Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Sabîğ (bin Asel), Ömer'e (radiyallahu anhu) gelip müteşabih ayetleri sorduğunda Ömer, Ona (cezalandırmak üzere) hurma dallarını hazırlattı.
Bir vakit Ömer (radiyallahu anhu) hutbe verdiği esnada Sabîğ ayağa kalkıp Ona: "Savurdukça savuranlara, yükü taşıyanlara" [1] ve devamında gelen ayetleri sordu.
Bunun üzerine Ömer aşağıya indi ve dedi ki: "İsmin nedir?".
Adam dedi ki: "Ben Abdullah Sabîğ'im".
Ömer de bunun üzerine: "Ben de Abdullah (Allah'ın kulu) Ömer'im. Başını aç!" dedi.
Akabinde adam başını açtı ve Ömer (radiyallahu anhu) adamın başındaki saçı görünce: "Eğer saçını kazınmış olarak bulsaydım boynunu kılıçla vururdum." [2] dedi.
Sonra şiddetli bir şekilde dövülmesini emredip Onu Basra'ya sürdü. Basra halkına da Onunla oturmamalarını emretti. Böylece, O, orada uyuz (hastalıklı) bir deve gibi oldu.
Bir meclise geldiği vakit Basra halkı "Bu, Muminlerin emirinin kesin kararıdır." deyip ondan uzaklaşıyorlardı.
Ta ki Sabîğ, tövbe edip Allah'a (eski görüşünden döndüğüne dair) yemin etti. Artık önceden kendisinde bulunan problemlerden hiçbiri kalmadı. Bunun üzerine Ömer (radiyallahu anhu) Basra halkına Sabîğ ile oturmalarına müsaade etti.
Hariciler çıktığı zaman Ona gelinip denildi ki: "İşte şimdi senin vaktindir."
Buna cevaben Sabîğ şöyle dedi: "Hayır, olmaz. Salih kulun öğüdü bana fayda verdi."
[1] (51/Zâriyât, 1-2) [2] Muhammed (sav.), Haricilerin özelliklerinden birinin saçlarını kazımaları olduğunu belirtmiştir. Hz. Ömer de bu kişiyi Harici zannetmiştir.
10 — Bu sebeble, Ömer’e (Allah ondan radı olsun) Sâbiğ’ın muteşabih ayetleri sorduğu ulaşınca, Onu cezalandırmak için iki adam hazırladı. Ömer hutbe okuyordu;
Sâbiğ kalktı ve Ona sordu: “(Zâriyât 1) ‘Tozutup savuranlara andolsun’ ayeti nedir?”, “(Zâriyât 2) ‘Yük taşıyanlara andolsun’ ayeti nedir?”
Ömer Ona dedi ki: “Adın nedir?”
O da dedi ki: “Ben Abdullah b. Sâbiğ’im.”
Ömer dedi ki: “Ben de Abdullah (Allah'ın kulu) Ömer’im. Başını aç!”
O başını açtı.
Ömer başına baktı ve Onda saç olduğunu gördü.
Ona şöyle dedi: “Eğer seni tıraşlı (haricîlerin yaptığı gibi kazınmış) bulsaydım, Seni kılıçla vururdum!”
Sonra adamlarına Onu şiddetli şekilde dövmelerini emretti.
Ardından da Onu Basra’ya gönderdi ve Basralılara şöyle emretti: “Onu meclislerinize oturtmayın!”
Bunun üzerine Sâbiğ bir meclise gelse, Onlar: “Bu, Emîru’l-Mûminîn’in kararıdır!” derler ve Ondan hemen ayrılırlardı.
Bu hâl böyle devam etti; sonunda Sâbiğ Allah adına yemin ederek:
“Artık nefsimde o eski şeylerden hiçbir şey kalmadı!” deyince,
Ömer Ona meclislerde oturma izni verdi.
Ancak yıllar sonra Hâricîler ortaya çıktığı zaman Ona gelinip denildi ki: "İşte şimdi Senin vaktindir." Sâbiğ şöyle dedi: “O salih kulun (Ömer’in) öğüdü bana gerçekten fayda verdi.” (Ömer’in nasihati bana gerçekten fayda vermiş; yoksa ben de Haricîler gibi olur, sapardım) (İbn Abdilberr, el-Temhîd, 17/14–15; İbnu’l-Cevzî – Telbîsu İblîs, Sf: 92; İbn Teymiyye , Mukaddimetu’t-Tefsîr, Sf: 181; İbn Kesîr, Tefsîr ; 51/4, “ez-Zâriyât” tefsiri; Kurtubî, Tefsîr , 17/5; Şâtıbî , el-İ‘tiṣâm , C. 2, Sf: 71; İbn Kudâme el-Makdisî, Zemmu't-Te'vîl, 12; Taberî , Târîhu’l-Umem, C. 4, Sf: 204)
Senet;
حدثنا عبد الوارث بن سفيان، قال: حدثنا قاسم بن أصبغ، قال: حدثنا محمد بن وضاح، قال: حدثنا موسى بن معاوية، قال: حدثنا وكيع، عن سفيان، عن موسى بن عقبة، عن سالم بن عبد الله:
أن صبيغًا كان يسأل عن المتشابه، فكتب فيه عمر
Abdulvâris b. Sufyân: Endülüslü büyük muhaddis. Zehebî: “İmam, sika.” (Siyer, 14/523) Kâsım b. Asbağ: Endülüs muhaddisi, meşhur hafız. İbn Hazm: “Hafız, imam, güvenilir.” Sika ittifakı.
Muhammed b. Vaddâh: Endülüs’ün en sahih hafızlarından. İbn Abdilberr: “Sika sabit.” (Câmi‘u Beyâni’l-‘İlm) Mûsâ b. Muâviye: Kütüb-i Sitte râvilerinin hocası. İbn Hibban Onu “sika” sayar.
Vekî‘ b. Cerrâh: Tâbiîn’den büyük imam. Ahmed b. Hanbel: “Sika imam.”
Sufyân es-Sevrî: Dünya hadis ilminin önderlerinden. “Emîru’l-mûminîn fi’l-hadîs”.
Mûsâ b. ‘Ukbe : Sika, Medine’nin büyük tâbiî âlimidir (İbn Maîn, Ahmed, Nesâî , tarafından sika kabul edilir).
Sâlim b. Abdullah b. Ömer : Medine’nin 7 büyük fakihindendir; ittifakla “sika”.
Sened hasen derecesindedir. Ayrıca kıssa birçok tarikle geldiği için sabit ve sahih kabul edilir.
Sâbiğ Irak'lı bir adamdı. “Muteşabih ayetler üzerinden fitne çıkarıyor, halkı şubheye düşürüyordu. Soruları ilim talebi için değil, insanları karıştırmak içindi.
Ömer neden sert davrandı?
Çünkü o dönemde “zayıf akıllı insanları şüpheye sürükleyen” kişiler fitne sebebi sayılırdı. Bu kişi masum bir talebe değil, fitne yaymak amacıyla sorular soran bir kışkırtıcıydı.
Ömer’in yöntemindeki hikmet: Soru sormayı değil, niyetindeki fitneyi cezalandırdı. Başını açtırıp saçını kontrol etmesi : Bu, Hariciler (fitne ehli) genelde tamamen kazıtılmış başla dolaştığı için, Ömer, Onun gerçekten harici tipli biri olup olmadığını kontrol etmek istedi. Basra’ya sürgün edilmesi ve kimsenin Onunla oturmamasının emredildi Bu, sahabe döneminde sosyal tecrit ile fitnenin etkisini kesme yöntemiydi. Sâbiğ tövbe edince Ömer Onu kabul etmiştir.
Sâbiğ sonunda ne oldu?
Sabîğ b. ‘Isl ( صَبِيغُ بْنُ عِصْلٍ ), Bazı kaynaklarda: Sabîğ b. ‘Iyâd, Sabîğ et-Temîmî şeklinde de geçer.
Bu kişiden nakledilir ki: "Sonra Ömer’in nasihatinin bana çok faydası oldu, artık hiç kimseye muteşabih sormam.” (Dârimî, Mukaddime, 1/66) Sabîğ tevbe etmiş, fitne çıkarmayı bırakmış, Kur’an muteşabihatıyla halkı meşgul etmeyi terk etmiştir.
Hadisçiler Onu “tevbesi görüldü, sadık oldu” diye nitelemiştir. Nitekim;
İbn Kesîr: "Ömer’in Onu dövmesinden sonra Sabîğ büyük bir tevbe ile geri döndü" (İbn Kesîr , el-Bidâye, 7/146)
İbn Hibbân: “Tevbesi sabit olduktan sonra ondan rivayet alınabileceğini” söyler. (İbn Hibbân, es-Sikât, C. 5, Sf: 387)
Bazı rivayetlerde “Sâbiğ tam bir âbid oldu ve sonunda Basra’da vefat etti.” (İbn Teymiyye zikreder)
Ömer (r.anh)'in Bu Davranışının Fıkhî Yönü
Bu kıssa fıkıh ve usûl âlimleri tarafından delil olarak kullanılır.
a) Fıkhî kaideler
1. Fitne çıkarmanın engellenmesi için yöneticinin ta’zir uygulamasına hakkı vardır.
Niyet bozuksa, Halkı karıştırıyorsa, Ehli olmayan kimseye tehlikeli ilim konularıyla uğraşma izni verilmez. Buna “tâ’zir bi’d-darb” denir (disiplin amaçlı sopa cezası). 2. Muteşabih konularda ilmi ve kapasitesi olmayan kimselerle konuşmak câiz değildir. (Ehl-i Sünnet itikadında önemli bir kaidedir.) 3. Bid’at yayma niyetine sahib kişilere toplumda makam verilmez, yalnız bırakılırlar. Bu, sahabe icması ile sabittir.
b) Selefi âlimlerin değerlendirmesi İbn Teymiyye: “Ömer’in Sâbiğ’e yaptığı; muteşabih ayetler üzerinden fitne çıkaranlara yönelik meşru tâ’zirdir.” (İbn Teymiyye, Daru Ta‘ârudi’l-Aql ve’n-Nakl, C. 1, Sf: 101) İbn Kesîr: “Bu olay muteşabih peşinde fitneyle dolaşanların cezalandırılmasının delilidir.” (Tefsîr, Zâriyât ayeti) Kurtubî: “Ömer’in sözleri ve uygulaması, muteşabihi fitne için soran kimselerin susturulmasını vacib kılar.” (Tefsîr, 1/314)
Ömer’in ifadesi: "لَوْ وَجَدْتُكَ مَحْلُوقًا لَضَرَبْتُكَ بِالسَّيْفِ" “Eğer Seni kazınmış bulsaydım, kılıçla vururdum.”
Bu, niyetinin kötü olduğuna delildir.
İbn Teymiyye der ki: “Bu olay, muteşabihi fitne için soranların tâ’zirle cezalandırılacağına delildir.” (Daru Ta‘ârudi’l-Akl ve’n-Nakl, 1/101)
Muteşabih, ancak ilim ehlinin konuşacağı konudur.
İmam Malik der ki: "مَن تَكَلَّمَ فِي الْمُتَشَابِهَاتِ مِنْ غَيْرِ عِلْمٍ فَهُوَ زَائِغٌ" “İlmi olmadan muteşabih hakkında konuşan sapmıştır.”
Halkı şubheye düşüren kimseye toplum destek vermez. Ömer’in Basra halkına emri: "Onu kimse oturtmasın, Onunla mecliste bulunmasın."
Bu, sosyal tecrittir.
Sâbiğ gibi kişiler tövbe ederse, kabul edilir.
Rivayette Sâbiğ der ki: "Artık muteşabih hakkında kimseye soru sormuyorum."
Ömer de Onu afvetmiştir.
MUTEŞABİH AYETLER HAKKINDA KİMLER KONUŞABİLİR? Konuşması câiz olanlar
Kesin Arabça dil otoritesi olanlar
Usûl ve tefsir fakihleri
Selef metodunu bilen âlimler. Bunlar “tefsîru’l-muteşabih” yapabilir.
Konuşması câiz olmayanlar
Avam insanlar
Kelam bilmeyen talebeler
Niyeti fitne olanlar
Soruyu meydan okumak için soranlar. Ömer’in Sâbiğ’e yaptığı işte bunun delilidir.