İlmi Konu Ebu Zur’a ve Ebi Hatim er-Razi ile Onlardan Nakilde Bulunan Selef'ten Bir Cema'atin İ'tikadı

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
اعْتِقَادُ أَبِي زُرْعَةَ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الْكَرِيمِ , وَأَبِي حَاتِمٍ مُحَمَّدِ بْنِ إِدْرِيسَ بْنِ الْمُنْذِرِ الرَّازِيَّيْنِ، وَجَمَاعَةٍ مِنَ السَّلَفِ
Ebu Zur’a ve Ebi Hatim er-Razi ile Onlardan Nakilde Bulunan Selef'ten Bir Cema'atin İ'tikadı

Ebu’l Kasım el-Lalekai (416H) şöyle der:

اعْتِقَادُ أَبِي زُرْعَةَ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الْكَرِيمِ , وَأَبِي حَاتِمٍ مُحَمَّدِ بْنِ إِدْرِيسَ بْنِ الْمُنْذِرِ الرَّازِيَّيْنِ، وَجَمَاعَةٍ مِنَ السَّلَفِ مِمَّنْ نَقَلَ عَنْهُمْ رَحِمَهُمُ اللَّهُ
İkisi de Razi (yani Rey şehrinden olan) Ebu Zur’a Ubeydullah ibni Abd'il Kerim (200-264H) ve Ebi Hatim Muhammed ibni İdris ibn'ul Munzir (195-277H)’in ve onlardan nakleden Selef'ten bir cema'atin İ'tikadı (Allah onlara rahmet etsin):

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُظَفَّرِ الْمُقْرِئُ , قَالَ: حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ حَبَشٍ الْمُقْرِئُ قَالَ: حَدَّثَنَا أَبُو مُحَمَّدٍ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي حَاتِمٍ , قَالَ

“Muhammed ibnu Muzaffer el-Mukri (415H) bize nakletti ve şöyle dedi: Hüseyin ibnu Muhammed ibni Habaş el-Mukri bize naklettiki Ebu Muhammed Abd’ur Rahman İbnu Ebi Hatim şöyle dedi:

سَأَلْتُ أَبِي وَأَبَا زُرْعَةَ عَنْ مَذَاهِبِ أَهْلِ السُّنَّةِ فِي أُصُولِ الدِّينِ , وَمَا أَدْرَكَا عَلَيْهِ الْعُلَمَاءَ فِي جَمِيعِ الْأَمْصَارِ , وَمَا يَعْتَقِدَانِ مِنْ ذَلِكَ , فَقَالَا:

Ben babama (Ebi Hatim er-Razi) ve Eba Zur’a’ya; Usul'ud Din (dinin asılları) hususunda Ehl'is Sünnet’in mezhebini ve bütün beldelerdeki yetiştiğiniz alimlerin anlayışlarını ve de onların bu hususlardaki i'tikadını (neye inandıklarını) sordum. Onlar şöyle dediler:

أَدْرَكْنَا الْعُلَمَاءَ فِي جَمِيعِ الْأَمْصَارِ حِجَازًا وَعِرَاقًا وَشَامًا وَيَمَنًا فَكَانَ مِنْ مَذْهَبِهِمُ

Biz; Hicaz, Irak, Şam, Yemen (de dahil olmak üzere), bütün beldelerdeki alimlere yetiştik. Onların mezhebi şu şekilde idi:

الْإِيمَانُ قَوْلٌ وَعَمَلٌ , يَزِيدُ وَيَنْقُصُ

İman; söz ve ameldir, artar ve eksilir.

وَالْقُرْآنُ كَلَامُ اللَّهِ غَيْرُ مَخْلُوقٍ بِجَمِيعِ جِهَاتِهِ

Kur’an, Allah’ın Kelamı'dır, hiçbir açıdan mahluk (yaratılmış) değildir.

وَالْقَدَرُ خَيْرُهُ وَشَرُّهُ مِنَ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ

Kader, hayrı ve şerri ile Aziz ve Celil olan Allah’tandır.

وَخَيْرُ هَذِهِ الْأُمَّةِ بَعْدَ نَبِيِّهَا عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ أَبُو بَكْرٍ الصِّدِّيقُ , ثُمَّ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ , ثُمَّ عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ , ثُمَّ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ عَلَيْهِمُ السَّلَامُ , وَهُمُ الْخُلَفَاءُ الرَّاشِدُونَ الْمَهْدِيُّونَ , وَأَنَّ الْعَشَرَةَ الَّذِينَ سَمَّاهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَشَهِدَ لَهُمْ بِالْجَنَّةِ عَلَى مَا شَهِدَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَقَوْلُهُ الْحَقُّ , وَالتَّرَحُّمُ عَلَى جَمِيعِ أَصْحَابِ مُحَمَّدٍ وَالْكَفُّ عَمَّا شَجَرَ بَيْنَهُمْ

Bu ümmetin Nebi aleyhi salatu ve selam’dan sonra en hayırlıları: Ebu Bekir es-Sıddık sonra Ömer ibn'ul Hattab, sonra Osman ibni Affan, sonra Ali ibni Ebi Talib’dir -onlara selam olsun- ve onlar hidayete iletilmiş Raşid Halifeler’dir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in isimlerini vererek cennetlik olduklarına şehadet ettiği on kişi (Aşere-i Mübeşşere) hakkında Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem gibi biz de şahitlik ederiz ve onun sözü haktır.

Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in bütün ashabına rahmet okunur ve aralarında çıkan anlaşmazlıklar hakkında ise bir şey söylenmez.

كَمَا وَصَفَ نَفْسَهُ فِي كِتَابِهِ , وَعَلَى لِسَانِ رَسُولِهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِلَا كَيْفٍ , أَحَاطَ بِكُلِّ شَيْءٍ عِلْمًا

Aziz ve Celil olan Allah, arşının üstünde olup mahlukatından ayrıdır. Zatı; Kitab'ında ve Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in dili ile -keyfiyetlendirmeksizin- Kendini vasfettiği gibidir ve ilmi ile herşeyi kuşatmıştır:

لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ

“O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (eş-Şura 42/11)

وَأَنَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى يُرَى فِي الْآخِرَةِ , يَرَاهُ أَهْلُ الْجَنَّةِ بِأَبْصَارِهِمْ وَيَسْمَعُونَ كَلَامَهُ كَيْفَ شَاءَ وَكَمَا شَاءَ

(Allah) Tebareke ve Te'ala, ahirette görülecektir. Cennet ehli, O'nun dilediği şekilde ve O'nun dilediği gibi; O'nu gözleriyle görecek ve O'nun kelamını işitecekdir.

وَالْجَنَّةُ حَقٌّ وَالنَّارُ حَقٌّ وَهُمَا مَخْلُوقَانِ لَا يَفْنَيَانِ أَبَدًا , وَالْجَنَّةُ ثَوَابٌ لِأَوْلِيَائِهِ , وَالنَّارُ عِقَابٌ لِأَهْلِ مَعْصِيَتِهِ إِلَّا مَنْ رَحِمَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ

Cennet haktır, ateş (cehennem) haktır. Her ikisi de yaratılmışlardır ve ebediyyen yok olmayacaklardır. Cennet, (Allah'ın) dostlarının mükafat görecekleri; cehennem ise Aziz ve Celil olan Allah'ın kendilerine rahmet ettikleri hariç, O'na isyan edenlerin cezalandırılacakları yerdir.

وَالصِّرَاطُ حَقٌّ

Sırat haktır.

وَالْمِيزَانُ حَقٌّ , لَهُ كِفَّتَانِ , تُوزَنُ فِيهِ أَعْمَالُ الْعِبَادِ حَسَنُهَا وَسَيِّئُهَا حَقٌّ

Mizan haktır. Kulların hasenatı (iyilikleri) ve seyyiatinin (kötülükleri) tartıldığı iki kefesi olduğu haktır.

وَالْحَوْضُ الْمُكْرَمُ بِهِ نَبِيُّنَا حَقٌّ

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'e ikram olarak verilen havz haktır.

وَالشَّفَاعَةُ حَقٌّ

Şefa'at haktır.

وَالْبَعْثُ مِنْ بَعْدِ الْمَوْتِ حَقٌّ

Ölümden sonra yeniden diriliş haktır.

وَأَهْلُ الْكَبَائِرِ فِي مَشِيئَةِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ

Ehl'ul Kebair (büyük günah işleyenler) Aziz ve Celil olan Allah'ın meşietindedir (dilemesindedir; dilerse bağışlar, dilerse cezalandırır).

وَلَا نُكَفِّرُ أَهْلَ الْقِبْلَةِ بِذُنُوبِهِمْ , وَنَكِلُ أَسْرَارَهُمْ إِلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ

Ne de Ehl'ul Kıble'yi günahları sebebiyle tekfir etmiyoruz; onların gizli hallerini Aziz ve Celil olan Allah'a havale ederiz.

وَنُقِيمُ فَرْضَ الْجِهَادِ وَالْحَجِّ مَعَ أَئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ فِي كُلِّ دَهْرٍ وَزَمَانٍ

Her dönem ve zamanda; cihad ve hacc farzını, müslümanların imamları (yöneticileri) ile birlikte ikame ederiz (yerine getiririz).

وَلَا نَرَى الْخُرُوجَ عَلَى الْأَئِمَّةِ وَلَا الْقِتَالَ فِي الْفِتْنَةِ , وَنَسْمَعُ وَنُطِيعُ لِمَنْ وَلَّاهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ أَمْرَنَا وَلَا نَنْزِعُ يَدًا مِنْ طَاعَةٍ ,وَنَتَّبِعُ السُّنَّةَ وَالْجَمَاعَةَ , وَنَجْتَنِبُ الشُّذُوذَ وَالْخِلَافَ وَالْفُرْقَةَ

Ne imamlara (müslümanların yöneticilerine) karşı çıkma (ayaklanma) görüşündeyiz ne de fitne zamanında (onlara karşı) savaşma (görüşündeyiz). Aziz ve Celil olan Allah'ın bizlere yönetici kıldıklarının emirlerini işitir ve itaat ederiz ne de (onlara) itaatten el çekeriz. Sünnet'e ve cema'ate tabi olur; şaz görüşlerden, ihtilaftan ve ayrılıktan uzak dururuz.

وَأَنَّ الْجِهَادَ مَاضٍ مُنْذُ بَعَثَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ نَبِيَّهُ عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامِ إِلَى قِيَامِ السَّاعَةِ مَعَ أُولِي الْأَمْرِ مِنْ أَئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ لَا يُبْطِلُهُ شَيْءٌ

Cihad; Aziz ve Celil olan Allah nebisi aleyhi salatu ve selam'ı gönderdiğinden itibaren kıyamet saatine kadar müslümanların imamlarından (yöneticilerinden) emir sahipleri ile devam edecektir ve onu hiç birşey iptal edemez.

وَالْحَجُّ كَذَلِكَ , وَدَفْعُ الصَّدَقَاتِ مِنَ السَّوَائِمِ إِلَى أُولِي الْأَمْرِ مِنْ أَئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ

Hac da aynı şekildedir ve hayvanlardan alınan sadakalar (zekatlar) da müslümanların imamlarından (yöneticilerinden) emir sahiplerine verilir.

وَالنَّاسُ مُؤَمَّنُونَ فِي أَحْكَامِهِمْ وَمَوَارِيثِهِمْ , وَلَا نَدْرِي مَا هُمْ عِنْدَ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ

İnsanlar (tatbik edilecek) ahkamları ve miraslarında mü'mindirler ancak biz, Aziz ve Celil olan Allah'ın indinde (durumlarının) ne olduklarını bilemeyiz.

فَمَنْ قَالَ: إِنَّهُ مُؤْمِنٌ حَقًّا فَهُوَ مُبْتَدِعٌ , وَمَنْ قَالَ: هُوَ مُؤْمِنٌ عِنْدَ اللَّهِ فَهُوَ مِنَ الْكَاذِبِينَ , وَمَنْ قَالَ: هُوَ مُؤْمِنٌ بِاللَّهِ حَقًّا فَهُوَ مُصِيبٌ

Herkim: Ben gerçek mü'minim derse Mübtedi'dir (bid'atçidir). Her kim de, Allah indinde mü'min olduğunu söylerse o da, yalancılardandır. Gerçekten Allah'a iman eden bir kimse olduğunu söyleyen ise, isabet etmiştir.

