İlmi Konu Hüda Par

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Yönetici
Admin
Frm. Yöneticisi
Hüda Par Tüzüğü
ÜYELİK VE ŞARTLARI

MADDE 5:
Siyasi Partiler Kanunu ve ilgili diğer kanunlarla parti üyesi olması yasaklananlar hariç; kanunların aradığı yaşa gelmiş, partinin program tüzük ve ilkelerini benimsediğini ve bu ilkeler çerçevesinde gücü ve yeteneklerine göre faaliyette bulunacağını ve belli bir aidat ödeyeceğini beyan ve taahhüt eden ve başka bir siyasi partiye üye olmayan her vatandaş HÜR DAVA PARTİSİ’ne üye olabilir.


Şimdi Hüda Par ve tüm siyasi partilerin uymakla bağlı bulunduğu Siyasi Partiler Kanunundan bazı sakıncalı kanunları görelim:



SİYASİ PARTİLER KANUNU

Kanun Numarası : 2820

Kabul Tarihi : 22/4/1983

Yayımlandığı R. Gazete : Tarih : 24/4/1983 Sayı : 18027

Yayımlandığı Düstur : Tertip : 5 Cilt : 22 Sayfa : 290


* *

Bu Kanunun yürürlükte olmayan hükümleri için bakınız

“Yürürlükteki Bazı Kanunların Mülga Hükümleri Külliyatı"

Cilt: 2 Sayfa: 1217

* *

BİRİNCİ KISIM

Genel Esaslar

Amaç:

Madde 1 – Bu Kanunun amacı, siyasi partilerle ilgili esasları düzenlemektir.

Kapsam:

Madde 2 – (Değişik: 12/8/1999 - 4445/1 md.)

Bu Kanun, siyasi partilerin kurulmaları, teşkilatlanmaları, faaliyetleri, görev, yetki ve sorumlulukları, mal edinimleri ile gelir ve giderleri,denetlenmeleri kapanma ve kapatılmalarıyla ilgili hükümleri kapsar.

Tanım: (1)

Madde 3 – Siyasi partiler, Anayasa ve kanunlara uygun olarak; Cumhurbaşkanı, milletvekili ve mahalli idareler seçimleri yoluyla, tüzük ve programlarında belirlenen görüşleri doğrultusunda çalışmaları ve açık propagandaları ile milli iradenin oluşmasını sağlayarak demokratik bir Devlet ve toplum düzeni içinde ülkenin çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması amacını güden ve ülke çapında faaliyet göstermek üzere teşkilatlanan tüzel kişiliğe sahip kuruluşlardır.

Siyasi partilerin vazgeçilmezliği ve niteliği:

Madde 4 – Siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı olarak çalışırlar.

Siyasi partilerin kuruluşu, organlarının seçimi, işleyişi, faaliyetleri ve kararları Anayasada nitelikleri belirtilen demokrasi esaslarına aykırı olamaz.


Siyasi parti kurma hakkı:

Madde 5 – Vatandaşlar siyasi parti kurma hakkına sahiptirler.

Siyasi partiler, Anayasa ve kanunlar çerçevesinde, önceden izin almaksızın serbestçe kurulurlar.

…..

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Atatürk İlke ve İnkılaplarının ve Laik Devlet Niteliğinin Korunması

Atatürk ilke ve inkılaplarının korunması:

Madde 84 – Siyasi partiler, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarmak ve Türkiye Cumhuriyetinin laiklik niteliğini korumak amacını güden:

a) 3 Mart 1340 tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu,

b) 25 Teşrinisani 1341 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisası Hakkında Kanun,

c) 30 Teşrinisanı 1341 tarihli ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun,

d) 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisiyle kabul edilen, evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair medeni nikah esası ile aynı Kanunun 110 uncu maddesi,

e) 20 Mayıs 1928 tarihli ve 1288 sayılı Beynelmilel Erkamın Kabulü Hakkında Kanun,

f) 1 Teşrinisani 1928 tarihli ve 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun,

g) 26 Teşrinisani 1934 tarihli ve 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa gibi Lakap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun,

h) 3 Kanunuevvel 1934 tarihli ve 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun,

Hükümlerine aykırı amaç güdemezler ve faaliyette bulunamazlar.

Atatürk'e saygı:

Madde 85 – Siyasi partiler, Türk Milletinin Kurtarıcısı, Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu Atatürk'ün şahsiyet ve faaliyetlerini veya hatırasını kötülemek veya küçük düşürmek amacını güdemez ve buna yol açabilecek davranış ve faaliyetlerde bulunamazlar. Parti adları ile amblemlerinde Atatürk'ün adını veya resmini kullanamazlar.

Laiklik ilkesinin korunması ve halifeliğin istenemeyeceği :

Madde 86 – Siyasi partiler, Türkiye Cumhuriyetinin laiklik niteliğinin değiştirilmesi ve halifeliğin yeniden kurulması amacını güdemez ve bu amaca yönelik faaliyetlerde bulunamazlar.

Dini ve dince kutsal sayılan şeyleri istismar yasağı:


Madde 87
– Siyasi partiler, Devletin sosyal veya ekonomik veya siyasi veya hukuki temel düzenini, kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla veya siyasi amaçla veya siyasi menfaat temin ve tesis eylemek maksadıyla dini veya dini hissiyatı veya dince mukaddes tanınan şeyleri alet ederek her ne suretle olursa olsun propaganda yapamaz, istismar edemez veya kötüye kullanamazlar.

Dini gösteri yasağı:

Madde 88 – Siyasi partiler, herhangi bir şekilde dini tören ve ayin tertipleyemez veya parti sıfatıyla bu gibi tören ve ayinlere katılamazlar.

Siyasi partiler, dini bayramları, ayinleri ve cenaze törenlerini parti gösterilerine ve propagandalarına vesile yapamazlar.

Devlet protokolünce düzenlenen cenaze törenleri ile partisinden bir üyenin ölümü halinde veya parti nezaketinin gereği olarak bir diğer parti üyesinin veya bağımsız kişinin cenaze töreninde partinin temsili ve parti adına çelenk gönderilmesi ile anma törenleri, bayramlaşmalar, siyasi propagandaya dönüştürülmemek şartıyla birinci fıkradaki yasağın dışındadır.

Diyanet İşleri Başkanlığının yerinin korunması:

Madde 89 – Siyasi partiler, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek özel kanunda gösterilen görevleri yerine getirmek durumunda olan Diyanet İşleri Başkanlığının, genel idare içinde yer almasına ilişkin Anayasanın 136 ncı maddesi hükmüne aykırı amaç güdemezler.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Çeşitli Yasaklar

Tüzük ve programlar ile parti faaliyetlerine ilişkin sınırlamalar:

Madde 90 – Siyasi partilerin tüzük, program ve faaliyetleri Anayasa ve bu Kanun hükümlerine aykırı olamaz.

(Değişik fıkra: 13/3/2018 - 7102/14 md.) Siyasi partiler, tüzük ve programları dışında faaliyette bulunamazlar.

Madde 92 – (Mülga: 12/8/1999 - 4445/25 md.)

Parti içi çalışmaların demokrasi esaslarına uygun olma zorunluluğu:

Madde 93 – Siyasi partilerin parti içi çalışmaları, parti yönetimi, denetimi; parti organları için yapılacak seçimler ile parti genel başkanlığınca, genel merkez organlarınca ve parti gruplarınca alınan kararları ve yapılan eylem ve işlemleri
parti tüzüğüne, parti üyeleri arasındaki eşitlik ilkesine ve demokrasi esaslarına aykırı olamaz.
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Yönetici
Admin
Frm. Yöneticisi
Hüda Par Parti Programı

II - TEMEL HAK VE HÜRRİYETLER

.....

E - HAK ARAMA HÜRRİYETİ VE YARGI BAĞIMSIZLIĞI

Herkes kanun önünde eşittir.

Herkesin anayasa ya da uluslararası sözleşmelerle tanınmış temel haklarını ihlal eden eylemlere karşı yetkili mahkemelere veya idari mercilere müracaatla bu hakkının etkin bir şekilde korunmasını talep etme ve yasal korunmaya hakkı vardır.

Hakkını arama her ferdin tartışılmaz hakkıdır. Herkes hakkını arama amacı ile adli ve idari mercilere başvurulabilmelidir.

Anayasa mahkemesine bireysel başvurunun harca tabi olması, ekonomik yönden zayıf olan vatandaşların bu haktan mahrum edilmesi sonucunu doğurduğundan bu konuda yeni düzenlemeler yapılmalıdır. Bu düzenleme ile hak ihlali iddiasıyla yapılan bütün başvurular harçtan muaf tutulmalı, başvurusu reddedilen vatandaşlara para cezası öngören maddeler de yürürlükten kaldırılmalıdır.

Devlet vatandaşların kanun karşısında eşitliğini sağlamalı, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını teminat altına almalıdır.

Hâkimlerin kendi ideolojileri ve siyasi görüşlerinden de bağımsızlığını sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır. Yargılanan kişinin etnik, dini veya ideolojik aidiyetine veya sosyal statüsüne göre farklı kararlar veren, tarafsızlığını kaybetmiş olduğu verdiği kararlarla anlaşılan hâkimlerin, sebep oldukları zararlar tazmin ettirilerek meslek ile ilişikleri kesilmelidir. Ayrımcılık ağır yaptırımlara bağlanmalıdır.

Yargı kararları arasındaki çelişkiler giderilmeli, herkese her zaman uygulanabilir, kişiye göre değişmeyen bir yargı düzeni oluşturulmalıdır. Bunun için yargı sistemi içerisinde etkin bir denetim ve düzen oluşturulmalı ancak bu, yargıyı yürütmenin güdümüne sokmayacak bir düzenleme ile gerçekleştirilmelidir.

Yargı siyasetten uzak tutulmalıdır. Siyasi etkilere açık bir yargılama düzeninden kaçınılmalıdır.


Nizalı taraflar yargılama usul ve hukukunu kendi aralarında anlaşarak belirleyebilmeli, seçilen bu hukuk çerçevesinde nizalı taraflar arasında hüküm vermek üzere hakem tayin edilmesine imkân tanınmalıdır. Nizalı tarafların saygı duyduğu, inançlarına ve geleneklerine uygun hukuk sistemini ve saygı duyduğu şahısları hakem olarak belirleme hakkı tanınmalıdır.

‘Kanun önünde herkes eşittir.’ ilkesine aykırılık teşkil eden, DGM ve ÖYM’lerin devamı niteliğindeki Bölge Ağır Ceza Mahkemeleri kaldırılmalı, usul ve infaz yasalarında ‘adalet prensibi’ gözetilmelidir. ‘Devlete karşı işlenen suçlar ve cezalar’ şeklindeki düzenleme, olağanüstü bir kanuni rejim getirmiş olup ‘adil devlet’ anlayışı yerine ‘polis devleti’ anlayışını ikame etmiştir. Kanunlarda ayrımcılığa ve adaletsizliğe yol açan böylesi düzenlemelerden ivedi olarak vazgeçilmelidir.





