Allah Azze ve Celle'nin Nuzulü

Ehli_Hadis

Aktif Üye
İslam-TR Üyesi
Nitekim Sahihayn’da ve başka eserlerde Nebî s a.v’in şöyle buyurduğu sabit olmuştur:

( يَنْزِلُ رَبُّنَا I كُلَّ لَيْلَةٍ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا حِينَ يَبْقَى ثُلُثُ اللَّيْلِ اْلآخِرُ يَقُولُ مَنْ يَدْعُونِي فَأَسْتَجِيبَ لَهُ مَنْ يَسْأَلُنِي فَأُعْطِيَهُ مَنْ يَسْتَغْفِرُنِي فَأَغْفِرَ لَهُحتى يطلع الفجر. )

“Rabbimiz her gece, gecenin son üçte birinde dünya semasına iner ve şöyle buyurur:

‘Bana dua edene icabet ederim, benden isteyene veririm, benden bağışlanmayı dileyeni bağışlarım’ bu, fecir doğana kadar böyle devam eder.” Buhârî, (7494) ve Müslim, (758).

﴿ اَلنُّزُولُ (أي نُزُول الْحَقِّ تَعَالَى) فِي كُلِّ لَيْلَةٍ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا ﴾

“Yüce Allah’ın, her gece dünya semasına inmesi”

Bu hadis, bir çok yollardan rivayet edilmiştir:
1.Ebu Hureyre,Hz. Peygamber (s.a.v)’den
Tirmizî (ö. 279/892) der ki: “Bu konuda şu yollardan da hadis gelmiştir:
2.Hz. Ali
3.Ebu Saîd el-Hudrî
4.Rifâa el-Cühenî
5.Cübeyr b. Mut’im
6.Abdullah ibn Mes’ud
7.Ebu’d-Derdâ’
8.Osman ibnu’l-Âs
(Aynî) “Umdetu’l-Kârî”de der ki: “(Derim ki Bu konuda ayrıca şu yollardan da hadis gelmiştir:
9.Câbir b. Abdullah
10.Ubâde ibnu’s-Sâmit
11.Ukbe b. Âmir
12.Amr b. Abese
13.Ebu’l-Hattâb
14.Hz. Ebu Bekr
15.Enes b. Mâlik
16.Ebu Musa el-Eş’arî
17.Muâz b. Cebel
18.Ebu Sa’lebe el-Huşenî
19.Hz. Aişe
20.Abdullah ibn Abbâs
21.Nevvâs b. Sem’ân
22.Ümmü Seleme
23.Abdulhumeyd b. Yezîd ibn Seleme’ nin atası”

Daha sonra da bunların rivayet ettikleri hadisleri ve Ebu’l-Hattâb’a varıncaya kadar bu hadisleri tahric eden kimseleri de nakletmiştir. Bu konuda daha geniş bilgi için Aynî (ö. 855/1451)’nin bu kitabına bakabilirsiniz.

Ayrıca Ebu’ş-Şeyh İbn Hayyân (ö. 369/979)’ın “Kitâbu’s-Sünne” adlı kitabında Ebu Zür’a’nın şöyle söylediği nakledilmiştir:

“Allah’ın, her gece dünya semasına inmesi ile ilgili Resulullah (s.a.v)’den gelen hadisler, mütevatirdir. Bu hadisleri, Resulullah (s.a.v)’in sahabilerinden bir çoğu rivayet etmiştir. Bize göre, bu hadisler, sıhhatli ve kuvvetli bir durumdadır.”

Sehavî (ö. 902/1496)’nin “Fethu’l-muğîs”inde geçtiği üzere; bazıları, bu hadisi mütevatir hadisler içerisinde saymıştır.

(İbn Abdilhâdî) “Sârimu’l-münekkî”de aynen şöyle der: “(Yüce Allah’ın, her gece dünya semasına) inmesi ile ilgili Resulullah (s.a.v)’den gelen hadis, mütevatirdir.

Osman ibn Saîd ed-Dârimî dedi ki: ‘Bu hadis, Cehmiyye fırkasını en çok kızdıran bir hadistir.’
Ebu Ömer ibn Abdilberr’de dedi ki: ‘Bu hadis, nakil yönünden sağlam ve senedi sahih bir hadistir. Hadisçiler, bu hadisin sıhhatli oluşu hususunda ihtilafa düşmemişlerdir.’”

Buhârî, Tevhid 35, Teheccüd 14, Da’vât 13; Müslim, Salatu’l-müsâfirîn 168 (758); Tirmizî, Da’vât 80 (3493); Ebu Dâvud, Salât 311 (1315)

Cehmiyye: İslam aleminde ilk ortaya çıkan fırkalardan biridir. Muattıla ve Cebriye-i Hâlisa adlarıyla da anılır. Bazılarınca zındıklardan sayılmışlardır. Kurucusu, Cehm b. Safvân’dır.

Cehmiyye, Allah’ı tenzih maksadıyla nasları ifade ettiği manaları aşacak derecede tevile gitmesi, dini konularda tek başına yeterli olmayan aklı nassa tercih etmesi ve dolayısıyla Hz. Peygamber (s.a.v) döneminden itibaren akaid sahasında devam eden saflık ve berraklığı bozması, özellikle de Sünnete bağlı selef alimleri arasında şiddetli tepkilere yol açmış, hatta İslam fırkaları dışında sayılmasına sebep olmuştur.


(1)-Ebu Hüreyre (r.a) rivayet ettiğine göre Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur.

Kıyamet günü olacağında Rabbimiz kullara iner .

(*)-Bunu Tirmizi (II/61) İbn Huzeyme (vr.250/2) Hakim (I/418) de bir başka yoldan Ebu Hureyre,den gelen bir hadis olarak rivayet etmiş ve sahih olduğunu belirtmiştir.

(2)-İbn Mes,ud,un rivayet ettiği hadise göre Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu.

Allah öncekileri de sonrakileri de vadesi belli bir gün için kırk yıl süre bir arada bulunduracak .Gözleri semaya dikilmiş nihai ve ayırt edici hükmün verilmesini bekleyecekler.

Yüce Allah buluttan gölgeler içerisinde Arştan Kürsi,ye inecek….Hadis devam ediyor uzunca…..

(*)-Zehebi el-Uluvda .138 de hasendir demiştir.Hadisin senedi dediği gibi hatta daha yüksek bir mertebededir..Hadisi aralarında Abdullah b.Ahmed,in de bulunduğu tahric eden bir topluluktan gelen bir yolla muhtasar olarak zikretmiş bulunmaktadır.Daha sonra da bu hadisi bundan daha eksiksiz bir şekilde bütünüyle İbn Mes,ud,a kadar muttasıl senedi ile de rivayet etmiştir.Hadisi bütünüyle Abdullah b.Ahmed es-Sünne (s.177) de rivayet etmiştir.Müellif de el-Arba,in adlı eserinde(186/a) bu sahih bir hadistir demektedir.

3-İbn Abbas,tan Kıyamet kopmadan az önce bir münadi şöyle seslenecektir.

İşte kıyamet size geliyor –bu sesi hayatta olanlar da ölüler de işitir-Sonra Allah dünya semasına iner.

(*)-Hadisi İbnu-l-Mübarek rivayet etmiştir ravileri sikadır.Bu hadisi musannıf İbnü-l-Mübarek,in Süleyman et-Teymi,den onun Ebü Narda,dan onun İbn Abbas,tan diye naklettiği bir rivayet olarak kaydetmiştir.Bu Müslim,in şartına uygun sahih bir sendir.(el-Uluvv li-l-Aliyyi-l-Azim (155/94)

(4)-Ubeyd b.Umeyr,in hadisi.Dedi ki : Aziz ve Celil olan Rabbimiz gece yarısında dünya semasına inerek şöyle buyuruyor.Benden dileği olan var mı.Ona vereyim Benden mağfiret diyelen varmı Günahını bağışlayayım Nihayet fecir vakti gelince Aziz ve Celil olan Rab yükselir.

(*)-Bu Ahmed,in oğlu Abdullah kendi tasnifi olan er-Reddu ale,l-Cehmiyye adlı eserinde rivayet etmektedir.Ayrcıva Hafız Zehebi bunu el-Uluvv li-l-Aliyyi-l-Azim,de rivayet etmektedir (156/99)

(5)-İmam Şafi-i (150-204)

Şeyhül-İslam Ebu,l-Hasen el-Hikari ile Hafız Ebu Muhammed el-Makdisi,Ebu Sevr Şuayb,a kadar ulaşan senetleriyle,her ikisi de hadisin büyük destekçisi İmam Muhammed b.İdris eş-Şafi,i rahımullah,dan şöyle dediğini rivayet etmektedir.

Benim izlediğim ve Süfyan,Malik ve buna benzer gördüğüm kimselerin izledikleri sünnete dair söylenecek söz Allah,tan başka hiçbir ilah olmadığına Muhammed,in Allah,ın Rasülü olduğuna şahadeti Allah,ın seması ve Arşı üzerinde bulunduğuna,yaratıklarına dilediği şekilde yakınlaşıp dünya semasına nasıl dilerse öylece ineceğine dair ikrarda bulunup kabul etmektir.deyip itikada dair diğer hususları zikretmiştir (el-Uluvv li,l-Aliyyi-l-Azim (202/196)

(6)-Horasan Alimi İshak b.Ruhuye (166/238)

İbrahim b.Ebi Talib dedi ki : Ben Ahmed b.Said er-Ribati,yi şöyle derken dinledim : Ben İbn Tahir,in meclisinde hazır bulundum.İshak da bulundu.Ona nüzül hadisi hakkında o hadis sahih midir diye soruldu.O evet dedi.

Komutanlardan birisi ona :

Nasıl iner diye sordu :

İshak : Sen bunu kabul etki sana nüzülü niteleyeyim.

Adam : Ben onu yukarda kabul ediyorum.

Bu sefer İshak şu cevabı verdi : Allah : Melekler saf saf dizilmiş beklerken Rabbin geldiği vakit buyurmaktadır.

Bu sefer İbn Tahir Ey Ebü Yakub bu kıyamet gününde olacaktır deyince.

İshak : Kıyamet günü gelecek olanı bugün gelmekten alıkoyan nedir cevabını verdi.

(*)-Bu sahih bir senettir.er-Bibati de Buhari,nin hocalarından sika birisi olup 246 yılında vefat etmiştir.Bu rivayeti es-Sabüni Akidetü,s-Selef (1/113,el-Mecmua,atul-l-Muniriyye de rivayet etmiştir.

Sahih Müslimde Gelen Nuzül Hadisleri :



) باب الترغيب في الدعاء والذكر في آخر الليل والإجابة فيه




Gecenin Sonunda Zikir ve Duaya Teşvik ve O Zamandaki İcabet Babı

حدثنا يحيى بن يحيى. قال: قرأت على مالك عن ابن شهاب، عن أبي عبدالله الأغر. وعن أبي سلمة بن عبدالرحمن عن أبي هريرة؛ أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال:
"ينزل ربنا تبارك وتعالى كل ليلة إلى السماء الدنيا. حين يبقى ثلث الليل الآخر. فيقول: من يدعوني فأستجيب له! ومن يسألني فأعطيه! ومن يستغفرني فأغفر له!".


1-Bize, Yafaya b. Yafaya rivayet etti. Dedi ki: Mâlik'e, İb-ni Şihâb'dan duyduğum, onun da Ebû Abdillâh El-Egarr ile Ebû Seleme-te'bni Abdirrahmân'dan, onların da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet ettikleri şu hadîsi okudum: Resûlüllah (Sallallohü Aleyhi ve Selle m) şöyle bu*yurmuşlar :

«Rabb'ımız Tebâreke ve Teâlâ Hazretleri her gece, gecenin son üçte biri kaldığında alt semâya nüzul eder de: Hani bana duâ eden, onun duasını kabul edeyim! Hani benden istek isteyen, istediğini vereyim! Hani benden mağfiret dileyen, onu mağfiret edeyim! buyurur.»

وحدثنا قتيبة بن سعيد. حدثنا يعقوب (وهو ابن عبدالرحمن القاري) عن سهيل بن أبي صالح، عن أبيه، عن أبي هريرة، عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال:
"ينزل الله إلى السماء الدنيا كل ليلة. حين يمضي ثلث الليل الأول. فيقول: أنا الملك. أنا الملك. من ذا الذي يدعوني فأستجيب له! من ذا الذي يسألني فأعطيه! من ذا الذي يستغفرني فأغفر له! فلا يزال كذلك حتى يضيء الفجر".


2-Bize, Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ya'kûb -ki İbni Abdirrahmân-ı Kaarî'dir- Süheyl b. Ebî Sâlih'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti ki, şöyle buyurmuşlar:

«Allah her gece, gecenin ilk üçte biri geçtiğinde alt semâya nüzul eder de; Melik ancak ben'im! Melik ancak benim... Var mı bana duâ eden, onun duasını kabul eyleyeyim! Var mı benden isteyen; istediğini vereyim; Var mı ben*den mağfiret dileyen, onu affedeyim! buyurur. Ve (bu hâl) tâ tanyeri ağı-rıncaya kadar böylece devam eder.»

حدثنا إسحاق بن منصور. أخبرنا أبو المغيرة. حدثنا الأوزاعي. حدثنا يحيى. حدثنا أبو سلمة بن عبدالرحمن عن أبي هريرة. قال:
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم "إذا مضى شطر الليل، أو ثلثاه، ينزل الله تبارك وتعالى إلى السماء الدنيا. فيقول: هل من سائل يعطي! هل من داع يستجاب له! هل من مستغفر يغفر له! حتى ينفجر الصبح


3-Bize, îshâk b. Mansûr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû'I-Mugîre haber verdi. (Dedi ki) : Bize, Evzâî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ebû Selemete'bnü Abdirahmân, Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)


«Gecenin yarısı yahut üçte ikisi geçtiği zaman Allah Tebâreke ve Teâlâ alt semâya nüzul eder de: Var mı isteyen? kendisine verilecek! Duâ eden var mı? duası kabul edilecek! İstiğfarda bulunan var mı? kendisine mağ-firet olunacakdır! buyurur. (Bu) tâ sabah aydınlayıncaya kadar (böyle de*vam eder.)» buyurdular.

حدثني حجاج بن الشاعر. حدثنا محاضر أبو المورع. حدثنا سعد بن سعيد. قال:
أخبرني ابن مرجانة. قال: سمعت أبا هريرة يقول: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم "ينزل الله في السماء الدنيا لشطر الليل، أو لثلث الليل الآخر، فيقول: من يدعوني فأستجيب له! أو يسألني فأعطيه! ثم يقول: من يقرض غير عديم ولا ظلوم!".
(قال مسلم) ابن مرجانة هو سعيد بن عبدالله. ومرجانة أمه.

4-Bana, Haccâc b. Şâir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Ebû'l -Müverri' Muhâdır rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, Sa'd b. Saîd ri*vayet etti. Dedi kî: Bana, İbnî Mercâne haber verdi. Dedi ki : Ebû Hüreyre'yi şunu söylerken işittim: Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Allah gece yarısı yahut gecenin son üçte birinde alt semâya nüzul ederek : Bana kim duâ eder ki, ona icabet edeyim yahut benden kim bir şey diler ki, ona vereyim; buyurur. Sonra yoksul ve zâlim olmayan (Allah)'a kim ödünç verecek! der.» buyurdular.

Müslim der ki: İbni Mercâne, Saîd b. Abdîllâh'dir. Mercâne, Saîd'in annesidîr.

Bize, Hârûn b. Saîd el-Eylî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize, İbni Vehb rivayet etti. Dedi ki: Bana, Süleyman b. Bilâl, Sa'd b. Saîd'den bu isnâdla haber verdi; şunu da ziyâde etti: «Sonra Allah Tebâreke ve Teâlâ iki yedini yayarak yoksul ve zâlim olmayana kim ödünç verecek; der.»

حدثنا عثمان وأبو بكر ابنا أبي شيبة وإسحاق بن إبراهيم الحنظلي (واللفظ لابني أبي شيبة) (قال إسحاق: أخبرنا. وقال الآخران: حدثنا جرير) عن منصور، عن أبي إسحاق، عن الأغر أبي مسلم. يرويه عن أبي سعيد وأبي هريرة. قالا:
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم "إن الله يمهل. حتى إذا ذهب ثلث الليل نزل إلى السماء الدنيا. فيقول: هل من مستغفر! هل من تائب! هل من سائل! هل من داع! حتى ينفجر الفجر".

5-Bize, Ebû Şeybe'nin iki oğlu Osman ve Ebû Bekr ile İs-hâk b. İbrahim El - Hanzalî rivayet ettiler. Lâfız Ebû Şeybe oğullarının-dır. İshâk (bize haber verdi.) tâbirini kullandı, ötekiler: Bize, Cerîr, Man-sûr'dan, o da Ebû Ishâk'dan, o da Ebû Müslim-i Egarr'daiı, o da Ebû Saîd ile Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti; dediler. Ebû Saîd ile Ebû Hü-reyre şöyle demişler: Resûlüliah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :


«Şüphesiz ki Allah mühlet verir. Tâ ki gecenin ilk üçte biri gittiği vakit alt semâya nüzul buyurarak : Var mı istiğfar eden! Var mı tevbe eyleyen! Var mı isteyen! Var mı duada bulunan! der. (Bu) tâ fecir aydın*layın caya kadar (böyle devam eder.)» buyurdular.

Osman ibn Saîd ed-Dârimî dedi ki: ‘Bu hadis, Cehmiyye fırkasını en çok kızdıran bir hadistir.’

Mu'tezile 'den İbrâhîm b. Salih ile hadîs ulemâ*sından İshâk b. Râhuye arasında bu husûsda münâkaşa geçtiği rivayet olunur. Bu münâkaşayı İshâk b. Râhuye şöyle anlat-mışdır:

«Emîr Abdullah b. Tâhir'in meclisi beni şu bid'atçı yâni İbrâim b. Salih ile bir araya getirdi. Emîr, Allah'ın nüzulüne dâir malûmat istedi. Ben de buna dâir haberleri kendisine sayıp döktüm. Bunun üzerine İbrahim: Ben bir semâdan bir semâya inen Allah'a küfrediyorum! dedi.İbrahim: Ben cevaben: İshâk b. Râhuye: Ben de dilediğini yapan Allah'a îmân ediyorum! dedim. Neticede emîr Abdullah benim sözümü kabul; İbrahim inkini reddetti.»

Aynî, İshâk'ın bu sözünü aynen Fudayl b. Iyâd 'dan aldığını söylüyor. Fudayl b. İyâd: «Cehmîler 'den biri: Ben, aşağı inen ve yukarı çıkan Allah'a inanmıyorum; derse, Ben de: Ben dilediğini yapan Allah'a îmân ediyorum; cevâbını veririm.» dermiş.

Bunu îbni Hibbân'ın babası «Kitâbu's-Sünne» adlı eserinde nakletmiş ve yine ayni eserde Ebû Zür'a 'nın. şunları söylediğini bildirmişdir:

«Bu hadîsler, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den tevâtüren sa*bit olmuşdur. (Allah, her gece alt semâya nüzul eder.) Bunu, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in ashabından birçokları rivayet etmişlerdir. Böyle hadisler bizce sahih ve kavidirler. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Allah Teâlâ'nın nüzul buyurduğunu söylemiş; fakat bunun nasıl olduğunu anlatmamışdır. Binâenaleyh biz de (Allah alt semâya iner; de*riz; fakat nasıl indiğinden bahsetmeyiz.) >

Ebû Muhammed b. Ahmed El-Müzenî nin: «Al*lah'ın indiğini bildiren hadîs Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den sa-hîh yollarla sabit olmuş, Kur'ân-i Kerîm'de de bunu tasdik eden şu âyet nazil olmuşdur:

Rabbim ve melekler de saff saff olarak geldikleri vakit ,..Sûre-i fecr, âyet: 22 » dediğini Beyhakî «Kitâbu'I-Esmâ» sında rivayet etmişdir.

Cumhûr-u ulemâ bu husûsda en aşikâr ve salim olan yolu tutarak müteşâbih âyet ve hadîsleri olduğu gibi kabul etmiş; onlara îmân ile Allah Teâlâ'yı mahlûkatına benzemekden, ona keyfiyyet ve isbâtından tenzih eylemişlerdir.

Zührî, Evzâî, İbnü'l-Mubârek, Mekhûl, Süf-yân-ı Sevrî, Süfyân b, Uyeyne, Leys b. Sa'd, Hammâd b. Seleme ile imamlardan Ebû Hanîfe, Mâlik, Şafiî ve Ahmed b. Hanbel hazerâtının kavilleri de budur.

İmam Ebu Hanife, Allah Teâlâ'nın alt semâya nasıl indiği sorul*muş, Ebu Hanife: «Keyfiyyetsiz olarak inmişdir.» cevâbını vermişdir.

Hattâbî diyor ki: «Bu hadîs, sıfat hadîslerindendir. Se1ef'in bu husûsdaki mezhebi Allah'ın sıfatlarına îmân etmek, o sıfatları zahirî mânâları üzerine bırakmak ve Allah Teâlâ'dan keyfiyeti nefyetmekdir...»

İstidrad/Ebu Muaz


Burada münker bir rivayete dikkat çekmek gerekir:

Bunu Nesai, Amelu’l-Yevme ve’l-Leyle’de (482) İbrahim b. Yakub – Ömer b. Hafs b. Gıyas – Babası – el-A’meş – Ebu İshak – Ebu Muslim el-Egar – Ebu Hureyre ve Ebu Said radıyallahu anhuma isnadıyla rivayet etmişlerdir. Bu rivayetteki lafza göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:



إن الله عز و جل يمهل حتى يمضي شطر الليل الأول ثم يامر مناديا ينادي يقول هل من داع يستجاب له هل ( من ) مستغفر يغفر له هل من سائل يعطى
“Muhakkak ki Allah gecenin ilk yarısı geçinceye kadar mühlet verir. Sonra bir münadiye şöyle demesini emreder: “Dua eden yok mu? İcabet edeyim, bağışlanma dileyen yok mu? Bağışlayayım. İsteyen yok mu? Vereyim.”

Hadisin isnadının sahihayn ricalinden oluşmasından dolayı, zahiri sahih gibi görünse de, zayıflık vardır. İbn Hacer Takrib’de Ömer b. Hafs b. Gıyas hakkında: “Bazen yanılırdı” demiştir. Hafs b. Gıyas hakkında da: “Güvenilir, fakih. Lakin ömrünün sonlarında hafızası zayıfladı” demiştir. Et-Tehzib’de de Hafs hakkında: “Çok karıştırmaya başlamıştır. Bunlardan biri de el-Ameş’ten rivayetidir.” Der.

Nitekim Ebu Muslim el-Egar’dan bu hadisi rivayet eden diğer raviler:

إن الله عز وجل يمهل ، حتى إذا ذهب ثلث الليل الأول ؛ نزل إلى السماء الدنيا
“Muhakkak ki Allah gecenin ilk üçte biri geçinceye kadar mühlet verir. Dünya semasına iner…” lafzıyla rivayet etmişlerdir.* Bu ravilerin hiçbiri: “Bir münadiye..emreder” kısmını zikretmemişlerdir. Anlaşıldığına göre Hafs b. Gıyas bunu yazısından değil, ezberinden rivayet etmiş ve hata etmiştir.

Bazı cehmi ve muattıla deccalleri bu münker rivayeti, isnadında bulunan Hafs b. Gıyas’ın bunu yazısından rivayet ettiğini iddia ederek sahih göstermeye çalışmaktadırlar. Bu iddialarını da Hafız Mizzi ve İbn Hacer’e dayandırmaları düpedüz bir yalandır.









(*)A)- Şu’be b. el-Haccac – Ebu ishak - el-Egar’dan: Tayalisi (2232, 2385) Ebu Avane (2/288) Beyhaki el-Esma ve’s-Sıfat (450) Müslim (2/176) İbn Huzeyme Tevhid (83) Ahmed (3/34)
B)- Mansur b. Mutemir – Ebu ishak – el-Egar yoluyla: Müslim, Ebu Avane ve İbn Huzeyme (84)
C)- Fudayl b. Gazvan el-Kufi – el-Egar yoluyla; Ebu Avane rivayet etti
D)-Ebu Avane el-Vaddah b. Abdillah el-Yeşkuri yoluyla: Ahmed (2/383, 3/43)
E)- Mamer b. Raşid yoluyla: Ahmed (3/94) Abdurrazzak (11/293)
F)-İsrail b. Yunus yoluyla: İbn Huzeyme rivayet etmiştir.
Bu altı rivayet yolunun ravileri güvenilir sağlam ravilerdir. Hafıza problemi olan Hafs b. Gıyas, kendisinden güvenilir olan bütün bu ravilere muhalif bir rivayette bulunmuştur. Ayrıca bu hadis Ebu Hureyre radıyallahu anh’den başka yollarla da rivayet edilmiştir. Hiçbirinde Hafs b. Gıyas’ın lafzı geçmemiştir.
 

ferdiosman

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Nüzul: Allâh hakkında “dünya semasına iner” ifadesiyle, Allâh’ın bir yerde bulunduğu veya yükseklerde olduğu anlaşılır ki, Allâh’ın mekânı olduğu inancı vurgulanmaktadır. Böyle bir inanç Allâh-u Teâlâ'yı yarattıklarına muhtaç olduğunu, yaratmış olduğu melekler, insanlar, cinler gibi varlıklara benzetmek olur. Çünkü meleklerin mekânı göklerdir, cinlerin ve insanların mekânı yerlerdir. Bu varlıklar Allâh’ın yaratmış olduğu mekânlar arasında, Allâh’ın dilediği kadar hareket etmektedirler. Allâh-u Teala, yarattıklarına benzemez.Nüzulun, bizzat Allâh’ın, zatıyla yukarıdan aşağıya indiği anlamına geldiği kabul edilemez. Çünkü Allâh cisim değildir, mekân ve yönden münezzehtir. Ayrıca bizzat, Allâh’ın zatıyla dünyanın semasına indiğini kabul etmek akla da ters gelir. Söz konusu olan nüzul hadisi, meleklerin inmeleri manasında veya Allâh’ın rahmetinin inmesi manasında anlaşılmalıdır. Çünkü hadis-i şerifte geçen nüzul, hâşâ Allâh’ın bizzat kendisi dünyanın semasına indiği anlamına geldiği kabul edilecek olursa o zaman hâşâ “Allâh’ın inmekten başka bir şey yapmadığı” inancını ortaya çıkarır. Çünkü hadis-i şerifte geçen nüzulün, gecenin son üçte bir bölümden itibaren sabaha kadar olduğu geçmektedir. Gece ve gündüz vaktinin dünyanın her ülkesinde bir olmadığı herkes tarafından malumdur. Bu hadis ise dünyanın her bölgesi için geçerlidir. Yeryüzünün bir tarafı gündüz iken diğer tarafı da gece olur. Bu itibarla gece ve gündüzler nispidir. Dünyanın bir ucunda gündüz ise diğer ucunda da gecedir. Yani 24 saat bazında (tüm vakitlerde) yeryüzünün gece ve gündüz hali olmadığını bilmek lazım. Durum böyle olunca Allâh, fiili olarak Arş üzerindedir diyenlere ne demeli..!? Çünkü bu gruba göre Allâh, gecenin bir bölümünde dünyanın gökyüzüne iner. Yukarıda izah edildiği gibi, gecenin o vaktine tevafuk etmeyen hiç bir yeryüzü yoktur. Gecenin tayin edilen o vakti her an ve her zaman yeryüzünün bir tarafına isabet eder. Dolayısıyla hem Arş üzerinde hem de yerin gökyüzünde bulunmak, iki zıttın bir arada bulunması demektir. Bu safsatalığı da akli selim sahibi kimseler asla kabul etmezler.

Diğer taraftan bu çarpık inancı çürüten bir başka delilimiz ise, Arş’ın göklerden çok daha büyük olduğunu belirten, sıhhatinde şek ve şüphe olmayan kuvvetli hadis-i şeriflerin olmasıdır. Peygamber efendimiz bu büyüklük orantılarını anlatırken gökler, kürsünün yanında çölde bir halka gibi, Kürsü de Arş’ın yanında aynı şekildedir (yani çölde bir halka kadardır). Her göğün bir altındaki göğe karşı olan büyüklüğü de sabittir. Göklerin, birinci gökten yedinci göğe kadar müthiş orantılarla büyük olduklarına göre yukarıdan aşağıya inecek bir kimse büyüklükten küçüklüğe, şekilden şekle ve hacimden hacme, durmadan bir halden diğer hale değişip duran bir cisim değil midir?Allah'ın nuzülü bu dediklerimizi gerektirmez diyerek şüpheciler itiraz edebilir.Cehmiyeden biriside ''Allah'ın maiyeti ile ilgi ayetler hululu gerektirmez mahlukatın bereberliğine benzemez,bilmediğimiz şekilde zatıyla bizimle beraberdir,teşbih,tatil,temsil ve tevil yapmadan zatıyla her yerde ve yöndedir'' der ise ne diyecekler?Hadis hafızıEl-Irâkî, hadis-i şeriflerin hangi şekilde en doğru bir biçimde tefsir edileceği hususunda şöyle demiştir: “Hadisin en güzel açıklanması hadisledir.” Bu nüzul hadisinde geçen nüzul’den, meleklerin indiği bir başka hadisten anlaşılır. Allâh’ın emriyle bir melek iner. Bundan anlaşıyor ki, bu konuda değişik ama sahih açıklamalar var ama bu açıklamaların hiç birinde Allâh, bizzat kendisi iner diye kabul olunmamıştır.İmam Ahmed b. Hanbel Müsned’inde, İmam Kurtubi Tefsirinde, Hafız İbni Hacer Askalani “Fethul Bari” adlı kitabında ve Hafız İbnul Cevzi, “Zad el-Mesir” adlı tefsirinde şöyle dediler: “İmam Nesâ’i Ebu Hureyre’den naklettiğine göre Peygamber efendimiz şöyle mealen buyurdu: “Gecenin üçte biri geçtiğinde Allâh, birine (bir meleğe) şöyle nida etmesini emreder:.........”. Öyle ki, bir başka hadis-i şerifte de “Yunzilu Rabbuna ...” diye geçmektedir, yani “Rabbimiz indirir..” diye geçmektedir. Veyahut ( İmam El-İz b. Adusselem, İmam Dehlân'a göre) rahmeti inermanasındadır.İmam-ı Kurtubî, "nüzul hadisini" şu şekilde açıklıyor-:"Bu buyruğun te'vili hakkında farklı görüşler vardır. Buna dair yapılan açıklamaların en uygunu Nesâî'nin Kitabında müfesser olarak gelen şu rivayettir: Ebu Hureyre ile Ebu Said'den (Allah ikisinden de razı olsun) rivayete göre şöyle demişlerdir: Rasûlullah (aleyhisselam) buyurdu ki: "Şüphesiz aziz ve celil olan Allah gecenin ilk yarısı geçinceye kadar mühlet verir. Sonra bir münâdiye emrederek şöyle der: Dua eden var mı? Duası kabul olunacak. Mağfiret isteyen var mı? Ona mağfiret olunacak. İstekte bulunan var mı? İstediği ona verilecek." Ebu Muhammed Abdulhak bunun sahih olduğunu ifade etmiştir. İşte bu hadisteki ifadeler bir önceki hadisteki müşkilliği kaldırmakta ve her türlü ihtimali açıklamaktadır. Birinci hadisteki ifadeler muzafın hazfedilmesi kabilindendir. Yani Rabbimizin meleği iner ve der ki... anlamındadır. Yine buradaki "iner" kelimesi "indirilir" şeklinde de rivayet edilmiştir ki, bu da bizim sözünü ettiğimiz hususa açıklık getirmektedir. Başarımız Allah'tandır."- (Al-i imran 17 tefsirinde)Allâme Muhaddis Yûsûf el-Bennûrî, Tirmizî’deki bu Nüzûl Hadîsinin şerhinde şöyle diyor:(Allah’a nisbet edilen) ‘İnmek,’ ‘gelmek, ‘İstivâ,’ ‘yed’/‘el’, ‘vech’ /‘yüz’, ’yemîn’/’sağ el’ ve başkaları hakkında Selef’in çoğundan ve dört imâmdan nakledilen, bunlara, Allah Teâlâ’yı (yarattıklarına) benzetmek-ten tenzîh ederek/pâk tutarak, (Mevlâya nisbet edilen şu işlerin ve isimlerin) nasıl olduğunu düşünme-den ve söylemeden, (bunları) inkâr ve te’vîl etmeden nasıl geldilerse, icmâl yolu üzere îmân etmektir. Nitekim Bedr(uddîn el-‘Aynî) ve Şihâb(İbnü Hacer el-‘Askalânî) böyle dediler.Hâfız İbni Hacer el-Askalânî rahimehullah, Fethu'l-Bari eserinin Kitabü't-Teheccüd bahsinde diyor ki:"Allah'a cihet isnad eden kimse, bu hadis-işerifle [hadis-i nüzul ile] istidlal ederek 'cihetten maksad yukarı cihettir' demiştir. Ama cumhûr-ı ulemâya [alimlerin büyük çoğunluğuna] göre, bu görüşü kabul etmek, Allahü teâlâya tehayyüz [mekânda yerleşmiş olma] mânâsına gelir ki, Allahü teâlâ bu vasıftan uzaktır."(bkz. Ehl-i Sünnetin Müdafaası, Bedir Yay., İst., 1994; s. 465; Şevahidü'l-Hakk, Fazilet Neşriyat, s.222)Bedruddîn el-‘Aynî Umde(tü’l-Kârî)’de (3/623) şöyle denilmiştir: -''Şübhe yok ki, nüzûl /inmek cismin üstten alta intikâlidir ve Allah bundan münezzehdir. Nüzûl hakkında gelen rivâyetler Müteşâbihât’tandırlar. Onlar(ın an-laşılması) husûsunda âlimler iki kısımdırlar:Birincisi, Müfevvıda/(ne demek olduğunu Allah’a) bırakanlar. Onlara îmân eder, te’vîllerini Allah’a bırakırlar. Bununla beraber Allah’ı noksân sıfatlardan kesin olarak tenzîh ederler.İkincisi de Müevvile(te’vîl eden-ler)’dir. Onları yerler(in)e göre lâyık oldukları şekilde te’vîl ederler. Bu sebeble onlar “Allah’ın iner” (hadîsin)in manasının “Al-lah’ın emri iner,” yahut “melekleri (iner)”, veya bunun istiâre olduğunu ve ma’nâsının duâ edenlere bolca lütûfta bulunmak ve duâlarını kabûl etmek v.b. demek olduğunu söylemekle te’vîl ettiler.Hattâbî şöyle dedi: Bu hadîs Sıfât hadislerindendir. Selef’in bu-nun/bu hadîsin hakkındaki Mezhebi /gittikleri yol, ona îmân etmek, onu zâhirleri üzere icrâ etmek ve keyfiyeti/nasıl oluşu ondan nefyet-mektir. Hiçbir şey O’nun gibi değildir. Ve O, hakkıyla işiten ve hakkıyla görendir.Kadı Beydâvî şöyle demiştir: Kat’î olan aklî delîllerle O’nun cisim olmak ve bir mekânda bulunmaktan münezzeh olduğu sübût bulunca, O’na, “bir yerden daha aşağı bir yere intikal” ma’nâsında olan “nüzûl” imkânsız olur. O halde (Nüzûl ile) murâd edilen rahmetinin nûrudur.''-
Umdetü’l-Kârî'de el-‘Aynî özetle şöyle diyor: Nuzûl, intikaal, i'lâm, kavi, İkbâl, teveccüh ve bir hükmün çıkışı ma'nâlarına kullanılır. Bu ma'nâların hep*si lügatçılar arasında bilinen şeylerdir. Madem ki nüzulün böyle müşterek ma'-nâsı vardır; Allah'ın kendisiyle tavsîfi caiz olan bir ma'nâya hamledilmesi en doğru bir harekettir. Burada Allah'ın rahmetle, dileklerini vermekle, mağfiret*ler etmek suretiyle teheccüd kılanlara ikbâl ve teveccüh buyurmasıdır denilebilir. Bu bir te'vîl değil, fakat lâfzı, medlulü olan müşterek ma'nâlardan birisine ham*letmektir kî, îmâm Mâlik gibi bâzı selefin te'vîlleri de hep bu yolda bir te'vîldir (Umde III, 618-623).
İmam Zürkânî, Ebû Bekir İbnu’l-Arabî’den, O’nun (İmam Mâlik’in), ;ينْزِلُ رَبُّناَ=/‘Yenzilü Rabbuna’/‘Rabbimiz iner’ hadîsi hakkında şöyle dediğini nakletti: Nüzûl/iniş Allah Teâlâ’nın Zatına değil, fiillerine döner.. Hatta bu, O’nun emri ve nehyini indirecek olan meleğinin inişinden ibarettir. Şu halde nüzûl/iniş hissîdir/fizîkîdir ve de kendisiyle emrin gönderildiği meleğin sıfatıdır. Veyâhud da ma’nevîdir; yani '‘önce yapmayıp da sonra yaptı'’ ma’nâsında, bunu, ‘nüzûl’, yani ‘bir mertebeden bir mertebeye inmek’' diye isimlendirmiştir. Bu sahîh bir Arabça ifade tarzıdır.(Zürkânî, Şerhu’z-Zürkânî ale’l-Muvatta:2/35)Şeyhimiz Kevserî'de şöyle demiştir:-"Rivayetlerde zikredilen, Yüce Allah'ın gece dünya semasına inmesi, yukarıdan aşağıya doğru bir iniş olarak düşünülmemelidir. Bunu böyle düşünmek cehaletin ifadesidir. Dolayısı ile buradaki "nüzul", ya mecazî bir anlatımla Allahü teâlânın, bahse konu hadisin kimi varyantlarında zikredilen nidayı yapan bir melek göndermesi, ya da bu gece yapılan dua ve istiğfarları kabul etmesi olarak anlaşılmalıdır. Bu kelimenin bu şekilde kullanılması, Arap dili açısından da sahih bir kullanımdır."-(Makâlât, 62-63; bkz. Ehl-i Sünneti Müdafaa ve Bid'atleri Tenkid, Bedir Yayınevi, s. 121) -''Meselâ nüzûl hadîslerini teşbîh /benzetme ve nakil manalarından uzaklaştırmak Ehl-i Hakk’ın/Ehl-i Sünnet’in Selef ve Halef’i arasında ittifak yeridir. Onları/nüzûl hadîsle-rini tarafda mecâza veya İsnâd-i Mecâzî’ye yorulması sahîh bir Arabça kullanmasıdır ve tenzîh’e uyan bir kullanmadır. Kimisine göre birinci/tarafta mecâz, kimilerine göre de ikinci /isnâdda mecâz ağır gelmektedir. Fakat katında “inzâl” /indirmek” rivâyeti sahîh veya Sünenü’n-Nesâî’deki Ebû Hureyre hadîsinin sahîh olduğuna muttali olan kimse diğer rivâyetlerde İsnâd-ı Mecâzî murâd edildiğine kesin karar verir. Böylece nüzûl hadîsi onun nazarında Müteşâbihâttan çıkıp muhkem’e dâhil olur. Çünki onu bu Nesâî hadîsine çevirir.''- Alleme Kevserî, Beyhakî’nin “el-Esmâ ve’s-Sıfât” isimli kitâbına yazdığı Ta’lîkât(450)’ında da şöyle dedi:- “Üstelik gecenin yarısı ve üçte birisi de güneşin doğduğu ve battığı yerlerin değişik olmasıyla değişir. Nitekim bunu, araştıracak olanlar zarûreten bileceklerdir. Sâbit ol-muştur ki bu, her ufuk sâhibine (duânın) kabûlünün kapısının açıl-masıdır. Bunu/inişi bir yerden bir yere intikal olarak kabûl eden kimse aklî bürhân’a ve Şer’î delîl’e ve de hissin zarûretine muhâlif davranmıştır.''-
 

Ehli_Hadis

Aktif Üye
İslam-TR Üyesi
Nas varken yukarda zikredilen Kelamların hiç bir değeri yoktur beş para etmez sözler Hepsini çöpe atmalı Ayet ve Sahih hadislere İman etmeli kişilerin kelamları her ne kadar güzel olsada nassın önüne geçirmemeli Güzel kelam yapanların sözlerinden Ötürü Bizler Allah'ın ayetlerini Rasülün sözlerini terk edecek değiliz ....Bu Kelamları Yapan ister Ahmed b Hanbel İster Malik İster Şafii İster Ebu Hanife olsun fark etmez..bu saydıklarımın bile nas varken sözlerinin bir değeri yoksa diğerlerini var artık sen düşün...
 

Habibullah

Yeni Üye
Site Emektarı
( يَنْزِلُ رَبُّنَا I كُلَّ لَيْلَةٍ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا حِينَ يَبْقَى ثُلُثُ اللَّيْلِ اْلآخِرُ يَقُولُ مَنْ يَدْعُونِي فَأَسْتَجِيبَ لَهُ مَنْ يَسْأَلُنِي فَأُعْطِيَهُ مَنْ يَسْتَغْفِرُنِي فَأَغْفِرَ لَهُحتى يطلع الفجر. )

“Rabbimiz her gece, gecenin son üçte birinde dünya semasına iner ve şöyle buyurur:

‘Bana dua edene icabet ederim, benden isteyene veririm, benden bağışlanmayı dileyeni bağışlarım’ bu, fecir doğana kadar böyle devam eder.” Buhârî, (7494) ve Müslim, (758).

bu hadisi seriften cikarilacak sonuc bu kadar acik ve net iken konunun sakiz gibi uzatilip tartismaya girmek abesle istigaldir.hadiste diyormu size kendimi gostermek icin iniyorum yada o saatde cikin semaya bakin beni gorun bakin neye benziyorum nasil yapiyorum kesinlikle hayir anlatilan ve bizden istenilen gecenin o sessizliginde kalkip tefekkur edip dusunup dua etmek ve ALLAH celle celaluhu yolundaki eksiklerimizi giderme anlaminda amel etmektir.ve karsiliginin yani istediklerimizin rabbimiz tarafindan verilmesinin kendisi tarafindan salih amel isleyen insanlar icin garanti edildiginin umulmasi gerektigi anlatilmaktadir...
 

kullanıcı

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
herşeyi gördüğü gibi kabul eden zihniyete şunu sorayım. buhari de geçen Allah'ın baldırını göstermesi hadisini nasıl kabul ediyorlar? Allah'ın (haşa) bizim gibi kanlı-canlı bacağı mı var?
 

Ehli_Hadis

Aktif Üye
İslam-TR Üyesi
herşeyi gördüğü gibi kabul eden zihniyete şunu sorayım. buhari de geçen Allah'ın baldırını göstermesi hadisini nasıl kabul ediyorlar? Allah'ın (haşa) bizim gibi kanlı-canlı bacağı mı var?

Sizler Kur'an Sünnet Sahabe'nin Anlayışı ve Selefin Fehminden hiç bir nasibi olmayan kişilersiniz her halde çünkü yazdıklarınızdan bunu çıkarıyorum Şu yazdığın yazıya bak subhanallah neden Allah'ın sıfatları zikredilince sizler hemen Allah'ı mahlukat ile kıyaslıyorsunuz Teşbihe düşen sizlersiniz Kalkıp ondan sonra başkalarını Teşbihle suçluyorsunuz Neden nassa iman edip bunu kabul etmiyorsunuz işittik itaat ettik demiyorsunuz Sana kim dedi Allah'ın baldırını mahlukun baldırına benzet diye hem benzetmeyi kendin yapıyorsun hemde hadisi inkarmı ediyorsun bu cahillik bu ne rezillik...
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt