Çözüldü Ahmed Kalkan Hoca'nın Cin, İnsana Musallat Olmaz Sorularına Cevab Verebilir misiniz?

Taberi Çevrimdışı

Taberi

Administrator
Admin
Selamun Aleykum Hocam;

Ahmed Kalkan hocanın Rukyecilere karşı olarak ücret karşılığında rukye yapılması ve cinlerin insanlara musallat olamayacağı ekseninde sormuş olduğu 20 soru sosyal medyada paylaşılmaktadır.
Ekstra soru sormuyorum , bu sorulara cevab verebilir misiniz?


"CİNLERİN MUSALLATI" İLE İLGİLİ, RUKYECİLERE 20 SORU

10 OCAK 2016 PAZAR


Bu yazıda konuyla ilgili sorulara ilmî cevaplar bekliyoruz. Buradaki iddiaları, delilleri çürüten ve insanı Kur’an ve Sünnet ışığında tatmin eden cevaplar istiyoruz. İknâ edici sağlam deliller ortaya konulmazsa, rukyeci olduğunu iddia edenlerle mücadelemiz devam edecektir.

Cinlerin insana musallat olması konusunda şu sorulara cevap bulma ihtiyacındayız:

1- Sünnetullah denilen, Allah’ın tabiattaki değişmez ve değiştirilemez yasaları var. Cinlerin insanın içine girip onun iradesini insana rağmen tümüyle farklı şekilde yönlendirmesi, onu etki altına alması, onu hastalandırması, hatta öldürmesi, sünnetullah’la nasıl bağdaşır?

2- İnsan yeryüzünün halifesi (2/Bakara, 30) olduğuna göre ve “O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı” (2/Bakara, 29) denildiğine ve cinlerin de insan için (insana hizmet etsin diye) insandan daha âciz varlıklar olan cinler insanı nasıl ele geçirir ve iradesini yok edecek şekilde onu yönlendirebilir? Yaşatan ve öldüren Allah’tır. İnsandan âciz varlıklar insanı nasıl mağlup edebilir, rezil edebilir ve onu öldürebilir?

3- Delil denilince, öncelikle Kur’an ve Sünnet akla gelir. Kur’an cinlerin, şeytanların özellikle mü’minlere musallat olamayacağını net olarak haber vermiyor mu? “Gerçek şu ki; şeytanın, iman eden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hâkimiyeti yoktur.” (16/Nahl, 99. Bu âyetle bunca Müslümanın içine girdiği ve hâkimiyet kurduğu iddia edilen insanın içine cin girmesini nasıl bağdaştıracağız? Kur’an iman eden ve tevekkül edene onların egemenliği olmaz demesinden yola çıkılarak; insanlara rukye adıyla uzun seanslar yapılacağına, niye sahih iman ve yalnız Rabbe tevekkül anlatılarak, konu çözümlenmiyor.

4- Cinlerin en şerlisine, en zararlısına şeytan denildiğine ve şeytanın sadece vesvese verebileceği, başka bir gücü olmadığına göre, insanı emrine alıp iradesini yok edecek şekilde zararı şeytan veya onun askeri nasıl verebiliyor? Bu konuyla ilgili âyetleri hatırlatayım: “Kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun, musallatlığın olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır” (15/Hıcr, 42); “Şüphesiz, (gerçek) kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin olmayacaktır. Vekil olarak Rabbin yeter!” (17/İsrâ, 65). Bilindiği gibi; bu âyetlerde geçen “sultân” kelimesine, mealler; “hâkimiyet, ağırlık, yaptırım gücü, hiçbir gücü, nüfuzu, etkili gücü, sulta, saltanat, musallat olma, etki, kandırmaya gücü, etkin gücü” şeklinde anlam vermişler.

“Gerçek şu ki; şeytanın, iman eden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hâkimiyeti yoktur.” (16/Nahl, 99). Bu âyette bahsedilen şeytandır. Şeytan, cinlerin en şerlilerinin adıdır. Şeytanın gücü bu ise, diğer cinlerin daha büyük değildir.

Yine, şeytanın ahiretteki itirafı: “İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.” (14/İbrâhim, 22)

5- Cinlerle insanların cinsleri, yapıları çok ayrı olduğu halde, cinlerin insanlarla evlenmeleri, mümkün olabilir mi? İslâm hukuku böyle bir durumu kabul eder mi? Etmiş olsaydı, miras gibi, çocuğun cin mi, insan mı kabul edileceği vb. birçok ahkâmın düzenlenmesi gerekmeyecek miydi? Onlarla cinsel temas yapıp çocuk sahibi olmak mümkün olabilir mi? Zinâ yaparak hâmile kalıp doğum yapan bir kadına: “bu çocuğun babası kimdir?” diye sorulduğunda bu kadının, “cindir” şeklinde cevap vermesi kabul edilecek bir husus mudur?

6- İnsanın bedeni, cinler gibi, dünyanın nice güzelliklerini de bilip tanıyan varlıklar için rahat edilecek, güzel bir mekân mıdır ki, cin giriyor ve aylarca, yıllarca orada yaşıyor? İnsan vücudunun içinde ne yiyor, ne içiyor, evliyse ailesiyle ilişkileri nasıl devam ediyor?

7- Gözle görülmeyen cin, girdiği ifade edilen vücutta nasıl farklı reflekslere sebep olabiliyor? Nasıl konuşuyor? Türkçeyi nereden öğrenmiş, nasıl biliyor? Lisan öğrenme yetenekleri bu kadar iyi ise, Kur’an’ı, İslâm’ı niye öğrenmemişler?

8- Niye bu cinler sosyetelerin, kültürlü insanların içine hiç girmiyor? Niye Amerikalılara, Avrupalılara girmiyor da hep Müslümanlara, Müslümanların içindeki garibanlara giriyor? Eğer cinler böyle önüne gelen insana giriyorsa, ashaba niye girmedi? Peygamberimiz de bugünkü cinciler gibi onlarca, yüzlerce cini insanlardan çıkarmaya çalışırdı.

9- Cin çıkartanlar, birkaç basit cümle ile cinleri imana getiriyorlar. Bunların imana gelmesi bu kadar kolay ise, mü’min cinler bugüne kadar bunları niye Müslüman yapamamışlar?

10- Cinci bunları yakıyor, azap ediyor, öldürüyor. Bir-iki dua ile kolayca bunları yapıyor. Cin insana hükmedecek kadar güçlü, ama kolayca azap edilecek kadar âciz; cinci (rukyeci) onlara lânet ediyor, kızıyor, onları yakabiliyor, öldürebiliyor. Nasıl oluyor bütün bunlar?

11- Bu konularla ilgili olarak ilmu’l-azâim adlı bir bilim dalının meydana getirildiği de öne sürülmektedir. Bu ilmin İslam’la, İslâmî ilimlerle alâkası nedir? Eğer cinler istedikleri kimsenin içine girebiliyorsa, Kur'an ve Sünnet, insanın içine giren cinle ilgili hükümler koyardı, Cinlerin emriyle, mecbur etmesiyle yapılan işlerin hükmünü açıklardı. Meselâ bir insanın içine giren cin, kişinin namaz kılmasına engel olabiliyorsa; bu kimsenin elinde olmayan bir suçtan ceza görmesi sözkonusu olmadığına göre namazsız bu kimsenin hükmü nedir? Böyle ölürse ne olacaktır?

12- Cini öldürmek caiz mi, cezası var mı, yok mu; dinin bu konudaki hükmü nedir? Din, hiçbir şeyi eksik bırakmamış. Eğer cinler bizim hayatımızda ve içimizde olsaydı, bizimle ilgili bu kadar karmaşık durumlar bulunsaydı, Kur'an bundan mutlaka bahsederdi. Sünnette de, bunlar belirlenmiş olurdu. Cin-insan ilişkileriyle ilgili kapsamlı bir fıkıh oluşması gerekmez miydi?

13- İnsanın içine girebilen ve onun iradesini karıştırıp yönlendirebilen bir cin, otomobilin motoruna da girebilip ona da hükmedebilir mi? Bilgisayarların içine giren virüsler yoksa birer cin mi? Cinleri yönlendirebilen cinciler, bir uçağın bilgisayarının içine bir cini gönderip uçağı rahatlıkla istedikleri yere indirebilirler mi? Bir füzenin bilgisayar çipine müdahale edebilirler mi? En azından bir devlet başkanına, bir komutana, bir bilgisayar işlemcisine, füzeleri ateşleyebilecek programa müdahale edebilirler mi? Şeyhlerin yattıkları yerden (kalkarak veya kalkmayarak) aynı anda ve bir anda savaşa müdahale edip geldikleri gibi; madem bir insanın içine girip iradesini yönlendirebiliyorlar, niye Müslüman cinler de tâğutların, zâlim ve emperyalist yöneticilerin içine girip de onları Allah rızası için iradelerini ele geçirmiyorlar? Ya da kâfir cinler niye âlimlerin doğru fetva vermemeleri, insanları saptırmaları için onların içine girip onları kullanmıyor? Öyle olmuş olsa, hatta bu ihtimal verilmiş olsa, İslâm âlimlerine nasıl güvenilecektir? Fetvalarına cinin yön verdiği âlim… Herhangi bir âlimin de böyle olma ihtimali olduğundan hiçbir âlime güvenmemek mi gerekiyor? Âlimin içine girmiyorsa, neden? Tedavi olanların çoğu gariban, başörtülü, sakallı insanlar. Onlara nasıl giriyorsa diğer Müslüman büyüklere de giremezler mi?

14- Bir kimse şöyle dese: “Din, Allah’ın ve Rasülünün haber verdikleridir; dinin özü Kitap ve Sünnetle sınırlıdır. Bazı âlimlerin cinlerin insan içine girip insanın iradesini yönlendirmesini, onu hasta edip hatta öldürebilmesini kabul etmeleri, şahsi kanaatleridir; şahsi kanaat dini belirlemez. Aynen bu satırları yazanın görüşlerinin dini belirlemediği, sadece bir yorum olduğu gibi. Eski âlimlerin de duydukları, kendi tecrübe ve kanaatleri de din olmaz. Meselâ; Eski âlimler, sâra/epilepsi hastalığının tıbbî bir hastalık olduğunu bilmediklerinden, buna insanın içine giren cinin sebep olduğunu sanıyorlardı. Çoğu âlimin en önemli delili, sâra hastalığıdır. Bu hastalığın tıpla ilgili bir rahatsızlık olduğu, teşhisi ve tedavisinin mümkün olduğu, cinle ilgisinin bulunmadığı bugün kesinleştiği için o âlimlerin de en önemli delilleri suya düşmüş olur.” demesine nasıl cevap verilebilir?

Yine şu görüşlere nasıl cevap verilir? Cin ya da şeytanların insanların iradesini ele geçirip onun üzerinde egemen olmasıyla ilgili bir gücü ve fonksiyonu yoktur. Kur’ân-ı Kerim’in çeşitli yerlerinde Yüce Allah, “Kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun, musallatlığın olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır” (15/Hıcr, 42; benzer ifade için bkz. 14/İbrâhim, 22; 16/Nahl, 99; 17/İsrâ, 65) buyurarak bu hususa işaret etmiştir. O zaman kâfir cin ya da şeytanların insanlar üzerindeki etkisi, gücü, sadece onları doğru yoldan saptırıp azdırmak, haram ve yanlış yollara sevkederek, Allah’ın kendilerine buğzetmesini temin etmek için kalplerine vesvese vermek, kötü telkinlerde bulunmaktır. Bu açıdan cin şeytanları ile, insan şeytanları aynı görevi yapmakta, her iki grup da telkin yoluyla insanları etkilemeye, tesir altına alıp kandırmaya çalışmaktadırlar. Şeytanların insanlara vesvese verdiği, onların insanın gönlüne getirdiği bu vesveselerin, gizli fısıltıların şerrinden, kandırmasından Allah'a sığınmak gerektiği Kur’an’da haber verilmektedir (6/En’âm, 112, 121; 41/Fussılet, 36; 114/Nâs, 1-6).

“Doğrusu şeytanın iman edenler ve yalnız Rablerine güvenenler üzerinde bir nüfuzu, musallat olması yoktur. Onun nüfûzu sadece, kendisini dost edinenler ve Allah'a şirk/ortak koşanlar üzerindedir. (O, sadece onları kandırabilir).” (16/Nahl, 99-100) buyurulmuştur. Bu âyetten cin ya da şeytanların telkin ve vesveselerine şirk koşanlarla şeytanı dost edinen günahkâr kimselerin kapılabileceğini anlıyoruz. İster büyücü, ister sihirbaz tarafından gönderilsin, ister cin ya da şeytan kendisi gitsin, kulağına fısıldayarak, gönlüne vesvese vererek etki altına aldığı kimse, demek ki şeytanın dostudur. Ona dost olanın da şu veya bu zorlamayla değil; yukarıdaki âyette (14/İbrâhim, 22) kendisinin de itiraf ettiği gibi özgür arzu ve irâdesiyle bunu yaptığı, şeytanın telkinine kapıldığı açıktır.

Bu durumda da uğranılan zarardan sorumlu ve suçlu yine büyücü vs. değil; cüz’î irâdesini o yönde kullanan insandır. Sihirbazın sorumluluğu ayrı bir konudur. O zaman ister nüsha (muska) yazarak, ister çeşitli yollarla sihir yaparak, isterse düğümlere üfleyerek faâliyette bulunsun, büyücü ya da sihirbazların şerrinden Allah'a sığınmak gerekir. Cin ya da insan şeytanlarının şerri de, insanlara vesvese vermesi, kulaklarına fena şeyleri fısıldaması, onlara yanlış ve zararlı hususları telkin ederek dünya ve âhirette hüsrâna uğratmasıdır. Nitekim Ebu’l-Yüsr el-Pezdevî, ehl-i sünnet âlimlerinin çoğunun, cinlerin vesvese vermek sûretiyle insanlara etkili olabileceklerini söylediklerini kaydetmektedir (Pezdevî, Usûlü’d-Dîn, s. 226; Krş. Kılavuz, TDV. İslâm Ansiklopedisi, Cin Maddesi, 8/9).

15- Bir kimse, şöyle dese: “Cin çıkarma seanslarının cinle bir ilgisi yoktur. Hasta kimse, içinde cin olduğuna kesin şekilde inandırılıyor. İçinde cin olduğuna inandığı için onun ikinci kimliği gibi cin acayip bir şekilde konuşuyor gözüküyor. Hâlbuki konuşan, hastanın kendisi. Onun ağzından çıkıyor ses. Kendi sesi olduğu halde, içinde cinin varlığına inandırıldığı için sanki cin konuşuyor, o cevap veriyor gibi yapıyor hasta. Hasta da aynen hipnoz altındaki kişiler gibi telkin altında hayal dünyasında farklı şekilde yaşıyor. İçinde cin yok ki çıkan cin olsun. İş, telkinle hastaya bunu inandırmaya bağlı. Gerisi kendiliğinden geliyor.” dese, nasıl cevap verirsiniz?

16- “Allah’ın izni olmadıkça onlar, hiçbir kimseye onunla (sihirle) asla zarar verici olamazlar.” (2/Bakara, 102). Allah, kullarına zerre kadar zulmetmeyeceğine göre, dünya da ceza görme yeri olmadığına göre, Allah niye bazı insanlara cinlerin musallat olmasına izin versin?

17- Cinlerin insanların emrine girmesi mümkün müdür? Bazıları cinlerin Hz. Süleyman’a hizmet etmeleriyle ilgili âyetleri delil olarak alıp cinlerin diğer insanlara da boyun eğip onların emrinde bulunmalarının mümkün olduğunu ileri sürüyor. Cinlerin Hz. Süleyman’a boyun eğmelerinden bahseden âyetler 21/Enbiyâ, 82; 27/Neml, 17, 38-39; 34/Sebe’, 12-13; ; 38/Sâd, 36-38 âyetleridir. Cinlerin insanlara boyun eğmelerinin mümkün olduğunu savunan âlimlerin delil gösterdiği bu âyetler, Hz. Süleyman’la ilgilidir ve bu işin sadece ona mahsus olup, daha sonra gelen kimselere böyle bir imtiyazın verilmediği Kur’ân-ı Kerim ve hadislerden anlaşılmaktadır. “Süleyman: ‘Rabbim! Beni bağışla, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir mülk/hükümranlık ver. Şüphesiz Sen daima bağışta bulunansın’ dedi.” (38/Sâd, 35)

18- Cinlerin eşyanın yerini değiştirmeye güçleri yetse bile, Cenâb-ı Hakk’ın buna izni var mıdır? Bu iş “sünnetullah”a aykırı değil midir? Böyle bir şeye müsaade edilseydi, insanoğlunun tâbi olduğu hukuk sistemi altüst olurdu. Onların canları istediği zaman şekil değiştirmeleri; hatta peygamberlerin, âlimlerin veya diğer insanların kılığına girmeleri de, Allah’ın koymuş olduğu öteden beri devam edip gelen kanunlara aykırı değil midir? Böyle bir şey insanoğlunun dinini ve hukuk düzenini bozacağından Yüce Allah tarafından buna izin verilir mi?

19- Cinlerin insan içine girip insana egemen olması, her şeyiyle tanınmayan ve görünmeyen düşmanın insanı ele geçirme endişe ve korkusu, dünyayı çekilmez hale getirir. Korku filmlerindeki gibi insanı ele geçiren şeytanın, cinin korkusuyla hayat insana zehir olur. Tevhid; Allah Teâlâ’nın kâinat üzerindeki mutlak egemenliğini kabul etmektir. Ve bu hâkimiyette O’nun hiçbir ortağı olmadığına inanmaktır. O yüzden Allah’tan başka korkulacak bir güç, insan üzerinde egemen olabilecek bir varlık kabul etmemektir. Takvâ sahibi mü’minlere korku ve üzüntünün olmayacağını çeşitli âyetlerde Kur’an bildirir. Bütün bu insana musallat olan cin konusu, bu tevhid inancıyla nasıl bağdaşır? Ayrıca, insanın koruyucu melekleri (hafaza melekleri) olduğunu da hatırdan çıkarmamak gerekir. Onlar, bizi Allah’ın izniyle âciz ve zavallı bir cinden korumuyorlarsa, niye hafaza meleği deniyor?

20- Cinleri insandan çıkarmak için rukye gerekiyorsa, rukyeye Kur’an’a uygun rukye, Furkan rukye, Kur’an terapisi gibi iddialı adlar vermekten çekinmez ve yapılan rukyeleri Kur’an ve Sünnete uygun, hatta unutulan sünnetin ihyâsı olarak görürsek; şu aşağıdaki hadislere ve görüşlere nasıl cevap verilebilir?

Resûl-i Ekrem: “Rukye yapan kişi mütevekkil değildir” buyurmuştur. (S. Buhârî Muhtasarı, Tecrid-i Sarih Tercemesi, D.İ.B. Y., c. 12, s. 88)

İmran İbn Husayn (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.): "Ümmetimden yetmişbin kişi (Mahşer' de) hesaba çekilmeden cennete girecektir!" buyurdular. Kendisine: "Ey Allah'ın Rasûlü! Bunlar kimlerdir?" diye soruldu. Şöyle buyurdu: "Onlar, kendilerini dağlatmayanlar, rukyeye başvurmayanlar, teşâüm'e (uğursuzluğa) inanmıyanlar ve Rabblerine tevekkül edenlerdir!" (Müslim, İman, 371, h. no: 218)

İbn Mes'ud (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s)'ı işittim, diyordu ki: "Rukyelerde, temîmelerde (muskalarda), tivelelerde (muhabbet muskası) bir nevi şirk vardır." Bunu işiten bir kadın atılarak, (İbn Mes'ud'a): "Böyle söylemeyin, benim gözüm ağrıyordu. Falan yahudiye gittim geldim. O bana rukye yaptı. Ağrım kesildi" dedi. Abdullah İbn Mes'ud tereddüt etmeden, "Bu (ağrı) şeytanın işiydi, o eliyle dürtüyordu, sana rukye yapılınca vazgeçti. Bu durumda sana Rasûlulullah (s.a.s.) gibi, şöyle söylemen kafidir: "Ezhibi'lbe’se Rabbe'nnâs eşfi ente'ş-Şâfi, Lâ şifâe illâ şifâuke, şifâen lâ yuğâdiru sakamen. (Ey insanların Rabbi, acıyı gider, şifa ver, sen Şâfisin. Senin şifandan başka bir şifa yoktur, hiçbir hastalık bırakmayan bir şifa istiyorum." (Ebû Dâvud, Tıbb 17, h. no: 3883)

Câbir (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.)'dan nüşre hakkında sorulmuştu: "O şeytan işidir!" buyurdu." (Ebû Dâvud, Tıbb 9, h. no: 3868)

(Nüşre rukye'nin bir çeşididir. İbnu’l-Esîr, bunu "Cin değmesine mâruz kaldığı sanılan kimsenin tedavisi için başvurulan bir rukye ve ilaç" olarak tarif eder ve bu rukyenin nüşre diye isimlenmesini, onunla kişiyi kapayıp örten hastalığın çözülüp dağıtıldığına (neşredildiğine) inanılması ile izah eder. Daha açık bir ifade ile nüşre, cine tutulduğu zannedilen kimsenin cinlerini dağıtmak için yapılan rukyeye denmektedir. Görüldüğü üzere bir sihir çeşididir. Nüşre denmesi de, hastalığın onunla dağıtılması, belanın onunla inkişaf ettirilip açılmasından dolayıdır.)

İsa İbn Hamza anlatıyor: "Abdullah İbn Ukeym (r.a.)'ın yanına girdim. Kendisinde kızıllık vardı. "Temîme (muska) takmıyor musun?" diye sordum. Bana şu cevabı verdi: "Bundan Allah'a sığınırım. Zira Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştu: "Kim bir şey takınırsa, ona havale edilir (şifâsız kalır, umduğuna eremez)." (Tirmizî, Tıbb 24, h. no: 2073)

Şâbi ile Katâde, Said b. Cübeyr ve diğer bir cemaate göre rukye mekruhtur. Mü’mine gereken Allah’a tevekkül ederek bunu yapmamaktır. Çünkü rukyenin Allah halketmedikçe bir zarar veya faydası yoktur. (Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, Ahmed Dâvudoğlu, Sönmez Neşriyat, c. 9, s. 629)

http://kalemder.org.tr/Article-Detail/220-CINLERIN-MUSALLATI-ILE-ILGILI-RUKYECILERE-20-SORU


28194


 
Abdulmuizz Fida Çevrimiçi

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Âleykum selam we rahmetullah kardeşim;

Evvela şuna değineyim ki; Ahmed Kalkan, diğer aşikâr hadis inkarcıları gibi olmasa da onlarla hadis inkarı noktasında paralellik arzeden bilhassa 'akla uygunluk' ve 'Kur'ana arz' yöntemi adı altında sahih hadisleri inkâr edebildiğine daha önce de şahid olduk. Bu rukye - cin konusu gibi Nuzul-u İsa , Mehdi - Deccal sahih rivayetleri ve inkarı da böyledir. Bu yöntemle hadislere yaklaşanların inkarları bunlarla da kalmaz, recm, mirac, kâbir azabı, şefaat vb. gibi ehl-i sunnetin pekçok itikadi mevzuları akl-i yaklaşımla reddeden Mutezile fırkasının tavır ikiziyle reddedilir!

Hadisleri Kur’an’a Arz’cı Ahmed Kalkan, Nuzûl-u İsa İnkârı
Nuzûl-u İsa (a.s.) mutevatir hadislere rağmen bu mesele Kur’anda geçmiyor, zorlama tevil yorumlarla bu mesele kabul edilmiş. Oysa hadisler Kur’ana arz edilseydi böyle itikad edilmezdi denilerek inkârını şu cümlelerle ortaya koyuyor! :


“Hz. İsa’nın nüzûlü, Kur’an’da geçmez. Bu konudaki kabul, mütevâtir olmayan hadis-i şerif rivâyetlerine, yani haber-i vâhide (âhad hadislere) dayanır. Bu hadislerin sahih olduğu kabulünden dolayı, bazı âyetler bu hadisler çerçevesinde yorumlanmış, te’vil edilmiştir. Aslında hadislerin Kur’an’a arzedilmesi, Kur’an âyetlerine göre tashih, te’vil ve yorumlarının yapılması daha doğru bir yol kabul edilseydi, bu zorlama te’viller yapılmazdı.:
---
İsa’nın ineceğine inanmak, itikadî bir meseledir. İtikad, şek üzerine kurulmaz; yakîn ve mütevâtir nass üzerine kurulur. Hz. İsa’nın göğe çıktığına ve âhir zamanda ineceğine dair yakîn (kesin bilgi) ifade edecek herhangi mütevâtir bir haber yoktur. Bu konudaki rivâyetlerin hepsi âhad haberlerden ibarettir. Hz. İsa’nın ineceği hakkında anlatılanlar, Ehl-i Beyt’ten Mehdî adındaki âdil bir imamın geleceğine dair anlatılan rivâyetlere de çok benzerlik gösterir. Mehdî hakkındaki rivâyetlerde de bir kesinlik yoktur. Bu rivâyetler, mütevâtir olmadığı gibi meşhur bile değildir. Hadisçiler katında sahihin altında bir derece olan “hasen hadis” kabul edilmiştir. Kesinlik ifade etmeyen bu hadis rivâyetleriyle itikad kurulamaz.”
http://www.ahmedkalkan.com.tr/kavram-tefsiri/item/253-isa-a-s.html


Buradaki sorulara da zaman zaman fırsat buldukça cevab vermeye çalışacağız ve göreceksiniz ki sahih hadislere usul-u hadis kriterlerince teslim olmak ve yaklaşmak gerekirken akli şubhe ve vesvese ve ithamlarla kuruntulara düşerek yaklaştığı, reddettiğine şâhid olacağız.
Şimdi Allah (c.c.)'nin izin verdiği kadar sorularını alıntılayarak cevablarımızı vermeye çalışalım.


----
1- Sünnetullah denilen, Allah’ın tabiattaki değişmez ve değiştirilemez yasaları var. Cinlerin insanın içine girip onun iradesini insana rağmen tümüyle farklı şekilde yönlendirmesi, onu etki altına alması, onu hastalandırması, hatta öldürmesi, sünnetullah’la nasıl bağdaşır?
C 1- Kader’e iman; sizin kabul etmediğiniz ehl-i sünnet muslumanların imanın şartlarındandır. Kişinin başına gelen musibetlerin tamamı kader iledir. İyileşmesi de kader iledir. Her kulun kaderinin olması sunnetullahtır. İnsanın başına gelen musibetler, hastalıklar ve şifa bulması da Allahın takdiri iledir.
2- İnsan yeryüzünün halifesi (2/Bakara, 30) olduğuna göre ve “O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı”(2/Bakara, 29) denildiğine ve cinlerin de insan için (insana hizmet etsin diye) insandan daha âciz varlıklar olan cinler insanı nasıl ele geçirir ve iradesini yok edecek şekilde onu yönlendirebilir? Yaşatan ve öldüren Allah’tır. İnsandan âciz varlıklar insanı nasıl mağlup edebilir, rezil edebilir ve onu öldürebilir?
C 2- İnsan yaratılış, iman ve kulluk yönünden tabi ki üstündür. Fakat buna rağmen içinde fıtri bir korku olabilir, ben üstünüm dediği ve bildiği halde bir yılanla, kaplanca karşılaşmak istemeyiz, korkarız. Bu mantıkla giderseniz nass ile sabit olan Büyü’yü de inkar edersiniz? Herkes’ten Suleyman (a.s.)’ın ilmine ve ni’metlerine vâkıf olmasını beklemeniz mantıklı mıdır? Cinlerin insanlardan farklı ve üstün bazı özellikleri de mevcuddur. Nitekim hızlı olmaları, görünmemeleri de bunlardan biridir. Biz ehl-i sünnet akidesine sahib muslumanlar; Rasulullah (s.a.v.) dahi olsa büyü/sihir yapılabileceğine inanıyoruz.
3- Delil denilince, öncelikle Kur’an ve Sünnet akla gelir. Kur’an cinlerin, şeytanların özellikle mü’minlere musallat olamayacağını net olarak haber vermiyor mu?
“Gerçek şu ki; şeytanın, iman eden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hâkimiyeti yoktur.”(16/Nahl, 99. Bu âyetle bunca Müslümanın içine girdiği ve hâkimiyet kurduğu iddia edilen insanın içine cin girmesini nasıl bağdaştıracağız? Kur’an iman eden ve tevekkül edene onların egemenliği olmaz demesinden yola çıkılarak; insanlara rukye adıyla uzun seanslar yapılacağına, niye sahih iman ve yalnız Rabbe tevekkül anlatılarak, konu çözümlenmiyor.
C 3- Ayette Müslümanlar diyerek geneli değil aksine ihlaslı kullardan, Yalnız Rabb'lerine tevekkül edenlere şeytanın etkisinden bahsetmektedir. Musallat olunmuş kişilerin tevekkül ve ihlas konusunda kısmi veya ekseri olarak zaaf taşımadıklarına dâir teminatınız mı var?
4- Cinlerin en şerlisine, en zararlısına şeytan denildiğine ve şeytanın sadece vesvese verebileceği, başka bir gücü olmadığına göre, insanı emrine alıp iradesini yok edecek şekilde zararı şeytan veya onun askeri nasıl verebiliyor? Bu konuyla ilgili âyetleri hatırlatayım: “Kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun, musallatlığın olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır” (15/Hıcr, 42); “Şüphesiz, (gerçek) kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin olmayacaktır. Vekil olarak Rabbin yeter!” (17/İsrâ, 65). Bilindiği gibi; bu âyetlerde geçen “sultân” kelimesine, mealler; “hâkimiyet, ağırlık, yaptırım gücü, hiçbir gücü, nüfuzu, etkili gücü, sulta, saltanat, musallat olma, etki, kandırmaya gücü, etkin gücü” şeklinde anlam vermişler.

“Gerçek şu ki; şeytanın, iman eden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hâkimiyeti yoktur.” (16/Nahl, 99). Bu âyette bahsedilen şeytandır. Şeytan, cinlerin en şerlilerinin adıdır. Şeytanın gücü bu ise, diğer cinlerin daha büyük değildir.

Yine, şeytanın ahiretteki itirafı: “İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.” (14/İbrâhim, 22)
C 4- İnsana musallat olan cinler zaten vesvese ve kuruntularla bedenine girdikleri kişilere o duyguları hissettirir ve düşündürtür. Nitekim Rasulullah (s.a.v.) da kendisine büyü yapılmasının etkisiyle bazı meseleleri olmadığı halde olmuş gibi zan ederdi.

Kendisine delil diye vermiş olduğu ayet:
“Gerçek şu ki: İman edip de yalnız Rabb'lerine tevekkül edenler üzerinde, Onun (Şeytan'ın) bir hakimiyeti yoktur.” (Nahl 99)

Diyerek şeytanın insana hakimiyeti olamayacağına sözde iddia ediyorsun. Fakat bir sonraki ayette Rabb'imiz şeytanın hangi tür insanlara hakimiyet de sağlayabileceğine hükmetmiştir!

“Onun hakimiyeti, ancak Onu dost edinenlere ve Onu Allah'a ortak koşanlaradır.” (Nahl 100)

5- Cinlerle insanların cinsleri, yapıları çok ayrı olduğu halde, cinlerin insanlarla evlenmeleri, mümkün olabilir mi? İslâm hukuku böyle bir durumu kabul eder mi? Etmiş olsaydı, miras gibi, çocuğun cin mi, insan mı kabul edileceği vb. birçok ahkâmın düzenlenmesi gerekmeyecek miydi? Onlarla cinsel temas yapıp çocuk sahibi olmak mümkün olabilir mi? Zinâ yaparak hâmile kalıp doğum yapan bir kadına: “bu çocuğun babası kimdir?” diye sorulduğunda bu kadının, “cindir” şeklinde cevap vermesi kabul edilecek bir husus mudur?
C 5- Bu aşamaya gelmeniz de güzel bir gelişme. Bu konuda ehl-i sünnetin Cumhur uleması câiz görmemekle beraber, bu tür ilişkilere mekruh ve câiz diyenler de olmuştur. Her tarafın görüşleri şöyledir:
Cinlerle Evlenme ve Cinsel İlişki Mumkun mu?

6- İnsanın bedeni, cinler gibi, dünyanın nice güzelliklerini de bilip tanıyan varlıklar için rahat edilecek, güzel bir mekân mıdır ki, cin giriyor ve aylarca, yıllarca orada yaşıyor? İnsan vücudunun içinde ne yiyor, ne içiyor, evliyse ailesiyle ilişkileri nasıl devam ediyor?
C 6- Cinler zaman zaman bedenden ayrılıp girebilir, musallat olduğu kişilerin aracılığıyla (besmelesiz, cunub) yeme, içme , ibadetlerden soğutma, haramlara düşürme gibi bir nevi kendine hizmet ettirir. Nitekim büyücünün görevlendirerek kişiye musallat olması için bedene yolladığı kafir cinler, istemedikleri kişiler olsa da, korktukları üstlerinin talimatlarını yerine getirirerek musallat olabilirler.

"Şeytanların kime ineceğini Size haber vereyim mi? - Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler." (Şuara 221 - 222)


Cinlerin insan bedenine girebileceğini İslam alimleri beyan etmiştir. Taberi, Beğavi, Kurtubi, İbn-i Kesir “Faiz yiyenler mahşerde ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar.” (Bakara,275) ayet-i kerimesinin tefsirinde açıkça bu hususu beyan etmişlerdir. İbni Teymiyye (rahimehullah) bu konuda icma nakletmiş ve Ebu Abdullah Muhammed b. Abdullah eş Şibli el-Hanefi (799) ise “Âkamu’l Mercan fi Garaibil Ahbar ve Ahkamu’l Can” adlı eserinde Ebu’l Hasen el Eşari (rahimehullah) dan da bu görüşün Ehl-i Sünnet ve’l Cemaatin görüşü olduğu nakledilmiştir.

Bu konu ile alakalı ise İbn-i Mâce’nin Sunen’inde sahih olarak şu hadis-i şerif varid olmuştur:

عَنْ عُثْمَانَ بْنِ أَبِي الْعَاصِ قَالَ: لَمَّا اسْتَعْمَلَنِي رَسُولُ اللَّهِ ﷺ عَلَى الطَّائِفِ، جَعَلَ يَعْرِضُ لِي فِي صَلَاتِي شَيْءٌ حَتَّى مَا أَدْرِي مَا أُصَلِّي، فَلَمَّا رَأَيْتُ ذَلِكَ رَحَلْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ، فَقَالَ: ابْنُ أَبِي الْعَاصِ؟ قُلْتُ: نَعَمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ: مَا جَاءَ بِكَ؟ قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، عَرَضَ لِي شَيْءٌ فِي صَلَاتِي حَتَّى مَا أَدْرِي مَا أُصَلِّي
، قَالَ : ذَاكَ الشَّيْطَانُ، ادْنُهُ. فَدَنَوْتُ مِنْهُ فَجَلَسْتُ عَلَى صُدُورِ قَدَمَيَّ
،قَالَ: فَضَرَبَ صَدْرِي بِيَدِهِ وَتَفَلَ فِي فَمِي
وَقَالَ : اخْرُجْ عَدُوَّ اللَّهِ، فَفَعَلَ ذَلِكَ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ، ثُمَّ قَالَ: الْحَقْ بِعَمَلِكَ. قَالَ عُثْمَانُ: فَلَعَمْرِي مَا أَحْسِبُهُ خَالَطَنِي بَعْدُ
​
“Osman bin Ebi’l-As (radıyallahu anh) şöyle dedi:
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) beni, Taif’e vali tayin ettiği dönemde namazımda bana bir şey peyda olmaya başladı ve hatta ne kıldığımı bilemez oldum! Ben bu durumu görünce kalkıp (Taif’ten Medine’ye) Rasulullah (sallallahualeyhi ve sellem)’in yanına gittim.

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) (beni görünce) şöyle buyurdu: “Ebu’l-As’ın oğlu?”
Ben de: Evet, Ya Rasulallah! dedim.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’de şöyle buyurdu: “Seni (buraya) getiren sebeb nedir?”
Ben de: Ey Allahın Rasulü ! Namazlarımda Bana bir şey peyda oldu ve öyle ki, ne kıldığımı bilemiyorum! dedim.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’de şöyle buyurdu: “Anlattığın şey, şeytandır! Bana yaklaş!”
Bunun üzerine Ben, Rasulullah (sallallahu aleyhive sellem)’e yaklaştım ve (diz çökerek) ayaklarım üzerine oturdum. Rasulullah (sallallahualeyhi ve sellem) elini göğsüme vurdu, ağzımın içine tükürdü ve şöyle buyurdu: (Cine hitab ederek)“Çık! Ey Allah’ın! Düşmanı!”
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu işi 3 defa tekrarladı.
Sonra bana şöyle buyurdu: “Git işinle meşgul ol!”
Ravi demiştir ki: Sonra Osman bin Ebi’l-As (radıyallahu anh) şöyle dedi: “And olsun ki, ondan sonra şeytanın bana sokulduğunu sanmam!” (İbn Mâce, Kitâbu’t-Tıb, Bâb: mâ yu‘âlecu bihî mine’s-sar‘, Hadis no: 3548)


Osman bin Ebi’l Âs radıyallahu anh diyor ki:
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e Kuran’ı unutmam hakkında dert yandım.
O, eliyle göğsüme vurarak şöyle dedi! “Ey şeytan, Osman’ın göğsünden çık.”
Osman diyor ki: Ondan sonra hatırlamak istediğim hiçbir şeyi unutmadım.” (Taberani, Mûcemu’l Kebir, Hadis no: 8266; Nuraddin el Heysemi, Mecmeu’z-zevaid, Hadis No: 14150; Ebu Nuaym, Delâilu'n-nubuvve, 2/466; Beyhakî, Delâilu'n-nubuwe, 5/307-308, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, 3/33; Kastalâni, Mevâhibu'l-ledunniye, 1/308)

Cinlerin musallatının ise kişiden kaynaklı birçok sebebi olabilir. Başlıca sebepleri ise kişinin bedeninin cinlerin girmesi için müsait olması olabilir. Nasıl ki kimi insan çabuk hastalanır, nârin ve zayıftır aynı şekilde kimi beden de cinler için elverişlidir bu ise genelde duygularını yoğun, coşkulu ve duygusal zeminde yaşayan kimselerde özellikle de bayanlarda görülür. (Bu söylediğim hususun içerisine aşırı sevinme veya üzülme durumları da girer ki bu her iki durumda da kişinin şuuru ve bilinci kısmi olarak kapalıdır. Sevinmenin verdiği ifrat ve üzülmenin vermiş olduğu tefrit ruhu zayıflatır ve cinler için bedende bir mekan oluşturur)

Aynı şekilde Kur’an’dan ve Allah azze ve celle’yi anmaktan uzak kalıp günahlara dalmakta musallatın sebebleri arasında sayılabilir.

Loğusalık dönemi ve beraberinde getirdiği duygusal boşluğa ve bir takım hormonaldeğişikliğe uğrayan kadınlara da musallat olma sebeblerindendir. Kişinin avret mahalli açık bir şekilde banyo yapması ve yahutta evinde dolaşması da cinlerin musallat sebebleri arasında zikredilebilir.
Ve yine cinler şiddetli korku, öfke, bilerek veya bilmeyerek cinlere zulmetme ile bedene girer. Bilerek zulmetmek onları haksız yere yakmakla, bilmeyerek zulmetmek ise onların yaşadıkları ıssız ve karanlık yerlere taş atmak, dua etmeden aniden girmek vb şekillerde olur.
Allah azze ve celle’nin takdiri gereği kimi zaman imtihan vesilesi olarak cin musallatı tarzı musibetler insanlara arız olabilmektedir. Bir mûmin olarak hayata bakış açımız daimi olarak şöyle olmalıdır; başıma gelen bütün musîbetler işlemiş olduğum bir hata sebebiyledir ve Allah katındandır. Rabb'ime yönelmeli ve hatalarımı terk etmeliyim. Bu tarz musibetlerin asli kaynağı ise kişinin Allah azze ve celle’den uzak kalmasıdır ki Rabb'imiz bunu açıkça beyan etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Kim, Rahman’ın Zikri’ni (Kur’an) görmezlikten gelirse, Biz Onun başına bir şeytan sararız. Artık O, Onun ayrılmaz dostudur.” (Zuhruf 36)

7- Gözle görülmeyen cin, girdiği ifade edilen vücutta nasıl farklı reflekslere sebep olabiliyor? Nasıl konuşuyor? Türkçeyi nereden öğrenmiş, nasıl biliyor? Lisan öğrenme yetenekleri bu kadar iyi ise, Kur’an’ı, İslâm’ı niye öğrenmemişler?
C 7-
الَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبَا لَا يَقُومُونَ إِلَّا كَمَا يَقُومُ الَّذِي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ​
“Faiz yiyenler, şeytanın çarptığı kimsenin kalkışı gibi kalkarlar.” (Bakara 275)

İbn Teymiyye şöyle der:
وَدُخُولُ الْجِنِّ فِي بَدَنِ الْإِنْسَانِ ثَابِتٌ بِاتِّفَاقِ أَئِمَّةِ أَهْلِ السُّنَّةِ وَالْجَمَاعَةِ
“Cinlerin insan bedenine girmesi, Ehl-i Sünnet imamlarının ittifakıyla sabittir.” (İbn Teymiyye, Mecmû‘u’l-Fetâvâ, C. 24, Sf: 276)

İbn Kayyim el-Cevziyye de şöyle der:
وَالصَّرْعُ صَرْعَانِ: صَرْعٌ مِنَ الْأَرْوَاحِ الْخَبِيثَةِ، وَصَرْعٌ مِنَ الْأَخْلَاطِ

“Sara (nöbet) iki çeşittir: Biri kötü ruhlardan (cinlerden), diğeri ise bedensel (tıbbi) sebeblerden.” (
İbn Kayyim, Zâdu’l-Me‘âd, C. 4, Sf: 66)


قُلْ أُوحِيَ إِلَيَّ أَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ فَقَالُوا إِنَّا سَمِعْنَا قُرْآنًا عَجَبًا
“De ki: Bana vahyolundu ki cinlerden bir grup Kur’an’ı dinledi ve dedi ki: ‘Biz hayret verici bir Kur’an dinledik.’” (Cin 1)

فِيهِ أَنَّ الْجِنَّ يَفْهَمُونَ وَيَتَكَلَّمُونَ وَيُخَاطَبُونَ وَيُكَلَّفُونَ
İmam Nevevî : “Bu, cinlerin anladığını, konuştuğunu, hitap edildiğini ve mükellef olduklarını gösterir.” (İmam Nevevî, Şerhu Sahîh-i Muslim, C 6, Sf: 223)

وَأَنَّا مِنَّا الْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا الْقَاسِطُونَ
“İçimizde Müslüman olanlar da var, sapmış olanlar da.” (Cin 14)

أَيْ مِنَّا الْمُؤْمِنُ وَمِنَّا الْكَافِرُ
İbn Kesir : “Yani: İçimizde mûmin olan da vardır, kâfir olan da.” (İbn Kesir, Tefsîru’l-Kur’ân, C. 8, Sf: 247)

İbn Teymiyye :

الْجِنُّ كَالْإِنْسِ فِيهِمُ الْمُؤْمِنُ وَالْكَافِرُ، وَهُمْ مُكَلَّفُونَ بِالشَّرِيعَةِ
“Cinler insanlar gibidir; içlerinde mûmin de vardır, kâfir de. Onlar da şeriatla yükümlüdür.” (İbn Teymiyye, Mecmû‘u’l-Fetâvâ, C. 4, Sf: 346)

وَيَتَكَلَّمُ الْجِنِّيُّ عَلَى لِسَانِ الْمَصْرُوعِ بِكَلَامٍ لَا يُعْرَفُ
“Cin, tutulmuş kişinin diliyle, onun bilmediği sözlerle konuşabilir.” (İbn Teymiyye, Mecmû‘u’l-Fetâvâ, C. 4, Sf: 277)

Cinlerin varlığı ve insana bir tür etki edebileceği sabittir ancak her olay cin değildir; aşırıya kaçıp her şeyi cinle açıklamak hatadır.
Cinler öğrenir, konuşur ama imtihan içindedir, herkes iman etmez.


8- Niye bu cinler sosyetelerin, kültürlü insanların içine hiç girmiyor? Niye Amerikalılara, Avrupalılara girmiyor da hep Müslümanlara, Müslümanların içindeki garibanlara giriyor? Eğer cinler böyle önüne gelen insana giriyorsa, ashaba niye girmedi? Peygamberimiz de bugünkü cinciler gibi onlarca, yüzlerce cini insanlardan çıkarmaya çalışırdı.
C 8- “Cinler hep Müslümanlara mı giriyor?” iddiası şer‘î delille sabit değildir.
İbn Teymiyye
وَالصَّرْعُ يَكُونُ فِي الْمُؤْمِنِ وَالْكَافِرِ
“Sara (cin tesiri) hem mûminde hem kâfirde olabilir.” (İbn Teymiyye, Mecmû‘u’l-Fetâvâ, C. 24, Sf: 277)

Sadece Müslümanlara has değildir, Kâfirlerde de olabilir.
Ama neden bizde daha çok konuşuluyor?
Çünkü Müslüman toplumda buna “cin” denir, Batıda aynı şey psikolojik hastalık, epilepsi, dissosiyatif bozukluk diye adlandırılır.

“Niye zenginlere, sosyeteye olmuyor?”
Bu da gözlem hatasıdır (seçici algı)
Gerçekte
Zenginlerde de şizofreni , kişilik bölünmesi, kontrolsüz davranışlar çoktur; ama onlara “cin girdi” denmez!
Misal; Avrupa’da “mental disorder”; Müslüman toplumda “cin musallatı” olarak bilinir.

İbn Kayyim el-Cevziyye (rahimehullah) bu konuda şöyle der:
وَيَغْلِطُ الْأَطِبَّاءُ فِي نَفْيِهَا كُلِّيًّا، وَيَغْلِطُ الْجُهَّالُ فِي إِثْبَاتِهَا فِي كُلِّ شَيْءٍ
“Doktorlar bunu tamamen inkâr ederek hata eder; cahiller ise her şeyi buna bağlayarak hata eder.” (İbn Kayyim, Zâdu’l-Me‘âd, C. 4, Sf: 67)

Bu cümle sorunun özetidir; Batı aşırı inkâr; Bazı Müslümanlar aşırı abartı

“Ashaba neden olmadı?”
Bu da tam doğru değil. 6. sorunuza verdiğim cevabdaki Osman b. Ebi’l-Âs hadisi bunun delilidir. Sahabe Namazda ne okuduğunu bilemiyor , ciddi vesvese yaşıyor. Rasulullah ﷺ müdahale ediyordu.


إِنَّ الشَّيْطَانَ يَجْرِي مِنِ ابْنِ آدَمَ مَجْرَى الدَّمِ
“Şeytan, Âdemoğlunda kanın dolaştığı gibi dolaşır.”
(Buhârî, Kitâbu’l-Ahkâm, Hadis no: 7171; Muslim, Hadis no: 2175)

“Peygamberimiz niye yüzlerce cin çıkarmadı?”
Çünkü Sünnette “seri cin çıkarma seansları” diye bir uygulama yoktur. Rasulullah ﷺ Bazen rukye yaptı ama bunu sistematik meslek haline getirmedi, “her hastalık = cin” demedi!


İbn Teymiyye (rahimehullah):
لَيْسَ كُلُّ مَرَضٍ مِنَ الْجِنِّ
“Her hastalık cin kaynaklı değildir.” (İbn Teymiyye , Mecmû‘u’l-Fetâvâ, C. 19, Sf: 39)


Gerçek tablo ;
Cin vardır, Etkisi olabilir, Sahabede de örnek vardır

En isabetli denge
Şer‘î gerçek: Cin tesiri mümkündür
Tıbbî gerçek: Birçok olay hastalıktır
Sosyal gerçek: İnsanlar anlamadığını “cin” diye açıklar

Evet, bugün anlatılan “cin hikâyelerinin” büyük kısmı abartı, yanlış teşhis, kültürel yorumdur Ama bu, aslı tamamen yoktur demek de değildir.

9- Cin çıkartanlar, birkaç basit cümle ile cinleri imana getiriyorlar. Bunların imana gelmesi bu kadar kolay ise, mü’min cinler bugüne kadar bunları niye Müslüman yapamamışlar?
C 9- “Cinleri birkaç cümleyle Müslüman yapma” iddiası
Bu iddia sünnette bu şekilde sabit değildir.

قُلْ أُوحِيَ إِلَيَّ أَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ فَقَالُوا إِنَّا سَمِعْنَا قُرْآنًا عَجَبًا ۝ يَهْدِي إِلَى الرُّشْدِ فَآمَنَّا بِهِ​
“Cinlerden bir grup Kur’an’ı dinledi ve dedi ki: ‘Biz hayret verici bir Kur’an dinledik. O doğru yola iletir; Biz de Ona iman ettik.’” (Cin 1-2) Dikkat edersen iman etmeleri Kur’an’ı işitmekle, anlamakla, hidayetle gerçekleşiyor. “3 cümle söyledim, Müslüman oldu” diye bir usûl yok.

İbn Teymiyye (rahimehullah):
وَالْجِنُّ مَأْمُورُونَ مَنْهِيُّونَ كَالْإِنْسِ، وَفِيهِمُ الْمُؤْمِنُ وَالْكَافِر
“Cinler de insanlar gibi emir ve yasaklarla mükelleftir; içlerinde mümin de vardır, kâfir de.” (İbn Teymiyye, Mecmû‘u’l-Fetâvâ, C. 4, Sf: 346)

Bu ne demek?
Cin = irade sahibi, Zorla iman ettirilmez, Aynı insan gibi; “Anlatırsın ama kabul etmek zorunda değildir”

“Mûmin cinler niye diğerlerini Müslüman yapmıyor?”

لَيْسَ عَلَيْكَ هُدَاهُمْ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ
“Onları hidayete erdirmek Senin görevin değildir; Allah dilediğini hidayete erdirir.” (Bakara 272)

Tebliğ var ama hidayet zorla olmaz. Aynı şey Peygamberimiz ﷺ için de geçerli, Sahabe için de geçerli, Cinler için de geçerli

Peygamber bile herkesi iman ettiremedi
إِنَّكَ لَا تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ
“Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin.” (Kasas 56)

Ama bugün biri çıkıp “Ben cinleri hemen Müslüman yapıyorum” diyorsa bu ciddi bir problemdir.

İbn Kayyim el-Cevziyye
وَالْهُدَى بِيَدِ اللَّهِ، لَيْسَ بِيَدِ الْعَبْدِ
“Hidayet Allah’ın elindedir; kulun elinde değildir.” (İbn Kayyim, Medâricu’s-Sâlikîn, C. 1, Sf: 34)

İbn Teymiyye
وَكَثِيرٌ مِمَّا يَقُولُهُ النَّاسُ فِي الْجِنِّ كَذِبٌ
“İnsanların cinler hakkında söylediklerinin çoğu yalandır.” (İbn Teymiyye, Mecmû‘u’l-Fetâvâ, C. 19, Sf: 44)

Eğer gerçekten cinler zorla Müslüman yapılabilseydi O zaman dünyada kâfir cin kalmazdı, mûmin cinler hepsini hidayete getirirdi.
Oysa Cinler de insan gibi kibirlenir, reddeder, inat eder.

“Cin konuşturma, iman ettirme” meselesi
Şu ihtimaller vardır:

Gerçek değil;
Kişi psikolojik durumda “cin konuşuyor” sanılıyor

Karşıdaki varlık yalan söylüyor;
Cinler yalan söyleyebilir

Abartı / gösteri;
insanları etkileme

SONUÇ (çok açık); Cinler irade sahibidir, Hidayet Allah’tandır ve Zorla iman ettirme yoktur.
Bu yüzden “Ben cinleri konuşturuyorum, iman ettiriyorum” iddiası şer‘î olarak güvenilir bir iddia değildir.


10- Cinci bunları yakıyor, azap ediyor, öldürüyor. Bir-iki dua ile kolayca bunları yapıyor. Cin insana hükmedecek kadar güçlü, ama kolayca azap edilecek kadar âciz; cinci (rukyeci) onlara lânet ediyor, kızıyor, onları yakabiliyor, öldürebiliyor. Nasıl oluyor bütün bunlar?
C 10- “Cinci cinleri yakıyor, öldürüyor” iddiası

İbn Teymiyye (rahimehullah)
الْجِنُّ خَلْقٌ حَقِيقِيٌّ لَهُمْ قُوَّةٌ، وَلَيْسُوا تَحْتَ قُدْرَةِ الْإِنْسَانِ
“Cinler gerçek varlıklardır, güç sahibidirler; insanın mutlak hakimiyeti altında değillerdir.” (İbn Teymiyye, Mecmû‘u’l-Fetâvâ, C. 19, Sf: 52)
“İstediğim cine hükmederim”, “Hepsini yakarım, öldürürüm” ️gibi iddialar şişirme ve çoğu zaman yalandır.


Cinler gerçekten “yakılır” mı?
Evet ama nasıl?
Bu konudaki sahih hadisler ve âlimlerin açıklamaları sabittir. Ayrıca “yakmak” = manevî eziyet.


İbn Kayyim el-Cevziyye (rahimehullah)
وَالذِّكْرُ وَالْقُرْآنُ يُؤْذِي الشَّيَاطِينَ وَيُعَذِّبُهُمْ
“Zikir ve Kur’an, şeytanlara eziyet verir ve Onları rahatsız eder.” (İbn Kayyim, Zâdu’l-Me‘âd, C. 4, Sf: 67)

“Öldürüyorum” iddiası
Bu çok daha problemli bir iddiadır.


İbn Teymiyye (rahimehullah)
قَتْلُ الْجِنِّ لَيْسَ مِمَّا يُقْدَرُ عَلَيْهِ الْإِنْسَانُ فِي الْغَالِبِ
“Cinleri öldürmek, insanın genelde güç yetirebileceği bir şey değildir.” (İbn Teymiyye, Mecmû‘u’l-Fetâvâ, C. 19, Sf: 54)
f: 44)
Yani İnsan cin öldürme yetkisine sahib değildir. Bu iddia çok büyük oranda asılsızdır.

Cinler zikir ve Kur’an karşısında rahatsız olur
Zikir ve Kur’an, cinleri manevî olarak acı verir ve zayıflatır:

وَالذِّكْرُ يُؤْذِي الشَّيَاطِينَ وَيُضْعِفُهُمْ
“Zikir şeytanlara eziyet verir ve Onları zayıflatır.” (İbn Kayyim, Zâdu’l-Me‘âd, C. 4, Sf: 67)
Bu manevî eziyet, bazen insanlar tarafından “yakma, öldürme” gibi abartılarla anlatılır.

Peki neden “bağırıyor, tepki veriyor”?
Bunun 3 ihtimali var:

Gerçek cin etkisi (nadiren)
Kur’an rahatsız eder; kişi tepki verir. Ama bu kontrollü “cin dövme sahnesi” gibi olmaz.

İbn Teymiyye (rahimehullah)

وَكَثِيرٌ مِمَّا يُرْوَى فِي هَذَا الْبَابِ كَذِبٌ
“Bu konuda rivayet edilenlerin çoğu yalandır.” (İbn Teymiyye, Mecmû‘u’l-Fetâvâ, C. 19, Sf:44)

“Cin güçlü ama aciz mi?”
Cinler insana vesvese verir, korkutur, mani olabilir ; güçleri vardır
Ama: zikir, Kur’an ve dua karşısında manevî olarak etkilenir, kaçar, rahatsız olur; acizleşmiş gibi görünür. İnsan da bu etkiyi gözlemlediğinde “Cinci yakıyor, öldürüyor” diye abartabilir.


İbn Teymiyye (rahimehullah)
وَكُلُّ مَنْ أَطَاعَ اللَّهَ لَمْ يَكُنْ لِلشَّيْطَانِ عَلَيْهِ سُلْطَانٌ
“Kim Allah’a itaat ederse, şeytanın Onun üzerinde bir hakimiyeti olmaz.” (İbn Teymiyye, Mecmû‘u’l-Fetâvâ, C. 10, Sf: 256)

Peygamberimiz nasıl yaptı?
Hiçbir zaman “cin yakma seansı” , “bağır çağır kovma” veya “cin dövme” yapmadı.
Peki ne yaptı?
Dua etti, Kur’an okudu bazen hafif mudahale etti. Ama gösteri yapmadı.


11- Bu konularla ilgili olarak ilmu’l-azâim adlı bir bilim dalının meydana getirildiği de öne sürülmektedir. Bu ilmin İslam’la, İslâmî ilimlerle alâkası nedir? Eğer cinler istedikleri kimsenin içine girebiliyorsa, Kur'an ve Sünnet, insanın içine giren cinle ilgili hükümler koyardı, Cinlerin emriyle, mecbur etmesiyle yapılan işlerin hükmünü açıklardı. Meselâ bir insanın içine giren cin, kişinin namaz kılmasına engel olabiliyorsa; bu kimsenin elinde olmayan bir suçtan ceza görmesi sözkonusu olmadığına göre namazsız bu kimsenin hükmü nedir? Böyle ölürse ne olacaktır?
C 11- “İlmu’l-Azâim” meselesi
Bazı kitaB ve risalelerde geçen “ilmu’l-azâim”, genellikle cinlerin veya büyülerin insan davranışına etkisini araştıran bir alan olarak tanımlanır. Ancak bu, İslam’ın temel ilimleri arasında yer almaz. Kur’an ve Sünnet’te buna dair özel bir ilim veya metodoloji belirtilmemiştir. Daha çok fıkhî ve aklî yorumlara dayalı, folklorik veya halk bilgisi seviyesinde bir alandır.
Özetle: “İlmu’l-azâim” adıyla bilimsel bir İslâmî ilim yoktur, var sayılan teoriler Kur’an-Sünnet’in temel usulüne dayanmaz.


Cinlerin insana girme iddiası ve fiilî sorumluluk​

Diyelim bir kişi, cin girdiği için namaz kılamıyor veya başka bir ibadetini yapamıyor:
İslam fıkhında fiilî sorumluluk (ta’lik) için irade ve bilinç şarttır.
“Ameller niyetlere göredir”

(Sahih-i Buhari, Kitâbu’n-Nikâh, Bâb: ed-Du‘â inde’l-vat’, Hadis no: 3271)
Yani kişi, elinde olmayan bir sebeble ibadetini yapamıyorsa sorumlu tutulmaz.

Cin veya başka bir dış müdahale
Cin veya vesvese insana baskı yapabilir, engelleyebilir. Bu durumda:
Namaz kılamıyorsa; Allah katında mazeretli sayılır.
Suç veya günah oluşturmaz ; İnsan iradesi dışındaki güçlerden dolayı sorumlu değildir. Bu hüküm usul ve fıkıh kaynaklarıyla uyumludur:
İbn Kudâme: “Mûminin iradesi dışında meydana gelen işlerde sorumluluk yoktur.”
(İbn Kudâme, Lummatu’l-İtikâd, Sf: 221)

Ölüm hâli ve ahiret
Eğer kişi, cin veya vesvese sebebiyle ibadetlerini yerine getiremeden ölürse:

Allah rahmeti geniştir; niyet ve mazereti göz önünde bulundurur.
İbadetlerin yerine getirilmemesi, fiilî engel yüzünden günah sayılmaz.

“Kim mazereti ile ibadet yapamazsa, Onun sorumluluğu yoktur.”
(İbn Teymiyye,
Mecmû‘u’l-Fetâvâ,, C. 21, Sf: 299)
Bu kişi Ahirette mazeretiyle değerlendirilir, ceza görmez.


12- Cini öldürmek caiz mi, cezası var mı, yok mu; dinin bu konudaki hükmü nedir? Din, hiçbir şeyi eksik bırakmamış. Eğer cinler bizim hayatımızda ve içimizde olsaydı, bizimle ilgili bu kadar karmaşık durumlar bulunsaydı, Kur'an bundan mutlaka bahsederdi. Sünnette de, bunlar belirlenmiş olurdu. Cin-insan ilişkileriyle ilgili kapsamlı bir fıkıh oluşması gerekmez miydi?
C 12- Cin öldürmek caiz mi?
Bu mesele mutlak (her durumda) caiz veya haram diye tek cümleyle geçilecek bir konu değildir. Nassa dayalı tafsil vardır.

Zararlı olan cin (şeytan / eziyet eden)
Eğer bir cin insana zarar veriyorsa, musallat oluyorsa, korkutuyor veya eziyet ediyorsa bu durumda Onu def etmek (kovmak) esastır. Bu da zikir, dua, rukye (Kur’an ile tedavi) ile olur.
Eğer öldürme dışında çare yoksa, bazı âlimler bunu zararı def etmek kapsamında caiz görmüştür.

Evlerde bulunan cinler (yılan suretinde olanlar)

عَنْ أَبِي السَّائِبِ مَوْلَى هِشَامِ بْنِ زُهْرَةَ، أَنَّهُ دَخَلَ عَلَى أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، فَوَجَدَهُ يُصَلِّي، فَجَلَسَ يَنْتَظِرُهُ، فَسَمِعَ تَحْرِيكًا فِي عِذْقٍ فِي جَانِبِ الْبَيْتِ، فَالْتَفَتَ، فَإِذَا حَيَّةٌ، فَقَامَ لِيَقْتُلَهَا، فَأَشَارَ إِلَيْهِ أَبُو سَعِيدٍ أَنْ اجْلِسْ، فَلَمَّا انْصَرَفَ قَالَ: إِنَّ بِالْمَدِينَةِ جِنًّا قَدْ أَسْلَمُوا، فَإِذَا رَأَيْتُمْ مِنْهُمْ شَيْئًا فَآذِنُوهُ ثَلَاثًا، فَإِنْ بَدَا لَكُمْ بَعْدَ ذَلِكَ فَاقْتُلُوهُ​
Medine’de Müslüman cinler vardır. Onlardan bir şey (yılan şeklinde) gördüğünüzde 3 defa uyarın, sonra yine görünürse öldürün.
(İmam Muslim, Kitâbu’s-Selâm, Hadis no: 2236)


Önce uyarı yapılır (3 defa), Gitmezse öldürmek caizdir . Çünkü o artık zararlı kabul edilir

Cin öldürmenin cezası var mı?
Şer‘î olarak Bir insanı öldürme gibi kısas yoktur. Diyet (kan bedeli) da yoktur. Çünkü Cinler mükellef olsa da insanlar arası hukuk gibi bir kısas sistemi nassla sabit değildir. Ancak haksız yere zarar vermek (keyfi öldürmek) günah olabilir


“Din bunu detaylı anlatmadıysa yoktur” iddiası
Bu düşünce usûlen hatalıdır. Çünkü:
Din her şeyi detay detay anlatmaz. Allah Teâlâ
“Sana her şeyi açıklayan bir kitab indirdik” (Nahl 89)

Bu her şeyin detaylı listesi verildi demek değil usûl ve temel kaideler verildi demektir.

Sünnette cinlerle ilgili birçok nas vardır​

Cinlerin varlığı (Cin Suresi)
Peygamber’e gelip Kur’an dinlemeleri
Vesvese vermeleri
İnsanlara zarar verebilmeleri (rukye hadisleri)
Yılan suretine giren cin hadisi
Yani Konu tamamen susulmuş değildir ️ Ama “tıp kitabı gibi detaylandırılmamıştır.”


Fıkıh neden geniş oluşmamış?
Çünkü Fıkıh şu alanlarda gelişir:
Sürekli tekrar eden meseleler
Herkesin başına gelen durumlar
Ama cin meselesi gaybîdir, herkeste olmaz, ölçülmesi zor. Bu yüzden️ detaylı bir “cin fıkhı” yok ama genel kaideler vardır.


Ehl-i Sünnete göre
Ortak nokta Cin vardır (Kur’an ile sabit), İnsana zarar verebilir (hadislerle sabit) , Tedavi rukyedir (Kur’an ve dua)

İmam İbn Teymiyye, Cinlerin insana girmesini kabul eder, Bunun vakıa ve tecrübe ile sabit olduğunu söyler.
İbn Kayyim, Rukye ve cin etkileri üzerine geniş açıklamalar yapar.

Hulasat'ul Kelam;
Cin öldürmek aslen hedef değildir
Zararlıysa ve gitmiyorsa caiz olabilir
Evde görülen (yılan suretinde olan) cin, 3 defa uyarılır, gitmezse öldürülür. Bunun dünyada bir cezası yoktur, ama keyfi öldürme günah olabilir.


“Kur’an detay vermediyse yoktur” yaklaşımı Usûle aykırıdır. ️ Doğru olan Kur’an + Sünnet ve Selef anlayışı birlikte alınır. Her konu aynı detay seviyesinde anlatılmaz.

13- İnsanın içine girebilen ve onun iradesini karıştırıp yönlendirebilen bir cin, otomobilin motoruna da girebilip ona da hükmedebilir mi? Bilgisayarların içine giren virüsler yoksa birer cin mi? Cinleri yönlendirebilen cinciler, bir uçağın bilgisayarının içine bir cini gönderip uçağı rahatlıkla istedikleri yere indirebilirler mi? Bir füzenin bilgisayar çipine müdahale edebilirler mi? En azından bir devlet başkanına, bir komutana, bir bilgisayar işlemcisine, füzeleri ateşleyebilecek programa müdahale edebilirler mi? Şeyhlerin yattıkları yerden (kalkarak veya kalkmayarak) aynı anda ve bir anda savaşa müdahale edip geldikleri gibi; madem bir insanın içine girip iradesini yönlendirebiliyorlar, niye Müslüman cinler de tâğutların, zâlim ve emperyalist yöneticilerin içine girip de onları Allah rızası için iradelerini ele geçirmiyorlar? Ya da kâfir cinler niye âlimlerin doğru fetva vermemeleri, insanları saptırmaları için onların içine girip onları kullanmıyor? Öyle olmuş olsa, hatta bu ihtimal verilmiş olsa, İslâm âlimlerine nasıl güvenilecektir? Fetvalarına cinin yön verdiği âlim… Herhangi bir âlimin de böyle olma ihtimali olduğundan hiçbir âlime güvenmemek mi gerekiyor? Âlimin içine girmiyorsa, neden? Tedavi olanların çoğu gariban, başörtülü, sakallı insanlar. Onlara nasıl giriyorsa diğer Müslüman büyüklere de giremezler mi?
C 13- Cinler gerçekten insanın içine girip iradesini ele geçirir mi?

Ehl-i Sünnet âlimlerine göre cinin insana musallat olması (sar‘/mes) mümkündür. Bu, Kur’ân’da işaret edilmiştir:
“Faiz yiyenler ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalkışı gibi kalkarlar…” (Bakara 275)
Bu ayet, şeytanın insana etki edebileceğine delil kabul edilmiştir.
Ancak önemli nokta Bu, insanın iradesinin tamamen yok olması demek değildir.️ Cin, vesvese verir, sıkıntı verir, bazı durumlarda bedensel/psikolojik etki yapar.️ Ama insanı robot gibi kontrol etmesi, İslam akaidine göre kabul edilmez.
Ehl-i sunnet âlimlerine göre Cin etkileyebilir, Ama teklif (sorumluluk) devam eder, İnsan tamamen kontrol altına alınmaz.


Cinler makinelere (araba, bilgisayar, füze vs.) hükmedebilir mi?
Bununla ilgili Kur’ân ve sahih hadislerde böyle bir delil yoktur.
Cinlerin özellikleri:
Hızlı hareket edebilirler, Görünmezler ve İnsanlara vesvese verirler. Ama ️ fiziksel sistemleri (motor, çip, yazılım) kontrol ettiklerine dair hiçbir şer‘î delil yoktur.
Bilgisayar virüsleri:
İnsan tarafından yazılmış yazılımlardır. Bunları cinlere bağlamak hurafedir.

Cinler uçak düşürür, füze kontrol eder mi?​

Bu tür iddialar Şer‘î delile dayanmaz, aşırı abartı ve hurafe içerir. Eğer böyle bir güç olsaydı Dünyada düzen kalmazdı , Her savaş görünmeyen varlıklarca yönetilirdi. Allah Teâlâ kâinatta sebeb - sonuç düzeni (sünnetullah) koymuştur. Silahları insanlar kullanır, yazılımları insanlar yazar.

“Cin gönderen cinciler” meselesi
“Cin gönderip istediğini yaptıran kişiler” iddiası genelde ya şarlatanlık ya şeytanla haram ilişki (sihir) ya da abartıdır.

Sihirin etkisi vardır (Bakara 102) Ama her şeyi kontrol etme gücü yoktur.


“Cinler neden yöneticileri ele geçirmiyor?”
Eğer cinler insan iradesini tamamen ele geçirebilseydi ️ Müslüman cinler zalimleri düzeltirdi️, Kâfir cinler âlimleri saptırırdı . Ama böyle bir şey yok. Bu da şunu gösterir:
Cinler tam kontrol sahibi değildir, insan kendi iradesiyle sorumludur.


Âlimlere güven meselesi
Ehl-i Sünnet’in temel prensibi olarak “Âlim hata yapabilir ama bu cin kontrolünden değildir.”
Âlim delile göre konuşur, hata edebilir ama bu normal beşerî durumdur.
Eğer “cin yönlendiriyor olabilir” denirse: ️ Din tamamen çöker️, Hiçbir bilgiye güven kalmaz ki bu ise batıldır.


Neden bazı “garibanlara” musallat oluyor?
Bu konuda birkaç sebeb zikredilir:
Zayıf psikoloji
Korku ve vesvese
Yanlış inançlar
Bazen gerçek cin musallatı
Ama bu durum “herkese aynı şekilde olur” demek değildir. Âlimlere olmaması, onların korunmuş olması (ilim, zikir, takva) ile açıklanır,

Hulasat'ul Kelam sonucu özetlersek;
Cin vardır, etkisi vardır.
İnsana vesvese verebilir, zarar verebilir.
Ama insanı robot gibi kontrol edemez.
Makinelere girip teknolojiyi yönetemez.
Füze, uçak, bilgisayar kontrolü yapamaz.
Dünyayı yöneten gizli güç değildir.
Bu tür iddiaların çoğu hurafe ve abartıdır

14- Bir kimse şöyle dese: “Din, Allah’ın ve Rasülünün haber verdikleridir; dinin özü Kitap ve Sünnetle sınırlıdır. Bazı âlimlerin cinlerin insan içine girip insanın iradesini yönlendirmesini, onu hasta edip hatta öldürebilmesini kabul etmeleri, şahsi kanaatleridir; şahsi kanaat dini belirlemez. Aynen bu satırları yazanın görüşlerinin dini belirlemediği, sadece bir yorum olduğu gibi. Eski âlimlerin de duydukları, kendi tecrübe ve kanaatleri de din olmaz. Meselâ; Eski âlimler, sâra/epilepsi hastalığının tıbbî bir hastalık olduğunu bilmediklerinden, buna insanın içine giren cinin sebep olduğunu sanıyorlardı. Çoğu âlimin en önemli delili, sâra hastalığıdır. Bu hastalığın tıpla ilgili bir rahatsızlık olduğu, teşhisi ve tedavisinin mümkün olduğu, cinle ilgisinin bulunmadığı bugün kesinleştiği için o âlimlerin de en önemli delilleri suya düşmüş olur.” demesine nasıl cevap verilebilir? Yine şu görüşlere nasıl cevap verilir? Cin ya da şeytanların insanların iradesini ele geçirip onun üzerinde egemen olmasıyla ilgili bir gücü ve fonksiyonu yoktur. Kur’ân-ı Kerim’in çeşitli yerlerinde Yüce Allah, “Kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun, musallatlığın olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır” (15/Hıcr, 42; benzer ifade için bkz. 14/İbrâhim, 22; 16/Nahl, 99; 17/İsrâ, 65) buyurarak bu hususa işaret etmiştir. O zaman kâfir cin ya da şeytanların insanlar üzerindeki etkisi, gücü, sadece onları doğru yoldan saptırıp azdırmak, haram ve yanlış yollara sevkederek, Allah’ın kendilerine buğzetmesini temin etmek için kalplerine vesvese vermek, kötü telkinlerde bulunmaktır. Bu açıdan cin şeytanları ile, insan şeytanları aynı görevi yapmakta, her iki grup da telkin yoluyla insanları etkilemeye, tesir altına alıp kandırmaya çalışmaktadırlar. Şeytanların insanlara vesvese verdiği, onların insanın gönlüne getirdiği bu vesveselerin, gizli fısıltıların şerrinden, kandırmasından Allah'a sığınmak gerektiği Kur’an’da haber verilmektedir (6/En’âm, 112, 121; 41/Fussılet, 36; 114/Nâs, 1-6).“Doğrusu şeytanın iman edenler ve yalnız Rablerine güvenenler üzerinde bir nüfuzu, musallat olması yoktur. Onun nüfûzu sadece, kendisini dost edinenler ve Allah'a şirk/ortak koşanlar üzerindedir. (O, sadece onları kandırabilir).” (16/Nahl, 99-100) buyurulmuştur. Bu âyetten cin ya da şeytanların telkin ve vesveselerine şirk koşanlarla şeytanı dost edinen günahkâr kimselerin kapılabileceğini anlıyoruz. İster büyücü, ister sihirbaz tarafından gönderilsin, ister cin ya da şeytan kendisi gitsin, kulağına fısıldayarak, gönlüne vesvese vererek etki altına aldığı kimse, demek ki şeytanın dostudur. Ona dost olanın da şu veya bu zorlamayla değil; yukarıdaki âyette (14/İbrâhim, 22) kendisinin de itiraf ettiği gibi özgür arzu ve irâdesiyle bunu yaptığı, şeytanın telkinine kapıldığı açıktır.Bu durumda da uğranılan zarardan sorumlu ve suçlu yine büyücü vs. değil; cüz’î irâdesini o yönde kullanan insandır. Sihirbazın sorumluluğu ayrı bir konudur. O zaman ister nüsha (muska) yazarak, ister çeşitli yollarla sihir yaparak, isterse düğümlere üfleyerek faâliyette bulunsun, büyücü ya da sihirbazların şerrinden Allah'a sığınmak gerekir. Cin ya da insan şeytanlarının şerri de, insanlara vesvese vermesi, kulaklarına fena şeyleri fısıldaması, onlara yanlış ve zararlı hususları telkin ederek dünya ve âhirette hüsrâna uğratmasıdır. Nitekim Ebu’l-Yüsr el-Pezdevî, ehl-i sünnet âlimlerinin çoğunun, cinlerin vesvese vermek sûretiyle insanlara etkili olabileceklerini söylediklerini kaydetmektedir (Pezdevî, Usûlü’d-Dîn, s. 226; Krş. Kılavuz, TDV. İslâm Ansiklopedisi, Cin Maddesi, 8/9).
C 14- Bu itirazlar aslında iki noktada toplanır:
“Cinlerin etkisi sadece vesvesedir” iddiası
“Eski âlimler tıbbı bilmediği için yanıldı” iddiası


“Din sadece Kur’an ve Sünnettir, âlimlerin görüşü bağlayıcı değildir” sözü
Bu söz doğru gibi görünen ama eksik bir ifadedir.
Din = Kur’an + Sünnettir.
Kur’an ve Sünneti kim anlayacak?
Sahabe
Tabiîn
Selef âlimleri

Ehl-i Sünnet’in usûlü:
“Nasslar, selefin anlayışıyla anlaşılır.”
Yani mesele şu değil: “Âlim görüşü din midir?” Asıl mesele:️ Âlimler, nassı nasıl anlamış?
Cin meselesinde de durum budur.

Cinlerin sadece vesvese verdiğini söyleyen görüşe cevab
Delil olarak getirilen Hicr 42, Nahl 99, İsra 65 ayetlerinde geçen “Sultan / nüfuz yoktur” ifadesini Ehl-i Sünnet âlimleri ; Buradaki “nüfuz yoktur” demektir şeklinde açıklar.

Zorla küfre sokamaz, İradeyi tamamen ortadan kaldıramaz.
Yoksa hiçbir etki yoktur demek değildir

“Şeytanın çarptığı kimse gibi kalkarlar” (Bakara 275)

Ehl-i sunnet bu gerçek bir çarpma (mes) olarak anlaşılmıştır️ Mecaz diyenler çok azdır.

“Onlar, kişi ile eşi arasını ayıran şeyler öğreniyorlardı” (Bakara 102)
Bu Sihir etkisi olduğunu ve etkinin sadece “vesvese” olmadığını gösterir.
Kadında sara (epilepsi benzeri nöbet) vardı, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ona dua etti. Bu hadis cin etkisini kabul eden âlimler tarafından delil getirilmiştir.


“Epilepsi tıbbîdir, o zaman cin yoktur” iddiası
Bu iddia yanlış bir kıyas içerir.
Doğru olan Epilepsi = tıbbî hastalık.
Yanlış sonuç: “O halde cin yoktur”

Ehl-i Sünnet’e göre İki şey birbirine zıt değildir. Yani ️Bazı hastalıklar tamamen tıbbîdir. Bazıları cin etkisi olabilir. Bazıları her ikisi birlikte olabilir. Bu, İbn Teymiyye ve İbn Kayyim’in açık görüşüdür.


Sebebler çeşitlidir
Aynı belirti bazen hastalık, bazen psikoloji bazen de cin etkisi olabilir.

Selef âlimleri gerçekten “yanıldı” mı?
Bu iddia çok problemli, Çünkü️ Sahabe de aynı görüştedir,️ Tabiîn de️, mezheb imamları da. Yani bu Bireysel görüş değil, icmâya yakın bir anlayıştır.


Eğer bu reddedilirse şu sonuç çıkar:
️ Selef Kur’an’ı yanlış anladı (!) Bu ise Ehl-i Sünnet’e aykırıdır.

“Şeytan sadece vesvese verir” görüşünün hatası
Bu görüş Ayetlerin bir kısmını alıyor diğer kısmını terk ediyor.
Kur’an’ın tamamına bakıldığında️ Vesvese vardır, ️ Saptırma vardır,️ Etki vardır,️ Mes (dokunma/çarpmak) vardır.

İrade meselesi
Ehl-i Sünnet’in anlayışında Cin etkiler ama zorla yaptırmaz. Yani Vesvese verir , Rahatsız eder Bazen bedenî etki yapar ama: ️ İnsanı sorumluluktan çıkarmaz. Bu, ayetlerle tamamen uyumludur:
“Benim sizi zorlayacak gücüm yoktu” (İbrahim 22)


“Eğer cin etkisi varsa, âlimlere güven kalmaz” iddiası
Bu da yanlış bir genellemedir, Çünkü; ️ Cin etkisi = herkeste sürekli olan bir şey değildir.
Ayrıca Âlimler ilim sahibidir, zikir ve takva üzeredir. Bu da korunmaya sebebdir.


Din şahıslara göre değil, delile göre alınır
Dolayısıyla Bir âlim hata ederse düzeltilir,️ Ama “cin kontrol ediyor olabilir” denmez,

Hulasat'ul Kelam;
Bu iddialara karşı Ehl-i Sünnet’in görüşüne göre Cin vardır, İnsana etki edebilir.
Bazen bedensel/psikolojik zarar verebilir, Sihir gerçektir.
Ama İnsanı tamamen kontrol edemez, Zorla küfre sokamaz, İradeyi yok edemez.

“Cin her şeyi yapar” anlayışı bâtıl
“Cin sadece vesvese verir” anlayışı eksiktir.


15- Bir kimse, şöyle dese: “Cin çıkarma seanslarının cinle bir ilgisi yoktur. Hasta kimse, içinde cin olduğuna kesin şekilde inandırılıyor. İçinde cin olduğuna inandığı için onun ikinci kimliği gibi cin acayip bir şekilde konuşuyor gözüküyor. Hâlbuki konuşan, hastanın kendisi. Onun ağzından çıkıyor ses. Kendi sesi olduğu halde, içinde cinin varlığına inandırıldığı için sanki cin konuşuyor, o cevap veriyor gibi yapıyor hasta. Hasta da aynen hipnoz altındaki kişiler gibi telkin altında hayal dünyasında farklı şekilde yaşıyor. İçinde cin yok ki çıkan cin olsun. İş, telkinle hastaya bunu inandırmaya bağlı. Gerisi kendiliğinden geliyor.” dese, nasıl cevap verirsiniz?
C 15- “Cin çıkarma = telkin/psikolojik durum” demek.
Buna tek taraflı değil, dengeli (Ehl-i Sünnet) bir cevab vermek gerekir. Çünkü bu meselede hem ifrat (aşırılık) hem de tefrit (inkâr) vardır.
Bu iddianın doğru olan yönü️; Gerçekten de bazı “cin çıkarma seansları” telkin, hipnoz benzeri durum ve psikolojik yönlendirme olabilir.
Bazı hastalarda “içimde cin var” inancı verilince ikinci bir kişilik gibi davranma, farklı ses tonlarıve rol yapma / bilinçaltı tepkiler görülebilir. Bunlar modern psikolojide de bilinen bir durumdur. Yani her vakaya “cin” demek yanlıştır.

Ama Ahmed Kalkan hoca sorusunda genelleme hatası yapılıyor.
İddiadaki hata şu: “Bazıları psikolojik, o halde hepsi psikolojik” Bu mantık hatalıdır.
Ehl-i Sünnet Vakaları üçe ayırır;
1- Tamamen psikolojik (telkin, travma, bilinçaltı)
2. Tamamen cin etkisi
3. Karışık durumlar (
hem psikoloji hem cin etkisi)

Cin etkisinin gerçek olduğuna Kur'an ve sunnetten delil
“Şeytanın çarptığı kimse gibi…” (Bakara 275)
Bu, ehl-i sunnet / Selef’e göre gerçek bir etki
(mes)

Sara hastası kadın hadisi:
Kadın nöbet geçiriyor, Rasulullah ﷺ dua ediyor. Kadın sabretmeyi tercih ediyor
Bu, sadece “telkin” değil, harici bir etkiyi gösterir.


“Konuşan hasta, cin değil” iddiası
Bu iddia bazı durumlar için doğru olabilir ama genel doğru değildir.
Ehl-i Sünnet âlimleri Cin, insanın diliyle konuşabileceğini kabul eder. Ama bu Sürekli ve herkes için geçerli değildir. Her konuşan da “cin” değildir.

Ayırıcı noktalar (âlimlerin zikrettiği)
Gerçek cin etkisinde bazen kişinin bilmediği şeyleri söylemesi, farklı dil konuşması (istisna), normal gücünün üstünde hareketler, şiddetli tepki (özellikle Kur’an’a) gibi durumlar görülebilir.
Ama bunların taklid edilmesi de mümkündür.

"Hipnoz gibi" benzetmesi
Bu benzetme bazı vakalar için doğru ama tümünü açıklamaz. Çünkü️ Hipnoz = psikolojik etki; ️ Cin meselesi = gaybî varlık + etki

En büyük problem: sahte “cin çıkarma” uygulamaları
Bugün bu işin çoğu istismar haline gelmiştir.
Bağırma çağırma, gösteri yapma, İnsanları korkutma, para alma️
Bunların çoğu ya psikolojik yönlendirme ya da düpedüz aldatmadır.

Ehl-i Sünnet’in dengeli görüşü
Cin vardır
İnsana etki edebilir
Bazen konuşma da olabilir
Ama her vaka cin değildir, Her konuşan “cin” değildir, Cin çıkarma seanslarının çoğu güvenilir değildir.
Bir vakada önce tıbbî inceleme yapılır. ️ Psikolojik durum değerlendirilir. ️ Sonra gerekirse rukye (Kur’an ile tedavi) yapılır

Hulasat'ul Kelam;
İçinde doğru payı var (psikolojik vakalar) ama genellemesi yanlış. Cin etkisi Kur’an ve Sünnetle sabittir. Bazı “cin çıkarma” olayları = telkin vs aldatma işleri olsa da bu işi hakkıyla sunnete uygun şekilde yapanlar da vardır. Bundan dolayı Hakk'ı rettetmek cehalettir. En selametli usûl ifrat ve tefritten uzak orta yol ehl-i sunnetin anlayışa dönmektir.
Bundan dolayı soru sahibi zat ehl-i sunnetin yolundan sapmış oluyor.


16- “Allah’ın izni olmadıkça onlar, hiçbir kimseye onunla (sihirle) asla zarar verici olamazlar.” (2/Bakara, 102). Allah, kullarına zerre kadar zulmetmeyeceğine göre, dünya da ceza görme yeri olmadığına göre, Allah niye bazı insanlara cinlerin musallat olmasına izin versin?
C 16- “Allah’ın izni olmadıkça Onlar, hiçbir kimseye onunla (sihirle) asla zarar veremezler.” (Bakara 102)
Bu âyet iki şeyi birlikte bildirir:
Sihir ve zarar gerçek bir etkidir Ama tamamen Allah’ın iznine bağlıdır.

“Allah niye izin verir?” Bu soru aslında şuna dayanıyor:
“Allah merhametli ise neden zarar oluyor?”

Kur’ân’a göre Dünya = imtihan yeri
“Sizi mutlaka imtihan edeceğiz…” (Bakara 155)
“Hanginizin daha güzel amel yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı” (Mulk 2)

Dünya ceza yeri değil mi?
Bu ifade eksik:
Dünya sadece ceza yeri değildir Ama imtihan yeri içinde ceza da olabilir
Kur’ân’da Kavimlerin helâki (Âd, Semûd), hastalıklar ve musibetler zikredilir.
Bunlar bazen ceza, bazen uyarı, bazen imtihan

Cin musallatı neden olur?
Ehl-i Sünnet’e göre bu birkaç hikmete bağlıdır:

İmtihan
Sabır ölçülür
kulun Allah’a yönelişi ortaya çıkar


Günahlara karşı uyarı
“Başınıza gelen musibetler, kendi yaptıklarınız sebebiyledir…” (Şûrâ 30)


Derece yükseltme
Bazı insanlar için musibet = sevab ve makam artışı

Allah’ın kudretini göstermek
Görünmeyen âlemin varlığı, kulun aczi


“Bu zulûm değil mi?” sorusuna cevab​

“Allah kullarına zulmetmez” (Âl-i İmrân 182)

Zulûm nedir?
Haksız yere zarar vermek
Allah yaratan, hükmeden, her şeyin sahibi

Ehl-i Sünnet kaidesi
Allah’ın yaptığı şey zulûm olmaz, çünkü O’nun üzerinde hak sahibi yoktur, O her şeyi hikmetle yapar.

Aynı soru şuna da sorulmalı:
Neden hastalık var?
Neden deprem var?
Neden ölüm var?

Eğer bunlar kabul ediliyorsa Cin musallatı da aynı çerçevededir


Kritik denge
Ehl-i Sünnet şu dengeyi kurar:
Zarar vardır
Sebebler vardır (cin, hastalık vs.) ama hepsi Allah’ın izniyle.
Ama aynı zamanda İnsan sorumludur.
Korunma yolları (dua, zikir, takva) vardır:

Hulasat'ul Kelam;
Allah’ın izin vermesi zulûm değil, ️aksine imtihanın gereğidir.
Sihir ve cin etkisi Allah’ın izniyle olur, Bu izin; imtihan, uyarı kapsamlıdır.


17- Cinlerin insanların emrine girmesi mümkün müdür? Bazıları cinlerin Hz. Süleyman’a hizmet etmeleriyle ilgili âyetleri delil olarak alıp cinlerin diğer insanlara da boyun eğip onların emrinde bulunmalarının mümkün olduğunu ileri sürüyor. Cinlerin Hz. Süleyman’a boyun eğmelerinden bahseden âyetler 21/Enbiyâ, 82; 27/Neml, 17, 38-39; 34/Sebe’, 12-13; ; 38/Sâd, 36-38 âyetleridir. Cinlerin insanlara boyun eğmelerinin mümkün olduğunu savunan âlimlerin delil gösterdiği bu âyetler, Hz. Süleyman’la ilgilidir ve bu işin sadece ona mahsus olup, daha sonra gelen kimselere böyle bir imtiyazın verilmediği Kur’ân-ı Kerim ve hadislerden anlaşılmaktadır. “Süleyman: ‘Rabbim! Beni bağışla, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir mülk/hükümranlık ver. Şüphesiz Sen daima bağışta bulunansın’ dedi.” (38/Sâd, 35)
C 17- Soruda zikredilen yaklaşım büyük ölçüde Ehl-i Sünnet’in kabul ettiği görüşe yakındır; ancak bazı noktaların netleştirilmesi gerekir.
Suleyman (a.s.)’a cinlerin verilmesi: Özel bir mucize
“Şeytanlardan da Onun için dalgıçlık yapanlar ve bundan başka işler görenler vardı…” (Enbiyâ 82)
“Cinlerden, Onun huzurunda çalışanlar vardı…” (Sebe’ 12 - 13)
Bu ayetler Cinlerin Suleyman (a.s.)’a hizmet etti, Ona boyun eğdirildiğini gösterir.

Bu durum genel mi, yoksa özel mi?
“Rabb'im! Bana benden sonra kimseye nasib olmayacak bir mulk ver…” (Sâd 35)
Suleyman benzersiz bir yetki istemiştir, Allah da bunu kabul etmiştir.

Ehl-i Sünnet’e göre Cinlerin emre verilmesi Süleyman’a mahsus bir mucizedir, Genel insanlara verilmiş bir yetki değildir.

Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) hadisinde şöyle buyurur:
“Bir ifrit bana saldırdı… Ben de Onu yakaladım… Hatta Onu mescidin direklerinden birine bağlamak istedim. Ama kardeşim Suleyman’ın duasını hatırladım ve Onu serbest bıraktım.”
Bu hadis Peygamberimiz bile️ kalıcı şekilde cinleri kontrol altına almadığını gösterir.

“Cinleri yöneten insanlar” iddiası
Bugün bazıları cin çağırma, cin çalıştırma, cinlerden hizmet alma iddiasında bulunur.
Ehl-i Sünnet’e göre gerçek kontrol mümkün değildir. İnsan cinleri emri altına alamaz, Suleyman gibi hükmedemez.

Olan şey ne olabilir?
Eğer bir şey varsa bu genelde karşılıklı ilişki (istidraç / şeytanî yardım) şeklindedir. Yani İnsan cinlere itaat eder, Cin de Ona bazı hizmetler sunar. Bu, Kur’ân’da işaret edilmiştir:
“İnsanlardan bazı kimseler cinlerden bazılarına sığınırlardı da bu Onların azgınlığını artırırdı.” (Cin 6)


Bu tür ilişkilerin hükmü
Ehl-i Sünnet’e göre Bu tür ilişkiler genelde haram, tehlikeli ve çoğu zaman küfre götüren yollar içerir. Çünkü; ️ Cinler genelde şeytanî varlıklardır, ️ Yardım karşılığında şirk veya günah isterler.

“Âlimler caiz demiş mi?” meselesi
Bazı âlimlerden “cinlerden faydalanma” hakkında sözler nakledilmiştir ama️ bunlar çok sınırlı, şartlı, istisnaî yorumlardır.
Râcih (güçlü) görüş; bu kapı fitne kapısıdır ve kapatılır.

Hulasat'ul Kelam;
Sorudaki görüş doğruya çok yakındır.
Doğru olan; Cinlerin Suleyman (a.s.)’a boyun eğmesi sabittir. Bu, Onun duasıyla verilmiş özel bir mucizedir. Ondan sonra kimseye bu yetki verilmemiştir.
Yanlış olan; İnsanların cinleri kontrol ettiği iddiası ki bu ya aldatma ya şeytanî ilişkidir. “Cin çalıştırma” söylemleri ve “Emrimde cin var” diyenlerdir.
Hakikat olan; İnsan cinleri yönetmez,️ aksine çoğu zaman ️ cinler insanı aldatır ve kullanır.

18- Cinlerin eşyanın yerini değiştirmeye güçleri yetse bile, Cenâb-ı Hakk’ın buna izni var mıdır? Bu iş “sünnetullah”a aykırı değil midir? Böyle bir şeye müsaade edilseydi, insanoğlunun tâbi olduğu hukuk sistemi altüst olurdu. Onların canları istediği zaman şekil değiştirmeleri; hatta peygamberlerin, âlimlerin veya diğer insanların kılığına girmeleri de, Allah’ın koymuş olduğu öteden beri devam edip gelen kanunlara aykırı değil midir? Böyle bir şey insanoğlunun dinini ve hukuk düzenini bozacağından Yüce Allah tarafından buna izin verilir mi?
C 18- Bu soru, cinlerin tasarruf alanı, “sünnetullah” (Allah’ın kâinattaki düzeni) ve imtihan dengesi ile doğrudan ilgilidir. Ehl-i Sünnet bu meselede yine orta yolu benimser: ne her şeyi cinlere verir, ne de tüm etkilerini inkâr eder.

“Sunnetullah” nedir ve bozulur mu?
“Sunnetullah”: Allah’ın kâinatta koyduğu genel düzen ve kanunlardır.
“Allah’ın sünnetinde bir değişiklik bulamazsın” (Ahzâb 62)
Sunnetullah geneldir, ama Allah dilerse istisna yaratır.

Cinler eşyanın yerini değiştirebilir mi?

Cinlerden bir ifrit: “Sen makamından kalkmadan önce onu sana getiririm” dedi (Neml 38 - 39)
Bu olay️ maddî bir nesnenin taşınmasıdır, ️ Cinlerin fiziksel etki gücüne işaret eder.
Bu olay olağanüstü, sürekli değil, kontrolsüz değil. Allah’ın izniyle ve sınırlı şekilde.

“Bu olursa hukuk sistemi bozulur” itirazı
Böyle şeyler genel ve sürekli değildir. Eğer her gün eşyalar kaybolsa, herkesin malı çalınsa evet düzen bozulurdu. Ama️ bu tür olaylar nadir, istisnaî, sınırlıdır. Sunnetullah dengesi gereği genel düzen korunur, istisnalar imtihan için olur.

Cinlerin şekil değiştirmesi
Sahih hadislerde Cinler farklı suretlere girebildiği (özellikle hayvan suretleri) bilinmektedir.
Ama önemli sınırlama vardır; “Şeytan benim suretime giremez”
Cinlerin şekil değiştirmesi sınırsız değildir, Allah tarafından sınırlandırılmıştır.

Âlimlerin açıklaması
Peygamber suretine giremez, Hak ile batılı tamamen karıştıramaz. Her istediği kılığa mutlak şekilde giremez


“Âlim kılığına girerse din bozulur” itirazı
Bu itiraz önemli ama cevab şudur:

Din korunmuştur
“Şubhesiz zikri Biz indirdik ve onu Biz koruyacağız” (Hicr 9)

Din şahıslara bağlı değildir
Bunun delili Kur’ân ve Sünnettir ayrıca Âlimlerin yorumlamaları da bunu desteklemektedir.
Yani Bir kişi saparsa din bozulmaz.

Cinlerin insanları tamamen taklid etmesi mümkün mü?
Tam anlamıyla değil, Çünkü️ Allah dini korur, hak ile batılı tamamen karıştırmaz.️ Bu yüzden mutlak taklid yok, sınırsız mudahale yok.


Bu konuda Genel kaide
Ehl-i Sünnet bu meseleyi şöyle özetler:
Kabul edilenler
Cinler vardır
Sınırlı fiziksel etki yapabilir
Bazı suretlere girebilir ama Allah’ın izniyle

Reddedilenler
Sürekli ve sınırsız mudahale
Düzeni bozacak güç
İnsanları tamamen kontrol
Hukuk sistemini altüst edecek tasarruf

Hulasat'ul Kelam;
️ Böyle şeylere mutlak ve sınırsız izin yoktur ama sınırlı ve istisnaî olarak mümkündür.


19- Cinlerin insan içine girip insana egemen olması, her şeyiyle tanınmayan ve görünmeyen düşmanın insanı ele geçirme endişe ve korkusu, dünyayı çekilmez hale getirir. Korku filmlerindeki gibi insanı ele geçiren şeytanın, cinin korkusuyla hayat insana zehir olur. Tevhid; Allah Teâlâ’nın kâinat üzerindeki mutlak egemenliğini kabul etmektir. Ve bu hâkimiyette O’nun hiçbir ortağı olmadığına inanmaktır. O yüzden Allah’tan başka korkulacak bir güç, insan üzerinde egemen olabilecek bir varlık kabul etmemektir. Takvâ sahibi mü’minlere korku ve üzüntünün olmayacağını çeşitli âyetlerde Kur’an bildirir. Bütün bu insana musallat olan cin konusu, bu tevhid inancıyla nasıl bağdaşır? Ayrıca, insanın koruyucu melekleri (hafaza melekleri) olduğunu da hatırdan çıkarmamak gerekir. Onlar, bizi Allah’ın izniyle âciz ve zavallı bir cinden korumuyorlarsa, niye hafaza meleği deniyor?
C 19- Bu soru, tevhid – korku – cin meselesinin en hassas noktasını yakalıyor. Doğru cevab, yine Ehl-i Sünnet’in kurduğu dengeyi anlamaktan geçer: ne cinleri “hiçbir şey yapamaz” diye inkâr etmek, ne de “her şeye hâkim” görmek.

Tevhid ile cin etkisi çelişir mi?
Hayır, çelişmez. Çünkü tevhid; Mutlak güç ve hâkimiyet sadece Allah’a vermektir.
“Eğer Allah Sana bir zarar dokundurursa, onu O’ndan başka giderecek yoktur…” (En‘âm 17)

Tevhid; Cin bağımsız güçtür, Cin istediğini yapar, Cin Allah’tan ayrı hâkimdir gibi sapkın anlayışları reddeder.
Ama Cin bir sebeb olabilir, izin ise Allah'tandır anlayışını kabul eder.
Hastalık var ; Allah’ın izniyle
Deprem var ; Allah’ın izniyle
Cin etkisi ; yine Allah’ın izniyle. Bu, tevhidi bozmaz.

“O zaman cin korkusu hayatı zehir etmez mi?”
Eğer mesele yanlış anlaşılırsa evet. Ama doğru akideye göre️ Mûmin cinlerden korkmaz, Allah’tan korkar.
“Onlar şeytanın dostlarıdır, Onlardan korkmayın, Benden korkun…” (Âl-i İmrân 175)


Ehl-i Sünnet’in tavrı
Tedbir alır (dua, zikir) ama panik ve paranoya yapmaz.

Aşırı iki uç
“Cin her an beni ele geçirebilir” sapma
“Cin hiç etki etmez” eksik

Doğru:
Etki olabilir ama sınırlıdır ve nadirdir
“Takvâ sahiblerine korku yoktur” ayeti
“Onlara korku yoktur, Onlar üzülmeyeceklerdir” Bu ne demek?
Mutlak dünyada hiç korku yaşamazlar demek değildir. Çünkü Peygamberler bile korkmuştur (Musa aleyhisselâm gibi).

Doğru anlam
Asıl korku (akıbet korkusu) yoktur. Allah Onları korur ve güven verir


Hafaza melekleri meselesi
“Onun önünden ve arkasından takib eden (melekler) vardır; Allah’ın emriyle Onu korurlar” (Ra‘d 11)
️ Melekler insanı korur ama mutlak koruma değildir. Çünkü️ Koruma da Allah’ın iznine bağlıdır. Yani Allah dilerse korur, dilerse imtihan için musibet verir.
Misal; Trafik kazası olur, melekler “yok mu?”
Hastalık olur , melekler “korumadı mı?” Hayır. Bu, imtihanın gereğidir.

Cin neden herkese musallat olmuyor?
Eğer cin herkese sürekli etki edebilseydi ️ hayat yaşanmaz olurdu. Ama gerçek️ bu olaylar nadirdir,️ Herkeste olmaz. ️ Çoğu insan hayatı boyunca yaşamaz.

Tevhid açısından asıl tehlike
Asıl problem Cinleri büyütmek tevhidi zedeler. Yani “cin yaptı”, “cin beni yönetiyor”, “cin güçlü” gibi ifadeler kalbte Allah’tan başkasına korku oluşturursa️ bu tevhid açısından tehlikelidir.


Doğru akide Ehl-i Sünnet’in özeti:
Cin vardır, Etkisi olabilir ama sınırlıdır.
Asıl güç Allah’tır, Cin sadece sebebtir.
Tavır
Allah’a güven, Aşırı korkudan uzak durma, Vesveseye kapılmama

​

Hulasat'ul Kelam; ​

Cin meselesi tevhidle çelişmez. Çünkü güç Onların değil, Allah’ındır. Etki bağımsız değil, izinledir.

Tevhid = mutlak güç Allah’a aittir.
Cin = sınırlı ve bağımlı varlık
Korku = sadece Allah’a yönelir
Melekler korur ama imtihan devam eder.





20- Cinleri insandan çıkarmak için rukye gerekiyorsa, rukyeye Kur’an’a uygun rukye, Furkan rukye, Kur’an terapisi gibi iddialı adlar vermekten çekinmez ve yapılan rukyeleri Kur’an ve Sünnete uygun, hatta unutulan sünnetin ihyâsı olarak görürsek; şu aşağıdaki hadislere ve görüşlere nasıl cevap verilebilir?

Resûl-i Ekrem: “Rukye yapan kişi mütevekkil değildir” buyurmuştur. (S. Buhârî Muhtasarı, Tecrid-i Sarih Tercemesi, D.İ.B. Y., c. 12, s. 88)

İmran İbn Husayn (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.): "Ümmetimden yetmişbin kişi (Mahşer' de) hesaba çekilmeden cennete girecektir!" buyurdular. Kendisine: "Ey Allah'ın Rasûlü! Bunlar kimlerdir?" diye soruldu. Şöyle buyurdu: "Onlar, kendilerini dağlatmayanlar, rukyeye başvurmayanlar, teşâüm'e (uğursuzluğa) inanmıyanlar ve Rabblerine tevekkül edenlerdir!" (Müslim, İman, 371, h. no: 218)

İbn Mes'ud (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s)'ı işittim, diyordu ki: "Rukyelerde, temîmelerde (muskalarda), tivelelerde (muhabbet muskası) bir nevi şirk vardır." Bunu işiten bir kadın atılarak, (İbn Mes'ud'a): "Böyle söylemeyin, benim gözüm ağrıyordu. Falan yahudiye gittim geldim. O bana rukye yaptı. Ağrım kesildi" dedi. Abdullah İbn Mes'ud tereddüt etmeden, "Bu (ağrı) şeytanın işiydi, o eliyle dürtüyordu, sana rukye yapılınca vazgeçti. Bu durumda sana Rasûlulullah (s.a.s.) gibi, şöyle söylemen kafidir: "Ezhibi'lbe’se Rabbe'nnâs eşfi ente'ş-Şâfi, Lâ şifâe illâ şifâuke, şifâen lâ yuğâdiru sakamen. (Ey insanların Rabbi, acıyı gider, şifa ver, sen Şâfisin. Senin şifandan başka bir şifa yoktur, hiçbir hastalık bırakmayan bir şifa istiyorum." (Ebû Dâvud, Tıbb 17, h. no: 3883)

Câbir (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.)'dan nüşre hakkında sorulmuştu: "O şeytan işidir!" buyurdu." (Ebû Dâvud, Tıbb 9, h. no: 3868)

(Nüşre rukye'nin bir çeşididir. İbnu’l-Esîr, bunu "Cin değmesine mâruz kaldığı sanılan kimsenin tedavisi için başvurulan bir rukye ve ilaç" olarak tarif eder ve bu rukyenin nüşre diye isimlenmesini, onunla kişiyi kapayıp örten hastalığın çözülüp dağıtıldığına (neşredildiğine) inanılması ile izah eder. Daha açık bir ifade ile nüşre, cine tutulduğu zannedilen kimsenin cinlerini dağıtmak için yapılan rukyeye denmektedir. Görüldüğü üzere bir sihir çeşididir. Nüşre denmesi de, hastalığın onunla dağıtılması, belanın onunla inkişaf ettirilip açılmasından dolayıdır.)

İsa İbn Hamza anlatıyor: "Abdullah İbn Ukeym (r.a.)'ın yanına girdim. Kendisinde kızıllık vardı. "Temîme (muska) takmıyor musun?" diye sordum. Bana şu cevabı verdi: "Bundan Allah'a sığınırım. Zira Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştu: "Kim bir şey takınırsa, ona havale edilir (şifâsız kalır, umduğuna eremez)." (Tirmizî, Tıbb 24, h. no: 2073)


Şâbi ile Katâde, Said b. Cübeyr ve diğer bir cemaate göre rukye mekruhtur. Mü’mine gereken Allah’a tevekkül ederek bunu yapmamaktır. Çünkü rukyenin Allah halketmedikçe bir zarar veya faydası yoktur. (Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, Ahmed Dâvudoğlu, Sönmez Neşriyat, c. 9, s. 629)
C 20- Rukye yapanların tanınmak için kendilerine verdikleri reklam isimlerini bahane ederek, Rukyeyi inkâra delil diye sunmanız gerçekten çok ucuz kalmış, yakışmamış size.
Birde rukyeyi reddeden hadisler diye sunduğunuz rivayetleri işinize geldiği gibi anlamaya çalışmanız da Hakk'ın ortaya çıkmasını istemeyen kişilerin başvurduğu tek yanlı cedel politikasıdır. Neden Rukyeyi yapan sahabeleri onaylayan hadisleri göremiyorsunuz, değinmiyor sunuz?
Üstelik Rukyenin yapılmasının câiz olmadığına dâir hadis diye koyduğunuz rivâyetlere incelemediğinizi söylemiyorum. İncelemişsinizdir ama bile bile Rukye'nin câiz olmayan gayr-ı meşru şekillerinden olan Cahiliyye uygulamalarını bugün sanki uygulayan mı var? Bunlara Rukyeyi savunanan ehl-i sunnet de karşıdır bunu bilesiniz!

Demişsiniz ki:
"Rasûl-i Ekram: “Rukye yapan kişi mütevekkil değildir” buyurmuştur.
(S. Buhârî Muhtasarı, Tecrid-i Sarih Tercemesi, D.İ.B. Y., c. 12, s. 88)"

Orijinali şöyledir :

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: « مَنْ اكْتَوَى أَوْ اسْتَرْقَى فَقَدْ بَرِئَ مِنَ التَّوَكُّلِ » : وَفِي البَابِ عَنْ ابْنِ مَسْعُودٍ، وَابْنِ عَبَّاسٍ، وَعِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ: هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ​
Muğîre b. Şû’be (r.anh)’in babasından rivâyete göre,
Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim dağlanmak suretiyle tedavi olmaya çalışırsa ve muska taşıyarak tedavi olmak isterse Allah’a tevekkül etmekten uzaklaşmış demektir.”
(Tirmizi, Tıb, Bab 14, Hadis no: 2055; Ebû Dâvûd, Tıb: 17; İbn Mâce: Tıb: 39; Ahmed b. Hanbel, IV, 249, 251)
Tirmizî: Bu konuda İbn Mes’ûd, İbn Abbâs, İmrân b. Husayn’dan da hadis rivâyet edilmiştir. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir demiştir.


Dağlamak iki çeşittir:
1- Acemlerin pek çoğunun yaptığı gibi hastalığa yakalanmamak, hasta olmamak için sağlam birisini dağlamaktır. Onlar çocuklarını ve gençlerini kendilerinde hastalık olmadığı halde dağlarlar. Bu dağlamanın Onların (çocukların) sıhhatini koruyacağını ve hastalıkları onlardan uzaklaştıracağını zannederler. Rasûlullah'ın (s.a.v.) ibtal ettiği ve hakkında, "Dağlanan tevekkül etmemiştir" dediği husus da budur. Çünkü o sıhhatli olduğu halde dağlanmak ve tabiatını ateşle korkutmakla kendisinden Allah'ın kaderini uzaklaştırabileceğini zannetmektedir. Eğer Allah'a tevekkül etmiş olsaydı, O'nun (c.c) kazasından insanı kurtaracak hiçbir şey olmadığını bilirdi ve sıhhatli olduğu halde tedavi olmaz ve hastalıktan kurtulmak için hastalık olmayan yeri dağlamazdı.
2- Yara iltihaplandığı ve kan akıp kesilmediği zaman yarayı dağlama, karında ve bedende su toplandığı zaman damarların dağlanması da böyledir. İşte Rasûlullah'ın, "Muhakkak onda şifa vardır" dediği dağlama budur. (Rasulullah) Es'ad b. Zurâre'yi, boynunda hissettiği bir hastalıktan dolayı dağlamıştır. Bu ise birici gibi değildir. Çünkü hastalığa yakalanınca tedavi olan bir kimseye "tevekkül etmemiştir" denilemez.

Halbuki Rasûlullah (s.a.v.) tedavi olunmasını emretmiş ve, "Her hastalığın ilacı vardır" (Buharî, Tıb 1; Ahmed b. Hanbel, I, 377, 413, III, 156, IV, 278) buyurmuştur. İlaç mutlaka şifa vereceğinden değil, sadece bu ilaç ile Allah'ın kendisine afiyet vermesi umularak içilir. Çünkü Allahu Teâlâ herşey için bir sebeb kılmıştır." (İbn Kuleybe, Hadis Mudafaası, 432-434)


Rukyenin bazı sahih rivayetlerde uygun görülmesi (Fethu’l_Bari, 10/201), -burada olduğu gibi- diğer bazı rivayetlerde hoş karşılanmaması gösteriyor ki, herhangi bir tedavi şeklinin faydalı olup olmadığına bakılır. Eğer gerçekten bir faydası varsa o ilaç veya rukye veya key (dağlama metodu) kullanılabilir. Faydasız ise kullanılması uygun değildir. Bununla beraber, rukye veya herhangi bir tedavi şeklinde eğer kişi şifayı Allah’a vermeyip, ilaç gibi sebeblere verirse bu şirk olur. (Fethu’l-Bari, 10/139)
Munavi’ye göre, rukyenin mekruh görülmesi, kişinin Allah’a değil, rukyeye itimat etmesi durumuna bağlıdır. (Tuhfetu’l-Ahvezi, 6/179)
İbnu’l-Esir el-Cezeri’ye göre, mekruh sayılan rukyeden maksad, yapılan rukyenin mutlaka şifa olacağına itimat etmek, Allah’ın Arabca olan isim ve sıfatları yerine, önceki kitablarda geçen ve Arabca olmayan dolayısıyla manası bilinmeyen bazı şeyleri yazma veya okumaya yöneliktir. (Tuhfetu’l-Ahvezi, 6/182)


Bu konuda âlimlerce verilen izahlardan şu netice alınır:
Dağlamanın yasak olduğu durumlar:

1- Dağlamaktan başka tedavi mümkün iken,
2- Dağlamak tehlikeli iken,
3- Şifayı Allah'dan değil de dağlamaktan beklerken,
4- Sağlıklı olduğu halde hastalanmamak için ve bir tedbir mahiyetinde olmak üzere dağlamak.

Yukarıdaki maddelerde yazılı durumlarda dağlamak da dağlanmak da yani kişinin kendi nefsini dağlaması veya başkasını dağlaması yasaktır, yani mekruhtur. Hastalıktan kurtulmanın başka çaresi görülmüyorsa zaruret halinde ve son çare olarak dağlama yoluna gidebilir. (Hatiboğlu Haydar, Sünen-i İbn Mâce Tercemesi ve Şerhi, IX, 251-252)

- Rukye yapılmasına reddiye olarak verdiğiniz ikinci hadis ise kendi aleyhinizedir. O hadis de şudur :

"İmran İbn Husayn (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.): "Ummetimden yetmişbin kişi (Mahşer' de) hesaba çekilmeden cennete girecektir!" buyurdular. Kendisine: "Ey Allah'ın Rasûlü! Bunlar kimlerdir?" diye soruldu. Şöyle buyurdu: "Onlar, kendilerini dağlatmayanlar, rukyeye başvurmayanlar, teşâüm'e (uğursuzluğa) inanmıyanlar ve Rabblerine tevekkül edenlerdir!" (Müslim, İman, 371, h. no: 218)"

Bu hadise göre Rasulullahın ummetinden 70 bin kişi hariç (hesaba çekilerek) Cennete girenler Rukyenin meşru olanını yapıp - yaptırmışlardır!

- Rukye yapılmasına reddiye olarak verdiğiniz üçüncü hadis ise Rukyenin câiz olmayan muska şekilleriyle (Temime, Tivele) alakalıdır. Bu türleri Rukyeyi savunan Ehl-i sunnet ulema da reddetmektedir . Verdiğiniz hadis şudur :
"İbn Mes'ud (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s)'ı işittim, diyordu ki: "Rukyelerde, temîmelerde (muskalarda), tivelelerde (muhabbet muskası) bir nevi şirk vardır." Bunu işiten bir kadın atılarak, (İbn Mes'ud'a): "Böyle söylemeyin, benim gözüm ağrıyordu. Falan yahudiye gittim geldim. O bana rukye yaptı. Ağrım kesildi" dedi. Abdullah İbn Mes'ud tereddüt etmeden, "Bu (ağrı) şeytanın işiydi, o eliyle dürtüyordu, sana rukye yapılınca vazgeçti. Bu durumda sana Rasûlulullah (s.a.s.) gibi, şöyle söylemen kafidir: "Ezhibi'lbe’se Rabbe'nnâs eşfi ente'ş-Şâfi, Lâ şifâe illâ şifâuke, şifâen lâ yuğâdiru sakamen. (Ey insanların Rabbi, acıyı gider, şifa ver, sen Şâfisin. Senin şifandan başka bir şifa yoktur, hiçbir hastalık bırakmayan bir şifa istiyorum." (Ebû Dâvud, Tıbb 17, h. no: 3883)"

Temime zaten câiz değildir.
Temime (Muska): Nazar değmesin diye takılan nazarlık, boncuk, kemik muska ve tılsım gibi nazarı (göz değmesini) savması için asılan şeylere denir.

Hamza (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:
“Ben, Abdullah bin Ukeym (Radiyallahu Anh)’ın yanına girdiğimde yüzünde bir kızıllık vardı.
Bunun üzerine kendisine: Temime (muska) takmaz mısın? dedim.
Bunun üzerine Abdullah bin Ukeym (Radiyallahu Anh) bana: Temimeden (muskadan) Allah’a sığınırız! Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Kim, (kendisine fayda verdiğine veya kendisinden zararı giderdiğine inanarak muska, nazarlık ve buna benzer) bir şey takarsa, Allah onu o taktığı şeyle başbaşa bırakır!’ buyurdu.”
(Ahmed bin Hanbel, Musned, Tirmizi 2152, Hakim)
Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:
“Her kim, (kendisine bir fayda verdiğine veya kendisinden bir zararı giderdiğine inanarak muska, nazarlık ve buna benzer) bir şey takarsa, taktığı o şeyle baş başa bırakılır."
(Tirmizî; hadis no: 2072; Ahmed; hadis no: 18736; Şuayb el-Arnaût, Câmiu'l-Usul; c: 7, sf: 575'te 'hadis, hasendir', demiştir)


وعن ابن مسعود رضي الله عنه قال: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: "إن الرقى والتمائم والتولة شرك" رواه أحمد وأبو داود​
İbn Mes'ûd «Radiyallahu anh şöyle anlatmaktadır:
"Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu işittim: «Rukye, temâim (muska) ve tivele Şirktir.»
(Ahmed, 1/381; Ebû Dâvûd, 3883; İbn Mâce, 3530; Hâkim -sahih diyerek, 4418; Zehebî de ona muvafakat etmiştir. Ebu Ya'la, 5208; Taberânî, el-Kebîr, 10/213; Beyhaki, 9/350)
Tivele (muhabbet muskası): Kadın ile erkeğin birbirlerini sevmesini sağlamak amacıyla yapılan bir tür büyüdür.
Tivele de haramdır. Tivelenin haramlığı; Allahu teâlânın takdîrinin ve dilediğinin aksini yapabileceğine inanıldığından dolayıdır. (İbnu'l Esîr)
Kadının tivele yapması bir çeşit sihirbazlıktır. Sihir ise haramdır. (İbn-i Vehbân)
Kadının yapmış olduğu rukye, âyetlerin ve Rasûlullah'dan gelen duâların yazılması değil de; bunlardan başka şeyler de orada yazılır veya okunursa, o tivele sihir hükmünde olur. (İbn-i Âbidîn)
-----

RUKYE YAPARAK ÜCRET ALMANIN CEVAZLIĞI

Ebu Huzame'nin babası Ya'mer (r.anhu) şöyle demiştir:
Ben Rasulullah (s.a.v.)'e sordum ve : "Ey Allah'ın rasulu! Bizim okuyup üflediğimiz dualar, tedavide kullandığımız ilaçlar ve kendileriyle korunmaya çalıştığımız korunma araçları Allah'ın kaderinden bir şey geri çevirebilir mi?" dedim.
Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Bunlar da Allah'ın kaderindendir".
(Tirmizi, Tıb21, No: 2065 (Tirmizi hadisin hasen -sahih olduğunu söylemiştir) ; İbn Mace, Tıb 1, No: 3437; Ahmed bin Hanbel, III, 421)


33- Fâtihatu'l-Kitâb'ı Okumakla Rukyeler Yapma Babı

Bu, İbn Abbâs'tan; Peygamber(S)den zikrolunuyor:

51-.......Bize Şu'be, Ebû Bişr'den; o daEbû-Mutevekkil'den; o da Ebû Saîd el-Hudrî (r.anh)'den şöyle tahdîs etti: Peygamber (s.a.v.)'in sahâbîlerinden bir grup insan Arab kabilelerinden bir oba halkının üzerine vardılar. O oba halkı gelen sahâbî grubuna yemek vermediler. Onlar böyle konuk edilmemiş hâlde bulundukları sırada birden o oba halkının seyyidi zehirli bir hayvan tarafından sokuldu.

Bunun üzerine oradaki sahâbîlere: — Sizin beraberinizde bir deva yâhud rukye tedavisi yapan kimse var mı? dediler.
Sahâbîler de Onlara: —
Sizler bizi konuk edip yemek yedirmediniz. Biz de, sizler bizim için bir ücret ta'yîrı etmedikçe size rukye yapmayız! dediler.

Bunun akabinde kabile halkı, sahâbîîer için ücret olarak bir bölük koyun sürüsü ayırdılar. Bundan sonra bir sahâbî Ummu'I-Kur'ân'ı okumaya başladı. Tükrüğünü topluyor ve o hasta adamın üzerine tü-kürüyordu. Neticede o zât iyileşti. O kabîle halkı da koyun sürüsünü getirip teslim ettiler.
Sahâbîler, okuyan sahâbîye: — Biz bu sürü parçasını Peygamber'e sormadıkça almayız, dediler.
Nihayet bunu Peygamber'e anlatıp sordular.
Peygamber (s.a.v.) güldü ve: — "Sana bu sûrenin bir rukye olduğunu bildiren nedir? Bu sürü parçasını alın, bana da bir pay ayırın!" buyurdu.
(Buhari; Tıb, No: 51- Başlığa uygunluğu "Sahâbî Ummu'l-Kur'ân'ı okumağa başladı" sözünden alınır. Ummu'l-Kitâb da el-Fâtiha Sûresi'dir.)

34- Rukye Yapmak Hususunda Bir Koyun Sürüsü Bölüğü (Vermelerini) Şart Kılma Babı


52-.......Bana Ubeydullah ibnu'l-Ahnes Ebû Mâlik, İbn Ebî leyke'den; o da İbn Abbâs (r.anhuma)'dan şöyle tahdîs etti: Peygamber'in sahâbîlerinden bir mufreze grubu, bir su başında konaklamış olan bir oba halkının yanına vardılar. Oba halkı içinde zehirli hayvan tarafından sokulmuş -yâhud tedâvî edilecek- bir kimse bulunuyordu. O su başmdakilerden bir adam, sahâbî grubunun karşısına geldi de, onlara:
— İçinizde rukye yapan biri var mı? Bu su başında konaklamış olan toplulukta zehirli birşey tarafından sokulmuş -yâhud tedâvî edilecek- bir hasta vardır, dedi.
Onun bu muracaatı üzerine sahâbîlerden biri gitti de o hasta adama, bir bölük koyun sürüsü ücret karşılığında Fâtihatu'l-Kitâb'ı okudu. Akabinde o kimse derdinden kurtulup iyileşti. Sonunda koyun sürüsü karşılığında okuma tedavisi yapan kimse arkadaşlarının yanına geldi. Arkadaşları onun bu ücreti almasını kerîh gördüler ve:
— Sen Allah'ın Kitâbı'na karşılık ücret aldın! dediler.
Nihayet Medine'ye geldiler de:
— Yâ Rasûlallah! Fulân kimse Allah'ın Kitâbı'na karşılık ücret aldı, dediler.

Rasulullah (s.a.v.): — "Karşılığında ücret aldığınız vazifelerin en haklı olanı, Allah'ın Kitabı mukaabilindeki ücrettir" buyurdu.
(Buhari; Tıb, No: 52- Başlığa uygunluğu "Bir bölük koyun sürüsü karşılığında Fâtihatu'l-Kitâbı okudu..." sözündedir. Hadîs, Fatiha Sûresi'yle duâ etmek mukaabilinde ücret şart kılmanın caiz olup olmayacağı sorusuna cevâb teşkil etmektedir. Mezheb imamları bu konuda ihtilâf etmişlerdir... Bâzıları bununla Kur'ân öğretme karşılığında ücret almanın cevâbına delîl getirmek istemişlerdir.
Bu hadîs, Buhârî'nîn Muslim'den ayrı olarak rivayet ettiği hadîslerdendir. Aslında İcâre Kitâbı'nda geçen Ebû Saîd el-Hudrî hadîsinin başka yoldan bir rivayetidir. Tirmizî ile îbn Mâce'nin rivayetlerinde bu seriyyenin otuz kişi olduğu, başkanlarının da Ebû Saîd olduğu ve onun tarafından hastaya duâ edildiği açıkça söylenmiştir.
Bu hadîs, Kur'ân karşılığında ücret almayı değil, duâ ile ma'nevî tedâvî karşılığında ücret şart kılmayı ifâde etmektedir. Hanefîler hadîsin son fıkrasını "Allah'ın Kitabı ile duâ mukaabili alınan ücret" diye te'vîl etmişlerdir..)

(Sevkânî, Neylu'l-evtâr, Mısır, e!-Bâbi'I-Halebi I391 (l971 ) V/325; Buhârî,N/121; el-Âynî, Umdetu'l-Kâr-î, Dâru'-Ihyai't-turâsi'l-Arabî (Tarihsiz ofset), XN/95.)

Burada karşılığında ücret almak câiz olan şey, Kur'ân okumak değil, rukye yapmaktır. (Sevkânî, age. V/326. )
Rukye'de Kur'ân'dan unsurlar bulunması, bu hükmü değiştirmez. (Aynî, age. Vll/96.) Ayrıca rukye tedavi için yapılır. Tedaviden ücret almak ise câizdir. (el-Cezîrî, el-Fıkh'u ‚ale'l-mezâhibi'I-erba'a, Mısır, l392 NI/l28.)

Kurtubî de; Rukyeden ücret almanın câiz olmasını, Kur'ân'dan ücret almanın cevazına delil kabul etmeyiz." diyor. (‚Aynî, age. Xll/96; Ibni Abidîn, Sifâ'ul-‚alîl, sf: 155, Raddu'l-Muhtâr, VI/57.)

Ebû Said el-Hudrî (radıyallahu anh) diyor ki:
Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Sahâbîlerinden bir topluluk, bir yolculuğa çıktılar. Nihayet bunlar Arab kabilelerinden bir kabile yanında konakladılar ve onlardan kendilerini misafir etmelerini istediler. Fakat o kabile halkı bunları konuk etmediler. Bu sırada o kabilenin lideri zehirli bir hayvan tarafından sokuldu. Kabile halkı harekete geçib her şeye başvurdular, fakat hastaya hiçbir şey fayda vermedi.
Bunun üzerine onlardan bazıları: “Şu sizin yakınınıza inmiş olan kafileye gitseniz, belki onların bazısının yanında bir şey, bir çare bulunabilir.” dediler.
Akabinde kabile halkı, Sahâbîlere geldiler ve “Ey cemaat! Liderimiz bir haşere tarafından sokuldu. Onun için her şeye koştuk, fakat ona hiçbir şey fayda vermedi. Sizden birinizin yanında buna bir çare var mıdır?” diye sordular.
Sahâbîlerden birisi: “Evet, bende var. Vallahi ben elbette dualarla tedavi ediciyim, fakat vallahi bizler sizden bizi misafir etmenizi istedik de sizler bizi müsafir etmediniz. Artık şimdi ben de bizim için bir ücret tayin etmedikçe size dua okuyup tedavi yapacak değilim” dedi.
Sonunda bir koyun sürüsü üzerine anlaştılar.
Ebû Said onlarla birlikte kabile başkanının yanına gitti, “el-Hamdu lillâhi Rabbil-âlemîn” sûresini okuyup adamın üzerine hafifçe tükürerek üflemeye başladı. Nihayetinde adam, sanki bağından çözülmüş gibi oldu, ileri geri yürümeye başladı. Kendisinde hiçbir aksaklık yoktu.
Ebû Said dedi ki: Kabile halkı, üzerinde anlaşmış oldukları ücreti Sahâbîlere ödediler.
Sahâbîlerden bazıları: “Bu koyunları taksim ediniz!” dediler.
Fakat dua yapan kimse: “Hayır, taksim etmeyiniz! Bizler Rasûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) gidelim, olan hadiseyi ona zikredelim de bakalım bizlere ne emredecek!” dedi.
İşin sonunda, sefere çıkan Sahâbîler, Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) huzuruna geldiler ve bu hususu kendisine zikrettiler.
Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) (Ebû Said’e hitaben): “Fatiha’nın bu kadar etkili bir dua ve tedavi olduğunu sana kim bildirdi? İyi ve doğru hareket etmişsiniz. Şimdi koyunları taksim ediniz ve bana da sizlerle birlikte bir pay ayırınız!” buyurdu.
(Buhârî, Tıb, bab. 33, 39, İcare, bab. 16; Muslim, Selam, bab. 65, 66, Hadis no: 2201; Ebû Dâvûd, Buyu, bab 37, Hadis no: 3418; Tirmizî, Tıb, bab. 20, Hadis no: 2064; İbni Mâce, Ticarât, bab, 7, Hadis no: 2156; Musned, İmam Ahmed, III, 10, 44)

Devam edecek inşeAllah


İlgili Konular:


Cinlerin İnsanlara Verdiği Rahatsızlık - Zarar ve Korunup Kurtulma Yolları
 
Abdulmuizz Fida Çevrimiçi

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
20- Cinleri insandan çıkarmak için rukye gerekiyorsa, rukyeye Kur’an’a uygun rukye, Furkan rukye, Kur’an terapisi gibi iddialı adlar vermekten çekinmez ve yapılan rukyeleri Kur’an ve Sünnete uygun, hatta unutulan sünnetin ihyâsı olarak görürsek; şu aşağıdaki hadislere ve görüşlere nasıl cevap verilebilir?
Resûl-i Ekrem: “Rukye yapan kişi mütevekkil değildir” buyurmuştur. (S. Buhârî Muhtasarı, Tecrid-i Sarih Tercemesi, D.İ.B. Y., c. 12, s. 88)

İmran İbn Husayn (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.): "Ümmetimden yetmişbin kişi (Mahşer' de) hesaba çekilmeden cennete girecektir!" buyurdular. Kendisine: "Ey Allah'ın Rasûlü! Bunlar kimlerdir?" diye soruldu. Şöyle buyurdu: "Onlar, kendilerini dağlatmayanlar, rukyeye başvurmayanlar, teşâüm'e (uğursuzluğa) inanmıyanlar ve Rabblerine tevekkül edenlerdir!" (Müslim, İman, 371, h. no: 218)

İbn Mes'ud (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s)'ı işittim, diyordu ki: "Rukyelerde, temîmelerde (muskalarda), tivelelerde (muhabbet muskası) bir nevi şirk vardır." Bunu işiten bir kadın atılarak, (İbn Mes'ud'a): "Böyle söylemeyin, benim gözüm ağrıyordu. Falan yahudiye gittim geldim. O bana rukye yaptı. Ağrım kesildi" dedi. Abdullah İbn Mes'ud tereddüt etmeden, "Bu (ağrı) şeytanın işiydi, o eliyle dürtüyordu, sana rukye yapılınca vazgeçti. Bu durumda sana Rasûlulullah (s.a.s.) gibi, şöyle söylemen kafidir: "Ezhibi'lbe’se Rabbe'nnâs eşfi ente'ş-Şâfi, Lâ şifâe illâ şifâuke, şifâen lâ yuğâdiru sakamen. (Ey insanların Rabbi, acıyı gider, şifa ver, sen Şâfisin. Senin şifandan başka bir şifa yoktur, hiçbir hastalık bırakmayan bir şifa istiyorum." (Ebû Dâvud, Tıbb 17, h. no: 3883)

Câbir (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.)'dan nüşre hakkında sorulmuştu: "O şeytan işidir!" buyurdu." (Ebû Dâvud, Tıbb 9, h. no: 3868)

(Nüşre rukye'nin bir çeşididir. İbnu’l-Esîr, bunu "Cin değmesine mâruz kaldığı sanılan kimsenin tedavisi için başvurulan bir rukye ve ilaç" olarak tarif eder ve bu rukyenin nüşre diye isimlenmesini, onunla kişiyi kapayıp örten hastalığın çözülüp dağıtıldığına (neşredildiğine) inanılması ile izah eder. Daha açık bir ifade ile nüşre, cine tutulduğu zannedilen kimsenin cinlerini dağıtmak için yapılan rukyeye denmektedir. Görüldüğü üzere bir sihir çeşididir. Nüşre denmesi de, hastalığın onunla dağıtılması, belanın onunla inkişaf ettirilip açılmasından dolayıdır.)

İsa İbn Hamza anlatıyor: "Abdullah İbn Ukeym (r.a.)'ın yanına girdim. Kendisinde kızıllık vardı. "Temîme (muska) takmıyor musun?" diye sordum. Bana şu cevabı verdi: "Bundan Allah'a sığınırım. Zira Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştu: "Kim bir şey takınırsa, ona havale edilir (şifâsız kalır, umduğuna eremez)." (Tirmizî, Tıbb 24, h. no: 2073)

Şâbi ile Katâde, Said b. Cübeyr ve diğer bir cemaate göre rukye mekruhtur. Mü’mine gereken Allah’a tevekkül ederek bunu yapmamaktır. Çünkü rukyenin Allah halketmedikçe bir zarar veya faydası yoktur. (Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, Ahmed Dâvudoğlu, Sönmez Neşriyat, c. 9, s. 629)

C 20- Rukye yapanların tanınmak için kendilerine verdikleri reklam isimlerini bahane ederek, Rukyeyi inkâra delil diye sunmanız gerçekten çok ucuz kalmış, yakışmamış size.
Birde rukyeyi reddeden hadisler diye sunduğunuz rivayetleri işinize geldiği gibi anlamaya çalışmanız da Hakk'ın ortaya çıkmasını istemeyen kişilerin başvurduğu tek yanlı cedel politikasıdır. Neden Rukyeyi yapan sahabeleri onaylayan hadisleri göremiyorsunuz, değinmiyor sunuz?
Üstelik Rukyenin yapılmasının câiz olmadığına dâir hadis diye koyduğunuz rivâyetlere incelemediğinizi söylemiyorum. İncelemişsinizdir ama bile bile Rukye'nin câiz olmayan gayr-ı meşru şekillerinden olan Cahiliyye uygulamalarını bugün sanki uygulayan mı var? Bunlara Rukyeyi savunanan ehl-i sunnet de karşıdır bunu bilesiniz!

Demişsiniz ki:

"Resûl-i Ekrem: “Rukye yapan kişi mütevekkil değildir” buyurmuştur. (S. Buhârî Muhtasarı, Tecrid-i Sarih Tercemesi, D.İ.B. Y., c. 12, s. 88)"

Orijinali şöyledir :
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: « مَنْ اكْتَوَى أَوْ اسْتَرْقَى فَقَدْ بَرِئَ مِنَ التَّوَكُّلِ » : وَفِي البَابِ عَنْ ابْنِ مَسْعُودٍ، وَابْنِ عَبَّاسٍ، وَعِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ: هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ​

Muğîre b. Şu’be (r.anh)’in babasından rivâyete göre,
Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim dağlanmak suretiyle tedavi olmaya çalışırsa ve muska taşıyarak tedavi olmak isterse Allah’a tevekkül etmekten uzaklaşmış demektir.”
(Tirmizi, Tıb, Bab 14, Hadis no: 2055; Ebû Dâvûd, Tıb: 17; İbn Mâce: Tıb: 39; Ahmed b. Hanbel, IV, 249, 251)
Tirmizî: Bu konuda İbn Mes’ûd, İbn Abbâs, İmrân b. Husayn’dan da hadis rivâyet edilmiştir. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir demiştir.


Dağlamak iki çeşittir:
1- Acemlerin pek çoğunun yaptığı gibi hastalığa yakalanmamak, hasta olmamak için sağlam birisini dağlamaktır. Onlar çocuklarını ve gençlerini kendilerinde hastalık olmadığı halde dağlarlar. Bu dağlamanın onların (çocukların) sıhhatini koruyacağını ve hastalıkları onlardan uzaklaştıracağını zannederler. Rasûlullah'ın (s.a.v.) ibtal ettiği ve hakkında, "Dağlanan tevekkül etmemiştir" dediği husus da budur. Çünkü o sıhhatli olduğu halde dağlanmak ve tabiatını ateşle korkutmakla kendisinden Allah'ın kaderini uzaklaştırabileceğini zannetmektedir. Eğer Allah'a tevekkül etmiş olsaydı, O'nun (c.c) kazasından insanı kurtaracak hiçbir şey olmadığını bilirdi ve sıhhatli olduğu halde tedavi olmaz ve hastalıktan kurtulmak için hastalık olmayan yeri dağlamazdı.
2- Yara iltihaplandığı ve kan akıb kesilmediği zaman yarayı dağlama, karında ve bedende su toplandığı zaman damarların dağlanması da böyledir. İşte Rasûlullah'ın, "Muhakkak onda şifa vardır" dediği dağlama budur. (Rasulullah) Es'ad b. Zurâre'yi, boynunda hissettiği bir hastalıktan dolayı dağlamıştır. Bu ise birici gibi değildir. Çünkü hastalığa yakalanınca tedavi olan bir kimseye "tevekkül etmemiştir" denilemez.

Halbuki Rasûlullah (s.a.v.) tedavi olunmasını emretmiş ve, "Her hastalığın ilacı vardır" (Buharî, Tıb 1; Ahmed b. Hanbel, I, 377, 413, III, 156, IV, 278) buyurmuştur. İlaç mutlaka şifa vereceğinden değil, sadece bu ilaç ile Allah'ın kendisine afiyet vermesi umularak içilir. Çünkü Allahu Teâlâ herşey için bir sebeb kılmıştır." (İbn Kuleybe, Hadis Mudafaası, 432-434)

Rukyenin bazı sahih rivayetlerde uygun görülmesi (Fethu’l_Bari, 10/201), -burada olduğu gibi- diğer bazı rivayetlerde hoş karşılanmaması gösteriyor ki, herhangi bir tedavi şeklinin faydalı olub olmadığına bakılır. Eğer gerçekten bir faydası varsa o ilaç veya rukye veya key (dağlama metodu) kullanılabilir. Faydasız ise kullanılması uygun değildir. Bununla beraber, rukye veya herhangi bir tedavi şeklinde eğer kişi şifayı Allah’a vermeyip, ilaç gibi sebeblere verirse bu şirk olur. (Fethu’l-Bari, 10/139)
Munavi’ye göre, rukyenin mekruh görülmesi, kişinin Allah’a değil, rukyeye itimat etmesi durumuna bağlıdır. (Tuhfetu’l-Ahvezi, 6/179)
İbnu’l-Esir el-Cezeri’ye göre, mekruh sayılan rukyeden maksad, yapılan rukyenin mutlaka şifa olacağına itimat etmek, Allah’ın Arabca olan isim ve sıfatları yerine, önceki kitaplarda geçen ve Arabca olmayan dolayısıyla manası bilinmeyen bazı şeyleri yazma veya okumaya yöneliktir. (Tuhfetu’l-Ahvezi, 6/182)


Bu konuda âlimlerce verilen izahlardan şu netice alınır:
Dağlamanın yasak olduğu durumlar:

1- Dağlamaktan başka tedavi mümkün iken,
2- Dağlamak tehlikeli iken,
3- Şifayı Allah'dan değil de dağlamaktan beklerken,
4- Sağlıklı olduğu halde hastalanmamak için ve bir tedbir mahiyetinde olmak üzere dağlamak.


Yukarıdaki maddelerde yazılı durumlarda dağlamak da dağlanmak da yani kişinin kendi nefsini dağlaması veya başkasını dağlaması yasaktır, yani mekruhtur. Hastalıktan kurtulmanın başka çaresi görülmüyorsa zaruret halinde ve son çare olarak dağlama yoluna gidebilir. (Hatiboğlu Haydar, Sünen-i İbn Mâce Tercemesi ve Şerhi, IX, 251-252)


- Rukye yapılmasına reddiye olarak verdiğiniz ikinci hadis ise kendi aleyhinizedir. o hadis de şudur :

"İmran İbn Husayn (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.): "Ümmetimden yetmişbin kişi (Mahşer' de) hesaba çekilmeden cennete girecektir!" buyurdular. Kendisine: "Ey Allah'ın Rasûlü! Bunlar kimlerdir?" diye soruldu. Şöyle buyurdu: "Onlar, kendilerini dağlatmayanlar, rukyeye başvurmayanlar, teşâüm'e (uğursuzluğa) inanmıyanlar ve Rabblerine tevekkül edenlerdir!" (Müslim, İman, 371, Hadis no: 218)"

Bu hadise göre Rasulullahın ummetinden yetmişbin kişi hariç (hesaba çekilerek) Cennete girenler Rukyenin meşru olanını yapıp - yaptırmışlardır!

- Rukye yapılmasına reddiye olarak verdiğiniz üçüncü hadis ise Rukyenin câiz olmayan muska şekilleriyle (Temime, Tivele) alakalıdır. Bu türleri Rukyeyi savunan Ehl-i sunnet ulema da reddetmektedir . Verdiğiniz hadis şudur :
"İbn Mes'ud (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s)'ı işittim, diyordu ki: "Rukyelerde, temîmelerde (muskalarda), tivelelerde (muhabbet muskası) bir nevi şirk vardır." Bunu işiten bir kadın atılarak, (İbn Mes'ud'a): "Böyle söylemeyin, benim gözüm ağrıyordu. Falan yahudiye gittim geldim. O bana rukye yaptı. Ağrım kesildi" dedi. Abdullah İbn Mes'ud tereddüt etmeden, "Bu (ağrı) şeytanın işiydi, o eliyle dürtüyordu, sana rukye yapılınca vazgeçti. Bu durumda sana Rasûlulullah (s.a.s.) gibi, şöyle söylemen kafidir: "Ezhibi'lbe’se Rabbe'nnâs eşfi ente'ş-Şâfi, Lâ şifâe illâ şifâuke, şifâen lâ yuğâdiru sakamen. (Ey insanların Rabbi, acıyı gider, şifa ver, sen Şâfisin. Senin şifandan başka bir şifa yoktur, hiçbir hastalık bırakmayan bir şifa istiyorum." (Ebû Dâvud, Tıbb 17, h. no: 3883)"

Temime zaten câiz değildir.
Temime (Muska): Nazar değmesin diye takılan nazarlık, boncuk, kemik muska ve tılsım gibi nazarı (göz değmesini) savması için asılan şeylere denir.

Hamza (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:
“Ben, Abdullah bin Ukeym (Radiyallahu Anh)’ın yanına girdiğimde yüzünde bir kızıllık vardı.
Bunun üzerine kendisine: Temime (muska) takmaz mısın? dedim.
Bunun üzerine Abdullah bin Ukeym (Radiyallahu Anh) bana: Temimeden (muskadan) Allah’a sığınırız! Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Kim, (kendisine fayda verdiğine veya kendisinden zararı giderdiğine inanarak muska, nazarlık ve buna benzer) bir şey takarsa, Allah onu o taktığı şeyle başbaşa bırakır!’ buyurdu.”
(Ahmed bin Hanbel, Musned, Tirmizi 2152, Hakim)
Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:
“Her kim, (kendisine bir fayda verdiğine veya kendisinden bir zararı giderdiğine inanarak muska, nazarlık ve buna benzer) bir şey takarsa, taktığı o şeyle baş başa bırakılır."
(Tirmizî; hadis no: 2072; Ahmed; hadis no: 18736; Şuayb el-Arnaût, Câmiu'l-Usul; c: 7, sf: 575'te 'hadis, hasendir', demiştir)


وعن ابن مسعود رضي الله عنه قال: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: "إن الرقى والتمائم والتولة شرك" رواه أحمد وأبو داود.​
İbn Mes'ûd «Radiyallahu anh şöyle anlatmaktadır:
"Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu işittim: «Rukye, temâim (muska) ve tivele Şirktir.»
(Ahmed, 1/381; Ebû Dâvûd, 3883; İbn Mâce, 3530; Hâkim -sahih diyerek, 4418; Zehebî de ona muvafakat etmiştir. Ebu Ya'la, 5208; Taberânî, el-Kebîr, 10/213; Beyhaki, 9/350)
Tivele (muhabbet muskası): Kadın ile erkeğin birbirlerini sevmesini sağlamak amacıyla yapılan bir tür büyüdür.
Tivele de haramdır. Tivelenin haramlığı; Allahu teâlânın takdîrinin ve dilediğinin aksini yapabileceğine inanıldığından dolayıdır. (İbnu'l Esîr)
Kadının tivele yapması bir çeşit sihirbazlıktır. Sihir ise haramdır. (İbn-i Vehbân)
Kadının yapmış olduğu rukye, âyetlerin ve Rasûlullah'dan gelen duâların yazılması değil de; bunlardan başka şeyler de orada yazılır veya okunursa, o tivele sihir hükmünde olur. (İbn-i Âbidîn)

 
E Çevrimdışı

Ebu SILA

İslam-tr Mudâvimi
İslam-TR Üyesi
Ahmed Kalkan bey hadis inkarı adetine aynen devam ediyor. Aşağıdaki yazıyı da bir kaç gün önce paylaşmış.
Fasit ve art niyetli kıyası ile de komik duruma düşmüştür.!
Keşke böyle lafı dolandırmadan taklalar atmadan mertçe hadisleri inkar ettiğini söyleseydi.!

İNSANLARA MUSALLAT OLAN CİNLERİ ÇIKARDIĞINI İDDİA EDENLER! HAYDİ, İŞBAŞINA! KORONA İNSANLARA MUSALLAT OLDU
İnsanlara musallat olup içlerine girdiğini iddia ettikleri cinleri, insan bedeninden çıkardıklarını iddia eden, bunu rukyecilik adına yapan cincilere, üfürükçülere çağrı yapıyorum: Madem sizde öyle bir ilim, öyle bir güç var; bunu bize ispatlamanız için işte önemli bir fırsat… Korona virüsten kurtulmak için dünya ülkeleri milyar dolarlar hazırlıyor ve harcıyorlar. Okuyup üfleyerek, muska yazıp uğraşarak aldığınız paranın milyonlarca katı para kazanmak istiyorsanız, tam size uygun zamanlar…
Haydi, insanın içine girip gerçekten musallat olan şu virüsleri insan bedeninden çıkarın da insanlığa büyük hizmet etmiş ve size inanmayanları da iknâ etmiş olun. Gücünüz yetmiyorsa, “cinler insanlara musallat oluyor, ben de onları insan içinden çıkarıyorum” deyip insanları kandırmayın!
“Ben cin çıkarıyorum, virüs değil” demeye de kalkmayın! “Cin”, gözle görülmeyen canlı varlık; “ins”in (insan) mukabili demektir. Ve nice hadiste de, gözle görülmeyen küçük varlıklara (mikroplara) cin denilmiştir.
Rukyeciler, üfürükçüler! Haydi, ne duruyorsunuz, madem öyle kabiliyetiniz var, çıkarın da görelim şu insanlara musallat olan Korona virüs adlı cinleri.
 
Abdulmuizz Fida Çevrimiçi

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Ahmed Kalkan bey hadis inkarı adetine aynen devam ediyor. Aşağıdaki yazıyı da bir kaç gün önce paylaşmış.
Fasit ve art niyetli kıyası ile de komik duruma düşmüştür.!
Keşke böyle lafı dolandırmadan taklalar atmadan mertçe hadisleri inkar ettiğini söyleseydi.!

İNSANLARA MUSALLAT OLAN CİNLERİ ÇIKARDIĞINI İDDİA EDENLER! HAYDİ, İŞBAŞINA! KORONA İNSANLARA MUSALLAT OLDU
İnsanlara musallat olup içlerine girdiğini iddia ettikleri cinleri, insan bedeninden çıkardıklarını iddia eden, bunu rukyecilik adına yapan cincilere, üfürükçülere çağrı yapıyorum: Madem sizde öyle bir ilim, öyle bir güç var; bunu bize ispatlamanız için işte önemli bir fırsat… Korona virüsten kurtulmak için dünya ülkeleri milyar dolarlar hazırlıyor ve harcıyorlar. Okuyup üfleyerek, muska yazıp uğraşarak aldığınız paranın milyonlarca katı para kazanmak istiyorsanız, tam size uygun zamanlar…
Haydi, insanın içine girip gerçekten musallat olan şu virüsleri insan bedeninden çıkarın da insanlığa büyük hizmet etmiş ve size inanmayanları da iknâ etmiş olun. Gücünüz yetmiyorsa, “cinler insanlara musallat oluyor, ben de onları insan içinden çıkarıyorum” deyip insanları kandırmayın!
“Ben cin çıkarıyorum, virüs değil” demeye de kalkmayın! “Cin”, gözle görülmeyen canlı varlık; “ins”in (insan) mukabili demektir. Ve nice hadiste de, gözle görülmeyen küçük varlıklara (mikroplara) cin denilmiştir.
Rukyeciler, üfürükçüler! Haydi, ne duruyorsunuz, madem öyle kabiliyetiniz var, çıkarın da görelim şu insanlara musallat olan Korona virüs adlı cinleri.
Bu yazıyı ben de gördüm, doğruuğunu teyit edebilmek için yazısının orijinalini görmek istedim face ve twitte aradım bulamadım. Bulursanız linkini de eklerseniz ona göre bir bakalım inşeAllah
 
E Çevrimdışı

Ebu SILA

İslam-tr Mudâvimi
İslam-TR Üyesi

Buradan bakın hocam. Sayfasında var.
 
Abdulmuizz Fida Çevrimiçi

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Mâalesef kronik hastalığı tekrar nüksetmiş.
Geçen sene, önce sahih hadis inkarcılığı sebebiyle sıkıştırıldığı sosyal medyayı bıraktığını açıklayıp piyasadan kaybolmuştu fakat görüyorum ki korona puslu havasında tekrar zehrini kusma ihtiyacı görmüş.
Bilmiyorum Koronaya yakalansa Cinlerin insan vücuduna gireceğine iman edebilecek midir? Ne saçma mantıkla çocuk gibi kıyaslamalarda bulunuyor acıdım trajedisine şahsen. Koronadan önce beyin / kalb'ine bulaşan virüsten kurtulması ve korunması gerekir!
 
Geri
Üst Ana Sayfa Alt