Kadının Beğenilme Arzusu

أهل الحديث Çevrimdışı

أهل الحديث

لا لله الا الله
İslam-TR Üyesi
Kadının beğenilme arzusu, onun fıtratıdır. Fakat bu arzuyu herkesleştirmesi onun fıtratı değildir. Bilakis “karşı cins tarafından beğenilmekten hoşlanmak” ifâdesiyle maksadı ‘bütün erkeklerin’ beğenisini kazanmak olan bir kadının arzusu, ancak fahşâ ehli kadınların fıtratı ve fuhşu/hayâsızlığı seven kadınların arzusu olabilir, mu’min kadınların değil.

Edeb, ahlâk, iffet, âr, hayâ sâhibi hiçbir asil kadının fıtratı böylesi aşağılık bir arzuya saplanmamıştır. Zira kendi nefsinin değerini bilen asil bir kadın, ‘herkes’ tarafından beğenilebilmenin ne kadar denâet ve âdîlik taşıdığını bilir. Hicâb tam da bu yüzden farz kılınmış, ihtilât tam da bu yüzden yasaklanmış, erkeklerle konuşurken onların kalbine dokunacak/etkileyecek şekilde konuşmak tam da bu yüzden harâm kılınmıştır.

«Eğer takvâlı kimseler iseniz; (yabancı erkeklerle konuşurken) sözü çekici bir eda ile söylemeyin ki, “kalbinde hastalık (kötü niyet, şehvet) olan kimse” (size karşı) ümide kapılmasın.» (Ahzâb: 32)

Asil bir kadın, sadece onun asâletinin ve şerefinin kıymetini bilecek emîn (güvenilir) gözlerin beğenisini kazanmayı arzu eder. Bu minvâlde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in afîfe hanımı Âişe radıyallâhu anhâ’ya "Kadınların en fazîletlisi hangisidir?" diye sorulduğunda, o şöyle demiştir: “Ayıp/çirkin söz bilmeyen; erkeklerin tuzağına düşmeyen; kalbi yalnızca eşine süslenme arzusuyla meşgul olan ve iffetini de onun için (ona) koruma isteği olan kadındır.”
[el-Esfehânî, Muhâdarâtu’l-Udebâ 2/222]

Âişe radıyallâhu anhâ’nın “kalbinde yalnızca eşi için süslenme arzusu olan kadın” ile maksadı, sadece ve sadece eşinin karşısında süslenmesi helâl olduğu için değildir. Bilakis kadın yaratılışı gereği kadınlar karşısında da güzel ve bakımlı olmaktan hoşlanır. Ki İslâm, helâl dairede kadının -itidâl üzere, isrâfa düşmeden- süslenmesini harâm kılmamıştır; onun zinetini erkeklere anlatmayacak ve mahremini çiğnemeyecek güvenilir kadınların yanında da kadın süslenebilir. Bununla birlikte, fıtratta (gerçek fıtratta, tahrif edilmemiş fıtratta = İslâm fıtratında) aslolan, kadının zinetinin son haddinin yalnızca eşine has olmasıdır. “Kalbinde yalnızca eşi için süslenme arzusu olan kadın, kadınların en fazîletlisidir” sözündeki anlam ise, aslında kadının kalbî ameli ve kalbî iffeti ile mütealliktir. Yani o kadın, kalbinde, güzelliği ve zineti ile, kendisine helâl olmayan erkeklerin beğenisini kazanma arzusu taşımaz demektir. Bilakis o kadın, bu arzuyu yalnızca eşi için taşır -ya da gelecekte eşi olacak kişi için saklar- demektir. Ve yine o kadın, süsü ve güzelliğiyle, yalnızca eşi konumundaki erkeğin hissetmesinin helâl olduğu duyguyu, bir başkasının hissetmesine izin vermeyen, bunu onuruna ve temizliğine yakıştırmayan kadındır. Âişe radıyallâhu anhâ’nın sözündeki ince maksat budur.

➜ Fakat bu arzuyu herkes için taşıyan kadınlara gelince:

• Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kadınlardan süslerini/güzelliklerini erkeklere gösteren ve bununla erkeklerin beğenisini arzulayan kadınları “müteberric” olarak özel bir isimle vasfetmiş ve onların kadınların en şerlisi olduğunu bildirmiştir.
• Âhir zamanda onların çoğalacağını ve kendilerinin yoldan çıktığı gibi, başkalarını da -erkek yahut kadın- yoldan çıkaracaklarını bildirmiştir.
• Onların, giyindikleri hâlde çıplak olduğunu, yani giysilerinin maksadının örtmek olmadığını, aksine o giysilerle süslerini gösterdiklerini, bu yüzden de onların lâneti hak ettiklerini bildirmiştir.
• Onların bu fâsid arzuları ve fiilleri nedeniyle onlara lânet okumamızı emretmiş, «Onları lânetleyin. Çünkü onlar melûn’dur (lânetlidirler)» buyurmuştur.
• Onların ateş ehli olduğunu haber vermiş ve Cennet’in kokusunun onlara harâm kılındığını bildirmiştir.
• Onların kadınların en şerlisi olduğunu ve dînlerinde aldandıkları için nifâk ehli olduklarını bildirmiş ve şöyle buyurmuştur: «Kadınların en şerlisi; süslerini yabancı erkeklere gösteren müteberricler ve kendini beğenen kibirlilerdir. İşte onlar; münâfıktırlar.»
Kur’ân’da da ‘teberrüc’, yani kadının kendisini erkeklere beğendirme arzusu; İslâmsız câhiliye kadınlarının ahlâkı olarak açıklanmıştır.

➜ Kadının “müteberric” olarak anılması için onun yalnızca tesettürsüz olması gerekmez. Bilakis bir kadın örtülü olduğu hatta peçeli olduğu hâlde müteberric olabilir. Bu, onun tesettüründe şer'î kâidelere muhalefet etmesi, çizilen sınırları aşması ve örtülmesi emredildiği hâlde güzelliğini göstermeye çalışması sebebiyledir. Teberrüc; kadının kalbinden gelen (süslü/güzel görünmek ve erkeklerin ilgisini, beğenisini kazanma rağbeti) ve böylece ameline yansıyan, azâbı ve lâneti celbetmesi sebebiyle de ‘büyük günâhlar’dan sayılan bir günâhtır.

Bütün bunlardan sonra, müslüman kadın hâlâ süslenecek ve lânetlenmiş olan bu müteberric sınıfa dâhil olmaktan korku duymayacak mıdır?

Bu duyguyu taşımaya sebep olan en büyük şeyler, kadının erkeklerle çokça bir arada bulunması (ihtilât) ve bu nedenle onları sıklıkla görmesi, kadının evinden sıklıkla çıkması veya erkeklere çok bakmasıdır. Zira erkekleri sürekli görmesi, zamanla onların dikkatini çekme arzusuna, bu da hayâyı kaybetmesine neden olur. Şeyh Abdulazîz et-Tarîfî demiştir ki: “Bakışı serbest bırakmakla zînet/süslenmek arasında bir münâsebet vardır; yabancı erkeklere bakan ve onlara bakmayı arttıran kadından başkası (dışarıda) süslenmeyi çoğaltmaz, bedenini ve giyimini süslemez. Şayet kadın bakışını serbest bırakmamış olsa, kalbinde onlar için süslenmeye iten bir sebeb bulunmazdı. Zira gözünü koruyan kadın, iffetini de korur. Onun kalbinde, zînetiyle erkeklerin dikkatini çekme gayesi olmaz, çünkü onun kalbi zaten onlardan yana boştur (erkekleri düşünmez).”

Kadının fıtratı diyerek aslında “iffetsizliği” ve “fahşâyı” müslüman nefislerde de masumlaştıranlar, Müslüman kadınların ‘süslerini göstererek’ ve ‘hayâsız gâyelere sâhip olarak da Allah’a îmân edebileceği algısını oluşturmaya çalışıyorlar. Bu büyük İslâmî emirde tahrifat yapıyorlar. Ki böylece ‘teberrüc’ vasfı onlardan uzaklaşsın. Allah subhânehu ve teâlâ ise şöyle buyuruyor: «Îmân edenler arasında fuhşun (hayâsızlığın, çirkin olan şeylerin) yayılmasını arzu edenlere, dünyâ ve âhirette acı bir azâb vardır.» Nûr: 19

Müslüman kadınların da bu fâhiş arzuya sâhip olabileceğini söylemek, onların takvâ değil, teberrüc ehli olduğunu söylemektir. Sâliha kadınlar böylesi bir ahlâktan beridir ve Rabbleri onları şöyle vasfetmiştir: «Sâliha kadınlar; (Rabblerine) itaatkârdırlar. Ve onlar, ırzlarını koruyanlardır.» Nisâ: 34

İşte iffet; sâliha kadını, müteberric kadından ayıran en yüce haslettir. Her kadın bu nedenle sâliha vasfına lâyık değildir.

Hayâyı ve iffeti Müslüman kadınların hayâtında hiçleştirenler, kendileri için bu asâlete râzı olmayışlarını fıtrattanmış gibi gösteremeyecekler. Bilakis biz, fıtrat dini olan İslâm’ın izzet, iffet, hayâ ve güzel ahlâk olduğunu söylemeye ve nesillerimize de bunu öğretmeye inşâAllah devam edeceğiz.
Üzerinde İslâm’ın nûrunun belirdiği kimseler olmayı ve bu nûru taşıyan nesiller yetiştirmeyi cihâdımız bileceğiz.


(alıntıdır)
 
Geri
Üst Ana Sayfa Alt