III - DEVLETİN YAPILANMASI, AMACI VE GÖREVLERİ

Ortak bir irade ile belli bir toprak parçasında yaşayan insanların ihtiyaç duydukları asayiş, adalet, savunma ve eğitim gibi hizmetlerin düzenli bir şekilde karşılanması için "devlet" gibi örgütlü bir yapıya ihtiyaç duydukları muhakkaktır. Ancak hem geçmiş hem de günümüz toplumlarında görüldüğü gibi toplumların kendilerine hizmet etsin diye oluşturup vergileri ile finanse ettikleri "devlet" denilen örgütsel yapı, bir süre sonra asli kuruluş amacı olan halka hizmeti unutmuş ve kendisini kendisi için var kabul edip halkı da kendisinin hizmetine sokmuştur. İnsanlar vergileri ile besledikleri bu örgütsel yapıya karşı direnememiş ve bu yapının kendisine yönelttiği ağır baskılar altında ezilmiştir.

Devletin ‘Halka rağmen halk için’ anlayışı ile halka yönelttiği bu baskılardan biri "Halk için iyisi budur." diyerek halka bir ideolojinin dayatılmasıdır. Bunun sonucu olarak farklı düşünüp, "Ben, toplumun faydasının bu dayattığınız ideoloji dışında bir yerde olduğuna inanıyorum." diyenler hain ilan edilerek en sert şekilde cezalandırılmışlardır.

Devlet denilen örgütsel yapılar, halkın bir kısmının desteğini almak için de sürekli dış düşmanlar, vehmi korkular ve tehlikeler üretmişlerdir. Halkları birbirine düşman yapmışlar ve oluşturdukları bu havadan istifade ederek varlıklarını korumaya çalışmışlardır. Hatta yer yer kutsal bir yapı olarak saygı görmek istemişlerdir. Maalesef bu oyun, toplumun belli kesimlerinde tutmuş ve mevhum tehlikelerden koruyucu olarak devlet, kutsal bir yapı olarak kabul görmüştür.

Devletin bu halini kabul edilemez buluyoruz. Devlet, halka herhangi bir ideoloji dayatamaz. Devlet, halka ihtiyaç duyduğu hizmetleri sunmalı, bunun dışında varlık amacının dışına çıkmamalıdır.

Anlayışımıza göre devlet, bir arada yaşamak amacında olan insanların hür ve güven içinde yaşayabilmek, maddi ve manevi yönden kendilerini ve toplumu geliştirebilmek için "insanlar" tarafından oluşturulmuş hukuki ve siyasi bir teşekküldür. İnsanlar tarafından oluşturulmuş bir siyasi teşekkül olması nedeniyle de hiçbir kutsallığı yoktur.

Devletin görevi sadece asayişi sağlamak, dışarıdan gelecek taarruzlara karşı koymak, içeride çıkacak kargaşalıkları yatıştırmak, vergi toplamak, adalet teşkilatı kurup yargılama yapmak ve bunun dışında bir şeye karışmamak değildir. Böyle bir devlet yapısı çok eski çağlarda kalmıştır. Bugünün anlayış ve uygulamasında devletin ve devlet işleyişini yürüten hükümetlerin sorumlulukları artmıştır. Mesela; kolluk kuvvetleri eliyle düzen ve intizamı sağlar, önleyici tedbirlerle suç işlenmesini önler; vatandaşların hak ve hürriyetlerini saldırı ve ihlallerden korur; eğitim kurumları açarak cehaletle mücadele eder; yoksulluk ve sefaletle mücadele eder, servetin ve milli gelirin adil bir şekilde paylaşılmasını temine çalışır; toplumun sosyal dokusu ve aileyi korumak için gerekli tedbirleri alır, bu bağlamda ahlaksızlık ve kötü alışkanlıkların yayılmasını önler, var olanlarla mücadele eder; çevrenin tahribini önler; sosyal devlet olmanın gereği olarak açları doyurur, açıktakileri barındırır, kimsesizleri sahiplenir, hastaları tedavi ettirir; özgürlüğü, hakkı veya malı elinden alınan varsa iade eder; tabii ve sosyal afetlerde, afetzedelerin imdadına yetişir. Hülasa toplumun refah ve felahını teminle yükümlüdür.

Türkiye Cumhuriyeti’nin idare şekli isminden de anlaşılacağı üzere cumhuriyettir. Cumhur ise, farklı dilleri, renkleri ve inançlarıyla halkın bütünüdür. İlk yıllarındaki gibi ‘cumhur’suz bir Cumhuriyet, pederşahi bir anlayışla halka rağmen halkın yönetilmesi artık mümkün değildir. Cumhuriyet, cumhurun yani halkın seçtiği vekilleri vasıtasıyla kendi kendini yönetmesidir.


Hükûmet etme yetkisini halktan aldığı için iktidara gelenler, halk adına ve halkın temsilcileri olarak bulundukları makamları işgal etmektedirler. Vekâlet makamında oldukları için de vekâletin gerektirdiği şekilde yönetmek ve işleri vatandaşların genelinin istediği şekilde yürütmek zorundadırlar. Aksine davranış vekâlet görevinin kötüye kullanılmasıdır, yetkinin sınırlarının aşılmasıdır, emanete ihanettir.

Gerçek bir cumhuriyet rejiminde, idare edenler hâkim-i mutlak ve muhtar-ı mutlak değillerdir; sınırları ve çerçevesi belirli yetkiler kullanırlar. Mesela; idare edenler, halkın yüzde doksan dokuzunun desteği ve onayıyla olsa dahi, geri kalan yüzde birin hayat hakkına veya vücut bütünlüğüne dokunamazlar, dinlerinden vazgeçmeye veya dinlerini değiştirmeye zorlayamazlar, ibadetlerinden alıkoyamazlar, dillerini kullanmalarını yasaklayamazlar.

Temsil yetkisini halktan alan bir meclisin de şüphesiz sınırları vardır. Böyle bir meclis, dilediği konuda herhangi bir sınırlama olmaksızın dilediği şekilde kanun yapamaz. Toplumun temel dokusu ile bağdaşmayan ve milleti millet yapan temel değerlerine saygı çerçevesinin dışına taşan düzenlemeleri yapamaması; yaptığı kanunların insan haklarına, hukukun temel ilkelerine, genel ahlaka ve adaba, toplumun inanç ve değerlerine uygun olması bunlarla çelişmemesi gerekir.

Yargı erkini kullananların da sınırları vardır. Bu erki kullananların yorum yoluyla da olsa bu sınırları çiğnememesi gerekir.

A - YENİ ANAYASA VE MİLLET İRADESİ

12 Eylül askeri cuntası tarafından hazırlanan 1982 Anayasası toplumun ihtiyaçlarını karşılamaktan oldukça uzaktır. Bu anayasa topluma silah zoruyla giydirilmiş bir deli gömleği gibidir. Halkın büyük çoğunluğunun talebi tamamen yeni bir anayasadır.

Vesayetten ve ideolojiden arınmış, sivil bir anayasa acilen yapılmalıdır.

Yeni anayasanın başlangıç bölümü kısa ve öz olmalıdır. Etnik vurgu yapılmaksızın insani hak ve özgürlüklere kuvvetli bir vurgu yapılmalıdır.

Bu yeni anayasanın değiştirilemez nitelikte hiçbir maddesi olmamalıdır.

Yeni anayasa herhangi bir ideoloji dayatmamalı, bu çerçevede hem seçilecek milletvekillerinin hem de devletin değişik kademelerinde görev alacakların yemin metni değiştirilmelidir. Hiç kimse bir ideolojiye bağlılık üzerine yemin etmemeli ama herkes bu toplumun faydasına çalışacağına dair yemin etmelidir.

Yapılacak yeni anayasada toplumun ihtiyaçları, halkın talepleri ve farklıkları dikkate alınmalıdır. Yeni anayasa; toplumun farklı kesimlerinin ortak paydalarda buluşmasını sağlayacak, hiçbir vatandaşın ötekileştirilmesine veya iç düşman olarak tanımlanmasına yol açmayacak şekilde hak ve adalet ölçüsü gözetilerek yapılmalıdır.

Profesyonel ordu oluşturularak, askerlik hizmeti zorunlu olmaktan çıkarılmalıdır. Geçiş sürecinde askerlik hizmetini asker olarak yapmak istemeyenler için vicdani red hakkı, insani temel bir hak olarak tanınmalıdır. Bu hakkın kullanımı kişinin ileride belirli haklardan yoksunluğuna da yol açmamalıdır.

Çocuklarımızın gelirini şimdiden harcama hakkımızın bulunmadığı, borç ve faiz sarmalının, ülkelerin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü tehdit eder boyutlara geldiği gerçeği göz önünde bulundurularak denk bütçe yapılması, gelirlerden fazla harcama yapılmaması anayasal bir hüküm haline getirilmelidir.

Bakanlar kurulu kararıyla vergi oranlarının artırılması imkân dâhilinden çıkartılmalı, oran artışının ancak meclis kararıyla mümkün olabileceği anayasal bir hüküm haline getirilmelidir.

Vatandaşlık tanımı ile temel hak ve hürriyetlerin düzenlendiği kısımda "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin, bu haklardan eşit bir şekilde yararlanmasının temini devletin görevi, yükümlülüğü, varlık ve meşruiyet nedenidir." şeklinde bir madde veya fıkraya yer verilmelidir. Böylece hem vatandaşlık tanımı ile ilgili tartışmaların son bulması sağlanmış hem de hak ve özgürlüklere kuvvetli bir vurgu yapılmış olur.

B - KAMU GÖREVLİLERİ VE VATANDAŞA BAKIŞ

Kamu görevlileri; vatandaşların gelirlerinden bir kısmı ile finanse ettikleri kamu hizmetlerinin yürütülmesi için görevlendirilen ve vatandaşlar tarafından maaşları ödenen hizmetkârlardır. Bir başka anlatımla vatandaşa hükmeden hâkimler değil, onun hizmetinde bulunan hizmetçileridir. Buna karşılık vatandaşlar topluluğu ise, kamu görevlileri tarafından güdülen ve hükmedilen sürüler değil, hizmet edilmesi gereken efendilerdir.

C - KÜRT SORUNU

Ortadoğu’nun en eski kavimlerinden biri olan Kürtler; doğuda Zağros Dağları’ndan batıda Toros Dağları’nın doğusuna, kuzeyde Karadeniz Dağları’nın güney kesiminden güneydoğuya doğru Basra Körfezi’nin kuzeyine yaklaşan, kuzeydoğuda Kafkasya içlerine uzanan, güneybatıda Halep’in kuzey hattını bulan Kürdistan diye adlandırılan coğrafyanın merkezinde yoğunlaşan, Kürtçe konuşan bir halktır.

Kürtler yaşadıkları bölgenin en eski halklarındandır. 11. Yüzyılda Türklerin bölgeye gelmesiyle İslam ortak paydası sebebiyle aralarında yakınlık oluşmuş ve bölgedeki Bizans güçlerine karşı beraber mücadele etmişlerdir. Sonraki dönemlerde de yüzyıllar boyunca bu topraklarda birlikte kardeşçe yaşamışlardır. Ancak daha sonra ortaya çıkan uygulamalar, İttihat ve Terakki’nin uygulamaları ve nihayet cumhuriyetin kurulması ile beraber devletin uygulamalarıyla bu kardeşlik bozulmaya başlamıştır.

Cumhuriyet ideolojisi, temel olarak iki ilke üzerine kurulmuştur. Bunlardan biri laiklik, diğeri de Türklüktür. Laiklik ile bağlantılı uygulama ve inkılâplar yüzünden Kürtler, batıdaki Müslüman Türk kardeşleri ile beraber büyük eziyet ve sıkıntılar çekmişlerdir. Ancak onların çektiği sıkıntılar bununla sınırlı değildir. Bunun dışında Kürt oldukları için Türklük/Türkleştirme politikalarının sonucu olarak büyük sıkıntılar yaşamışlardır. Bu şekilde hem laiklik hem de Türklük dayatmalarına tepki olarak vuku bulan Şeyh Said Kıyamı, Dersim ve Ağrı Ayaklanmaları büyük bir şiddetle ve katliamlarla bastırılmış, bunlar ve Zilan’daki katliamlarla beraber yüz binlercesi öldürülmüş, yaralanmış ve çok daha fazlası da aç ve çıplak bir halde batıya sürgün edilmişlerdir. Bu dönemde yapılan zulüm ve vahşet akıl almaz boyutlara ulaşmıştır.
Normalleşmenin gerçekleşmesi ve toplumsal barışın tesisi için;

Öncelikle bugüne kadar yapılan zulümlerden dolayı devlet adına özür dilenmeli ve mağdurlara tazminat ödenmelidir.

Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk olduğu nitelemesinden vazgeçilerek Kürtlerin varlığı anayasal olarak tanınmalı, Türkler ve Kürtler, ülkenin asli kurucu halkları olarak kabul edilmelidir.

Kürtçe, Türkçe ile beraber ikinci resmi dil olarak kabul edilmeli, Kürtçe aynı zamanda eğitim dili olmalıdır. Yeterli talep olması halinde anadili farklı olan diğer vatandaşların da kendi dillerinde eğitim alabilmelerinin önü açılmalıdır.

İlköğretim öğrencilerine okutulan, ırkçılık kokan ‘Andımız’ ve benzeri metinler kaldırılmalıdır. Muhtelif yerlerde yazılan ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ gibi yazılar silinmeli, "Bir Türk dünyaya bedeldir." şeklindeki ırkçı söylemlere son verilmelidir.

Zulüm ve ayrımcılık uygulamış olan tarihi şahsiyetlerin isimlerini taşıyan okul, kışla, cadde, sokak ve benzeri yerlerin isimleri derhal değiştirilmelidir.

Başta vatandaşlık tanımı olmak üzere, anayasa ve sistemin bütün resmi literatürüne hâkim olan Türklük esaslı dışlayıcı ve ayrımcı söylem terk edilmelidir.

İsimleri değiştirilen yerleşim yerlerine eski adları geri verilmelidir.

Bölgede çok yönlü sorunlara yol açan koruculuk sistemi derhal lağvedilmeli, ancak mağduriyetlere de sebebiyet verilmemelidir.

Sayısı binleri bulan kayıpların akıbeti açıklanmalı, faili meçhul cinayetlere ilişkin soruşturmalar ciddiyetle yürütülmeli ve sorumlular bulunup cezalandırılmalıdır.

Köy yakma ve zorunlu göç olaylarının hesabı sorulmalıdır. Ergenekon, jitem ve benzeri yapılanmaların bölgede yaptığı hukuksuzluklar derinlemesine soruşturulmalıdır.

Başta Şeyh Said olmak üzere Kürtlerin büyük bir saygı ile andıkları Kürt âlimlerine zulmedildiği resmen kabul edilmeli, yakınlarından ve bütün halktan özür dilenmelidir.

Said-i Nursi, Şeyh Said ve Seyyid Rıza gibi şahsiyetlerin mezar yerleri açıklanmalı, İstiklal Mahkemeleri ile ilgili arşivler derhal açılmalıdır.
Medreseler iyileştirilmeli, asli fonksiyonlarına kavuşturulmalı ve medreselerde verilen icazetlere resmi statü tanınmalıdır.

Uzun yıllar her alanda geri bırakılan bölgenin, batıdaki ekonomik refah seviyesine ulaşması için gerekli yatırımlar yapılmalı, bu anlamda bölgeye pozitif ayrımcılık uygulanmalıdır.

Vatandaşlığa kabul işlemlerinde başka ülke vatandaşı olan Kürtlere de Batı Trakya ve diğer bölgelerden gelen Türk kökenli kişilere sağlanan kolaylık ve ayrıcalıklar tanınmalıdır.

Siyasi nedenlerle uğradıkları takibat veya aldıkları cezalar nedeniyle yurt dışına çıkmak zorunda kalmış olanların ülkeye, siyasi düşüncelerinden dolayı cezaevlerinde tutulan kişilerin de toplumsal hayata dönebilmeleri için siyasi af çıkarılmalıdır.

Katı merkeziyetçi yönetime son verilerek yerel yönetimler güçlendirilmeli ve tüm yerel yöneticiler halk tarafından seçilmelidir.

Bu adımlar her iki halk arasındaki kardeşliği tekrar pekiştirecek ve ülkenin her alanda kalkınabilmesi için büyük bir sinerji oluşturacaktır. Zaten tarih de göstermiştir ki bir halkın devlet gücü ile diğerine uyguladığı baskı, inkâr ve asimilasyon politikaları her iki halka da acı, kan ve gözyaşından başka bir şey getirmemiştir. Ancak birbirini kabul edip birbirinin varlığına saygı duyan halkların ortak irade ile oluşturdukları gönüllü birliktelikler ise her zaman maddi ve manevi refahı beraberinde getirmiştir.

Bu ülkede yaşayan bütün halkların kardeşliğine samimiyetle inanan bizler, bu halkların saadet ve refahı için bu kardeşliği pekiştirecek yukarıdaki adımların acilen atılması gerektiğine inanıyoruz.

Ç - YERİNDEN YÖNETİM VE YEREL YÖNETİMLERİN GÜÇLENDİRİLMESİ

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana, tek tipçi zihniyetin dayatmalarıyla, ülke için bir zenginlik olan çok dilli ve çok kültürlü yapı, etnik ve kültürel çatışmanın gerekçesine dönüşmüştür. Bu anlayışın bir ürünü olarak ortaya çıkan katı merkeziyetçi yönetim anlayışında ısrarcı olunması da ülkede ciddi problemlere yol açmıştır.

Merkeziyetçi yönetim, hantal bir yapıya sahip olduğundan ve de her bölgenin sorunları ve anlayışları farklılık arz ettiğinden bu sorunların bir tek merkezden insanları memnun edecek bir şekilde çözümü zordur.

Katı merkeziyetçi yönetim anlayışının bu mahzurlarının ortadan kaldırılması için yerel yönetimlerin ve bilhassa işlevsel açıdan büyük önem taşıyan belediyelerin daha geniş yetkilerle donatılmış bir yapıya kavuşturulması sağlanmalıdır.

Yerel Yönetimlere, kaynak oluşturma ve gelir elde etme bakımından daha esnek davranılmalıdır.

Yerel Yönetimleri ilgilendiren planlama ve karar süreçlerine katılımın sağlanması amacıyla merkezi idarenin almış olduğu kararların oluşumunda görüşlerinin alınması ve yapılacak düzenlemelere karşı yerel yönetimlere yargı yoluna başvurma hakkı tanınmalıdır.

Merkezi yönetimin yerel yönetimler üzerindeki vesayeti kaldırılmalı, bunun yerine karşılıklı işbirliği sağlanarak, yerel yönetimlerin iç denetim mekanizmaları etkin hale getirilmelidir.

Yine merkezi idarenin belediyeler üzerindeki denetimi; belediyelerin özerkliğine zarar vermeyecek düzeyde, orantılı, sadece anayasa ve yasalara uygunluk denetiminden ibaret olmalı, yerindelik denetimi olmamalıdır.

Merkezi yönetim hiçbir şekilde geçici dahi olsa seçilmiş bir yöneticinin görevine son verememeli ve onu görevden uzaklaştıramamalıdır. Yine yerel meclisler (belediye meclisi, il genel meclisi) tarafından alınan kararların merkezi yönetimin onamasına tabi olması uygulaması sonlandırılmalıdır.

İdari yetkilerin bir kısmının yerel yönetimlere devri ile beraber bölge halkının yönetime katılımı arttırılmalı, kendi bölgeleriyle ilgili alınacak kararlarda söz sahibi olmaları sağlanmalıdır. Bu şekilde hizmet verimliliği artacak, israfın önüne geçilecek ve oluşacak özerk yapı ile merkezi yönetimin vesayeti kırılacaktır.

Mevcut merkezi ve yerel devlet organizasyon yapısının ıslahı ile beraber, mevcut yapının tabu olarak kabulünden vazgeçilerek olumlu ve olumsuz tüm yönleri ile eyalet sistemi, özerklik, federasyon gibi yönetim modelleri üzerinde serbestçe tartışılabilmelidir. Toplumun huzur, refah ve güveni için gerekli olduğunun toplumun çoğunluğu tarafından kabulü halinde bu modeller uygulanabilmelidir.

D - ETNİK VE DİNİ AZINLIKLAR, IRKÇILIĞIN VE AYRIMCILIĞIN ÖNLENMESİ

Hukuk karşısında herkes eşittir. Kanun önünde hiçbir kişi veya kesimin başka kişi veya kesimlere üstünlüğü kabul edilemez.

Kamu hizmetlerinin verilmesinde ayrımcılık yapılamaz. Devlet, vatandaşları arasında etnik köken, din, mezhep, dil ve benzeri sebeplerden dolayı ayrımcılık yapamaz.

İdari, hukuki veya iktisadi alanda ayırımcılık, caydırıcı cezai müeyyidelere bağlanmalıdır.

Azınlıkların inançları, anayasal güvence altına alınmalıdır.

E - KAMU HİZMETLERİNİN ŞEFFAFLAŞTIRILMASI, YOLSUZLUK VE SU-İ İSTİMALLERLE MÜCADELE

Açıklık ve şeffaflık ilkesinden anladığımız; kamu yöneticilerinin, yönetim faaliyetlerini halkın tamamına açık ve aleni bir şekilde yürütmeleridir.

Hizmetlerin aleni ve şeffaf bir şekilde verilmesi, halkın yöneticilerden hesap sorma hakkı ve bu hakkı doğru bir şekilde ve zamanında kullanabilmesinin de gereğidir. Öte yandan doğru ve zamanında bilgilendirilme bir vatandaşlık hakkıdır. Bu nedenlerle kamu hizmetleri şeffaf hale getirilmeli, her türlü hizmetin ve işleyişin halk tarafından denetlenebilirliği sağlanmalı, ilgili her vatandaş istediği konu ile ilgili bilgi alabilmeli ve devlet kurumları da periyodik aralıklarla bilgiyi halkla paylaşmalıdır.

Hizmetlerin doğru bir şekilde ve zamanında sunulması, yolsuzluk ve su-i istimallerin önlenmesi, kaynakların israf edilmesinin önüne geçilmesinin en etkili yolu olan şeffaflık ve vatandaşların doğru bilgilendirilmesi mutlaka sağlanmalıdır.

Bu güne kadar gerek siyasi ve gerekse bürokratik olarak kamu hizmetlerinin arzulanan seviyede açık ve şeffaf bir şekilde verildiğini ve yolsuzluklarla yeterince mücadele edildiğini söyleyebilmek mümkün değildir.

Nitekim Türkiye’nin uluslararası saydamlık örgütünün (TI) yolsuzluk algılama endekslerinde bulunduğu sıralama bunun açık bir göstergesidir. Bu durum ise yolsuzluğun nedenleri ve sonuçlarının ülkemizde iyi incelenmesi ve değerlendirilmesini, mücadelede etkin yöntemler ve çözümlerin üretilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Yolsuzluk ve su-i istimal ile mücadele için ahlaklı bir toplum oluşturmak; toplumun ahlakî seviyesini yükseltmek için de eğitim sistemini ahlak temelinde yeniden yapılandırmak zorunludur.

F - TARİH VE KÜLTÜR

Toplumu bir ağaca benzetirsek tarih, o ağacın kökleri mesabesindedir. Kökleri kesilmiş veya kökleri ile bağları koparılmış bir ağacın ayakta durması ve yaşamına devam etmesi mümkün değildir. Toplumun tarihi köklerinden koparılmasına sebep olan resmi ideolojik tarih dayatmasından vazgeçilmelidir. Tarih; gerçekçi, objektif ve kapsamlı olarak yeniden yazılmalı, ders kitaplarında özgün haliyle yer almalı, toplumsal bellek buna göre şekillenmelidir.

İslam kültürü; aklın nakille, ahlakın sanatla, bilimin araştırma ve pratikle bütünleştiği bir kültürdür. O, bir ümmetin deneyimleri, tarihi birikimleri ve faaliyetlerinin hülasası olan bir kültürdür. İslam kültürü; çeşitli ruhi şartların, tarih hazinelerinin ve gelecek ümitlerinin toplamından oluşan bir kültürdür. İnsanlar arasından çıkartılan en hayırlı ümmetin ve Medeniyet ümmetinin varlık dayanağı ve sürekliliğinin sırrı bu kültürde gizlidir.

Toplumu oluşturan tüm sosyal sınıf veya grupların ortak paydası olan kültür mirasımız korunmalı, bu mirasın gelecek nesillere aktarımı sağlanmalıdır.

Gençliğin kendi kültürüne yabancılaşarak yozlaşmasının önüne geçilmeli, manevi değerlerin sevdirilmesi, sahiplenilmesi ve gelecek nesillere aktarılması için politikalar üretilmelidir.

Turizm veya popüler kültür adı altında, kültürel mirasımızdan olan tarihi medrese, kilise ve ibadethaneler, misyonuna ve kutsallığına yakışmayan tarzda gayr-ı ahlaki faaliyetlerin mekânı olmaktan kurtarılmalıdır.

G - ÇEVRE VE TABİATIN KORUNMASI

Kâinat bir ölçü ve düzen üzere yaratılmıştır. Bütün canlı ve cansız varlıklar bir diğerini tamamlayıcı ve düzenleyici fonksiyona sahiptir.

İnsan hayatının devamı, tabiattaki denge ile mümkündür. İnsanın tüketen, tahrip eden ölçüsüz tasarrufları, diğer canlıların varlığını tehdit eder boyutlara ulaşmıştır.

İnsanlık, yaşanabilir doğal dengeyi atalarından miras olarak değil, gelecek nesillerden emanet olarak almıştır. Sanayileşmenin bir sonucu olarak meydana gelen kimyasal ve biyolojik atıkların çevreye zarar vermesinin önüne geçilmeli, bilinçlendirme ve ağır müeyyidelerle tabiatın dengesi ve çevre korunmalıdır.

Devletlerin silahlanma yarışından vazgeçmeleri ve kimyasal silahların yasaklanmasına yönelik uluslar arası kurum ve kuruluşlarla etkin işbirliği geliştirilmelidir.

 
Son düzenleme:

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Yönetici
Admin
Frm. Yöneticisi
HÜDA-PAR GENEL BAŞKANI YAPICIOĞLU DEMOKRASİ NÖBETİNE KATILDI

HÜDA-PAR Genel Başkanı Zekeriye Yapıcıoğlu Şanlıurfa Rabia meydanında düzenlenen demokrasi nöbetine katıldı.
Demokrasi nöbetine katılan Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu yaptığı konuşmada Şanlıurfalıları duruşundan dolayı tebrik ederken, devlet içinde yapılanan FETÖ terör örgütünden birçok insanın mağduriyet yaşadığını ve bu kanserin devletten tamamen atılması gerektiğini kaydetti. Yapıcıoğlu konuşmasında, “Vatanımız ve dinimiz için dış güçlere hizmet eden bu örgütün karşısında ve diğer tüm güçlerin karşısında birlik olmalıyız” şeklinde konuştu.


hüdaaa.jpg


 
Son düzenleme:

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Yönetici
Admin
Frm. Yöneticisi
Hüdapar Sözcüsü: Biz Hizbullah Değiliz, IŞİD, El Kaide, Nusra'dan Beriyiz
............

IŞİD, El Kaide, Nusra... Bu tekfirci düşünce ve yapılarla kesinlikle ilişkimiz yok. Ehli-Kıble’nin hatalı, eksik, günahkâr da olsa tekfir edilmemesi gerektiği düşüncesindeyiz. İkincisi, eylem ve metotlarının bir kısmının İslami olmadığını defalarca söyledik. Ama PKK ve uzantıları bilinçli şekilde, Türkiye’de ne kadar İslami kesim varsa IŞİD’le irtibatlandırıp halkı kışkırtıyor. Daha önce bizi Nusra ile ilişkilendirdiler. Daha sonra PYD, Nusra ile IŞİD’e karşı anlaştı. Sonra bu kez bizi IŞİD’le irtibatlandırmaya çalıştılar. IŞİDyayınladığı bildirilerde HÜDA- PAR’ı tekfir ettiği grupların başında en üst sırada gösteriyor. Bizi Müslüman olarak görmüyorlar bir kere. Böyle bir gruba desteğimiz olması mümkün mü?

........
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Yönetici
Admin
Frm. Yöneticisi
Huda Par Suriye sorununu nasıl değerlendiriyor
Ağustos 12, 2015
Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Huda Par Dış İlişkiler Danışmanı Suriye’deki iç savaşla ilgili merak edilen soruları cevapladı.

Huda Par Dış İlişkiler Danışmanı Zeynep Bozdaş, Nuri Akçay’a konuştu. Birçok kesimin merak ettiği soruları kendisine sorduğumuz Huda Par Dış İlişkiler Danışmanı Bozdaş, Suriye’deki iç savaşla ilgili sorularımızı büyük bir samimiyetle cevapladı. İşte o röportaj..

Röportajı Yapan: Nuri Akçay

Nuri Akçay: Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz Zeynep Hanım. Öncelikle şunu sormak istiyorum. Suriye’de yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz. Hükümetin ve İslamcı camiaların Suriye’ye yaklaşımını nasıl buluyorsunuz.

Zeynep Bozdaş: Suriye’de yıllardır devam eden bir iç savaş var. 240 binden fazla cana mal olan, milyonlarca insana ülkesini terkettiren acı bir savaş. Onlarca grup türedi ve alan hâkimiyeti üzerine mücadele ediyorlar. Suriye’nin küçük bir provası Libya’da yaşanmıştı aslında karmaşa halen de devam ediyor. Buna rağmen Suriye’de dönüşümün hemen sağlanabileceğine inanıldı ve Suriye hadisesi bir iç politika malzemesi haline getirildi. Zannediyorum Arap sokaklarındaki teveccühün neticesiydi bu politika, ne realist ne de rasyoneldi nitekim sonuçlarını da görüyoruz. Suriye’de insan kayıplarına yönelik verilen son derece insani tepkilerden bahsetmiyorum. Bu kayıpların engellenmesine yönelik politika izlenebilecekken, Suriye’nin bir kaos merkezine dönüşmesine göz yumulduğu için eleştiriyorum.

NA: İran ve Lübnan Hizbullah’ının Suriye savaşında aktif rol almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

ZB: İran, Hizbullah ya da Suudi Arabistan, Katar, Türkiye. Hiçbir devlet ya da yapının Suriye savaşına müdahil olmasını onaylamıyoruz. Suriye karmaşasında her ülkenin desteklediği bir yapı ya da grup var ve bu destekler devam ettiği müddetçe Suriye’de kan akmaya devam edecek. Oysa olması gereken; öncelikli olarak ateşkes çağrısı akabinde de siyasi çözüm için arabulucu rolü üstlenmek. Suriye halkına yapılacak en büyük iyilik bu olur.

NA: İslamcı camialar ile Türk hükümetinin Suriye’ye bakış açısındaki benzerlik, İslamcı camiaların AK Parti hükümeti sayesinde sisteme entegre olmasından kaynaklanıyor olabilir mi?

ZB: İslamcı camialar daha önce Bosna, Afganistan ya da Filistin konusunda farklı bir tavır takınmadılar. Suriye, İslam dünyasında iki keskin cephe oluşturduğu için bu tavırlar göze çarpıyor aslında. Slogan yerine çözüme odaklı söylemler geliştirilmesi önerilebilir, iki taraf için de.

NA: Huda Par çevresinin diğer İslamcı camialar gibi Suriye savaşına tabiri yerindeyse balıklama atlamadığını müşahade ettik. Fakat buna rağmen hiçbir zaman da Suriye ile ilgili tam olarak bir konum belirlemediler. Her zaman sessiz kalmayı tercih ettiler. Bunu nasıl açıklıyorsunuz.

ZB: Suriye’de yıllardır rejim ve karşıtı olarak tanımlayabileceğimiz iki grup yok ki, iki taraftan birini haklı bulalım. Dışarıdan savaşa müdahil olan onlarca grup var, birbirleriyle savaşıyorlar, alan hâkimiyeti sağlamaya çalışıyorlar. Bizim politikamız belli; dışarıdan savaşa müdahil olanların tahliyesi ve yerel unsurların ateşkesle birlikte siyasi çözüm için uzlaşmaları. İşin insani boyutu her şeyin üzerinde.

NA: Huda Par’ın Suriye konusundaki bu tutumu pek çok çevrenin kendilerini karşılarına almasına neden oldu. Mesela birçok radikal kesim Huda Par’ı tekfir etme boyutuna varan açıklamalar yapıyor. İran’a yakın kesimlerse Huda Par’ın bu tutumunu beğenmiyor. Bunun parti içerisinde rahatsızlıklara neden olduğu iddia edildi. Sizce Huda Par’ın bu tutumu doğru muydu? Acaba baştan itibaren net bir tavır takınsaydı daha doğru olmayacak mıydı?

ZB: 240 bin ölüden sonra rejimi de muhalifleri de destekleyenler şuan “siyasi çözüm olmalı, bu savaşın sonu yok” diyorlar. Biz bunu ilk günden beri söylüyorduk, farkımız bu.

NA: Rojava’da yaşanan YPG direnişi hakkında neler düşünüyorsunuz?

ZB: Burada şunun idrakinde olmak gerekiyor. Evet IŞİD’e karşı savaşan aktif bir unsur YPG. Hatırlarsınız çatışmalar sebebiyle bölgeden yüzlerce kişi topraklarını terketmek zorunda kalmıştı. Biz öncesini de söylüyoruz. Baskı sebebiyle topraklarını terketmek zorunda kalan onlarca muhaliften bahsediyoruz. ABD şuan bölgede kara gücü olarak YPG’yi kullanıyor ve belki de buna güvenerek YPG, diğer Kürt unsurların İŞİD’e karşı aktif savaşmasını engellemeye çalışıyor. Mesela hala çatışmaların yaşandığı bir alana peşmergenin geçişini engellemenin bir izahı var mı? İhtiyacınız olan destek ise neden engel oluyorsunuz? Ya da yine bizzat Kürtler tarafından yapılan silah yardımlarını neden inkâr edip birilerine ‘emrinizdeyiz’ mesajı yolluyorsunuz?

NA: Son olarak, Huda Par camiasına Filistin meselesine duyarlı oldukları kadar Kürt meselesine duyarlı değiller gibi eleştiriler getirilmekte. Mesela Rojava’da aylarca süren IŞİD kuşatması sırasında Huda Par’ın parti olarak bir açıklama yapmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

ZB: Farklı, muhalif Kürtleri tasfiye etmeye çalışanların bu üslupta olmaları doğal. Söylediğim gibi Kürt meselesine bu kadar duyarlı olanlar neden Kürt güçleri yerine başka yapılarla ittifak halindeler? Bizzat Kürtler tarafından sürgün edilen binlerce Kürdü ne yapacağız peki? IŞİD ve YPG üzerinden kirli bir savaş veriliyor ve bu savaş ile de bölge şekillendiriliyor. Hüda Par Suriye'deki genel savaş gibi bu savaşı da tasvip etmedi ve IŞİD ya da YPG'nin yanında yer almadı. Ancak bu savaşın mağduru Kobani halkına, gücü nispetinde sahip çıktı. Ama bu, kirli savaşın tarafları olan güç odaklarını memnun etmedi.Hüda Par camiası olarak zulmeden her gücü kınadık kınamaya da devam ediyoruz. Zalimler arasında da ayırım yapmadık, yapmayacağız.

 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Yönetici
Admin
Frm. Yöneticisi
Hiçbir Müslüman Baas Rejiminden Yana Olamaz!
Said Şahin, HÜDA-PAR’ın Suriye meselesindeki tutumuna ilişkin soruları cevaplamış!

Hürseda sitesinde yayınlanan Suriye konulu yazının yankıları sürüyor. HÜDA-PAR Genel Başkan Yardımcısı Said Şahin Doğruhaber gazetesinde konuya değinmiş ve söz konusu yazı üzerinden camialarına yönelik bir yıpratma kampanyası yürütüldüğünden şikayet etmiş.


Said Şahin’in suçladığı “tekfirci siteler” ile kimi kast ettiğini bilmiyoruz, bu suçlamayı kendi üzerimize de almıyoruz. Çünkü tekfirciliği bir hastalık olarak gördüğümüzü bugüne kadar defalarca ifade ettik. Öte yandan sosyal medyada bu yazı üzerinden HÜDA-PAR’a saldırılar yürütülmesi konusunun da bizimle ilgili olmadığını belirtiriz.


Aşağıda Said Şahin’in söz konusu yazısını okuyabilirsiniz. Doğrusu söz konusu sitenin HÜDA-PAR camiasını bağlamadığını, yazarın da tanınmadığını ifade etmesi bizim için yeterlidir. Zaten biz konuyla ilgili uyarımızda doğrudan bir ithamda bulunmamış, sadece bu çirkin ve iftiralarla dolu yazının sahiplenilip sahiplenilmediğinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini ifade etmiştik. Bunun için de “Bu sitedeki yazıyı kabul etmiyoruz, bizi bağlamaz!” denilmesi yeterliydi. Nitekim ilgili sitenin söz konusu yazıyı geç de olsa kaldırmış olması olumlu bir gelişmedir.


Şüphesiz HÜDA-PAR’ın Suriye konusundaki düşünceleri ile birebir mutabık olmamız gerekmiyor. Suriye’deki direniş güçleri hakkında Müslümanlar arasında farklı kanaatler olabilir; birileri hepsini, birileri bazısını destekleyebilir; başka birileri hiçbirini desteklemeyebilir. Ama herhalde şu noktada hepimiz mutabık olmalıyız ki, tağuti bir diktatörlüğü desteklemek, onaylamak hiçbir durumda asla söz konusu olamaz, olmamalıdır!


Bu yaklaşımdan hareketle Esed zalimini dolaylı yollarla haklı çıkaran ve bu zalimin safında savaşan, mazlumları, Müslümanları katleden HizbulEsed taifesinin savunulmasının hiçbir İslami gruba yakışmayacağı kanaatiyle söz konusu yazıyı gündemleştirme gereği duymuştuk. Çabamız ve niyetimiz hususunda kimseyi ikna etme zorunluluğumuz olmamasına rağmen, konunun doğru anlaşılması için bu hususu bir kere daha belirtme gereği duyuyoruz.


---


HÜDA PAR Esed’e destek veriyor mu?


Said Şahin / Doğruhaber



Hürseda haber sitesinde, kuvvetle muhtemel müstear olarak Muhammed Çermikli ismiyle Suriye üzerine bir yazı yazılmış.

Bazı tekfirci siteler de bu yazıdan yola çıkarak HÜDA PAR, “Esed rejimine ve Hizbullah’a destek verdi” başlığı ile bunu haber yaptılar.

Sosyal medyada da içlerinde bazı yazar, hukukçu, STK temsilcisi ve Mavi Marmara yolcularının da bulunduğu kimseler, bunun üzerinden HÜDA PAR’ı yargısız infaz ettiler.

Ağzı olanın konuştuğu ve sosyal medyanın da işin cılkını çıkardığı, konuşmaların fitneye, hatta çatışmaya dönüştüğü bu zamanda ve zeminde, aslında en doğrusu sabredip susmaktır.

(Özellikle de ümmet okyanusunda) Hava fırtınalı/kasırgalı ve deniz şiddetli dalgalı ise en iyisi ve akıllıca olanı, gemiyi limanın selametine çekmektir.

Genellikle bu durumlarda, suskunluğun selamet limanına sığınırım. Bu meselede de şahsi suskunluğumu korumak istiyorum ama bazı şeylerin anlaşılması adına bir iki hususa değinmek de HÜDA PAR sözcüsü olarak vacip oldu.

Her şeyden önce yazıyı yazan Mahammed Çermikli, HÜDA PAR’ın yöneticilerinden biri değildir. Hatta HÜDA PAR üyesi bile değil. Yazdıkları kendi şahsi görüşleridir, HÜDA PAR’ın açıklamaları değildir. Şahsi görüşleri doğruysa benimsenir, yanlışsa karşı çıkılır. Çok çok şahsı eleştirilir ve şahsına tepki gösterilir.

HÜDA PAR yetkilisi ve üyesi olmayan bir şahsın yazdıkları üzerinden HÜDA PAR’a saldırmak, bu konuda amacın üzüm yemek olmadığını bilakis bağcıyı dövmek olduğunu gösteriyor.

İkincisi; HÜDA PAR olarak Suriye meselesinde yetkili ağızlardan çok net yazılı ve sözlü açıklamalarda bulunduk. Ulusal kanallarda konuştuk ve ulusal medyaya röportajlar verdik. Bunları burada tekrar etmenin bir manası ve faydası da yok.

Şimdiye kadar bizi anlayan anladı, anlamayanın da zaten anlamaya niyeti yok.

Ortada ıspatlı fiil yoksa hukukta kişinin beyanı esastır. Avamı bırakalım da gençleri cihad meydanlarına süren, mangalda kül bırakmayan şu bizim öncü kardeşlerimiz bunu bilmezler mi? Bir de suçun şahsiliği diye de bir şey var.

Biz hala söylediklerimizin üzerindeyiz ve bunun zıddına bir açıklamada ve eylemde de bulunmadık. Durum bu kadar net iken, bu insanlar bu ülkede yaşamıyor mu? Biz mi Türkçe konuşmuyoruz, onlar mı Türkçe anlamıyorlar?

Şu hale, şu tabloya bakar mısınız Allah aşkına! HÜDA PAR üyesi ve yetkilisi olmayan biri, şahsi görüşlerini içeren bir yazı yazıyor. HÜDA PAR’dan buna dair açıklama da yokken, birileri çıkıp “HÜDA PAR Esed rejimine ve Hizbullah’a destek verdi” diye manşet atıyor, haber yapıyor ve sosyal medyada paylaşıyor.

Sakın ortada bir anlama sorunu var demeyin. Ortada bir anlayış sorunu var. Daha vahimi; bu anlayış ya Suriye’ye savaşçı gönderiyor ve Suriye’de savaşıyor veya savaşanları destekliyor.

Her şeyin bu kadar net olduğu bir meselede bırakın ilahi, beşeri hukukta dahi yeri olmayan haksızlıkla HÜDA PAR’ı yargısız infaz edenler, Suriye gibi kimin eli kimin cebinde belli olmayan bir yerde savaşıyor.

Suriye’de Rusya, İran ve Hizbullah var da ABD, İsrail ve Suud yok mu? İsrail’in kuruluşu dahil binlerce yıldır bütün plan ve savaşların bu coğrafyaya hakim olmak için verildiği Bilad-ı Şam meydanını, çok farklı ülkelerden gelen ve de gönderilen gençlerin cihadı için boş bıraktıklarını mı sanıyorsunuz!

Buranın aydınlığında kafamıza sıkanlar, Suriye’nin karanlığında ne yapıyor, nasıl isabet ediyor, kime sıkıyor, kimin adına sıkıyor acaba?

Dillerin konuştuğu bir yerde bizi anlamayanlar, silahların konuştuğu bir Suriye’yi nasıl anlamış olabilirler? Hele hele bir de kendileri de silahı konuşturuyorlarsa!

İşte bu sebeplerden dolayı biz Suriye sahasında yokuz dedik ancak bir şey daha dedik: Esed cehennemlik bir zalimdir ve halk mazlumdur. Elimizden geldiği kadar da mülteci Suriye halkına yardım ettik.

Bir şey daha söylüyoruz: Bugünkü Suriye, Suriye’de elinde silah olan herkesin eseridir. Kimin ne kadar payı var onu ancak Allah ayrıştırır.

Bir de Suriye konusunda bizim hakkımızda kafaları karışık diyorlar. Başından beri kafamız çok net ancak birileri gençlerimizin kafalarını karıştırmaya çalışıyor.

Varsayalım dedikleri gibi Suriye konusunda bizim kafamız karışık olsa da bu bizden dolayı değil ki, Suriye’nin karışıklığından ve Suriye’yi karıştıranlardan dolayıdır.

Karışıklığın olduğu bir yerde kafası net olmak da bir yanılgı olmasın mı? Biraz uç bir örnek olacak ama anlaşılsın diye söyleyeyim; Haricilerin de kafalarını net görüyorlardı.



********
HÜDA PAR Esed’e destek veriyor mu? Sait Şahin Cevapladı!
hüda.jpg


İslamî Analiz/Haber Merkezi

HÜDA PAR
sözcüsü ve Doğruhaber Gazetesi yazarı Sait Şahin, son zamanlarda gündeme gelen “HÜDA PAR, Esed rejimine ve Hizbullah’a destek verdi” şeklindeki iddialara cevap veriyor.

Sait Şahin’in Doğruhaber Gazetesi’nde bugün yayımlanan yazısını iktibas ediyoruz:

HÜDA PAR Esed’e destek veriyor mu?

Hürseda haber sitesinde, kuvvetle muhtemel müstear olarak Muhammed Çermikli ismiyle Suriye üzerine bir yazı yazılmış.

Bazı tekfirci siteler de bu yazıdan yola çıkarak HÜDA PAR, “Esed rejimine ve Hizbullah’a destek verdi” başlığı ile bunu haber yaptılar.

Sosyal medyada da içlerinde bazı yazar, hukukçu, STK temsilcisi ve Mavi Marmara yolcularının da bulunduğu kimseler, bunun üzerinden HÜDA PAR’ı yargısız infaz ettiler.

Ağzı olanın konuştuğu ve sosyal medyanın da işin cılkını çıkardığı, konuşmaların fitneye, hatta çatışmaya dönüştüğü bu zamanda ve zeminde, aslında en doğrusu sabredip susmaktır.

(Özellikle de ümmet okyanusunda) Hava fırtınalı/kasırgalı ve deniz şiddetli dalgalı ise en iyisi ve akıllıca olanı, gemiyi limanın selametine çekmektir.

Genellikle bu durumlarda, suskunluğun selamet limanına sığınırım. Bu meselede de şahsi suskunluğumu korumak istiyorum ama bazı şeylerin anlaşılması adına bir iki hususa değinmek de HÜDA PAR sözcüsü olarak vacip oldu.

Her şeyden önce yazıyı yazan Mahammed Çermikli, HÜDA PAR’ın yöneticilerinden biri değildir. Hatta HÜDA PAR üyesi bile değil. Yazdıkları kendi şahsi görüşleridir, HÜDA PAR’ın açıklamaları değildir. Şahsi görüşleri doğruysa benimsenir, yanlışsa karşı çıkılır. Çok çok şahsı eleştirilir ve şahsına tepki gösterilir.

HÜDA PAR yetkilisi ve üyesi olmayan bir şahsın yazdıkları üzerinden HÜDA PAR’a saldırmak, bu konuda amacın üzüm yemek olmadığını bilakis bağcıyı dövmek olduğunu gösteriyor.

İkincisi; HÜDA PAR olarak Suriye meselesinde yetkili ağızlardan çok net yazılı ve sözlü açıklamalarda bulunduk. Ulusal kanallarda konuştuk ve ulusal medyaya röportajlar verdik. Bunları burada tekrar etmenin bir manası ve faydası da yok.

Şimdiye kadar bizi anlayan anladı, anlamayanın da zaten anlamaya niyeti yok.

Ortada ispatlı fiil yoksa hukukta kişinin beyanı esastır. Avamı bırakalım da gençleri cihad meydanlarına süren, mangalda kül bırakmayan şu bizim öncü kardeşlerimiz bunu bilmezler mi? Bir de suçun şahsiliği diye de bir şey var.

Biz hala söylediklerimizin üzerindeyiz ve bunun zıddına bir açıklamada ve eylemde de bulunmadık. Durum bu kadar net iken, bu insanlar bu ülkede yaşamıyor mu? Biz mi Türkçe konuşmuyoruz, onlar mı Türkçe anlamıyorlar?

Şu hale, şu tabloya bakar mısınız Allah aşkına! HÜDA PAR üyesi ve yetkilisi olmayan biri, şahsi görüşlerini içeren bir yazı yazıyor. HÜDA PAR’dan buna dair açıklama da yokken, birileri çıkıp “HÜDA PAR Esed rejimine ve Hizbullah’a destek verdi” diye manşet atıyor, haber yapıyor ve sosyal medyada paylaşıyor.

Sakın ortada bir anlama sorunu var demeyin. Ortada bir anlayış sorunu var. Daha vahimi; bu anlayış ya Suriye’ye savaşçı gönderiyor ve Suriye’de savaşıyor veya savaşanları destekliyor.

Her şeyin bu kadar net olduğu bir meselede bırakın ilahi, beşeri hukukta dahi yeri olmayan haksızlıkla HÜDA PAR’ı yargısız infaz edenler, Suriye gibi kimin eli kimin cebinde belli olmayan bir yerde savaşıyor.

Suriye’de Rusya, İran ve Hizbullah var da ABD, İsrail ve Suud yok mu? İsrail’in kuruluşu dahil binlerce yıldır bütün plan ve savaşların bu coğrafyaya hakim olmak için verildiği Bilad-ı Şam meydanını, çok farklı ülkelerden gelen ve de gönderilen gençlerin cihadı için boş bıraktıklarını mı sanıyorsunuz!

Buranın aydınlığında kafamıza sıkanlar, Suriye’nin karanlığında ne yapıyor, nasıl isabet ediyor, kime sıkıyor, kimin adına sıkıyor acaba?

Dillerin konuştuğu bir yerde bizi anlamayanlar, silahların konuştuğu bir Suriye’yi nasıl anlamış olabilirler? Hele hele bir de kendileri de silahı konuşturuyorlarsa!

İşte bu sebeplerden dolayı biz Suriye sahasında yokuz dedik ancak bir şey daha dedik: Esed cehennemlik bir zalimdir ve halk mazlumdur. Elimizden geldiği kadar da mülteci Suriye halkına yardım ettik.

Bir şey daha söylüyoruz: Bugünkü Suriye, Suriye’de elinde silah olan herkesin eseridir. Kimin ne kadar payı var onu ancak Allah ayrıştırır.

Bir de Suriye konusunda bizim hakkımızda kafaları karışık diyorlar. Başından beri kafamız çok net ancak birileri gençlerimizin kafalarını karıştırmaya çalışıyor.

Varsayalım dedikleri gibi Suriye konusunda bizim kafamız karışık olsa da bu bizden dolayı değil ki, Suriye’nin karışıklığından ve Suriye’yi karıştıranlardan dolayıdır.
Karışıklığın olduğu bir yerde kafası net olmak da bir yanılgı olmasın mı? Biraz uç bir örnek olacak ama anlaşılsın diye söyleyeyim; Haricilerin de kafalarını net görüyorlardı.









****
REDDİYE

Hüda-Par Sözcüsüne; Esed cehennemlik bir zalimdir! Peki ya İran ve Hizbullah?

Suriye'de başlayan direnişte yaşanan zulümlere sessiz kalarak haber yapma gayretini dahi gösteremeyen Hüda-Par'ın medyası Doğruhaber, zamanla yapmış olduğu bir haberde "Müslümanlar birbirleriyle çatışıyor taş üstünde taş bırakmıyor" diyerek sözde Suriye'de kardeş kavgasının olduğunu ve Zalim Baas askerlerini Müslüman olduğunu iddia etmişti. Daha sonra zamanla Suriye'de yaşananlar hadiseler ile ilgili sadece Esed rejiminin düzenlediği bombalama haberlerini haber yapmış Esed zalimdir diyerek azda olsa tepkisini ortaya koymaya gayret göstermişti. Zaman geçtikçe Suriye direnişine muhaliflere karşı Esed saflarında yer almaya başlayan Hizbullah ve İran'ın milislerinin işlediği katliamları görmezlikten gelen ve zalimliklerini kayırma derdine düşen Doğruhaber, Hüda-Par sözcüsü Sait ŞAHİN'in yapmış olduğu bir açıklama da Suriye konusunda "bizler başından beri kafamız çok net diyerek" kendi sözleri ile çeliştiği gözlerden kaçmamıştı. Sait Şahin ısrarla HÜDA PAR olarak Suriye sahasında savaş halinde olan hiçbir devlet veya grubu desteklediğimize dair bir açıklamamız olmadığı gibi fiilimiz hiç olmamıştır demesine rağmen Hüda-Par Genel Başkan yardımcısı M.Bahattin Temel Twitter hesabında ayrı bir açıklama ile Müslüman muhaliflerin yanındayız ifadesini kullanmıştı. Adsız(15)Suriye'de Esed'e verdiği açık destek ile dünyanın nefretini kazanan Hizbullah ve İran'ı hiç gündem etmeyen Hüda-Par, gelen tepkiler üzerine Mehmet Göktaş'ın ağzıyla bir açıklama yapma ihtiyacı duymuş ve "İran ve Hizbullah'ın Suriye'deki rejimi desteklemesini yanlış buluyoruz" diyerek kendini aklama derdine düşsede ümmetin gözünde Suriye konusunda sınıfta kalmaktan kendini alıkoyamamıştı. Başından beri Suriye konusunda zulme karşı suskun olan ve daha sonra Esed zalimdir diyerek sözde tepki koyduğunu zanneden Hüda-Par ve medyası Doğruhaber, bu sefer de Sait Şahin tarafından yapılan bir açıklamada "HÜDA PAR, “Esed rejimine ve Hizbullah’a destek verdi” başlığı ile tepkiyi dile getiren sitelere tekfirci yaftası vurarak Suriye'de Esed rejimi ile birlikte aynı katliamı işleyerek rejime verdiği açık destek ile bilinen ve bir çok katliamda başrol oynayan Şii milisleri, Şii Hizbullah'ı ve İran'ı görmezlikten gelmiş üstüne üstlük birde Hizbullah'ı halen İslami Direniş Cephesi olarak tanımlayarak kahraman görerek kendi saflarınıda açıkca belli etmişlerdir.
Gel gelelim Mısır konusuna!
Suriye'de Zalim Esed askerlerini Müslüman gören Esed rejimi ile ortak katliamlar işleyen İran ve Hizbulah'ıgörmezlikten gelen Hüda-Par ve çevresi, ümmetin gözünden düşünce Mısır olaylarında çarşaf çarşaf manşet haber yaparak Mısır direnişinin arkasında olduğunu hergün Mısır'da şehid çıktığını açıkca ifade ederek yeniden ümmetin gözüne girme çabasına gitmiştir. Suriye'de kardeş kardeşi öldürüyor diyen bu zihniyet neden Mısır'da yaşanan olaylar için kardeş kardeşi öldürüyor demedi de Sisi Müslümanları katlediyor diye açıklamalarda bulundu. Acaba Sisi'nin askerleri uzaydan mı geldi de onları zalim gördü Esed askerlerini ise Müslüman gördü! Bunu hiç kimse anlamış değil. Bana göre Esed'in rejimi nasıl zalimse bir okadarda Sisi'nin cunta rejimi aynı derecede zalimdir. Hüda-Par sözcüsü Sait ŞAHİN'in son sözü ise HÜDA PAR Esed'e destek veriyor mu? başlığı altında "İşte bu sebeplerden dolayı biz Suriye sahasında yokuz dedik ancak bir şey daha dedik: Esed cehennemlik bir zalimdir ve halk mazlumdur" diye açıklamada bulunmuşama İran ve Hizbullah'ı hiç dile getirmemiştir. Esed eğer cehennemlik ise ona destek verenler nedir. Allah yüce kitabında buyurduğu gibi Kafir olanlar birbirlerinin dostlarıdır. Enfal 73
Mısır'da safını belli eden Hüda-Par, Suriye'de İran ve Hizbullah'tan dolayı safını açıkca ortaya koyamayınca ne ümmete yaranabilmiş nede İran'a yaranamamış ortada kala kalmıştır. Peki sorsak İran ve Hizbullah'ın konumu nedir acaba cevap verebilecekler mi? Biz açıklayalım da ola ki yazımıza cevap gelirse konumuza bu yerden devam ederiz inşeAllah.

Allah yüce kitabında bu tür zümrelerden şu şekilde bahsediyor.
Hud Suresi (113) Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka velileriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz.
Rasûlullah (s.a.v.) ise şöyle buyurdu: “Kişi sevdiği kimseyle beraberdir.

 

Hattab Amedi

İyi Bilinen Üye
Üye
HÜDA-PAR GENEL BAŞKANI YAPICIOĞLU DEMOKRASİ NÖBETİNE KATILDI

HÜDA-PAR Genel Başkanı Zekeriye Yapıcıoğlu Şanlıurfa Rabia meydanında düzenlenen demokrasi nöbetine katıldı.
Demokrasi nöbetine katılan Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu yaptığı konuşmada Şanlıurfalıları duruşundan dolayı tebrik ederken, devlet içinde yapılanan FETÖ terör örgütünden birçok insanın mağduriyet yaşadığını ve bu kanserin devletten tamamen atılması gerektiğini kaydetti. Yapıcıoğlu konuşmasında, “Vatanımız ve dinimiz için dış güçlere hizmet eden bu örgütün karşısında ve diğer tüm güçlerin karşısında birlik olmalıyız” şeklinde konuştu.


Ekli dosyayı görüntüle 24439




İlim ehli bir kardeşim olarak sizi görüyorum ve istifade ediyorum,lakin buraya milliyet gibi bir sayfayı eklemeniz sizce doğrumu abe?şahsen sizi yıllardır takib eden biri olarak bunu yakıştırmadım.
Hüdapar yetkililerinden birtanesinin kendi ağzından bunun Demokrasi mücadelesi olduğuna dair beyanı varsa onu ekle hep beraber vuralım,lakin din düşmanı bir medyayı getirme abe,bunu herkes yapsada siz yapmayın.
Eleştirilecek noktaları varsa ki vardır ve hiç bir yapı hatadan beri değildir bunu haklı olarak yapın ve bizde istifafe edelim ama bu yöntemle değil.
Doğruhaberden getir eyvallah.
Yanlız Hürseda şia kaynaklı ve bu camiaya ait değildir bilesiniz. Bu camia hürsedadan beridir.zaten dikkatle inceleyin onlarda artık pek haber yapmıyorlar sadece hesaplarına geleni verirler
Selametle.
 

Şeriatu'l İslam

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Üye
IMG_20190914_185224.jpg
Mehmet Göktaş bu camianın önde gelenlerinden. Olumlu gelişme var şia konusunda. Öyle ki Diyarbakır'da Şiiler onlardan ayrı "mekteb kitapevi" adlı bir yer açtılar, Hzbullah'ı eleştiriyorlar. Benim bireysel olarak da gözlemlerim şiadan uzaklaştıklarını gösteriyor. Her ne kadar humeyninin ölüm yıl dönümünde onu ansalar da, içlerinde Bahri solmaz, Emin güneş gibileri olsa da. İnşâAllah partiden de kurtulur ve şiadan tam beri olurlar. Eğer bu camia tamamıyla ehli sünnet yoluna yönelirse ümmete çok faydası olacaktır. Gerçekten ileri görüşlü insanlar var içlerinde. Öngörüleri tutuyor.Sait Şahin bunlardan biri.

Fakat son zamanlarda cemaatlerinden ayrılanların sayısı arttı gibi. Bir yerde bir sıkıntı var. Onlaran biri de itikad sıkıntısı, onların vahdet adı altında sapık fırkalarla görüşmeleri onları övmeleri, programlarında konuşturmaları gençlerin kafasını bulandırıyor, fıtratları kabul etmiyor. Allah'a hamd olsun ki bu yönelme selef akidesine mensup olanlara, özellikle Diyarbakır'da. Recep Baltacı hocayı dinleyen, çocuğunun birinin adını Usame diğerini Abdullah Yusuf (Azzam)koymak isteyen, cihada gidenler.
Kardeşler dua edelim İnşâAllah hakkı görürler. Ben bu camianın Türkiye'de ve hatta dünyada bir çok camianın yapamayacağını yapabileceklerini düşünüyorum. Bunu içlerinden ayrıldığım için ve hâlâ görüştüğüm arkadaşlarım, takip ettiğim kişiler olduğu için söylüyorum.
Teyid maksadıyla da şöyle bir bilgi vereyim; Almanya Türkiye'nin terörist olarak tanımladığı bir çok örgüt olmasına rağmen ( dewle, pkk) uzun yıllardır hiç bir saldırı yapmayan hzbullahı " Türkiye'deki en tehlikeli terör örgütü"olarak tanımlıyor.Türkiye'dekii bir çok camiayı tanıyorum. Ama bunlardak disiplin, gizlilik vb. hususları hiçbir camiada görmedim. Halis Bayuncuk( ki eskiden Hzbullah'ın önde gelen isimlerinden olan Hacı Bayuncuk onun babasıdır) da bu camiadan ayrılma, yaptıkları etkinliklere göz atınca bu cemaat ile çok benzeştikerini görüyorum. Nedeninin de bizzat yazısını paylaştığım Mehmet Göktaş ve bu camiadan başka hocalardan ders almasına bağlıyorum. Bir arkadaş bana demişti ki cematten ayrılıp ( üst kademe) başka camialara katılanlar oldu mu onlar direk üst kademeye veriliyorlar. Duyduğum isimler de var. N.. cphesi bunlardan biri. Ayrıca bu gün Taliban'la ilgili paylaştığım haber onların sitesinden alınma ( doğru haber)
 
Son düzenleme:

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Yönetici
Admin
Frm. Yöneticisi
İlim ehli bir kardeşim olarak sizi görüyorum ve istifade ediyorum,lakin buraya milliyet gibi bir sayfayı eklemeniz sizce doğrumu abe?şahsen sizi yıllardır takib eden biri olarak bunu yakıştırmadım.
Hüdapar yetkililerinden birtanesinin kendi ağzından bunun Demokrasi mücadelesi olduğuna dair beyanı varsa onu ekle hep beraber vuralım,lakin din düşmanı bir medyayı getirme abe,bunu herkes yapsada siz yapmayın.
Eleştirilecek noktaları varsa ki vardır ve hiç bir yapı hatadan beri değildir bunu haklı olarak yapın ve bizde istifafe edelim ama bu yöntemle değil.
Doğruhaberden getir eyvallah.
Yanlız Hürseda şia kaynaklı ve bu camiaya ait değildir bilesiniz. Bu camia hürsedadan beridir.zaten dikkatle inceleyin onlarda artık pek haber yapmıyorlar sadece hesaplarına geleni verirler
Selametle.
Damar tutunca , yıllardır tâkib ettiğin halde düzgün algılamana mâni oluyor.
Konuda 2 mesele mevcud; birincisi mitinge katılan bir siyasi partinin haberini ulusal bir gazeteden niye vermişim ? Tefsirden mi getirecektim kardeşim. Milliyet gazetesi, akit gazetesi vs vs. Ben akidevi veya fıkhi bir delil diye ortaya koymuyorum.

Hüda Par'ın Genel başkanı Zekeriyya Yapıcıoğlu'nun Feto harekatının yaptığı darbe girişimine tepki olarak başlatılan Demokrasi Mitinglerine katıldığı haberidir. Demokrasiyi benimsiyor, benimsemiyor, veya bir söylemi yahud hareketini bahsetmemişiz. Zekeriyya Yapıcıoğlu'nun demokrasiyi övdüğü yahud farklı bir söylemi olduğundan bahsedilmemiştir. Gazetenin haberi sadece mitinge katılması hakkında? Ortada da miting hakkında resimler var, açıklamalar var gazetede.
Gazetenin genel yayın programı dinsiz imansız olması ayrı bir meseledir. Biz gazeteyi takib edin yahud hak üzere haber yapan gazetedir diye siteye koymadık. Konu hakkında haber yaptığı için, daha üst bölümlerdeki paylaşımlara konu hakkında destek mahiyetinde ilgili konu olarak paylaşılmıştır.

Hüdapar'ın demokrasi mucadelesi verip vermemesi; demokrasiye karşı çıkması yahud parti tüzüğünde demokrasiye karşı olup İslami yönetimi, ahkamını zikretmesinin bir kıymeti harbiyesi yok! Bu meseleye vâkıf olmayan insanları ve seçmenlerinin gözünü boyamak içindir. Çünkü bunların mevcud rejim açısından bir geçerliliği yoktur, zira her siyasi parti gibi Hüda Par'ın da tâbi olduğu Demokrasi, Atatürk ilke ve inkılapları, Laiklik, Anayasa vs. bağlılık talimatlarıyla 200 küsur maddeyle dolu olan "Siyasi Partiler Kanunu"na bağlıdırlar. Sizin kanunen bir geçerliliği olmayan tüzüğünüzün veya açıklamalarınızın rejim açısından bir önemi yoktur, sizi (partiyi) bağlar. Çünkü rejim partilere bağlı değil, siyasi partiler rejime bağlıdır ve uymak mecburiyetindedir.

Hüda Par kurucularının veya yetkililerinin siyasi parti kurarak demokratik mücadeleye yönelmiş olması, seçimlere katılması söylemlerini ve tüzüklerini tekzib etmektedir.

Şimdi tekrar habere gelecek olursam;
Hüda Par'ın Genel başkanı Zekeriyya Yapıcıoğlu haberde geçtiği üzere Mitinge katıldı mı katılmadı mı? Katılmadı ise gazeteyi tekzib ettiğinin belgesini paylaşır mısınız?
 

Şeriatu'l İslam

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Üye
Damar tutunca , yıllardır tâkib ettiğin halde düzgün algılamana mâni oluyor.
Konuda 2 mesele mevcud; birincisi mitinge katılan bir siyasi partinin haberini ulusal bir gazeteden niye vermişim ? Tefsirden mi getirecektim kardeşim. Milliyet gazetesi, akit gazetesi vs vs. Ben akidevi veya fıkhi bir delil diye ortaya koymuyorum.

Hüda Par'ın Genel başkanı Zekeriyya Yapıcıoğlu'nun Feto harekatının yaptığı darbe girişimine tepki olarak başlatılan Demokrasi Mitinglerine katıldığı haberidir. Demokrasiyi benimsiyor, benimsemiyor, veya bir söylemi yahud hareketini bahsetmemişiz. Zekeriyya Yapıcıoğlu'nun demokrasiyi övdüğü yahud farklı bir söylemi olduğundan bahsedilmemiştir. Gazetenin haberi sadece mitinge katılması hakkında? Ortada da miting hakkında resimler var, açıklamalar var gazetede.
Gazetenin genel yayın programı dinsiz imansız olması ayrı bir meseledir. Biz gazeteyi takib edin yahud hak üzere haber yapan gazetedir diye siteye koymadık. Konu hakkında haber yaptığı için, daha üst bölümlerdeki paylaşımlara konu hakkında destek mahiyetinde ilgili konu olarak paylaşılmıştır.

Hüdapar'ın demokrasi mucadelesi verip vermemesi; demokrasiye karşı çıkması yahud parti tüzüğünde demokrasiye karşı olup İslami yönetimi, ahkamını zikretmesinin bir kıymeti harbiyesi yok! Bu meseleye vâkıf olmayan insanları ve seçmenlerinin gözünü boyamak içindir. Çünkü bunların mevcud rejim açısından bir geçerliliği yoktur, zira her siyasi parti gibi Hüda Par'ın da tâbi olduğu Demokrasi, Atatürk ilke ve inkılapları, Laiklik, Anayasa vs. bağlılık talimatlarıyla 200 küsur maddeyle dolu olan "Siyasi Partiler Kanunu"na bağlıdırlar. Sizin kanunen bir geçerliliği olmayan tüzüğünüzün veya açıklamalarınızın rejim açısından bir önemi yoktur, sizi (partiyi) bağlar. Çünkü rejim partilere bağlı değil, siyasi partiler rejime bağlıdır ve uymak mecburiyetindedir.

Hüda Par kurucularının veya yetkililerinin siyasi parti kurarak demokratik mücadeleye yönelmiş olması, seçimlere katılması söylemlerini ve tüzüklerini tekzib etmektedir.

Şimdi tekrar habere gelecek olursam;
Hüda Par'ın Genel başkanı Zekeriyya Yapıcıoğlu haberde geçtiği üzere Mitinge katıldı mı katılmadı mı? Katılmadı ise gazeteyi tekzib ettiğinin belgesini paylaşır mısınız?
Maslahat hocam, maslahat...
 

Hattab Amedi

İyi Bilinen Üye
Üye
Mesele mitinge katılması değil,bu mitingte Demokrasiye yönelik bir övücü konuşması oldumu?olmadımı?.Haberde sanki Demokrasi nöbetine gitmiş algısı var ve ben buna binaen dedim.
Bunu bilerek Demokrasi nöbeti diye adlandırıp bu duruşu sulandırma ve halkın inancından kaynaklanan dirayetini bilinçli bir kaydırma projesiydi..Genel başkan gibi bende ilk günden müslümanların bu duruşuna sahip çıkmak adına meydana geldik ve hatta şahsımında konuşması var meydanda.Linkini verebilirim. Onlar demokrasi dedikçe konuşmalarda bunun tersi mesajlar verildi.Amaç halkın bu inancına demokrasi kılıfı giydirmesinler.Milliyet gibi fasık medyalar işte Hüdaparda buna katıldı diye bu projeyi daha meşru hale getirmek için bu şekil bir başlıkla verdiler,yanlız içeriğini ve mesajları vermediler.Ben buna binaen bu haberi vermenize şaşırdım..
İlk günden beri bunun demokrasi eylemi olmadığını söylenen ve bunu yerden yere vuran yüzlerce konuşma ve mesaj yayınlayan hüdapara sadece bu başlığa bakarak karar vermek doğru değil..Aksi olan yüzlerce mesajı buraya atabilirim.

Şunuda diyeyim..Diyarbakırda bu demokrasi söylemleri ve konuşmaların yönü değişince yetkililerle restleşme oldu ve katılmadık..velhasıl çok şey var yazacak ama gerek yok uzatmaya..Damar tutuyor arada bir..
Selametle
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Yönetici
Admin
Frm. Yöneticisi
Mesele mitinge katılması değil,bu mitingte Demokrasiye yönelik bir övücü konuşması oldumu?olmadımı?.Haberde sanki Demokrasi nöbetine gitmiş algısı var ve ben buna binaen dedim.
Kardeşim, sen yarandan dolayı öyle bir kuruntuya girmişsin. Yazının linkini koyan benim , ben öyle düşünemedim, öyle bir algı da görmedim. Sadece mitinge katıldığını haber etmiş. Ben de bu maksadla buraya koydum.
Sizin Demokrasi mitingine ne isim vererek giderseniz gidin bu sizin düşüncenizdir. Çünkü kaide "Yemin edenin niyeti değil, ettirenin niyeti önemlidir." Bu sebeble mitingi 1 ay boyunca sürdüren ve ülke geneline yayan Başkan, Akp hükümeti bunu "Demokrasi mitingleri" adı ve amacıyla organize etmişler, hatta ölenlerine "Demokrasi Şehidleri" diyerek şehidlik makamını sulandırma sapıklığına düşmüşlerdir.

Bunu bilerek Demokrasi nöbeti diye adlandırıp bu duruşu sulandırma ve halkın inancından kaynaklanan dirayetini bilinçli bir kaydırma projesiydi..Genel başkan gibi bende ilk günden müslümanların bu duruşuna sahip çıkmak adına meydana geldik ve hatta şahsımında konuşması var meydanda.Linkini verebilirim. Onlar demokrasi dedikçe konuşmalarda bunun tersi mesajlar verildi.Amaç halkın bu inancına demokrasi kılıfı giydirmesinler.Milliyet gibi fasık medyalar işte Hüdaparda buna katıldı diye bu projeyi daha meşru hale getirmek için bu şekil bir başlıkla verdiler,yanlız içeriğini ve mesajları vermediler.Ben buna binaen bu haberi vermenize şaşırdım..
İlk günden beri bunun demokrasi eylemi olmadığını söylenen ve bunu yerden yere vuran yüzlerce konuşma ve mesaj yayınlayan hüdapara sadece bu başlığa bakarak karar vermek doğru değil..Aksi olan yüzlerce mesajı buraya atabilirim.

Şunuda diyeyim..Diyarbakırda bu demokrasi söylemleri ve konuşmaların yönü değişince yetkililerle restleşme oldu ve katılmadık..velhasıl çok şey var yazacak ama gerek yok uzatmaya..Damar tutuyor arada bir..
Selametle
Şimdi senin de itiraf ettiğin gibi Hüda Par'ın Genel başkanı Zekeriyya Yapıcıoğlu bu mitinge katılmış hatta kendin de katılmışsın. Bu da dinsiz gazetenin doğru haber yaptığını göstermekte. Demokrasiyi övdüğü vs bir şey yok, hangi ifadesinden bunu anlıyorsan bunu ortaya koyman gerekir ki bu uzatılacak bir mesele değil. Asıl mesele sizin Hüda Par'ın demokrasiden beri olduğunuzu vs iddia etmenizdir ki bu sizi bağlar. Çünkü Hüda Par, Demokrasi dişlisini çeviren Siyasi partiler Kanunundaki maddelere bağlısınız!
Organizasyonun sahibleri mitinge demokrasi mitingi dediği halde sizlerin tam tersi mesajlar vermiş olması kimi ilgilendirir, ne kıymeti harbiyesi vardır. Demokrasiye karşıysan mitingine de katılmayacaksın, Demokratik kurallarına bağlı siyasi partisine de. Kendimizi kandırmayalım, bulunduğumuz makamı meşrulaştırma girişlerinden de uzak duralım.
 

Hattab Amedi

İyi Bilinen Üye
Üye
Soru soruyu doğuracak,her cevaba bir soru ve cevab hakkı doğacak,konu uzar ve gider. Sitede bununla ilgili yeterince konu ve içinde fazlasıyla yorum ve bilgi var,istifade edilecek yerden payımızı alır bundan gocunmam.Bir yaram yok elhamdülillah ama derdim var bu doğru... Bu derttir bazen yazmama sebeb.konunun uzaması derdime tuz basar,bundan dolayı yazmak isteği yok bende..
Selam ve dua ile
 

Benzer konular

Üst Alt