وَالْمُرْجِئَةُ وَالْمُبْتَدِعَةُ ضُلَّالٌ

Mürcie ve Bid'atçiler dalalettedir.

وَالْقَدَرِيَّةُ الْمُبْتَدِعَةُ ضُلَّالٌ , فَمَنْ أَنْكَرَ مِنْهُمْ أَنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ لَا يَعْلَمُ مَا لَمْ يَكُنْ قَبْلَ أَنْ يَكُونَ فَهُوَ كَافِرٌ

Kaderiyye de sapkın bid'atçidir. Bunlardan herkim inkar eder, Aziz ve Celil olan Allah'ın bir şey meydana gelmeden önce bilmediğini söylerse kafirdir.

وَأَنَّ الْجَهْمِيَّةَ كُفَّارٌ

Cehmiyye de kafirdir.

وَأَنَّ الرَّافِضَةَ رَفَضُوا الْإِسْلَامَ

Rafıziler de İslam'ı rafz (red) etmişlerdir.

وَالْخَوَارِجَ مُرَّاقٌ

Hariciler, Marika’dır (itaatten çıkmıştır).

وَمَنْ زَعَمَ أَنَّ الْقُرْآنَ مَخْلُوقٌ فَهُوَ كَافِرٌ بِاللَّهِ الْعَظِيمِ كُفْرًا يَنْقُلُ عَنِ الْمِلَّةِ. وَمَنْ شَكَّ فِي كُفْرِهِ مِمَّنْ يَفْهَمُ فَهُوَ كَافِرٌ

Kur’an’ın mahluk olduğunu kim iddia ederse, Azim olan Allah’ı inkar etmiştir, öyle bir küfür ki kişiyi milletten (dinden) çıkarır. Bu kişinin küfründen kim şüphe ederse, -eğer (küfre mevzu olan hususun ne olduğunu) anlayanlardansa- o da aynı şekilde kafirdir.

وَمَنْ شَكَّ فِي كَلَامِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ فَوَقَفَ شَاكًّا فِيهِ يَقُولُ: لَا أَدْرِي مَخْلُوقٌ أَوْ غَيْرُ مَخْلُوقٍ فَهُوَ جَهْمِيٌّ. وَمَنْ وَقَفَ فِي الْقُرْآنِ جَاهِلًا عُلِّمَ وَبُدِّعَ وَلَمْ يُكَفَّرْ. وَمَنْ قَالَ: لَفْظِي بِالْقُرْآنِ مَخْلُوقٌ فَهُوَ جَهْمِيٌّ أَوِ الْقُرْآنُ بِلَفْظِي مَخْلُوقٌ فَهُوَ جَهْمِيٌّ

Herkim; Aziz ve Celil olan Allah’ın kelamı (Kur’an) hakkında şüphe eder ve tevafuk ederek "(Kur'an) yaratılmış mıdır yoksa yaratılmamış mıdır bilmiyorum" derse, işte o Cehmi’dir. Kur’an konusunda cehalet sebebiyle tevakuf eden kimseye öğretilir, (bu kimse) kafirlerden değil ama bid’atçilerdendir. Herkim; "Benim söylediğim Kur’an (lafzı) yaratılmıştır!" derse işte o Cehmi’dir yahut: "Benim telaffuz ettiğim Kur’an yaratılmıştır!" (derse) işte o (da) Cehmi’dir.

قَالَ أَبُو مُحَمَّدٍ: وَسَمِعْتُ أَبِي يَقُولُ: " وَعَلَامَةُ أَهْلِ الْبِدَعِ الْوَقِيعَةُ فِي أَهْلِ الْأَثَرِ , وَعَلَامَةُ الزَّنَادِقَةِ تَسْمِيَتُهُمْ أَهْلَ السُّنَّةِ حَشْوِيَّةً يُرِيدُونَ إِبْطَالَ الْآثَارِ. وَعَلَامَةُ الْجَهْمِيَّةِ تَسْمِيَتُهُمْ أَهْلَ السُّنَّةِ مُشَبِّهَةً , وَعَلَامَةُ الْقَدَرِيَّةِ تَسْمِيَتُهُمْ أَهْلَ الْأَثَرِ مُجَبِّرَةً. وَعَلَامَةُ الْمُرْجِئَةِ تَسْمِيَتُهُمْ أَهْلَ السُّنَّةِ مُخَالِفَةً وَنُقْصَانِيَّةً. وَعَلَامَةُ الرَّافِضَةِ تَسْمِيَتُهُمْ أَهْلَ السُّنَّةِ نَاصِبَةً. وَلَا يَلْحَقُ أَهْلَ السُّنَّةِ إِلَّا اسْمٌ وَاحِدٌ وَيَسْتَحِيلُ أَنْ تَجْمَعَهُمْ هَذِهِ الْأَسْمَاءُ

Ebu Muhammed (İbni Ebi Hatim) şöyle dedi: Ben babamı (Ebu Hatim Muhammed İbni İdris er-Razi) şöyle derken işittim:

Ehl'ul Bid’atın alameti, Ehl’ul Asar'a (Ehl’ul Hadis’e) iftira atmalarıdır. Zenadika’nın (Zındıkların) alameti: Ehl'is Sünnet’i, Asar'ı (rivayetleri ve haberleri) geçersiz saymak istediklerinden dolayı "Haşaviye (değeri bulunmayan kimse)" olarak adlandırmalarıdır. Cehmiyye’nin alameti: Ehl'is Sünnet’i, "Müşebbihe (Allah’ı mahlukata benzeten)" olarak adlandırmalarıdır. Kaderiyye’nin alameti: Ehl'ul Asar’ı, "Mücebbire (Cebriyye)" olarak adlandırmalarıdır. Mürci’e’nin alameti: Ehl'is Sünnet’i, "Muhalife" ve "Noksaniye" olarak adlandırmalarıdır. Rafıziler’in alameti: Ehl'is Sünnet’i, "Nasibi" olarak adlandırmalarıdır. Ehl'is Sünnet için birtek isim ("Ehl'is Sünnet") vardır ve Ehl'is Sünnet’in bu isimlerle bir ilişkisinin olması imkansızdır.

قَالَ أَبُو مُحَمَّدٍ: وَسَمِعْتُ أَبِي وَأَبَا زُرْعَةَ يَأْمُرَانِ بِهِجْرَانِ أَهْلِ الزَّيْغِ وَالْبِدَعِ يُغَلِّظَانِ فِي ذَلِكَ أَشَدَّ التَّغْلِيظِ , وَيُنْكِرَانِ وَضْعَ الْكُتُبِ بِرَأْيٍ فِي غَيْرِ آثَارٍ , وَيَنْهَيَانِ عَنْ مُجَالَسَةِ أَهْلِ الْكَلَامِ وَالنَّظَرِ فِي كُتُبِ الْمُتَكَلِّمِينَ , وَيَقُولَانِ: لَا يُفْلِحُ صَاحِبُ كَلَامٍ أَبَدًا

Ebu Muhammed (İbni Ebi Hatim) şöyle dedi: Ben babamı (Ebu Hatim Muhammed İbni İdris er-Razi) ve Ebu Zur’a’yı; insanlara, sapıkları ve bid’atçileri terketmeyi emrederken gördüm. Onlar bunda çok serttiler. Onlar, Asar üzerine değil de rey (görüş) üzerine kurulmuş kitaplardan men etmekteydiler. Onlar, insanları kelam ve nazar ehlinin meclislerinden ve kelam ehlinin kitaplarından men ediyorlardı. Onlar şöyle derdi: Kelam ehlinden olan bir kimse ebediyyen iflah olmaz.

قَالَ أَبُو مُحَمَّدٍ: «وَبِهِ أَقُولُ أَنَا». وَقَالَ أَبُو عَلِيِّ بْنُ حُبَيْشٍ الْمُقْرِئُ: «وَبِهِ أَقُولُ» . قَالَ شَيْخُنَا ابْنُ الْمُظَفَّرِ: «وَبِهِ أَقُولُ» . وَقَالَ شَيْخُنَا يَعْنِي الْمُصَنِّفَ: «وَبِهِ أَقُولُ» . وَقَالَ الطُّرَيْثِيثِيُّ: «وَبِهِ أَقُولُ» . وَقَالَ شَيْخُنَا السَّلَفِيُّ: «وَبِهِ نَقُولُ

Ebu Muhammed şöyle dedi: İşte bu (i'tikad) benim (de i'tikad olarak) dediğimdir. Ebu Ali ibni Habeş el-Mukri şöyle dedi: İşte bu (i'tikad) benim (de i'tikad olarak) dediğimdir. (Ebu’l Kasım el-Lalekai derki:) Şeyhimiz, İbn'ul Muzaffer şöyle dedi: İşte bu (i'tikad) benim (de i'tikad olarak) dediğimdir. Şeyhimiz, yani musannif (Ebu’l Kasım el-Lalekai) şöyle dedi: İşte bu (i'tikad) benim (de i'tikad olarak) dediğimdir. et-Tureysiti (497H) şöyle dedi: İşte bu (i'tikad) benim (de i'tikad olarak) dediğimdir. Şeyhimiz es-Sulafi (475-576 H) şöyle dedi: İşte bu (i'tikad) bizim (de i'tikad olarak) dediğimizdir.


(Bu metin; İbni Ebi Hatim'in, Asl'us Sünnet ve İ’tikad'ud Din isimli risalesinin çevirisidir. Risale birçok yerde tamamıyla veya kısmen alıntılanmıştır.

Ebu’l Kasım Hibetullah el-Lalekai, Şerh İ’tikad Ehli’s Sünnet ve’l Cema'at, 1/176-180 (1/198-204, #321-323); İbni Kudame el-Makdisi (kısmen), İsbat Sıfat'ul Uluv, 182-184; Zehebi (kısmen), Siyer A’lam'un Nubela, 13/84; Zehebi (kısmen), el-Uluv li'l Aliyy’il Azim; Şam el-Mektebe ez-Zahiriyye #11, elif 166-169)






İmam Laleka’i (rahimehullah) devamla şöyle dedi:

وَوَجَدْتُ فِي بَعْضِ كُتِبِ أَبِي حَاتِمٍ مُحَمَّدِ بْنِ إِدْرِيسَ
بْنِ الْمُنْذِرِ الْحَنْظَلِيِّ الرَّازِيِّ رَحِمَهُ اللَّهُ مِمَّا سُمِعَ مِنْهُ , يَقُولُ:

Ebi Hatim Muhammed ibni İdris ibn’ul Munzir el-Hanzali er-Razi (rahimehullah)’ın bazı kitaplarında ondan işitilen(yukardaki söz)lerin bir kısmını tesbit ettim. O, şöyle demektedir:

مَذْهَبُنَا وَاخْتِيَارُنَا اتِّبَاعُ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَأَصْحَابِهِ وَالتَّابِعِينَ وَمَنْ بَعْدَهُمْ بِإِحْسَانٍ , وَتَرْكُ النَّظَرِ فِي مَوْضِعِ بِدَعِهِمْ , وَالتَّمَسُّكُ بِمَذْهَبِ أَهْلِ الْأَثَرِ مِثْلِ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ أَحْمَدَ بْنِ حَنْبَلٍ , وَإِسْحَاقَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ , وَأَبِي عُبَيْدٍ الْقَاسِمِ بْنِ سَلَّامٍ , وَالشَّافِعِيِّ. وَلُزُومُ الْكِتَابِ وَالسُّنَّةِ , وَالذَّبُّ عَنِ الْأَئِمَّةِ الْمُتَّبِعَةِ لِآثَارِ السَّلَفِ , وَاخْتِيَارُ مَا اخْتَارَهُ أَهْلُ السُّنَّةِ مِنَ الْأَئِمَّةِ فِي الْأَمْصَارِ مِثْلُ: مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ فِي الْمَدِينَةِ , وَالْأَوْزَاعِيِّ بِالشَّامِ , وَاللَّيْثِ بْنِ سَعْدٍ بِمِصْرَ , وَسُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ , وَحَمَّادِ بْنِ زِيَادٍ بِالْعِرَاقِ مِنَ الْحَوَادِثِ مِمَّا لَا يُوجَدُ فِيهِ رِوَايَةٌ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَالصَّحَابَةِ وَالتَّابِعِينَ

Mezhebimiz (yolumuz) ve tercih ettiğimiz, Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme, onun ashabına, tabiine ve onlardan sonra onlara güzelce uyanlara ittibadır. Bid'at konularına bakmayı terketmek ve Ebi Abdullah ibni Hanbel, İshak ibni İbrahim, Ebu Ubeyd el-Kasım ibni Sellam ve Şafii gibi Ehl’ul Asar’ın görüşlerine sımsıkı yapışmaktır. Kitab ve Sünnet'e sımsıkı sarılmak selefi takip eden imamları korumak, çeşitli bölgelerde; Medine'de Malik ibni Enes, Şam'da Evzai, Mısır'da Leys ibni Sa'd, Irak'ta da Sufyan'us Sevri ile Hammad ibni Ziyad gibi önder ilim adamlarından olup Ehl'is Sünnet'in tercih ettiklerini tercih etmektir. Hakkında Nebi sallallahu aleyhi ve sellemden, ashabdan ve tabiinden herhangi bir rivayet bulunmayan hususlarda bunları takip ederiz.

وَتَرْكُ رَأْيِ الْمُلْبِسِينَ الْمُمَوِّهِينَ الْمُزَخْرِفِينَ الْمُمَخْرِقِينَ الْكَذَّابِينَ , وَتَرْكُ النَّظَرِ فِي كُتِبِ الْكَرَابِيسِ , وَمُجَانَبَةُ مَنْ يُنَاضِلُ عَنْهُ مِنْ أَصْحَابِهِ وَشَاجَرَ فِيهِ مِثْلِ دَاوُدَ الْأَصْبَهَانِيِّ وَأَشْكَالِهِ وَمُتَّبِعِيهِ

Hakkı batıla karıştıran, gerçekleri değiştiren, sözleri allayıp pullayan, olmadık şeyler söyleyen yalancıların reyini (görüşlerini) terkederiz. Nazarı terk eder, Kerabisi'nin kitablarını incelemez, Davud el-İsbahani ve ona benzeyenler ile ona uyanlar gibi, onun izinden giden ve onu savunanlardan uzak dururuz.

وَالْقُرْآنُ كَلَامُ اللَّهِ وَعِلْمُهُ وَأَسْمَاؤُهُ وَصِفَاتُهُ وَأَمْرُهُ وَنَهْيُهُ , لَيْسَ بِمَخْلُوقٍ بِجِهَةٍ مِنَ الْجِهَاتِ. وَمَنْ زَعَمَ أَنَّهُ مَخْلُوقٌ مَجْعُولٌ فَهُوَ كَافِرٌ بِاللَّهِ كُفْرًا يَنْقُلُ عَنِ الْمِلَّةِ , وَمَنْ شَكَّ فِي كُفْرِهِ مِمَّنْ يَفْهَمُ وَلَا يَجْهَلُ فَهُوَ كَافِرٌ. وَالْوَاقِفَةُ وَاللَّفْظِيَّةُ جَهْمِيَّةٌ , جَهَّمَهُمْ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ

Kur'an; Kelamullah (Allah'ın kelamı), ilmi, isimleri, sıfatları, emri ve yasağıdır, hiçbir bakımdan mahluk (yaratılmış) değildir. Herkim onun mahluk ve varedilmiş olduğunu iddia ederse kişiyi milletten (dinden) çıkartan bir küfür ile Allah'ı inkar eden bir kafirdir. Meseleyi anlayan ve cahil olmayan kimselerden herkim böyle birisinin kafir olduğu hususunda şüphe ederse, işte o da kafirdir. Vakıfe (Kur'an mahluk mudur değil midir bilmiyoruz diyenler) ve Lafziyye (lafzı mahluktur diyenler) Cehmiyye'ye mensupturlar. Bunların Cehmiyye'ye müntesib olduklarını Ebu Abdullah Ahmed ibni Hanbel söylemiştir.

وَالِاتِّبَاعُ لِلْأَثَرِ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَعَنِ الصَّحَابَةِ وَالتَّابِعِينَ بَعْدَهُمْ بِإِحْسَانٍ. وَتَرْكُ كَلَامِ الْمُتَكَلِّمِينَ , وَتَرْكُ مُجَالَسَتِهِمْ وَهِجْرَانُهُمْ , وَتَرْكُ مُجَالَسَةِ مَنْ وَضَعَ الْكُتُبَ بِالرَّأْيِ بِلَا آثَارٍ

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'den, ashabından ve onlardan sonra onlara güzelce uyan tabiinden gelen Asara tabi oluruz.

Kelamcıların kelamını terkederiz. Onların meclislerini terkeder, onlardan uzaklaşırız. Rivayetsiz ve re'ye bağlı olarak kitap telif edenlerin meclislerini de terkederiz.

وَاخْتِيَارُنَا أَنَّ الْإِيمَانَ قَوْلٌ وَعَمَلٌ , إِقْرَارٌ بِاللِّسَانِ وَتَصْدِيقٌ بِالْقَلْبِ وَعَمَلٌ بِالْأَرْكَانِ , مِثْلُ الصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ لِمَنْ كَانَ لَهُ مَالٌ , وَالْحَجِّ لِمَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلًا , وَصَوْمِ شَهْرِ رَمَضَانَ , وَجَمِيعِ فَرَائِضِ اللَّهِ الَّتِي فَرَضَ عَلَى عِبَادِهِ , الْعَمَلُ بِهِ مِنَ الْإِيمَانِ. وَالْإِيمَانُ يَزِيدُ وَيَنْقُصُ

Bizim tercih ettiğimiz görüş şu ki; İman söz ve ameldir, dil ile ikrar kalb ile tasdik ve rükünleriyle amel etmektir. Mesela; namaz, malı bulunan kimseler için zekat, ona yol bulabilenler için hac, ramazan ayında oruç tutmak ve Allah'ın kullarına farz kıldığı bütün farzlar gereğince amel etmek imandandır. İman artar ve eksilir.

وَنُؤْمِنُ بِعَذَابِ الْقَبْرِ , وَبِالْحَوْضِ الْمُكْرَمِ بِهِ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ , وَنُؤْمِنُ بِالْمُسَاءَلَةِ فِي الْقَبْرِ , وَبِالْكِرَامِ الْكَاتِبِينَ , وَبِالشَّفَاعَةِ الْمَخْصُوصِ بِهَا النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

Kabir azabına iman ederiz.

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'e bir ikram olan havza da iman ederiz.

Kabirdeki sorguya iman ederiz. (Yazıcı melekler) Kiramen katibine ve Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'e has olan şefa'ate de iman ederiz.

وَنَتَرَحَّمُ عَلَى جَمِيعِ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ , وَلَا نَسُبُّ أَحَدًا مِنْهُمْ لِقَوْلِهِ عَزَّ وَجَلَّ

Aziz ve Celil olan Allah'ın kavli gereğince; Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in bütün ashabına rahmet okur, onlardan hiçbirine sövmeyiz:

وَالَّذِينَ جَاءُوا مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالْإِيمَانِ وَلَا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلًّا لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا إِنَّكَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ

"Onlardan sonra gelenler derler ki: Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi mağfiret eyle! Kalblerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma. Rabbimiz şüphesiz ki sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin." (el-Haşr 59/10)

وَالصَّوَابَ نَعْتَقِدُ وَنَزْعُمُ أَنَّ اللَّهَ عَلَى عَرْشِهِ بَائِنٌ مِنْ خَلْقِهِ

Biz şuna inanır ve şunu iddia ederiz: Allah arşı üzerinde ve yarattıklarından ayrıdır.

لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ

"Onun gibi hiçbir şey yoktur. O her şeyi işitendir, görendir." (eş-Şura 42/11)

وَلَا نَرَى الْخُرُوجَ عَلَى الْأَئِمَّةِ وَلَا نُقَاتِلُ فِي الْفِتْنَةِ , وَنَسْمَعُ وَنُطِيعُ لِمَنْ وَلَّى اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ أَمْرَنَا. وَنَرَى الصَّلَاةَ وَالْحَجَّ وَالْجِهَادَ مَعَ الْأَئِمَّةِ , وَدَفْعَ صَدَقَاتِ الْمَوَاشِي إِلَيْهِمْ

Ne Eimme'ye (yönetici imamlara) karşı çıkmayı uygun görürüz ne de fitne zamanlarında çarpışırız. Aziz ve Celil olan Allah'ın emir kılıp işimizin başına getirdiği kimseleri işitir ve itaat ederiz. Yönetici imamlarla namaz kılınacağı, haccedilip, cihad edileceği görüşündeyiz. Küçük-büyük baş hayvanlarının zekatlarının da onlara ödenmesini uygun görürüz.

وَنُؤْمِنُ بِمَا جَاءَتْ بِهِ الْآثَارُ الصَّحِيحَةُ بِأَنَّهُ يَخْرُجُ قَوْمٌ مِنَ النَّارِ مِنَ الْمُوَحِّدِينَ بِالشَّفَاعَةِ

Sahih rivayetlerde belirtildiği üzere muvahhidlerden bir topluluğun şefa'at ile ateşden (cehennemden) çıkarılacağına Iman ederiz.

وَنَقُولُ: إِنَّا مُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ , وَكَرِهَ سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ أَنْ يَقُولَ: أَنَا مُؤْمِنٌ حَقًّا عِنْدَ اللَّهِ وَمُسْتَكْمِلُ الْإِيمَانِ , وَكَذَلِكَ قَوْلُ الْأَوْزَاعِيِّ أَيْضًا

Bizler; Aziz ve Celil olan Allah'a Iman edenleriz, deriz.

Sufyan'us Sevri bir kimsenin: Ben Allah nezdinde gerçek ve imanı eksiksiz bir mü'minim demesinden hoşlanmazdı. Keza Evzai'nin kavli de aynıdır.

وَعَلَامَةُ أَهْلِ الْبِدَعِ الْوَقِيعَةُ فِي أَهْلِ الْأَثَرِ. وَعَلَامَةُ الْجَهْمِيَّةِ أَنْ يُسَمُّوا أَهْلَ السُّنَّةِ مُشَبِّهَةً وَنَابِتَةً. وَعَلَامَةُ الْقَدَرِيَّةِ أَنْ يُسَمُّوا أَهْلَ السُّنَّةِ مُجَبِّرَةً. وَعَلَامَةُ الزَّنَادِقَةِ أَنْ يُسَمُّوا أَهْلَ الْأَثَرِ حَشْوِيَّةً. وَيُرِيدُونَ إِبْطَالَ الْآثَارِ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

Ehl'ul Bid'atin alameti: Asar (rivayet) ehline, iftira atarak dil uzatmalarıdır. Cehmiye’nin alameti: Ehl'is Sünnet'e, "Müşebbihe" ve "Nabite" adını vermeleridir. Kaderiye'nin alameti: Ehl'is Sünnet'e, "Cebriye" adını vermeleridir. Zındıkların alameti: Ehl'ul Asar'a, "Haşviye" adını vermeleridir. Onlar bu sözleriyle Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'den gelen rivayetleri çürütmek isterler.

وَفَّقَنَا اللَّهُ وَكُلَّ مُؤْمِنٍ لِمَا يُحِبُّ وَيَرْضَى مِنَ الْقَوْلِ وَالْعَمَلِ , وَصَلَّى اللَّهُ عَلَى مُحَمَّدٍ وَآلِهِ وَسَلَّمَمَ

Allah bizleri ve bütün mü'minleri sevip razı olacağı sözleri söylemeye, amellerde bulunmaya muvaffak kılsın. Allah, Muhammed'e, onun aile halkına salat ve selam eylesin.



(Ebu’l Kasım Hibetullah el-Lalekai, Şerh İ’tikad Ehli’s Sünnet ve’l Cema'at, 1/180-183)




İmamların hayat tercemesi;

Ebu Zur’a Ubeydullah er-Razi (200-264H)

Ubeydullah ibni Abd’ul Kerim ibni Yezid ibni Faruk, Ebu Zur'a er-Razi el-Kureyşi. Hafız ve en mühim hadis alimlerinden biridir. Cerh ve Ta’dil ilminde imam olarak değerlendirilmektedir. Müslim, Tirmizi, Nesa'i, İbni Mace ve başka birçok muhaddis ondan rivayette bulunmuşlardır. Müsned isimli eserin müellifidir. Kitab'ul Zühd isimli eseri İbni Hacer tarafından el-İsabe’de alıntılanmıştır. Yine onun Takdime, Cerh ve’l Ta’dil isimli eserlerinden de çok sayıda hadis nakletmiştir.

"Ebu Zur’a; Hallad ibni Yahya, Ebu Nu’aym, Kabisa ve daha birçoklarından müsned hadis rivayet etti. Ahmed ibni Hanbel onunla oturup hadis müzakere etti. Ahmed ibni Hanbel onunla hadis müzakere ettiği zaman elindeki işi bırakır onunla müzakere etmekle meşgul olurdu." (İbn’ul Cevzi, Sıfat’us Safve) İbni Kesir de bu buluşmaya şu sözlerle işaret eder: "Gençliğinde, İmam Ahmed ibni Hanbel ile buluştuğunda, İmam Ahmed ibni Hanbel onunla müzakere yapmakla yetindiğinden ötürü sadece farz namazları kılar, mendupları kılmazdı." (İbni Kesir, el-Bidaye ve'n Nihaye, Hicretin İkiyüzaltmışdördüncü Senesi)

Şeyhleri arasında Dahhakl, Ebu Nu'aym, İbrahim el-Ezdi, Abd'ul Melik et-Tayalasi, Ebu Abd'ur Rahman ibni Ebi Şeybe ve daha birçokları vardır. Kendisinden ilim alan ve hadis nakledenler arasında ise şu imamlar bulunmaktadır: Müslim, Tirmizi, Nesai, İbni Mace, el-Rebi ibni Süleyman, Ebu Hatim el-Razi bulunmaktadır. Buhari'de beş, Müslim'de dört, Ebi Davud'da iki, Tirmizi'de üç ve Nesai'de bir adet hadisi bulunmaktadır.

Ahmed ibni Hanbel onun hakkında şöyle demiştir: "O, yediyüzbin hadis ezberlemiştir." (Zehebi, Siyer 10/470-483, #2266; İbni Kesir, el-Bidaye ve'n Nihaye, Hicretin İkiyüzaltmışdördüncü Senesi) İbn’ul Cevzi bu sözü farklı bir biçimde şöylece nakleder: "Ebu Abdullah Muhammed ibni Müslim ibni Varih diyor ki: Ben İshak ibni İbrahim’in yanında idim. Irak halkındna bir adam: Ahmed ibni Hanbel’den şöyle dediğini işittim dedi: Yediyüzbin küsür sahih hadis vardır; bu genç yani Ebu Zur’a bunlardan altıyüzbinini ezbere bilmektedir." (İbn’ul Cevzi, Sıfat’us Safve) Zehebi ise ezberlediği hadis sayısını yetmiş bin olarak nakleder. (Zehebi, el-Uluv li'l Aliyy’il Azim)

İbn’ul Cevzi, Abdullah ibni Ahmed ibni Hanbel'den şunu nakleder: "Babamdan (Ahmed ibni Hanbel) şöyle dediğini işittim: Köprüyü hafızası Ebu Zur’a’dan daha kuvvetli olan biri geçmemiştir." (İbn’ul Cevzi, Sıfat’us Safve) Zehebi de buna işaret ederek şöyle nakletmektedir: "Bağdat Köprüsünü Ebu Zur’a’dan daha büyük hafız geçmemiştir. O kendileriyle yeryüzünün muhafaza edildiği ebdal’dendi." (Zehebi, el-Uluv li Aliyy’il Azim)

Zehebi onun hakkında şöyle demektedir: "Harameyn’de, Irak’da, Şam’da, Cezire’de, Horasan’da ve Mısır’da çok sayıda kimse ondan hadis işitmiştir. O, ayrıca; hıfzı ile, zekası ile, takvası ile, ihlası ile, ilmi ile ve ilmi ile amel etmesi ile beğeni kazanmıştır." (Siyer 10/470-483, #2266) Yine şöyle der: "O gerçekten ilim ve amel bakımından bir baş idi. Menkıbeleri pek çoktur." (Zehebi, el-Uluv li'l Aliyy’il Azim) Zehebi bundan başka Tezkiret’ul Huffaz’da onun menkıbeleri ve faziletleriyle alakalı çok sayıda nakle yermektedir. (Zehebi, Tezkiret’ul Huffaz, 2/124-125)

İbni Kesir onun hakkında şunları kaydeder: "Bu senede vefat eden meşhur şahsiyetler arasında bulunan Ebu Zura'nın asıl adı Ubeydullah ibni Abd’ul Kerim er-Razi'dir. Meşhur hadis hafızlarındandır. Anlatıldığına göre o, yediyüzbin hadis ezberlemiştir. Fakih ve takvalı bir kimseydi. Zühd, tevazu ve huşu ehli insanlardandı. Kendi zamanının insanları, onun dindarlığını söyleyerek onu övmüşler ve akranlarından önde olduğuna şahadet etmişlerdi." (İbni Kesir, el-Bidaye ve'n Nihaye, Hicretin İkiyüzaltmışdördüncü Senesi)

İbn’ul Cevzi, Sıfat’us Safve’de ondan uzun uzadıya bahseder ve "Büyük hadis hafızlarından ve takva sahiplerinin ileri gelenlerinden idi." dedikten sonra pekçok nakilde bulunur: "Muhammed ibni İshak es-Sağani, Kufelilerin bir hadisi ile ilgili olarak dedi ki: Bana Ebu Zur’a ifade etti: Yanında bulunanlardan biri şöyle dedi: Ey Bekir’in babası! Ebu Zur’a o gördüğün hadis hafızlarındandır. İçlerinde el-Fellas’ın da bulunduğu hadis hafızlarındna bahsetti ve: Ebu Zur’a bunların en ilerilerindendir. Çünkü o, hafızlığın yanında takva ve zühdü de birleştirmiştir. O, Ahmed ibni Hanbel’e benzer dedi.

Ebu’l Abbas Muhammed ibni Ca’fer ibni Hamdaveyh er-Razi dedi ki: Ebu Zur’a er-Razi’ye: Bir adam, Ebu Zur’a ikiyüzbin hadisi ezbere biliyor, diye talak yemini etmiş; yemini bozulur mu? diye sordu. O da: Hayır! dedi sonra da Ebu Zur’a: Ben ikiyüzbin hadisi birinizin kulhuvallahu ahad’i bildiği gibi biliyorum; hatırlayarak da üçyüzbin biliyorum, dedi.

Ahmed ibni Sa’id ed-Darimi diyor ki: Ebu Zur’a seferinden döndükten sonra mescidinde yirmi yıl namaz kıldı. Günlerden bir gün yanına hadisçi arkadaşları geldiler; mihrabında bir yazı gördüler. Ona: Mihraba yazmak hususunda ne dersin? dediler. O da: Bizden öncekilerden bazıları onu mekruh gördüler dedi. Onlar da kendisine: İşte senin mihrabında yazı var, onu bilmiyor musun? dediler. O da: Subhanallah! Allah’ın huzuruna giren bir adam önünde ne yazılı olduğunu ne bilir? dedi.

Ebu Ca’fer et-Tüsteri dedi ki: Ebu Zur’a’nın yanında bulunduk can çekişiyordu. Yanında da Ebu Hatim, Muhammed ibni Müslim, Münzir ibni Şazan ve bir grup ulema vardı. Telkin hadisinden ve Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in: Ölülerinize La-ilahe illalah’ı telkin edin hadisinden bahsettiler. Ebu Zur’a’dan utandılar, ona telkin etmekten çekindiler. Gelin hadisi hatırlayalım dediler. Muhammed ibni Müslim, Dahhak ibni Muhalled, Abd’ul Hamid ibni Ca’fer ibni Salih’den dedi ve ileri gidemedi. Diğerleri de sustular. Can vermekte olan Ebu Zur’a şöyle söyledi: Bize Bündar söyledi, bize Ebu Asım dedi, bize Abd’ul Hamid ibni Ca’fer söyledi, Salih ibni Ebi Ğarip’den, Kesir ibni Mürre el-Hadrami’den, Muaz ibni Cebel (radiyallahu anh)’dan dedi ki: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Kimin son sözü La-ilahe illallah olurda vefat ederse Allah ona merhamet eder.

Ahmed ibni Muhammed Ebu’l Abbas el-Muradi dedi ki: Ebu Zur’a’yı (ölümünden sonra) rüyamda gördüm. Ey Ebu Zur’a, Allah sana ne yaptı? dedim. O da: Aziz ve Celil Rabbim ile karşı kaşıya geldim, bana: Ey Ebu Zur’a, Bana çocuğu getiriyorlar Ben de cennete götürülmesini emrediyorum. Kaldı ki kullarımdan sünneti ezberleyenleri! Sen cennetin istediğin yerine otur dedi." (İbn’ul Cevzi, Sıfat’us Safve)

Hicri 264 yılında Zilhicce ayının sonunda Pazartesi Günü vefat etti. Allah ona rahmet etsin!..

Ebu Hatim Muhammed ibni İdris er-Razi (195-277H)

Muhammed ibni İdris ibn'ul Münzir ibni Davud ibni Mehran Ebu Hatim el-Hanzali er-Razi Hicri 195 yılında doğdu. İbni Kesir’in ifadesi ile: "Hadisin illetlerini, cerh ve ta'dili bilen, sebatkar hadis imamlarından ve hafızlarındandır. Ebu Zur'a'nın çağdaşı ve akranıydı. Allah ikisine de rahmet etsin. Birçok kimselerden hadis dinledi, ülkeleri ve şehirleri dolaştı. Büyük hadis alimlerinden rivayetlerde bulundu. Aralarında Rebi ibni Süleyman ile Yunus ibni Abd’ul Ala'nın bulunduğu bir grup ondan hadis rivayet ettiler. Bağdat'a geldi. Orada hadis neşretti. Bağdatlılardan İbrahim el-Harbi, İbni Ebi'd Dünya, Mehamili ve diğerleri kendisinden rivayetlerde bulundular.

Ebu Hatim, oğlu Abd’ur Rahman'a şöyle demişti: "Ey oğulcuğum, ben hadis taleb etmek için yaya olarak bin fersahtan fazla yol yürüdüm."

Anlatıldığına göre bazı zamanlarda o harcayacak para bulamazmış. Bir zaman üç gün aç kalmış, yiyecek bir şey bulamamış, nihayet arkadaşlarından birinden yarım dinar ödünç almıştı.

Alim ve fıkıhçılardan birçoğu onu övmüşlerdir. Meclisine katılan hadis hafızlarına ve diğerlerine meydan okur ve şöyle derdi: "Bilmediğim sahih bir hadisi bana nakleden kimseye bir dirhem vereceğim. Benim amacım, bilmediğim bir hadisi dinlemektir." Bu şekilde meydan okuduğu halde bilmediği bir hadisi kendisine söyleyen kimse çıkmazdı. Meclisinde hazır bulunanlardan biri de Ebu Zur'a er-Razi idi. İbni Ebi Hatim, bu senenin Şaban ayında vefat etti." (İbni Kesir, el-Bidaye ve'n Nihaye, Hicretin İkiyüzyetmişyedinci Senesi)

Zehebi onun hakkında şunları söyler: "Ebu Hatim, önderlerden ve rivayet ehli imamlarının büyüklerinden birisiydi. Ebu Nu’aym’e, el-Ensari’ye ve onların tabakasından olan ilim adamlarına yetişmiştir. Cerh ve Ta’dilde bulunmuş, rivayetlerin sıhhatleri ve illetleri hakkında değerlendirmeler yapmış birisiydi. O, akranı ve ona yakın Hafız Ebu Zur’a seviyesindeydi. Ondan Ebu Davud ve büyük ilim adamları hadis rivayet etmiştir." (Zehebi, el-Uluv li'l Aliyy’il Azim)

Muhammed ibni Abdullah el-Ensari, Ebu Nu'aym, Ebi İyas, el-Esmai ve daha birçoklarından ilim almış; Buhari, Ebu Davud, İmam Nesa'i, İbni Mace ondan ilim alanlar arasındadır. İbni Mace'de yirmibir hadisi bulunmaktadır.

İbni Ebi Hatim, hicri ikiyüzyetmişyedinci senede Şaban ayında vefat etti. (İbni Kesir, el-Bidaye ve'n Nihaye, Hicretin İkiyüzyetmişyedinci Senesi) Allah ona rahmet etsin!..


(İbni Hibban, Sikat, #14124; Zehebi, Siyer A'lam'un Nubela, 13/65-85, #9047; İbni Hacer, Tehzib'ut Tehzib, #6062, #11453; İbni Hacer, Takrib'ul Tehzib, 373, #4316; 671, #11316; İbni Kesir, el-Bidaye ve'n Nihaye, Hicretin İkiyüzaltmışdördüncü Senesi)
54 visits ·

 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt