Neler yeni
İslami Forum, Dini Forum, islami site, islami sohbet, radyo, islami bilgiler

İslam-tr.org'a hoş geldiniz! Hemen üye olun ve kendi konularınızı, düşüncelerinizi paylaşarak bu platforma katılın. Oturum açtıktan sonra, İslam dini, tarih ve güncel konularla ilgili paylaşımlarda bulunabilirsiniz.

Çözüldü Bakara 120. Ayetin Tefsiri ve Ehl-i Kitabın İçerisindeki Ilımlı Kâfirlerin Durumu Nedir?

Abdullah el Hanbeli Çevrimdışı

Abdullah el Hanbeli

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Es selamu aleykum hocam,

Sen onların dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da senden asla memnun kalmayacaklardır. De ki: “Asıl doğru yol ancak Allah’ın yoludur.” Eğer sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyarsan, bilesin ki artık Allah sana ne dost ne de yardımcı olacaktır. [Bakara 120]

Bu ayetin nuzul sebebi nedir ve "kafirler sizden razı olmayacaklar/memnun kalmayacaklardır" cümlesinden kasıt tüm kafirler mi? Müslüman olmaya meyilli kafirler, bize karşı savaşmayan ve savaşılmasından razı olmayan insaf sahibi kafirler de buna dahil mi? Özellikle hristiyan toplumlarda insaf sahibi ve bizim dinimize saygılı olan kafirler var. (tabii bunların içinde İslam'ı ılımlı İslam zanneden kafirler de var)
 
Abdulmuizz Fida Çevrimdışı

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Âleykum selam we rahmetullahi we berakatuh kardeşim;

وَلَنْ تَرْضٰى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلَا النَّصَارٰى حَتّٰى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْۜ قُلْ اِنَّ هُدَى اللّٰهِ هُوَ الْهُدٰىۜ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَٓاءَهُمْ بَعْدَ الَّذ۪ي جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِۙ مَا لَكَ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ
Ne yahudiler, ne hristiyanlar sen onların dinine (milletine) uyuncaya kadar asla senden hoşnut olacak değillerdir. De ki: Allah'm hidayeti, doğru yolun tâ kendisi odur. Eğer sana gelen ilimden sonra onların hevâlarına uyacak olursan andolsun ki senin için Allah'tan ne gerçek bir dost, ne de gerçek bir yardımcı yoktur. (Bakara 120)

Bakara 120. âyetin nuzul sebebi olarak şunlar söylenmiştir:
A) Zeccac şöyle demiştir: Yahudiler ve hristiyanlar barış istiyorlar ve Peygamber (s.a.v.)'e, müslüman olacakları vâdinde bulunuyorlardı. Allah Tealâ bu âyet-i kerime ile Onların, kendi dinlerine tabî olunmadıkça asla hoşnut olmayacaklarını bildirip onlarla cihadı emretti. (el-Kurtubî, ei-Câmi'ul-Ahkâmi'l-Kur'ân, C. I, Sf: 481)

B) Mukatil ise yahudi ve hristiyanların, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'i kendi dinlerine tâbi olmaya çağırmaları üzerine nâzil olduğunu söylemiştir. (Ebu'l-Ferec Cemaleddin Abdurrahman ibn Ali ibnu'l-Cevzî, Zâdu'l-Mesîr fî İlmi't-Tefsir, C.1, Sf: 138)

C) Sâlebi'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs (r.anhuma) ise bu âyetin de kıblenin tahvili ile ilgili olduğunu belirtip der ki: Medine yahudileri ve Necran hristiyanları Peygamber (s.a.v.)'in Onların kıblesine doğru namaz kılmasından son derece memnun idiler. Ama ne zaman ki Allah Tealâ kıbleyi Kâbe'ye çevirdi bu Onlara ağır geldi ve Peygamber (s.a.v.)'in Onların dinine uymasından umutlarını kestiler ve Allah Tealâ da bu âyeti indirdi. (Celaleddin es Suyûti, Durru'l Mensur fi't-Tefsîr bi'l-Me'sûr, C.1, Sf: 464; el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nuzûl, Sf: 32)


Mevdudi ayeti şöyle izah ediyor:
Yâni, "Bu insanların Sen'den hoşlanmamalarının nedeni, Hakk'ı arayan samimi kimseler olmaları ve Sen'in Hakk'ı, gereği gibi açıkça anlatmayı becerememen değildir. Aksine, Onların sana karşı çıkmaların nedeni, senin Hakk'ı o denli açıkça ortaya koyup onlara, dini kendi arzu ve isteklerine göre değiştirebilecekleri bir boşluk bırakmamandır. Bu nedenle Onları bırak ve uzlaşmaya çalışma; çünkü, Sen dine karşı Onların takındığı tavrı takınmadıkça, Onlar senden radı olmazlar. Eğer sen de Onlar gibi iki yüzlülük yapsan ve Allah'a ibadeti nefse tapınma için bir kılıf olarak kullansan, o zaman Senden hoşnut olurlardı. İnanç ve kötü amellerinde onlara uymadıkça, Onları hoşnut edemezsin."

Zeccac şöyle demiştir: Millet lugatte usul ve yol manasınadır. İbn Abbas: Burada Allah’ın doğru yolu İslam’dır, demiştir.

O'na gelen ilim hakkında da dört görüş vardır:
Birincisi: Kıbleye dönmektir, bunu ibn Abbas demiştir.
İkincisi: Allah’ın dininin İslam olduğunun açıklanmasıdır.
Üçüncüsü: O Kur’an’dır.
Dördüncüsü: Kavmin sapık olduğunu bilmektir.

“Sana Allah’tan bir veli yoktur ”, yani sana yardım edecek demektir.
“Yardımcı da yoktur”: Seni O'nun azabından koruyacak demektir.


"kafirler sizden razı olmayacaklar/memnun kalmayacaklardır" cümlesinden kasıt tüm kafirler mi? Müslüman olmaya meyilli kafirler, bize karşı savaşmayan ve savaşılmasından razı olmayan insaf sahibi kafirler de buna dahil mi? Özellikle hristiyan toplumlarda insaf sahibi ve bizim dinimize saygılı olan kafirler var. (tabii bunların içinde İslam'ı ılımlı İslam zanneden kafirler de var)
Sizin de mâlumunuz olduğu üzere Kur'an ve hadis-i şeriflerdeki ehl-i kitab hakkındaki nihâi hükümler birlikte cem edilerek incelendiğinde Hristiyanların genel olarak Yahudi ve Muşrik (putperest, Laik vs) daha İslam'a meyyal ve insaflı olduğu, bundan dolayı da İslamı kabul edip muslumanlaşmaya daha yakın oldukları, müslümanlara düşmanlıkta da bunlar gibi flama başı olmadıkları anlaşılmaktadır.
Hristiyanlar olsalar bile sonuçta cehennemlik kâfir oldukları, Müslümanların Allah'ı birleyip şirkten sakınmaları, kendilerini ateşle vaîd ettiklerinden dolayı Yahudiler gibi kendi dinlerine geçmediğimiz sürece müslümanlardan asla radı olmayacaklardır.
İşte bu sebeblerle âyette müslümanlardan asla radı olmayacakları bahsedilenlerin içinde küfrün ele başlığına soyunmamış, müslümanlara ve İslam'a alenen saldırmayan kudurgan kâfirlerin dışında insancıl (Hümanizm) felsefesini kendisine hayat prensibi edinmiş ekseriyeti Hristiyan olan kâfirler bulunabilecektir. Nitekim bunların içlerinden Allah'ın hidayet ettikleri de müslüman olmaktadır. Hidayet nâsib olmayan, meseleye sadece hümanistçe yaklaşan kâfirler ise, konu "tevhid ve şirke" dayandığında yine İslam'dan ve müslümanlara karşı çok kolay sırtlarını dönebilmekte yahud Müslümanların katledilmesine seyirci kalabilmektedirler.
 
Abdullah el Hanbeli Çevrimdışı

Abdullah el Hanbeli

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Âleykum selam we rahmetullahi we berakatuh kardeşim;

وَلَنْ تَرْضٰى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلَا النَّصَارٰى حَتّٰى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْۜ قُلْ اِنَّ هُدَى اللّٰهِ هُوَ الْهُدٰىۜ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَٓاءَهُمْ بَعْدَ الَّذ۪ي جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِۙ مَا لَكَ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ
Ne yahudiler, ne hristiyanlar sen onların dinine (milletine) uyuncaya kadar asla senden hoşnut olacak değillerdir. De ki: Allah'm hidayeti, doğru yolun tâ kendisi odur. Eğer sana gelen ilimden sonra onların hevâlarına uyacak olursan andolsun ki senin için Allah'tan ne gerçek bir dost, ne de gerçek bir yardımcı yoktur. (Bakara 120)

Bakara 120. âyetin nuzul sebebi olarak şunlar söylenmiştir:
A) Zeccac şöyle demiştir: Yahudiler ve hristiyanlar barış istiyorlar ve Peygamber (s.a.v.)'e, müslüman olacakları vâdinde bulunuyorlardı. Allah Tealâ bu âyet-i kerime ile Onların, kendi dinlerine tabî olunmadıkça asla hoşnut olmayacaklarını bildirip onlarla cihadı emretti. (el-Kurtubî, ei-Câmi'ul-Ahkâmi'l-Kur'ân, C. I, Sf: 481)

B) Mukatil ise yahudi ve hristiyanların, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'i kendi dinlerine tâbi olmaya çağırmaları üzerine nâzil olduğunu söylemiştir. (Ebu'l-Ferec Cemaleddin Abdurrahman ibn Ali ibnu'l-Cevzî, Zâdu'l-Mesîr fî İlmi't-Tefsir, C.1, Sf: 138)

C) Sâlebi'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs (r.anhuma) ise bu âyetin de kıblenin tahvili ile ilgili olduğunu belirtip der ki: Medine yahudileri ve Necran hristiyanları Peygamber (s.a.v.)'in Onların kıblesine doğru namaz kılmasından son derece memnun idiler. Ama ne zaman ki Allah Tealâ kıbleyi Kâbe'ye çevirdi bu Onlara ağır geldi ve Peygamber (s.a.v.)'in Onların dinine uymasından umutlarını kestiler ve Allah Tealâ da bu âyeti indirdi. (Celaleddin es Suyûti, Durru'l Mensur fi't-Tefsîr bi'l-Me'sûr, C.1, Sf: 464; el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nuzûl, Sf: 32)


Mevdudi ayeti şöyle izah ediyor:
Yâni, "Bu insanların Sen'den hoşlanmamalarının nedeni, Hakk'ı arayan samimi kimseler olmaları ve Sen'in Hakk'ı, gereği gibi açıkça anlatmayı becerememen değildir. Aksine, Onların sana karşı çıkmaların nedeni, senin Hakk'ı o denli açıkça ortaya koyup onlara, dini kendi arzu ve isteklerine göre değiştirebilecekleri bir boşluk bırakmamandır. Bu nedenle Onları bırak ve uzlaşmaya çalışma; çünkü, Sen dine karşı Onların takındığı tavrı takınmadıkça, Onlar senden radı olmazlar. Eğer sen de Onlar gibi iki yüzlülük yapsan ve Allah'a ibadeti nefse tapınma için bir kılıf olarak kullansan, o zaman Senden hoşnut olurlardı. İnanç ve kötü amellerinde onlara uymadıkça, Onları hoşnut edemezsin."

Zeccac şöyle demiştir: Millet lugatte usul ve yol manasınadır. İbn Abbas: Burada Allah’ın doğru yolu İslam’dır, demiştir.

O'na gelen ilim hakkında da dört görüş vardır:
Birincisi: Kıbleye dönmektir, bunu ibn Abbas demiştir.
İkincisi: Allah’ın dininin İslam olduğunun açıklanmasıdır.
Üçüncüsü: O Kur’an’dır.
Dördüncüsü: Kavmin sapık olduğunu bilmektir.

“Sana Allah’tan bir veli yoktur ”, yani sana yardım edecek demektir.
“Yardımcı da yoktur”: Seni O'nun azabından koruyacak demektir.


Sizin de mâlumunuz olduğu üzere Kur'an ve hadis-i şeriflerdeki ehl-i kitab hakkındaki nihâi hükümler birlikte cem edilerek incelendiğinde Hristiyanların genel olarak Yahudi ve Muşrik (putperest, Laik vs) daha İslam'a meyyal ve insaflı olduğu, bundan dolayı da İslamı kabul edip muslumanlaşmaya daha yakın oldukları, müslümanlara düşmanlıkta da bunlar gibi flama başı olmadıkları anlaşılmaktadır.
Hristiyanlar olsalar bile sonuçta cehennemlik kâfir oldukları, Müslümanların Allah'ı birleyip şirkten sakınmaları, kendilerini ateşle vaîd ettiklerinden dolayı Yahudiler gibi kendi dinlerine geçmediğimiz sürece müslümanlardan asla radı olmayacaklardır.
İşte bu sebeblerle âyette müslümanlardan asla radı olmayacakları bahsedilenlerin içinde küfrün ele başlığına soyunmamış, müslümanlara ve İslam'a alenen saldırmayan kudurgan kâfirlerin dışında insancıl (Hümanizm) felsefesini kendisine hayat prensibi edinmiş ekseriyeti Hristiyan olan kâfirler bulunabilecektir. Nitekim bunların içlerinden Allah'ın hidayet ettikleri de müslüman olmaktadır. Hidayet nâsib olmayan, meseleye sadece hümanistçe yaklaşan kâfirler ise, konu "tevhid ve şirke" dayandığında yine İslam'dan ve müslümanlara karşı çok kolay sırtlarını dönebilmekte yahud Müslümanların katledilmesine seyirci kalabilmektedirler.

Hocam anlamak için tekrar soruyorum, Müslüman olmak isteyen kafirler nasıl bizden razı olmuyor, bunlar müslüman olmaya yakın, razı olmasa araştırıp müslüman olmak istemez ki? Acaba müslüman olmaya yakın olanlar bu ayetten istisna edilebilir mi? Mesela bir kafir var, kelime-i şehadet getirmek istiyor ama henüz getirmemiş, getirmediği sürece bizden razı olmayanlar arasında mı sayılıyor?
 
Abdulmuizz Fida Çevrimdışı

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Hocam anlamak için tekrar soruyorum, Müslüman olmak isteyen kafirler nasıl bizden razı olmuyor, bunlar müslüman olmaya yakın, razı olmasa araştırıp müslüman olmak istemez ki? Acaba müslüman olmaya yakın olanlar bu ayetten istisna edilebilir mi? Mesela bir kafir var, kelime-i şehadet getirmek istiyor ama henüz getirmemiş, getirmediği sürece bizden razı olmayanlar arasında mı sayılıyor?
Müslüman olmak isteyen veya İslâma girmek isteyen kişi bu kapsamda değil. Bu zaten hidâyete nasib olmuş, yönlenmiş bile. Benim dediğim bir mesele hakkında müslümana hümanistçe taraf olan, konu hakkında haklı veya haksız, iyi-kötü olanın tesbiti gibi meselelerde müslüman kâfir ayırım yapmadan kendince doğru kabul ettiğini seçebilir, bu sebeble müslümandan taraf ta olabilir. Fakat iş tevhid şirk meselesi gibi itikadi olan yolların, safların ayrıştığı meseleye geldiği zaman büyük bir ekseriyeti müslümandan radı olmayağı, sadece zulme karşı çıkanları olabileceğidir. Misal ABD'li aktivist Rachel Corrie, barış için gittiği Gazze'de İsrail kuvvetlerinin evler yıkan buldozerleri altında kalarak ölümüne mudafa edip karşı çıkması gibi.

Bir konu hakkında tarafların dinine bakmadan objektif olarak taraf olmak ayrı, radı olmak ayrıdır. Çünkü radı olmak Vela'dır ki bu da Onların şirk dinlerine girilmediği sürece radı olmayacakları ayetle sabittir.
 

Benzer konular

Üst Ana Sayfa Alt