Çözüldü İslam'da Kılıç Hakkı Var mıdır Şer'i' Delili Nedir?

N Çevrimdışı

nâkid

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Selamun Aleykum;
İslam'da kılıç Hakkı varmıdır şei' delili nedir?
Bu noktada kiliselerin camiye çevrilmesi hakkında meşru hükümler ve örnekler nelerdir?
 
Abdulmuizz Fida Çevrimdışı

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Âleykum selam we rahmetullah ;

وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ...
“Bilin ki, ganimet olarak elde ettiğiniz herhangi bir şeyin beşte biri Allah'ındır...” (Enfâl 41)
Bu âyet, savaş neticesinde elde edilen malların şer'î bir hukukî statüsü bulunduğunu açıkça ortaya koyar. Fakat ganimetin tamamı savaşan şahısların özel mülkü değildir; beşte biri ayrılır, geri kalan hakkında da imamın ve fıkhın belirlediği hükümler vardır.

حَتَّىٰ يُعْطُوا الْجِزْيَةَ عَنْ يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ
“Kendilerine kitab verilenlerden, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.” (Tevbe 29)
Fetih, İslâm hukukunda sadece 'savaşmak' değil, savaş sonucunda toprak, mal, ahali ve ibadethaneler hakkında hukukî sonuçlar doğuran bir devlet tasarrufu meselesidir.

Sulh veya Savaş Yoluyla Fetih Durumunda;
Bir şehir andlaşma ile Müslümanların hâkimiyetine girerse, kiliselerin durumu yapılan antlaşmaya bağlıdır. Misalen Ömer (r.anh)'ın hilafeti döneminde Taberiye barış yoluyla alındığında kiliselerin korunacağı garanti edilmişti.
Ebû Ubeyde b. Cerrâh (r.anh)'ın Bâ'lebek ve Kınnesrîn fetihlerinde de kilise ve manastırların güvence altına alındığı nakledilir. Yani Müslümanlar bir ülkeye girdi diye bütün kiliseler otomatik olarak camiye çevrilir diye bir hüküm yoktur.
Savaşla, fethedilen şehir
Klasik fıkıhta
أرض العنوة (ard-ı anvet), savaş sonucunda zorla fethedilen topraktır. Burada mezhebler arasında bazı ayrıntı farklılıkları olmakla beraber, Hanefî mezhebinde imam/devlet başkanının önemli bir tasarruf yetkisi vardır.
“Savaş yoluyla ele geçirilen şehirlerdeki mevcud kiliseler yıkılmaz ve tahrib edilmez. Ancak bunların mâbed olarak bırakılıp bırakılmayacağı konusunda lehte ve aleyhte 2 görüş vardır. Hanefîler'e göre; devlet başkanı bu kiliseleri hıristiyan mâbedi olarak bırakabileceği gibi camiye de çevirebilir ya da mesken olarak kullanılmalarına karar verebilir.”
Dolayısıyla Hanefî mezhebine göre, savaşla fethedilmiş bir şehirdeki kilisenin camiye çevrilmesi şer'an mümkün bir devlet tasarrufudur. Fakat bu 'Her Müslüman istediği kiliseyi kendi başına alıp cami yapabilir' demek değildir. Yetki imam/devlet başkanına aittir.
Şam fethedildiğinde Yuhanna Kilisesi konusunda Müslümanlarla Hristiyanlar arasında özel bir durum oluşmuştur. Halife I. Velîd zamanında kilisenin kalan kısmı da Emeviyye Camii'ne katılmıştır. Ömer b. Abdulazîz döneminde Hristiyanlar şikâyette bulunmuş ve Ömer b. Abdulazîz (rahimehullah) yapılan işlemin geri alınmasını istemiştir; ancak bu defa Müslümanlar karşı çıkmıştır. Bu olay, fetih sonrasında kilisenin camiye katılmasının tarihî bir uygulama olduğunu, fakat bunun aynı zamanda hukukî ve siyasî şartlara bağlı bir mesele olduğunu gösterir.
Yine 1064 yılında Sultan Alparslan Ani'yi fethettiğinde, şehrin büyük katedralini camiye çevirdi. Yeni ele geçirilen bir şehrin en büyük kilisesinin camiye çevrilmesi fethin sembolü olarak algılanmış ve bir gelenek haline getirilmiştir.
Anadolu Selçuklu hükümdarı Suleyman Şah 1084'te Antakya'yı ele geçirdiğinde şehrin büyük kilisesini camiye çevirdi; fakat Hristiyan halkın müracaatı üzerine 2 kilisenin yapılmasına da izin verdi. Bir kilisenin camiye çevrilmesi, Hristiyanların tamamının ibadet hakkının ortadan kaldırılması anlamına gelmiyordu.
Osmanlılar, Selçuklu geleneğini devam ettirerek fethettikleri şehirlerde çoğu zaman en büyük kiliseyi camiye çevirmiş, diğer kiliseleri ise Hristiyanların ibadet ihtiyacına bırakmıştır. Mesela İstanbul'da Ayasofya; İznik'te Ayasofya; Enez'de büyük kilise Fâtih Camii; Vize'de kilise Ayasofya/Büyük Cami; Selanik'te Ayasofya cami gibi örnekler vardır.

İslâm hukukunda fetih = sınırsız yağma değildir.
Ömer (r.anh)'in Kudüs'ün fethindeki tavrı bunun çok güçlü bir örneğidir. Ömer (r.anh), Kudüs'teki Kıyamet Kilisesi'nde namaz kılmamıştır.
Bunun sebebi, Müslümanların daha sonra “Ömer burada namaz kıldı, burası artık bizimdir." demelerinden endişe etmesiydi. Ayrıca fetih sırasında kilise ve havraların korunmasına yönelik uygulamaları da vardır. Ömer'in gayr-ı muslimlerin can, mal ve din özgürlüklerinin güvence altına alındığını, kilise ve havraların korunduğunu bilinmektedir. Dolayısıyla Kılıç hakkı demek “istediğim her şeyi zorla alırım” değildir.
Şer'î fetih hukukunda; fetih , ganimet , fey , arazi, zimmîlerin hakları, andlaşmalar , ibadethaneler gibi ayrı ayrı hükümler vardır.
“Kılıç hakkı” şahsî bir hak değildir; fetih sonrasında ortaya çıkan hukukî tasarruf yetkisi, İslâm hukukunda esas itibarıyla imam/devlet otoritesiyle ilgilidir.
 
Geri
Üst Ana Sayfa Alt