Şehid Seyf Ömer Abdurrahman'dan Nasihatler

eL_Muhacir

İlimsiz mucahid katil,cihadsız alim belam olur.
Frm. Yöneticisi
Lihyani;231695' Alıntı:
Hayatıyla bütün ümmete örnek olan Şeyh Ömer Abdurrahman’ın oğlu Seyf Ömer Abdurrahman Afganistan’da geçtiğimiz aylarda şehadet şerbetini içti. Şehid Seyf’in özel defterinde yazılı notları Ensar el-Mücâhidin isimli site yayınladı. Nasihatlerini ve notlarını Selda Bayrak İslam Dünyası için tercüme etti.

Şeyh Seyf Ömer Abdurrahman (Allah ona rahmet etsin ve mekanını Cennet eylesin) şöyle diyor:

• Allah’ın dini ne siyasetle ne parlamentolarla ne de başka bir şeyle hakim olacaktır. Allah’ın dini ancak cihad ile hakim olacaktır. Cihad ise savaşmaktır. Allah’ın kullarına yardım etme hususunda bir kanunu vardır ve bu kanun şu şekilde tecelli eder: Önce yeryüzündeki muslihlerin (ıslah edicilerin) etrafında bir zümre toplanır ve bu zümre ile cahiliye arasında bir savaş gerçekleşir. Sonra İslami hareket bu savaşa ön ayak olur ve yönetir. Derken ümmet İslami hareketin etrafında toplanır. Ve bu yolda kimileri düşer, kimileri vazgeçer, kimileri geride kalır ve kimileri de sebat eder… Sonuna kadar sebat edenler, işte Allah onları yeryüzünde egemen kılar. (Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur.)

• Güvenilir bir komutası olan, birbirine kenetlenmiş, sağlam bir topluluk oluşturulmalı ve bu topluluğun bu lider için kendilerini feda etmeye hazır, sadık, takva sahibi, Allah için sevip, Allah için düşmanlık eden, takva, sıdk ve sabırlarıyla dünyevi hazlardan yüz çeviren askerleri olmalı.

• Müslüman, daima Allah korkusunu düşünmeli ve cehennem ateşini gözünün önüne getirmelidir. Dünyaya karşı koyabilmek için daima ahireti ve Allah korkusunu düşünmek ve sadık olmak gerekir. Sıdk, cihadın ilk alametidir. Sadık bir mücahid; Rabbine, kendisine, insanlara, dinine ve akidesine sadık olur. Dininin prensiplerini her şeyin üstünde tutar. Dinini kazanmak için canını düşünmeden tehlikeye atar.

• Gerçek takva, seni Allah’ın haram kıldığı şeylerden uzak tutar. Ancak takva uzun bir terbiye süreci gerektirir. Haris Bin Malik El Ensari’den (ra) rivayet edilen bir hadisi şerifte Peygamber Efendimiz “Ey Haris nasıl sabahladın?” buyurmuş. Haris, “Gerçek bir mü'min olarak sabahladım” demiş. Hz. Peygamber (sav): “Ne söylediğine iyi bak. Herşeyin bir hakikati vardır. Senin îmânının hakîkati nedir?” buyurmuş. O da “Nefsimi dünyadan alıkoydum. Gecemi uykusuz, gündüzümü susuz geçirdim. Sanki ben, apaçık Rabbimin arş'ına bakar gibiyim. Ve sanki ben, birbirlerini ziyaret eden cennet ehline bakar gibiyim. Sanki ben, acıdan feryâdlar koparan cehennem ehline bakar gibiyim” cevabını vermiştir. Allah Rasûlü (sav) de “Ey Haris, bildin, iyice sarıl” buyurmuştur. Allah Rasûlü (sav) bir başka hadis-i şerifte de şöyle buyurmuştur: “Haramlardan sakın, insanların en âbidi ol!” ve “Allahım! Bize, bizi sana isyan etmekten alıkoyacak kadar korkundan hisse nasip eyle.” Allah’ın gözetlemesi, korku, takva… bütün bunlar, onu haram yemekten, haram işlemekten, Müslümanlar ile savaşmaktan, onlarla alay etmekten, kavmiyetçilik için savaşmaktan, cehaletten ve heveslerden alıkoyar.

• Takvası olmayan bir toplum; harap olmuş, yıkılmış, hayatın tadını alamayan bir toplumdur.

• Allah’ı bulan her şeyi bulur, O’nu kaybeden her şeyi kaybeder.

• Hak, insanlarla bilinmez, insanlar hakla bilinir. Hakkı bil ki hak ehlini de bilirsin.

• Halkın sevgisini ve muhabbetini kazanamayan bir davet, ölü doğar ve soyutlanmış olarak yaşar ve nihayetinde tükenerek yok olur. Halktan ve halkın enerjisinden soyutlanmış bir halde, tağutlara ve zorbalara karşı uzun müddet savaşabileceğini zanneden bir hareket, rüyalar aleminde yaşıyor olmalıdır.

• Silah taşımadan önce İslami terbiye kaçınılmaz derecede gerekli ve önemlidir. Zira silah taşımak, Rabbini gözeten, günahlardan kaçınan sadık kalpler gerektirir. Parmakların tetiğe hakim olabilmesi için abdestli kollar gerektirir. Ki böylece o şarjör yalnızca Allah düşmanlarının göğüslerine boşaltılabilir. İslam terbiyesi alınmadan silah kınından çıkarılırsa bu, cihadı yayanların yolunu kesen ve savunmasız insanların; kadınların, bebeklerin kalplerine korku salan silahlı çetelere dönüştürür. İslam terbiyesi almadan silah kuşananlar, yol kesen, kadınların ırzına geçen, insanların mallarını gasp eden ve kan döken eşkıyalara dönüşürler.

• İslami birlik: Suiistimali cezalandıracak, fasidi bastıracak, yağmacıları caydıracak, kendi malı ve gücü olan sağlam bir merkezi hükümet olmadan birlik asla sağlanamayacaktır.

• Hayattaki görevimiz, üç tür tevhidi ile Allah’a kulluk etmek, ibadetleri eda etmek ve Allah’ın bize emrettiklerini uygulamaktır. Bu ilk vazifemizdir. Şayet Allah’ın emirlerini ülkemizde yerine getiremiyorsak, şayet elimizde ise, İslam’ı kendimize ve başkalarına uygulayabileceğimiz ve İslam’ın emirlerini yerine getirebileceğimiz başka bir ülkeye hicret etmeliyiz. İbadet, hem beden ile hem de mal ile yapılmalıdır.

• Tüm Müslümanlar şunu bilmedir ki, yeryüzündeki en aziz, en saygın varlıklar onlardır. Dolayısıyla bu sıfatı hayata geçirmeli; yaşamlarında, rızıklarında, yaptıkları işlerde, konuşmalarında, uykularında, her şeyde bunu göstermeliler.

• Yeryüzünde Müslüman’dan daha güçlüsü ve kudretlisi yoktur; ancak silahını Allah’ın bütün düşmanlarına karşı cihad etmek için taşıyorsa… (Mü’minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar.)

• Akidenin yol gösterici olabilmesi için, olaylara, sözcüklere, davranışlara, hal ve hareketlere yansı

tılması ve tatbik edilmesi gerekir. İman kalptedir. Kalpte olan, ancak gerçek hayatta gerçekçi bir delil ile ispatlanır. Kalbin derinliklerine yerleşmiş olan imanın ispatı da davranışlar ve ahlaktır.

• Tevekkül elzemdir ve imanın yarısıdır. Tevekkül, Allah’ın elindekine kendi elindekinden daha çok güvenmendir.

• Sebeplere sarılmak emredilmiştir. Ancak sebeplere sarılmak illa ki sonuca varılacağı anlamına gelmez. İnsan tüm sebeplere sarılabilir; ama bundan bir sonuç alamayabilir. Ancak bunun karşılığında sevap kazanır. Çocuk isteyen kişinin durumu gibi… Çocuk isteyen biri, evlenir. Ancak evlenmesi kesin olarak çocuk sahibi olacağı anlamına gelmez. Çocuğu olmayabilir. Ne var ki o, sebeplere sarılmak bakımından üzerine düşeni yapmış olur. Netice ise Allah’tandır. Aynı şekilde, bir şey yapmak isterse uygun sebeplere sarılır. Başarısız olursa, Allah onu başarısızlığından ötürü hesaba çekmez. Çünkü o üzerine düşeni ve Allah’ın kendisinden istediğini yapmıştır. Sebeplere sarılmayıp da işinde başarılı olanı ise Allah, emrettiği sebepleri ihmal ettiği için hesaba çeker. Allah bize hazırlanmamızı emretmiştir.

• Dikenlerle dolu, parçalanmış cesetlerin saçıldığı, kan ve gözyaşlarıyla sulanmış bir yolda yürürken, kalplerimizde Allah’a tevekkül ve güven olmalıdır. Allah, askerlerini yenilgiye uğratmayacak, sözünden dönmeyecek ve kullarını terk etmeyecektir.

• Allah, dünyada ve ahirette başarı ve mutluluğu üç şeye bağlamıştır: Sabır, ribat ve takva.

• Sabır imanın ayrılmaz bir parçasıdır. Vücutta baş nasıl ise, imanda sabır da öyledir. Sabrın imandaki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir. Nefis şehvetlerden imtina ederse sabırlı olur.

• İbn-i Kayyim şöyle diyor: “Dinde imamet ancak sabır ve yakîn bir inançla elde edilir”. (Sabredip âyetlerimize kesin olarak inandıkları zaman içlerinden emrimizle doğru yola ileten önderler çıkardık).

• Zühd: Şehvetlerin ve şehvetlerin esiri olan nefsin bastırılması için kaçınılmazdır. Nefisler terbiye edilmeli, ahlaki muhakeme yapılmalı ve nefsin terbiye olup felaha ermesi için zühd yolunun yolcularının tuttuğu yol öğrenilmelidir.
Şehid Seyf Ömer Abdurrahman
Kaynak: İslam Dünyası Dergisi, Sayı:3, Nisan-Mayıs 2012​

ALLAH (c.c) Şehadetini kabul buyursun amin
 

ibnikayyim

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Rabbim Sayılarını arttırsın Yolunda canını satanların ticaretini kabul etsin ........amin
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt