Çözüldü “Allah Bu Kadarına Sabretmez” Demek Caiz midir?

Abdullah el Hanbeli Çevrimiçi

Abdullah el Hanbeli

İslam-tr Sakini
İslam-TR Üyesi
Es selamu aleykum hocam,

Türkiye’de tanınan bir davetçi (ismini zikretmek istemiyorum) zulümleri kastederek “Vallahi Allah bu kadarına sabretmez” diyor, bu söz caiz midir?
 
Abdulmuizz Fida Çevrimiçi

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Âleykum selam we rahmetullahi we berakatuh kardeşim;

Bir kimsenin veya davetçinin zulûmleri kastederek “Vallahi Allah bu kadarına sabretmez” demesi, akide ve lafız fıkhı açısından caiz olmayan, Allah Teâlâ hakkında cehalet ve sû-i edeb barındıran bâtıl bir sözdür. Zira Allah Teâlâ hakkında sabır; mahlûkatta olduğu gibi acziyet, daralma veya tahammul sınırının tükenmesi anlamında değil; kullara mühlet verme, cezayı tehir etme ve azapta acele etmeme (hilm ve imhâl) manasında sabittir. Allah hakkında "bu kadarına sabredemez / dayanamaz" gibi beşerî sınırlar veya acziyet vehmettiren ifadeler caiz değildir ve Ehl-i Sünnet menhecine bütünüyle aykırıdır.

İnsanların Şirk ve Eziyetine Karşı Allah Teâlâ’dan Daha Sabırlı Hiç Kimsenin Olmayışı

: حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الْأَعْمَشُ، قَالَ: سَمِعْتُ شَقِيقًا، يَقُولُ: قَالَ عَبْدُ اللهِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ
قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : لَيْسَ أَحَدٌ أَصْبَرَ عَلَى أَذًى يَسْمَعُهُ مِنَ اللهِ، إِنَّهُمْ لَيَدْعُونَ لَهُ وَلَدًا، وَإِنَّهُ لَيُعَافِيهِمْ وَيَرْزُقُهُمْ
​
Bize Ömer b. Hafs b. Gıyâs rivâyet etti, dedi ki: Bize babam rivâyet etti, dedi ki: Bize el-A‘meş rivâyet etti, dedi ki: Şakîk’ten işittim, şöyle diyordu: Abdullah İbn Mes‘ûd رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ nakletti;
Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu: "İşittiği eziyete karşı Allah’tan daha sabırlı hiç kimse yoktur. İnsanlar O’na çocuk isnad ediyorlar; O ise yine de Onlara âfiyet veriyor ve Onları rızıklandırıyor."
(Buhârî, el-Câmiu's-Sahîh, Kitâbu'l-Edeb, Bâbu's-Sabr ale'l-Ezâ, C. 8, Sf: 37 – 38, Hadis no: 6099; Muslim, es-Sahîh, Kitâbu Sıfâti'l-Munâfikîn ve Ahkâmihim, Hadis no: 2804)
Hadis muttefekun aleyhtir
(Buhârî ve Muslim ittifakla tahric etmiştir)


Allah Teâlâ’nın Zâlime Mühlet Vermesi ve Yakaladığında Asla Kurtulamayışı
: حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، حَدَّثَنَا عَمْرٌو، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : إِنَّ اللهَ لَيُمْلِي لِلظَّالِمِ حَتَّى إِذَا أَخَذَهُ لَمْ يُفْلِتْهُ
قَالَ: ثُمَّ قَرَأَ: {وَكَذَلِكَ أَخْذُ رَبِّكَ إِذَا أَخَذَ الْقُرَى وَهِيَ ظَالِمَةٌ إِنَّ أَخْذَهُ أَلِيمٌ شَدِيدٌ}
​
Bize Sadaka b. el-Fadl rivâyet etti, dedi ki: Bize İbn Uyeyne haber verdi, dedi ki: Bize Amr rivâyet etti, Ebû Burde’den, O da Sahabî Ebû Mûsâ el-Eş‘arî’den رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ nakletti; dedi ki;
Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu: "Şubhesiz ki Allah, zâlime muhlet verir (imhal eder). Tâ ki Onu yakaladığı zaman artık bir daha bırakmaz (kurtulmasına asla imkân tanımaz)."
Ebû Mûsâ
رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ dedi ki; Sonra Rasûlullah ﷺ şu âyeti tilâvet etti: "Rabb'in, zâlim olan beldeleri yakaladığı zaman O'nun yakalayışı işte böyle olur! Şubhesiz O'nun yakalaması pek acı, pek çetindir." (Hûd Sûresi, 102)
(Buhârî, el-Câmiu's-Sahîh, Kitâbu Tefsîri'l-Kur'ân, Bâbu Kavlihî: {Ve Kezâlike Ahzu Rabbike}, C. 6, Sf: 87 – 88, Hadis no: 4686; Muslim, es-Sahîh, Kitâbu'l-Birr ve's-Sıla ve'l-Âdâb, Hadis no: 2583)
Hadis muttefekun aleyhtir; isnadı sahihtir. Kutub-i Sitte imamlarının itimad ettiği ricaldendir.


Allah Teâlâ’nın Zâlimlerin Yaptıklarından Asla Gâfil Olmayışı
وَلَا تَحْسَبَنَّ اللَّهَ غَافِلًا عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الْأَبْصَارُ​
"Sakın, Allah’ı zâlimlerin yaptıklarından gâfil sanma! Ancak O, Onları gözlerin dehşetten donakalacağı bir güne tehir etmektedir." (İbrâhîm Sûresi, 42)


Sabır Sıfatının Hakikati ve Tenzih;
Ehl-i Sünnet ulemasına göre Allah Teâlâ’nın sıfatları mahlûkatın sıfatlarına benzemez. İnsanın sabretmesi; bir baskıya, acıya ve sıkıntıya tahammul etmesi ve bir sınırdan sonra tâktinin tükenmesi şeklindedir. Allah Teâlâ hakkında ise sabır; hiçbir şey O’nu âciz bırakamadığı halde zâlimlere muhlet tanıması, intikam almakta acele etmeyip hikmetinin gerektirdiği vakte kadar tehir etmesidir.

'Allah, bu kadarına sabretmez' ifadesi iki cihetten sakattır;
Birincisi; Haşa Allah Teâlâ’ya bir "tahammul sınırı", "sabır tükenişi" veya "dayanamama" izafe edilmektedir. Bu, Hâlık’ı mahlûka kıyas etmek (teşbih/temsil) ve acziyet vehmettirmektir.

İkincisi (Teellî Alellah): Allah adına gaybı bilmeksizin kesin hüküm vermek ve yemin etmektir. Nitekim Firavun 400 sene küfür ve zulüm içinde yaşamış, binlerce masum çocuğu boğazlatmış, ilahlık taslamış; ancak Allah Teâlâ hikmeti gereği Ona onlarca yıl muhlet vermiştir.
Günümüzde de kâfirler ve zâlimler her türlü katliamı yaparken muhlet bulmaktadır. "Allah bu kadarına sabretmez" diyen kişi, bilmediği gayb hususunda Allah'a sınır çizmeye kalkışmış olur. Bu sebeble bir davetçinin halka hitab ederken bu nevi lâubâlî, akîdevî zâbıtaları çiğneyen ve tenzih sınırlarını aşan lafızları kullanması haramdır; derhal tevbe ve ıslah etmesi vâcibdir. Zira zâlimin cezasının vaktini tâyin eden beşerin sabır eşiği değil, yalnızca Allah Teâlâ'nın ezelî ilmi ve hikmetidir.
 
Üst