Makale Tasavvuf: Şirk ve Hurafe Bataklığı

Coolumsu Çevrimdışı

Coolumsu

Aktif Üye
İslam-TR Üyesi
Tasavvuf: Şirk ve Hurafe Bataklığı

İslam düşünce tarihi, rasyonel zemin ile mistik hezeyanların, tevhid inancı ile ezoterik sapmaların amansız mücadelesine sahne olmuştur. Bu mücadelenin en yıkıcı, en köklü ve kitleleri en çok felç eden öznesi hiç şüphesiz ki tasavvuftur. Tasavvuf, İslam dünyasına dışarıdan ithal edilmiş felsefi tortuların, Hint mistisizminin ve gnostik akımların dinî bir retorikle ambalajlanmış halidir. Bu hareket, iddia edildiği gibi İslam’ın "kalbi" veya "manevi boyutu" değil; aksine onun teolojik omurgasını kemiren gizli bir şirk ve kitleleri tefekkürden alıkoyan mutlak bir cehalet kaynağıdır.

Tasavvufun özünü oluşturan "Vahdet-i Vücud" (Varlığın Birliği) felsefesi, İslam’ın en temel, en tavizsiz şartı olan tevhid akidesine indirilmiş en ağır darbedir. İslam, Hâlık (Yaratan) ile mahluk (yaratılan) arasına net, kalın ve aşılmaz bir sınır çizer. Allah, zâtı itibarıyla yaratılmış olan her şeyden münezzehtir.

Ancak tasavvuf, bu sınırı ortadan kaldırarak panteist bir felsefeyi mukaddes bir kılıfla topluma enjekte etmiştir. "Her şey O’dur" mantığı, yaratılan evreni ve içindekileri tanrısallaştırmanın teolojik adıdır. Bu felsefenin kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıkan "Enel Hak" (Ben Hakk'ım) veya "Cübbemin altında Allah'tan başkası yoktur" gibi şathiyatlar, meczupça söylenmiş masum hezeyanlar değil, şirkin en çıplak ve en cüretkar ifadeleridir. Tasavvuf, insanı Allah’ın kulu olmaktan çıkarıp, onu tanrılığın bir cüzü ilan ederek teolojik bir intihara zemin hazırlamıştır.

Ete kemiğe büründüm Mahmut diye göründüm demek azmanın, sapmanın zirve noktasıdır. Allah’ın bir insanın, bir şeyhin bedeniyle özdeşleştiğini, onun formuna girdiğini iddia etmek, uluhiyeti maddeye indirgemektir. Bu anlayış, Mekke müşriklerinin putları aracı kılma şirkinden çok daha ileri giderek, doğrudan bir faniyi ilahlık makamına oturtmaktadır. Tasavvuf, bu sözlerle İslam'ı tahrif ederek paganist bir antropomorfizm (insan biçimcilik) bataklığına saplanmıştır.

Bu felsefenin toplumsal izdüşümü tam bir felakettir. Eğer bir mürşit, bir şeyh veya bir figür "Allah’ın ete kemiğe bürünmüş hali" olarak kabul ediliyorsa, o kişinin her sözü dogma, her hareketi hatasız ve her emri ilahi bir buyruk haline gelir.

Bu zihniyet, müridleri yaşayan bir insana tapınma noktasına getirir.
"Mahmut", "Yunus" veya bir başka isim üzerinden pazarlanan bu mutlak otorite, kitlelerin hür iradesini elinden alır.
İnsanları tek bir şarlatanın oyuncağı haline getiren bu doktrin, kula kulluk zilletinin en radikal ve en tehlikeli aşamasıdır.

İslam, insan ile yaratıcı arasındaki tüm barikatları, ruhban sınıflarını ve aracı kurumları yıkarak kulun doğrudan Allah’a yönelmesini esas alan bir hürriyet dinidir. Tasavvuf ise bu hürriyeti imha ederek yerine yeni bir "kutsal aracılar" kastı inşa etmiştir.

Şeyhlik, mürşitlik ve kutbiyet gibi makamlar, Hristiyanlık ve pagan inanışlarındaki aracı figürlerin İslam toplumu içerisindeki izdüşümlerinden başka bir şey değildir. Bir faniye;

Gaybı bilme (gelecekten ve bilinmeyenden haberdar olma),
Kalplerden geçeni okuma,
Ahirette şefaat garantisi verme,
Dünyadaki hadiseler üzerinde manevi tasarrufta bulunma

gibi yalnızca Allah’a ait olan mutlak sıfatların atfedilmesi, açık bir uluhiyet ortaklığıdır. Kulun iradesini bir faniye teslim etmesini öğütleyen "Gassalın elindeki meyyit (ölü yıkayıcının elindeki ölü) gibi olmak" düsturu, insan onurunu, aklını ve hür iradesini yok eden bir köleleştirme mekanizmasıdır. Bu mekanizma, Allah’a kul olmak için yola çıktığını iddia eden kitleleri, yaşayan insanların kulu ve kölesi haline getirmiştir.

Tasavvufun toplumlara verdiği en büyük ve kalıcı zarar, akıl ve bilgi düşmanlığı üzerinden kurduğu epistemolojik cehalet imparatorluğudur. Dinî, hukuki ve bilimsel bilginin zemini; akıl, nakil (vahiy) ve denetlenebilir nesnel duyulardır. Tasavvuf ise akıl yürütmeyi, felsefeyi ve pozitif bilimleri "aklın prangası" olarak yaftalamış; bilginin kaynağı olarak yalnızca rüya, keşf ve ilham gibi tamamen sübjektif, denetlenemez ve keyfi yöntemleri ilan etmiştir.

Akıl devre dışı bırakıldığında, hakikat ile hurafe arasındaki çizgi kaybolur. Şeyhlerin rüyaları şeriatın üstüne çıkarılmış, uydurma menkıbeler sahih bilginin yerini almıştır. Sorgulamanın, eleştirmenin ve delil aramanın "manevi edepsizlik" sayıldığı bu zihniyet, İslam dünyasını yüzyıllar sürecek derin bir entelektüel karanlığa mahkum etmiştir. Batı dünyası rasyonalizm, bilim ve teknoloji ile dünyayı yeniden şekillendirirken, tasavvufun uyuşturucu etkisi altındaki kitleler tekkelerde mucizeler, kerametler ve rüyalar aleminde sahte bir esrime yaşamışlardır.

Tasavvuf, İslam’ı kendi rasyonel, ahlaki ve hukuki zemininden koparıp; ezoterik bir gizemciliğe, şirke ve mutlak bir cehalete sürükleyen bir afyondur. Tevhid inancını panteizmle zedeleyen, kulu kula kul eden aracılık kurumlarını kutsayan ve akıl yürütmeyi günah sayan bu öğreti, Müslüman toplumların geri kalmışlığının, donmuşluğunun ve entelektüel iflasının baş sorumlularındandır. İslam dünyasının yeniden ayağa kalkması, tasavvufun ürettiği bu hurafe ve şirk tortularından radikal bir entelektüel temizlikle arınmasına ve aklı yeniden rehber edinmesine bağlıdır.
 
M Çevrimdışı

Mehmed.090

Aktif Üye
İslam-TR Üyesi
Akhi bu hristiyanlıktaki üççülük inanışıdır. Onlar 3 tane ilah olduğunu söylerler ve bunlardan biri de Hz İsa'dır.(Oğul) Bu artık bir bakıma şirk olmuştur. Bu artık tağuta tapan zihniyettir. Misal Allah azze ve celle mekandan münezzehtir diyoruz fakat bu bir insansa(şayet olamaz) belirli bir mekanı vardır. Misal Allah azze ve celle'nin Kebir ismi onun büyüklüğünde sınır olmadığını gösterir fakat bu bir insansa(şayet olamaz) bu büyüklüğün bir hududu olduğunu açıklar. Bu açık bir şekilde tevhidi bozan bir ilkedir ve şirktir. Buna inananlar ise müşriktir. Gerekli açıklamaları yaptığımı düşünerek bitiriyorum. Allah yar ve yardımcınız olsun. Davada muvaffak olacağız biiznillah. Allah'a emanet olun.
 
Geri
Üst Ana Sayfa Alt