Çözüldü Süresiz Nafakanın Hükmü Nedir? Malvarlığının Yarısı Kadına Verilmesin Diye Başkasının Adına Geçirmek Caiz midir?

S Çevrimdışı

Serdengeçtii

Üye
İslam-TR Üyesi
Selamun Aleykum ve Rahmetullah

Sorum şudur : İslamda boşanmak istediğin eşin iddet döneminde ev ve nafaka hakkı var . Eğer çocuk yoksada iddet bitince kocadan başka hakkı var mı ? Çocuk varsada çocukların nafaka var bildiğim kadarıyla ...

Şuan yürürlükte olan kanunlara göre kocanın tüm malının yarısı , kadına süresiz nafaka , çoçuklara da 18 yaşına kadar nafaka var . İslamda malın yarısını kadına vermek varmıdır ? Kadına süresiz nafaka caizmidir ? Koca bu durumla karşılaşmamak için malını başkasının üzerine geçirmesi caiz midir ? Bu sorularıma cevap arıyorum . Ehil hocaların ivedi cevabını bekliyorum ...
 
Abdulmuizz Fida Çevrimdışı

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Âleykum selam we rahmetullahş we berakatuh ;

İslam'da Boşanan kadının iddet süresindeki hakları

Talâk-ı ric‘î (geri dönülebilen boşama) ise;
Nafaka ve Mesken (ev) hakkı vardır. Çünkü kadın hâlâ hükmen eşidir.
“Onları gücünüz yettiğince oturduğunuz yerden oturtun.” (Talâk 6)

Talâk-ı bâin (kesin boşama) ise;
Hamile değilse; Nafaka ve mesken hakkı olmaz.
Hamileyse; Doğuma kadar nafaka ve mesken vardır
“Eğer hamile iseler, doğum yapıncaya kadar nafakalarını verin.” (Talâk 6)

Bu görüş genel anlamda Hanefî, Şâfiî, Hanbelî mezheblerinin ittifakına yakındır.

İddet bittikten sonra kadının, kocadan hakkı var mı?

İddet bittikten sonra Kadına nafaka ve ev hakkı yoktur. Geçim yükümlülüğü tamamen biter. İstisna olan durum; Eğer çocuk varsa, nafaka anneye değil, çocuğa aittir.

İslam'da Çocukların Nafakası Nasıldır?

Çocuk varsa Babanın nafaka sorumluluğu vardır.
Erkek çocuğun nafakası çalışabilecek yaşa kadardır.
Kız çocuğun nafakası evlenene kadardır. (İbn Kudâme , el-Muğnî; Kâsânî ,
Bedâiu’s-Sanâi‘)
Kısaca Nafaka; annenin şahsî hakkı değil, çocuğun hakkıdır.

Günümüzdeki Beşeri Kanunlardaki “Malın yarısı kadına verilir” anlayışı İslâm’da var mı?
Kesinlikle Hayır, yoktur
İslâm’da Evlilik; mal ortaklığı değildir.
İslam'da boşanan Kadının Mehir, Kendi malı ve şartların oluşması durumunda miras hakkı vardır.
Erkek; Kendi malının tek sahibidir, Boşanmayla mal paylaşımı olmaz.
“Erkeklerin kazandıklarından bir payı, kadınların da kazandıklarından bir payı vardır.” (Nisâ 32)


İbn Teymiyye: “Nikâh, malların ortaklığı akdi değildir.” (İbn Teymiyye:, Mecmû‘u’l-Fetâvâ)

İslâm’da Boşanan Kadının Süresiz Nafaka Hakkı var mı?
Kesinlikle yoktur. Nafaka, Ya nikâh süresince, Ya iddet süresince Ya da çocuk için belli bir süreliğine verilir. Kadına ömür boyu nafaka diye bir şey İslâm’da bid‘attır.
Şeyh İbn Bâz; “Boşanmış kadına iddetten sonra nafaka vermek vâcib değildir.”
Şeyh İbn Useymîn; “Bu tür kanunlar şeriata muhaliftir.”

Küfrün Kanunlarıyla Hükmedilen Devletlerde Boşanma Durumunda , Resmiyette Malı Başkasının Üzerine Geçirmek Caiz mi?

Fıkıhta 'Zulmü defetmek için tedbir almak caizdir.' kaidedir.

İbn Teymiyye, haksız gasb ve zulûm durumunda şöyle der:

وَإِذَا كَانَ الرَّجُلُ يُخَافُ أَنْ يُؤْخَذَ مَالُهُ ظُلْمًا، فَلَهُ أَنْ يَتَحَيَّلَ فِي دَفْعِ الظُّلْمِ عَنْ نَفْسِهِ وَمَالِهِ، لِأَنَّ دَفْعَ الظُّلْمِ مَشْرُوعٌ بِاتِّفَاقِ الْمُسْلِمِينَ​
“Bir kimse, malının zulümle alınacağından korkarsa, kendisinden ve malından zulmü defetmek için tedbir alabilir. Çünkü zulmü defetmek, Müslümanların ittifakıyla meşrudur.” (İbn Teymiyye, Mecmûʿu’l-Fetâvâ, C. 28, Sf: 390)

“Hak doğmadan önce korunma ; hak doğduktan sonra hile olmaz”
Zâlim de olsa bir hüküm, fiilen seni bağlar hâle geldiyse; artık onu hileyle düşürmek, yeni bir zulüm olur.
“Hak sabit olduktan sonra yapılan hile helâl değildir.”
Sabit hak; Şer‘î olarak haklı demek değildir, Zorla uygulanabilir hâle gelmiş (Polisle, Mahkemeyle, İcra gücüyle) hüküm demektir.

أَمَّا مَنْ تَحَيَّلَ لِدَفْعِ ظُلْمٍ قَبْلَ ثُبُوتِ الْحَقِّ، فَهَذَا جَائِزٌ، وَأَمَّا بَعْدَ ثُبُوتِ الْحَقِّ فَلَا يَحِلُّ​
“Henüz hak sabit olmadan önce zulmü defetmek için yapılan tedbir caizdir. Ancak hak sabit olduktan sonra yapılan hile helâl değildir.” (İbn Teymiyye, Mecmûʿu’l-Fetâvâ, C. 29, Sf: 147)

وَالْحِيَلُ نَوْعَانِ : إِحْدَاهُمَا مَا يُتَوَصَّلُ بِهِ إِلَى إِبْطَالِ حَقٍّ أَوْ إِحْقَاقِ بَاطِلٍ فَهَذَا حَرَامٌ
وَالثَّانِيَةُ مَا يُتَوَصَّلُ بِهِ إِلَى دَفْعِ الظُّلْمِ فَهَذَا جَائِزٌ
​
“Hile iki çeşittir: Hak ibtaline veya bâtılı gerçekleştirmeye götüren hile haramdır.
Zulmü defetmeye götüren hile caizdir. (Şeyhu'l İslâm Takıyyüddîn Ahmed b. Abdulhalîm b. Teymiyye el-Harrânî, İkāmetu’d-Delîl alâ İbtâli’t-Tahlîl, C. 2, Sf: 169)
“Haksız yere malına el konulacağını bilen kimse, malını koruyabilir.”
İbn Teymiyye’nin şu prensibi ;
لَهُ أَنْ يَتَحَيَّلَ فِي دَفْعِ الظُّلْمِ عَنْ مَالِهِ = “Malına yönelik zulmü defetmek için tedbir alması Ona caizdir.”
Bu ifade Hakkı ibtal eden hileyi değil, Zulmü engelleyen meşru tedbiri anlatır.
İbn Teymiyye şöyle der:

وَإِذَا كَانَ الرَّجُلُ يَخَافُ أَنْ يُؤْخَذَ مَالُهُ ظُلْمًا، فَلَهُ أَنْ يَتَحَيَّلَ فِي دَفْعِ الظُّلْمِ عَنْ نَفْسِهِ وَمَالِهِ، لِأَنَّ دَفْعَ الظُّلْمِ مَشْرُوعٌ بِاتِّفَاقِ الْمُسْلِمِينَ​
“Bir kimse, malının zulümle alınacağından korkarsa, kendisinden ve malından zulmü defetmek için tedbir alabilir. Çünkü zulmü defetmek, Müslümanların ittifakıyla meşrudur.” (İbn Teymiyye, Mecmûʿu’l-Fetâvâ, C. 28, Sf: 390)

أَمَّا مَنْ تَحَيَّلَ لِدَفْعِ ظُلْمٍ قَبْلَ ثُبُوتِ الْحَقِّ، فَهَذَا جَائِزٌ​
“Henüz hak sabit olmadan önce zulmü defetmek için yapılan tedbir caizdir.” (İbn Teymiyye, Mecmûʿu’l-Fetâvâ, C. 29, Sf: 147)
Bu ifade Zâlim kanunu meşrulaştırmaz, Hakkı ibtal etmeyi caiz kılmaz. Şunu söyler;
Zulüm gerçekleşmeden önce malı korumaya yönelik meşru tedbir caizdir; ama Hak (doğmuşsa) zorla sabit olduktan (süresiz Nafaka / mal'ın yarısı hükmü kesinleşmişse) sonra Onu hileyle düşürmek haramdır.

İbn Teymiyye neden “hak gibi muamele” diyor?
Çünkü daha büyük fesadı engellemek için. Usûl kaidesi:
أعظم المفسدتين يُرتكب لدفع أعظمهما “İki fesaddan daha hafifi, büyüğünü defetmek için katlanılır.”
Eğer Mal kaçırma, Sahte satış, Yalan beyan olursa; Yeni kul hakları, Yeni haramlar, Yeni mağduriyetler doğar.

Boşanma durumunda kadına verilen malın yarısı İslâm’da hak değildir, Süresiz nafaka bâtıldır. Ayrıca Bu hükümler küfür kanunudur.

Ama şu da doğrudur: Bu hükümler zorla uygulanıyorsa, Artık “hak doğdu mu?” sorusu şer‘î değil, fiilî anlamdadır.

İbn Teymiyye’nin sözü:
“Haksız hüküm, hak olmaz; ama fiilen sabit olduktan sonra onu hileyle düşürmek de helâl olmaz.” Özetle;
İbn Teymiyye Zâlim kanunu meşrulaştırmıyor, Zulmü yaygınlaştıracak yeni hileleri kapatıyor. Bu yüzden
Önceden korunmak caiz; Sonradan kaçırmak haram.

**

Hanefîler aynı meselede şu asli kaideyi koyar:

الْمَأْخُوذُ ظُلْمًا لَا يَصِيرُ حَقًّا بِالْقَضَاءِ : “Zulümle alınan mal, kadı hükmüyle bile hakka dönüşmez.” (İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr; Kâsânî , Bedâiʿu’s-Sanâiʿ)
Yani Devlet, Kadı, Sultan bâtıl bir şeyi hak yapamaz.

Hanefîlere göre 'zorla verilen bâtıl mal'ın durumu


وَإِنْ أُخِذَ مِنْهُ مَالٌ بِغَيْرِ حَقٍّ فَلَا يَكُونُ حَلَالًا لِلْآخِذِ، وَإِنْ أَجْبَرَهُ السُّلْطَانُ​
“Bir kimseden hak olmaksızın mal alınırsa, sultan zorlamış olsa bile alan için helâl olmaz.” (Kâsânî, Bedâiʿu’s-Sanâiʿ, C. 7, Sf: 146)
Zorlanan günahkâr değildir; Alan taraf haram yemiş olur.

Zorlanan Kişi Günahkâr Olur mu?
وَالْمُكْرَهُ عَلَى دَفْعِ مَالِهِ ظُلْمًا لَا إِثْمَ عَلَيْهِ : “Malını zulümle vermeye zorlanan kimseye günah yoktur.” (İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr, C. 5, Sf: 249)
Çünkü İkrah (zor), İrade yok, Kul hakkını başlatan O değil.



Zulmü başlatmak ; zulme maruz kalmak Değildir

Hanefîler der ki:
الضَّرَرُ لَا يُزَالُ بِمِثْلِهِ : “Zarar, benzeri bir zararla giderilmez.”
Yani Sana zulüm yapılıyor diye Sen de başkasına zulmedemezsin. Bu yüzden Hak doğmadan önce korunmak caiz; Hak zorla sabit olduktan sonra hile caiz değildir. (Bu noktada Hanefiler İbn Teymiyye ile birebir örtüşür.)

Hulasatu'l Kelam;
Hanefî mezhebine göre zulümle alınan mal, kadı hükmüyle bile helâl ve hak olmaz. Zorlanan kimse günahkâr değildir, fakat alan taraf haram mal yemiş olur. Zulüm gerçekleşmeden önce malı korumak meşrudur; ancak zulüm fiilen sabit olduktan sonra hile ve mal kaçırma yeni bir kul hakkı doğurduğu için caiz değildir.
 
Üst