Makale ARAPÇA ARAPLARIN LİSANI MI? (Önemli bir konu. Okumanızı tavsiye ederim)

Necati Koçkesen

Aktif Üye
İslam-TR Üyesi
ARAPÇA ARAPLARIN LİSANI MI?

Evet, Hz. Peygamber risâletle görevlendirilmeden önce arapça sâdece arapların lisânı idi. Ama Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem peygamber olarak gönderildikten sonra arapça hem arapların hem de islâmın dili oldu. Çünkü Kur'an arapça olarak indirildi. Hadis ve sünnet arapça olarak tedvîn edildi. Akâid, fıkıh, tefsir ve hadis kitapları, şerhleri arapça olarak yazıldı. Siyer kitapları bile arapça olarak yazıldı.

Bundan dolayı islâmî ilimlerde derinleşmek isteyenlerin arapçayı mutlaka bilmesi gerekir. İslamî ilimlerde arapça bilmeyen ilim ehli olamaz. Bütün fıkıh kitaplarını kendi dilinde ezberlese bile "bilgili" denilebir, "çok mâlumat sahibi" denilebilir, "kültürlü" denilebilir ama âlim denilemez. Şunu unutmayalım ki, arapçayı bilmeyenler öğrenmek istedikleri meseleleri kendi dillerine tercüme edilen eserlerden öğreneceklerdir. Tercüme eserler ise hiç bir zaman tercüme edilen kitabın aslını yansıtamaz. Sâdece Kur'an meallerini ele alsak bile bunu açıkça görürüz. Türkçeye çevrilmiş aşağı yukarı ikiyüzün üzerinde meal var. Alın bir kaç tanesini karşılaştırın, hepsinin de birbirlerinden farklı yönlerinin olduğunu göreceksiniz. Çünkü arapça çok zengin bir dildir. Bazen bir kelimenin bir değil bir kaç tane mânası vardır. Eğer siz bu kelimelerin hepsinin mânâsını bilirseniz âyetleri doğru olarak anlamış olursunuz. Ama tercüme edenler bu mânâlardan sâdece birisini tercih edip tercüme ettikleri için mânâyı daraltmaktalar ve tercüme edilen eserin tam olarak anlaşılmasını engellemektedirler. Tanıdığım bir alim vardı (Allah rahmet etsin), eserleri hep arapçasından okur, tercümesinden okumaz ve; "ben başkalarının kusmuğunu yalamam" derdi.

Söylediklerimizi isbatlamak için sâdece iki kelime ile örnek vermeye çalışalım; bu kelimelerden birisi TÂGUT kelimesi olsun. Tâgut arapçada TEGÂ kökünden gelir ve azgınlıkta aşırı giden, Allah'ın hükümlerine baş kaldırıp kendi heva ve hevesini ilah edinen, hüküm koyan, insanları kendi küfür hükümlerine uymaya çağıran, zorlayan ve onları o hükümlere göre yargılayan, cezalandırıan her kişi, mevkî ve makam, otorite sahibi olan kimse demektir. Bu yüzden Allah Azze ve Celle Ka'b bin Eşref'den tâgut diye bahsetmiştir. Tâgut aynı zamanda Şeytan, sihirbaz, kâhin ve put demekir. Şimdi siz Kur'an'ı meallendirirken bu kelimelerden birisini tercih ederek seçer ve mealinizi ona göre yazarsanız Kur'an'ın anlamını daraltmış, eksik anlaşılmasına hattâ yanlış anlaşılmasına sebep olursunuz. Nitekim günümüzdeki meallere baktığımızda bunu görüyoruz. Tâgut kelimesini genellikle Şeytan veya put diye meallendiriyorlar. Evet, Şeytan da bir tâguttur ama bunu okuyan kimseler "ben Şeytan'ı zâten reddediyorum, o zaman benim tâgutla bir işim yoktur" der. Halbuki tâgut kelimesinin doğru mânasını bilse idi, günümüzde Allah'ın hükümlerine mukâbil olarak hükümler koyanların, insanları bu hükümlerle yönetenlerin, yargılayanların da birer tâgut olduklarını anlayacak ve tâgutlardan uzak duracak, onları desteklemeyecekti. Müslüman olduklarını iddiâ edip küfür sistemlerinde yer alanların, müslümanları küfür kanunları ile yönetenlerin, üstelik kendilerinin de bir sürü küfür yasa ve kanunlar çıkaranların da birer tâgut olduklarını anlayacaklardı ve uyanacaklar, islâmı hâkim kılmanın yollarını arayacaklardı. İşte bu yüzden bu mealler insanları uytmuş ve gerçeklerin, hakkın üzerini örterek onları anlaşılmaz hâle getirmişerdir.

