Çözüldü Allah'ın Sıfatlarını Nasıl Anlamalıyız?

Sâlim Et-Turkî Çevrimdışı

Sâlim Et-Turkî

Mersinli Hanbeliler...
İslam-TR Üyesi
Selamun Aleyküm,
selef Allah azze ve celle'nin sıfatlarına nasıl itikad ederdi?
Benim itikadım şu şekildedir; Allah azze ve cellenin yed sıfatı vardır ancak bu mahlukata benzemez keyfiyetini bilmiyoruz ve Allaha havale ediyoruz onun şanına yaraşır biçimdedir. Allahın kelamı harf ve ses iledir Allah hakikaten harf ve ses ve mana ile konuştu ve onun kelamı gerçektir. Elimizde ki kuran Allahın kelamıdır. Allah azze ve celle bütün mahlukatından ayrı bir şekilde zatıyla arşın üzerindedir Asla mahlukatının içinde değildir. Benim bu itikadım doğru mu? Yanlışsa nasıl itikad etmeliyim? Barekallahu Feek.
 
Abdulmuizz Fida Çevrimiçi

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Âleykum selam we rahmetullahi we berakatuh ;
Zikrettiğiniz itikad; Kur’ân-ı Kerîm, Rasûlullah ﷺ’in sahih sünneti, sahabe, tâbiîn ve Ehl-i Sünnet’in hadis ve selef imamlarının (İmâm Mâlik, Süfyân es-Sevrî, Hammâd b. Zeyd, Ahmed b. Hanbel, Buhârî, İbn Huzeyme, İbn Ebî Âsım, Abdullah b. Ahmed ve diğerlerinin) üzerinde icma ettiği itikadın ta kendisidir. Bu saydığınız maddelerin tamamı Selef-i Sâlihîn menhecine tam mânâsıyla mutâbıktır.

Selef-i Sâlihîn’in Allah Teâlâ’nın sıfatları hususundaki umumi kâidesi ve sizin zikrettiğiniz üç ana mesele delilleriyle şöyledir:
Selef’in Sıfatlar Konusundaki Genel Kaidesi şöyledir

Selef-i Sâlihîn, Allah Teâlâ’nın Kitâbı’nda ve Rasûlü ﷺ’in sahih sünnetinde kendisi için isbât ettiği bütün sıfatları;
1- Ta‘tîl ve Te’vîl yapmaksızın (sıfatı ibtal etmeden, mecaza çekip aslî mânâsını tahrif etmeden),
2- Teşbîh ve Temsîl yapmaksızın (yaratılmışlara benzetmeden ve mahlûkata kıyaslamadan),
3- Tekyîf yapmaksızın (nasıllık, keyfiyet biçmeden, keyfiyeti Allah’a havale ederek) zâhirî ve hakiki mânâsı üzere kabul etmiştir.

Bu usûlün temel dayanağı;

لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ
"O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir." (Şûrâ Sûresi, 11)

Ayetin ilk kısmı "O'nun benzeri hiçbir şey yoktur" Muşebbihe ve Mucessimeyi reddeder; ikinci kısmı "O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir" ise sıfatları inkâr eden ya da te’vil adı altında tahrif eden Muattıla ve Cehmiyye’yi reddeder.
Haberi Sıfatlar (Yed / El Sıfatı) Hususundaki İtikad
Sizin; "Allah Teâlâ’nın Yed sıfatı vardır, mahlûkâta benzemez, hakikattir ancak keyfiyetini bilmiyoruz, Allah’a havâle ediyoruz ve O’nun şânına lâyık bir keyfiyettedir" şeklindeki itikadınız tam olarak Selef’in itikadıdır.

Cehmiyye ve Mû‘tezile gibi fırkalar bunu "kudret" veya "nimet" diyerek te’vil etmiş ve ibtal etmiştir. Selef ise şöyle demiştir;
İmâm Mâlik b. Enes (rahimehullâh) kendisine istivâ sorulduğunda şu meşhur kâideyi vazetmiştir:

الاسْتِوَاءُ مَعْلُومٌ، وَالْكَيْفُ مَجْهُولٌ، وَالإِيمَانُ بِهِ وَاجِبٌ، وَالسُّؤَالُ عَنْهُ بِدْعَةٌ
"İstivâ (lugatte) mâlûmdur, keyfiyeti meçhuldür, Ona îmân etmek vâcibtir, Onun hakkında (keyfiyet araştırarak) soru sormak ise bid‘attir."
(Beyhakî, el-Esmâ ve’s-Sıfât, C. 2, Sf: 304 – 305; Zehebî, el-Uluv, Sf: 141 – 142)

Aynı kâide Allah Teâlâ’nın Yed (El), Vech (Yüz), Ayn (Göz) ve diğer haberî sıfatları için de geçerlidir: Mânâsı Arap dilinde bilinir ve hakikattir, ancak keyfiyeti mahlûkâtın azalarına benzemekten münezzehtir; keyfiyeti kula meçhuldür. Nuaym b. Hammâd (Buhârî’nin şeyhi) şöyle demiştir:"Kim Allah’ı mahlûkâtına benzetirse kâfir olur. Kim de Allah’ın kendisini vasfettiği bir sıfatı inkâr ederse kâfir olur. Allah’ın kendisini vasfettiği şeylerde ise hiçbir teşbih (benzetme) yoktur." (Zehebî, Siyeru A‘lâmi’n-Nubelâ, C. 10, Sf: 610)

Allah’ın Kelâmı (Kur’ân-ı Kerîm) Hususundaki İtikad
Sizin; "Allah’ın kelâmı harf ve ses iledir, Allah hakikaten harf, ses ve mânâ ile konuştu, elimizdeki Kur’ân Allah’ın kelâmıdır" şeklindeki itikadınız; Ahmed b. Hanbel ve bütün Selef imamlarının Cehmiyye ve felsefî kelâmcılara karşı canları pahasına müdafaa ettikleri akidedir.

Cehmiyye Kur’ân’a "mahlûktur" demiş; sonradan gelen kelâmcılar ise "kelâm-ı nefsî" ihdas ederek Kur’ân’ın lafızlarının mahlûk olduğunu iddia etmiştir. Selef ise Kur'ân'ın bütünüyle (lafzı, harfleri, manası ve tertibiyle) Allah'ın gayr-ı mahlûk kelâmı olduğunu icmâ ile kabul etmiştir.


: حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الْأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا أَبُو صَالِحٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ
قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : يَقُولُ اللهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ: يَا آدَمُ، فَيَقُولُ: لَبَّيْكَ رَبَّنَا وَسَعْدَيْكَ، فَيُنَادَى بِصَوْتٍ: إِنَّ اللهَ يَأْمُرُكَ أَنْ تُخْرِجَ مِنْ ذُرِّيَّتِكَ بَعْثًا إِلَى النَّارِ
​
Bize Ömer b. Hafs b. Gıyâs rivâyet etti, dedi ki: Bize babam rivâyet etti, dedi ki: Bize el-A‘meş rivâyet etti, dedi ki: Bize Ebû Sâlih rivâyet etti, Sahabî Ebû Saîd el-Hudrî’den رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ nakletti; dedi ki;
Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu: "Kıyâmet günü Allah Teâlâ: 'Ey Âdem!' buyurur. Âdem: 'Emret Rabbim, emrine amâdeyim!' der. Bunun üzerine bir ses ile nidâ olunur: 'Şubhesiz ki Allah, Sana zurriyetinden cehenneme gidecek heyeti çıkarıp ayırmanı emrediyor!'"
(Buhârî, el-Câmiu's-Sahîh, Kitâbu't-Tevhîd, Bâbu Kavlihi Teâlâ: {Ve lâ Yenfeu'ş-Şefâatu İndehû}, C. 9, Sf: 142 – 143, Hadis no: 7483)
İmâm Buhârî (rahimehullâh) bu hadisi bizzat Kitâbu’t-Tevhîd’de zikretmiş ve ayrıca Halku Ef‘âli’l-İbâd kitabında Allah’ın kelâmının ses ile işitildiğini isbât eden mustakil bir bâb açmıştır.
Abdullah b. Ahmed b. Hanbel der ki:"Babama: 'Bazı kimseler Allah’ın ses ile konuşmadığını söylüyor' dedim.
Babam Ahmed b. Hanbel şöyle dedi: 'Hayır, bilakis O ses ile konuşur! Bu adamlar Cehmiyye’dir, küfürlerini gizlemek istiyorlar.'" (es-Sunne, Abdullah b. Ahmed, C. 1, Sf: 280 – 281, Rivâyet No: 533)

Allah Azze ve Celle’nin Ulûvv ve İstivâsı (Arş’ın Üzerinde Oluşu)
Sizin; "Allah Teâlâ bütün mahlûkatından ayrı (bâin) bir şekilde zâtıyla Arş’ın üzerindedir, asla mahlûkatının içinde değildir" şeklindeki itikadınız; âyetlerin, mutevâtir sünnetin ve sahabe icmâının açık hükmüdür.

Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de 7 ayrı yerde Arş’a istivâ ettiğini bildirmiştir:

الرَّحْمَٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَىٰ
"Rahmân, Arş’a istivâ etmiştir." (Tâhâ Sûresi, 5)

أَأَمِنْتُمْ مَنْ فِي السَّمَاءِ أَنْ يَخْسِفَ بِكُمُ الْأَرْضَ
"Gökte olandan güvende misiniz ki sizi yere batırıversin?" (Mulk Sûresi, 16)

Cariye hadisi:

: عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ الْحَكَمِ السُّلَمِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ
بَيْنَا أَنَا أُصَلِّي مَعَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ... وَكَانَتْ لِي جَارِيَةٌ تَرْعَى غَنَمًا لِي فَأَتَيْتُ بِهَا رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ لَهَا: أَيْنَ اللهُ؟
قَالَتْ: فِي السَّمَاءِ
قَالَ: مَنْ أَنَا؟
قَالَتْ: أَنْتَ رَسُولُ اللهِ
قَالَ: أَعْتِقْهَا، فَإِنَّهَا مُؤْمِنَةٌ
​
Muâviye b. el-Hakem es-Sulemî رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ nakletti;
"Ben Rasûlullah ﷺ ile birlikte namaz kılmakta iken... Ve benim koyunlarımı otlatan bir cariyem vardı. Onu Rasûlullah ﷺ’e getirdim.
(Rasûlullah ﷺ’e bir cariye getirdiğinde) Rasûlullah ﷺ cariyeye: "Allah nerededir?" diye sordu.
Cariye: "Göktedir (semâdadır / yücelerdedir)" dedi.
Rasûlullah ﷺ: "Ben kimim?" diye sordu.
Cariye: "Sen Allah’ın Rasûlüsün" dedi.
Bunun üzerine Rasûlullah ﷺ: "Onu âzâd et, çünkü O mûminedir" buyurdu.
(Muslim, es-Sahîh, Kitâbu'l-Mesâcid ve Mevâdıi's-Salât, Hadis no: 537)

Selef-i Sâlihîn, Cehmiyye’nin "Allah zâtıyla her yerdedir" veya felsefecilerin "Allah ne âlemin içindedir ne de dışındadır" şeklindeki yokluk (adem) ifâde eden iddialarını şiddetle reddetmiş ve şu kâideyi ikrâr etmiştir:

Abdullah b. el-Mubârek’e (rahimehullâh): "Rabb'imizi nasıl tanırız?" diye sorulduğunda şöyle cevab vermiştir:

بِأَنَّهُ عَلَى عَرْشِهِ، بَائِنٌ مِنْ خَلْقِهِ، وَلَا نَقُولُ كَمَا تَقُولُ الجَهْمِيَّةُ إِنَّهُ هَاهُنَا فِي الأَرْضِ​
"O’nu; Arş’ının üzerinde, mahlûkâtından ayrı (bâin) olarak tanırız. Cehmiyye’nin dediği gibi 'O burada, yeryüzündedir' demeyiz."
(Buhârî, Halku Ef‘âli’l-İbâd, Sf: 37; Dârimî, er-Reddu ale'l-Cehmiyye, Sf: 39 – 40; Abdullah b. Ahmed, es-Sunne, No: 216)

Hulâsatu'l kavl; Kardeşim saydığınız bu itikad; hiçbir tahrif, te’vil, ta’tîl, tekyîf ve teşbihe düşmeden; Kur’ân, Sünnet ve Selef-i Sâlihîn’in tertemiz menhecini tam olarak yansıtmaktadır. Doğru olan itikad budur; felsefî kelâm ekollerinin sonradan ürettiği şubhe ve te’villere iltifat etmeksizin bu akide üzerinde sebat ediniz.
 

Benzer konular

Üst