Cezasız Çocuk Eğitimi Olur mu?

Ümmü Yasir

İşlerimizin hepsini düzelt Allah’ım...
Üye
Cezasız çocuk eğitimi olur mu? –

Cezanın kişilik gelişimine katkı sağladığına dair ‘hiçbir’ bilimsel bulgu olmamasına rağmen, birçok eğitimcinin cezasız eğitim olmayacağına dair inançları tamdır. Öylesine tamdır ki, böylesi eğitimciler (örneğin) ödevini yapmayan çocuğa tenefüse çıkmama cezası verdiklerinde o çocuğun eğitimine katkı sağladığını düşünürler. Halbuki, eğitimde ceza uygulaması öğrenmeyi kolaylaştırmaz, bilakis çocuğun eğitimden soğumasına neden olur. Zira ceza bir aşağılama davranışıdır. Aşağılanmış kişinin zihinsel faaliyeti normal değil, tepkiseldir. Ödev nedeni ile aşağılanan bir öğrenci, ‘eğitim’ ile ‘aşağılanmayı’ birbiri ile ilişkilendirdiğinde, öğrenmeye karşı bir direnç oluşturur. Halbuki, ‘edinci bir öğrenme’ (kalıcı öğrenme) aşağılama ile değil, çocuğun kendini güven içinde hissetmesi ile gerçekleşir. Kendi çocukluk yılları aşağılanmalarla geçmiş bir eğitimci genellikle, çocuğu cezalandırırken bunu ‘onun iyiliği için’ yaptığını iddia eder. Halbuki hiçbir aşağılama davranışı çocuğun iyiliği için olmaz.

Ceza ve şiddet aynı şeydir

Günümüzde birçok eğitimci ‘şiddete’ karşı olduğunu iddia etse de eğitimde ‘cezanın’ olması gerektiğini savunur. Bu bir bilişsel çarpıtmadır. Zira, pedagojide ceza ile şiddet birbirinin ikiz kardeşleridir. Hangi davranış ceza ve hangi davranış şiddettir birbirinden ayırt edilemez. Örneğin, ödevini yapmamış bir öğrenciyi, öğretmeni tahtaya kaldırsa ve arkadaşlarının karşısında tek ayak üstünde durmasını istese, öğretmene bu davranışının ne olduğunu sorsak, muhtemelen ‘ödevini yapmamış bu öğrenciyi cezalandırdığını’ söyleyecektir. Halbuki, bir çocuğu arkadaşlarının içinde aşağılamak, küçük düşürmek ceza değil, duygusal şiddettir. Belki bizim ülkemiz için lüks bir pedagoji bilgisi olacak ama yine de söyleyeyim, sınav sonrasında bütün sınıfın önünde öğrencilerin aldığı notları tek tek ve isim isim okumak, düşük not alan çocukların aşağılanmasıdır. Maalesef, ülkemiz, çocuğa yönelik şiddetin tanımını, ‘tıp literatüründen’ aldığı için, şiddet; vurmak, dövmek veya darp etmek zannediliyor. Çocuk tıbbi olarak ispat edilinceye kadar zarara uğramamışsa şiddete uğramamış sayılıyor. Halbuki şiddet, tıbbın ilgi sahasından daha çok, pedagojinin ilgi sahasındadır. Çocuk sadece dayak yediğinde değil, ‘tepemi attırma benim şimdi’ diye azar işittiğinde de şiddet mağdurudur, yazısı güzel değil diye defterine çarpı atıldığında da…

Çocuğa ‘bedel ödettirme’ de bir cezadır
Ülkemizde çocuk ruh sağlığını önemseyen bazı uzmanlar, şiddeti bu hassasiyet içinde değerlendirdikleri halde, yine de cezasız eğitimi tam anlamlandıramadıklarının da üzülerek şahidi oluyorum… Örneğin, çocuğa bakışını takdir ettiğim sevgili meslektaşım Özgür Bolat, bir yandan eğitimde cezanın olmamasını savunurken, diğer yandan çocuğun yanlış davranışlarında ‘bedel ödetmek gerekir’ tezini öne sürmektedir…



Halbuki, zaten cezanın pedagojideki karşılığı ‘bedel ödetmektir’.


Halbuki eğitimde cezasızlık, çocuğun yanlış davranışları karşısında bedel ödettirmemeyi de içerir. Bedel ödetmek, bir üstünlük ilişkisidir ki, çocuk ile kurulacak üstünlük ilişkisi çocuğun edilgenleşmesinin ve itaate yatkın hale gelmesinin en belirgin sebebidir. Çocuk eğitiminin ana amacı, edilgen değil, etken, itaate yatkın değil, kendi gibi olan çocuk yetiştirmektir. Yetişkinin, çocuğun üzerinde tasarrufa sahip olduğunu bilmesi (zannetmesi) çocuğa yönelik şiddetin oluşmasına köken teşkil eden en derin duygudur. Çocuk yanlış davranışlar karşısında bedel ödettirilmeye değil, yanlış davranışın nasıl düzeltileceğini bilmeye ihtiyacı vardır. Çocuğun ortaya koyduğu her yanlış davranışın zaten doğal bir bedeli vardır. Bu bedel, bazen üzüntü, bazen kızgınlık, bazen ise korku ile çocuğa yansır. Çocuğun ödediği doğal bedellerin yanında bir de yetişkinin, ekstra bedel ödetmeye kalkması pedagojik bir yanılgıdır.

Eğitimin amacı;
Eğitimin amacı, yaşama yeni gelmiş insan yavrusunu bu yaşam hakkında bilgilendirmektir. Onun yardıma en çok ihtiyaç duyduğu dönemde ‘minnet duygusu’ ve ‘aşağılanma hissi’ yaşatmadan yardımcı olmaktır. Çocuğun bilmeye ihtiyacı ve daha önemlisi öğrendiği şeyleri yanlış yapmaya yatkınlığı vardır. Yetişkinin görevi yanlışları ceza vererek, şiddet uygulayarak ve bedel ödettirerek düzeltmek değil, çocuğun yanlış yaptığı durumlarda yaşadığı, utanç, mahcubiyet ve korkuyu yönetmesini sağlamaktır.
PEDAGOJİDE ŞİDDET, DUYGUSAL ACI VERİCİ HER TÜRLÜ EYLEMİN ADIDIR. FİZİKSEL BİR KARŞILIĞIN OLMASI ŞART DEĞİLDİR.

Pedagog Adem Güneş
 

Ummu Aişe

حسبي الله ونعم الوكيل
Üye
Çocuğun bir şey yapmasını istemiyorsanız, o şeyi yaptığında görmezden gelin veya yumuşakça konuşarak anlatın. Çocuk için en önemli şey anne-babasının dikkatini kendi üzerine çekmektir. Ve bunu sizden "aferin" alarak yapamıyorsa, sizi kızdırarak yapar.

Ama siz bu durumların tam tersi olan, yani yapmasını istediğiniz davranışı hem sözel, hem de sevdiği bir şeyi yaparak veya bir hediye alarak ödüllendirirseniz, çocuk istediği ilgiyi elde etmiş olur ve bundan sonra daha da azimle çalışır. Hem de severek )
 

Ummu Muhammed

Aktif Üye
Üye
Esselamu aleykum Ümmü Yasir psikolojik siddet uygulamayacagiz onu anladim ama ...(Yetişkinin görevi yanlışları ceza vererek, şiddet uygulayarak ve bedel ödettirerek düzeltmek değil, çocuğun yanlış yaptığı durumlarda yaşadığı, utanç, mahcubiyet ve korkuyu yönetmesini sağlamaktır.)... bu cumlelerden,cocuga nasil davranman gerektigini tam anlayamadim biraz aciklar msnz ?
 

Ümmü Yasir

İşlerimizin hepsini düzelt Allah’ım...
Üye
Esselamu aleykum Ümmü Yasir psikolojik siddet uygulamayacagiz onu anladim ama ...(Yetişkinin görevi yanlışları ceza vererek, şiddet uygulayarak ve bedel ödettirerek düzeltmek değil, çocuğun yanlış yaptığı durumlarda yaşadığı, utanç, mahcubiyet ve korkuyu yönetmesini sağlamaktır.)... bu cumlelerden,cocuga nasil davranman gerektigini tam anlayamadim biraz aciklar msnz ?
Ve aleykum selam ve rahmetullah :) bacım çocuğun utanç, mahcubiyet ve korkusunu yönetmek için 1) Olaylara çocuğun bakış açısından bakmaya çalışmak (empati)
2) Bu olayları çocukla beraber kelimelere dökmek ( mesela şu konunun seni üzdüğünü görüyorum diyebilmek...ama senin üzüldüğünü anlıyorum dememek gerek...çünkü çocuk gibi anladığını iddia etmek doğru değildir sebebi çocuğun beynini okuyamazsın ama görmek böyle değildir...Yani kısacası gördüğünü söyle) 3) Çocukla beraber çözüm bulmaya çalışmak
( mesela derslerinden birinde kırık not aldıysa düzeltmek için beraber çabalamak)

İnşaAllah anlaşılır bir şekilde yazmışımdır:) Birde ben sadece ilkokul eğitimini tr'de aldım ondan sonraki okulları Danimarka'da okudum dolayısıyla çocuk eğitimini müslüman olmayan bir ülkede ve müslüman olmayan kişilerin teori ve pratiklerinden öğrendim. Demem şu ki hatalarım olabilir. Düzelten düzeltebilir:) En iyisini Allah bilir...
 
Son düzenleme:

Ummu Muhammed

Aktif Üye
Üye
Ve aleykum selam ve rahmetullah :) bacım çocuğun utanç, mahcubiyet ve korkusunu yönetmek için 1) Olaylara çocuğun bakış açısından bakmaya çalışmak (empati)
2) Bu olayları çocukla beraber kelimelere dökmek ( mesela şu konunun seni üzdüğünü görüyorum diyebilmek...ama senin üzüldüğünü anlıyorum dememek gerek...çünkü çocuk gibi anladığını iddia etmek doğru değildir sebebi çocuğun beynini okuyamazsın ama görmek böyle değildir...Yani kısacası gördüğünü söyle) 3) Çocukla beraber çözüm bulmaya çalışmak
( mesela derslerinden birinde kırık not aldıysa düzeltmek için beraber çabalamak)

İnşaAllah anlaşılır bir şekilde yazmışımdır:) Birde ben sadece ilkokul eğitimini tr'de aldım ondan sonraki okulları Danimarka'da okudum dolayısıyla çocuk eğitimini müslüman olmayan bir ülkede ve müslüman olmayan kişilerin teori ve pratiklerinden öğrendim. Demem şu ki hatalarım olabilir. Düzelten düzeltebilir:) En iyisini Allah bilir...
Şimdi daha iyi anladim ))...Allah razi olsun.
 

ruhisukut

Önce tanı sonra bağlan!
Üye
Çocuk gelişimcisi yahut bir baba değilim. Hatta evli bile değilim. Ama gördüğüm bir gerçek var ki o da çocuğun eğitimi tamamen anneye yüklenmemeli. Çocukların babaya ilgisini göz ardı etmemeliyiz. Bir baba olarak onlarla ilgilenmelisiniz. Eğitim konusunda çocukların en iyi anladığı şey ceza olabilir ama onları en iyi yumuşatan şey gördüğüm kadarıyla sevgidir. Onlara sevginizi gösterin. Bunu daha çok bir hediye alarak değil 'Seni seviyorum' cümlesiyle gösterin. Evet bunları bir tecrübe sahibi olarak söylemiyorum ama 20 yeğeni olan biri olarak söylüyorum :) 3 yaşında ki çocuk sizi özlüyorsa ve akşam gelirken 'sana ne getireyim' sorunuza 'akşam yine gel' diyorsa tamamdır. Çünkü o çocuk artık sizin sözünüzü dinler. Bunu başarmak kolay değil tabi. Çünkü sevgimi göstereyim derken şımartanlar oluyor. Dolayısı ile bu bazen çıkmaza neden olabiliyor. Bundan dolayıda dikkat etmek gerekir. Allah'a hamd olsun, beni sevmeyen ve sözümü dinlemeyen bir yeğenim yok. Ama anne ve babasının sözünü dinlemeyen çok. Rabbim neslimizi İslam'a bağışlasın, İslam'ı onlarla onları İslam'la şerefli kılsın.
 

طالب بن عايد

انا لله وانا اليه راجعون
Üye
Çok geç bir ek olacak ama vasatı bulmak niyetiyle şahsen konunun içeriklerine katılmakla birlikte şöyle bir bakış açısı da getirmek isterim;
Elbette hayatımızın her yerinde karşılaşabileceğimiz olayların bir zincirlemesi, silsilesi vardır, bu konuya örnek olarak şöyle diyebiliriz; çok güzel bir örneklik teşkil edip de evlatlarına her türlü maddî ve mânevî ihtiyâcı karşılayan ebeveynin, evlatları da kolay kolay cezâyı gerektirecek işler yapmazlar Allah'ın izniyle. Lâkin ikinci ihtimal oranı ne olursa olsun dâima mevcuddur ki Allah muhâfaza etsin. Meselâ Nuh aleyhisselamın oğlu en meşhur örneklerdendir(belki çoçukken iyiydi de sonradan mı saptı orasını bilemem).
Yani demem o ki cezâlar illâ aşağılamak için değil ve cezâ verenin nefsânî keyfi için değildir, tüm olumlu koşullara rağmen nâdiren de olsa cezânın "insaflı, âdil ve ölçülü" bir şekilde gerekebileceği durumlar olabilir, hayat maalesef toz pembe değildir. Tabi yetişkin kişiler ile çocukların cezâları farklıdır, lâkin sebebleri aynıdır; İslam'da cezâ, yeryüzünde ifsâdı engellemek ve cezâyı hakedeni de belki zorla da olsa âhiret azâbından korumaya çalışmaktır.. Kişilerin kalbi ile âhiretteki âkibetinin ilmi ise Allah katındadır, insanlara ancak zâhir ile hukmetmek düşer..
Velhâsıl "(keyfî ve dunyevî boş işler için)cezâ olmalı" diyemeceğim gibi, "cezâ olmamalı/yoktur" da diyemem..
 
Son düzenleme:

عبيد

فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ
Üye
Çok geç bir ek olacak ama vasatı bulmak niyetiyle şahsen konunun içeriklerine katılmakla birlikte şöyle bir bakış açısı da getirmek isterim;
Elbette hayatımızın her yerinde karşılaşabileceğimiz olayların bir zincirlemesi, silsilesi vardır, bu konuya örnek olarak şöyle diyebiliriz; çok güzel bir örneklik teşkil edip de evlatlarına her türlü maddî ve mânevî ihtiyâcı karşılayan ebeveynin, evlatları da kolay kolay cezâyı gerektirecek işler yapmazlar Allah'ın izniyle. Lâkin ikinci ihtimal oranı ne olursa olsun dâima mevcuddur ki Allah muhâfaza etsin. Meselâ Nuh aleyhisselamın oğlu en meşhur örneklerdendir(belki çoçukken iyiydi de sonradan mı saptı orasını bilemem).
Yani demem o ki cezâlar illâ aşağılamak için değil ve cezâ verenin nefsânî keyfi için değildir, tüm olumlu koşullara rağmen nâdiren de olsa cezânın "insaflı, âdil ve ölçülü" bir şekilde gerekebileceği durumlar olabilir, hayat maalesef toz pembe değildir. Tabi yetişkin kişiler ile çocukların cezâları farklıdır, lâkin sebebleri aynıdır; İslam'da cezâ, yeryüzünde ifsâdı engellemek ve cezâyı hakedeni de belki zorla da olsa âhiret azâbından korumaya çalışmaktır.. Kişilerin kalbi ile âhiretteki âkibetinin ilmi ise Allah katındadır, insanlara ancak zâhir ile hukmetmek düşer..
Velhâsıl "(keyfî ve dunyevî boş işler için)cezâ olmalı" diyemeceğim gibi, "cezâ olmamalı/yoktur" da diyemem..
Kardeşim güzel noktalara değinmişsin.
Bazı fıkıh veya mekasıd, edep kitaplarında çocukların terbiye amacıyla dövülebileceği geçiyor. Kavaidü'l Ahkam fi Mesalihil En'am bunlardan biri. Yazarı normal sıradan bir âlim de değil. İzz bin Abdüsselam...
Bir de şu şekilde bir görüş de var:
Çocukların namaz kılmamaları durumunda dövülebilecekleri ile ilgili hadiste geçen ضرب fiili علي harf-i ceri ile kullanıldığında "Üzerine gitmek" manasına gelir. Bu yüzden bu hadiste kastedilen dövmek değil onlara kızmak, üzerlerine gitmektir. Allahu a'lem. Çocukları dövmenin çoğunlukla eğitimde faydalı olmayacağını düşünüyorum. Konuyla ilgilenmem münasebetiyle Rasulullah'ın aleyhisselam çocuk dövdüğüne dair, bir tane rivayetle karşılaşmadım. Tam tersine Enes ibni Maliki bir iş için bir yere gönderince Enes radiyallahu anh oyuna dalmış, Rasulullah dışarı çıkıp onu oyun oynarken görünce hafifçe kulağını tutarak gideceksin değil mi... demiştir. Bunun benzerini İbn Abbas ile gece namazı kılarken kulağını tutup yerini düzelterek yapmıştır.
Ezanla alay eden çocuğu sesinin güzelliği ile överek müezzinliğe teşvik etmiştir. Bu çocuk ilerde güzel bir din sahibi olmuştur. Enes ve İbn Abbas radiyallahu anhumâ ya olan tavrı ise tamamen kırıcı olmayan bir terbiye metodudur. Bunun da her insanda bulunan nefsi/ hayvani yönü terbiye etmek için olduğunu düşünüyorum. Nitekim had ve tazir cezaları da bir yönüyle bundan dolayı vardır.

İlk gruptaki âlimlerin görüşüne ittiba ediliyorsa bu görüş bile dövmeye belli bir sınır getirmiştir.
Döverken elini kaldırınca koltuk altı görülmeyecek kadar kaldıracak,
Baş, avret bölgelerine vurmayacak,
Üst üste aynı yere vurmayacak,
Morartacak, iz bırakacak şekilde dövmeyecek,
10 dan fazla vurmayacak...
Bu fiil dövmek olarak addedilir mi? Allahu a'lem
 

طالب بن عايد

انا لله وانا اليه راجعون
Üye
Çocukları dövmenin çoğunlukla eğitimde faydalı olmayacağını düşünüyorum.
Allah swt seni hayırla mukafatlandırsın kardeşim aynen ifade ettiğin gibi dövmek çoğunlukla faydalı değildir ki dövmek eğitimin şartı değil başvurulabilecek son çaredir; tıpkı hanımı dövmek ile alakalı Nisâ 34 âyetinde geçtiği gibi, dövmek teşvik edilen bir amaç değil, belirli aşamalardan sonra varılabilecek bir son çaredir ki bunun da belirttiğin gibi elbette belli sınırları vardır ve akâbinde olumlu sonuç alınınca ağır tavıra devam etmeden uzatmadan ortamı güzelleştirmeye teşvik vardır..
Konuyla ilgilenmem münasebetiyle Rasulullah'ın aleyhisselam çocuk dövdüğüne dair, bir tane rivayetle karşılaşmadım.
Resulullah'ın sas hanımlarını dövdüğüne dâir de bir tane rivâyetle karşılaşmadım(gerçekten bilmiyorum) ama bu durum Nisâ 34 âyetine muhâlif değildir ve âyeti neshetmemiştir. Bilakis bu durum özellikle âyetin ilk ve son kısımlarına muvâfık olarak son çareyi gerektirmeden de yaşanabileceğini, mu'minlerin annelerinin nerede durmaları gerektiğini bildiklerini ve Resulullah efendimizin sas ne kadar merhametli olduğunu, yani iki tarafın da son çareye varmadan güzel sonuca ulaşabileceğini gösteren en güzel örnektir.
Hanım ile çocuk kıyaslamasında akla şu da gelebilir; hanımı dövmeye kadar varılan aşamada hanım şuuru yerinde olarak ve tüm uyarıları aklı ile sindirerek o mustehâka ulaşabiliyor lâkin çocuk işin oraya varacağını akledemeyecek durumdadır. Buna cevab olarak şunu söyleyebiliriz; zâten burada verilen cezânın sebebini akledemeyecek bir çocuğa acı çektirmek amacı yoktur hem de insafsızca, hâşâ bu zulumden Allah'a swt sığınırız. Önceki yazımda belirttiğim gibi;
hayatımızın her yerinde karşılaşabileceğimiz olayların bir zincirlemesi, silsilesi vardır...
tüm olumlu koşullara rağmen nâdiren de olsa cezânın "insaflı, âdil ve ölçülü" bir şekilde gerekebileceği durumlar olabilir...
"(keyfî ve dunyevî boş işler için)cezâ olmalı" diyemeceğim gibi, "cezâ olmamalı/yoktur" da diyemem..
Yani önce çocuğun bir suç işlemesine sebeb olabilecek bütün imkânlar(kötü ortam, kötü örnek, vb vs) bertaraf edilmelidir, sonra iyi olan herşey ile iyiliğe yöneltilmelidir(onunla çocuk olunmalı, onun açısından empati kurulup olumlu güzel çözümler araştırılmalı), tüm bunlara rağmen çocuk("idrak ederek/bilerek") olumsuz tavırlar sergiliyorsa(namaz kılmamak veya kötü alışkanlıklara bulaşmak vs) ona herhalde bir ödül verilmeyecektir(bu şımartmak olur ve hayır değil şerr kapılarını açmak olur). Ki çocuğa cezâ verilirken de yine yukarıda belirttiğim;
"insaflı, âdil ve ölçülü" bir şekilde
ve senin de son kısımda detaylandırdığın gibi;
Döverken elini kaldırınca koltuk altı görülmeyecek kadar kaldıracak,
Baş, avret bölgelerine vurmayacak,
Üst üste aynı yere vurmayacak,
Morartacak, iz bırakacak şekilde dövmeyecek,
10 dan fazla vurmayacak...
kaydıyla ve çocuğun bu uygulamanın keyfî olmadığını ve buna özellikle bahane aranmadığını, ne sebeble bu duruma mâruz kaldığını, daha önceden de belirli aşamalardan ve uyarılardan sonra bu sonuca varılabileceğini anlamasını sağlayarak bazı işlemler yapılabilir. Allahu a'lem..
 
Son düzenleme:

DenemeHesap72

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Üye
ya olurmu olmazmı bilmiyorum ama tatilde pc ye bakmadıgımzda bile her hatada bilgiseyar suclanmamalı salın şu cocukları
 

Benzer konular

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt