Makale Allah Korkusu Olmayan Ümidin Sonu Uçurumdan Düşmektir.

Sevbân Hâdim

İslam'ı tanımak farzdır.
İslam-TR Üyesi
Allah Korkusu Olmayan Ümidin Sonu Uçurumdan Düşmektir.

Her geçen gün uçurumun eşiğine doğru kendi rızasıyla sürüklenen bir toplumla beraber yaşıyoruz. Gerek dünya sevgisinin kalplere çivi gibi çakılması, gerek dünya hayatının süslü nimetlerinin sarhoşluğu toplumu uçuruma sürükleyen en büyük nedenler arasında. Özellikle Allah’ın buyruğundan kopmuş, O’nun rızasını unutmuş ve O’na ibadet edemeyecek kadar aciz konuma düşen bu toplum, kendine Mü’min yakıştırması yapmaktan da haya etmeyecek kadar ahlakını da kaybetmiş durumda.

Uçurumdan düşmesine ramak kalan bu toplum, Allah’ın rahmetine sığınıyorum derken Allah’ın gazabından niçin korkmaz akıl almaz. Yıllardır “Kalbim temiz, Allah beni biliyor, Allah affeder” gibi güzellemelere maruz kalarak Allah korkusunu unuttular. Bunun sonucunda ümit var bir yapıya büründüler ama Allah’ın gazabından da korkmaz oldular. Aslında ümitli olmaları kötü bir durum değil, bilakis Allah’ın emrettiği bir şey ama ümitli olurken Allah korkusunu hesaba dahi almamak Allah’ın emrettiği bir şey değildir. Bilakis Mü’min Allah’a karşı ümit ve korku arasında ilmek dokumalıdır.

Nitekim Allah azze ve celle kalplere şifa olan kitabında şöyle buyuruyor:

“Onlar, korkarak ve ümid ederek Rablerine ibadet etmek için yataklarından kalkarlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar.”
[1]

Kulun Rabbine olan ibadeti korka korka ama umut ederek olmalıdır. Bir yandan kalbini Rabbi tarafından kabul görmeme, reddedilme korkusu, ya da cehenneme gitme endişesi sararken diğer taraftan cennete ulaşma ümidi kuşatmalıdır. Cehennem korkusu ve Cennet arzusu içinde Rabbine yalvarmalıdır. O’na ibadet etmelidir.

İşte bu dengeyi sağlayamayan bir toplum Cehenneme girme korkusu taşımadığı için sürekli haramlara doğru yürüyerek uçuruma yaklaşır. Uçurumun kenarında dilediği kadar “Ben Müslümanım” diye bağırsa da düşmesine mani olacak bir ameli yoktur. Bu yüzden o uçurumdan düşecektir. Ama kendine çeki düzen vererek Allah’ın mağfiret ipine sarılan ve günahlarından yüz çevirerek tövbe edenler sarıldıkları o mağfiret ipiyle tekrar uçurumdan uzaklaşacaktır.

Uçurumdan uzaklaşan toplumun şifası yine Allah azze ve celle’dir. O’na ibadet etmek yani hakkıyla kulluk görevini ifa etmektir.

Alemlerin Rabbi olan Allah kalplerin şifası olan kitabı Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:

“İnananlar ancak o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri titrer, âyetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Ve Rablerine güvenirler; namaz kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler. İşte gerçekten inanmış olanlar bunlardır. Onlara Rablerinin katında mertebeler, mağfiret ve cömertçe verilmiş rızıklar vardır.”
[2]

Bu toplumun farkındayız ve o uçurumu seyrediyoruz. Ya o uçurumdan uzaklaştık ya da düşmeye hazır bekliyoruz. Uzaklaştıysak Rabbimize yöneldik, kalplerimiz korkudan titredi, Rabbimize olan güvenimiz arttı ve düşmesin diye toplumun elinden tutuyoruz(!).

Eğer hala uçurumun kenarında bekliyorsak ve aklımız uçurumdan uzaklaştıkça kalplerimiz uçuruma yaklaşıyorsa bir şeylerin farkına varamadık demektir. Ümitli ama korkusuz bir ümitle yol alıyorsak unutmamalıyız ki Allah korkusu olmayan ümidin sonu uçurumdan düşmektir. Toplumla beraber bizde uçuruma sürükleniyoruz demektir!



[1] Secde Suresi, 16. ayet
[2] Enfâl Sûresi, 2,3,4. Ayetler
 

Benzer konular

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt