleyman b. Musa erkeğin zevcesinin edep yerine bakması hakkında sorulur? Bunu Atâ’ya sordum der, o da: Aişe’ye sordum, bu hadisi mâna olarak zikretti der. Hafız b. Hacer şöyle der: « Bu hadis erkeğin zevcesinin avret mahalline ve zevcenin de erkeğin avret mahalline bakmasının cevazına delildir[el-Feth, 1/290]
Bu, açıklığa kavuştuğuna göre, öyleyse gusül veya temas esnasında bakmak arasında hiç bir fark yoktur. Böylece yukarıdaki hadisin bâtıl olduğu açığa çıkar.


58. (Biriniz (zevcesiyle) temas ettiğinde, avret mahalline bakmasın, çünkü bu körlük bırakır, çokta konuşmasın, çünkü bu da dilsiz bırakır ) [İbnu’l-Cevzî, el-Mevdûât, 2/271; İbn Adiy, el-Kâmil, 6/2261.]
( إذا جامع أحدآم ؛ فلا ينظر إلى الفرج ، فإنه يورث العمى ، ولا يكثر الكلام ؛ فإنه يورث الخرس )
Hadis uydurmadır.
Ravilerinden olan Muhammed b. Abdurrahman el-Kuşeyrî, yalancı olup hadisi tekedilmiştir.



59. Kadınlar ile olan temasta fazla konuşmayın, çünkü dilsizlik ve kekeleme ondan meydana gelir. [İbn Asâkir, 5/700]
( لا تكثروا الكلام عند مجامعة النساء ؛ فإن منه يكون الخرس و الفأفأة )
Hadis çok zayıftır.
Rivâyetin dört tane illeti vardır, dolayısıyla rivâyet çok zayıf olduğundan delil teşkil etmez.


60. (Kim Cuma günü ikâmet diyârından sefere çıkarsa, melekler yolculuğunda refakatçısı olmaması için aleyhine duâ da bulunurlar )[ed-Darâkutnî, el- Efrâd.]
( من سافر من دار إقامته يوم الجمعة ؛ دعت عليه الملائكة أن لايصحب في سفر )
Hadis zayıftır.
Rivâyet İbn Lehi’a sebebiyle zayıftır. Rivâyet bir başka yoldan da gelmiştir, ancak uydurmadır. İlâve olarak (... haceti giderilmemesi için ...) fazlalığı vardır. Ayrıca el-Gazâlî rivâyeti (el-İhya)’da zikreder! Sahih sünnette cuma günü yolculuğa çıkmayı yasaklayan hiç bir delil yoktur. Esved b. Kays’ın babasından rivâyet ettiği bir eserde : (Umer (r.anh) yolculuğa istekli bir adam görür. Onun şöyle söylediğini duyar : “Bugün cuma günü olmasaydı çıkardım” deyince Umer (r.a.) şöyle der: “Çık, çünkü gerçekten cuma yolculuğa mani değildir”.) [İbn Ebî Şeybe, 2/205/2]
Bu sened sahihtir, ravilerinin hepsi güvenilirdir.

4. Bölüm
 
ABDULHAK Çevrimdışı

ABDULHAK

الإذلال هو بعيد عنا
Admin
61. Hac evlilikten öncedir. [Musned el-Firdevs, 1/97]
( الحج قبل التزوج )
Hadis uydurmadır.
Senetteki iki râvi hadis uydururlar. Buna rağmen es-Suyûtî rivâyeti el-Câmi de zikreder.
Rivâyetin diğer bir lafzı şöyledir:


62. Kim hacca gitmeden önce evlenirse, günah ile başlamıştır. [İbn Adiy, 2/20.]

( من تزوج قبل أن يحج ؛ فقد بدأ بالمعصية )
Hadis uydurmadır.

63. Akîk’ten yüzük takın, çünkü gerçekten akîk bereketlidir. [el-Muhamilî, el-Emâlî, 2/41; el-Hatîb, Târih, 11/251]

( تختموا بالعقيق ؛ فإنه مبارك )
Hadis uydurmadır.
Râvilerinden olan Yakûb b. İbrahîm ez-Zührî, yalancı ve hadis uyduran birisidir. Hafız es-Sahâvî, akîk taşı ile ilgili gelen rivayetlerin hepsinin bâtıl olduğunu söyler. Gerçi konu ile ilgili rivayetler değişik lafızlar ve senedlerle gelmesine rağmen hadisi kuvvetlendirmemektedir. Zayıflığın sebebi, zabtın ve hıfzın zayıflığından kaynaklanmış ise, yolların çokluğu hadisi kuvvetlendirir. Ancak durum burada böyle değildir. Bilâkis konu ile ilgili rivayetlerin geneli yalan ile itham edilmiş ravilerden hâli değildir. Ayrıca lafızlar arasında şiddetli bir çelişki görülmektedir, yukarıda:
( Çünkü gerçekten akîk bereketlidir ) olarak gelir. Diğer bir rivâyette :


64. ...çünkü gerçekten akîk fakirliği yok eder. [el- Mevdûât, 3/58 ; ed-Deylemî, 2/31]

( تختموا بالعقيق ؛ فإنه ينفي الفقر )
Hadis uydurmadır.
Diğerinde :


65. ...çünkü gerçekten akîk işi başarılı kılar, sağ el de ziynete daha hak sahibidir [İbn Asâkir, 4/291/1-2.]

(تختموا بالعقيق ؛ فإنه أنجح للأمر ، واليمنى أحق بالزينة )
Hadis uydurmadır. Başka bir rivayette :

66. Akîk’ten yüzükler takın, çünkü gerçekten üzerinde olduğu müddetçe birinize üzüntü isabet etmez. [ed-Deylemî, 2/32]

(تختموا بالخواتم العقيق ؛ فإنه لا يصيب أحدآم غم ما دام عليه )
Hadis uydurmadır. Bir diğerinde :

67. Kim akîk’ten yüzük takarsa, hayır görmeye devam eder. [İbnu’l-Cevzî, el-Mevdûât, 1/57 ; İbn Hibbân, ed-Duafâ, 3/153]

( من تختم بالعقيق ؛ لم يزل يرى خيرا )
Sonuç olarak ; akik taşından yüzük edinme hakkında gelen hadislerin hepsi bâtıldır.

68. Amellerin efendisi açlıktır, nefsin zilleti de yün elbisedir

( سيد الأعمال الجوع ، وذل النفس لباس الصوف )
Bu sözün aslı yoktur. el-Irâkî [Tahrîc el-İhyâ, 3/9.] ve es-Subkî [et-Tabakât el-Kubrâ, 4/162] aslını bulamadıklarını söylerler.

69. ( Fikir ibâdetin yarısıdır, az yemekte ibâdetin kendisidir.
( الفكر نصف العبادة ، وقلة الطعام هي العبادة )
Bu söz batıldır. el-Irâkî [Tahrîc el-İhyâ, 3/69] aslının olmadığını ifade eder.

70. Oruç tutun sıhhat bulun. [et-Taberânî, el-Evsat, 2/225/1/8477; Ebû Nuaym, et-Tıb, k 24/ 1,2]
( صوموا تصحوا )
Hadis zayıftır.
Ravilerinden olan Züheyr b. Muhammed Şamlılar’dan olan rivayetinde zayıftır. Dolayısıyla hafız el-Irakî[Tahrîc el-İhyâ, 3/75]senedin zayıf olduğunu belirtir.


71. Seni israf etmekten sakındırırım ; gerçekten günde iki kere yemek israftandır. [ el-Beyhakî, eş-Şuab, 2/158/1; el-Münzirî, et-Tergîb, 3/124]
( إياك والسرف ؛ فإن أآلتين في يوم من السرف )
Hadis uydurmadır.
el-Gazâlî İhyâ da, bu sözü Peygamber (s.a.s.)’in Aişe (r.a.)’ya söylediğini zikreder. el-Irakî İhyâ üzerine yaptığı çalışmada, rivâyetin zayıf olduğunu söyler. Ancak rivâyet zayıflıkta kalmaz, çünkü râvilerinden olan Muhammed b. el-Hüseyn es- Sûfî Tasavvufçular için hadis uyduran birisidir.


72. Peygamber (s.a.s.) bir ihtiyacı unutma endişesi duyduğunda, hatırlaması için eline ip koyardı. [İbn Adiy, 1/172; İbn Sâd 1/286]

( آان إذا أشفق من الحاجة أن ينساها ؛ جعل في يده خيطا ليذآرها )
Hadis batıldır.
Râvilerinden olan Sâlim b. Abdul-A’lâ hadisi terkedilmiş olup, kendisi güvenilir râviler üzerine hadis uyduran birisidir. Bu rivayetle çakışan diğer bir rivâyette:


73. Kim ihtiyacını hatırlatması için yüzüğünü veya sarığını döndürür, yahut parmağına ip bağlarsa; Allah Azze ve Celle’ye şirk koşmuştur. Çünkü ihtiyaçları hatırlatan Allâh’dır.) [İbn Adiy, 33/1-2 ; İbnu’l-Cevzî, el-Mevdûât 3/74]

من حول خاتمه، أو عمامته، أو علق خيطا في أصبعه ؛ ليذآره حاجته؛ فقد أشرك بالله عز وجل ، إن

الله هو يذآر الحاجات
Hadis uydurmadır.
Râvilerinden olan Bişr b. el-Hüseyn, diğer bir râvi olan ez-Zübeyr’den bâtıl rivâyetler nakleder. Bu kişi aynı râviden yüz elli hadise yakın uydurma bir nüsha rivâyet etmiştir.[es-Suyûtî, el-Lâlâî, 2/283]


74. Komşunun hakkı kırk eve kadardır. Böyle, şöyle ve böyle ; sağdan ve soldan, önden ve arkadan. [Ebu Ya’lâ, Müsned, 10/385/5982; İbn Hibban, ed-Duafâ, 2/150]
( حق الجوار إلى أربعين دارا، وهكذا، وهكذا، وهكذا ؛ يمينا وشمالا، وقدام وخلف )
Hadis çok zayıftır.
Komşuluğu kırk evle sınırlandıran hadisler sahih olmayıp zayıftır. Görünen, bunun örf ile sınırlandırılmasıdır, Allah en doğrusunu bilir.


75. Katil maktulun üzerinde hiç bir günah bırakmamıştır.

( ما ترك القاتل على المقتول من ذنب )
Bunun aslı yoktur.
Hadis kitablarında bu rivâyetin sahih, hasen veya zayıf bir senedi bilinmemektedir. Kıyâmet günü maktûl olan, kâtilden istekte bulunur ve kâtilin hasenatları bu zülme yeterli gelmez, böylece maktûlun kötülükleri kâtile tahvîl edilir. Sahih Müslim’de gelen hadiste buna işâret edilir:

(Ümmetimden iflâs eden odur ki, namaz, zekât ve oruçla gelir. Ancak bunu kötülemiş, onu lekelemiş, bunun malını yemiş, onun kanını dökmüş, buna vurmuş olarak gelir. Buna hasenatlarından verilir, diğerine hasenatlarından verilir. Aleyhine olanlar bitmeden önce, hasenatları bittiğinde, onların günahlarından alınır ve onun üzerine atılır sonra da ateşe atılır.)


5. Bölüm
 
ABDULHAK Çevrimdışı

ABDULHAK

الإذلال هو بعيد عنا
Admin
76. Allâh Rasûlu (s.a.v.) sakalının boyundan ve eninden alırdı.
[et-Tirmizî, 3/11 ; el-Ukaylî, ed-Duafâ, s.288 ,İbn Adiy, 2/243]
( آان يأخذ من لحيته ؛ من عرضها وطولها )
Hadis uydurmadır.
Ravilerinden olan Umer b. Hârûn el-Belhî hakkında el-Buhârî şöyle der : « Bu hadisten başka, aslı olmayan veya tek kaldığı hiç bir hadisini bilmiyorum.»
Ukaylî de şöyle der: « Bu hadis ancak onunla bilinir, ve Peygamber (s.a.s.)’den iyi senedlerle şöyle dediği sabittir : (Sakalınızı uzatın, bıyıklarınızı kısaltın) [el-Buharî ; Müslim] » Yine bu râvi hakkında İbn Maîn « pis bir yalancıdır » der. Sâlih Cezer’e de «yalancı » olduğunu söyler.


77. Yer yüzü suyun üzerindedir, su kayanın üzerindedir, kaya da balinanın sırtı üzerinde olup iki tarafı arş ile buluşur. Balina da ayakları havada olan meleğin sırtının üst kısmındadır. [el-Heysemî, 8/131]
الأرض على الماء، والماء على صخرة، والصخرة على ظهر حوت يلتقي حرفاه بالعرش، والحوط
على آاهل ملك قدماه (في) الهواء
Hadis uydurmadır. Rivâyet isrâiliyâttandır. Râvilerinden olan Saîd b. Sinan ithâm edilmiştir.

78. Âdem su ve çamur arasındayken Nebiydim.

( آنت نبيا وآدم بين الماء والطين )
Hadis uydurmadır.

79. Nebî olduğumda ne Âdem ne su ne de çamur vardı.

( آنت نبيا ولا آدم ولا ماء ولا طين )
Hadis uydurmadır.
es-Suyûtî [Zeyl el-Ehâdîsi’l-Mevdûa, s.203] bunun ve bir önceki rivâyetin de uydurma olduğunu İbn Teymiyye’den nakleder ve ona katılır. İbn Teymiyye, [s.9] el-Bekrî’ye olan reddiyesinde şöyle der: « Naklen ve aklen aslı yoktur, hiç bir muhaddis bu rivâyeti zikretmemiştir. Manası da bâtıldır. Çünkü Âdem (a.s.) su ile çamur arasında hiç bir zaman olmamıştır. Çamur, su ve topraktan oluşur. Âdem ise, (o anda) ruh ve cesed arasındaydı. Bu dalâlet ehlî, Nebî (s.a.s.)’in o zaman var olduğunu ve zatının diğer zevatlardan önce yaratıldığını zannederek uydurma hadisleri delil olarak getirirler. Örneğin, Peygamber (s.a.s.)’in arşın etrafında bir nur olduğu rivâyetinde olduğu gibi, o şöyle der: « Ey Cibrîl! Ben işte o nur idim.»! Bazıları da, Nebî (s.a.s.)’in, Cebrâîl ona Kur’an’ı getirmeden önce onu ezberlediğini iddia ederler. »

İbn Teymiyye, « Âdem ise, ruh ve cesed arasındaydı » sözüyle hadisin sahih olan şeklinin bu lafızla olduğuna işaret eder. Hadisin lafzı şöyledir: (Âdem ruh ile cesed arasındayken ben Nebîydim.) Bu hadisin isnâdı sahihtir [es-Sahîha, 1856].

80. Kuyruk ol, sakın baş olma.

( آن ذنبا ولا تكن رأسا )
Bu sözün aslı yoktur.
Es-Sehâvî [el-Makâsıdu’l-Hasene, s.154] bu sözün İbrâhim b. Edhem’e ait olduğunu ve bu sözü bazı arkadaşlarına tavsiye ettiğini ifâde eder.



81. Her kim müslümanların işiyle ilgilenmez ise, onlardan değildir.... [et-Taberânî, es-Sagîr, s188; Ebu Nuaym, Ahbâr Isbahân, 2/252]
( من لم يهتم بأمر المسلمين، فليس منهم )
Bu hadis zayıftır.
Râvilerinden olan Abdullâh b. Ebî Cafer ve babası zayıftırlar. Hadis değişik lafızlarla da gelmiştir, ancak senedleri ya uydurma ya da çok zayıftır.


82. Dâvud Aleyhisselâm’ın günahı bakmaktı. [Ed-Deylemî.]
( آان خطيئة داود عليه السلام النظر )
Bu hadis uydurmadır.
İbn Salâh Müşkil el-Vasît’te bu hadisîn aslının olmadığını belirtir. Bu hükme ez-Zerkeşi, es-Suyutî ve İbn Arrak’ta katılır.

Dâvud (a.s.)’ın bir askerin ailesine bakarak fitneye düşmesi rivâyeti meşhur olup, Peygamberlerin kıssaları ile ilgili kitablar ve bazı tefsir kitablarına girmiştir. Aklı başında olan bir müslüman bu kıssanın bâtıl olduğunda şüpheye düşmez. Çünkü bu kıssada o kadınla evlenmek için kocasını öldürme girişimi gibi Peygamberlerin (aleyhimus-selâm) makamlarına yakışmayan işlerin bir Peygambere atfedilmesi vardır. Daha uzunca gelen başka bir rivâyette; (Nebî olan Dâvud Aleyhisselâm kadına bakıp ona meyledince ...) [el-Hâkîm et-Tirmizî, Nevâdiru’l-Usûl] Peygamber (s.a.s.)’e ref edilen bu bâtıl rivâyeti, el-Kurtubî [15/167] tefsirinde zikrederek bâtıl olduğunu söyler. Aynı şekilde İbn Kesîr’de [4/31] senedinin sahih olmadığını beyan eder. Bu rivâyet, peygamberlerin masum olduklarına inanmayan Ehlî Kitab’ın naklettiği İsrailiyattan olduğu anlaşılmaktadır. Tenbîh: İbn Ebî Hâtim’in tefsirine bu gibi bâtıl rivâyetleri alması, onun kitabının başında zikrettiği; « kendisinin seneden ve metnen en sahih haberleri tahriç etmeye dikkat ettiğine » dair sözü, genel manada değildir.


83. Nasılsanız öyle idare edilirsiniz.
[Ed-Deylemî; el-Beyhakî, eş-Şuab; İbn Cemî, el-Mu’cem, sf: 149; el-Kudâî, el-Musned, 1/47]
( آما تكونوا يولى عليكم )
Bu hadis zayıftır.
el-Hâfız b. Hacer şöyle der: « Rivâyetin isnadında el-Mubârek b. Fadâle adlı râviye kadar ki diğer râviler bilinmemektedir. » [Tahrîc el-Keşşâf, 4/25]

Sehavi, Mekasid’ul Hasene’de hadisin değişik senedlerinde inkıta (kopukluk), mechul raviler ve uydurmacılar olduğunu söylemiştir. (Sehavi, Mekasid’ul Hasene, Hadis no: 835)
Hadisle alakalı alimlerin değerlendirmelerinden sened itibariyle zayıf olduğu anlaşılmaktadır.
İbn Teymiye de hadisi zaafına işaretle “ruviye” yani rivayet olunduğuna göre şeklinde temriz sigasıyla nakletmektedir.
(İbn Teymiye, Minhac’us Sunne, 4/546) Ancak hadisin sened olarak zayıf olması mutlaka manasının yanlış olmasını gerektirmez. O yüzden hadisi bir çok alim Allah rasulune isnad etmeden veciz bir söz niyetine kitaplarına almışlardır. İbn Teymiye ve başkaları bu sözü İşte biz böylece zalimlerden bir kısmını bir kısmına musallat ederiz(Enam: 129) ayetiyle bağdaştırmışlardır. (İbn Teymiye, Fetava 35/20) Bununla beraber rivayetin manası da mutlak olarak doğru değildir. Târîh’in bizlere aktardığına göre; sâlih olmayan bir idareci ardından sâlih bir idâreci başa geçmiştir, halk ise aynı halktır değişmemiştir.



84. Kimin çocuğu olurda, sağ kulağına ezan okur, sol kulağına da kamet getirirse; sıbyanların anasının (şeytanın) ona zararı olmaz.
[Ebû Ya’lâ, el-Müsned, 4/1602; İbn es-Sünni, Amelu’l-Yevmi ve’l-Leyle, 200/617]
( من ولد له مولود، فأذن في أذنه اليمنى، وأقام في أذنه اليسرى ؛لم تضره أم الصبيان )
Bu hadis uydurmadır.
Râvilerinden olan, Yahyâ b. el-Alâ er-Râzî ve Mervân b. Süleyman, hadis uydurmuşlardır.

Bu hadisin uydurma olduğu, zikirler ve virdler hakkında kitab yazan bir kısım ilim ehlinin gözünden kaçmıştır. İmam en-Nevevî (r.h.) rivâyetin zayıflığına işaret dahi etmeden kitabında bu hadisi zikreder. Kitabı şerheden İbn Allân[6/95] hadis hakkında susarak senedi hakkında hiç bir şey söylemez! en-Nevevî’den sonra gelen İbn Teymiyye hadisi el-Kelimu’t-Tayyib’te, öğrencisi olan İbn Kayyım da ona tabî olarak el-Vâbil es-Sayyib’te hadisi zikrederler. Ancak her ikisi de rivâyeti yâni zikrolunduğuna göre kelimesi ile başlattıklarından, bu sözle hadisin zayıf olduğuna işaret etmişlerdir. Gerçi bu, o ikisinden hadisin zayıflığına sukût etme mesuliyyetini kaldırsa bile, hadisi kitablarında zikretme mesuliyyetini kaldırmaz. Çünkü onların bu sözlerinde hadisin uydurma olduğuna değil, yalnız zayıf olduğuna işaret vardır. Yoksa öyle olmasaydı hadisi kitablarına almazlardı. Bunu, her ikisinin kitablarına muttali olan herkes anlar. Bu konudaki yanlış anlaşılma gayet açıktır. Çünkü onlardan sonra gelen birisi, o ikisinin bu hükmüne aldanarak; « her ikiside büyük imamlardır, bunda bir beis yoktur, zayıf hadis ile fadâilu’l-a’mâl’da amel edilir » diyebilir. Veya bu hadis, zannınca zayıf olduğundan başka bir zayıf hadis için bunu şahid olarak sayıp hadisi böylece kuvvetlendirir. Bu esnada her iki rivâyetin zayıflığının şiddetli olmaması şartını da unutarak bunu yapabilir.
Bu zikrettiğimiz yanlışa düşen kişiyi örnek verebiliriz; et-Tirmizî zayıf bir senedle Ebî Râfi’den, onun şöyle dediğini rivâyet eder:

( رأیت رسول الله صلى الله عليه وسلم أَذَّنَ في أُذْنِ الحسن بن علي حين ولدته فاطمة بالصلاة )
( Rasûlullâh (s.a.s.)’i gördüm Fâtıma, el-Hasen b. Ali’yi doğurunca, kulağına ezan okudu.) et-Tirmizî şöyle der: « Hadis sahihtir, amel bu hadis üzeredir! » Sünen-i şerheden el-Mubârekfurî hadisin senedinin zayıf olduğunu açıkladıktan sonra şöyle der: « Hadis zayıf olmasına rağmen nasıl olurda amel bu hadis üzeredir? Derim ki : Evet, bu hadis zayıftır, ancak el-Hasen b. Ali hadisini, Ebû Ya’lâ ve İbn Sünni’nin rivâyet ettikleri diğer bir hadis destekleyip kuvvetlendirmektedir. »! Düşün, nasıl da zayıf bir hadisi uydurma bir hadis ile kuvvetlendiriyor. Tabi ki bunun sebebi, hadisin uydurma olduğunu bilmeyişinden ve zikrettiğimiz ilim ehlinin bu hükmüne aldanışından dolayıdır.
Konuyla ilgili başka bir hadis ise:
(
أن النبي صلى الله عليه وسلم أَذَّنَ في أُذْنِ الحسن بن علي یوم ولد، وأقام في أذنه اليسرى )

( Peygamber (s.a.s.) el-Hasen b. Ali doğduğu gün kulağına ezan okur, sol kulağına da kâmet getirir.) [El-Beyhakî, eş-Şuab] Bu hadisin, et-Tirmizî de gelen zayıf hadis için şahid olması imkansızdır. Çünkü bu rivâyetin senedinde, biri yalancı ve biri de metrûk (terkedilmiş) olmak üzere iki râvi vardır.

Ancak tuhaf olan el-Beyhakî ve İbn Kayyım gibi iki büyük alimin hadis hakkında zayıf hükmüyle yetinmeleridir!

85. Ümmetimin bozulduğu bir zamanda, sünnetime kim yapışırsa, ona yüz şehid ecri vardır. [İbn Adiy, el-Kâmil, 2/90; İbn Beşrân, el-Emâlî, 1/93, 2/141]
( من تمسك بسنتي عند فساد أمتي؛ فله أجر مائة شهيد )
Hadis çok zayıftır.
Râvilerinden olan el-Hasen b. Kuteybe hakkında ez-Zehebî « helâk olmuştur » der. ed-Dârekutnî de « hadisi terk edilmiştir » der. Bu râvinin şeyhi olan Abdu’l-Hâlık b. el-Münzir bilinmemektedir. Hadis başka bir lafızlada rivâyet olunmuştur.


86. Ümmetimin bozulduğu bir zamanda, sünnetime yapışanın, bir şehid ecri vardır. [Ebû Nuaym, el-Hilye, 8/200; et-Taberânî, el-Evsat, 2/31/5746]
( المتمسك بسنتي عند فساد أمتي له أجر شهيد )
Hadis zayıftır.
Bu hadislere ihtiyaç bırakmayıp sahih olarak gelen rivâyetin lafzı şöyledir:

إن من ورائكم أیام الصبر، للمتمسك فيهن یومئذ بما أنتم عليه أجر خمسين منكم، قالوا: یا نبي الله أو منهم؟ قال: ب ل
منكم
( Sizden sonra sabredilecek günler vardır, o günlerde sizin üzerinde olduğunuz şeye tutunana, sizin ellinizin ecri (verilir). Sahâbeler: «Ey Allâh’ın Nebîsi, onlardan (ellisininmi)?» derler. O da: «Hayır sizden (ellisinin)» der.)[İbn Nasr, es-Sünne, s.9; et-Taberânî, el-Kebîr, 1/76/3; Ebû Dâvûd, 4341; et-Tirmizî, 2/177; İbn Mâce, 4014; İbn Hibbân, 1850. et- Tirmizî « hadis hasendir » der.]


87. (Peygamber (s.a.s.) aydınlıkta gördüğü gibi karanlıkta da görürdü) [Temmâm, el-Fevâid, 1-2 /207 No. 2210; İbn Adiy, 2/221; el-Beyhakî, ed-Delâil, 6/75]
( آان يرى في الظلمة آما يرى في الضوء )
Hadis uydurmadır.
Ravilerinden olan Abdullâh b. el-Mugire hakkında el-Ukaylî; « aslı olmayan rivayetlerde bulunur » der. ez-Zehebî bu rivâyetle birlikte onun diğer hadislerini de getirerek; « bunlar uydurmadır » der. Buna rağmen es-Suyûtî hadisi el-Câmi’s-Sagîr de zikreder. Bir de İbn el-Mugire’nin Şeyhi olan el-Muallâ b. Hilâl hakkında muhaddislerin yalancı olduğuna dair ittifakları vardır. Bunu el-Hâfız, et-Takrib de böyle ifade eder.


88. Allâh Rasûlu (s.a.s.) ölmeden önce okudu ve yazdı. [ Ebû el-Abbâs el-Asam, Hadis, 3/153; et-Tâberânî]
( ما مات رسول الله صلى الله عليه وسلم حتى قرأ وآتب )
Hadis uydurmadır. es-Suyûtî, rivâyeti Zeylu’l-Mevdûat adlı kitabına almıştır.

89. Kişi diğeri için kalkar; ancak Benî Hâşim bundan hariçtir. Çünkü onlar hiç kimse için kalkmazlar. [Et-Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, 8/289/7946]
( يقوم الرجل للرجل؛ إلا بني هاشم؛ فإنهم لا يقومون لأحد )
Hadis uydurmadır.
Ravilerinden olan Cafer b. ez-Zübeyr hakkında Şu’be şöyle der: « Allâh Resûlu (s.a.s.)’in üzerine dörtyüz hadis uydurmuştur. » Bu hadisin uydurulmuş olduğuna bir başka delil de hadisin; sahabenin Peygamber (s.a.s.)’le olan adetine ters düşmesidir. O (s.a.s.) Benî Hâşim’in seyyididir. Buna rağmen onun bundan hoşlanmadığını bildiklerinden, sahabe onun için ayağa kakmazdı. En hayırlı yol Muhammed (s.a.s.)’in yoludur. Bu rivâyet aynı zamanda aşağıdaki zayıf hadise de muhaliftir:


90. Birbirinizi tazim eder şekilde acemlerin birbirlerine kalktığı gibi sizde kalkmayın. [Ebû Dâvud, 2/346; Ahmed, 5/252; İbn Mâce, 2/431]
( لا تقوموا آما تقوم الأعاجم؛ يُعظِّم بعضهم بعضا)
Bu hadis zayıftır.
Hadisin isnadında iddirab, zaaf ve cehâlet olmak üzere üç illeti vardır.
Ama hadis mâna yönüyle sahihtir. Bu konuda gelen daha açık ve sahih bir hadiste, Enes b. Mâlik (r.a.) şöyle der:

ما آان شخص في الدنيا أحب إليهم رؤیة من رسول الله صلى الله عليه وسلم، وآانوا لا یقومون له لم ا
یعلمون من آراهيته لذلك

( Onlar için dünyada Allâh Resûlu (s.a.s.)’den başka, görülmesi daha sevimli bir kişi yoktu. Buna rağmen hoşlanmadığını bildiklerinden onun için ayağı kalkmazlardı. ) [el-Buhârî, el-Edebu’l-Mufred, 136; et-Tirmizî, 4/7, (sahih olduğunu söylemiştir); Ahmed, 3/132]

Eğer Nebî (s.a.s.) kendisi için kalkmayı hoş görmüyor ise, öyleyse bu kalkma işi şeytanın kışkırtmalarından kaynaklanan bir masiyettir. Dolayısıyla kendisi hakkında fitneye düşmesinden korkulan bir kişi için, bunu kerih görmesi daha evlâdır. Buna rağmen bir çok Meşayih ve diğer insanlar bu kalkmayı uygun görmüşlerdir. Sanki bu, dinde meşrû imiş gibi konu hakkında kitab ta yazmışlardır. Hayır, onların dediği gibi değildir. Hatta bazısı bu kalkmayı قوموا إلى سيدآم ( Efendinize kalkın ) hadisi ile istidlâl ederek mustehâb görür. Onlar mekrûh olan; ihtiram ve saygıdan dolayı kalkma ile, ihtiyaçtan dolayı kalkma; meselâ: karşılanması, bineğinden inmesi için yardım edilmesi gibi, ikisi arasındaki farkı gözden kaçırmışlardır. Bu hadisten murad olan da budur. Buna Ahmed’in rivâyeti delâlet eder: ( Efendinize kalkın ve onu (bineğinden) indirin ) Bu hadisin senedi hasendir. el-Hâfız el-Feth adlı eserinde hadisin senedinin kuvvetli olduğunu söyler. Bu konuda eş-Şeyh el-Kâdi İzzu’d-Din Abdurrahim b. Muhammed el-Kâhiri el- Hanefî’nin Tezkiretu’l-Enâm fi’n-Nehy Ani’l-Kıyâm adlı risalesi de vardır.

6. Bölüm
 
ABDULHAK Çevrimdışı

ABDULHAK

الإذلال هو بعيد عنا
Admin
91. O kertenkele oğlu kertenkele, lanetli oğlu lanetlidir. Yâni, Mervân b. el-Hakem. [el-Hâkim, 4/479]
( هو الوزغ ابن الوزغ، الملعون ابن الملعون ؛ يعني: مروان بن الحكم )
Bu hadis uydurmadır.
el-Hâkim hadisin isnadının sahih olduğunu söyler! Bunu, ez-Zehebî reddederek şöyle der: « Hayır Allâh’a yemin olsun ki, (râvilerinden olan) Minâ’yı, Ebû Hâtim tekzib etmiştir ».

92. Kim zamanının imamını bilmeden ölürse, câhiliyye ölümüyle ölür.

( من مات ولم يعرف إمام زمانه؛ مات ميتة جاهلية )
Hadisin bu lafızla aslı yoktur.
Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye şöyle der: « Allâh’a yemin olsun ki, Allâh Rasûlu (s.a.s.) bunu böyle söylememiştir. Bilinen, Müslim’in rivâyet ettiği hadistir:
İbn Umer Allâh Rasûlu (s.a.s.)’in şöyle söylediğini bildirir:

( من خلع یدا من طاعة؛ لقي الله یوم القيامة ولا حجة له، ومن مات وليس في عنقه بيعة؛ مات ميتة جاهلية )
( Her kim taat’tan elini çekerse, kıyâmet günü Allâh ile delilsiz karşılaşır. Kim de boynunda biat olmadan ölürse câhiliyye ölümüyle ölür.)
» Bu konuda Şeyh el-Elbânî şöyle der: « Bu hadisi bazı şii kitablarında gördüğüm gibi Kadiyâniler’in kitablarında da gördüm. Bu hadisi deccalları olan Mirza Gulam Ahmed’e iman etmenin gereğine dair delil getirirler. Bu hadis sahih olsa bile, bunda onların bu zanlarına en ufak bir işâret dahi yoktur. Bu hadisin delalet ettiği mana; müslümanların imam ittihaz ettikleri kimseye biat etmelerinin gereğidir. Müslim de ki hadiste beyan edildiği gibi, hak olan da budur. » Yukarıdaki hadisi, şia alimlerinden olan el-Kuleynî el-Usûl mine’l- Kâfî [1/377] adlı kitabına almıştır. Ancak râvileri hakkında kitablarında bir bilgi olmadığı gibi, bizlerin kitablarında da o râviler hakkında bir malumat yoktur. Buna rağmen el-Humeyni Keşfu’l-Esrar adlı kitabında şöyle der: « (yukarıdaki hadise işaret ederek) Şia ve Ehli Sünnet indinde bilinen bir hadis vardır ... »!

93. Ey Ali ! Sen dünya ve Ahirette benim kardeşimsin. [et-Tirmizî, 3/328; İbn Adiy, 1/59, 1/69; el-Hâkim, 3/14]

( يا علي ! أنت أخي في الدنيا والآخرة )
Nebî (s.a.s.) Medineye geldiğinde Sahabelerini birbirleriyle kardeş kılar, Ali (r.a.) gözlerinden yaş akarak gelir; « Ey Allâh’ın Resûlu Ashabını birbirine kardeş yaptın, ama beni başkasıyla kardeş yapmadın » deyince, Resûl (s.a.s.) yukarıdaki sözü söyler.
Hadis uydurmadır.
Ravilerinden olan Cemi b. Umeyr hakkında İbn Hibbân « Rafizidir hadis uydurur» der. İbn Numeyr ise, onun insanların en yalancısı olduğunu söyler. Dolayısıyla Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye şöyle der: « Nebî (s.a.s.)’in Ali ile olan kardeşlik hadisi yalan rivâyetlerdendir. » Buna ez- Zehebî Muhtasar Minhâc es-Sunne [s. 317] adlı eserinde katılır.


94. Allâh Teâla gece yolculuğuna çıkartıldığımda Ali hakkında bana üç şey vahyetti; Onun müminlerin efendisi olduğu, takva sahiblerinin imamı olduğu ve abdesten dolayı beyaz alâmet taşıyanların da komutanı olduğunu. [et-Taberânî, el- Mu’cemu’s-Sagir, s.210]

إن الله تعالى أوحى إلي في علي ثلاثة أشياء ليلة أسري بي؛ أنه سيد المؤمنين، وإمام المتقين، وقائد
الغر المحجلين
Bu hadis uydurmadır.
Ravilerinden olan Mucaşi b. Amr ve İsâ b. Sevâde en-Nahaî, her ikisi de yalancıdır.
Şeyhu’l-İslâm şöyle der: « Bu hadis, hadis (ilmi) hakkında çok az bilgisi olan bir kişiye göre bile uydurmadır. Masum olan Resûl’a bunun nisbeti helal değildir. Bizler, Müslümanların efendisi, takva sahiblerinin imamı ve abdestten dolayı beyaz alâmet taşıyanların komutanı olarak ancak Peygamberimiz (s.a.s.)’i bilmekteyiz. Lafız mutlak olarak gelmiştir, hadiste « benden sonra » dememiştir.» ez-Zehebî Muhtasaru’l-Minhac [ s. 473] eserinde bu söze katılır.


95. Mushafa bakmak ibâdettir, çocuğun ana ve babasına bakması ibâdettir ve Ali b. Ebî Talib’e bakmak ta ibâdettir. [İbn el-Furâtî]

( النظر في المصحف عبادة، ونظر الولد إلى الوالدين عبادة، والنظر إلى علي بن أبي طالب عبادة )
Bu hadis uydurmadır.
Râvilerinden olan Muhammed b. Zekeriyya el-Gulâbî hadis uydurmakla bilinmektedir.

96. Ali iyilerin imamı, günahkarlara karşı savaşcı, ona yardım edene yardım olunur, onu terkeden de mağlub olur. [el-Hâkim, 3/129; el-Hatîb, 4/219]

( علي إمام البررة وقاتل الفجرة منصور من نصره مخذول من خذله )
Bu hadis uydurmadır.
Hakim hadisin isnadının sahih olduğunu söyler! ez-Zehebî’de şu sözüyle onu eleştirir: « Hayır Allâh’a yemin olsun ki uydurmadır. Ahmed b. Abdullâh el-Harrânî yalancıdır, bu kadar geniş ilmine rağmen ne kadar da cahilsin.» İbn Adiy de Ahmed‘in hadis uydurduğunu söyler. el-Hatib de, bu râvinin en münker rivâyeti budur der.

97. Kim benim mescidimde hiç kaçırmadan kırk namaz kılarsa, ona ateşten beraat ve azabtan kurtuluş yazılır. Nifaktan da uzak olur. [Ahmed, 3/155, et-Taberânî, el-Evsat, 2/23/2/5576]

من صلى في مسجدي أربعين صلاة لا يفوته صلاة؛ آتبت له براءة من النار، ونجاة من العذاب،
وبرىء من النفاق
Bu hadis münkerdir.
Râvilerinden olan Nubeyt b. Umer ancak bu hadiste bilinir. İbn Hibbân kendine has olan mechulleri tevsîk kaidesine göre bu râviyi es-Sikât [5/483] adlı kitabında zikreder. Bu da zaten el-Heysemî’nin el-Mecma’uz- Zevâid[4/8 ] da dayanağıdır. Hadisin akabinde şöyle demiştir: « Ahmed ve et- Taberânî el-Evsat ta rivâyet etmiştir râvileri (sikât) güvenilirdir.»! Benzer hataya el- Münzirî de et-Tergîb’te düşmüştür.

Bu hadisi zayıf kılan bir başka etkende; birbirini takviye eden iki değişik yol ve lafızla gelmesidir. Bu sahih hadisin lafzı şöyledir:

من صلى لله أربعين یوما في جماعة؛ یدرك التكبيرة الأولى؛ آتبت له براءتان: براءة من النار، وبراءة من
النفاق

( Kim cemaatla ilk tekbire yetişerek Allâh için kırk gün namaz kılarsa, onun için iki kurtuluş yazılır; ateşten kurtuluş ve nifak’tan kurtuluş ) [et-Tirmizî, 2/7; İbn el-A’râbî, el-Mu’cem, 2/116 K; İbn Adiy, el-Kâmil, 1/116, 2/103 K; el- Beyhakî, eş-Şuab, 3/61/2872.]
Hadis bu lafızla yukarıdaki hadisle aynı değildir. Bu daha kuvvetlidir. Dolayısıyla yukarıdaki hadisin zayıflığı ve münkerliği kesinleşmiş olur.

98. Ümmetimin hayırlıları âlimleridir, âlimlerin hayırlıları rahmetli olanlardır. Gerçekten Allâh cahilin bir günahını affetmeden önce âlimin kırk günahını affeder. Rahmetli olan âlim kıyâmet günü gelir, kutub yıldızının aydınlattığı gibi onun nuru aydınlatmış olarak doğu ile batı arasında gidip gelir. [Ebû Nuaym, el-Hilye, 8/188; el-Hatîb, et-Tarîh, 1/237-238]

خيار أمتي علماؤها، وخيار علمائها رحماؤها، ألا وإن الله يغفر للعالم أربعين ذنبا قبل أن يغفر
للجاهل ذنبا واحدا، ألا وإن العالم الرحيم يجيء يوم القيامة وإن نوره قد أضاء يمشي فيه بين المشرق
والمغرب؛ آما يضيء الكوآب الدري
Bu rivâyet batıldır.
Râvilerinden olan Muhammed b. İshâk es-Sülemî hakkında ez-Zehebî şöyle der: « Bu kişide cehâlet vardır ve bâtıl bir haberle gelmiştir.»
Ez-Zehebî, el-Askalânî ve es-Suyûtî gibi üç hafız bu hadisin batıllığı üzerine ittifak etmişlerdir. Buna rağmen es-Suyutî kendisi ile çelişerek rivâyeti el-Camiu’s- Sagir’adlı eserine almıştır!

99. Kur’an taşıyıçısı (hafızı) İslâm bayrağının taşıyıcısıdır, kim ona ikramda bulunursa, Allâh’a ikrâm etmiştir. Kim de onu aşağılarsa Allâh ona lanet etsin. [Ed-Deylemî, el-Müsned, 2/88]

( حامل القرآن حامل راية الإسلام ، من أآرمه ؛ فقد أآرم الله ، ومن أهانه ؛ فعليه لعنة الله )
Bu hadis uydurmadır.
Râvilerinden olan Muhammed b. Yunus el-Kudeymî hakkında es-Suyûtî [ez-Zeyl, s. 23, n. 116] « itham olunmuştur » der. Buna rağmen rivâyeti el-Camiu’s-Sagir’e alır! el-Münâvî eserin şerhinde es-Suyûtî’yi tenkid ederek « el-Kudeymî hadis uydurur » der.

100. Dünyanın etrafını fethetmek sizlere nasib kılınacak ve Kazvin denilen belde siz’e fethedilecektir. Kim o beldede kırk gün veya kırk gece ribât eder (yâni düşmana karşı bekler ) ise o kimse için cennet’te üstünde yeşil bir zeberced taşı bulunan altından yapılmış bir sütün üzerine kurulu ve kırmızı yakut taşlarından yapılan bir kubbe vardır. O kubbenin altından yapılmış yetmiş bin kapı kanadı bulunur. Her kapı kanadının başında Hurul-İyn denilen bir zevce vardır. [İbn Mâce, 2/179; er-Râfii, Ahbâr el-Kazvîn, 1/6-7]

ستفتح عليكم الآفاق ، وستفتح عليكم مدينة يقال لها : (قزوين) من رابط فيها أربعين يوما أو أربعين

ليلة ؛ آان له في الجنة عمود من ذهب ، عليه زبرجدة خضراء ، عليها قبة من ياقوتة حمراء ، لها
سبعون ألف مصراع من ذهب ، على آل مصراع زوجة من الحور العين
Bu hadis uydurmadır.
Rivâyeti el-Mevdûât adlı kitabın da zikreden İbnu’l-Cevzî şöyle der: « Uydurmadır; (râvilerinden olan) Davûd b. Muhber hadis uydurur, ithâm olunan odur. (Diğer bir râvi olan) er-Rabî de zayıftır. Yezîd ise, terkedilmiştir.» [2/55] ez-Zehebî bu konuda şöyle der: « İbn Mâce Sünen’ine bu uydurma hadisi koyarak itibârını zedelemiştir. »


101. Kul, ailesine sefere çıkacağı esnada yanlarında kılacağı iki rek’attan daha hayırlı bir şey bırakmamıştır. [ İbn Ebî Şeybe, el-Musannaf, 1/105/1]

( ما خلف عبد على أهله أفضل من رآعتين يرآعهما عندهم حين يريد سفرا )
Hadis zayıftır.
Râvilerinden olan el-Mut’im el-Mikdâm, İbn Hacer’in de ifade ettiği gibi, kendisinin herhangi bir sahabeden hadis işittiği sabit olmamış ve mürsel rivâyetlerde bulunmuştur, Mucahid ve el-Hasen el-Basrî gibi rivâyetlerinin geneli tabiindendir. Senedi ya mu’dal [Senedden sahabeye varıncaya kadar iki veya daha fazla râvinin birbiri ardınca düştüğü hadise denir. Hadis Terimleri sözlüğü, s.246] ya da murseldir. [Tâbi’inden birinin, isnadında sahabiyi atlayıp Peygamber (s.a.s.) buyurdu ki, veya şunu yaptı gibi benzeri ifadelerle isnadını Peygamber (s.a.s.)’e ulaştırarak ondan rivâyette bulunmasına denir. A.g.e. s.164].

en-Nevevî, hadisi delil olarak getirerek sefere çıkacak olanın iki rek’at kılmasını mustahab görür. Ancak bu düşünülmesi gereken bir meseledir. Çünkü bir amelin müstehab kılınması şer’i hüküm olup, zayıf hadis ile istidlâli caiz değildir. Zayıf hadis, mercûh olan zan ifâde eder. Hiç bir şer’i hüküm onunla sabit olmaz. Böyle bir namaz şekli Nebî (s.a.s.)’den gelmediği gibi, asıl ondan gelen; sefer dönüşünde kılınan namazdır ki, sünnet olan da budur. en-Nevevî (r.a) daha da garib davranarak şöyle der:

لإيلاف قريش suresini okuması müstahabtır, İmam Ebu’l-Hasen el-Kazvînî bunun her türlü kötülükten emân olduğunu söylemiştir. »! Bu yanlız iddia olup, delilsiz olarak dinde hüküm koymaktır. Her türlü kötülükten emin olduğu bilgisi ona nasıl ulaşmıştır?! İşte Kur’an ve Sünnette varid olmayan böyle görüşler Allâh’ın dinini koruma sözü olmasa, dinin tebdil ve tagyirine sebeb olmaktadır. Allâh, Huzeyfe b. Yemâni’den razı olsun , o şöyle der : « Allâh Rasûlu (s.a.s.)’in ashabının ibâdet etmediği ibâdetle sizde ibâdet etmeyin.» İbn Mes’ud (r.anhuma)’da şöyle der: « Tâbi olunuz, bid’at ihdâs etmeyiniz. Tüm ihtiyaçlarınız karşılandı. Üzerinize düşen eski hâle yapışmanızdır. »

102. Helâl ile harâm birleştiğinde ; harâm gâlib gelir.

( ما اجتمع الحلال والحرام ؛ إلا غلب الحرام )
Bu hadisin aslı yoktur.
Bunu bu şekilde ifade eden el-Irâkî’ye [Tahrîcu’l-Minhâc] el-Munâvî’de [Feyzu’l-Kadir] katılır. Bu hadis, kişinin zinadan olan kızıyla nikahının haramlılığı hususunda delil olarak getirilmiştir. Bu Hanefilerin görüşüdür. Tahkik yönüyle râcih olan bu görüş olmasına rağmen, böyle batıl bir hadisle istidlâl câiz değildir. Dolayısıyla bu görüşe muhalif olanlar da başka bir hadisle karşılık vermişlerdir, o da:


103. Harâm (olan şey), (başka bir şeyi) haram kılmaz, asıl harâm kılan helâl evlenme ile olandır. [et-Taberânî, el-Evsat, 1/173/2; İbn Adiy, el-Kâmil, 2/287; İbn Hibbân, ed-Duafâ, 2/99]

( لا يُحَرِّمُ الحرامُ، إنما يُحَرِّمُ ما آانَ بنكاحٍ حلالٍ )
Bu hadis batıldır. Rivâyetin baş kısmı şöyledir: Rasûl (s.a.v.)’e haramda bir kadının peşinde giden (zinâ eden ) adam, kadının kızıyla evlenebilir mi veya haramda kızın peşinden giden ( zinâ eden ), annesiyle evlenebilir mi? Diye sorulunca, yukarıdaki sözü söyler... ) Râvilerinden olan Osman b. Abdurrahman yalancıdır. İbn Hibbân onun sikât (güvenilir) râvilerden uydurma rivâyetlerde bulunduğunu söyler. İbn Maîn de yalancı olduğunu ifade eder. Ondan rivâyette bulunan el-Mugîre b. İsmâil de mechûldur. Bu hadisi de Şafiler ve diğerleri, kişinin zinadan olan kızıyla evlenmesinin caiz olduğuna dair delil getirirler. Rivâyet sahih olmadığına göre bu, delil değildir. Selef bu meselede ihtilafta olup, her iki tarafında elinde konuyla ilgili bir nas yoktur. Araştırma ve inceleme bunun haramlılığını karar kılmaktadır. Bu da Ahmed ve diğerlerinin mezhebi olup, Şeyhu’l-İslâm’ın tercihidir. [el-İhtiyârât, 123-124]

104. Cuma günü camilerin kapısında, Allâh’ın muvekkel melekleri vardır. Bunlar beyaz sarıklılar için istiğfarda bulunurlar.
( إن لله ملائكة موآلين بأبواب الجوامع يوم الجمعة ، يستغفرون لأصحاب العمائم البيض )
Bu hadis uydurmadır.
Ravilerinden olan Yahyâ b. Şebîb el-Yemânî bâtıl hadisler rivâyet eder. Bunu bu şekilde ifade eden İbnu’l-Cevzî’ye [el-Mevdûât, 2/106] es-Suyûtî [el-La’il-Masnu’a, 2/27] ve İbn Arrâk [Tenzîhu’ş-Şerî’a, 2/237]'ta katılır. Sarığın fazileti hakkında Nebî (s.a.s.)’in giymesinden başka hiç bir sahih hadis gelmemiştir.


105. Hendek günü Ali b. Ebî Talib’in Amr b. Abd Ved ile olan mubârezesi, kıyamet gününe kadar ümmetimin amellerinden daha faziletlidir. [el-Hâkim, el-Mustedrak, 3/32]

( لمبارزة علي بن أبي طالب لعمرو بن عبد ودٍّ يوم الخندق أفضل من أعمال أمتي إلى يوم القيامة )
Bu hadis yalandır.
Hadis’i tahriç eden el-Hâkim rivâyetin hükmü hakkında sukût eder, bunun üzerine ez-Zehebî Telhîsu’l-Müstedrek’te şöyle der: « Bunu iftira eden Rafiziyi Allâh rezil kılsın. » Bu rivâyetin illeti Ahmed b. İsâ el-Haşşab adlı râvidir. Çünkü yalancı birisidir. Ali (r.a.)’nun Amr b. Ved ile olan mubarezesi ve onu öldürmesi olayı siyer kitablarında meşhûrdur. Olayın sahih ve müsned bir tarîk’i yoktur, mürsel ve mu’dal rivâyetlerdir.

7. Bölüm
 
ABDULHAK Çevrimdışı

ABDULHAK

الإذلال هو بعيد عنا
Admin
106. Nebî (s.a.s.) oruçlu olduğu halde, gündüzün sonunda misvak kullanırdı. [ İbn Hibbân, ed-Duafâ, 1/144]
( آان يستاك آخر النهار وهو صائم )
Bu hadis bâtıldır.
İbn Hibbân hadisin illetinin Ahmed b. Abdullah Meysere olduğunu şöyle ifâde eder: « Meysere ile ihticâc edilmez, hadisin Nebi (s.a.s.)’e kadar ref edilmesi batıldır. Sahih olan, bunun İbn Umer’in fiili olduğudur. » ez-Zeylai bu görüşe Nasbu’r-Râye [2/460] adlı kitabında katılır. Nebî (s.a.s.)’in umum ifâde eden, oruçlu kişinin istediği vakitte, ister gündüzün evveli, isterse sonunda misvak kullanmasının meşrû olduğuna dair bu konuda aşağıdaki sahih hadisi yeterlidir:
( لولا أن أشق على أمتي ؛ لأمرتهم بالسواك عن آل صلاة )
(Ümmetime zorluk vermeyeceğini bilseydim ; her namazdan önce onlara misvağı emrederdim) [Buhârî ve Müslim.]

107. Allâh’a en sevgili isim ler kendisiyle ibâdet olunan (isimlerdir) [et-Taberânî, Mu’cemu’l-Kebîr, 3/59/2, el-Evsat, 1/40/1/685]
( أحب الأسماء إلى الله ما تُعُبِّدَ به )
Bu hadis uydurmadır.
İbn Mes’ud kanalıyla gelen bu rivâyetin tamamı şöyledir: (Allâh Rasûlu (s.a.s.) kişinin kölesini veya çocuğunu Hâris, Murre, Velîd, Hakem, Eba’l-Hakem, Eflah, Necîh veya Yesâr olarak isimlendirmesini yasaklamıştır. Sonra da şöyle demiştir: « Allâh’a en sevgili isimler kendisiyle ibâdet olunan (isimlerdir). İsimlerin en sadık olanı da Hemmâm dır ») İbn Maîn ve ed-Dârekutnî râvilerinden olan Muhammed b. Muhsan el-Ukkâşî’nin hadis uydurduğunu söylemişlerdir.


108. Allâh’a en sevgili isimler (kendisiyle) ibâdet olunan ve hamdedilendir.
( أحب الأسماء إلى الله ما عُبِّدَ وما حُمِّدَ )
Bu hadisin aslı yoktur. es-Suyûtî [Keşfu’l-Hafâ, 1/390, 51] ve diğer ilim ehli bunu bu şekilde beyan etmişlerdir. el-Münzirî bu rivâyeti, et-Tergîb [3/85] adlı kitabında Müslim, Ebû Dâvud, et- Tirmizî ve İbn Mâce’ye nisbet ederek fâhiş bir hataya düşmüştür. Konuyla ilgili gelen sahih bir rivâyette Nebî (s.a.v.) şöyle buyurur:

( أحب الأسماء إلى الله عبد الله وعبد الرحمن )
( Allâh’a en sevgili isimler; Abdullâh ve Abdurrahmân’dır ) [Muslim, 6/169; Ebû Dâvud, 2/307; et-Tirmizî, 4/29; İbn Mâce, 2/404]
İbn Hazm, Abdu’l-Uzza ve Abdu’l-Kabe gibi Allâh’tan başkasına ibâdeti içeren isimlerin haramlılığı konusunda ilim ehlinin ittifakını nakleder. İbn Kayyım’da Tuhfetu’l- Mevdud’ta [S.37] buna katılır. Dolayısıyla Abdu’ali ve Abdu’l-Hüseyn gibi Şî’a indinde kullanılan böyle isimlerle adlandırmak da helâl değildir. Yine Ehlî Sünnet’ten bazı câhillerin yaptığı gibi; Abdu’n-Nebî veya Abdu’r-Rasûl olarak adlandırmalarıda helâl değildir.

109. Kim aşık olurda, gizler ve namuslu kalırsa öldüğünde şehid olarak ölmüştür. [ İbn Hibbân, el-Mecruhîn, 1/349; el-Hatîb, et-Târîh, 5/106; İbn Asâkir, Tarîh Dımaşk, 12/263/2]
( من عَشِقَ ، وآَتَمَ ، وعَفَّ ، فماتَ ؛ فهو شهيدٌ )
Bu hadis uydurmadır.
Ravilerinden olan Suveyd b. Saîd el-Hadesânî ve Ebu Yahyâ her ikisi de zayıftır. İbn Mulakkan şöyle der: « İmamlar bu hadisin illetinin Suveyd olduğunu söylerler. İbn Adiy, el-Hâkim, el-Beyhakî, İbn Tâhir ve başkaları bu hadisin Suveyd b. Saîd’in münker rivayetlerinden olduğunu belirtirler. Yahya b. Maîn ise şöyle der: Eğer benim atım ve okum olsaydı onunla savaş ederdim.» [el-Hulâsa, 2/54] Bu hadis, sened yönüyle zayıf olup, İbn Kayyım tarafından mana yönüyle reddedilmiş ve uydurma olduğuna hükmetmiştir. Zâdu’l-Meâd adlı kitabın da şöyle der: « Allah Rasûlü üzerine uydurulan hadise aldanma ( hadisi iki yoldan zikrederek devam eder ), çünkü bu hadis Rasulullâh (s.a.s.) ait olduğu sahih değildir. Onun sözü olması mümkün değildir. Çünkü şehitlik Allâh katında yüksek bir derecedir, sıddîklerin derecesine yakındır. Şehidlik için amel ve şartlar vardır. Bunlar onun gerçekleşme şartıdır. Bu şartlar iki çeşittir: Genel ve özel. Özel olan , Allâh yolunda şehitliktir.
Genel olan ise, Sahih’te zikredilen beş tanesidir ki, aşk bunlar arasında yoktur. (Allâh’a olan) sevgide şirk (ortak koşma), kalbteki Allâh sevgisini boşaltmak, kalbi, ruhu ve sevgiyi başkasına bağışlamak demek olan aşk, nasıl şehitliğe ulaştıran bir şey olabilir? Bu imkansızdır. Çünkü görüntü aşkının kalbi bozması, her türlü bozmanın üstündedir, hatta ruhu sarhoş eden, Allâh’ı anmaktan ve sevmekten, O’na yakararak lezzet almaktan ve O’na yakın olmaktan alıkoyan, kalbin başkasına tapınmasını gerektiren bir ruh şarabıdır. Çünkü aşığın kalbi, sevdiğine kulluk eder, hatta aşk kulluğun özüdür. Zira kulluk, boyun eğmenin en yücesi, sevgi, tevazu ve yüceltmedir. Kalbin Allâh’tan başkasına kulluğu, seçkin muvahhidlerin ve evliya’nın derecesine nasıl ulaştırabilir?! Bu hadisin isnadı güneş gibi olsaydı bile, galat ve vehim olurdu. Çünkü Rasulullâh (s.a.v.)’den rivâyet edilen hiç bir sahih hadiste aşk sözü geçmemiştir.
Sonra aşkın helâl olanı var, haram olanı vardır. Böyle olunca Rasul (s.a.v.)’in, aşkını gizleyen ve namuslu kalan, her aşığın şehid olduğuna hükmettiği nasıl düşünülebilir? Başka birinin karısına aşık olanın, merdân ve zanilere aşık olanın aşkıyla şehidler derecesine ulaştığını nasıl söyleyebilirsin? Bu, Rasulullâh (s.a.v.)’in dininden zarureten bilinene aykırıdır. Ayrıca aşk, Yüce Allâh’ın şer’an ve kaderen ilaç verdiği hastalıklardan biridir. Aşkın tedavisinin, şayet haram bir aşksa vâcib ve ayrıca mustehab olanı vardır.
Rasulullâh (s.a.v.)’in kendilerinin şehid olacağını belirttiği hastalık ve afetleri incelediğinde; bunların tâun, karın ağrısı, delilik, yanma, boğularak, ve hamile olarak ölmek gibi tedavisi olmayan hastalıklar olduğunu görürsün. Çünkü bunlar, kulun bir rolü olmayan ve ilacı da bulunmayan Allâh’ın verdiği âfetlerdir. Sebebleri haram değildir. Ayrıca bunlar dolayısıyla, aşkın ortaya çıkardığı kalbin bozulması ve Allâh’tan başkasına tapınması gibi sonuçlar doğmaz. Bu hadisin Rasulullâh (s.a.s.)’e nisbetinin ibtâl konusunda bu açıklama yetmezse, bunu ve illetlerini bilen hadis âlimlerine uyman gerekir. Çünkü, hiçbir hadis imamının bu hadisi, sahih hatta hasen gördüğü bilinmemekte. Bununda ötesinde ( senedde ki ravilerden olan ) Suveyd’i münker görmüşler, onu büyük bir cürüm işlemekle itham etmişler. Bu hadisi rivayet etmesi sebebiyle bazı muhaddisler onunla şavaşı helâl görmüşlerdir.» [Zâdu’l-Meâd, 3/305-307]
Sözün özü bu hadisin isnadı zayıf metni de uydurmadır. Allâh en doğrusunu bilir.

110. İlim Çin’de olsa bile taleb ediniz.
[İbn Adiy, 2/207; Ebû Nuaym, Ahbâr Asbahân, 2/106; el-Hatîb, et-Târîh, 9/364; İbn Abdu’l- Berr, Câmiu Beyâni’l-İlm, 1/7-8]

( اطلبوا العلم ولو بالصين )
Bu hadis batıldır.
Râvilerinden olan Ebû Atike Turayf b. Süleyman’ın hadisi metrûktur. Bu rivâyeti İbnu’l-Cevzî Mevduâtın da zikrederek İbn Hibban’ın bu rivayet hakkında bâtıl ve aslı olmadığına dair sözünü nakleder. es-Sehâvî el-Makâsıd ta bu hükme katılır.
Ancak yukarıdaki rivâyete ilave olarak zikredilen;

( فإن طلب العلم فریضة على آل مسلم )
( Muhakkak ilmin talebi her müslümana farzdır) Ziyadeliği hakkında el-Albânî yirmiye yakın tarîk (yol) bulduğunu dolayısıyla hasen hükmünü verdiğini belirtir.

111. Sünnetten olan, kişinin bir teyemmümle bir namaz kılmasıdır. Sonra diğer namaz için tekrar teyemmüm yapar. [et-Taberânî, 3/107/2; ed-Dârakutnî, sf: 68]
( من السنة أن لا يصلي الرجل بالتيمم إلا صلاة واحدة، ثم يتيمم للصلاة الأخرى )
Bu hadis uydurmadır.
Ravilerinden olan el-Hasen b. Ammâra’nın hadis uydurduğunu Şube, İbnu’l- Medînî ve Ahmed b. Hanbel belirtirler.
Dolayısıyla İbn Hazm’ın el-Muhalla [2/132] adlı eserinde de ifade ettiği gibi; teyemmüm alan kişi, teyemmümü hades ile veya suyun bulunmasıysa bozulmadığı sürece istediği kadar farz ve nafile namaz kılabilir.

112. Kadınlara danışın ve onlara muhalefet edin.

( شاوروهُنَّ - يعني النساء - وخالفوهُنَّ )
Bu hadisin aslı yoktur. Bunun böyle olduğunu es-Sahâvî ve el-Munâvî beyan ederler. Ömer (r.anh)’ya nisbet olunan başka bir lafızda Kadınlara muhalefer edin çünkü onlara muhalefette bereket vardır [Ali b. Ca’d, Hadîs; 12/177/1]
Bu senedin iki tane illeti vardır dolayısıyla zayıftır. Hadis ve eser mana olarak katiyen sahih değildir. Çünkü Nebî (s.a.v.) Hudeybiye anlaşmasında ona uymaları için, sahabesi önünde deve boğazlamasına işaret eden hanımı Umm Seleme’ye muhâlefette bulunmamıştır.

113. Kadına itaat etmek pişmanlıktır. [İbn Adiy, 1/308 K]
( طاعة المرأة ندامة )
Bu hadis uydurmadır.
Râvilerinden olan Anbese b. Abdurrahman, hadis uydurur.Diğer bir râvi olan Osman b. Abdurrahman mechûl râvilerden tuhaf rivâyetlerde bulunur. Dolayısıyla İbnu’l-Cevzî hadisi el-Mevdûât [2/272]adlı kitabına alır. Bu rivâyet başka bir lafızla Aişe (r.anha)’dan rivâyet olunur:

114. Kadınlara itaat pişmanlıktır. [el-Ukaylî, s.381; İbn Adiy, 1/156 K]

( طاعة النساء ندامة )
el-Ukaylî şöyle der: « Râvilerinden olan Muhammed b. Suleyman, Hişam’dan aslı olmayan bâtıl rivâyetlerde bulunmuştur. Bunlardan biriside bu hadistir »

115. Erkekler kadınlara itaat ettiklerinde helâk olmuşlardır. [İbn Adiy, 1/38; Ebu Nuaym, Ahbâr Asbahân, 2/34; el-Hâkim, 4/291]
( هلكت الرجال حين أطاعت النساء )
Bu hadis zayıftır.
Râvilerinden olan Bekkâr b. Abdulazîz b. Ebî Bekre zayıftır. Ancak Buhari’nin Sahihin de tahric ettiği hadis sahihtir.

( لما بلغ النبي صلى الله عليه وسلم أن فارسا ملكوا ابنة آسرى؛ قال: لن یفلح قوم ولوا أمرهم امرأة )
(Farislilerin ( İranlılar’ın ) Kisra’nın kızını mülke geçirdikleri haberi Nebî (s.a.s.)’e ulaşınca şöyle der: « İdarelerini kadına veren kavim iflah olmaz » )
Hadisin aslı budur, ancak yukarıdaki râvi, yâni sahabi’nin torunu hata ederek hadisi yukarıdaki lafızla rivâyet etmiştir.

116. Kimin üç tane çocuğu doğar da birisine Muhammed ismini koymazsa cahillik etmiştir. [et-Taberânî, el-Kebîr, 108,109]

( من ولد له ثلاثة، فلم يسم أحدهم محمدا؛ فقد جهل )
Bu hadis uydurmadır.
Ravilerinden olan Ebû Hayseme Mus’ab b. Said, İbn Adiy’in de dediği gibi, güvenilir râvilerden münker rivâyetlerde bulunur. Hadisin daha başka illetleride vardır. Ayriyeten hadis diğer yollardan da gelmiştir ancak senedlerinin hepsinde itham olunan raviler vardır. [İbn Arrâk, Tenzîhu’ş-Şerîa, 1/82.] Dolayısıyla İbnu’l-Cevzî rivâyeti Mevdûât [1/154] adlı kitabına alır. Bu hadise uydurma dememizin sebeblerinden biride, Selefin böyle bir uygulamada bulunmamasıdır. Sahabenin üç veya daha fazla çocuğu olmasına karşılık hiç biri Muhammed ismiyle ismlendirmemiştir. Mesela Ömer b. Hattab ve diğer sahabeler buna örnektir. Sahih hadislerde de sabit olduğu gibi en faziletli isimler; Abdullah ve Abdurrahman'dır. Kişi bütün çocuklarını Allah’a kulluk ifade eden isimlerle isimlendirdiğinde isabet etmiştir. Nasıl olurda birisini Muhammed olarak isimlendirmezse cahillik etmiştir?! Ancak Buhârî ve Müslim’in tahriç ettikleri sahih bir hadiste şöyle buyrulur:

( تسموا باسمي ، ولا تكنوا بكنيتي )
(İsmimle isimlenin ama künyemle künyelenmeyin )

117. Ey Mekke ehli! Mekke den Usfân’a, yâni dört berîd mesafesinden aşağıya namazı kısaltmayın. [et-Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, 3/112/1; ed-Dârekutnî, Sünen, s.148]

( يأهل مكة! لا تقصروا الصلاة في أدنى من أربعة بُرُدٍ من مكة إلى عُسفانَ )
Bu rivâyet Uydurmadır.
Râvilerinden olan Abdulvahhâb b. Mucâhid, el-Hâkim’in de ifâde ettiği gibi uydurma hadisler rivâyet etmiştir. Diğer bir râvi olan İsmail b. Ayyaş Şamlılar dışındaki rivâyetinde zayıftır. Burada ise Hicazlı olan Abdulvahhâb b. Mucâhidten rivâyette bulunmuştur. Hadis alimlerinin ittifakına göre, Nebî (s.a.s.) Haccetu’l-Vedâ esnasında Arafat, müzdelife ve Minâ da namazı kısaltırdı. Ondan sonra gelen Ebu Bekr ve Ömer de aynı şekilde kısaltarak kılmışlardır. Mekke ehli onların arkasında namaz kılarlardı, ama hiç bir zaman Mekke ehlinin, namazı tam kılmalarını emretmemişlerdir. Bu da bunun sefer olduğuna delildir. Mekke ile Arafat arası bir berîdtir. Ayak ve deve ile yarım gündür.
Hak olan odur ki, sefer’in lugat ve şeriat’ta bir sınırı yoktur. Bunda ki merci örftür. İnsanların örfüne göre sefer sayılan seferdir. İşte Şari’nin hükme bağladığı sefer budur. Bu önemli konuyla ilgili araştırmayı ibn Teymiyye’nin Ahkâmu’s-Sefer adlı risâlesinde bulabilirsin.

118. Bu ümmet camilerine, Hristiyanlar gibi mihrablar edinmedikçe hayırda olmaya devam eder. [İbn Ebî Şeybe, el-Musannaf, 1/107/1]
( لا تزال هذه الأمة بخير ما لم يتخذوا في مساجدهم مذابح آمذابح النصارى )
Bu hadis zayıftır.
Hadisin iki illeti vardır.
İlki: Ravilerinden olan Musa el-Cühenî, tabii’nin etbalarındandır. Bu rivâyette hem tabiini hem de sahabeyi atlayarak direk Rasul (s.a.s.)’den rivâyet etmiştir. Dolayısıyla burada iki ravinin düşmesi manasına gelen İ’dâl sözkonusudur.
İkincisi: Râvilerinden olan Ebî İsrâîl zayıftır.
es-Suyûtî İ’lâmu’l-Erîb Bihudûsî Bid’ati’l-Mehârîb [S. 30.] adlı kitabın da ve eş-Şeyh Alî el-Kârî de Mirkât el-Mefâtîh[1/473] de camilerdeki mihrabların bid’at olduğunu güçlü bir şekilde ifade etmişlerdir. el-Bezzâr İbn Mes’ud’un Mihrabta namaz kılmayı kerih gördüğünü ve İbn Mes’ud’un; « Mihrablar kiliselerde vardı, onun için Ehlî Kitab’a benzemeyin» [Keşfu’l-Estâr,1/210/416] , dediğini rivâyet etmiştir. İbn Ebî Şeybe, Sâlim b. Ebî el-Cad’dan sahih isnadla şöyle rivâyet eder:

( لا تتخذوا المذابح في المساجد )
( Camilerde mihrablar edinmeyin ) Sonra da Musa b. Ubeyde’den yine sahih bir senedle şöyle rivâyet eder: ( Ebu Zer’in mescidini gördüm, ama içinde mihrab görmedim ) Mihrab’ın kerâhiyetine dair seleften bir çok eser gelmiştir. Mihrab Nebî (s.a.v.)’in Mescidin de vardı diyenlerin istidlâl ettikleri hadis Vâil b. Hucr’dan şu lafızla gelir:

119. (Rasûl (s.a.v.) camiye kalktığında bende oradaydım, sonra da mihraba [ mihrabın yerine ] girdi ... ) [el-Beyhakî, 2/30, el-Bezzâr, Zevâid, 268, et-Taberânî, el-Kebîr, 22/49/118 ]

حضرت رسول الله صلى الله عليه وسلم حين نهض إلى المسجد، فدخل المحراب يعني : موضع
المحراب ...
Hadis zayıftır.
Hadisin üç tane illeti vardır, Muhammed b. Hucr, Saîd b. Abdu’l-Cebbâr ve Umm Abdu’l-Cebbâr.
Muhakkak maslahatlar var diyerek, kıbleye delâlet etmesi gibi, mihrablar hakkında bu delili güzel gören el-Kevseri ve benzerlerinin bu zayıf delillerine değişik yönlerden cevab verilebilir.
- Camilerin çoğunda minareler vardır. İşte minareler bu maslahatı tamamen yerine getirir. Dolayısıyla mihrablarada ihtiyaç kalmaz. Eğer insaf etseler Avamın rızası için ve onların üzerinde oldukları bu amelin bekâsı için yeni özürler bulmaya çalışmazlar.
- İhtiyaç ve maslahat dolayısıyla şeriat kılınan, maslahatın iktizası halinde durması gerekir. Bu aşılmaz. Camideki mihrabtan kasıt kıble cihetine delâlet etmesi ise, bu duvara açılacak olan bir çukur ile gerçekleşir. Bizler ise, bir çok camide büyük, geniş ve imamın içinde kaybolduğu mihrablar görüyoruz. Bir de bu mihrablar, namaz kılanları oyalayan namazda huşu ve fikrini toplamadan çeviren süsler ve nakışların yeri olmuş. Bu ise kat’i surette yasaklanmıştır.
- Mihrablar Hristiyanların kiliselerindeki adetlerinden olduğu sabitleşirse, mihrablardan tamamen sarfı nazar etmek gerekir. İttifak edilecek başka bir şey ile değiştirilir. Mesela, imamın önüne bir direk (sütun) konur. Çünkü sünnette bunun aslı vardır.
et-Taberânî’nin hasen bir senedle rivâyetinde, Cabir b. Usâme el-Cühenî şöyle der:

لقيت النبي صلى الله عليه وسلم في أصحابه في السوق، فسألت أصحاب رسول الله صلى الله عليه وسلم: أین
یرید؟ قالوا: یخط لقومك مسجدا. فرجعت، فإذا قوم قيام، فقلت: ما لكم؟ قالوا؟ خط لنا رسول الله صلى الله عليه وسلم
مسجد، وغرز في القبلة خشبة أقامها فيها
(Nebî (s.a.v.)’le pazarda sahabeleri arasındayken karşılaştım. Rasûl (s.a.v.)’in ashabına nereye gittiğini sordum. Dediler ki: Kavmin için bir mescid çizecek. Döndüğümde onları ayakta gördüm. Dedim ki: Ne oluyor size. Onlar da: Rasûlullâh (s.a.v.) bizlere mescid çizdi. Kıble cihetine odun sapladı, dediler )
Sözün özü, Mescidte mihrab itthaz edinme bid’attır. Madem ki rasûl (s.a.s.)’in şeriat kıldığı az masraflı ve süsten uzak başka bir şey kolaylıkla bunun yerine geçebilmekte, dolayısıyla bunun mürsel maslahatlardan kılınmasına dair bir sebebte yoktur.

120. Biriniz bir taşa inanç beslese, ona faydası olur.

( لو اعتقد أحدآم بحجر لنفعه )
Bu hadis uydurmadır.
eş-Şeyh Aliyyu’l-Kârî şöyle der: « İbn Kayyım; ‘Bu söz taşlar hakkında hüsnü zanda bulunan putlara tapanların sözlerindendir’ der. İbn Hacer el-Askalânî de aslının olmadığını ifade eder. » [Mevdûât, s. 66]
İbn Teymiyye de yalan olduğunu söyler.

8. Bölüm
 
ABDULHAK Çevrimdışı

ABDULHAK

الإذلال هو بعيد عنا
Admin
121. Kişiye fazilet ihtiva eden bir şey Allâh’tan ulaştığında, bunu iman ederek ve sevabını da Allâh’tan umarak alırsa, velev ki o şey doğru
olmasa bile, Allâh kişiye onu verir. [ Ebu Muhammed el-Hallâl, Fadlu Receb, 15/1/2; el-Hatîb, 8/281]
(من بلغه عن الله شيء فيه فضيلة فأخذ به إيمانا به ورجاء ثوابه أعطاه الله ذلك، وإن لم يكن آذلك)

Bu hadis uydurmadır:
İbnu’l-Cevzî bu hadis hakkında « sahih değildir, (râvilerinden olan) Ebû Recâ yalancıdır » [Mevdûât, 1/214] der.
es-Suyûtî İbnu’l-Cevzî’ye bunda katılır, ancak akabinde senedinde itham olunan bir ravînin olduğu başka bir hadis getirir! Sonra da Hamza b. Abdu’l-Mecîd adlı kişiden şu kıssayı aktarır:
Özetle, bu kişi Nebi (s.a.s.)’i rüyasında görmüş ve bu hadisin hükmünü sormuştur. O da: « Bu bendendir, bunu ben söyledim » demiştir.
İlim ehlinin karar kıldığı gibi rüya ile şer’i bir hüküm isbat edeilmez. Nebevî hadisin isbat edilmemesi daha evladır. Çünkü hadis, hükümlerin Kur’andan sonra ki temelidir. Hadisin birden fazla yolu olmasına rağmen, hüccet teşkil etmez. Çünkü bu yolların her biri diğerinden daha da zayıftır. Dolayısıyla İbnu’l-Cevzî’nin bu rivâyeti Mevdûât’ın da zikretmesi isabetlidir. İbnu Hacer de bu rivâyetin aslı olmadığını söyler. eş-Şevkânî de buna muvafakat gösterir.
Bu uydurma hadisin kötü eserlerinden birisi de; hadis ilim ehline göre sahih olsun, zayıf olsun veya uydurma olsun, her türlü hadisle sevabını arzulayarak amel etmeyi ilham etmekte. Bunun sonucu olarakta; müslümanların çoğu alimleriyle, hatibleriyle, öğretmenleriyle hadisin rivâyetinde ve bununla amel etmekte ihmalkar davranmışlardır. Bunda da, girişte beyan ettiğimiz gibi, Rasûl (s.a.s.)’den ancak sahihliği sabit olduktan sonra rivâyette edilebileceğine dair gelen sahih hadislere tam bir muhalefet söz konusudur. Sanki bu hadis, fadâilu’l-A’ma’l da zayıf hadisle amel edilir cevazını verenlerin dayanağı olmuş. Bizler bu görüşü paylaşmıyoruz. Hadis sabit olduktan sonra onunla amel etmek caizdir. Bu ise muhakkik alimlerin mezhebi olup, zayıf hadisle fadâilu’l- A’mal’da amel edilir diyenler bunu bazı şartlarla sınırlandırmışlardır.
Bunlardan birisi; Bu hadisle amel edenin bunun zayıf olduğuna inanması gerekir.
Bir diğeri; Bunu yaymaması gerekir. Ta ki insan zayıf hadisle amel etmesin. Şeriat olmayan şeyi şeriat kılmasın.
Bazı cahiller bunu görüpte bunun sahih bir hadis olduğunu zannetmesini İbn Hacer el-Askalânî Tebyînu’l-Aceb Bimâ Verede Fi Fadli Receb (s.3-4) adlı kitabında konuyu açıklayarak şöyle der: « Üstâz İbn Abdusselâm ve diğer alimler yukarıdaki manaya gelen açıklamalarda bulunmuşlardır.
Kişi Rasûl (s.a.v.)’in şu sözünün kapsamına girmekten sakınsın: (
من حدث عني بحدیث یرى أنه آذب فهو أحد الكاذبين )
( Kim benden bir hadis rivâyet eder ve o hadisin yalan olduğunu görürse, o kişi iki yalancıdan birisidir )
(Rivâyet edenin hâli) böyleyse bununla amel edenin durumu nedir. Hükümlerle ilgili hadisler olsun veya fadâille ilgili hadisler olsun, amel yönüyle ikisi arasında bir fark yoktur, çünkü hepsi şeriattır.»
Hiç şüphesiz bu şartlar ile amel, yukarıdaki uydurma hadise taban tabana zıttır. Yukarıdaki uydurma hadisle hemen hemen aynı manada birkaç rivâyet daha vardır, ama hepside uydurmadır.


122. Zimmi’nin diyeti Müslüman’ın diyetidir. [et-Taberânî, el-Evsat, 1/45-46/780; ed-Dârekutnî, Sünen, s.343,349; el-Beyhakî, 8/102 ]
( دية ذمي دية مسلم )
Bu hadis münkerdir.
Râvilerinden olan Ebû Kerez el-Kuraşi terkedilmiştir. Dolayısıyla ed-Dârekutnî hadisin zayıf olduğunu söyler. ez-Zehebî de bu hadisin yukarıdaki râvi’nin en münker rivâyetlerinden olduğunu beyan eder.
Hadisin birden fazla yolu vardır ancak hiç biri şiddetli illetlerden hâli değildir. Aynı zamanda bu zayıf hadis, Nebî (s.a.s.)’den gelen aşağıdaki sahih hadise muhaliftir. (
إن عقل أهل الكتابين نصف عقل المسلمين، وهم اليهود والنصارى )
( Kitab Ehlî olan Yahudî ve Hristiyanların diyeti Müslümanların diyetinin yarısıdır ) [Ahmed, n. 6692, 5716; İbn Ebî Şeybe, el-Musannaf, 11/26/2; et-Tirmizî 1/312, hadisin hasen olduğunu söyler. İbn Huzeyme de sahih olduğunu beyan etmiştir. Hafız b. Hacer de Bulûgu’l-Merâm'da isnadının hasen olduğunu ifade eder .]
Bunun için es-Suyûtî’nin yukarıdaki münker hadisi bu sabit hadise muhalefetinden dolayı el-Câmiu’s-Sagir de zikretmemesi gerekirdi.
Bu hadisin Ebu Davut’ta gelen diğer sahih bir lafızıda şöyledir:

آانت قيمة الدیة على عهد رسول الله صلى الله عليه وسلم ثمان مائة دینار ؛ ثمانية آلاف درهم، ودیة أه ل
الكتلب یومئذ النصف من دیة المسلمين

( Rasûlullâh (s.a.s.) zamanında diyetin tutarı sekizyüz dinar, sekizbin dirhemdi. Ehlî Kitab’ın o günkü diyeti müslümanların diyetinin yarısıydı)
Konunun fıkhî yönünü araştırmak isteyen, es-San’ani’nin Subulu’s-Selâm adlı kitabına ve eş-Şevkânî’nin Neylu’l-Evtâr adlı kitabına müracaat edebilir.


123. Ben himayesi altındakilerin hakkını ödemede daha evlayım. Müslümanlarda birisi zimmet ehlinden birisini öldürmüştü, bunun üzerine

(s.a.s.) müslüma’nın öldürülmesini emrederek, bu sözü söyler. [ İbn Ebî Şeybe, 1/27/11; Abdurrazzak, 18514; Ebû Davûd, el-Merâsîl, 207/250; et-Tahâvî,2/111; ed-Dârakutnî, 245; el Beyhakî, 8/20-21 ]
أنا أوْلى من وَفَّى بذِمَّتِهِ. قاله صلى الله عليه وسلام حين أمر بقتل مسلمٍ آان قَتَلَ رجلا من أهل الذمة
Bu hadis münkerdir.
et-Tahâvî bu hadisin illetinin irsâl olduğunu söyler. el-Hâfız b. Hacer Fethu’l- Bâri’de [12/221.] buna katılır.
Hadisin daha başka yollarıda vardır. Ancak hepsininde zayıflığı şiddetlidir.
Dolayısıyla hadisi güçlendirememekte. Ayrıyeten hadisin zayıflığını arttıran başka bir etkende, konuyla ilgili sahih bir hadisle çakışmasıdır:
(
لا یقتل مسلم بكافر ) ( Müslüman kafirden dolayı öldürülmez )
Bu hadisi el-Buhârî[12/220.] ve diğer sünen sahibleri Ali (r.a.)’dan tahriç etmişlerdir.
Alimlerin cumhuru bu görüştedir.
Hanefi alimleri ise yukarıdaki hadisin zayıflığına ve sahih hadise olan muhalefetine rağmen o görüştedirler!
Ancak bazıları insaf ederek bu görüşlerini terkederek sahih hadis ile emel etmeye dönmüşlerdir.
El-Hatîb el-Bagdâdî el-Fakîh [2/57] adlı kitabında bunu Züfer’den nakleder.
Üstâz el-Mevdûdî Nazariyyetu’l-İslâm ve Hedyihi adlı kitabında iki mesele zikreder:
İlk olarak: ( Zimmi’nin diyeti Müslümanın diyetidir ) sözünü zikreder, bununla ilgili açıklama biraz önce geçti.
İkinci olarak: Şöyle der; « Zimmi’nin kanı Müslümanın kanı gibidir. Eğer müslüman kişi zimmet ehlinden birini öldürürse, müslüman’ı öldürmüş gibi kısas yapılır.» Sonrada ed-Dârekutnî’nin rivayetini delil olarak zikreder. Ancak ed-Dârekutnî hadisin akabinde zayıf olduğunu açıklar. Anlaşılan Üstaz bu hükmün farkına varmamış.
Daha sonra üç halifeden Ömer, Osman ve Ali (r.anhum) bazı rivâyetler zikrederek, yukarıdaki sözünü delilendirir. Ancak üç halifeye mensub rivâyetlerin hiç biri sahih değildir. Dolayısıyla bu rivâyetlerle istidlâl etmekte caiz değildir. Birde bu rivâyetlerin Nebî (s.a.s.)’e ref edilen hadislere muhalif olmaması gerekir ki, bu rivâyetlerin hepsi Ali (r.anh) yoluyla gelen merfu hadisle çatışmaktadır.
Bu da bize zayıf hadislerin kötü etkisini ve müslümanların kanlarını mubah kıldığını, Peygamber (s.a.s.)’in sabit ve sahih hadisleriyle çekiştiğini açıklamaktadır.


124. Semâ’nın (yağmur) suladığı (mahsüle) çok olsun az olsun onda bir vardır. Serpilerek veya uzaktaki suyla sulanan (mahsüle) çok olsun az olsun onda bir’in yarısı vardır.

( فيما سقتِ السماءُ العُشرُ، وفيما سُقِيَ بنضْحٍ أو غَرْبٍ نصفُ العُشُرِ في قليلِهِ وآثيرِهِ )
Bu hadis ( çok olsun az olsun ) fazlalığı ile uydurmadır. Râvilerinden olan Ebu Mutî el-Belhî hakkında Ebu Hatim yalancı olduğunu söyler.
el-Cevzecânî’de şöyle der: « Kendisi hadis uyduran murcie’nin başlarındandır »
Şu’be de onun yalancı olduğunu söyler. Bu hadisin yalan olduğuna başka bir delil de Buhârî’nin sahihin de bu hadisi İbn Ömer kanalıyla ( çok olsun az olsun ) fazlalığı olmadan tahrîc etmesidir. Aynı şekilde Müslim de Cabir kanalıyla, et-Tirmizî de Ebu Hureyre kanalıyla bu fazlalık olmadan rivâyet etmişlerdir. [ el-İrvâ, 799]
Bu batıl olan fazlalığın batıllığını daha da arttıran Buhârî ve Müslüm’ de gelen başka bir hadistir:

(
ليس فيما دون خمسة أوسق صدقة )
( Beş hayvan yükünden ( 300 sa’dan) aşağıya zekât gerekmez ) [el-İrvâ, 800.]
İmâm Ahmed Şeyhi olan Ebu Hanife’ye hilafen bu sahih hadisi alır. [Kitâbu’l-Âsâr, s. 52]
Allah’ın kulları üzerine farz kılmadığı bir şeyi onların üzerine farz kılmak, işte bu zayıf hadislerin etkilerinden birisidir!


125. İman kalbte keskin dağlar gibi sabittir. Ondaki fazlalık ve eksiklik küfürdür. [İbn Hibbân, ed-Duafâ, 2/103]
( الإيمان مُثْبَتٌ في القَلْبِ آالجِبال الرَّواسي وزيادَتُهُ ونَقْصُهُ آفرٌ )
Bu hadis uydurmadır.
Râvilerinden olan Ebû Mutî el-Belhî bir önceki hadiste de geçtiği gibi bu hadisin de illetidir. Çünkü kendisi hadis uydurmaktadır.
İbn Hibbân, ez-Zehebî, İbn Hacer İbnu’l-Cevzî [el-Mevdûât, 1/131] ve es-Suyûtî bunu bu şekilde ifade ederler.
Ayrıca bu uydurma hadis imanın arttığını açıklayan birçok âyete de muhâliftir.
Örneğin; (... imanlarını bir kat daha arttırsınlar diye...)[Fetih, 4] (.
..ليزداد الذين آمنوا ايمانا...)



126. Ümmetimin alimleri İsrail oğullarının peygamberleri gibidir.

(علماء أمتي آأنبياء بني إسرائيل)

Bu hadisin (sözün) aslı yoktur.
Alimlerin bu hadisin aslının olmadığına dair ittifakları vardır.
Hadis zannedilen bu söz için Demirî ve Askalânî; "Aslı yoktur", dediler. Zerkeşî de böyle demiş, Suyutî ise sukut etmiştir. (Aliyyu’l-Karî, Esrâru’l-Merfû‘a, 247; Şevkânî, Fevâidu’l-Mecmû‘a, 286)

Dalâlette olan Kadiyâniyye taifesi peygamberliğin hâlâ devam ettiğine delil olarak bu hadisi getirirler. Sahih olsaydı bile onların aleyhine delil oturdu. Biraz düşünen bunu anlar.



127. Kim akşam ile yatsı namazı arasında yirmi rek’at kılarsa Allah ona cennette bir ev bina eder. [İbn Mâce, 1/414]
(من صلى بين المغرب والعشاء عشرين رآعة بني الله له بيتا في الجنة)
Bu hadis uydurmadır.
Ravilerinden olan Ya'kub b. el-Velîd hakkında İmam Ahmed şöyle der; « büyük yalancılardandır, hadis uydurur » [el-Bûsirî, ez-Zevâid, K 1/85]
İbn Ma'in ve Ebû Hatim de bu ravinin yalancı olduğunu söylemişlerdir, buna rağmen es-Suyûtî hadisi el-Câmiu's'Sağîr de zikreder!


128. Kim akşam namazından sonra konuşmadan Önce altı rak'at namaz kılarsa bu sebeble elli senenin günahları affolunur. [İbn Nasr, Kıyâmu’l-Leyl, s.33.]
(من صلى ست رآعات بعد المغرب قبل أن يتكلم غفر له بها ذنوب خمسين سنة )
Bu hadis çok zayıftır.
Ebu Zur'a şöyle der; « bu hadis uydurmaya benzemekte, ravilerinden olan Muhammed b. Gazavân ed-Dımeşkî'nin hadisi münkerdir » [Ebû Hâtim, el-İlel, 1/78.]


129. Kim akşam namazından sonra iki namaz arasında kötü bir şey konuşmadan altı rek'at kılarsa, bu onun için on iki senelik ibâdete denktir. [et-Tirmizî, 2/299 ; İbn Mâce, 1/355 ; İbn Nasr, s.33]
(من صلى بعد المغرب ست رآعات لم يتكلم فيما بينهن بسوء عُدِلنَ لَهُ بعبادة ثنتي عشرة سنة )
Bu hadis çok zayıftır.
et-Tirmizî hadisin garîb olduğunu ve ancak Ömer b. Ebî Has'am kanalıyla bilindiğini söyledikten sonra, Buharî’den bu râvinin hadisinin münker olduğunu ve râvinin çok zayıf olduğunu aktarır. ez-Zehebî de bu râvinin iki münker hadisi olduğu ve birisinin de yukarıdaki rivayet olduğunu söyler.


130. Her akan kana abdest gerekir. [ed-Dârekutnî, es-Sünen, s.157]
(الوضوءُ من آل دمٍ سائل)
Bu hadis zayıftır.
ed-Dârekutnî hadisi tahric ettikten sonra şöyle der; « râvilerinden olan Ömer b. Abdu'1-Aziz, Temîm ed-Dâri 'den duymamıştır ve onu görmemiştir. Yezîd b. Hâlid ve Yezîd b. Muhammed ise mechûldurlar.»
Bu hükme ez-Zeylaî de [Nasbu’r-Râye, 1/37.] katılmıştır. Ayrıca hadisin bir başka illeti de vardır, o da râvilerinden olan Bakiyye b. Velîd müdellistir, an’ana sigasıyla rivayet etmiştir.
Hadisi İbn Adiy yine Bakiyye'nin olduğu başka bir yoldan rivayet etmiştir, ancak râvilerinden olan Ahmed b. Ferec yalancıdır.
Hak olan şudur ki, kanın çıkmasıyla abdesti gerekli kılan hiç bir sahih hadis yoktur. Asıl olan beraattır, yani konu hakkında bir nass olmadıkça kanın çıkması abdesti bozar diyemeyiz. Bu Ehli Hicaz'in mezhebidir, Medine Ehli’nden el-Fukahâu's- Seb'a da aynı görüştedir. Bu konuda bazı sahâbeden birtakım fiiller naklolunmuştur.

(
أن ابن عمر بثرة في وجهه فخرج شيئ من دم فحكمه بين أصبعيه ثم صلى ولم یتوضأ )
( İbn Ömer (r.a.) yüzündeki bir sivilceyi sıkar, bunun üzerine kandan bir şey çıkar, iki parmağıyla ovar sonrada abdest almadan namaz kılar. )
[İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 1/92; el-Beyhakî, 1/141]
Bu eserin senedi sahihtir. İbn Ebî Şeybe buna benzer bir eseri Ebû Hureyre'den de (r. a.) rivayet etmiştir. Yine sahabeden olan Abdullah b. Ebî Evfa (r.a.) namazdayken kan tükürür ve namazına devam eder.[Fethu’l-Bârî, 1/222-224]


131. Deniz yoluyla ancak hac yapan, umre yapan veya Allah yolundaki gazi gider. Çünkü denizin altında ateş, ateşin altında deniz vardır. [Ebû Dâvud, 1/389 ; el-Hatîb, et-Telhîs, 1/78]
(لا يَرآَبُ البحرَ الا حاجٌّ أو معتمرٌ أو غازٍ في سبيل الله فان تحت البحرِ نارًا وتحت النارِ بحرًا )
Bu hadis munkerdir.
Bu hadis, hadis imamlarının ittifakıyla zayıftır, el-Buharî sahih olmadığını, İmam Ahmed garîb olduğunu, Ebû Dâvud râvilerinin mechûl olduğunu, el-Hattabî de alimlerin bu hadisin isnadını zayıf kıldıklarını söyler. [İbn Mulakkan, el-Hulâsa, 1/73]
Hadis başka bir kanaldan da gelmiştir ancak râvilerinden olan Halîl b. Zekeriyyâ terkedildiği için, yani hadisin senedi çok zayıf olduğundan bir yukarıdaki hadisi kuvvetlendirememektedir.
Bu hadiste ilim talebi, ticaret ve benzeri menfaatler için deniz yolunun kullanılmasının yasaklılığı sözkonusudur. Ancak hikmetli olan Şâri’nin maznun bir sebeb olan denizde boğulma sebebiyle insanları maslahatlarından alıkoyması kati surette makûl değildir. Diğer taraftan Allah Teâlâ kulları için gemiler yarattığı ve deniz yolculuğunu onlar için kolaylaştırdığından, kullarının minnettar olmalarını istemektedir.
O söyle buyurur:

(
وآیةٌ لهم أنَّا حَمَلْنا ذُرِّیَّتَهم في الفُلْكِ المَشْحونِ. و خلقنا لهم من مثله ما یرآبون )
(Onların zürriyetlerini dopdolu bir gemide taşımamız da onlar için büyük bir ibrettir. Onlar için, bunun gibi binecekleri başka şeyler de yarattık) [Yâsîn, 41, 42.]
Bu ayet, yukarıda geçen hadisin zayıf ve münker olduğuna delildir.
Bunu Nebî (s.a.s.)'in bir hadisi de teyid eder:

(
المائد في البحر الذي یصيبه القيء له أجر شهيد والغرق له أجر شهيدَیْن )
( .......denizdeki kişiye kusma isabet ettiğinde bir şehid ecri alır. Boğulduğunda iki şehid ecri alır)
Bu hadisi Ebû Dâvud ve Beyhakî hasen bir senedle tahric etmişlerdir. [el-İrvâ, 1194]
Hadiste kayıt ve şartsız deniz yolculuğuna teşvik vardır.

9. Bölüm son

Şeyh Nasıruddin Albani
"Silsiletut Daifa Vel mevdua" cilt: 1 (muhtasar)
 
ABDULHAK Çevrimdışı

ABDULHAK

الإذلال هو بعيد عنا
Admin
üstad acaba El-Acluni, Keºfu’l-hafa, türkce tercümesi var mi arapcasi yanlis hatirlamiyorsam 2 cild olmasi lazim, Tefsir hocam bana onu alip, okuyup incelemem gerektigini söylemisti.. suan arapca müsaid degil, türkceye cevrilmis mi bir haberim yok.. nette tarattirdim, birsey görmedim..

MESAJ TAŞINDI
 
Ç Çevrimdışı

çöl yağmuru

Üye
İslam-TR Üyesi
bu hadislerin bazılarının uydurma olduğu anlaşılıyor ama bazılarını burda yazmasaydınız ben anlamazdım ne yalan söyleyim.peki niye insanlar böyle bilmedikleri şeyi söylüyolar yada kitaplara tam kesin olmayan hadisleri sahih gibi yazıyolar .yada şöyle deyim bunu kitaplarında yazanlara ve doğru kabul edip ona göre davrananlara bi günah var mı?birde şu hadis
130. Her akan kana abdest gerekir. [ed-Dârekutnî, es-Sünen, s.157]
(الوضوءُ من آل دمٍ سائل)
Bu hadis zayıftır.

yani ben de bu durumda abdest alıyordum?
 
N Çevrimdışı

nuriiii

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
allah azze ve celle abdul hakem izzetli kardeşimin ecrini versin.:cemaat
 
U Çevrimdışı

urbam

Üyeliği İptal Edildi
Banned
Kardeş ALLAH senden razı olsun.Hadis diye okuduğumuz ve duyduğumuz sözlerin ayetlerle ihtilfı olmaması gerektiğini anladım.Ravisi kim olursa olsun ölçüsü vahiy değilse şüpeyle bakmak gerekiyor.slmlar.
 
KavlulFasl Çevrimdışı

KavlulFasl

Aktif Üye
İslam-TR Üyesi
UYDURMA HADİS BELİRLEMEDE EN BÜYÜK ETKENLERDEN BİR TANESİ TARİH BOYUNCA HER ZAMAN İSNAT-SENED TENKİDİ OLMUŞTUR...

İSNAD HER NE KADAR SİKA OLSADA HADİSDEKİ METİN SİKA OLMAYABİLİYOR...

ÜMMET YILLARDIR HAZIRA KONMA TARZI HADİSLERLE YAŞIYOR ,KİMİ ZAMAN BİR HADİS BİR AYETİN HÜKMÜNÜ ORTADAN KALDIRABİLİYOR...

ANCAK BİR AYET BİR HADİSİN HÜKMÜNÜ ORTADAN NEDEN KALDIRAMIYOR DİYEBİLİYOR İNSAN...

BİR AYET BİR HADİSİN HÜKMÜNÜ ORTADAN KALDIRABİLMESİ İÇİN AYETİ ESAS ALARAK HADİSLERE BAKAR VE METİN TENKİDİNE TABİİ TUTABİLİRİZ...

BUNUN İÇİN ALLAME OLMAYA GERE YOK,25 -30 YIL EĞİTİM ALAMYADA GEREK YOK,KUR'ANI İYİ ANLAMAK VE AMEL ETMEK GEREKLİDİR...
 
Enfal.571 Çevrimdışı

Enfal.571

İyi Bilinen Üye
Site Emektarı
130. Her akan kana abdest gerekir. [ed-Dârekutnî, es-Sünen, s.157]
(الوضوءُ من آل دمٍ سائل)
Bu hadis zayıftır.
ed-Dârekutnî hadisi tahric ettikten sonra şöyle der; « râvilerinden olan Ömer b. Abdu'1-Aziz, Temîm ed-Dâri 'den duymamıştır ve onu görmemiştir. Yezîd b. Hâlid ve Yezîd b. Muhammed ise mechûldurlar.»
Bu hükme ez-Zeylaî de [Nasbu’r-Râye, 1/37.] katılmıştır. Ayrıca hadisin bir başka illeti de vardır, o da râvilerinden olan Bakiyye b. Velîd müdellistir, an’ana sigasıyla rivayet etmiştir.
Hadisi İbn Adiy yine Bakiyye'nin olduğu başka bir yoldan rivayet etmiştir, ancak râvilerinden olan Ahmed b. Ferec yalancıdır.
Hak olan şudur ki, kanın çıkmasıyla abdesti gerekli kılan hiç bir sahih hadis yoktur. Asıl olan beraattır, yani konu hakkında bir nass olmadıkça kanın çıkması abdesti bozar diyemeyiz.


esselamu aleykum
hanifi meshebine uyanlar bu durumda abdest yeniliyorlar. bunu neye dayanarak yapiyorlar?
 
ABDULHAK Çevrimdışı

ABDULHAK

الإذلال هو بعيد عنا
Admin
Enfal.571;135520' Alıntı:
130. Her akan kana abdest gerekir. [ed-Dârekutnî, es-Sünen, s.157]
(الوضوءُ من آل دمٍ سائل)
Bu hadis zayıftır.
ed-Dârekutnî hadisi tahric ettikten sonra şöyle der; « râvilerinden olan Ömer b. Abdu'1-Aziz, Temîm ed-Dâri 'den duymamıştır ve onu görmemiştir. Yezîd b. Hâlid ve Yezîd b. Muhammed ise mechûldurlar.»
Bu hükme ez-Zeylaî de [Nasbu’r-Râye, 1/37.] katılmıştır. Ayrıca hadisin bir başka illeti de vardır, o da râvilerinden olan Bakiyye b. Velîd müdellistir, an’ana sigasıyla rivayet etmiştir.
Hadisi İbn Adiy yine Bakiyye'nin olduğu başka bir yoldan rivayet etmiştir, ancak râvilerinden olan Ahmed b. Ferec yalancıdır.
Hak olan şudur ki, kanın çıkmasıyla abdesti gerekli kılan hiç bir sahih hadis yoktur. Asıl olan beraattır, yani konu hakkında bir nass olmadıkça kanın çıkması abdesti bozar diyemeyiz.



--------------------------------------


esselamu aleykum
hanifi meshebine uyanlar bu durumda abdest yeniliyorlar. bunu neye dayanarak yapiyorlar?



Kan abdesti bozar diyenlerin başlıca delilleri:

"Her akan kandan dolayı abdest almak gerekir."
(Darekutni, Temim ed-Dari'den rivayet etmiştir.)



"Her kim namazda iken kusar veya burnundan kan akarsa, namazda çıksın ve gidip abdest alsın. Ondan sonrada konuşmadığı sürece gelsin, namazını bıraktığı yerden tamamlasın."
( İbn-i Mace; Hz .Aişe'den)



Hanefi muhaddislerden Zeylai "Nasbur-raye" adlı eserinde (1/38-39, 2/60-61) bu hadisin illetlerini açıklamış ve huccet olamayacağını belirtmiştir.
Aynı şekilde Hafız İbn Hacer de ed-Diraye'de (no: 215) ve Buluğul Meram'da (74) isnadında zayıf bir ravi bulunduğunu belirtmiştir.
İbn Ma'ce muhakkiki Busayri de (1/144) İbn Ma'ce'nin isnadının zayıf olduğunu söylemiştir.
İbn Abdilhadi, el-Muharrar'da (no 85) Şafii, Ahmed, Darekutni ve diğer muhaddislerin bu hadis hakkında zayıf dediklerini nakleder.


Kan abdesti bozmaz diyenlerin başlıca delilleri:

"Rasulullah (s.a.v.) kan aldırdı ve abdest almaksızın namaz kıldırdı. Kan aldırdığı yerleri yıkamanın ötesinde bir şey yapmadı."
(Darakutni ve Beyhaki; Enes'ten rivayet rivayet etmişlerdir)



"(Rasulullahın) Kendisine namaz kılarken bir ok isabet ettiği halde namazını kılmaya devam etmiştir."
( Addad b. Bişr'den rivayet edilmiştir. Buhari bunu ta'likan zikretmiştir. Ayrıca Ebu Davud ve İbn Huzey de rivayet etmişlerdir.)

Enes (r. anh); hacamat olmuş (kan aldırmış) ve yeniden abdest almadan namaz kılmıştır.
(Buhari (1/52); Darekutni (1/151)

Aişe (radiyallahu anha)‟dan;
Kan damlaları hasır üzerine düşse bile namaz kılabilirsin."

(Nesai (171)
 
Abdulmuizz Fida Çevrimdışı

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
koyun.jpg



Saf insanları kendine körü körüne bağlamak için yüzlerce Rasulullahın ağzından iftira atarak hadis peydahlayanlar, yığınların kendilerinden kopmamaları için kendilerini peygamber seviyelerinde bile (hatta üstün) göstermekten çekinmemişlerdir. İşte bunların meşhurlarından

İBNİ ARABİ'NİN, RASULULLAH'I (s.a.v.) SOLLAMA ZIRVASI

İbn Arabî, Füsûs'unda açıkça şöyle demektedir:

"Velilik peygamberlikten (nübüvvetten) daha büyüktür, hattâ risâletten de daha kâmil (bir makam)dır".

İşte onun sözü:

Nübüvvet makamı bir berzahtadır ki
Rasulun az üstünde, velînin altında...

Ve onun ashabından (onun görüşünü benimseyenlerden) bâzısı bunu te'vîle kalkışarak;
"bu peygamberin veliliği nübüvvetinden üstün demektir", veya;
"aynı bunun gibi Rasulun veliliği de resûllüğünden üstün demektir" derler.

Veya, onun veliliğini Allah ile beraber olduğu hâl, resûllüğünü ise, yaratıklarla beraber olduğu hâl şeklinde anlatır ki, bu apaçık cehaletten başka bir şey değildir.
Çünkü, Rasûlullah mahlûkat ile konuşurken, risâleti onlara tebliğ ederken velilikten kopmuş değildir. Aksine o bu halde iken de, diğer hallerinde de Allah'ın velîsidir. Çünkü o, Allah'ın dostudur ve hiçbir halinde Allah'ın düşmanı değildir. Risâleti tebliğ ederkenki hâli, namaz kılarkenki, Allah'a duâ ederken O'na seslenirkenki hâlinden aşağı değildir.
Peki ya o ta'zîmkârın şu sözü hakkında bizim zoraki te'vîlci ne diyecek?

O diyor ki:
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, gümüşten bir kerpiçtir, kendisi ise altından ve gümüşten iki kerpiç. Ve Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kerpicinin zahirî ilim; kendi iki kerpicinin altın olanının bâtınî ilim, gümüş olanının ise zahirî ilim olduğunu, bu ilimleri aracısız aldığını iddia ediyor


https://www.islam-tr.org/tevhid/13353-ibni-arabinin-rasulullahi-sollama-zirvasi.html


Cübbelinin kendi ağzından duyulan ve pekçok tasavvuf kitaplarında geçen (hatta Said Nursi de risalelerinde) geçen bir uydurma hadis daha :


"ÜMMETİMİN ALİMLERİ BENİ İSRAİL’İN PEYGAMBERLERİ GİBİDİR"


RASULULLAH'I KURUTAN SÖZLER
- UYDURMA HADİSLER -

https://www.islam-tr.org/tevhid/12029-rasulullahi-kurutan-sozler-uydurma-hadisler-kitap.html



İşte Cübbeli bayraklı Ahmedden Kendinden beklenen İlmi (!) açıklaması

7021

Cübbeli Ahmed'in Hadise Verdi?i De?er Video - ilahi dinle,islami Videolar - Dini Videolar, klipler-ezgiler, kuran dinle
 
Üst Ana Sayfa Alt