İlmi Konu Cevşen Şia Bidatidir, Uydurulduğu Katidir

ABDULHAK

الإذلال هو بعيد عنا
Yönetici
Admin
Muhammed b. Sirin demiştir ki:
"Şüphesiz ki bu ilim (isnad) dindir. Öyle ise, dininizi kimlerden aldığınıza dikkat edin!"

Abdullah b. el-Mübarek de şöyle demiştir:
"İsnad dindendir. Eğer isnad olmasaydı, muhakkak her isteyen istediğini söylerdi."

(Müslim, Mukaddime, 5. Bab.)


Abdullah Bin Mugaffel (r.a.) oğlunun; “ALLAH’ım Senden cennetin sağında beyaz bir köşk istiyorum” dediğini duyunca; “Peygamber Aleyhisselam’ın şöyle buyurduğunu işittim;
Bu ümmette duada haddi aşanlar olacaktır.”
[sahihtir. Ebu Davud(96,1480) Deylemi(3440) Ahmed(1/172) İbni Hibban(15/166) Hakim(1/267) Beyhaki(1/196) Abd Bin Humeyd Müsned(1/180) Hüseyni El Beyan Vet Tarif(2/181) Tuhfetul Ahvezi(1/157) Neylul Evtar(1/215) Tayalisi(1/28) Feyzul Kadir(4775) İbni Mace(3864) Kenz(3295) benzerini; Cem’ül Fevaid’de(9252) Rudani nakleder.]

Berâ b. Âzib (r.a.)’den rivâyete göre, Peygamber sallALLAHu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
yatacağında namaz abdesti gibi abdest al, sonra sağ tarafına uzanıp şöyle de; “ALLAH’ım irademi sana teslim ettim yönümü sana çevirdim senden korkup seni isteyerek işlerimi sana bıraktım sırtımı sana dayadım senden kaçıp kurtulmak ancak sana dönmekle mümkündür. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere iman ettim.” bunları söylediğin gece ölürsen fıtrat üzere tertemiz ölürsün, sabaha çıkarsan hayır kazanmış olarak sabahlamış olursun”; Berâ diyor ki:
“Ben gönderdiğin Rasûle dedim…” Bunun üzerine Peygamber sallALLAHu aleyhi ve sellem göğsüme vurdu ve;
Gönderdiğin peygambere de ” buyurdu.
[Buhâri, Daavât 7, 9; Tevhid 34; Müslim(2710) Tirmizi(3391) Ebu Dâvud(5046, 5047, 5048).]

Burada da görüldüğü üzere, aynı anlama gelen iki kelime arasında dahi bir değişiklilk yapılması caiz görülmemişken, Rasulullah sallALLAHu aleyhi ve sellem’den geldiği sabit olmayan bir dua ile nasıl dua edilebilir?


İmam Malik de şöyle der;
"Kim güzel bularak bidat çıkarırsa, Muhammed s.a.v.'in risalet görevine ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Zira ALLAH Teala; "Bu gün dininizi kemale erdirdim"(Maide 3) buyurmuştur. O gün dinde olmayan bir şey bu gün de dinden olamaz."
[Şatıbi el-İtisam(1/64)]


Dinde sonradan ortaya çıkan ve hakkında herhangi bir delil bulunmayan bu gibi durumlar hakkında ALLAH Rasulu (sav) şöyle buyurmuştur:


Huzeyfe b. el-Yamân'ın rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte: "ALLAH bid'at sahibinin orucunu, namazını, sadakasını, haccını, umresini, cihadını, sarfını (maddi yardımını), şehadetini kabul etmez. O, kılın yağdan çıktığı gibi İslâm'dan çıkar. "
(İbn Mace, Mukaddime, 7/49).

Bu ikaz karşısında müslümanların dikkatli davranacakları ve bid'atın ne olduğunu araştıracakları muhakkaktır. Abdullah b. Abbâs (r.a.)'dan rivâyet edilen bir hadiste şöyle buyrulur:
"ALLAH, bid'at sahibinin amelini, bid'atından vazgeçinceye kadar kabul etmez."
(İbn Mâce, Mukaddime, /50).


“İşlerin en kötüsü sonradan ihdas edilenler / ortaya çıkarılanlardır.”

[ Müslim, Cuma, 43.]

“Sonradan ihdas edilen her şey bid’attir”

[ Nesâi, Îdeyn, 22; İbn Mâce, Mukaddime, 7]

“Her bidat dalalettir, her dalalet de ateştedir.”

[ Müslim, Cuma, 43; Ebu Davud, Sünnet,

Bidat hakkındaki bu hadislerden sonra Bidatın tarifi ve kapsamı hakkındaki açıklamaları kavramamız gerekmektedir.

Bidat ; Hz. Peygamber ve Ashâb-ı Kirâm dönemlerinde görülmeyip onunla amel edilmeyen, hattâ bir benzeri olmayan ve İslâm'dan olmadığı halde sonradan ortaya çıkan , din ile alâkalı olup bir ilâve veya eksiltme mahiyetinde olarak ibâdet kabûl edilen , göze ve akla hoş gelen dua , kuran okuma , namaz kılma , zikretme , düşünce görüş ve ameller , sünnete aykırı davranışların adet haline getirilmesidir.


Bildirildiğine göre bir ara, İbn-i Mesud'un dostları kararlaştırdıkları bir yerde toplanıp zikretmeyi adet edinmişlerdi. Bunu öğrenen İbn-i Mesud bir defasında toplantı halinde üzerlerine vararak kendilerini:
“Ey dostlarım, siz Muhammed'inkinden daha doğru bir yolda mısınız, yoksa sapık bir yola mı düştünüz ?” diye paylamıştır.

(Darımi Sünen, görüşe bağlanmanın keraheti, c. 1, s. 681. Haberin sözleri şöyle: “Canımı elinde tutana yemin olsun ki, kuşkusuz siz Muhammed'in milletini ilettiği doğru yolda mısınız, yoksa kapı mı aralıyorsunuz?.)

İmam Nevevi ”tezkire”sinde bid’at ehlinin bir özelliğini şöyle açıklıyor:
“Dünyada nerede bir bid’atçı varsa o mutlaka hadis ehline kin besler. Kişi bidat ‘e saplanınca hadisin tadı onun kalbinden çıkar.”

Abdullah b. Abbas (r.a) Ebubekir ve Ömer’in sözlerini illeri sürüp sünnete ters düşen birine şöyle dedi:
“Nerde ise gökten üzerimize taşlar yağacak. Ben size Resulullah buyurdu diyorum, siz ise, Ebubekir ve Ömer dedi diyorsunuz.
(Abdurrezzak el-musannef sahih bir senetle)


İbni Abbas (ra)’den : Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki :

“...Benim ümmetimden birtakım kimseler getirilip sol tarafa ayrılacaktır. Ben “Ey Rabbim! Bunlar benim ashabımdırlar, derim. Cenabı ALLAH cc bana: “Bunların senden sonra neler yaptıklarını bilmezsin der. Ben de ALLAH’ın salih kulu İsa as’ın dediği gibi “Aralarında bulunduğum müddetçe onları gözetliyordum. Sen, benim canımı alınca onları gözetleyen sen oldun. Her şeyin gözetleyicisi sensin. Onlar senin kullarındır. İstersen âzab edersin, istersen bağışlarsın. Zira izzet ve hikmet sahibi sensin (Maide:117) derim. Cenabı Hak “Sen onlardan ayrıldığın gün, onlar gerisin geri döndüler” buyurur. Bir rivayette peygamber sav’in “Benden uzak olsunlar, benden uzak olsunlar, benden uzak olsunlar,derim” ziyadesi vardır.

(Buhari-Müslim) (Hayatus Sahabe-4)

 

ahmetdamar

Yeni Üye
Üye
"Yazdırıldı" vahiy oluyor ha. Vahiy-ilham-sünuhat vs arasındaki farkları bile bilemeyecek kadar kendini alim zanneden zavallılar. Sadece bir kişinin bile imana gelmesinde bir katkınız oldu mu acaba? Ama insanları dinden uzaklaştımada pek mahirsiniz. Ateş böceği gibi aklınızla-ilminizle Güneşle muaraza ediyorsunuz. Yazık! bu şekilde bırakın başkalarına yardımcı olmayı kendi imanınızı koruyabilirseniz iyidir. Ben yapıyorum size de tavsiye ederim: Sakin kafayla imanınızı bir sorgulayın, ne durumda? Bir ilerleme var mı? Gerçekten tatmin olmuş mu? Yoksa şüphelerin üstünü örterek mi ilerliyorsunuz? Yani aklınız-kalbiniz mutmain mi? Ben hiç sanmıyorum. Alimlere, tefsirlere saldırarak sadece başkalarına değil kendinize de yazık ediyorsunuz. Cenab-ı Hak'kın bu asrın insanlarına ihsan ettiği Risale-i Nur'lardan bir cümle ile bahsi kapıyorum, anlaşılıyor ki uzatmanın faydası yok. "Cevab-ül ahmak-is sükût" kaidesince, böylelere karşı cevab sükûttur.
 

DAVA

Yeni Üye
Site Emektarı
Üye
Sadece bir kişinin bile imana gelmesinde bir katkınız oldu mu acaba?
<object width="425" height="349"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/8O8IfZsqJY4&hl=de&fs=1&color1=0x5d1719&color2=0xcd311b&border=1"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowscriptaccess" value="always"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/8O8IfZsqJY4&hl=de&fs=1&color1=0x5d1719&color2=0xcd311b&border=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="349"></embed></object>

üstteki video sizin Yardim ettmedinigizden Dolayi ortaya cikan eserdir !

Bu video Sizin Ümmete Yardim etmediginiz ve Cihadtan Kactiginizdan Dolayi Müslüman ülklerindeki caresiz imani Zayif olanlar Hayatlarini Korumak icin Dinini Satiyor ! HANI NERDESINIZ ? HANI SAID diniz ? Said. hz. bile Kurtulus savasinda isi gücü birakip savasa katilmis, Siz Niye Saidlesmiyorsunuz ? YAZIKLAR OLSUN SIZE SEYHIN KUYRU PESINDE KOSAN, ZAVALLI Sofi LAKAPLI Pis Kalpli insanlarada..


Sadece bir kişinin bile imana gelmesinde bir katkınız oldu mu acaba? Sorusuna gelince Kör Olmasaydin GÖrürdün, Demek ki Kör imissin görmemissin al sana gösterelim !

Avusturyadan Yeni Haber 22 Avusturyali Müslüman oldu... Konusan Kisi Selefidir !

<object width="425" height="349">


<embed src="http://www.youtube.com/v/twzlYjD7uzs&hl=de&fs=1&color1=0x5d1719&color2=0xcd311b&border=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="349"></object>

Bunlarda Almanyada Müslüman olan ve Ne tarikatla Nede Said Nursi Hazretlerinin Sözde Ögrencilerine Bagli degillerdir ! ( Ben Said Nursiyi Severim, Onu Putlastiranlara Yaziklar olsun )
<object width="425" height="349">


<embed src="http://www.youtube.com/v/Ag9OL_g4BmM&hl=de&fs=1&color1=0x5d1719&color2=0xcd311b&border=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="349"></object>

Al Pierre Vogelden videolar

<object width="425" height="349">


<embed src="http://www.youtube.com/v/8tbbIu1hQXo&hl=de&fs=1&color1=0x5d1719&color2=0xcd311b&border=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="349"></object>

<object width="425" height="349">


<embed src="http://www.youtube.com/v/M5uEKSZeiqY&hl=de&fs=1&color1=0x5d1719&color2=0xcd311b&border=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="349"></object>

<object width="425" height="349">


<embed src="http://www.youtube.com/v/Yo-CfVmDC1Q&hl=de&fs=1&color1=0x5d1719&color2=0xcd311b&border=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="349"></object>

ve bir sürü video... Simdi Siz Sayilari gösterin demek Lazim, Lakin demek istemem, Sizin isledikleriniz sizedir Bizimkiside Bizedir !...

Ayrica Burdaki Paylasimlari Begenmiyorsaniz Mecbur degilsiniz Kalmaya, Yada Dinlemesini Billin !
 

DAVA

Yeni Üye
Site Emektarı
Üye
Alimlere, tefsirlere saldırarak sadece başkalarına değil kendinize de yazık ediyorsunuz. Cenab-ı Hak'kın bu asrın insanlarına ihsan ettiği Risale-i Nur'lardan bir cümle ile bahsi kapıyorum, anlaşılıyor ki uzatmanın faydası yok. "Cevab-ül ahmak-is sükût" kaidesince, böylelere karşı cevab sükûttur.
Sen Bizleri Galiba Isikci ISIKSIZLARLA KAristiriyorsunuz.. Biz Hangi Tefsire Saldirdigimiz gördün ? Said Nursinin Eseri Sadece bir Marifetnamedir,, Onun O zamanki sartlara göre Ne kadar gayret gösterdigini ve ilim sahibi oldugunu göstermektedir ! Onun Eseri bir Tefsir degildir ! ( ALLAH ona Rahmet ettsin ).

Kaldiki Bize Tefsirleri Red etmeyin diyeceginize, gidin Peygamber giynizli, Seytan düsünceli Cübbeli Askerlerine ve Isiksizlara bu yaziyi yazin, isiksizlarin fitne kitaplarinda sadece Alimler Karalanmaktadir,, !
Cübbeli Askerleride ve Cübbeliyi dinleyen Diger Zavali Tarikat Mensuplerida Ayni bu yolu takip etmektedir !

Bence Birsey Yazmadan önce arastirin ! Sonra Konusun Ülü Orta Konusmayin Bu Yazdiklarimin dellilerini isterseniz size kitap,Sayfasi ile delil getiririm ! Varsa Sizin Tefsirlere karsi oldugumuzun Delilleri buyrun getirin ! Yoksa Iftirah etmekten UTANIN !
 

IsLaM4eVeR

لا اله الا الله - Lâ ilahe illallah
Admin
Cahillerle uğraşacak kadar zamanım yok malesef size yanıt yazmaya da gerek yok kendini akıllı sananlardansınız ancak hiç okumuyorsunuz Allah'a zerre kadar iman ettiyseniz burada yazılanları okur ve araştırırsınız ahirette bu size delil olarak yeter. Ancak sizler sadece kendinizi sadece hak gördüğünüz için başka kitaplara ne hacet..

Abdulhak'ın dediği gibi binlerce alime de gerek yok 4 mezhep imamından bile tek delil bulamazsınız hoş said nursi 4 mezhep imamındanda üstün size göre..

“Bu risalenin girişinin bu derece uzun olması istemeden olmuştur. Demek ihtiyaç var ki, öyle yazdırıldı Şuâlar, Yedinci Şuâ, c. I, s. 895

Yazdırıldı yazdıran haşa Allah.. Soruyorum size eğer yazdırılacak biri olsaydı bu said nursimi olurdu yoksa Hz Ebu bekr r.a' mı eğer birine bir ilham gelecekse o öncelikle hz ebu bekr, daha sonra ömer daha sonra osman ve ali olurdu.
 

ABDULHAK

الإذلال هو بعيد عنا
Yönetici
Admin
"Yazdırıldı" vahiy oluyor ha. Vahiy-ilham-sünuhat vs arasındaki farkları bile bilemeyecek kadar kendini alim zanneden zavallılar. Sadece bir kişinin bile imana gelmesinde bir katkınız oldu mu acaba? Ama insanları dinden uzaklaştımada pek mahirsiniz. Ateş böceği gibi aklınızla-ilminizle Güneşle muaraza ediyorsunuz. Yazık! bu şekilde bırakın başkalarına yardımcı olmayı kendi imanınızı koruyabilirseniz iyidir. Ben yapıyorum size de tavsiye ederim: Sakin kafayla imanınızı bir sorgulayın, ne durumda? Bir ilerleme var mı? Gerçekten tatmin olmuş mu? Yoksa şüphelerin üstünü örterek mi ilerliyorsunuz? Yani aklınız-kalbiniz mutmain mi? Ben hiç sanmıyorum. Alimlere, tefsirlere saldırarak sadece başkalarına değil kendinize de yazık ediyorsunuz. Cenab-ı Hak'kın bu asrın insanlarına ihsan ettiği Risale-i Nur'lardan bir cümle ile bahsi kapıyorum, anlaşılıyor ki uzatmanın faydası yok. "Cevab-ül ahmak-is sükût" kaidesince, böylelere karşı cevab sükûttur.
Evvela vahy ile ilhamı sen öğren. Tabi bundan önce o defolu itikadınla önce Said nursinin şu ifadesini
"ihtiyarım haricinde olarak uzun yazdırıldı. Hikmetini de anlamadık,"
bize bir izah etki hastalığının nedenini sana gösterelim .

Ayrıca Said Nursi kendisinin yazdığı kitabı , öyle övüp putlaştırmıştır ki tertemiz vahy olan Kuranı kerimin önüne koyarak bu devrin Kuranı Kerim'i bu demek istemiştir.
Onbirinci Şua , sayfa 266: Said Nursi :
"Risalet-ün Nur bu asırda, bu tarihte bir "urvet-ül vüska"dır. Yâni çok muhkem, kopmaz bir zincir ve bir "hablullah"tır. Ona elini atan, yapışan necat bulur "

Urvet-ul vuska" ve "hablullah" Kur’an’a ait özelliklerdir.

"Dinde zorlama yoktur; artık hak ile bâtıl iyice ayrılmıştır. Tağutu inkar edib ALLAH'a inanan kimse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa sarılmıştır. ALLAH isşitendir, bilendir" (Bakara 256)


Toptan ALLAH'ın ipine sarılın, ayrılmayın. ALLAH'ın size olan nimetini anın: Düşmandınız, kalblerinizin arasını uzlaştırdı da onun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz, sizi oradan kurtardı. ALLAH, doğru yola erişesiniz diye size böylece ayetlerini açıklar. (Âl-i imran 103)

Bu devirde; “Urvet-ul vuska”, yani çok sağlam, kopmaz bir zincir ve bir “hablullah” yani ALLAH’ın ipi olan kitab Kuran mıdır yoksa Risale-i Nur mudur?
Risaledir diyorsanız Yukarıdaki ayetlerin hükmü kaldırıldı da bizim mi haberimiz olmadı?
Hayır Kuranı kerimdir diyorsanız , 11. Şuada Onbirinci Meselenin haşiyesinin bir lahikasıdır, diye geçen Risalelere atfedilen bu sıfatlar insanları bu kitaplara mahkum edebilmek için söylenmiş söz müdür ?


Ehli sünnette bu güne kadar hiç bir aklı başına alim kendi yazdığı kitaba Kuranın sıfatlarını vermemiş , verememiştir. Aksine yanlışı hataları benden , doğruları Allahtandır demişlerdir. Bu tarz sapkın sözlerden ve itikatlerden Allaha sığınırız.
Bu tarz yazıları okuyanların Kurana saldıranlara sessiz kalırken risaleleri müdafa etmeye çalışmalarını da anlamış oluyoruz.

Demişsin ki :
Sadece bir kişinin bile imana gelmesinde bir katkınız oldu mu acaba?

Geldiğini ispatlarsam sapık itikadından vaz geçecek misin ?
Tabi gelinmesi gereken iman ikimizin anlayşına göre farklılık arzetmektedir. Çünkü sen Risalelere bakarak imanlıyım diyorsun , biz ise Kuranı Kerim ve sünnet-l şerif ile.
Biz kuran sünnet delillere itibar ederken sen yığınları etkisinde kalanları (heva) ölçü alıyorsun.
Hem Bu söylediğin söz islamda ölçü de değildir . Şunu bilki insanların iman edip etmemesi Allahın hidayetine bağlıdır. Kendilerine bir tane dahi iman etmeyen peygamberler gelip geçmiştir. Bunlara o defolu anlayışınla yanlış yapmışlar , beceriksizler ya da aktardıkları yanlış bilgiler miydi diyeceksin ?
Şu hadisi şerif delilimizdir:

îbn Mes'ud şunu anlattı:
Bir gece, uzun bir süre Rasulullah'ın yanında konuştuk ve sabahleyin tekrar yanına gittik. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Bu gece rüyamda, peygamberler bana ümmetleriyle birlikte arzedildi.
Bir peygamber üç kişiyle birlikte yanımdan geçmeye, bir başka peygamber bir kişiyle birlikte, başka bir peygamber de beraberinde hiç kimse bulunmaksızın yanımdan geçmeye başladı.
Nihayet İmran'ın oğlu Musa, beraberinde kalabalık bir topluluk bulunduğu halde benim yanımdan geçti. Onlar benim hoşuma gittiler. Ben:
-Bunlar kim? dedim.
-Kardeşin Musa ve yanındaki İsrail oğulları, dedi.
-Benim Ümmetim nerede dedim. Bana:
-Sağına bak, denildi. Baktım bir de ne göreyim karşımda insan yüzleriyle kapanmış bir tepe vardı.
-Memnun oldun mu? denildi. -Rabbim! memnun oldum, dedim.
-Bunlarla birlikte yetmişbin kişi hesapsız olarak cennete girecek, denildi.
Peygamber (s.a.v.): - "Babam, annem size feda olsun! Eğer yetmiş bin kişiden olabiliyorsanız, olun gücünüz yetmiyorsa, tepeyi dolduranlardan olun. Ona da gücünüz yetmiyorsa ufuktakilerden olun. Ben, insanların karışıp birbirlerine girdiklerini gördüm.
Ukkaşe İbn Mıhsan şöyle dedi:
-Ya Rasulallah! Allah'a beni yetmiş bin kişiden biri yapması için dua et, dedi. Rasulullah (s.a.v.) onun için dua etti.
Daha sonra konuştuk. Rasulullah (s.a.v.):
- "Bu yetmişbinin kimler olduğunu biliyor musunuz? diye sordu.
-Müslüman olarak doğan, ölünceye kadar Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayan kimseler, (dedik).
Bunu duyan Rasulullah (s.a.v.):
- "Onlar, vücutlarını dağlatmayan, büyü yapmayan ve tatayyurda bulunmayanlar (uğursuzluğa yormayanlar)dır. Onlar ancak rablerine tevekkül ederler (tedbirini aldıktan sonra gerisini Allah'a bırakırlar)."

(İmam Ahmed, Musned, 1/401, 420; Hakim, Mustedrek, İV/577; Abdurrezzak, Mu-sannef, 19519;Taberani, Mu'cemu'l-Kebir, X/6; Zebidİ, İthafu's-Sadeti'i-Muttakin, IX/387.)

Önemli olan çokluk değil hak üzere olabilmektir .
Eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Çünkü onlar sadece "zann"a uyarlar ve saçmalarlar. (En'am 116)

Hz. İbrahim tek başına ümmetti der rabbim .

Gerçek şu ki, İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Allah'a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi.(Nahl Suresi, 120)

Gördüğümüz gibi çoğunluk ve tabii olma yada insanların iman etmemeleri davanın batıl olduğunu göstermemektedir. Kaybedenler davaya katılmayıp nefislerine uyarak doğruda olduğunu sanan bedbahtlardır.



Buradan sana diyeceğim şudur ;
Said Nursi hata yapar mı ?
Risale-i Nurlarda vahy olmadığını iddia ediyorsan bir tane hata-tezat gösterebilir misin ? (Gösteremeyeceğini umuyorum)


Risale-i Nur'lardan bir cümle ile bahsi kapıyorum, anlaşılıyor ki uzatmanın faydası yok. "Cevab-ul ahmak-is sukût" kaidesince, böylelere karşı cevab sükûttur

Bende Kuranı Kerim'in bir cümlesi (ayet) ile bahsi kapıyorum. Anlaşıldı ki tahsil cehaleti alır merkeblik baki kalır sözü bir kez daha kendini isbatladı.
"Cevab-ul cahil - es selam"

O çok merhametli Allah'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve cahil kimseler kendilerine laf attığı zaman (incitmeksizin) "selam" derler (geçerler). (FURKAN 63)
 

salimmuhammed

Yeni Üye
Üye
Kur'an'ı herkes yeterince anlayacak olsaydı, Peygambere ihtiyaç olmazdı. Hadisler'i herkes yeterince anlayacak olsaydı, müfessirlere, her yüz senede bir gelecek müçtehitlere ihtiyaç olmazdı. Herşeyde yanlış aramaya harcadığınız zamanı biraz da nelerden bahsediyor diye anlamaya çalışsanız iyi edersiniz. Badiüzzaman'a ihsan edilen Risale-i Nur'lar bugün bütün dünyada milyonlarca insanlar tarafından iştiyakla okunuyor. El-Ezher Üniversitesi'nde vs ders kitabı olarak okutuluyor. Ben de dahil çok sayıda insan aklındaki şüpheleri bu eserler sayesinde gideriyor, iman sahibi oluyor veya imanını kuvvetlendiriyor. Sizin insanların aklını bulandıran yayınlarınız acaba kimin imanını kurtarıyor. Ben pdf formatında Cevşen ararken Google'da bu siteye rastladım ve üye oldum. Yazılanları görünce üzüldüm. Elhamdülillah ben de az çok araştırmacı biriyim, profesörüm. Körü körüne birilerinin peşinde giden biri olsaydım bugün bu sitede yazıyor olmaz, çok daha farklı yerlerde olurdum. Elhamdüllillah Risale-i Nur'lar sayesinde hidayetteyim. Risale-i Nur'lar Kur'ana, Hadislere perde değil ayinedir. Ben Risale-i Nur'lar sayesinde Kur'an'ı ve hadisleri anlıyorum, okuyorum. Risale-i Nur'ları sanki Kur'ana, Hadisler'e rakip gibi göstermeyin. Yıkıcı değil, yapıcı olmaya çalışın. Kazançlı çıkarsınız. Yoksa mesuliyetiniz büyüktür, haberiniz olsun.

Klasik bir Nurcu üslubu..SübhanAllah..Haşa Kurana haaret ettiğinin farkında bile değil.Yani Kruan anlaşılmaz bir kitaptır kimse anlayamaz.Sadece alimler anlar.E o zaman sadece alimlere inseydi ya bu Kuran nyie bizler de mesuluz.

Kuranın muhkem ayetleri % 90 nı oluşturuyor.Bu anlaşılan ksımını siyer ve hadis ışığında okudun da mı anlamadın.Bir dene yap bakalım.O zaman gel konuş.böyle körü körüne Saidi Nursi deyip.Ahirette eyvah edenlerden olma.
 

huzeyme

Yeni Üye
Üye
Yukardaki videoyu hazırlayan kardeşe
Cevşen bidattir, bidat olduğu ayan beyan açıktır.Dua olarak neden kullanılmasın bu duada ben haddi aşma görmüyorum.Gören varsa söylesin. Esmaul Husnadan dua ediyor ki ayetle sabittirki böyle bir dua caizdir ve güzeldir.Şianın kaynaklarından geldiği için kullanılmaması gerekir bu ayrı bir konu.Said Nursi bunu hadis olarak yansıtması hatalıdır yoksa eğer ismi cevşen olmasaydı şianın kaynaklarından gelmeseydi Said Nursi evinde oturarak bunu kimseye açıklamasaydı bu dua da bir beis olmazdı, olurdu diyenlerden delil isteriz.Said Nursi ilmi bazı hatalar yapmış olabilir bu sadece onun için geçerli değil, bir çok alim ilmi hatalar yapmıştır.Ancak Said Nursi'ye deli demek doğru değildir ne kadar da bazı görüşleri hoşumuza gitmesede ilmi ne kadar eksik olsa ve bu eksikliğe rağmen yaşadığımız coğrafyada ön plana çıkan biri olsa bile bu onu deli yapmaz bu uslub ilme yakışmayan bir uslubdur. İlginç olan bu videoyu diyanetin yayınlarıyla süslemenizdir ki diyanetin kimler tarafından kurulduğu, kime karşı kurulduğu malumdur.
Yaptığı bu hatalar ona deli demeyi ve tekfir etmeyi gerektirmez.
 

IsLaM4eVeR

لا اله الا الله - Lâ ilahe illallah
Admin
Kardeş meselenin ciddi olmasının sebebi said nursi'nin bu ve birçok konuda kendisinden olan şeyleri güzel yada çirkin hiç önemi yok bunu vahy'e dayandırmasıdır dua güzel olabilir ancak bunu vahy'miş gibi bildirirse ucu nerelere kadar gider bunu benden iyi biliyorsunuzdur. 99 güzel şey söyleyip bir tane Resulullah adına yada Allah adına söz derse bir insan kusura bakmayın o adama hüsnü zan ile bakamam ki bu kişi insanların dediği gibi basit bir insan değil din ile uğraşan ayet ve hadisleri bilen bir kişi ise vahy konusunda çok daha hassas olması lazım. Umarım eleştirinin mahiyetini anlamıssınızdır.
 

huzeyme

Yeni Üye
Üye
Kardeş meselenin ciddi olmasının sebebi said nursi'nin bu ve birçok konuda kendisinden olan şeyleri güzel yada çirkin hiç önemi yok bunu vahy'e dayandırmasıdır dua güzel olabilir ancak bunu vahy'miş gibi bildirirse ucu nerelere kadar gider bunu benden iyi biliyorsunuzdur. 99 güzel şey söyleyip bir tane Resulullah adına yada Allah adına söz derse bir insan kusura bakmayın o adama hüsnü zan ile bakamam ki bu kişi insanların dediği gibi basit bir insan değil din ile uğraşan ayet ve hadisleri bilen bir kişi ise vahy konusunda çok daha hassas olması lazım. Umarım eleştirinin mahiyetini anlamıssınızdır
Kardeşin ben Said Nursi'nin müdafasını yapmak istemiyorum Bazı görüşleri yanlıştır bu doğrudur.Geçmişte de bu tür hatalar yapan olmuştur. Ben burda müçtehidlerin bile zaman zaman alimler tarafından eleştrildiğine hatta kınandığına dağir yazılar atabilirim. Ama ben biliyorumki bu ilmi bir hatadır Said Nursi cevşenin kendisine vahiyle veya ilhamla geldiğini söylemiyor bunu burda izah etmekte fayda var o risale için vahiy değilde vahye yakın bir tabir kullanıyor ki bunuda tefsir olduğu için söylemiş olabilir. Böyle bir kapıda var önümüzde. Doğrudur geçmişte kimse böyle bir şey söylememiştir [tasavvuf çevreleri dışında] fakat bu kelimesinden dolayı onu bu şekilde karalamak doğru değil tekrar söylemek istiyorum ben onun birçok görüşlerini kabul etmiyorum.
İlminde bir uslubu vardır uslub doğru olmasa doğrular nasıl aktarılır.Böyle bir uslubu bir ilim talebesi kime karşı kullanmuştır.
 

IsLaM4eVeR

لا اله الا الله - Lâ ilahe illallah
Admin
Hmm anlıyorum sizi yanlız risaleyi tam olarak okumadığınızı yada risale hakkında tam bilgiye sahip değilsiniz gerçekden risaledeki sapkınlıkları görseydiniz bizi anlayabilirdiniz buradaki abdulhakem kardeşin diğer yazılarına bakın inşAllah mesele sizin dediğiniz gibi bir tefsir değildir. Vahy konusuna gelincede adı vahy ilham ne olursa olsun kaynağının Allah resulune dayandırılması lazım risaledeki yazıların hemen hemen hiç biri Resulullah sav'e dayandırılmamıştır ki bunuda görmek isterseniz basit olarak risale kitaplarını alıp kafanızdan sayfalarak çevirerek bunu görmeniz hiç de zor değil yani hangi birinden başlayıp size yazım onuda şaşırıyorum zira ayet ve hadis ilmini az bilen ve hadislerle az da olsa haşır neşir olan bir müslüman o kitabın hüküm konularında ne denli kuran sünnet uzakdan olduğunu anlar ve risalenin yada yazan kişi her kimse(said nursi vs öğrencileri) o kadar da masum olmadığını görür. Mesala ebjet cifir hesabıyla alakalı kitabı okursanız bununda dinden olmadığını Resul sav'in bize bunu men etmesine rağmen onun bu tür haramlarla uğraşıp herşeyi kendine yorup bunu insanlığa bırakdığını görüyoruz.

Ehli sünnet alimleri de eleştirilir ancak onların eleştirilen noktaları asla itikadı konuda zedeleyici olmamışdır.
 

huzeyme

Yeni Üye
Üye
Ben risaleyi detaylı bir şekilde araştırmadım ebcet hesabı, gayb gibi konuları biliyorum bunu kabul etmek mümkün değil zaten keşf, ilham vs... tasavvufi bazı terimler mevcut risalesinde ki zaten kendisi tasavvufu kabul ediyor. Ben risaledeki kuran ayetlerini kast ederek (vahiy veya vahye yakın artık kim nasıl kabul ediyorsa) risalesini vahiy olarak açıklıyorsa ben bişey diyemem.Daha öncede dediğim gibi onun müdafasını yapmıyorum ben.
Konu bu değil kardeşim konu uslubdur.Diyanetide videoya süsleyerek başkasına deli demek ilme yakışmayan bir tavırdır ben bunu demek istiyorum.Abdulahk hocanın kendisi Said Nursi'ye deli dedi başkasıda kalkıp onun faydalandığı eserlerinden yazılar aktardığı bir alime hakaret etti sonuç?
 

IsLaM4eVeR

لا اله الا الله - Lâ ilahe illallah
Admin
kardeş videoda ne sorun olsun ki diyanetten alıntı yapılması sorun olmaz ki videoya bakarsan ehli sünnet kaynakları yazılmıştır diyanetten olmasıda bence isabetli olmuş çünkü insanlar artık hocaefendilerini ilah edinmişlerdir aynı konuyu ben demem başka diyanetin demesi onlar için daha başka olur.

Bu gün hoca efendileri insanları tevhid üzere mimalla insanlara hocalık yapsa dünya düzeni olmazdı allahu alim.

ilimin nereden geldiği de önemli değildir ilmin kuran ve sünnette dayandırılması önemlidir.

Kardeş onu savunmadığınızı anlıyorum ancak dinde ne tür sapkınlıklar yaptığını da görüpde konuşmamak elde değil. İnsanlara güzel yanlarını alın deyip kötü yanlarını alın dememek de en büyük hatadır çünkü insanlarda bunu ayırt edecek ilim nerede o ilim olsa bile o kadar sahih kitap dururken bunlarla zaman kaybına ne hacet.

Bir dipnot şu an dünyada en büyük fitnelerden olan diolog masalı fettullah gülen tarafından çıkarılmamıştır bizzat risalede vardır ..
 

ABDULHAK

الإذلال هو بعيد عنا
Yönetici
Admin
Huzeyme kardeşim , Rabbim senden Razı olsun .

Konu ile ilgili olarak diyanet yayınlarından DA delil getirmemiz bizim diyanete güvenip otorite saydığımız için değil , aksine muhatabımızın delil sayıp otorite kabul etmesinden kaynaklanmaktadır.
Burada bunu da sunarak muhatabımıza "bak senin kabul edip otorite diye benimsediğin diyanet kurumu bile bu konuda neler söylüyor , dediklerimizi bu kurum bile kabul etmek zorunda kalmıştır" anlamındadır.
Aksi taktirde senin de bildiğin gibi diyanet teşkilkatının
itikadi yapısı, kurdurulma amacı ve işlevi aşikar olan bir belamlık yetiştirme ve kontrol merkezidir.
Biz bu tarz meselelerde ve daha diğer mevzularda kafirlerin ve cahillerin itibar ettiği kişi ve kurumlardan da dediklerimizi onaylayan , kabul eden açıklamalarını ek bir delil diye sunabiliriz , sunmaktayızda. Tüm bunlardan amacımız bizim kaynak gördüğümüzden değil , rakiplerimizin itibar edip kabul ettiği merciiler olduğundandır.

Diğer mesele ise Cevşen duasında güzel ayetler , manalar olduğu anlayışıdır .
Biz nice bidat ve hurafe dualarda ve ibadet çeşitlerinde nice güzel ayet ve duaları payanda yaparak manası güzel ise sıhhat şartı da güzeldir sanılmasına vesile olarak insanların bu yanlışlıkları din edinmesine şahid olmuşuzdur.
Allah aşkı için, bidatleri manasına ve içine ayet sokuşturulmasına bakarak sahihleyecek isek ortada ne uydurma hadis ne bidat dua kalır hepsini onaylamak sahihlemek zorunda kalırız.
Bizim karşı çıkmamız manası kötü diye değil bunun Allah ve Rasule dayandırılması ve dinin bir emriymiş , dindenmiş gibi sahiplenerek asıl orjin sahih dua ve hadislerin bırakılarak uzaklaşılmasındandır .
Gördüğümüz gibi bunları benimseyen insanlar bu bidatleri Kurandan daha çok savunmakta ve müdafa içine girmişlerdir. Çünkü çok kısa ve az zahmetle büyük mükafatlar kazanabilme teklifleri almışlardır.
Bize düşen manası değil mahiyetidir, kimden geldiğidir.
Şimdilik bu kadar açıklamayı yeterli görüyorum .
Allaha emanet olunuz .
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

salimmuhammed

Yeni Üye
Üye
İLHAM NEDİR?
Okuduğum bu kitap (Nur risalelerine eleştirel bir yaklaşım) Risalei Nurlara çok geniş kapsamlı bir Reddiyedir.Evet ehli sünnet alimlerinden Kuran ve Sünnet'ten bir derlemedir.Bir şahsın kendi fikirleri değildir.

Kitap Risale-i Nurlar ile bir bütünlük arzettiği için.Konuyu kesmeden.Ve yorum yapmadan ilham'ın islamdaki yerini aktaralım.

Bakalım İslam'da "İLHAM" ın yeri nasılmış.

1.3. NUR RİSALELERİ KİMİN ESERİDİR?

(...) benim gibi yarım ümmi ve kimsesiz (...) bulunan bir adam, (...) Risale-i
Nur’a sahip değildir; ve o eser, onun hüneri olamaz, onunla iftihar edemez. Belki
doğrudan doğruya Kur'an-ı Hakîmin bu zamanda bir nevi mu’cize-i mâneviyyesi
olarak, rahmet-i İlâhiyye tarafından ihsan edilmiştir. O adam, binler arkadaşiyle
beraber, o hediye-i Kur'aniyeye el atmışlar. Her nasılsa birinci tercümanlık vazifesi,
ona düşmüş. Onun fikri ve ilmi ve zekâsının eseri olmadığına delil, Risale-i Nur’da
öyle parçalar var ki; bazısı altı saatte, bazı iki saatte, bazı on dakikada yazılan
risaleler var. Ben yemin ile te'min ediyorum ki: Eski Said’in (R.A.) kuvve-i hâfızası da
beraber olmak şartıyle, o on dakika işi, on saatte fikrim ile yapamıyorum; o bir saatlik
risaleyi, iki gün istidadımla, zihnimle yapamıyorum, ve o bir günde altı saatlik risale
olan "Otuzuncu Söz"ü ne ben ve ne de en müdakkik, dindar feylesoflar, altı günde o
tahkikatı yapamazlar ve hâkezâ...43

Risalet-ün-Nur sair te'lifat gibi ulûm ve fünundan ve başka kitaplardan
alınmamış. Kur'andan başka me'hazı yok, Kur'andan başka üstadı yok, Kur'andan
başka mercii yoktur. Te'lif olunduğu vakit hiçbir kitap müellifinin yanında
bulunmuyordu. Doğrudan doğruya Kur'anın feyzinden mülhemdir ve semâ-i
Kur'anîden ve âyatın nücumundan, yıldızlarından iniyor, nüzul ediyor.44

Risale-i Nur’un mesâili, ilim ile, fikir ile, niyet ile ve kasdî bir ihtiyarla değil;
ekseriyet-i mutlaka ile sünuhat, zuhurat, ihtârât ile oluyor.45

Hem yazılan eserler, risaleler; -ekseriyet-i mutlakası- hariçten hiçbir sebep
gelmiyerek, ruhumdan tevellüd eden bir hâcete binaen, ânî ve def'î olarak ihsan
edilmiş. (...)

İşte ihtiyar ve şuurumun dairesi haricinde, mezkûr hâletler ve sergüzeşt-i
hayatım ve ulûmların enva’larındaki hilâf-ı âdet ihtiyarsız tetebbuatım; böyle bir
netice-i kudsiyeye müncer olmak için; kuvvetli bir inâyet-i İlâhiye ve bir ikrâm-ı
Rabbânî olduğuna bende şüphe bırakmamıştır.46

(...) Aynen bu ehemmiyetli hikmet içindir ki, bâzı def'a haberim olmadan,
ihtiyarım ve rızam olmadığı halde, ince hakaik-ı îmaniye ve kuvvetli hüccetler,
müteaddit risalelerde tekrar edilmiş. Ben çok hayret ediyordum: Neden bunlar bana
unutturulmuş, tekrar yazdırılmıştır?47

Hem Risale-i Nur zâhiren benim eserim olmak haysiyetiyle senâ etmiyorum.
Belki yalnız Kur'anın bir tefsiri ve Kur'andan mülhem bir tercüman-ı hakikisi ve imanın
hüccetleri ve dellâlı olmak haysiyetiyle meziyetlerini beyan ediyorum. Hattâ, bir kısım
Risaleleri ihtiyarım hâricinde yazdığım gibi, Risale-i Nur’un ehemmiyetini zikretmekte
ihtiyarsız hükmündeyim.48

Kur'anın bir nevi tefsiri olan Sözler’deki hüner ve zarafet ve meziyet kimsenin
değil; belki muntazam, güzel hakaik-ı Kur'aniyenin mübarek kametlerine yakışacak
mevzun, muntazam üslûb libasları, kimsenin ihtiyar ve şuuriyle biçilmez ve kesilmez;
belki, onların vücududur ki, öyle ister; ve bir dest-i gaybîdir ki, o kamete göre keser,
biçer, giydirir. Biz ise, içinde bir tercüman, bir hizmetkârız.49

Yazılarımda ne kadar güzellik ve te'sir bulunsa, ancak temsilât-ı Kur'aniyenin
lemeâtındandır. Benim hissem; yalnız şiddet-i ihtiyacımla talebdir ve gayet aczimle
tazarruumdur.50

(...) Bunların, Kitabullah’ın tefsiri ve ahkâm-ı diniyenin izahı ve zamanın
fehmine ve mertebe-i ilmine göre tarz-ı tevcihi sadedinde yazdıkları eserler, kendi
tilka-i nefislerinin ve karîha-i ulviyelerinin mahsulü değildir. Bunlar, doğrudan doğruya
menba-ı vahy olan Zât-ı Pâk-i Risâletin mânevî ilham ve telkinatıdır. "Celcelutiye" ve
"Mesnevî-i Şerif" ve "Fütûh-ul-Gayb" ve emsali âsâr hep bu nevidendir. Bu âsâr-ı
kudsiyeye o zevat-ı âlişan, ancak tercüman hükmündedirler. Bu zevat-ı
mukaddesenin o âsâr-ı bergüzîdenin tanziminde ve tarz-ı beyanında bir hisseleri
vardır. Yani, bu zevat-ı kudsiye, o mânânın mazharı, mir'at-ı ve ma’kesi
hükmündedirler.

Risale-i Nur ve Tercümanına Gelince:
Bu eser-i âlişan (...) Nur-u Mahz-ı Kur'ân olduğu ve evliyaullahın âsârından
ziyade feyz-i envar-ı Muhammedîyi hamil bulunduğu ve Zât-ı Pâk-i Risâletin ondaki
hisse ve alâkası ve tasarruf-u kudsîsi, evliyaullahın âsârından ziyade olduğu ve onun
mazharı ve tercümanı olan mânevî zâtın mazhariyeti ve kemâlâtı ise, o nisbette âli ve
emsalsiz olduğu Güneş gibi âşikâr bir hakikattır.51

Risale-i Nur gerçi zâhiren sizin eserinizdir, fakat nasıl ki, Kur'an-ı Mübîn
Allah’ın kelâmı iken Seyyid-i Kâinat, Eşref-i Mahlûkat Efendimiz nâsa tebliğe vasıta
olmuştur, siz de bu asırda yine o Furkan-ı Azim’in nurlarından bu günün karmakarışık
sarhoş insanlarına emr-i Hak’la hitab ediyorsunuz. Hulûsî.52

(...) Eğer müellifin tenzilin nazmından çıkardığı letâifde şüphen varsa, ben
derim ki İbn-ül-Fârıd kitabından tefe'ül ettik ve şu beyit çıktı:

Keenne kirâme’l-kâtibîne tenezzelû alâ kalbihî vahyen bimâ fî sahîfetin.53

Münezzehdir şuûnatdan, hep ilhâm-ı İlâhîdir,
Okurken nûr alır vicdan, sütûr-u bî-tenâhîdir,
Riyâdan, kibirden, her meâsîden münezzehdir,
Kelâm-ı lâyezâlîden gelen, bir nûr-u müferrahdir.

Nasıl bir vecd içinde anladım bilsen, bu âsârı,
Bu, âyetler gibi nuranî ve lâhutî bu efkârı,
Meâsir mi? eser mi? müncelî, yoksa müesser mi?
İlâhî bir sırren’den berk uran, hayret-fezâ sır mı?54

Çeşm-i im'ânımla kıldım, Risale-i Nur’a nazar
Yoktur imkân yaza mislin, efrâd-ı beşer.
(...)
Her harfi şem'a-i feyzi ilâhî, cilveger,
Zevk alır baktıkça insan, bütün eşyadan geçer.
(...)
Bilirim değilsin enbiyâdan bir nebî,
Lâkin elinde nedir bu nûr-u mu’teber.55

Aynı sayfada, son beyit için şu haşiye düşülmüştür:

Mevlânâ Câmi, Mevlânâ Celâleddin-i Rumi hakkında demiş:

Men çi koyem der vasfı ân âlî cenâb
Nît peygamber velî dâred kitâb


Câminin bu fıkrasının mealine işaret etmek istiyor.
56


RİSALE-İ NUR, yirminci asrın Müslümanlarını ve bütün insanları koyu bir fikir
karanlıklarından ve müthiş dalâlet yollarından kurtarmak için müellifin kendi ihtiyariyle
yazılmış değil, Cenab-ı Hakk’ın lisaniyle yazılmış bir eserdir.
57


(...) Bu hakikatlardan anladım ki, Risale-i Nur, bu asrın insanları olan bizler için
yazdırılmıştır.
58


Ey Risale-i Nur! Senin, hakkın dili, hakkın ilhamı olup O’nun izni ile yazıldığına
şüphe yok. "Ben, kimsenin malı değilim. Ben hiçbir kitabdan alınmadım, hiçbir
eserden çalınmadım. Ben Rabbânî ve Kur'ânîyim. Bir lâyemut’un eserinden fışkıran
kerametli bir Nûr’um."59

Ehli Sünnete Göre Tahlil:

Said Nursî ve talebeleri, bu sözleriyle aslında ilhamdan da öte şeyler ihsas
etmektedirler. Ancak, biz burada bu ihsasları göz ardı edecek ve açıkça iddia ettikleri
"ilham" üzerinde duracağız.

Bilgi edinme yollarının belirlenmesi, akidevî bir konu olduğundan akait
kitaplarında ele alınmış, bilgi edinme vasıtaları sıralanmıştır. İlhamın ise bunlardan
olmadığı beyan edilmiştir:

Ömer Nesefî, Metnü’l-Akaid’de şöyle der:

İlham, hak ehli olanlara göre, bir şeyin sıhhatini bilme konusunda ilim elde etme
vasıtası değildir.60

Pezdevî de, Ehl-i Sünnet Akaidi ’nde ilim sebeplerini sıraladıktan sonra şunları
söyler:

İlhamla bilgi meydana gelmesine gelince: Bu nasıl olur?... İlhamla bilgi hâsıl olduğunu
iddia edenin davası burhandan yoksundur. Eğer bir kimse: "Şu şeyin helâl olduğuna dair
Allah Tealâ bana ilham ederek kalbimde bilgi hasıl oldu" derse, ona denecek şudur:

"Sen sözünde yalan söylüyorsun", ayrıca onun doğruluğunu gösteren bir delil yoktur.
Aynı şekilde bir başkası da, bunun haram olduğunu Allah’ın kendisine ilham ettiğini

söyleyebilir. O hâlde bu iki kişinin sözlerinden birini tercih için delil bulunmadığından, ikisi
arasında anlaşmazlık vuku bulur ki, bu da fesada götürür.
61


Said Nursî ve talebeleri, bilgi kaynağı olarak kabul edilmeyen ilhamı, yukarıda
aktarılan büyük iddialarına delil olarak ileri sürmüşlerdir. Oysa, Said Nursî gerçekten
"mülhemûn"dan olsa bile, bu ilhamlar (?) kendisinden başkasına bir şey ifade etmez.
Nitekim, Taftazanî şöyle demiştir:

İlham, herkes için bilgi edinme vasıtası değildir, başkasına delil olarak kullanılmaya
elverişli de değildir.62

Suiistimale açık olan ilham konusunu izah etmek, hak ilhamlar ile ilham diye
yutturulmak istenen şatahat63 ve türrehatın64 arasını ayırmak, bunların farkını ortaya
koymak gerekmektedir.

İlham, feyiz yolu ile kalbe ilka olunan manadır, diye tarif edilir.65

Şüphesiz ki, evliya arasında ilhama mazhar olanlar vardır. Nitekim, Buharî ve
Müslim’de Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

"Sizden önceki ümmetler arasında, kendilerine ilham olunanlar vardı. Eğer
benim ümmetim içinde de böyle biri varsa, o da Ömer’dir."66

"Kendilerine ilham olunanlar" şeklinde tercüme edilen "muhaddesûn"
(kendilerine haber verilenler, kendilerine söz söylenenler) hakkında İmam Buharî:
"Onların dillerine bir şeyin doğrusu geliverir." demiştir.67
İmam Cafer Sadık da:
"Muhaddes, Allah’ın kendisine gerçekleri anlamasını sağladığı kimsedir." demiştir.68

Mülhemûndan olan Hz. Ömer (r.a.) demiştir ki:

"Ben üç şeyde Rabbime muvafakat ettim: Ey Allah’ın Elçisi, İbrahim makamını
namazgâh edinelim, dedim. Müteakiben 'Siz de İbrahim makamından bir namazgâh
edinin!' (Bakara, 2/215) ayeti nazil oldu.

Bir de hicap ayeti ki, 'Ya Resulullah, kadınlarına emretsen de, onlar perde
içine girseler! Çünkü, hayırlı-hayırsız kimseler onlarla konuşabiliyor.' dedim. Bunun
üzerine hicap ayeti (Ahzâb, 33/32-33) nazil oldu.

Keza, Peygamber’in zevceleri, bir keresinde kendisine karşı kıskançlık
göstermek üzere ittifak etmişlerdi. Eğer o, sizi boşarsa, yerinize Rabbinin ona sizden
hayırlılarını vermesi ümit edilir, dedim. Derken bu (Tahrîm, 66/5) ayeti nazil oldu."69

Mehmed Sofuoğlu’nun şu izahı çok manidardır:

Ömer’in bu sözleri, ayetlerin inmesinden önce olduğu hâlde, "Rabbim bana muvafakat
etti" demeyip de, "Ben Rabbime muvafakat ettim" demesi, Allah’a karşı bir edeptir. Fıkhının
ve ilminin açık bir nişanesidir. "Benim reyim, zuhurları muayyen vakitlere kadar teahhur eden
ezelî hükme muvafık düştü" demek istemiştir.70

Anlaşılacağı üzere ilham; Allah’ın, meseleleri daha açık görüşle anlaması için
kişinin kalbini açması, bunu kişiye kolaylaştırması ve onu doğruya sevk etmesidir.
Yoksa ciltlerce risaleleri, kişiye âdeta zorla, "ihtiyarı ve rızası haricinde yazdırması"
değildir.

Kelâm ilminde, sadece peygamberlerin ilhamı, bilgi kaynağı olarak kabul edilir.71

Cenab-ı Hak buyurmuştur ki:

"Senden önce gönderilen her resul ve her nebi bir temennide bulunduğu
zaman, şeytan onun temennisine bir şey sokmuştur. Fakat Allah, şeytanın soktuğu
şeyi iptal eder, sonra da ayetlerini sağlamlaştırır. (...)"72

Nebi’nin kalbine şeytanın attığı vesvesenin nesh ve izale olunması ve Allah Tealâ’nın
kendi ayetlerini muhkem hâle getirmesi şarttır. Zira nebi, hak üzeredir. Muhaddesin kalbine
doğan ilhama ise şeytanın birtakım şeyler sokuşturması ve bunların nesh ve izale edilmemesi,
dolayısıyla içerisine düştüğü birtakım hatalarında devam etmesi mümkündür. Muhaddes, içine
doğan fikirleri ve ilhamları peygamberin getirdiği şer'î ölçülere vurmak, yanlış olanlarından
yüz çevirmek mecburiyetindedir.73

Çünkü, bu kişi masun (hatalardan korunmuş, hatasız)
değildir. Nitekim Ebu’l-Hasen eş-Şazelî şöyle der: Kitabın ve Sünnetin getirdiği esaslarda bize
hatasızlık garantisi verilmiştir; fakat keşifler ve ilhamlar için böyle bir garanti yok...74

Nitekim şeytan, ilhama mazhar olan Hz. Ömer’e Hudeybiye Antlaşması sırasında;
Furkan suresinin okunuşu ile ilgili olarak Hakim b. Hizam’la olan tartışmasında ve
Peygamber’in vefatı sırasında birtakım aldatmalarda bulunmuş ve Ömer’in nefsine arız olan
bu düşünceler ve yanlışlar nübüvvet nuruyla izale olmuştur.75

Hz. Ömer, ashab-ı kiram ile istişare eder ve bazen kendi görüşünü bırakıp onların
düşüncesine katılır, bazen de ashap ona uyardı. Olur ki, Ömer bir söz söyler, ama bir
Müslüman kadın kalkıp onun sözlerini reddeder ve gerçeği açıklar, Ömer de kendi
görüşünden vazgeçip, bu kadının sözlerine hak verirdi. Meselâ, mehir miktarını belirleme
meselesinde böyle olmuştu. Yine olur ki, o bir görüşe sahip olur, fakat o konuda kendisine
Hz. Peygamber’den bir hadis hatırlatılır, bunun üzerine hemen kendi görüşünü terk ederek bu
hadisle amel ederdi. Çeşitli konularda, ilgili bazı sünnetleri kendisinden aşağı mertebede
bulunan kişilerden alırdı. Bazen bir şey söyleyip, kendisine "isabetlisin!" denildiğinde o:
"Vallahi Ömer, gerçeğe isabet mi etti, yoksa yanıldı mı, bilmiyor!" şeklinde cevap verirdi.

İşte kendisine ilham olunan kimselerin en önde geleni böyle olduğuna göre, kıyamet
gününe kadar, kendisine Rabbinin bir şeyler haber verip ilham ettiğini söyleyen her kalp
sahibi, Ömer’den aşağı mertebede bir kimse olarak asla masun değildir. Tam tersine, bu
durumda onların tamamı için yanılmak mümkündür. Her ne kadar bir grup, velinin Allah’ın
koruması altında (mahfuz) olduğunu iddia ediyorsa da, bu böyledir. Onlara göre bu koruma,
peygamberler için kabul edilen ismet (hata ve günahlardan korunmuş olma) sıfatının bir
benzeridir ki, böyle bir iddia yanlıştır ve Sünnete ve icmaya aykırıdır.

Dolayısıyla Müslümanlar, herhangi bir insanın sözünün alınıp alınmaması konusunda
serbest olunduğunda birleşmişlerdir. Bundan yalnızca Resulullah (s.a.v.) müstesnadır. Her ne
kadar bu kimseler, hidayette, nurda ve isabetli olma hususunda birbirinden farklı
mertebelerde iseler de böyledir. İşte bundan dolayı "sıddık" makamına erişen bir kişi,
kendisine ilham gelenden üstündür. Çünkü sıddık, peygamberlik kandilinden bilgi almakta ve
masum, mahfuz olan şeyleri elde etmektedir.

Kendisine ilham verilen kimse için ise, doğru söz konusu olduğu gibi, hata da söz
konusudur. Kitap ile Sünnet, onun doğrusunu hatasından ayırıp ayıklar. Bu nedenle bütün
veliler, Kitaba ve Sünnete muhtaç durumdadırlar, bütün işlerini mutlaka Hz. Peygamber’den
gelen haberlere göre ölçüp değerlendirmeleri gerekir. Resulullah’tan aktarılan haberlere
uyanlar gerçek; buna muhalif olanlar ise yanlıştır. Eğer bu hususta o kimseler, gerçeği
bulabilmek için iyi niyet içerisinde, olanca çabalarını harcayıp içtihat etmişlerse, Cenab-ı Hak
onların içtihatlarının karşılığını ve ecrini verecek, hatalarına da bağışlayacaktır.

Bilindiği üzere, iyilik yarışmasında başarı kazanmış ve önceliği elde etmiş olanlar,
nebevî haberlere en çok uyanlar ve hidayet üzere bulunanlardır; onlar iman ve takva
bakımından da en üst mertebededirler.76

Bizden önceki ümmetlerde kendisine ilham verilenlerin varlığı kesindir. Böyle
kimselerin bu ümmette (ümmet-i Muhammed’de) bulunması, ümmetlerin en faziletlisi
olmakla beraber, (yukarıda naklettiğimiz hadiste) şart edatına bağlanmıştır. Çünkü, bizden
önceki ümmetlerin onlara ihtiyacı vardı. Bu ümmet ise, Nebilerinin ve onun risaletinin
kemalinden dolayı onlardan müstağnidir. Allah Tealâ, bu ümmeti Nebiden sonra, keşif,
ilham, muhaddes ve rüya sahibi kimselere muhtaç kılmadı. Şart edatıyla yapılan bu
bağlantı, ümmetin kemalinden ve müstağni oluşundandır, noksan oluşundan değil. Sıddık,
muhaddesten daha kâmildir, çünkü sıddıklığın kemali; mana bağlılığı ile ilham, içe doğma,
keşif gibi şeylerden müstağnidir. Çünkü, sıddık bütün kalbini, sırrını, içini-dışını Resulüne
teslim etmiştir. Bununla o, diğer şeylerden müstağni olur.

Birçok hayalperest ve cahilin "Kalbim Rabbimden bana bunu ilham ediyor" dediği şeye
gelince; kalbinin ona bir şeyler söylemiş olması doğrudur, fakat kimden? Rabbinden mi,
yoksa şeytanından mı? "Kalbim bana Rabbimden böyle ilham etti" derse, kendisine ilham edip
etmediğini bilmediği birine söz isnat etmiş olur ki, bu da yalandır. Bu ümmetin muhaddesi,
asla böyle söylemez, hiçbir zaman böyle bir şeyi ağzına almaz. Şüphesiz Allah, Ömer’i, bunu
söylemekten korumuştur. Bilâkis, bir gün kâtibi "Bu, müminlerin emîri Ömer b. Hattab’a
Allah’ın gösterdiği (öğrettiği, ilham ettiği) şeydir" diye yazdığında, Ömer: "Hayır, onu sil! Bu, Ömer b. Hattab’ın gördüğü şeydir, eğer o doğruysa Allah’tandır; yanlış ise Ömer’dendir. Allah
ve Resulü ondan beridir, uzaktır, diye yaz!" buyurmuştur. Ömer "kelâle" (miras hukukuyla ilgili bir kavram) konusunda: Bu konuda kendi görüşümü söylüyorum, eğer doğruysa Allah’tan; şayet yanlış olursa benden ve şeytandandır, der. Resulullah (s.a.v.)’ın şehadeti ile muhaddes olanın sözü böyledir. Oysa sen İttihadînin, Hululînin, şatahat söyleyen İbahînin,
sema yapanların açıkça "Rabbim, kalbime böyle ilham etti" dediğini görürsün.77

Bu konuda Hz. Ebu Bekir’in tavrı da Hz. Ömer’inki gibidir. Nitekim o da, "Kendi
reyimi söylüyorum. Eğer isabet edersem Allah’tandır; hata edersem bendendir."
demiştir.78

Aynı mealdeki sözler, Hz. Ali’den ve İbn Mesud’dan da rivayet
edilmektedir.79

İbn Kayyım el-Cevziyye, İgasetu’l-Lehfan fi Mesayidi’ş-Şeytan adlı eserinde
der ki:
Peygamberlerden başkaları, şahsî düşüncelerinde ve ilhamlarında hata da ederler, isabet de. Onların zan ve ilhamları, düşünceleri ve hatıraları.80, Allah’ın kulları için delil ve hüccet niteliği taşıyamaz.

Allah’ın ilhamına mazhar olanların sadatı, ashab-ı kiram efendilerimizdir. Onlardan Hz. Ömer (r.a.)’in, ilâhî ilhama mazhar olduğu, hadis ve nice olaylar ile sabittir. Böyleyken o, belli bir konuda fikrini söyler, mertebesi ondan çok aşağı bulunan biri de kendisine itiraz ederdi. O da, gelen itirazı anlayışla karşılar, üzerinde düşünüp istişarelerde bulunur, kendisinin hatalı olduğu anlaşılır, o da hatasından dönerdi. Şahsî düşüncelerini ve ilhamlarını, daima Allah’ın Kitabına, Resulullah’ın Sünnetine arz ederdi. Kendi zan ve ilhamlarına itibar ve itimat etmezdi.
Yani onları değil, Allah’ın Kitabını ve Resulünün Sünnetini hakem tanırdı.

Abit ve zahit geçinen şu cahiller ise, kalplerine geçici bir zan ve düşünce gelse, hemen
onu hakem tanıyıp Allah’ın Kitabını ve Resulünün Sünnetini terk ederler. Bu elbette çok yanlış
bir tutumdur, asla rahmanî bir gidiş değildir. Buna rağmen şahsî ilhamları ile gurur ve ucba81düşerler ve derler ki: "Haddesenî kalbî an Rabbî – Kalbim, Rabbimden alarak bana dedi ki..." Evet, bunu kendilerine düstur ve şiar edinmişlerdir. Yine açıkça derler ki: "Biz ilmi ve marifeti, ölmekten münezzeh bulunan Allah’tan alıyoruz, arada hiçbir vasıta olmaksızın! Sizler ise zahir ehlisiniz ve ilimlerinizi vasıtalardan alıyorsunuz." Açıkça böyle iddialarda bulunurlar ve açıkça, peygamberleri ve onlara inen Allah’ın kitaplarını aradan çıkarırlar. Böyle bir tutum ise, bütün gizliliğine ve aldatıcılığına rağmen, büyük bir küfür ve dinsizliktir! Kur'an’ın ve Peygamber’in aracılığını aradan çıkarmanın, başka bir hükmü ve manası yoktur. İşte şeytanî iğva82ve vesveselere en büyük aldanışlardan biri de, hiç şüphesiz bu sakat tutumdur. Niceleri buna kapılmışlar ve helâk olmuşlardır.

"İlhamda ve keşifte hata olmaz! İlham ve keşif ehlini kayıtsız şartsız tasdik etmek lâzımdır" derken, bazıları bunda saklı bulunan şeytanî tehlikeyi ve tahribatı iyice sezememiş olabilir. Şüphesiz böyleleri, kendi cehaletlerine kurban gitmiş olurlar. Veya kesin küfre varmadıkları takdirde, cehaletleri nispetinde mazur sayılabilirler. Fakat bile bile, Peygamber’i ve ona inen Kur'an’ı aradan çıkaranlara, kendilerini mazur gösterecek bir cihet bulunabilir mi?
Böyle birisine dersin ki:

-Bak, yakınımızda bir hadis medresesi var. Orada Hafız Abdurrezzak, talebelere hadis
okutmaktadır. Sen de gidip orada Peygamber’in hadislerini öğrensen olmaz mı? O cevap olarak sana der ki:

-Benim, Melik ve Hallâk olan Allah’tan vasıtasız olarak ilim ve marifet alan bir kişi olarak, Hafız Abdurrezzak’tan hadis işitmeye ne ihtiyacım var?

İşte böylelerinin, "cehaleti sebebiyle mazur görülebilir" denilecek bir durumu olmadığı meydandadır. Böylesi, kalbini ve bütün benliğini şeytana iyice kaptırmış, cehalet ve gafletin son derecesine ulaşmış biridir, yoksa ilâhî ilimde ve marifette ilerlemiş biri değil. Çünkü, vasıtasız olarak yüce Allah ile konuşup, doğrudan doğruya ondan ilim ve marifet alan zatlar, ancak Hz. Musa (a.s.) gibi peygamberlerdir. Bunun için ona "Kelimullah" denilmiştir. Bu cahil iddiacı ise, kendisinin de Kelimullah olduğunu zannetmekte, ilim ve din dışı sözünü söyleyebilmektedir. Evet, kendisi de bir ses duymuştur. Fakat Rahman’ın değil, şeytanın sesini... Ya da nefs-i emmaresinin sesini. (...)

Ashab-ı kiramın, kendi düşüncelerini ve kararlarını itham etmelerinin misalleri pek çoktur. Hâlbuki onlar, bu ümmetin en hayırlıları, kalpleri en temiz, ilimleri en derin olanlarıdır. Nefsanî ve şeytanî ahvalden en uzak bulunanlar onlardır. Kitaba ve Sünnete en çok ittiba edenler de onlardır. Kitabı ve Sünneti aradan çıkarıp "Bana kalbim, Rabbimden alarak dedi ki..." diyenler ise, Kitaba ve Sünnete en uzak olanlardır. Gerçekten züht ve takva sahibi olanlar ise, dosdoğru yol üzerinde bulunup, asla şahsî keşiflerine ve ilhamlarına önem
vermezler. Bunları kendilerine hakem tanımazlar. Herhangi keşfi ve ilhamı, Kitaptan ve Sünnetten iki şahit olmaksızın kabul etmezler. İşte bu ümmetin gerçek sufileri de bunlardır.

Gerçek İslâm sufilerinin en büyüklerinden olan Cüneyd der ki: "Ebu Süleyman Daranî şöyle buyurmuştur: Bazen kalbime, sufilerin sözünü ettikleri cinsten nükteler gelir ve günlerce bekler. Ben onu, Kitaptan ve Sünnetten iki adil şahit, şahitlik etmedikçe kabul etmem."

Ebu Zeyd el-Bistamî demiştir ki: "Kişiye pek çok kerametler verilse, hatta havaya bağdaş kurup otursa, sakın onun bu kerametine aldanmayasınız. Ancak, onun emir ve nehiyler itibariyle, şer'î hudut ve ölçüler bakımından nasıl olduğuna bakın, ona göre hüküm verin."

(...) Seriyy es-Sakatî şöyle demiştir: "Bir kimse, ilmin sırrına ve bâtınına vâkıf
olduğunu iddia eder, fakat hükmün zahiri kendisini yalanlarsa, elbette böylesi büyük bir hata içindedir."

Yine Cüneyd şöyle demiştir: "Bizim bu mesleğimiz, Kitaba ve Sünnete uygunluk
şartına bağlıdır. Kur'an’ı hıfzetmeyen, hadis yazmayan ve fıkıh ilmiyle meşgul olmayan bir kimse, kendisine uyulacak birisi değildir."

Ebu Bekir ed-Dekkak şöyle der: "Zahirde emir ve nehiylerin hududunu zayi eden bir kimse, bâtında kalbî müşahededen mahrum kalır."

Ebu’l-Hasan en-Nurî şöyle der: "Bir kimsenin, şer'î ölçünün dışında kalan bir hâl sahibi olduğunu iddia ettiğini gördüğün zaman, sakın ona yakın olma! Yine bir kimse ki, kendisinin hâl sahibi olduğunu iddia eder, fakat şeriatın zahiri kendisini tasdik etmezse, öylesini de din ve maneviyatta muteber tutma!"


Ebu Said el-Harraz da bu hususta şöyle demiştir: "Zahirin desteklemediği her bâtın, batıldır."

el-Cerirî şöyle der: "Bizim bu mesleğimiz, bir tek cümlede toparlanır: Kalbin devamlı murakabe hâlinde bulunacak ve ilim zahirin üzerine kaim olacak!"

Ebu Hafs el-Kebir ise şöyle demiştir: "Bütün fiil ve hâllerini Kitap ve Sünnet ile
tartmayan ve şahsî zan ve hatıralarını itham etmeyen (şahsî görüşlerinde ve ilhamlarında hata kabul etmeyen) bir kimseyi, sakın manevî adamlar zümresinden saymayınız."83

Yüce Allah, "Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman
yaptık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar (yûhî). Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. Fakat sen, onları düzmekte oldukları yalanlarıyla baş başa bırak!" buyurmuştur.84

Zuhrufu’l-Kavl, "yaldızlı söz" diye çevrilmiştir. Zuhruf; içi batıl, dışı süslü püslü
olandır. Nitekim, bir kimse sözünü aslı astarı olmayan şeylerle süsleyip püslediğinde, "fulânun yuzahrifu kelâmuhu" denilir. O hâlde, dışı yaldızlanan, süslenerek göz boyayan her şey, "muzahref"tir.85

Allah, burada, batıl ve asılsız şeyden "yaldızlı söz" diye bahsetmiştir. Çünkü, sahibi onu elinden geldiğince süsler ve aldanmaya müsait kişinin kulağına atar; o da buna kanar, inanır.86


Nur Risaleleri ’nde Said Nursî’nin ilminin (!) "ledünnî" olduğu açıkça iddia
edilmektedir:

(...) Bu hadis-i şerif Nur’un tercümanına mutabık geliyor ki, ilminin ve kemâlinin
tahsil ve terbiye neticesi değil lutf ve ihsan-ı Rabbânî olarak, bir harika-ı fıtrat halinde
kısacık bir zamanda ihsan edileceğini bildiriyor ki, şimdiye kadar kimsede vaki
olmamış olan bu hal ancak bir büyük müceddidin alâmât-ı mahsusasındandır.87


Ayrıca, Kehf suresinin Hz. Musa (a.s.) ile Hızır (a.s.)’dan bahseden 65.
ayetinin "tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz" anlamına gelen bölümü ebced
hesabına tâbi tutularak yukarıdaki iddia delillendirilmek (!) istenmiş ve Said Nursî’ye
verilen bu ilmin "Resâili’n-Nûr" olduğu belirtilmiştir:

88598 روﻧﻠا ﻞﺌﺎﺴر 598 ًﺎ ﻤ ﻟ ﻋ ﺎﻧدﻠ ﻦﻣ ﻩﺎﻧﻣﻠﻋﻮ

Ayetin meali şöyledir:
"Orada, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan
kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan birini bulmuşlardı."

Metnu Mâideti’l-Kur'ân’da da şöyle denmiştir:

(...) Ve yâ ‘ilme mulhemin min ledun Hakîmi’l-Hābîr89

Yani, "Ey Hakim ve Habir tarafından ilham edilmiş olan ilim (Risâletu’n-Nûr)."

Bu cümleye "Hâşiye" düşülmüş ve denilmiştir ki:

Lâ ‘ilme lenâ illâ mâ ‘allemtenâ = 974 Risâletu’n-Nûr = Aslı ile, yani lam-ı
tarifle 976.90

Bilindiği gibi, bu cümle Bakara suresinin 32. ayetinde geçmektedir ve "senin
bize öğrettiğinden başka bizim bilgimiz yoktur" anlamına gelir. Yani, Said Nursî’nin bütün ilmi Allah’tandır ve onun, Allah’ın öğrettiği Risale-i Nur ’dan başka bir ilmi de yoktur!

Yüce Allah buyurmuştur ki:

"Yazıklar olsun, elleriyle kitabı yazıp da, sonra onu yok pahasına satabilmek
için 'bu, Allah katındandır' diyenlere; yazıklar olsun, elleriyle yazdıklarından dolayı onlara ve yazıklar olsun, böyle kazandıklarından dolayı onlara!"
Bakara-79


"(...) Onun Allah katından olduğunu söylerler; hâlbuki o, Allah katından
değildir. Böylece onlar, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler."
Ali-İmran-78

Kaynaklar:
42Muhsin Abdülhamid, Hakīkatü’l-Bâbiyye ve’l-Behâiyye: İslâma Yönelen Yıkıcı Hareketler (Bâbîlik ve Bahâîliğin
İçyüzü), çev. M. Saim Yeprem-Hasan Güleç, DİB Yayınları, Ankara 1986, 105.
43Şuâlar, 534-535, Birinci Şua/İki Acip Suale Cevaplar/İşârât-ı Kur'aniye Hakkında Lahika; Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî,
68-69, Parlak Fıkralar ve Güzel Mektuplar/Bu âciz kardeşiniz, hem itiraz eden o eski dost zâta, hem ehl-i dikkate ve sizlere beyan ediyorum ki (...); Kastamonu Lâhikası, 179, Yirmiyedinci Mektubdan/Azîz, Sıddık, Risale-i Nur Şâkirdleri Kardeşlerim.
44Şuâlar, 559; Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 97, Birinci Şua/Yirmidördüncü Âyet ve Âyetler/İzahtan Evvel Mühim Bir
İhtar/İkinci Nokta.
45 Kastamonu Lâhikası, 233, Yirmiyedinci Mektubdan/Aziz, Sıddık, Muktedir, Müteyakkız Kardeşlerim!
46 Mektubat, 353-354; Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 267; Barla Lâhikası, 12, Yirmisekizinci Mektub/Yedinci Risale Olan
Yedinci Mes'ele/Altıncı İşâret; Tarihçe-i Hayat, 190-191, Barla Hayatı/Yirmisekizinci Mektub’un Yedinci Mes'ele’si.
47Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 36, Parlak Fıkralar ve Güzel Mektuplar/Aziz Kardeşlerim!
48Şuâlar, 572; Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 124, Sekizinci Şua/Üçüncü Bir Keramet-i Aleviye/Bir ifade-i meram.
49Mektubat, 362-363, Yirmisekizinci Mektup/Sekizinci Risale Olan Sekizinci Mes'ele/Birinci Nükte.
50 Mektubat, 355, Yirmisekizinci Mektup/Yedinci Risale olan Yedinci Mes'ele/Mahrem bir suale cevaptır; Sikke-i
Tasdîk-ı Gaybî, 269, Risale-i Nur’dan Parlak Fıkralar ve Bir Kısım Güzel Mektuplar/Mahremce Bir Suâle Cevaptır;
Barla Lâhikası, 14, Yirmiyedinci Mektuptan/Mahrem Bir Suale Cevaptır.
51Tarihçe-i Hayat, 579, Afyon Hayatı/Risale-i Nur Nedir? Bediüzzaman Kimdir?
52Barla Lâhikası, 21, Yirmiyedinci Mektuptan/Hulûsi.
53İşârâtü’l-İ’caz, 310, Halifelik Sırrı/Mukaddeme/Hâşiye.
Beytin anlamı: Kirâmen kâtibîn (meleklerin)in, sahifedekini onun kalbine vahyederek indirdikleri gibi.
54Barla Lâhikası, 78-79, Yirmiyedinci Mektuptan/Âsım.
55Barla Lâhikası, 101-102, Yirmiyedinci Mektuptan/Küçük Husrev Mehmed Feyzi’nin bir fıkrasıdır.
56Fıkranın anlamı: Ben, yüce vasıflara sahip olan ulu kişi hakkında ne diyebilirim; o gerçi peygamber değildir, ama kitabı vardır.
57Rehberler, 141, Gençlik Rehberi/Risale-i Nur Nedir? Ziver Gündüzalp kardeşimizin Konya Nur Talebeleri adına,
Risale-i Nur hakkında görüşlerini ifade edip, Ankara Üniversitesi gençlerine gönderdiği bir konferanstır.
58 Müdâfaalar, 300, Afyon Müdâfâsı/Zübeyir’in Müdafaasıdır.
59Müdâfaalar, 347, Afyon Müdâfâsı/Afyon Mahkemesi Kararnâmesinden/Sanıklardan Bilahere Yakalanmış
Olduğundan, Bilirkişilere Tedkike Gönderilemeyen Sair Eserler ve Mektublardaki Suç Mevzuu Olan Yazıların
Hulâsaları. Benzer ifadeler için bak. Şuâlar, 141, 523, 535, 545, 590; Mektubat, 361, 362; Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî,
68, 74; Kastamonu Lâhikası, 14, 179, 212; Âsâ-yı Mûsa, 118; Tarihçe-i Hayat, 579.
60 Nak. Sa‘duddîn Mes'ûd b. Ömer et-Taftazânî, Şerhu’l-Akaid, çev. Süleyman Uludağ, Dergâh Yayınları, 121.
61 Muhammed Ebû Yusr Pezdevî, Ehl-i Sünnet Akaidi, çev. Şerafeddin Gölcük, Kayıhan Yayınları, İstanbul 1980, 12.
62Taftazânî, Şerhu’l-Akaid, 121.
63Kendinden geçer bir hâle gelmek ve böyle manevî sarhoşluk, istiğrak hâlinde iken söylenen muvazenesiz
sözler.
64Bâtıl, saçma sapan sözler.
65 Süleyman Uludağ, Kelâm İlmi ve İslâm Akaidi, (Taftazânî, Şerhu’l-Akaid içinde), 121.
66 Buhārî, Fezâilu’s-Sahâbe, 6/37; Müslim, Fezâilu’s-Sahâbe, 2/23.
67Nak. Davudoğlu, Sahîh-i Müslim Tercüme ve Şerhi, 10/232.
68Nak. Mutahharî, Hâtemiyyet, çev. Şamil Öcal, Fecr Yayınları, Ankara 1989, 32.
69 Buhārî, Salât, 32/52.
70 Mehmed Sofuoğlu, Sahîh-i Buhârî ve Tercemesi, Ötüken Neşriyat, İstanbul 1987, 1/490.
71Uludağ, Kelâm İlmi ve İslâm Akaidi, (Taftazânî, Şerhu’l-Akaid içinde), 121.
72Hacc, 22/52.
73Takıyyuddîn Ahmed b. Abdulhalîm b. Teymiye, Külliyat, çev. Kurul, Tevhid Yayınları, İstanbul 1986, 2/91.
74İbn Teymiye, Külliyat, 2/238.
75İbn Teymiye, Külliyat, 2/91. Hudeybiye Antlaşması’nın müşriklere taviz verir gibi gözüken bazı maddeleriyle ilgili
olarak Hz. Ömer, Peygamber (s.a.v.)’e itiraz etmiş ve "Sen hak peygamber değil misin ey Allah’ın Resulü!"
demişti. Yine, Hakîm b. Hizâm’ı, Furkan suresini kendi okuyuşundan başka bir tarzda okurken işitince onu apar
topar Hz. Peygamber’in huzuruna götürmüş ve Resulullah: Böyle de okunur, Kur'an yedi harf üzere nazil
olmuştur, buyurunca sakinleşmiştir. Hz. Peygamber’in vefatıyla sanki şok geçiren Hz. Ömer (r.a.), sokağa çıkarak
"Kim Peygamber öldü derse, boynunu vururum" demiş, Hz. Ebu Bekir’in Kur'an’dan ayetler okuyarak Resulullah’ın
da bir beşer olduğunu ve bir gün bu fanî dünyadan göçeceğini hatırlatması üzerine kendine gelmiştir. (Külliyat’ın
mütercimlerine ait, aynı yerdeki dipnottur. Tafsilâtı hadis kitaplarındadır.)
76İbn Teymiye, Külliyat, 2/238-239.
77İbn Teymiye, nak. İbn Kayyım el-Cevziyye, Medâricu’s-Sâlikîn, çev. Kurul, İnsan Yayınları, İstanbul 1990, 1/44-45.
78Muhammed Ebu Abdullah İbn Kuteybe, Te'vîlu Muhtelifi’l-Hadîs: Hadis Müdâfası, çev. Mehmed Hayri
Kırbaşoğlu, Kayıhan Yayınları, İstanbul 1979, 30-31.
79İbn Kuteybe, Te'vîlu Muhtelifi’l-Hadîs, 31.
80 "Hatıra" kelimesi burada, tam olarak Türkçe’deki "anı" anlamında değildir; "kalpte, zihinde, fikirde kalan şey"
manasındadır.
81Kibir, gurur, kendini beğenmişlik, ameline güvenmek.
82 Ayartmak, azdırmak, baştan çıkarmak.
83 İbn Kayyım el-Cevziyye, İğâsetu’l-Lehfân fî Mesâyidi’ş-Şeytān: Şeytanın Tuzakları, İnsanların Kurtuluş Yolları,
çev. Ömer Temizel, Uysal Kitabevi, Konya 1993, 1/421-424.
84 En'am, 6/112.
85 Fahruddîn er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr, çev. Heyet, Akçağ Yayınları, Ankara 1988, 10/129.
86 İbn Kayyım el-Cevziyye, ed-Dâu ve’d-Devâ: Kalbin İlacı, çev. Savaş Kocabaş, Elif Yayınları, İstanbul 2003, 124.
87Tılsımlar Mecmûası, 188, Mâîdetü’l-Kur'an.
88Tılsımlar Mecmûası, 189, Mâîdetü’l-Kur'an.
89Tılsımlar Mecmûası, 189, Mâîdetü’l-Kur'an.
90Tılsımlar Mecmûası, 189, Mâîdetü’l-Kur'an/Hâşiye 4.
91 Bakara, 2/79.
92Âl-i İmrân, 3/78.
 

barisil

Yeni Üye
Üye
buraya kadar anlatılanları okudum. ben de şöyle bir yorum yapmak istiyorum:


aslında bediüzzaman medrese eğitimi almamış biri değil. islamın temel akidelerinden habersiz olması düşünülemez.. zamanında katıldığı bütün münazaralardan galip ayrıldığını, iyi bir zeka ve hafızaya sahip olduğunu biliyoruz.. hayatı boyunca ihlası temel bir ilke edindiğini de...

işte şu soru benim kafamı kurcalamaktadır:

peki ne oldu da bediüzzaman risalelerinde islamın temel akaidi ile uzlaşmayan çok sayıda vahim hatalara düştü.. söz gelimi: rüya ile amel, cevşen, cifir, tevafuklu kuran, kurandan risalei nura işaretler, celcelutiyenin hz. aliye izafiyeti ve risalelere işaretleri, şefkat tokatları. hızır as meselesi, hz. hamzanın kendine iltica edenlerin dünyevi işlerini gördürmesi, hz alinin kucağında bulduğu sahifeler(ercüze), kuranın 6666 ayetten oluşması, kıyamet tarihini hesaplama, yanlış aktarılan bazı hadisler, temel hadis kitaplarında geçmeyen, senetsiz hadisler....... sayın sayabildiğiniz kadar...

bu soruya karşı kendimce şöyle bir cevap geliştirdim, ama hala tatmin değilim, görüşlerinizi beklerim:

bence bediüzzamanın risalelerini değerlendirirken yaşadığı koşulları göz ardı edilmemeli.. bediüzzamana zamanın yönetimi tarafından büyük zulümler yapıldı. 28 sene hapis yattı.. sosyal hayattan tecrit edildi. yanında kitap bulundurulmasına bile izin verilmedi.. işkenceler edildi..sürekli fiziksel ve ruhsal travmalara maruz kaldı. aç kaldı, donma tehlikesi geçirdi. insanca yaşamasına izin verilmedi. sağolsun, güzel ülkemizin güzel yöneticileri bediüzzamana hayatı zehir ettiler!

işte şunu anlatmaya çalışıyorum: bediüzzamanın yaşadığı ruhsal travmalar demin saydığım vahim hataların psikolojik altyapısını oluşturdu.. batıni düşünceler, tevafuklar, ebcedler, celcelutiyeden şakirdlere mesajlar, imam rabbaniden badiüzzamana kişisel iletiler.. şefkat tokatları.. daha bir sürü var....

hayır, bediüzzaman deli değildi. fakat şakirdlerin düşündüğü gibi hatadan uzak biri de değildi.. o bir insandı.. ve onun yerinde kim olsa bu zulümlerden nasibini alacaktı-alabilirdi..

bediüzzaman, yaptığı hatalardan ne kadar sorumlu, onu bilemem.. ''istemeyerek oldu hepsi'' diye hüsnüzanda bulunuyorum.. Allah ona rahmet etsin.. fakat aynı hataları tekrar eden şakirdler bütün bu yaptıklarından sorumludurlar bence..

ben bediüzzamanı çok seviyorum. bu düşüncelerimle bediüzzamanı küçültmüş de olmuyorum. onun sabrı, ihlası, mücadelesi hepimize örnektir.. ve şakirdler de kuran ve sünnet ışığında risaleleri değerlendirecek olurlarsa bu ciddi hataları göreceklerdir. bu bediüzzamanı küçültmek değildir.. aksine, bediüzzamanı mutlu edecektir ahirette, yükünü hafifletecektir.. diye düşünüyorum..


prof. doktor olduğunu, önyargılardan uzak olduğunu söyleyen arkadaşıma: ben de tıp doktoruyum. ve işte gördüğün gibi böyle düşünüyorum..

risalelerin kuranı kerimin açıklaması olduğunu söyleyen arkadaşıma: lütfen bana söyler misin; risaleler mi daha anlaşılır, kuranı kerim mi.. tabi ki kuranı kerim. risale-i nur külliyatını defalarca okumuş, ve osmanlıcaya az çok hakim biri olarak söylüyorum.. ve abilerin de bu konudaki tavsiyeleri şudur: anlamazsanız bile okuyun, feyiz alırsınız. risalelerin dili çok ağırdır.. peki bu mu kuranı keerimin tefsiri..


cevşeni çok okudum. içinde çok sayıda kurandan alınmış pasajlar da var. okumakta bir beis görmüyorum, fakat peygamber efendimizin bize öğrettiği duaları okumanın daha hayırlı olacağını düşünüyorum.. cevşenin Allah tarafından peygambere gönderildiğini iddia edenlerin bu iddiayı destekleyici hiçbir delilleri yoktur.. ilham, rüya, keşf, büyük zatların bunu okumuş olması delil sayılmaz.. Allah tarafından peygamber efendimize yazılı oalrak hiçbir şeyin inmediğini kesin olarak biliyoruz. peygamber efendimizin okuma yazmasının olmadığını da.. oysa rivayette cebrail a.s. ''Allah bu duayı okumanı istiyor'' diye geçiyor..

risale-i nurların hatasız olduğunu iddia edenler, lütfen kuranın 6666 ayet diye risalede takdim edildiğini açıklar mısınız..

gerçekler acı, değil mi? keşke bediüzzaman bu hataları yapmasaydı.. ama olan olmuş bir kere.. yanlışlarını görüp doğrularını almak lazım.. peygamber efendimiz bize iki şeyi miras bırakmış: kuran ve sünnet.. üçüncüsü yok.. bu iki emanet ile çelişen hiçbir eser ve görüşe katılamayız..

peki risale-i nurları okuyamayalım mı? bence okuyalım. bu yolla çok sayıda insanın imamını güçlendirdiği doğrudur. fakat said nursinin de insan olduğunu kabul ederek okumak gerek.. risale-i nuru kur'anın, bediüzzamanı de peygamberliğin analoğu olarak görmeden. ve ''tefsir ve hadise gerek yok, nasıl olsa risaleler biz her şeyi açıklıyor'' düşüncesine kapılmadan..

burda noktalarken yazımın başında sorduğum soruya cevap beklediğimi hatırlatmak isterim..
 

KIŞLALI

Yeni Üye
Üye
konuyu baştan sona okudum ve büyük bir utanç duydum. utancım şundandır ki :

- adı islam olan bir sitede ve belki de din düşmanlarının da okuyabileceği idrak edilmeden nasıl oluyor da böyle bir konu açılıyor ve tartışılıyor.. anlamak mümkün değil.

bu gibi saldırı -itham ve karalamalar cemaatleri birbirine düşürmekten ziyade islam düşmanlarının salyalarını akıtmasına vesile olmaktan öte gitmeyecektir.


cevşen 'i ve / veya herhangi bir cemaat/ tarikat'a ait olduğu iddia edilen bir dua kitabını okumanın ne zararı olsun ki.. bizler de senelerdir cevşen ve daha birçok dua kitabını okuruz .

cevşen 'i teknik analiz ettiğinizde : Allah 'ın ( c.c. ) esma'sının tekerrürü ile O 'ndan medet istemekten ibarettir. soruyorum , bunda ne zarar vardır ?

konuyu açan arkadaşın ( copy - paste yapmış ve kendisine ait olmayan bir yazıyı kopyalamış ) bu denli kin - garez ve saldırgan olmasını doğrusu bir müslümana yakıştıramadım. kala kala bir zırh olayına takılıp kalmanın ve Allah ' ın rahmetine kavuşmuş bir insanın bu derece kin ile gıybetini yapmak hiç de yakışık almıyor.


böylesine islam 'a düşman unsurlar var iken ve böyle bozuk düzende islam 'ı neşretmek var iken birbirine düşmüş -kendi arasında muhalif ve saldırgan ( sözde ) müslümanlar olduğu müddetçe din düşmanları daha çok zaman huzur içinde olacaklardır ve bol malzeme bulacaklardır .


ayrıca bu konu asla serbest tartışma olarak görülmemeli ve bu forum yöneticileri tarafından ( eğer bu forum gerçekten islami forum ise ) geri getirilmemek üzere kaldırılmalıdır ..kanaatindeyim.
 

Benzer konular

Üst Alt