Makale Yarın Biçebilmek Için Bugün Ne Ektik?

Nesîbe Lena

يا نافعا علمه! لك الجنة
Süper Moderatör
Sınırlı sayıda nefeslere sahibiz aslında.
Sınırsız değil nefeslerimiz..
Ve bir gün sınırsız olmayan bu nefeslerimiz de tükenecek, tıpkı diğer herşey gibi..

Ölüm.. Çok tanıdık ama bir o kadar yabancı bir kelime bizler için. Çok yakın olduğunu bildiğimiz ama çok uzakmış gibi yaşadığımız bir kavram..
Dört harften oluşan koca bir ayrım noktası. Kimine acı kimine ise baldan daha tatlı bir başlangıç.



Evet ölüm bitiş noktası değildir, bilakis ölüm bir başlangıç noktasıdır. Aslında herşey ölüm ile başlar, bizi ilgilendiren de ölümden sonrasıdır.
Bu hayat bir kitab mukaddimesi (önsözü) mesabesindedir. Bir kitabı aldığımız zaman ilk olarak önsözüne bakarız ya hani, acaba nelerden bahsediyor, konusu nedir diye. İşte her birimizin hayatı da birer mukaddime aslında. Hayatımızın cennetin mi yoksa cehennemin mi mukaddimesi olacağı bizim elimizdedir.


Bütün insanlar, inanan olsun inanmayan olsun herkes ölümü kabullenir. Ölüm vardır ve gerçekleşecektir.
Ölüm vardır ve hemen gelebilir. Şu dakika, şu saniye.
Her an..
Bunu biliriz ama buna göre yaşamayız.



Bir sınav olacağını düşünelim.
Öğretmenimiz, hayatımızın geri kalanını etkileyecek derecede önemli bir sınava tabi tutulacağımızı söylüyor. Büyük bir sınav!
Hayal et!
Kazanırsan tamamdır, hayatının geri kalanı iki dudağının arasında.. Nasıl istersen öyle gelişecek.
Düşün!
Yapman gereken tek şey kazanmak!



Ama şöyle bir kural var, belirli bir tarihi yok sınavın. Her an "Sınav zamanı!" nidasını duyabilirsin.
Evet, şimdi iyice düşün bu durumda ne yaparsın? Söyle hadi...
Deli gibi çalışmaz mısın sınava? Hangimiz çalışmayız ki?
Şaka değil bu, hayatımızın geri kalanı iki dudağımızın arasından çıkan kelimelere bağlı olacak..
Hiç vazgeçmeden çalışırız çünkü sınav tarihini bilmiyoruz ve hiç beklemediğimiz bir anda bile "Sınav Zamanı!" diyebilirler.
Eğer sınavımızın mukaddimesini (çalışmasını) iyi yaparsak kazananlardan olacağız.. Ama kaybedersek... Kayboluruz! Mahvoluruz! Ebedi bir ceza..



Evet kardeşim, işte ölüm de aynen böyledir.
Aynen böyle zamansız.
O sınava hazırlanırmış gibi hazırlanmalıyız ölüm başlangıcına. Belkide asansörde gelecek ölüm. Yada balkonda hava alırken aniden kalbimiz sıkışacak. Yolda yürürken aniden bir araba çarpacak. Başkasına sıkılan kurşun bizi bulacak belkide..
Bilmiyoruz, bilemeyiz.



Peki hangimiz hazırız ölüme?
Henüz hazır değiliz ne yazık ki..
Aslında hiçbir zaman hazır olmayacağız belkide. Allah'a layık kulluk edebilecek miyiz..? O'na muntazam bir kulluk sunabilecek miyiz?

....

En mutlu anımızda bile gelebilir ölüm. Azık olarak hangi salih amelleri aldık yanımıza? Hangi amelimize güveniyoruz ki? Daha doğrusu ne yaptık ki adam akıllı? Şimdi ölsek ne yapacağız? O kadar çok günahkarız, o kadar çok nankörüz, o kadar çok kirliyiz ki..


Selefimizin salih şahsiyetlerinin bu anımıza ve bin yıl sonrasına dahi ışık tutacak bir sözünü hatırlatmak istiyorum.


Hasen el Basri Rahimehullah bir gün toprağa defnedilen bir cenazenin başında durdu ve etrafındakilere şöyle dedi:

"Bu adam şu anda buradan kalkıp geri gelebilseydi ne yapardı?"

Dediler ki:

"İstiğfar eder,namazı çoğaltır, hayrı artırırdı".

Dedi ki:

"O zaman haydin, o kaçırdı biz kaçırmayalım".


Işte gerçekten de böyle. Toprağın altında olanlar için fırsat kaçmış olabilir ama toprağın üstündeki bizler için hala fırsat var. Ama şimdi var... Bir dakika sonra olmayacak belkide. Belki gecenin gündüzü örttüğünü göremeyeceğiz.



Ölüm görünmez bir duvar aslında. Sadece bir milim uzağımızda olan görünmez bir duvar. O duvar görünür olmak için vaktini bekliyor.
Belkide alışveriş esnasında para uzatacakken görünür olacak o duvar ve aniden toslayacağız duvara. Ne parayı verebileceğiz ne de geri kalanını alabileceğiz. Tek bir salise dahi ertelenemez yada erkene alınamaz. Çok dakik, sadece vaktini bekliyor.



Kendini iyi muhafaza eden bir insan duvara çarpsa dahi canı acımaz. Peki ya iyi muhafaza etmeyen, edemeyen?


Ne ektik bu dünya tarlasına? Bize ebediyete kadar yetecek kadar ektik mi bişeyler? Elbette Allah'ın rahmeti olmadan ebedeyeti hak edemeyiz. Zira nasıl ki tohumların yeşermesi için yağmura ihtiyacı var, biz bütün insanların da cennete girebilmek için öyle Allah'ın rahmetine ihtiyacımız var.

Fakat yağmura güvenip toprağa tohumu serpmesek nasıl yeşersin ki tohum?
Yeşerecek bir tohum ekmeden nasıl biçilecek peki?
Peki salih amel adına birşey yapmayıp Allah'ın rahmetine güvenenlerin durumu tohum atılmadan yeşermesini bekleyen çiftçinin durumundan farklı mıdır?



Tohum (salih amel) iman topraklarına atılmadan ve Allah'ın rahmeti olmadan nasıl kazançlı çıkabiliriz ki?

...

Çok karışık oldu belkide bilmiyorum...
Bir hata varsa affola.
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt