Çözüldü Yahudilerin, Hz. Muhammed (s.a.v.) Hatırı ile Tevessülleri?

matematikçi

Yeni Üye
Üye
Hâlbuki onlar (Yehûdîler) kâfirlere karşı, (O'nunla Allah'dan yardım ve ) fetih istiyorlardı..)[Bakara:89]
Bu âyet-i celîlenin tefsîrinde, İbnü Ebî Hâtim[İbnü Ebî Hâtim: 1/171], İbn-i Cerîr[İbnü Cerîr: 2/333-336], Beğevî[Beğevî: 1/93], Kurtubî,[Kurtubî: 2/21] ve Âlûsî[Rûhu’l-Meânî: 1/320] şu rivâyeti getiriyorlar:

(Yehûdîler'e bir musîbet geldiği, bir düşman ansızın onlara saldırdığı zaman, “Ey Allah’ım! Onlara karşı Âhir Zamanda gönderilecek olan, sıfatını Tevrat’ta bulmakta olduğumuz Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem ile/onun hatırına bize yardım et” diye duâ ederlerdi.)bu rivâyet, İmâm Beyhekî'ye göre en az Hasen rütbesindedir. Zîrâ bu, kitâbı için gözetmeyi va'dettiği bir esastır.

(Delâilü'n-Nübüvve Mukaddimesi: 1/46)Buradaki, rivâyetin Sahîhlik derecesinden çok, bizce en mühim noktalardan biri, onun bu büyük müfessirler ve muhaddislerce kabûl görüp kitâblarına alınmasıdır. Böyle bir tevessülün açık âyetlere ters görülmemesidir. Hattâ bazı âyetleri daha anlaşılır kılan, tefsîr eden mâhiyyette görülmesidir.




bu tevvesül için delil getırdıler bu sahih mi?bilen ahi cevaplasın(islam4ever hariç)
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Yönetici
Admin
Frm. Yöneticisi
Evvela şunu bilelim ki, Yahudilerin, Allahın kitabında (Tevrat) gelecek son Nebi hakkında, bahsi geçtiğinden dolayı, savaş durumunda ; “Ey Allah’ım! Onlara karşı Âhir Zamanda gönderilecek olan, sıfatını Tevrat’ta bulmakta olduğumuz Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem ile/onun hatırına bize yardım et” diye dua etmleri ne Kur'an-ı Kerimde ne de hadis-i şerfilerde bulunmaktadır. Tarihi bir bilgidir ki delil olamaz.

Bu olayın aktarılma sebebi, Yahudilerin, rasulullah (s.a.v.) daha gelmeden önce, Muhammed (s.a.v.)'in geleceğini bilmeleri, fakat kendi ırklarından gelmemesi üzerine kıskançlıktan dolayı inkar etmeleridir.

Abdullah b. Abbas, Katade, Ebul Âliye, Suddi, Atfı, Mucahid, Said b. Cubeyr Ali el-Ezdi ve İbn-i Zeyd'den rivayet edildiğine göre Yahudiler, Muhammed (s.a.v.)'i vesile kılarak yardım diliyor ve muşriklerle savaştıkları zaman şöyle diyorlardı.
"Ey Allahım, sen, gönderilecek âhir zaman Peygamberi hürmetine, muşriklere karşı bize yardım et."
Fakat Peygamber gönderilib de onun, kendi ırklarının dışında biri okluğunu görünce, Arabları kıskanarak Muhammed (s.a.v.)'i inkâr ettiler. (Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 1/265-267)

Rivâyetin sıhati hakkında şunları diyebiliriz;
Evvela bu rivâyetin hadis olarak sahih olmadığını bildirelim ve detayını aşağıya alalım;
Taberi olmak üzere genellikle Tefsir kaynaklarında (Bakara 89. ayetin tefsiri) yer yalan bu rivâyetin kaynağı “İbn İshak” olarak belirtilmiştir. (İbn Hişam, es-Siyre, 7/541-542, 547)
Beyhâki de değişik rivayetler yanında İbn İshak’tan yaptığı rivayete de yer vermiştir. (Delailu’n-Nubuvve, 2/76)
Bu rivâyet -değişik varyantlarıyla- daha çok tefsir kaynaklarında yer almıştır. Hâkim de bu konuda bir rivayete yer vermiş, fakat hadisin“garib” olduğunu belirtmiştir. (Hakim, 2/289)
Zehebi de bu rivayetin senedinde yer alan bir râvinin metruk “rivayetleri alınma” olduğunu belirtmiştir. (Zehebi, Telhis, -Hâkim’le birlikte, a.g.y)
Nasıruddin el-Elbani, konuyla ilgili İbn İshak’ın yaptığı rivayetlerden biri olan ve savaş esnasında Yahudilerin Yesrib'li (Hazrec ve Evs) adamlara karşı: “Göreceksiniz yakında bir peygamber çıkacak onunla birlikte Ad ve İrem halkının ölümüyle sizi öldüreceğiz” ifadesini barındıran hadis rivayetinin zımnen “sahih” olduğunu bildirmiştir. Çünkü onu sahih kabul ettiği eserine almıştır. (Sahihu’s-Siyreti’n-Nebeviye, 1/57)



Diğer bir durum ise, bu duanın Allah katında kabul olunup icabet edildiği hakkındadır ki, Medine yahudileri, Arablara karşı savaşlarda sürekli kazanmamışlardır.

Başka bir durum ise, Ehl-i Sunnet akaidine göre, "Allah katında torpilli kişilerin hatırı için" diyerek dua etmek reddedilmiştir. Ola ki bu şekilde dua, 'saygı secdesi gibi'

"Anasıyla babasını yüksek bir taht üzerine oturttu ve hepsi birden Yusuf için secdeye kapandılar. Bunun üzerine Yusuf dedi ki: "İşte bu durum, o rüyamın çıkmasıdır. Gerçekten Rabbim onu hak rüya kıldı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni zindandan çıkarmakla ve sizi çölden getirmekle Rabbim bana hakikaten ihsan buyurdu. Doğrusu Rabbim dilediğine lutfunu ihsan eder. Şüphesiz O, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Yusuf 100)
nesh olunmuş olabilir. Birileri Yahudiler gibi dua edecekse (ki sabit değildir), Dua edecekleri peygamberi Allahın kitabından bularak edeceklerse kendileri bilir.

Ehl-i sunnete göre Caiz olan tevessul şekilleri ancak şunlarla sınırlıdır:

1) Allah’a Bir Kimsenin Hatırı Veya Makamı-Mevkii İle Tevessül:

Bid’at tevessul türlerinden birisi Allah’tan bir kimsenin hatırı, makamı-mevkii ile istekte bulunmaktır. “Allahım! Peygamberinin veya kulun filancanın yüzü suyu hurmetine senden isterim” demek böyledir. Böyle bir tevessül anlayışı İslam dininde yoktur. Allahu Teâlâ’nın “Kitabda hiçbir şeyi eksik bırakmadık” (Enâm: 6/38) dediği Kur’an’da, veya Ebu Hurayra’nın “Allah Rasulu bize tuvalete girmek dahil herşeyi öğretti diyerek kapsamını ortaya koyduğu sünnette bu tür tevessüle delil yoktur." Aynı şekilde sahabenin yaşantısında da bu türden örneklere rastlamak mümkün değildir.

İslamın emrettiği, Allah’a güzel isimleri ve yüce sıfatlarıyla tevessülde bulunmaktır. Bu bid’at tevessül türünde şayet kişi Allah’ın sultanlar, krallar gibi aracılara ihtiyacı olduğu şeklinde bir inanca sahip olursa bu onu büyük şirk’e sokar. Çünkü bu yaratıcıyı yaratılana benzetmektir. Bu çok kötü bir kıyastır.

Oysa Allah Subhanehu ve Teâlâ yarattıklarına kıyas edilemez. Allah’ın bir kulundan hoşnut olması için aracı gerekmez. Bir kuluna gazap ettiğinde de hiçbir aracı fayda vermez. Melek, peygamber ya da her ne olursa olsun hiçbir mahluk Allah’a kıyas edilemez. Yaratılan herşey yaratana muhtaçtır. Yaratan ise ne aracıya ne de herhangi bir yaratılmışa muhtaç değildir.

Onlar, Allah’tan başka, kendilerine göklerde ve yerde olan rızıktan hiç bir şey veremeyen ve buna asla güçleri yetmeyen şeylere ibadet ediyorlar. İşte böylece siz de Allah’a birtakım benzerler icat etmeyin. Çünkü Allah her şeyi bilir. Halbuki siz bilmezsiniz.” (Nahl, 16/73-74)

İşte bu nedenle sahabe, vefatından sonra Allah Rasulu sallAllahu aleyhi ve sellem ile tevessül etmeyi bırakıp dua etmesi için amcası Abbas’a yönelmiştir. Bu, onların Allah Rasulu sallAllahu aleyhi ve sellem’nun sağlığında “Allahım! Peygamberinin yüzüsuyu hürmetine bize yağmur indir” dediklerini, O vefat ettikten sonra ise “Rasulullah’ın amcısı Abbas’ın hürmetine” demeye başladıklarını göstermez. Bu tür bid’at duaların ne Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem’in sünnetinde ne de Allah’ın kitabında bir yeri olmadığını iyi bildikleri için böyle bir şeye başvurmamışlardır.

Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem’in vefatından sonra, bir kimsenin hatırıyla tevessül caiz olsaydı onun hatırıyla tevessül öncelik kazanırdı. Bu tür tevessül Mekke müşriklerinin şirkiyle benzeşmektedir.

Onlara ancak bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz” (Zumer, 39/3)

Makamı-mevkii ne olursa olsun bir yaratılmış ile herhangi bir fayda sağlamak veya bir zararı başından savmak için güç yetirir olduğuna inanarak tevessülde bulunmak büyük şirktir. Allah korusun insanı dinden çıkarır.


2) Ölmüş Evliya Ve Salihlere Seslenmek, Onlardan Yardım Dilemek, Adaklar Adamak:

Salih kimselere seslenerek, onları çağırmak, onlara adak adamak gibi fiiller Allah’ın dininden değildir. Bunlar tevhidi ortadan kaldıran, büyük şirk kapsamına giren fiillerdir. Bir kimsenin “Ey Seyyidim filan, ey şeyhim falan!... Elimden tut, şu hacetimi gider” türünden sözler sarfetmesi bu türün kapsamındandır. Ölmüş kimselere adak adamak da meşru bir tevessül türü değildir. Bir kimsenin “Ey efendim filan! Allah beni rızıklandırırsa... şu dileğim yerine gelirse... senin için şunları yapacağım, kurban keseceğim” vb. sözleri bu bağlamdadır. Bunların tümü ibadet türü olan dua ve adağı Allah’tan başkasına sarfetmektir ki İslam dini bu gibi şeylerden uzaktır.

Ekinlerinden, hayvanlarından Allah’a pay ayırıp dediler ki -Bu Allah’ın (iddialarına göre) bu da ortak koştuklarımızındır. Ortak koştukları için olanlardan Allah’a pay düşmez. Allah için ayırdıklarından ise ortak koştuklarına da aktarırlar. Ne kadar kötü hüküm veriyorlar.” (Enâm, 6/136)

Allah’tan başkasına yönelmek, onlara duada bulunmak, onlar için türbeler yapıp içinde mum yakmak -ki günümüzde birçok cahil kimse bunları İslâm adına yapmaktadır.- ne peygamberimizin ne de Selefi Salih’in yapmadığı İslama zıt davranış biçimleridir. Çünkü onlar dua’nın sadece Allah’a edilmesi gerektiğine inanan kimselerdi. Şu ayetle emrolundukları gibi;

Kullarım sana benden sorarlarsa bilsinler ki ben yakınım. Dua ettiğinde bana dua edene karşılık veririm. Öyleyse çağrıma karşılık versinler ve bana iman etsinler ki doğru yolu bulurlar.” (Bakara, 186)

Ve Muvahhidlerin İmamı (SallAllahu aleyhi vesellem) de onlara şunu öğretmiştir:
Dua, ibadettir.” (Tirmizi)
Dua ibadet iken nasıl olur da Allah’a mahsus bir ibadet biçimi O’ndan başkasına sarfedilebilir?...

Eğer onları çağırırsanız, sizin çağırmanızı işitmezler. Faraza işitseler bile size cevap veremezler. Kıyamet günü de sizin (onları Allah’a) ortak koşmanızı reddederler. (Bu gerçeği) sana, herşeyden haberi olan (Allah’tan) başka hiç kimse haber veremez.” (Fatır, 35/14)

Bil ki, bu amellerin bütünü tevhidle, peygamberlerin gönderiliş amacı ile çelişmektedir. Peygamberler, Allah’tan başkasına ibadeti ortadan kaldırıp, ibadeti yalnızca bir olan Allah’a yöneltmek için gönderilmişlerdir. Yine peygamberler, Allah’ın amelleri kabulü için şu iki şartın yerine gelmesi gerektiğini beyan etmişlerdir. Bu şartlar:

a) Amelin salih olması

b) Allah’ın şeriatine uygun olmasıdır.

Allah şirkten başka herşeyi bağışlar.

Şubhesiz Allah, şirkten başka herşeyi dilediği kimsede bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse büyük bir iftirada bulunmuştur.” (Nisa, 4/48)



3) Velilerin Ruhlarına Kurban Kesmek Ve Kabirleri Etrafında Ta’zimde Bulunmak:

Günümüzde cahillerin yaptığı işlerden bazıları, velilerin türbeleri önünde kurban kesmek, belirli zamanlarda etrafında toplanıp ta’zimde bulunmak, şifa umuduyla hastaları onlara taşımak, oralarda geceleyip ölmüş olan velilerden şefaat istemek, onlara seslenip dua taleb etmek, onlardan meded ummak gibi şeylerdir. Bunların tümü Allah’ın şeriatinde bulunmayan cahiliyye işi sapıkça bid’atlerdir. Allah’a, ibadette başkalarını ortak koşmaktır. Allah, bu tür şirklerden kullarını sakındırmıştır.

Allah’a ibadet edin. Ona hiçbir şeyi ortak koşmayın” (Nisa, 4/36)

Bile bile Allah’a eşler koşmayın” (Bakara, 2/22)

Bu işleri yapanla, yapılmasına rıza gösteren hüküm açısından aynı konumdadır. Bu hüküm şirktir, iman ettikten sonra küfre sapmaktır. Allah cümlemizi bundan korusun...

Şaşırtıcı bir gerçektir ki, bu tür bid’at tevessüllere başvuran kimseler meşru tevessül çeşitlerini kullanmak yönünden pek zayıftırlar. Kur’an ve sünnet kaynaklı meşru tevessul çeşitlerini bırakıp kendi uydurdukları dualar ve bid’at tevessul çeşitleriyle Allah’a yakın olmayı ummaktadırlar. Oysa Allah Rasulu sallAllahu aleyhi ve sellem’nun ve ashabının uygulamaları bu konuda en hayırlı ve en faydalı olanıdır.

Hayırlı olanı daha aşağısıyla mı değişiyorsunuz” (Bakara, 2/61)

İnkar edilmeleri din’de asıl olan, iftira yolu ile ona eklenmeye yeltenilen bu gibi bid’atleri ilk defa reddeden biz değiliz. Bilakis bu, Sahabe, Tabiûn ve Dört İmam ile kıyamete kadar onlara uyan kimselerin yoludur.
 

Benzer konular

Üst Alt