Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
İslâm fıkhında "örfî emân" meselesi, özellikle Dâru'l-harb ile Dâru'l-İslâm arasındaki munasebetler, vize, pasaport, ticârî giriş-çıkışlar ve can-mal emniyetinin hangi fiillerle tahakkuk edeceği bahsinde fukahânın en ince tahliller yaptığı konulardan biridir.
Bu ihtilâfta "Örfî emân vardır ve meşrûdur" diyen ulemânın görüşü, hem sahih sünnetin delillerine hem de 4 mezheb fıkhının temel usûl kaidelerine tam muvâfıktır.
"Örfî emân diye bir şey yoktur, bid'attir" iddiası ise nebevî tatbikatı ve fıkıh usûlündeki delâlet yollarını daraltmaktan kaynaklanan zayıf bir yaklaşımdır.
Emânın Lafza Munhasır Olmaması
İslâm hukukunda emân (güvence vermek), yalnızca "Sana emân verdim" gibi sarih lafızlarla sınırlı değildir. Karşı tarafa emniyette olduğunu hissettiren her türlü işaret, kinaye ve teamül (örf) şer'an emân sayılmıştır. Bunun en sarih delili;
Sahâbî Ömer b. el-Hattâb’ın رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ ordu komutanlarına gönderdiği şu emridir:
Bize Muhammed b. el-Musennâ haber verdi, dedi ki: Bize Muâz b. Muâz rivâyet etti, dedi ki: Bize İbn Avn rivâyet etti, Nâfi‘den, İbn Ömer’den رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا, O da Ömer b. el-Hattâb’tan رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ nakletti;
Ömer b. el-Hattâb رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ şöyle buyurdu: "Sizden biriniz muşriklerden bir adama eliyle gökyüzüne doğru (emniyettesin manasında bir) işaret yapsa yahud Ona 'Korkma!' dese, muhakkak ki Ona emân vermiş olur. Ona emân verdiğinde ise artık Onu öldürmesin!" (İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, Kitâbu'l-Cihâd, Bâbu Men Kâle İze'ş-Şâra İleyhi Fe-Huve Emânun, C. 6, Sf: 479, Hadis no: 33076; Abdurrezzâk, el-Musannef, C. 5, Sf: 221, Hadis no: 9436)
Hadis sahihtir; isnadındaki ravilerin tamamı Buhârî ve Muslim ricalinden olup sika ve imâmdırlar.
Bu rivayet açıkça gösterir ki emân; fıkhî olarak karşı tarafın 'canıma kastedilmeyecek' kanaatine varmasına sebep olan hâl, işaret ve örfle de teessüs eder.
Dört Mezhebin Bu Husustaki İttifakı
İslâm ulemâsı, emân akdinin teşekkülünde örf ve teamullerin geçerli olduğunda icmâ mesâbesinde ittifak etmiştir:
Hanefî Mezhebi;
İmam Muhammed eş-Şeybânî, es-Siyeru'l-Kebîr’de, harbî bir kâfir İslâm diyarına bir tuccar olarak, elçilikle veya bir müslümanın delaletiyle girdiğinde, açıkça "Bana emân verin" demese bile, Müslümanların Onu pazara sokup alışveriş yapmasına musaade etmelerinin örfen bir emân teşkil ettiğini, artık O kimsenin canına ve malına dokunulamayacağını beyan eder.
Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî Mezhebleri;
Karşı tarafın kendi örfünde emân sayılan bir fiil yapıldığında (örneğin bir kumaş parçasını sallamak, bir kaleye sığınma izni verilmesi veya bir ülkenin resmî mührü / belgesiyle içeri girmek), bu örfî fiil sarih söz gibi bağlayıcıdır.
Mecelle'de de kâideleştiği üzere; "Örf ile tayin, nass ile tayin gibidir" ve "Âdet muhakkemdir."
"Örfî Emân Diğer Adıyla Bid'attir" Diyenlerin Yanılgısı
Bu kavli savunanlar (genellikle tekfir ve harb fıkhını ifratla ele alan bazı çağdaş çevreler), emânın ancak şer'î bir devlette halife veya mucahid bir fert tarafından lafzî olarak verilmesi gerektiğini zannederler.
Bu yaklaşımın sakatlıkları şunlardır;
- Ahde İhanet (Gadr) Tehlikesi;
Bir müslüman, kâfir bir ülkeye vize alarak, pasaportla veya Onların kanunlarına riayet edeceğini taahhud ederek girer; sonra da "Ben lafzen emân vermedim, örfî emân da bid'attir" diyerek Onların malını çalar, hırsızlık yapar veya insanları katlederse, bu İslâm fıkhında gadr (hıyanet) olarak isimlendirilir.
- Hadîs-i Şerîfin Tehdidi;
Rasûlullâh ﷺ hıyaneti en büyük günahlardan saymış ve şöyle buyurmuştur:
Bize Musedded haber verdi, dedi ki: Bize Yahyâ rivâyet etti, Ubeydullâh’tan, bana Nâfi‘ rivâyet etti, İbn Ömer’den رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا,
O da Nebî’den ﷺ nakletti; Rasûlullâh ﷺ şöyle buyurdu: "Kıyâmet gününde her ahdini bozan (hâin/gâdir)kimse için bir sancak dikilecek ve: 'Bu, falan oğlu falanın ihânetidir!' denilecektir." (Buhârî, es-Sahîh, Kitâbu'l-Edeb, Bâbu Mâ Yunhâ mine's-Sibâb ve'l-La'n, C. 8, Sf: 38, Hadis no: 6177; Muslim, es-Sahîh, Kitâbu'l-Cihâd ve's-Siyer, Bâbu Tahrîmi'l-Gadr, C. 3, Sf: 1359, Hadis no: 1735)
Hadis, muhaddislerin ittifakıyla sahihtir; Buhârî ve Muslim’in Sahîhayn’ında tahrîc edilmiştir.
Hulâsatul Kavl;
Örfî emân haktır, şer'îdir ve fıkıhta asıldır. Karşı tarafa emniyet telkin eden her türlü pasaport, vize, ticarî anlaşma, izin belgesi veya fiilî hâl şer'an emân hükmündedir.
"Örfî emân yoktur, bid'attir" demek; sahâbenin tatbikatına, Ömer b. el-Hattâb'ın رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ fermanına ve 4 mezheb ulemâsının cumhuruna aykırıdır.
Bir kimsenin emân şartıyla (ister lafzî ister örfî/vizeli olsun) girdiği bir yerde hırsızlık, gasb veya cana kast yapması İslâm akîdesinde 'cihad' değil; haram olan ahde ihânet (gadr) fiilidir.