Meal yazılması gerekir mi? Elbette gerekir. Ama en azından birden fazla mânası olan kelimelerin mânaları ya dip not şeklinde veya parantez içinde, değişik bir yazı sitili ile verilerek daha doğru anlaşılması sağlanmalıdır.

İkinci kelimemiz HAKÎM kelimesi olsun. Hakîm ve HÂKİM kelimeleri aynı kökten gelen kelimelerdir. ÂLÎM ve ÂLİM gibi. Hakîm, hüküm koyucu, mükellef olan varlıkları koyduğu bu hükümlerle yargılayan, cezalandıran veya mükâfatlandıran demektir. Aynı zamanda da, "yaptığı her iş hikmetli olan, yerli yerince olan" demektir. Eğer siz bu kelimeyi tercüme ederken, "yaptığı her iş hikmetli olan" şeklinde tercüme ederseniz doğru ama eksik bir tercüme etmiş olursunuz. O zaman insanlardan Allah'ın hüküm koyucu vasfını gizlemiş olursunuz. Bunu gizlediğiniz zaman da hüküm koyucunun sâdece Allah olduğunu, Allah'tan başka hiç kimsenin hüküm koyamayacağını, eğer hüküm koyanlar olursa onların koydukları o hükümlerin reddedilmesi gerektiğini belirtmemiş olur ve insanları tâgutlara kul, köle yaparsınız.

Bununla arapça bilmeyenlerin tercüme eserleri okumamalarını mı söylemek istiyoruz? Hayır, arapçayı hiç bilmeyenler tabiki tercüme eserler okuyacaklar. Ama bu sefer de okuyacakları tercümeleri iyi seçmeleri, o eserleri tercüme edenlerin ehli sünnete bağlı olup olmadıklarını, yazdıklarını, söylediklerini yaşayan insanlar olup olmadıklarını araştırmalılar veya ilim ehlinin tavsiyelerine göre kitap okumalılar veya kütüphâne oluşturmalıdırlar. Yoksa önüne gelen her kitabı okurlarsa, önüne gelen her hocayı dinlerlerse kafaları karışır ve yarar yerine zarar verirler.

Bir başka mesele de; Arapçayı bilmek yeterli midir? meselesidir. İlim ehli olmak için arapçayı bilmek şarttır. Çünkü ilmin anahtarı arapçadır ama arapçayı bilmek yeterli değildir. Eğer öyle olsa idi o zaman bütün arapların müctehid olmaları gerekirdi. Bugün günümüzde arapçayı bilen bir çok kimsenin ve bir çok arabın eline Kur'an'ı ve hadis kitaplarını alıp ondan kendi kafalarına göre hüküm çıkarmalarının sebebi de budur.

Arapçayı bilmenin yanında, sebeb-i nüzûlu, nâsih, mensuh meselesini, âam, has meselelerini, muhkemi, müteşâbihi, hakîkatı, mecazı, mübeyyeni, müphemi, müfesseri vb. gibi konuları, o ayetler başka âyetlerce veya Allah rasulü tarafından tefsir edilmiş mi edilmemiş mi, sahabe o âyetleri nasıl anlamış, hangi nakillerde bulunmuşlar bunları da bilmeleri gerekir.

Hadisler için de aynı durum geçerlidir. Arapçanın yanında ihtisaslaşmak istediği konuyla ilgili ilimlerin de kapsamlı olarak bilinmesi gerekir.

Bu söylediklerimizi şu şekilde de açıklayabiliriz: Bir kimse tıp fakültesinde okumadığı halde tıpla ilgili bir kaç kitap okumakla ona doktor denilir mi? Ona hasta ameliyat ettirilir mi? Elbette ettirilmez ve bunu da herkes anlar. Eğer böyle birisine hasta emanet edilirse o hastayı iyileştireceği yerde ölümüne bile sebep olabilir. Bundan dolayı kişiler hastalıkları ile ilgili tıp eğitimi almış, sahasında uzman kişileri arar ve onlara gider. Herhalde din de tıp kadar hattâ ondan daha önemli bir konudur. Çünkü tıp, hastalıklarınızın iyi olmasına sebep olur, yardım eder ama din, dünya ve âhiretimizin kurtulmasına sebep olur.

Arapça çok önemli olduğu için, dinimizi ve dînî eserleri en iyi şekilde anlamamızın birinci basamağı olduğu için her müslüman arapçayı öğrenmeye gayret etmelidir. Şâyet islam devleti olsaydı, bütün fertlerine daha ilk okuldan başlayıp üniversiteyi bitirinceye kadar arapçayı en güzel bir şekilde öğretirdi. O zaman ne olurdu biliyor musunuz? Bütün müslümanlar birbirlerini anlarlardı. Nerede bir kardeşinin problemi olsa ondan haberdar olur onun yardımına koşardı. Yardımlaşır, dayanışma içinde olurdu. Bugün hacca ve umreye giden müslümanların hazin durumlarını görüyoruz. Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen müslüman kardeşleri ile konuşamıyor, anlaşamıyor, onlarla kontak kuramıyor. Birbirlerinin dertlerini, problemlerini soramıyorlar.

Arapça işte bu kadar önemli olduğu için kâfir devletler ve onların kuklaları olan içimizdeki adamları okullarda (orta okulda, lisede) ingilizceyi, Fransızcayı, Almancayı öğrenilmesi zorunlu olan dillerden saydılar ve her müslüman evladının bunlardan birisini tercih edip öğrenmeleri gerektiğini şart koştular. Bunlar öğrenilmesin mi? Tabîki öğrenilsin. Ama arapça bunlar içinde birinci sırada yer almalıydı ve herkes tercih ederek değil, mecbûren arapçayı öğrenmeli idi. İngilizce, Fransızca, Almanca gibi diller ise ikinci yabancı dil olarak tercih edilmeli idi.

Kâfirler ve onların içimizdeki işbirlikçisi olan yöneticileri işte bundan dolayı arapçayı öğretmediler. Yâni müslümanlar islamı doğru dürüst anlamınlar, uyanmasınlar, birbirlerinden haberleri olmasın, birbirleri ile yardımlaşmasınlar diye.

Bu sebeple, herkes arapçaya önem göstermeli, kendileri öğrenememişse bile çocuklarına arapçayı ve islâmî ilimleri ehli sünnete göre öğretmeye gayret sarfetmelidirler. Unutmayalım, gelecek nesillere islamı doğru bir şekilde taşıyacak olan islamı doğru olarak öğrettiğimiz bizim nesillerimiz olacaktır. Selam ve duâ ile.
 

salticidae

lessismore
İslam-TR Üyesi
Arapça bilmekle Kur’an, İslam ve onun yazılı eserleri anlaşılsa araplar bu durumda olurmuydu? Hac için oraya giden Müslümanların arapça bilmemesi hazin bir durum olarak nitelendirilmiş. Aynı dili konuşan araplar birbirini yerken onlara en çok yardım edenlerim besmele dışında arapça kelime okuyamayan insanlar olması daha hazin gelmiyor mu?

Müslümanlar arasında dil dahil hiç bir bariyer yoktur. İslam dini herkesin anlayacağı şekilde farklı dillerde eserleştirilmemişse yada bu eserler yetersizde bu da yine biz Müslümanların ayıbıdır.
 

JuNDuLLAH

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Arapça bilmekle Kur’an, İslam ve onun yazılı eserleri anlaşılsa araplar bu durumda olurmuydu? Hac için oraya giden Müslümanların arapça bilmemesi hazin bir durum olarak nitelendirilmiş. Aynı dili konuşan araplar birbirini yerken onlara en çok yardım edenlerim besmele dışında arapça kelime okuyamayan insanlar olması daha hazin gelmiyor mu?

Müslümanlar arasında dil dahil hiç bir bariyer yoktur. İslam dini herkesin anlayacağı şekilde farklı dillerde eserleştirilmemişse yada bu eserler yetersizde bu da yine biz Müslümanların ayıbıdır.

Her arap yada arapça bilen musluman olacak diye bir kaide yok. evvela bunu bilmek lazım.
Musluman bir kimse için arapça muhim bir meseledir.Cunku musluman olan adamı arapça bilmek çogu meselede bir adım daha öteye taşır.

okuma yazma bilen araplar dinlerini öğrenememis öğrenmemişse bu onların ayıbıdır.Ayrıca su var nasıl ki senın ulkendeki bazı kımseler okuma yazma bilmiyorsa onlarında cogu öyle kardeşim.
Cahil heryerde cahildir.
 

salticidae

lessismore
İslam-TR Üyesi
Her arap yada arapça bilen musluman olacak diye bir kaide yok. evvela bunu bilmek lazım.
Musluman bir kimse için arapça muhim bir meseledir.Cunku musluman olan adamı arapça bilmek çogu meselede bir adım daha öteye taşır.

okuma yazma bilen araplar dinlerini öğrenememis öğrenmemişse bu onların ayıbıdır.Ayrıca su var nasıl ki senın ulkendeki bazı kımseler okuma yazma bilmiyorsa onlarında cogu öyle kardeşim.
Cahil heryerde cahildir.
Arapça bilmek Müslüman’ı bir adım öne taşır şeklindeki düşünce daha isabetli görünüyor.
 

Benzer konular

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt