Esselamu aleykum we rahmetullah,
Bugün iki tane olgu üzerine birkaç şey söylemek istiyorum. Öncelikle ne demek istediğimi açayım ki tanımlamamız doğru olsun.
Psikologluk vaka, derken kastettiğim; birine tebliğ yaptığımızda, nasihat ettiğimizde, herhangi bir konuda tavsiye verip fikir söyleyip destek olduğumuzda değişme ihtimali olabilen ve bazı rahatsızlık ve nefsin hâllerinden dolayı o hâle düşmüş olan kişilerdir. Mesela anksiyete, okb, kınayıcının kınamasından korkma, makâm mevki kaybından korkma vs... bu kategoride değerlendirebiliriz.
Tümörleşmiş insan ise artık kendini kapatan, değişmek istemeyen, ortada bir sorun varken onu görmezden gelen, herkesi suçlayan, herkesi riskli gören, manipülatif davranışlar içinde olan, kendisine yardım etme niyetiyle yaklaşan herkesi ve her şeyi bir şekilde sabote edip tahakküm altına almaya çalışan, içgörü eksikliği yaşayan, narsistik belirtiler gösteren, her eleştiriyi veya nasihati aynı perspektif ile yorumlayan, tek bir meseleye takan ve bu konuda takıntılı olan, gerçeklikle bağını giderek zayıflatan, derin bir melankoli hâli ile bu hâlini realist/gerçekçilik kisvesine büründüren kişileri kastediyorum. Peki neden "Tümör" diyoruz, aşağılmak/yermek için mi? Hayır, psikolojide amaç bir rahatsızlıği tetkik edip onu tedavi etmektir. Ama rahatsızlık, tümör gibi kişinin tüm benliğini sarıp ele geçirdiyse artık o kişi tümörleşmiş yani kişinin kendi benliği ile tümör bütünleşmiş ve bir olmuştur. Bugün biraz bunun belirtileri hakkında tartışacağız.
1) Hakikatten Rahatsız Olmak
Bu, en belirgin tanıdır. Artık sorun yanlış yapmak değildir. Doğrunun, gerçeğin, hakikatın varlığından rahatsız olmaktır. Bu dillendirilmese bile sadece karşısındaki kişinin bunu bilmesi, düşman görülmesi için yeterlidir. Onlar hakkında bir şey bilen, nasihat eden, tavsiye veren vb. davranış sergileyen herkes "riskli" kategorisindedir.
2) Dolaylı veya Direkt Olarak Sürekli Kendini Haklı Çıkarmak
Önce ortaya bir varsayım atarlar ve daha sonra onu gerçekleştirerek kendileri haklı çıkmış olurlar. Bununla vicdan susturmaya çalışırlar, her bahane ve varsayım bir sonrakini doğurur. Katmerlenerek büyür. Yalnızca kendi görüşleri ve saygı duyduklarını söyledikleri diğer görüşler...
3) Gerçekleri Eğip Bükmek
Bu kişiler gerçeklere göre düşünmez. Düşüncelerine göre gerçekler üretirler. Karşılarındaki insanlar önce onlara güzellikle tavsiye verir, dinlemezler. Tavsiye dinlenmeyince biraz etkisini arttırarak sivrileştirirler. Karşılarındaki insanı sivri gördükleri nispette, hatta onlardan daha fazla sivrilirler. Ve o raddeden sonra artık sınırlar yoktur.
4) Karakterin Katılaşması ve Örtülmesi
Artık bu kişilerin davranışları, bütünleşik kalıp olarak kişiliğin ayrılmaz parçası hâline gelir. Ve üzeri de gizlenmek üzere örtülmüştür. Artık kibir, refleks olur. Öfke, refleks olur. Manipülasyon, refleks olur. İnkâr, refleks olur. Ellerinin işlediği meşru veya gayrimeşru ne varsa hepsi savunma mekanizmasıdır...
5) Öğrenmenin Sona Ermesi
Kişi başka meselelerde bilgiyi alır ve kabul eder. Ama asıl alması gereken konu ve meselelerde artık bilgi aramaz. Kendini surların ardına hapsetmiştir. Artık aradığı hakikat değildir, onaydır.
6) Zihinsel Taşlaşma
Bu noktada insanın en büyük sorunu, cehalet değildir. Artık kendini kapatmış olmasıdır. En büyük kaybı, hata yapması değildir. Hata yaptığını görememesidir. Kapıyı kimse kilitlememiştir, anahtar hâlâ içeridedir. Fakat onu çevirmeyi reddeden kendisidir. Ve Allah subhânehû we teâlâ, başka türlü dilemedikçe artık onu çevir(e)mezler.
Bunu yaşayan kimse, değişim iradesini kaybetmiştir. Algısal çöküşün içindedir. Anonim olmak da bir şeyi değiştirmez. Anonimlik kim olduğunu, ismini, şehrini, geçmişini belki gizleyebilir ama "karakterini" gizleyemez. Aynı inkâr, aynı manipülasyon, aynı algısal çöküş, aynı körlük devam eder.
Bir süre insanlar etkilenebilir, bir süre rüzgarına kapılabilir. Bir süre güven kazanılabilir. Hatta bu süre belki senelerce devam da edebilir. Fakat karakter, zamanın en büyük testisidir ve vakti geldiğinde onu kıracak ve içindekini açığa çıkaracaktır.
Böyle biri hayır işi yapmak istediğinde de ciddi pürüzler ortaya çıkacaktır. Çünkü hayır, yalnızca doğru ve güzel işler yapmak değildir. Güven inşa etmek, etki yaratmak, kalpleri etkileyebilmektir.
Bu olmadan bağ kurulmaz, yalnızca çıkar ilişkisi kurulabilir... Vakti geldiğinde yıkılmak üzere
Artık tüm bunların arasına hapsolmuş yapayalnız bir insan vardır. Labirentte kaybolan, kaçamadığı tek yer olan kendi zihninin algısına hapsolan ve belki de akletmesi gereken asıl konuda kalbi akletmeyen...
Bugün iki tane olgu üzerine birkaç şey söylemek istiyorum. Öncelikle ne demek istediğimi açayım ki tanımlamamız doğru olsun.
Psikologluk vaka, derken kastettiğim; birine tebliğ yaptığımızda, nasihat ettiğimizde, herhangi bir konuda tavsiye verip fikir söyleyip destek olduğumuzda değişme ihtimali olabilen ve bazı rahatsızlık ve nefsin hâllerinden dolayı o hâle düşmüş olan kişilerdir. Mesela anksiyete, okb, kınayıcının kınamasından korkma, makâm mevki kaybından korkma vs... bu kategoride değerlendirebiliriz.
Tümörleşmiş insan ise artık kendini kapatan, değişmek istemeyen, ortada bir sorun varken onu görmezden gelen, herkesi suçlayan, herkesi riskli gören, manipülatif davranışlar içinde olan, kendisine yardım etme niyetiyle yaklaşan herkesi ve her şeyi bir şekilde sabote edip tahakküm altına almaya çalışan, içgörü eksikliği yaşayan, narsistik belirtiler gösteren, her eleştiriyi veya nasihati aynı perspektif ile yorumlayan, tek bir meseleye takan ve bu konuda takıntılı olan, gerçeklikle bağını giderek zayıflatan, derin bir melankoli hâli ile bu hâlini realist/gerçekçilik kisvesine büründüren kişileri kastediyorum. Peki neden "Tümör" diyoruz, aşağılmak/yermek için mi? Hayır, psikolojide amaç bir rahatsızlıği tetkik edip onu tedavi etmektir. Ama rahatsızlık, tümör gibi kişinin tüm benliğini sarıp ele geçirdiyse artık o kişi tümörleşmiş yani kişinin kendi benliği ile tümör bütünleşmiş ve bir olmuştur. Bugün biraz bunun belirtileri hakkında tartışacağız.
1) Hakikatten Rahatsız Olmak
Bu, en belirgin tanıdır. Artık sorun yanlış yapmak değildir. Doğrunun, gerçeğin, hakikatın varlığından rahatsız olmaktır. Bu dillendirilmese bile sadece karşısındaki kişinin bunu bilmesi, düşman görülmesi için yeterlidir. Onlar hakkında bir şey bilen, nasihat eden, tavsiye veren vb. davranış sergileyen herkes "riskli" kategorisindedir.
2) Dolaylı veya Direkt Olarak Sürekli Kendini Haklı Çıkarmak
Önce ortaya bir varsayım atarlar ve daha sonra onu gerçekleştirerek kendileri haklı çıkmış olurlar. Bununla vicdan susturmaya çalışırlar, her bahane ve varsayım bir sonrakini doğurur. Katmerlenerek büyür. Yalnızca kendi görüşleri ve saygı duyduklarını söyledikleri diğer görüşler...
3) Gerçekleri Eğip Bükmek
Bu kişiler gerçeklere göre düşünmez. Düşüncelerine göre gerçekler üretirler. Karşılarındaki insanlar önce onlara güzellikle tavsiye verir, dinlemezler. Tavsiye dinlenmeyince biraz etkisini arttırarak sivrileştirirler. Karşılarındaki insanı sivri gördükleri nispette, hatta onlardan daha fazla sivrilirler. Ve o raddeden sonra artık sınırlar yoktur.
4) Karakterin Katılaşması ve Örtülmesi
Artık bu kişilerin davranışları, bütünleşik kalıp olarak kişiliğin ayrılmaz parçası hâline gelir. Ve üzeri de gizlenmek üzere örtülmüştür. Artık kibir, refleks olur. Öfke, refleks olur. Manipülasyon, refleks olur. İnkâr, refleks olur. Ellerinin işlediği meşru veya gayrimeşru ne varsa hepsi savunma mekanizmasıdır...
5) Öğrenmenin Sona Ermesi
Kişi başka meselelerde bilgiyi alır ve kabul eder. Ama asıl alması gereken konu ve meselelerde artık bilgi aramaz. Kendini surların ardına hapsetmiştir. Artık aradığı hakikat değildir, onaydır.
6) Zihinsel Taşlaşma
Bu noktada insanın en büyük sorunu, cehalet değildir. Artık kendini kapatmış olmasıdır. En büyük kaybı, hata yapması değildir. Hata yaptığını görememesidir. Kapıyı kimse kilitlememiştir, anahtar hâlâ içeridedir. Fakat onu çevirmeyi reddeden kendisidir. Ve Allah subhânehû we teâlâ, başka türlü dilemedikçe artık onu çevir(e)mezler.
Bunu yaşayan kimse, değişim iradesini kaybetmiştir. Algısal çöküşün içindedir. Anonim olmak da bir şeyi değiştirmez. Anonimlik kim olduğunu, ismini, şehrini, geçmişini belki gizleyebilir ama "karakterini" gizleyemez. Aynı inkâr, aynı manipülasyon, aynı algısal çöküş, aynı körlük devam eder.
Bir süre insanlar etkilenebilir, bir süre rüzgarına kapılabilir. Bir süre güven kazanılabilir. Hatta bu süre belki senelerce devam da edebilir. Fakat karakter, zamanın en büyük testisidir ve vakti geldiğinde onu kıracak ve içindekini açığa çıkaracaktır.
Böyle biri hayır işi yapmak istediğinde de ciddi pürüzler ortaya çıkacaktır. Çünkü hayır, yalnızca doğru ve güzel işler yapmak değildir. Güven inşa etmek, etki yaratmak, kalpleri etkileyebilmektir.
Bu olmadan bağ kurulmaz, yalnızca çıkar ilişkisi kurulabilir... Vakti geldiğinde yıkılmak üzere
Artık tüm bunların arasına hapsolmuş yapayalnız bir insan vardır. Labirentte kaybolan, kaçamadığı tek yer olan kendi zihninin algısına hapsolan ve belki de akletmesi gereken asıl konuda kalbi akletmeyen...
