Şirksiz İbadet

Ahıskalı Çevrimdışı

Ahıskalı

İslam-tr Sakini
İslam-TR Üyesi
بسم الله الرحمن الرحيم
الحمد لله والصلاة والسلام على رسول الله
وما توفيقى الا بالله

Allah Teala nasip ve müyesser eylerse inşaallah sizlere şirksiz ibadet konusunda anahtar kavramlara değineceğiz. Bu suretle şirk ve tevhid arasında telbis çıkaran art-niyetli kimselerin önüne sed çekeceğiz. Allah'ın izniyle başlayalım...

İLAH NE DEMEK? (MA'BUD=İBADET EDİLEN)

Gafir Suresinin 65. Ayetinde ''İLAH'' lafzını İmam Taberi şöyle tefsir etmiştir; ''İbadete müstehak/ibadet edilmesi caiz Allah'tan başka bir ma'bud(ibadet edilen) zat yoktur.'' Bu ibareden anlaşılacağı üzere ilah lafzının manası ''ma'bud'' yani kendisine ibadet edilen anlamındadır. Şimdi gelelim ibadet lafzının manalarını aktarmaya...

İBADET NE DEMEK? (TAZİM, İTAAT, TEZELLÜL, DUA)

İtaat Anlamına Gelir:
İzz bin Abdisselam şöyle demiştir: ''İbadet, en son derece tezellül(kendini aşağı kabul etme, hor ve hakir olarak) ve boyun bükmeyle beraber gösterilen taat(itaat)tır.''

Tazim Göstermek Anlamına Gelir: Fahreddin er-Razi dedi ki: ''İbadet, gayet derecede gösterilen tazim''

Tezellül(Boyun Bükme) Anlamına Gelir: Zemahşeri: ''İbadet, en zirve derecede tezellül ve boyun bükmektir.''

Dua anlamını taşır: Rasulullah (s.a.v) buyurdu ki; ''Dua ibadetin ta kendisidir''

Eğer bir kimse tezellül ile bir şeye itaat edip, ona tazim gösterir ve ona dua ederse ibadetin tüm anlamlarını yerine getirmiş olur ve o şey onun için bir ma'bud hükmünü taşır. Allah'tan başkasına helal-haram dinlemeden itaat etmek, ölüsüne-dirisine tazim göstermek gayet anlaşılır olmakla beraber, insanların kafası Allah'tan başkasına dua etmek konusunda karışmaktadır. Allah'tan başkasına dua etmek nasıl gerçekleşir? Hangi ameli yaparsak Allah'tan başkasına dua etmiş oluruz? Bu soruların cevabı için öncelikle Arapçadan Türkçeye geçen dua kelimesinin manalarını nakledelim...

DUA NE DEMEK? (TALEB, İSTİĞASE, İSTİMDAD)

Mübarekfuri duanın alt konumda olan kimsenin üst konumda olan kimseden tezellül ile birşey talep etmesi anlamını taşıdığını belirtmiştir.

Taberi, İbn Kesir ayetlerde geçen dua lafzına ''istiğase/yardım talep etme'' manasını vermişlerdir. Hakeza, Alusi de bu manayı vermiş ve ''Böyle iken, Allah bir olarak anıldığı zaman ahirete inanmayanların yürekleri burkulur da, O'ndan başkaları anıldığı zaman derhal yüzleri güler.'' ayeti tefsirinde başından geçen şu olayı aktarmıştır;

''Bir adam bir defasında şedid bir durumda ölülerle istiğase yapıyor ve Ey Falan bana yardım et diye sesleniyordu. Ben de ona dedim ki; Allah'tan iste bak ayet-i kerimede Allah ne buyuruyor; ''Eğer kullarım sana beni sorarsa, şüphesiz ben çok yakınım ve dua edenin duasına icabet ederim'' Bunun üzerine sinirlendi. Bana ulaştığı üzere falanca(Alusi) evliya münkiridir diyormuş. Yine bazılarından işittiğim üzere bu adam; Veli Allah'tan (azze ve celle) (dualara) icabet hususunda daha süratlidir. diyormuş. İşte bu tam manasıyla bir küfürdür.''

Hattabi ise duanın istimdad manasına da geldiğini belirtmiştir. Şimdi dua lafzının geçtiği bir takım ayetlere aktardığımız anlamları itlak ederek mana vermeye gayret göstereceğiz. Ayetlerin meallerine aktardığımız anlamları hamledeceğiz ki mesele daha iyi anlaşılsın...

ALLAHTAN BAŞKASINA DUA ETMEK 1. AYET

إِنَّ ٱلَّذِینَ تَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ عِبَادٌ أَمۡثَالُكُمۡۖ فَٱدۡعُوهُمۡ فَلۡیَسۡتَجِیبُوا۟ لَكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَـٰدِقِینَ
''Allahtan başka dua ettikleriniz/Allah'tan başkasından istimdad&istiğase eyledikleriniz/meded umduklarınız varya! Onlar sizin gibi kullardır...''
Bu ayetle istidlalen Şah Veliyullah ed-Dihlevinin talebesi Senaullah Pani-Puti el-Hanefi şöyle demiştir;

''Allah’tan başkasına ibadet etmek ve O’ndan başkasından istiane ile yardım istemek caiz değildir, çünkü bu yalnızca Allah Teâlâ’ya ait bir haktır. Nitekim Yüce Allah, bu hakkı yalnız Kendisine mahsus kılarak şöyle buyurmuştur: “Yalnız Sana ibadet ederiz ve yalnız Senden yardım dileriz.”

Fakat bazı cahiller, sıkıntı ve darlık anlarında şöyle derler: “Ey Şeyh Abdülkadir Geylânî, Allah rızası için bana bir şey ver!” ya da “Ey Hoca Şemseddin el-Bânî, Allah rızası için bana bir şey ver!” Bu sözler caiz değildir, bilakis şirk ve küfürdür. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz sizin Allah’tan başka yalvardıklarınız da sizin gibi kullardır. Eğer doğru sözlü iseniz, haydi onları çağırın da size cevap versinler bakalım.”


ALLAHTAN BAŞKASINA DUA ETMEK 2. AYET

وَٱلَّذِینَ یَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ لَا یَخۡلُقُونَ شَیۡـࣰٔا وَهُمۡ یُخۡلَقُونَ ۝٢٠ أَمۡوَ ٰ⁠تٌ غَیۡرُ أَحۡیَاۤءࣲۖ وَمَا یَشۡعُرُونَ أَیَّانَ یُبۡعَثُونَ
Allah'tan başka dua ettikleriniz/Allah'tan başkasından istimdad&istiğase eyledikleriniz/meded umduklarınız hiçbir şey yaratmazlar bilakis onlar yaratılmaktadırlar. İşte (bu meded umduklarınız) ölülerdir ve diri de değillerdir. Ne zaman diriltileceklerini dahi bilmezler.
İmam Alusi bu ayeti aktardıktan sonra şöyle demiştir;

''Ne yüce bir ayettir ki, bu ayet Allah'tan gayrı ölü veya cansız şeylerle istiğase yapılmasını yasaklıyor ve onlardan kendilerinin bile kendilerine sağlayamayacağı bir şeyi isteyenleri nehyetmektedir.''

ALLAHTAN BAŞKASINA DUA ETMEK 3. AYET

وَأَنَّ ٱلۡمَسَـٰجِدَ لِلَّهِ فَلَا تَدۡعُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ أَحَدࣰ
Mescidler Allah'a aittir ve (yeryüzünde) Allah'la beraber kimseye dua etme(ondan meded umma, istiğase yapma, istimdad eyleme)
Şah Veliyullah ed-Dihlevi el-Hanefi bu ayeti delil getirerek şöyle demiştir;

''Onlardan (müşriklerden) bazılarının, hastanın şifası, fakirin zenginleşmesi gibi ihtiyaçlarında Allah’tan başkalarından yardım istedikleri, onlara adaklar adadıkları, bu adaklar sayesinde dileklerinin gerçekleşeceğini umdukları, onların isimlerini bereket umarak andıkları rivayet edilmiştir. Bunun üzerine Allah Teâlâ, onlara namazlarında şöyle demelerini farz kılmıştır: “Yalnız Sana ibadet ederiz ve yalnız Senden yardım dileriz.”

Yine Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “O hâlde Allah ile birlikte hiç kimseye yalvarmayın.”Burada “dua” kelimesinden maksat — müfessirlerin bazılarının sandığı gibi — sadece ibadet değildir; bilakis yardım istemektir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Bilakis yalnız O’na yalvarırsınız; O da size yalvardığınız sıkıntıyı giderir.”


HANEFİ MEZHEBİNDEN FETVALAR

Ey Abdulkadir Geylani Bana Cevizimi Bul Sana Fatiha Diyen Said Nursinin Hükmü!

el-Bahru’r-Raik, İbn Nüceym el- Hanefi, 2/320 | İbn Abidin el-Hanefi, Reddu’l-Muhtar, 2/439

وَأَمَّا النَّذْرُ الَّذِي يُنْذِرُهُ أَكْثَرُ الْعَوَامّ عَلَى مَا هُوَ مُشَاهَدٌ كَأَنْ يَكُونَ لِإِنْسَانٍ غَائِبٌ أَوْ مَرِيضٌ، أَوْ لَهُ حَاجَةٌ ضَرُورِيَّةٌ فَيَأْتِي بَعْضَ الصُّلَحَاءِ فَيَجْعَلُ سُتْرَةً عَلَى رَأْسِهِ فَيَقُولُ ‌يَا ‌سَيِّدِي ‌فُلَانٌ ‌إنْ ‌رُدَّ غَائِبِي، أَوْ عُوفِيَ مَرِيضِي أَوْ قُضِيَتْ حَاجَتِي فَلَكَ مِنْ الذَّهَبِ كَذَا، أَوْ مِنْ الْفِضَّةِ كَذَا، أَوْ مِنْ الطَّعَامِ كَذَا، أَوْ مِنْ الْمَاءِ كَذَا، أَوْ مِنْ الشَّمْعِ كَذَا، أَوْ مِنْ الزَّيْتِ كَذَا فَهَذَا النَّذْرُ بَاطِلٌ بِالْإِجْمَاعِ

Halkın çoğunun bugün de yaptıkları şekilde adadıkları adaklar (nezrler) — yani bir kimsenin kaybolmuş bir yakını, hastası veya önemli bir ihtiyacı olduğunda, bazı salih kimselerin türbelerine veya mezarlarına gidip, başına bir örtü koyarak: “Ey filan efendim! Eğer kaybolanım geri dönerse, yahut hastam iyileşirse, yahut dileğim yerine gelirse, sana şu kadar altın, yahut şu kadar gümüş, yahut şu kadar yemek, yahut şu kadar su, yahut şu kadar mum, yahut şu kadar yağ adıyorum.” demesi gibi yapılan adaklar, ittifakla (bütün âlimlerin görüş birliğiyle) bâtıldır, yani geçersiz ve dinen haramdır.

İbn Abidin Reddu’l-Muhtar’da bu tarz bir amelin haram oluşunun vecihlerini beyan ederken bunlar arasında şu vecihi de zikretmiştir;

وَمِنْهُ أَنَّهُ إنْ ظَنَّ أَنَّ الْمَيِّتَ يَتَصَرَّفُ فِي الْأُمُورِ دُونَ اللَّهِ تَعَالَى وَاعْتِقَادَهُ ذَلِكَ كُفْرٌ

Bir kimse, ölünün Allah Teâlâ’dan gayrı işlerde tasarrufta bulunduğunu zanneder ve buna inanırsa, bu inancı küfürdür.

Veliler Tasarruf Sahibidir Demek Küfürdür
Haşiyetu’t-Tahtavi, s:693 | Bahru’r-Raik, 2/321 | İbn Abidin el-Hanefi, Reddu’l-Muhtar 2/439

‌إنْ ‌ظَنَّ ‌أَنَّ ‌الْمَيِّتَ ‌يَتَصَرَّفُ ‌فِي ‌الْأُمُورِ دُونَ اللَّهِ تَعَالَى وَاعْتِقَادُهُ ذَلِكَ كُفْرٌ

Eğer bir kimse, ölünün Allah Teâlâ’dan gayrı işlerde tasarruf ettiğini zanneder ve buna inanırsa, bu inanç küfürdür.

Şeyhlerin Ruhları Hazır ve Nazırdır İnancı
El-Bahru’r-Raik (Bezzaziyyeden naklen), 5/137 | Mecmau’l-Enhur, 1/691, Abdurrahman Şeyhzade

وَيَكْفُرُ بِقَوْلِهِ ‌أَرْوَاحُ ‌الْمَشَايِخِ ‌حَاضِرَةٌ، ‌تَعْلَمُ

Bir kimse “Şeyhlerin ruhları hazırdır, bilirler” derse, küfre düşer.

VELİLER VE ŞEFAATÇİLİK

Allah azze ve celle şöyle buyurmuştur;

وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شُفَعَٓاؤُ۬نَا عِنْدَ اللّٰهِۜ قُلْ اَتُنَبِّؤُ۫نَ اللّٰهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ
Allah’ı bırakıp, kendilerine hiçbir zarar ve fayda vermeyecek şeylere ibadet ediyor ve: “Bunlar, bizim Allah katındaki şefaatçilerimizdir.” diyorlar. De ki: “(Allah bu varlıklara ibadeti meşru kılmamış ve bunlara şefaat yetkisi vermemiştir. Buna rağmen böyle iddia ederek) Allah’a göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?” O (Allah), onların şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir.
Fahruddin er-Razi bu ayetin tefsirinde demiştir ki;

ورابِعُها: أنَّهم وضَعُوا هَذِهِ الأصْنامَ والأوْثانَ عَلى صُوَرِ أنْبِيائِهِمْ وأكابِرِهِمْ، وزَعَمُوا أنَّهم مَتى اشْتَغَلُوا بِعِبادَةِ هَذِهِ التَّماثِيلِ، فَإنَّ أُولَئِكَ الأكابِرَ تَكُونُ شُفَعاءَ لَهم عِنْدَ اللَّهِ تَعالى، ونَظِيرُهُ في هَذا الزَّمانِ اشْتِغالُ كَثِيرٍ مِنَ الخَلْقِ بِتَعْظِيمِ قُبُورِ الأكابِرِ، عَلى اعْتِقادِ أنَّهم إذا عَظَّمُوا قُبُورَهم فَإنَّهم يَكُونُونَ شُفَعاءَ لَهم عِنْدَ اللَّهِ
Dördüncüsü şudur: Onlar, bu putları ve heykelleri peygamberlerinin ve büyüklerinin suretleri üzerine yaptılar. Ve şöyle zannettiler: “Biz bu heykellere ibadetle meşgul olursak, o büyük kimseler Allah katında bizim için şefaatçi olurlar.” Bu durumun benzeri bugün de görülmektedir: Pek çok insan, büyük zatların kabirlerini yüceltmekle (ta‘zim etmekle) meşguldür; çünkü onların kabirlerini yücelttiklerinde, o kimselerin Allah katında kendilerine şefaatçi olacaklarına inanmaktadırlar.

ZÜMER SURESİ 3. AYET VE İMAM MATURİDİ

Zümer Suresinin 3. ayetinde müşrikler Allahtan başka EVLİYA EDİNİP ONA ibadet edenler onlara ancak Allaha yaklaşmak için taptıklarını söylüyorlar. Bunu ise İmam Maturidi iki sebebe bağlıyor. Birini şimdi burada nakledelim;

لما لم يروا أنفسهم تصلح لعبادة الإله العظيم أو تقدر على القيام بخدمته، فعبدوا هذه الأشياء رجاء أن تقربهم عبادة هَؤُلَاءِ إلى اللَّه زلفى، وأن هَؤُلَاءِ شفعاؤهم عنده، وذلك لما رأوا في ملوك الدنيا أن كل أحد لا يجد السبيل إلى خدمة ملوكها، أو لا يقدر على القيام بين يديه والخدمة له، فيخدم من اتصل بالملك ومن عظم قدره ومنزلته عند الملك؛ ليقربه ذلك المخدوم له إلى الملك إذا بدت له الحاجة أو الشفاعة،

Onlar, kendilerini yüce Allah’a ibadet etmeye layık görmedikleri veya O’nun hizmetinde durabilecek güçte bulmadıkları için, bu varlıklara ibadet ettiler. Bunu da, onlara ibadet etmenin kendilerini Allah’a daha çok yaklaştıracağı ve bu varlıkların Allah katında kendilerine şefaatçi olacakları ümidiyle yaptılar. Bu inanç, dünyadaki krallarda gördükleri bir duruma benziyordu: Her insan, kralın hizmetine doğrudan giremiyor, huzurunda durmaya veya hizmet etmeye güç yetiremiyordu. Bu yüzden kralın yakınında bulunan, onun katında büyük bir makamı olan kimselere hizmet ederdi; çünkü o kimseye hizmet etmenin, kralın yanına yaklaşmaya ve ihtiyaç duyulduğunda ondan yardım veya şefaat dilemeye vesile olacağını sanırdı.

İMAM MATURİDİDEN BAŞKA BİR ÖRNEK

Allah Teala Zuhruf suresinin 86. Ve 87. Ayetlerinde şöyle buyurmuştur, ki biz bu ayetlerin mealini Elmalılı Hamdi Yazırdan aktaracağız;

وَلَا يَمْلِكُ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنْ شَهِدَ بِالْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

Ondan başka yalvarıp durdukları şeyler(veyahut kimseler) şefaat de edemezler ancak bilerek hakka şehadet eden kimseler müstesnâ

وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُ فَاَنّٰى يُؤْفَكُونَۙ

Celâlım hakkı için sorsan onlara: kendilerini kim yarattı elbette Allah derler, o halde nasıl çevrilirler?

إن قوماً كانوا يعبدون الملائكة؛ رجاء أن يكونوا لهم شفعاء؛ لما عرفوا من خصوصيتهم وفضلهم عند الله - تعالى - وذلك معروف في الناس أنهم يخدمون ويكرمون خواص ملوكهم رجاء أن يشفع لهم أولئك الخواص عند الملك إذا نزل بهم بلاء ووقعت لهم حاجة يوماً من الدهر، فعلى ذلك هؤلاء الكفرة كانوا يعبدون الملائكة؛ لما عرفوا من خصوصيتهم وفضل منزلتهم عند الله تعالى.
Bir topluluk, melekleri Allah katındaki yakınlıklarını ve üstün derecelerini bildikleri için, onların kendilerine şefaatçi olmaları ümidiyle meleklerine ibadet ediyorlardı. Bu durum, insanlar arasında da bilinen bir davranıştı: İnsanlar, kralların yanındaki özel ve yakın kişilere hizmet eder, onları över ve yüceltirlerdi; çünkü bu kimselerin, başlarına bir musibet geldiğinde veya bir ihtiyaçları olduğunda kral katında onlar için şefaatçi olacaklarını umarlardı. İşte bu kâfirler de, aynı şekilde, meleklerin Allah katındaki seçkinliklerini bildikleri için, onlara ibadet ediyor, bu şekilde Allah’a yaklaşacaklarını ve onların aracılığıyla şefaat kazanacaklarını zannediyorlardı.

ثم أخبر - عز وجل - عن الملائكة أنهم لا يملكون الشفاعة بقوله:{ وَلاَ يَشْفَعُونَ إِلاَّ لِمَنِ ٱرْتَضَىٰ } [الأنبياء: 28] وهو قوله: { إِلاَّ مَن شَهِدَ بِٱلْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ } ، أي: إلا لمن شهد بوحدانية الله - تعالى - وألوهيته، لا يشفعون لأولئك، إنما يشفعون لمن ذكر، وإن كانت لهم خصوصية عند الله - تعالى - لأن الله - عز وجل - نهى أولئك أن يعبدوا الملائكة ويعظموهم من جهة العبادة؛ لذلك لا يملكون الشفاعة لهم؛ فيكون مثل هذا مثل ملك نهى قومه أن يخدموا أو يعظموا أحداً سواه من خواصه، فإذا فعلوا ذلك وخدموهم وتركوا نهيه لا يملك أولئك الخواص ولا يتجاسرون على طلب الشفاعة عند الملك لأولئك الذين نهاهم الملك أن
يخدموهم ويعظموهم دونه، فعلى ذلك الملائكة
.
Sonra Yüce Allah, meleklerin şefaat yetkisine sahip olmadıklarını şu sözüyle bildirmiştir: “Onlar, ancak Allah’ın razı olduğu kimselere şefaat ederler.” Yine şu ayette buyurmuştur: “Ancak gerçeğe (Allah’ın birliğine) şahitlik edenler ve bunu bilenler müstesna.” Yani, Allah’ın birliğine ve ulûhiyetine tanıklık edenlerden başkasına şefaat etmezler.

Melekler, Allah katında özel bir konuma sahip olsalar da, O’nun razı olmadığı kimselere şefaat etmeleri mümkün değildir. Çünkü Allah Teâlâ, insanlara melekleri ibadet maksadıyla yüceltmelerini ve onlara tapmalarını yasaklamıştır. Bu sebeple melekler, o yasaklanan kimselere şefaat yetkisine sahip değildirler. Bu durum, şuna benzer:

Bir kral, halkına “Benim dışımda kimseye hizmet etmeyin, kimseyi benden üstün tutmayın” diye emretse; ama buna rağmen bazıları, kralın yakınlarına hizmet eder ve onları yüceltirse, işte o zaman o yakınlar (özel kişiler) kralın huzurunda, o emri çiğneyenler için şefaat etmeye ne cesaret edebilirler, ne de buna izinleri olur. Meleklerin durumu da bunun gibidir: Allah’ın emrine aykırı olarak onlara ibadet edenlere, onlar da şefaat etmezler.
 
Ahıskalı Çevrimdışı

Ahıskalı

İslam-tr Sakini
İslam-TR Üyesi
HMi4METWcAAQuJf
 
Geri
Üst Ana Sayfa Alt