Çözüldü Allah Katında Hatırlı, Torpilli Sanılan Kişilerin Yüzü Suyu Hürmetine Denilerek Dua Etmenin Hükmü Nedir?

morueqq

لا إله إلا الله
Üye
sitede ilgili konuyu yüzeysel okudum ... Benim aklıma takılan Kuranın,Kur'an'da ki ayetlerin,surelerin(fatiha hürmetine,yasin vb. hürmetine), kadir gecesinin,Ramadanın hürmetine gibi dua etmek de buna girer mi ?
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Yönetici
Admin
Frm. Yöneticisi
Rasulullah (s.a.v.)'den böyle bir dua şekli sadır olmamıştır. Uydurma ve zayıf rivayetlerle , bu (Bid'ad) dua şeklini kimse meşrulaştıramaz. Çünkü tam aksini ifade eden ayet (Bakara 186) ve hadisler mevcuddur.

Ebû Hanife (rahimehullah) şöyle diyor:

"Dua eden bir kimsenin: Filanın hakkı için veya nebilerinin ve Rasullerinin hakkı için veya Beytu'l Haram ve Meş'ari'l-Haram hakkı için senden istiyorum demesi mekruhtur."
(ez-Zebîdî, İthafu's-Sâdeti'l-Muttekîn bi Şerhi'l-ihyail Ulûmi'd-Din, CM, s. 285; Aliyyu'l-Kârî, Şerhu'l-Fıkhi'l-Ekber, s. 198; ibnu Ebi'l-'izz el-Hanefî ,Şerhu'l-Akideti't-Tahâviyye, s. 297)

Allah rahmet eylesin, İmam Mâlik'ten gelen bilgilere göre o, dua eden kimsenin"Ya Seyyidi, ya Seyyidi (Ey Efendim, ey Efendim)" demesini hoş karşılamazdı ve şöyle derdi:
'Peygamber söylediği gibi 'Ya Rabbi, Ya Rabbi, Ya Kerim' de. İmam Mâlik "Ya Hannanu ya Mennan" denmesini de hoş görmezdi.

(Ebu Nuaym el-Esfehânî, Hılyetu'l-Evliya ve Tabakâti'l-Asfiya, C: VI, s. 320; İbn Teymiyye, Mecmûu'l-Fetavâ, C: I, s. 207-224)


Dua ibadettir ve sadece Allaha (c.c.) yapılır ve Ondan istenir. Duada aracı alacaksan, meşru vesile olan Ömer'in (r.anh), Abbas'ı (r.anh) alıp birlikte Allah (c.c.) ye el açıp yağmur istemesi ve duasında "Ya Rabbi ! Daha önce rasulullah (c.c.) ile senden yağmur isterdik. Şimdi O'nu aramızdan aldın. Artık Habibinin sevgili Amcası ile senden istiyoruz" dediğinde, Abbas (r.and) da Ömer ile birlikte ellerini açmış ve ikisi de Allah (c.c.) den istiyorlardı. Ömer (r.anh) rasulun kabrine gidip "Ya rabbi ! Rasulun yüzü suyu hürmetine yağmur" demiyordu!

Bid'at olduğu kesin olan bir dua lafzına, kesin şirktir diye demesek bile; Şirk değildir, hatta sünnettir diyerek vebale de girmemek gerekir. Çünkü bu lafızlarla dua eden sofilerin pratikte şirke düşerek amel ettikleri görülmektedir. Duada "Yüzü suyu hürmetine" demeden önce uzunca bir liste ile ne Kur'anda ne hadisi şeriflerde olmayan makam ve mevkilerde peydahlanmış şahıslardan istimdada "yetişin" diye çağrılırlar.

******

UYDURMA BİR HADİSE

Yine bazı kabir sevicilerin kendilerine payanda yapabilmek için hadis olmayan fakat "bazı tarih kitablarında geçen zayıf olayı" , sanki sahihmiş gibi aktarmaları aslında aleyhlerine delil olmaktadır. Şimdi bahsi geçen çarpıtılan olayı aktaralım ve hakiki yorumunu yapalım :

HADİSENİN HAKİKATİ

(Taberi tarihinde , İbn Esir tarihinde ve "el Bidaye ve'n Nihaye" isimli kitablarında aşağıdaki olayı nakledecekler. Orada birileri Rasulullah'ı aracı kılacaklar)



Ömer’in oğlu Asım diyor ki :
Ömer zamanında insanlara kıtlık geldi. Hayvanlar oldukça zayıfladı. Çölde yaşayan Muzeyne oğullarından bir aile gelip adamlarına dediler ki : "
Bizim açlığımızın ne dereceye vardığını görüyorsun , koyunlarından birini keste yiyelim" .
Koyunların sahibi dedi ki : "
VAllahi koyunların üzerinde et diye bir şey yok".
Fakat onlar ısrar ettiler. Onlara bir koyun kesti. Soyduğunda kırmızı kemikten başka bir şey görülmedi .


İşte burada adam şöyle seslendi : “Ya Muhammeda(Yetiş ey Muhammedim)
Adam rüyasında gördü ki Rasulullah (s.a.v.) ona geldi ve dedi ki : “
sana yağmur yağacağını müjdeliyorum. Git Ömer'e , ona benden selam söyle ve de ki : “Ey Ömer , benim seninle yaptığım sözleşme oldukça sağlam sözleşmedir. Sen ahde vefakar birisin . İnsanlara iyi davran , iyi davran.”

Adam geldi Ömer'in kapısına vardı ve kapıda bulunan köleye : “ sen Rasulullah için Ömer’den izin iste” dedi . (Yani ben Rasulullah adına geliyorum dedi)
Köle geldi Ömer’e söyleyince Ömer telaşlandı . Dedi ki : “
bu gelen adamda herhangi bir işkence izi gördün mü?” Köle dönüp baktı döndü “hayır yok" dedi. “Bırak içeri girsin” dedi.
Adam içeri girdi haberi Ömer’e anlattı.
Ömer insanları camide toplanmaya davet etti. Minbere çıktı ve şöyle dedi : “
Sizi İslam’a eriştiren Allah hakkı için söyleyin bana siz benden sizin hoşunuza gitmeyecek bir şey gördünüz mü?
Onlar da dediler “
Allah için görmedik”. Ve devam ettiler “niçin böyle yaptın ya Ömer” dediler.
Ömer olayı onlara anlattı. Onlarda meselenin farkına vardılar , Ömer varamamıştı .
Dediler ki “
Rasulullah’ın sana bunu söylemesi , kıtlık oldu yağmur için duada yavaş davrandın ondan olmuş olabilir. Gidelim yağmur duası yapalım”.
Ömer yağmur duasına çıktı. Kısa bir hutbe irad etti . Yine kısaca 2 rekat namaz kıldı sonra şöyle dedi : “Ey
Allah’ım ; yardımcılarımız aciz kaldı, bizim gücümüz kuvvetimiz aciz kaldı , hatta kendimiz kendimize karşı aciz kaldık. Senin dışında herhangi bir halden diğer hale çevirecek veya bir şeye kuvvet yetiştirecek yoktur. Ey Allah’ım sen bize yağmur gönder , kulları ve memleketleri ihya et”.
(Taberi Tarihi : C.4 , S: 99 ; İbn Esir Tarihi C.2, S:274 ; Bidaye ve’n Nihaye (Tarih) : C.7 , Sf: 91)

*********************************

Görüldüğü gibi Adam burada “va Muhammeda” (Yetiş Muhammedim) diyor.

Diyen adam kim ? Oradaki koyunların sahibi. Bu sahabe mi ? Değil !. Ama Ömer döneminde birileri. Bunun böyle demesi ne kadar isabetli ?

Böyle dediği niye bir hadis kitaplarında yok ta Tarih kitaplarında zikrediyor ? Ne kadar doğru ? Böyle dedi mi demedi mi ?

Velhasıl , bunu delil getirerek Rasulullah’a “ey Muhammedim yetiş” dediğine göre “onun yüzü suyu hürmetine haydi haydi denilir , yetiş te denir” gibi bize mesned olamaz.

Neye varıyoruz ; Demek ki Rasulullah’ın yüzü suyu hurmetine demek ihtilaflı. Bid’attir , değildir. Ama biz demeyelim bunu telafuz etmeyelim. Çünkü kimseden bu duyulmamış . Birileri de yapıyorsa yapma bunu diye uyaralım .

Hafız İbni Hacer, Ebu Salih es Semman’a kadar olan isnadının sahih olduğunu belirtmiş, kabre gelen adamın Bilal Bin Haris olduğunu belirtmiştir. (Fethul Bari(2/412)

Elbani , üç gerekçe öne sürerek bu rivayeti kabul etmemiştir;
1- Râvi Malik ed Dar’ın zabt ve adaleti mâruf değildir, o mechul bir râvidir. İbni Hacer, Malik’in mechul oluşuna işaret etmiştir.

2- Hadisin metni şeriatta mustehab olan istiska namazına ve bazı ayetlerin ifade ettiği dua ve istiğfara aykırıdır.

3- Rivayetin sahih olduğu kabul edilse bile bu konuda huccet olamaz. Çünkü rivayet ismi bilinmeyen bir adama dayanmaktadır. O da mechuldür. Seyf’in rivayetine dayanarak onun adının Bilal olduğunu söylemekte bir şey ifade etmez, zira Seyf Bin Ömer et Temimi ittifakla zayıf bir ravidir…”

İbni Sa’d der ki; “Mâlik ed Dar, Ömer Bin Hattab’ın azadlısıdır. Cublan’lı, Himyer kabilesindendir. Ebu Bekr ve Ömer radıyallahu anhuma’dan hadis rivayet etmiştir. Kendisinden de Ebu Salih es Semman rivayette bulunmuştur. O mâruf idi.” (İbni Sad Tabakat(5/12)

İbni Hibban, onu güvenilir ravilerin ismini saydığı Sukat adlı eserinde zikretmiş, İbni Sa’d’ın verdiği bilgileri vermiş, hakkında menfi bir söz söylememiştir. (İbni Hibban, Sukat, 5/384 no; 5312)
Lakin İbni Hibban hakkında cerh varid olmamış meçhul râvileri güvenilir saydığından, buna itibar edilmemektedir.
Hafız İbni Hâcer de şunları söyler; Mâlik ed Dar diye bilinen zat, Malik Bin Iyad’dır ve Asrı seadete yetişmiştir. Muaz ve Ebu Ubeyde’den rivayetleri vardır. Kendisinden iki oğlu; Avn ve Abdullah rivayette bulunmuştur. Buhari Tarih’te Ebu Salih Zekvan tarikiyle Malik ed Dar’dan, Ömer radıyallahu anh’ın kıtlık senesindeki sözünü (muhtasar olarak) rivayet etmiştir. (Buhari, Tarihu Kebir, 7/304)
Aynı rivayeti tafsilatlı olarak İbni Ebi Hayseme de tahric etmiştir… İbni Sad onu Medine'li tabiilerin ilk tabakası içinde zikretmiştir. Ömer ve Osman radıyallahu anhuma onu mâli işlerde görevlendirmiş ve bu yüzden de ona Maliku'd Dar adı verilmiştir. Ali İbnu'l Medini’den rivayete göre o, Ömer radıyallahu anh’ın haznedarı idi.” (İbni Hacer El İsabe(6/274)

İbni Ebi Hatem der ki; “Mâlik ed Dar, Ömer radıyallahu anh’ın azadlısıdır. Ebu Bekr ve Ömer radıyallahu anhuma’dan rivayeti vardır. Ondan da Ebu Salih es Semman rivayette bulunmuştur. Bunu babam (Ebu Hatem)dan böyle işittim.” (İbni Ebi Hatem, Cerh ve Ta’dil, 8/213, no; 944; Mizzi Tehzibul Kemal, 22/624)
Mâlik ed Dar’ın meçhulul aynlık vasfı kalkmış, lakin meçhulul hal (mestur) sıfatı devam etmektedir. Nitekim Ha fız Munziri de; “Mâlik ed Dar’ın durumunu bilmiyorum” der. (Tergib, 2/29) Böyle bir râvinin rivayeti zayıf hadisler kapsamındadır.
Muhammed Bin Yahya ez Zuheli der ki; “Meçhul râvi, kendisinden iki veya daha fazla kimselerin rivayette bulunması ile meçhullükten kurtulur.”(İbni Raceb el Hanbeli, Şerhu İlel, 1/82)

Hatib el Bağdadi de der ki; “Meçhul olan bir ravi, ilimle şöhret kazanmış iki ve daha fazla kimsenin kendisinden hadis rivayet etmesi halinde meçhul olmaktan kurtulur.” (Hatib el Kifaye Fi İlmir Rivaye, sf: 89; İbnu Salah Ulumu'l Hadis, sf: 113; Talat Koçyiğit, Hadis Terimleri Sözlüğü, sf: 260)

Bu durumdaki bir r'vi, meçhulu'l ayn olmaktan kurtulur, fakat meçhulu'l hal (mestur) olma vasfı devam eder
Bazıları, Ömer radıyallahu anh’ın onu mâli işlerde görevlendirmesini, Mâlik ed Dar’ın hıfz ve adalet bakımından güvenilir oluşuna delil getirmek istemiştir. Lakin bu rivâyetin metninde de belirtildiği gibi, o sadece yiyecek dağıtımında görevlendirilmişti.
Nitekim İbni Kuteybe der ki; Ömer Bin Hattab’ın azadlılarından biri de Mâlik ed Dar idi. Ömer radıyallahu anh ona bir ev vermişti ki, o bu evde halk arasında bir şeyler bölerdi.” (İbni Kuteybe, Maarif, sf: 129)
Ebu Ya’la el Halili de, “Mâlik ed Dar’ın kadim bir Tabii oluşunda ittifak edilmiştir” der ve Tabiin’in ondan övgü ile bahsettiklerini belirtir. Sonra bu rivayeti aktararak Ebu Salih’in Mâlik ed Dâr’dan rivayetinin mursel olduğunu söyler. (Ebu Ya’la el Halili, el İrşad Fi Mârifeti Ulemai'l Hadis, 1/313-316)

Nitekim Ebu Salih bunu tahdis sigası ile değil, an’ane ile rivayet etmiştir. Yani Ebu Salih’in Mâlik ed Dar’dan hadis işittiği şubhelidir.
Rasulullah (s.a.v.)’in kabrine gelen zatın isim olarak tesbiti konusunda İbni Hâcer tarafından Seyf Bin Ömer’in rivayetine dayanılmasına gelince, asıl itibarıyla rivayetin sahih olarak tesbiti konusunda Seyf’in alakası yoktur.
Seyf Bin Ömer, sadece gelen zatın kim olduğu sualine cevab ararken devreye girmektedir. Lâkin yine de bu adamın kim olduğu önemlidir. Zira kabre gidip yağmur duası istemek sözkonudur.
Mesela Buhari’nin Tarihu'l Kebir’de Ebu Salih Zekvan t'rikiyle Mâlik ed Dar’dan rivayetinde sadece; Ömer radıyallahu anh’ın kıtlık senesinde; “Rabbim! Üstesinden gelemediğim şeyler hariç, çaba sarfetmekten geri durmuyor ve elimden geleni yapıyorum!” dediğini rivayet etmiş, kıssadan bahsetmemiştir. (Buhari, Tarihu Kebir, 7/304)

*********
Fethu'l Bâri'de geçen bir diğer rivayet ise hayli dikkat çekicidir:

3. Halkın Kıtlık Dönemlerinde İmamdan Yağmur Duası Etmesini İstemeleri

1008- Abdullah İbn Dînâr, babasının şöyle dediğini nakletmiştir: "Abdullah İbn Ömer'in, Ebû Tâlib'e ait şu şiiri sık sık okuduğunu duydum:
"Yüzü suyu hürme*tine bulutlardan yağmur inmesi İstenen böyle cömert bir insan hiç terk edilir mi!? Bu zat, yetimlerin sığınağı, dayanağı ve yardımcısı, dulların koruyuçuşudur."

1009- Abdullah İbn Ömer'in oğlu Salim, babası Abdullah'ın şöyle dediğini nakleder: "Rasul-u Ekrem (s.a.v.) yağmur duası ettiğinde daha minberden inmeden önce bütün oluklardan gürül gürül yağmur suları akardı. Ben O sallallâhu aleyhi ve sellem yağmur duası ederken yüzüne bakar ve hep şâirin şu sözlerini hatırlardım:
"Yüzü suyu hürmetine bulutlardan yağmur inmesi istenen böyle cömert bir insan hiç terk edilir mi!? Bu zat, yetimlerin sığınağı, dayanağı ve yardımcısı, dulların koruyucusudur." Bu şair Ebû Tâlib'tir.

Not : Üstteki 2 rivayet Rasulullah (s.a.v.) ile alakası olmadığı gibi, kendilerinden Hadis de değildir. Üstelik Bahsi geçen Şiir Sözlerin sahibi, Ehli sunnetin cumhuruna göre Cehennemlik kafir olan Ebu Talib'e aittir. Bundan ibret alamayan düşüncesizlerin, Rasulullah (s.a.v.)'in sunneti yerine Ebu Talib'in sunnetine(!) uymaları, takib etmeleri yadırganmamalıdır!

1010- Enes İbn Mâlik'ten nakledilmiştir: "Ömer (r.anh) kıtlık dönemlerinde insanlar sıkıntıya düştüğü zaman Abbâs İbn Abdulmuttalib ile tevessul ederek Allah'a yalvarır ve yağmur duasına çıkardı. O dua ederken şöyle derdi:
"Allah'ım, biz önceden Peygamber Efendimiz ile tevessul ederek/onu aracı kılarak senden yağmur isterdik. Şimdi de Peygamber Efendimizin amcası ile sana tevessul ediyoruz. Ne olur bize yağmur lütfet!"
İşte bu dua hürmetine insanlara yağmur lutfedilirdi.

(Fethu'l Bari ; Yağmur Duası Bölüm 15, C. 3, Bab 3, Sayfa 75 - 76)

Buhârî Sahîh'inde Enes'ten şunu nakletmektedir:
"Kıtlıkla karşı karşıya kaldıklarında Ömer b. el-Hattab, Abbas İbn Abdulmuttalib'le istiskâ eder ve:
"Allahım, (hayattayken) Peygamberimizle tevessül ederdik; bize yağmur ihsan ederdin. Şimdi de Sana Peygamberimizin amcasıyla tevessül ediyoruz, bize yağmur ver, derdi."

Râvî diyor ki: Bu dua üzerine yağmur yağdırılırdı.
(Buhârî, İstiskâ 3, Fedâilu Âshâbi'n-Nebî 11)

Ömer (r.anh)’in Sözünün Anlamı :

Biz peygamber (s.a.v.) den bizim için dua etmesini , böylece onun duasıyla Allah’a yakın olmayı kastediyorduk. Şimdiyse O , Allah’ın rahmetine kavuştuğundan dolayı bizim için dua edemez. Bu nedenle bizim için dua etmesini amcasından istiyoruz .

Burada da gördüğümüz gibi Ömer (r.anh), Peygamberin kabrine gidip aracıl yapmıyor , HAYATTA olan peygamberin amcası Abbas ile BERABER Allah'a dua ediyorlar


Ebû Davud'un Sünen'i ile başka hadis kitablarında da şöyle bir rivayet nakledilmektedir :
Bir bedevi Peygamber (sallAllahu aleyhi ve sellem)'e:

"Sıkıntıya düşüldü, çoluk-çocuk aç kaldı; mal helak oldu. Bizim için Allah'a dua et. Allah nezdinde seni şefaatçi kılıyoruz. Senin nezdinde de Allah'ı şefaatçi kılıyoruz" dedi.
Bunun üzerine Rasûlullah (sallAllahu aleyhi ve sellem): "Fesubhânellah", dedi.

O kadar kî durumun vehameti ashabın yüzlerinden okunuyordu. Rasûlullah, devam ederek şöyle dedi:

"Yazıklar olsun, sen neler söylüyorsun! Allah, yaratıklarından hiç kimsenin nezdinde şefaatçi olmaz. Allah'ın şânı bundan yücedir... ilh"
(Ebû Dâvud, Deavât 19),

Rasûlullah (s.a.v.) bedevinin; "Senin nezdinde Allah'ı şefaatçi kılıyoruz" sözünü reddetmiş, ama "Allah nezdinde seni şefaatçi kılıyoruz" sözünü reddetmemiştir.

Böylece bunun caiz olduğu anlaşılmaktadır. Kim bunu inkâr ederse sapıktır, hatalıdır ve bid'atçıdır. Ama tekfir edilmesi tartışmalıdır ve bu konuda tafsilât vardır.

Kur'ân, Sünnet ve icmâ ile sabit olan şefaat, tevessül ve benzeri şeyleri kabul edip "Allah'tan başkasına dua edilmez; günahların affedilmesi, kalblerin hidayeti bulması, yağmurun yağdırılması, bitkilerin bitirilmesi gibi Allah'tan başka kimsenin gücünün yetmediği şeyler yalnızca Allah'tan istenir" diyene gelince:

Bu söylediklerinde isabet etmiştir. Hattâ bu, müslümanlar arasında tartışmasız kabul edilen bir konudur.

Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"O kimseler bir fahşa yaptıklarında veya kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı zikrederek günahları için bağışlanma dilerler. Günahları Allah'tan başka bağışlayacak kim vardır? Onlar yaptıkları (kötü) işlerde bile bile ısrar etmezler." (3 Âl-i İmrân 135)

"Gerçek şu ki, (Ey Muhammed) sen, sevdiğini hidayete eriştiremezsin, ancak Allah, dilediğini hidayete eriştirir; O, hidayete erecek olanları daha iyi bilendir." (Kasas 56)

"Ey insanlar, Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah'ın dışında da bir başka yaratıcı var mı? O'ndan başka ibadete layık ilah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz?"(Fâtır 3)

"Allah bunu ancak size müjde olması ve böylece kalplerinizin mutmainleşmesi için yapmıştır. Yardım ancak Aziz ve Hakim olan Allah katındadır." ( Al-i îmrân 126)

"Siz ona (peygambere) yardım etmezseniz, Allah ona yardım etmiştir. Hani kâfirler ikiden biri olarak onu(Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına (Ebû Bekir'e) şöyle diyordu:
"Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah ona 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, onu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, küfre sapanların da kelimesini (küfür çağrılarını)alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi ise, yüce olandır. Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (Tevbe 40)


"Kitab ve Sünnet'te kabul edilenlerin kabul edilmesi, reddedilenlerin de reddedilmesi gerekir. Allah ve Rasulunun sözlerinde hangi şey red veya kabul edilmişse, ayniyle kabul edilmesi gerekir. Başkasının sözlerinde bu anlamlar bulunuyor ve sözünden neyi kasdettiği anlaşılıyorsa, sözünün hükmü kendisi için de geçerli olur. Değilse, ne kasdettiği kendisine sorulur.

Bazen, Allah ve Rasulunün sözleri açık anlamlar ifade ettiği halde insanlardan kimisi, onlardan Allah ve Rasulunün kasdettiklerinden farklı şeyler anlar. İşte böyle anlayanların anlayıştan kendilerine iade edilir."
Buna örnek, Taberânî'nin "el-Mu'cemu'l Kebir"inde aktardığı şu rivayettir:

Rasulullah (s.a.v.) yaşarken bir munafık vardı , mu'minlere durmadan eziyet ediyordu.

Bir gün Ebubekir Sıddik (r.a.) dedi ki :
"Kalkın gidelim bu munafığa karşı Rasulullahtan yardım dileyelim".
Kalkıp Rasulullaha (s.a.v.) gittiler.
Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki :
Benimle yardım (istiğase) dilenilemez , Allahtan yardım (istiğase) dilenilir.
(Taberânî'nin "el-Mu'cemu'l Kebir)

Rasûlullah (sallAllahu aleyhi ve sellem) bu sözüyle ikinci anlamı, yani ancak Allah'ın güç yetirdiği bir şeyin kendisinden istenilmesini reddetmiştir. Değilse, sahabe duasını istiyor ve onunla istiskâ ediyorlardı.


CAİZ VE ŞİRK OLAN TEVESSUL, İSTİĞASE VE ŞEFAAT
https://www.islam-tr.org/konu/caiz-ve-sirk-olan-tevessul-istigase-ve-sefaat.7356/
 

ummeti

Yeni Üye
Üye
Rab lık vasfı olan tek güç ALLAH cc nın bunun dışında her ne olursa olsun hayır ve fayda istemek şirk in ta kendisidir.
 
Üst Alt