el-Akidetü't-Tahaviyye ve Şerhi(PDF-WORD / İNDİR)

Said El Ensariyy

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
el-Akidetü't-Tahaviyye ve Şerhi
Açıklama:
Hicri 321 yılında vefat etmiş olan İmam Ebû Ca’fer et-Tahavî’nin kendi mezhebinin imamı Ebû Hanîfe ve iki arkadaşı Ebû Yusuf ve Muhammed’in akîdelerinin selef-i salihîn’in akîdelerine muvafık olduğunu ortaya koymak üzere yazdığı değerli bir akîde metnidir. Bu akîde metni, amelî mezhepleri farklı da olsa Ehl-i Sünnet arasında genel bir kabul görmüştür. Birçok defalar şerh edilen bu kısa metnin en değerli şerhi de yine Hanefî mezhebinin ünlü ilim adamlarından biri olan İbn Ebi’l-Izz tarafından yapılmıştır. Bu şerhte İbn Ebi’l-Izz etraflı bir şekilde selef-i salihîn akîdesini ele almış, Kitab ve Sünnet’ten pek çok deliller serdetmiştir.


PDF - İNDİR

WORD - İNDİR



 

msolak

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
el-Akidetü't-Tahaviyye ve Şerhi
Açıklama:
Hicri 321 yılında vefat etmiş olan İmam Ebû Ca’fer et-Tahavî’nin kendi mezhebinin imamı Ebû Hanîfe ve iki arkadaşı Ebû Yusuf ve Muhammed’in akîdelerinin selef-i salihîn’in akîdelerine muvafık olduğunu ortaya koymak üzere yazdığı değerli bir akîde metnidir. Bu akîde metni, amelî mezhepleri farklı da olsa Ehl-i Sünnet arasında genel bir kabul görmüştür. Birçok defalar şerh edilen bu kısa metnin en değerli şerhi de yine Hanefî mezhebinin ünlü ilim adamlarından biri olan İbn Ebi’l-Izz tarafından yapılmıştır. Bu şerhte İbn Ebi’l-Izz etraflı bir şekilde selef-i salihîn akîdesini ele almış, Kitab ve Sünnet’ten pek çok deliller serdetmiştir.


PDF - İNDİR

WORD - İNDİR
Acabâ te'lîf hakkına tâbi mi? Yanî bu terceme ve düzemlemeyi yapan size bu dağıtımınız için izin verdi mi? Eserin te'lîf hakkına tâbi olmasa bile terceme eden, düzenleyen emek harcadığı için burada söz sâhibidir, hak sâhibidir. Lğtfen cevâblayınız
 

عبد الرحمن

قُل آمَنتُ بِاللهِ ثُمَّ استَقِم
İslam-TR Üyesi
Acabâ te'lîf hakkına tâbi mi? Yanî bu terceme ve düzemlemeyi yapan size bu dağıtımınız için izin verdi mi? Eserin te'lîf hakkına tâbi olmasa bile terceme eden, düzenleyen emek harcadığı için burada söz sâhibidir, hak sâhibidir. Lğtfen cevâblayınız
Tercüme eden acaba İmam Tahavi'den veya İbn Ebil İzz'den izin aldı mı? Ve bu iki yazar tercüme ve yayın haklarını mütercime antlaşmayla devretmişler mi?

Mevcut kanunlara göre haklısınız izin lazım ama başkasının eserini tercümeyle de olsa kendine mâl edip hak iddia etmek ne kadar adaletli? İmam Tahavi yaşasaydı buna izin verirmiydi? Piyasaya bir tercüme çıkınca başkaları ikinci bir tercüme çıkarmya yanaşmıyor. İmam Tahavi yaşasaydı tercüme hakkını yalnız genel kullanıma açık bir tercüme hazırlayacak bir kimseye verirdi zannediyorum.
 
Son düzenleme:

msolak

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Tercüme eden acaba İmam Tahavi'den veya İbn Ebil İzz'den izin aldı mı? Ve bu iki yazar tercüme ve yayın haklarını mütercime antlaşmayla devretmişler mi?

Mevcut kanunlara göre haklısınız izin lazım ama başkasının eserini tercümeyle de olsa kendine mâl edip hak iddia etmek ne kadar adaletli? İmam Tahavi yaşasaydı buna izin verirmiydi? Piyasaya bir tercüme çıkınca başkaları ikinci bir tercüme çıkarmya yanaşmıyor. İmam Tahavi yaşasaydı tercüme hakkını yalnız genel kullanıma açık bir tercüme hazırlayacak bir kimseye verirdi zannediyorum.
Kardeşim zanna bakmayalım; terceme bir emektir. İlk eser sâhibi umûma yaymak için izin verdiyse ilk eseri yayarsınız; tercemesinde birisinin emeği daha geçmiş oldu, İslâm o emeği zâyi etmez; o yüzden terceme edenden izin almak gerekir, yasaya göre değil İslâm'a göre söylüyorum ve siz nereden bulduğunuzu söylememişsiniz, belki terceme eden de dağıtmaya izin veriyor?!.
 

طالب بن عايد

انا لله وانا اليه راجعون
Moderatör
Kardeşim zanna bakmayalım; terceme bir emektir. İlk eser sâhibi umûma yaymak için izin verdiyse ilk eseri yayarsınız; tercemesinde birisinin emeği daha geçmiş oldu, İslâm o emeği zâyi etmez; o yüzden terceme edenden izin almak gerekir, yasaya göre değil İslâm'a göre söylüyorum ve siz nereden bulduğunuzu söylememişsiniz, belki terceme eden de dağıtmaya izin veriyor?!.
Konuyla alakalı şuraya bakabilirsin kardeşim;
 

عبد الرحمن

قُل آمَنتُ بِاللهِ ثُمَّ استَقِم
İslam-TR Üyesi
Kardeşim zanna bakmayalım; terceme bir emektir. İlk eser sâhibi umûma yaymak için izin verdiyse ilk eseri yayarsınız; tercemesinde birisinin emeği daha geçmiş oldu, İslâm o emeği zâyi etmez; o yüzden terceme edenden izin almak gerekir, yasaya göre değil İslâm'a göre söylüyorum ve siz nereden bulduğunuzu söylememişsiniz, belki terceme eden de dağıtmaya izin veriyor?!.
Dediğinizi anlıyorum, ancak tercüme sahibi nasıl kendi başına hakk iddia eder? Emeğinin geçmesi buna yeterlimidir? Bana göre hak sahibi olabilmesi için eser sahibi ona bu hakkı devretmiş olması gerekir. Yaşayan insanlarda bu böyle iken, 70 yıl önce ölmüş insanların geride bıraktıkları eserler kamu malı sayılmakta. İzin talep edilmemesi tabi bu mümkün olmadığından.
Ancak bu tür eserlerin aslı kamu malı iken, tercümesinin kamu malı sayılmaması yukarıda anlattığım nedenlerden ötürü bana makul gelmiyor. En önemli delilim de rıza. Müellifleri yaşayan eserlerde olduğu gibi yazarın konuşacak durumda olduğunu varsayalım. Yazar eserinin tercümesinin pazarlanmasına razı olurmuydu? Ve bu pazarlamanın muhtemel kamuya açık bir tercümenin önüne geçtiğini de göz önünde bulundurmak lazım. Ayrıca yazar yaşamadığı için kendisi de pazarlamadan faydalanamayacak. Bu şartlarda razı olacağını zannetmiyorum. Zannım kuvvetli.
Razı olurdu derseniz, bunu nasıl izah edersiniz? Ulema paradan çok umumi maslahatı gözetmezmiydi?
Rızanın önemi yoktur derseniz, bu eser sahibinin hakkını gasp olur.
Eser sahibi pazarlamaya rıza göstermedikten sonra emek sahibi tercümanın söyleceği bir söz yoktur. Emeğine parasallıştaracak kadar değer veriyorsa tercüme etmeseydi. Eser sahibi onu buna zorlamadı. Tercüme edecek başkası çıkardı böyle meşhur bir eserde.

Müminlerin imamı bir maslahat gözeterek "müellif-i aslinin aksi beyan olmadığı sürece tercüme hakları tercümanındır" şeklinde bir kanun koysa ona uyarım ama ne meşru bir imam var ne de eski meşhur eserler için böyle bir kanun koymak makuldür.
 
Son düzenleme:

msolak

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Dediğinizi anlıyorum, ancak tercüme sahibi nasıl kendi başına hakk iddia eder? Emeğinin geçmesi buna yeterlimidir? Bana göre hak sahibi olabilmesi için eser sahibi ona bu hakkı devretmiş olması gerekir. Yaşayan insanlarda bu böyle iken, 70 yıl önce ölmüş insanların geride bıraktıkları eserler kamu malı sayılmakta. İzin talep edilmemesi tabi bu mümkün olmadığından.
Ancak bu tür eserlerin aslı kamu malı iken, tercümesinin kamu malı sayılmaması yukarıda anlattığım nedenlerden ötürü bana makul gelmiyor. En önemli delilim de rıza. Müellifleri yaşayan eserlerde olduğu gibi yazarın konuşacak durumda olduğunu varsayalım. Yazar eserinin tercümesinin pazarlanmasına razı olurmuydu? Ve bu pazarlamanın muhtemel kamuya açık bir tercümenin önüne geçtiğini de göz önünde bulundurmak lazım. Ayrıca yazar yaşamadığı için kendisi de pazarlamadan faydalanamayacak. Bu şartlarda razı olacağını zannetmiyorum. Zannım kuvvetli.
Razı olurdu derseniz, bunu nasıl izah edersiniz? Ulema paradan çok umumi maslahatı gözetmezmiydi?
Rızanın önemi yoktur derseniz, bu eser sahibinin hakkını gasp olur.
Eser sahibi pazarlamaya rıza göstermedikten sonra emek sahibi tercümanın söyleceği bir söz yoktur. Emeğine parasallıştaracak kadar değer veriyorsa tercüme etmeseydi. Eser sahibi onu buna zorlamadı. Tercüme edecek başkası çıkardı böyle meşhur bir eserde.

Müminlerin imamı bir maslahat gözeterek "müellif-i aslinin aksi beyan olmadığı sürece tercüme hakları tercümanındır" şeklinde bir kanun koysa ona uyarım ama ne meşru bir imam var ne de eski meşhur eserler için böyle bir kanun koymak makuldür.
Aynı düşünceyi tekrâr etmişsin, ben de aynı cevâbımı ikrâr ediyorum. Şunu da tekrar îzah etmek istiyorum: Siz kumaşı almak istiyorsunuz, kumaş bedava diyelim ki; peki bedava kumaşı alıp size bu kumaşın şekil değiştirilmiş hâlini sunan kişinin o üründe hakkı yok mudur? Ama kumaş bedava diyorsanız bedava hâli orada, bunu bedava istiyorum diyorsanız kumaşı bedava verenden alınan izin yeterli değildir, bu kişiden de izin gerekir. Eser sâhibi bir şart koymadıysa, terceme eden de emeğinin karşılığını ister; aldığınız yerin sıkıntılı olduğunu mu anlamalıyım ben sizin cevâbınızdan? Zîrâ ben sizden izin aldınız mı, nereden aldınız? sorularının cevâbını beklerken siz bana bu konuda sıkıntı olmayacağına dâir îzah sunmaya çalışıyorsunuz; bu eserlerin emniyyet ve helâl olarak çoğaltılması herkesin isteğidir, lâkin bunun için emeğini hibe edecek insânlar lazımdır. Aynı şeyleri ikrâr ettikten sonra konuyu uzatmanın manâsı yok; ben hiç değilse temkînli amel ediyorum; hesâbım bana âittir; bu şekilde temkînli hareket etmem gerektiğini de emîn hocalarımın beyânları ve kul hakkı korkusundan ötürü yapıyorum. İşlenmiş olan bir şeye aslına yapılan muameleyi yapmak ne mümkün? O zaman aslını kullanın derler adama?
 

msolak

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Konuyla alakalı şuraya bakabilirsin kardeşim;
Biraz baktım, çok yanlış şekilde delîl getirilmeye çalışılmış izlenimi oluştu; bir cevâb yazarım inşâAllâh.
 

msolak

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Dediğinizi anlıyorum, ancak tercüme sahibi nasıl kendi başına hakk iddia eder? Emeğinin geçmesi buna yeterlimidir? Bana göre hak sahibi olabilmesi için eser sahibi ona bu hakkı devretmiş olması gerekir. Yaşayan insanlarda bu böyle iken, 70 yıl önce ölmüş insanların geride bıraktıkları eserler kamu malı sayılmakta. İzin talep edilmemesi tabi bu mümkün olmadığından.
Ancak bu tür eserlerin aslı kamu malı iken, tercümesinin kamu malı sayılmaması yukarıda anlattığım nedenlerden ötürü bana makul gelmiyor. En önemli delilim de rıza. Müellifleri yaşayan eserlerde olduğu gibi yazarın konuşacak durumda olduğunu varsayalım. Yazar eserinin tercümesinin pazarlanmasına razı olurmuydu? Ve bu pazarlamanın muhtemel kamuya açık bir tercümenin önüne geçtiğini de göz önünde bulundurmak lazım. Ayrıca yazar yaşamadığı için kendisi de pazarlamadan faydalanamayacak. Bu şartlarda razı olacağını zannetmiyorum. Zannım kuvvetli.
Razı olurdu derseniz, bunu nasıl izah edersiniz? Ulema paradan çok umumi maslahatı gözetmezmiydi?
Rızanın önemi yoktur derseniz, bu eser sahibinin hakkını gasp olur.
Eser sahibi pazarlamaya rıza göstermedikten sonra emek sahibi tercümanın söyleceği bir söz yoktur. Emeğine parasallıştaracak kadar değer veriyorsa tercüme etmeseydi. Eser sahibi onu buna zorlamadı. Tercüme edecek başkası çıkardı böyle meşhur bir eserde.

Müminlerin imamı bir maslahat gözeterek "müellif-i aslinin aksi beyan olmadığı sürece tercüme hakları tercümanındır" şeklinde bir kanun koysa ona uyarım ama ne meşru bir imam var ne de eski meşhur eserler için böyle bir kanun koymak makuldür.
Önceki cevâbımda ‘sen’ ekiyle hitâp ettiğim için özür dilerim. İlâveten diyeceğim, terceme bir emektir ve renk gibidir. Boyasız hâli ücretliyken boyalı hâli için ücret alınır; alınan ücret, yanî bu meselede te'lîf eser için değil, terceme hizmeti için.
 

msolak

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Konuyla alakalı şuraya bakabilirsin kardeşim;
Konuya yorum yapmaya yetkimiz yokmuş...
Bir yorum hâzırlamıştım:
Terceme bir emektir ve renk gibidir. İlk eser sâhibi umûma yaymak için izin verdiyse herkes alır; lâkin terceme yapan üzerinde tahric, şerh gibi emekler sarfeden kişinin emeği vardır ve Allâh-u Te'âlâ her emek sâhibine hakkını vermemizi emreder; bu hizmeti yapan, bu emeği sarfeden kimsenin izni yoksa, ücretsiz yayamazsınız, dağıtamazsınız. Yazılım yaparken, belgesel yaparken emek, para harcanıyor, ona saygı duyuyorsunuz da Allâh-u Te'âlâ'nın dînine hizmet edenin emeğinin kıymeti olmadığını mı söylüyorsunuz? Aylarca emek harcayan mütercim, şârih emeğini hibe etmek zorunda mı? İlim yitik maldır gibi Hadîs-i Şerîfler sizin ilmi meşrû şekilde almanızı buyuruyor; izinsiz, emek sâhibinin hakkını yiyerek değil! Bir tıb kitâbındaki ilim de Allâh-u Te'âlâ'dan, tüm ilimler Allâh-u Te'âlâ'dan. Hepsini karşılığını vermeden alalım mı yanî? İslâm ibâdet için para alınamayacağını, -misal Kur'ân-ı Kerîm ücret karşılığı okunmaz- bildiriyor; imâm namâz için ücret alamaz; lâkin sürekli camide namâzı kıldırması sebebiyle başka işte çalışamayacağından zamânının mahbus tutulması karşılığı ücret alabiliyor; namâz kıldıran imâm ücret alabiliyorken, bir şârihin, bir mütercimin ücret alamadığını nasıl iddia edebiliriz; ortada bir emek var! Eser sâhibi izin vermiş olsa bile tercüme edenin izni gerekir tercemeli kitâp için. Lütfen şu videoyu da izleyiniz. Emr-i bi'l-marûf ve nehyi ani'l-münker için de olsa emeğin karşılığını vermek zorundasınız; yapmayın, etmeyin; bu sahayla uğraşanlara zulmetmeyin; bu açıdan bakarsak mühendis, doktor olmak da ihtiyaç olduğundan farz-ı kifâye. Bu farzı yerine getirmek için emek hırsızlığı mı yapalım yanî, şimdi. Ezcümle:
Te'lîf hakkının mahfuz olduğunu söylüyorsa hak sâhibi
Buna uymak zorunda tutar İslâm sizi:

Bendeniz birçok âlimden bu konuda bu fetvâyı işittim.
 

msolak

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Dediğinizi anlıyorum, ancak tercüme sahibi nasıl kendi başına hakk iddia eder? Emeğinin geçmesi buna yeterlimidir? Bana göre hak sahibi olabilmesi için eser sahibi ona bu hakkı devretmiş olması gerekir. Yaşayan insanlarda bu böyle iken, 70 yıl önce ölmüş insanların geride bıraktıkları eserler kamu malı sayılmakta. İzin talep edilmemesi tabi bu mümkün olmadığından.
Ancak bu tür eserlerin aslı kamu malı iken, tercümesinin kamu malı sayılmaması yukarıda anlattığım nedenlerden ötürü bana makul gelmiyor. En önemli delilim de rıza. Müellifleri yaşayan eserlerde olduğu gibi yazarın konuşacak durumda olduğunu varsayalım. Yazar eserinin tercümesinin pazarlanmasına razı olurmuydu? Ve bu pazarlamanın muhtemel kamuya açık bir tercümenin önüne geçtiğini de göz önünde bulundurmak lazım. Ayrıca yazar yaşamadığı için kendisi de pazarlamadan faydalanamayacak. Bu şartlarda razı olacağını zannetmiyorum. Zannım kuvvetli.
Razı olurdu derseniz, bunu nasıl izah edersiniz? Ulema paradan çok umumi maslahatı gözetmezmiydi?
Rızanın önemi yoktur derseniz, bu eser sahibinin hakkını gasp olur.
Eser sahibi pazarlamaya rıza göstermedikten sonra emek sahibi tercümanın söyleceği bir söz yoktur. Emeğine parasallıştaracak kadar değer veriyorsa tercüme etmeseydi. Eser sahibi onu buna zorlamadı. Tercüme edecek başkası çıkardı böyle meşhur bir eserde.

Müminlerin imamı bir maslahat gözeterek "müellif-i aslinin aksi beyan olmadığı sürece tercüme hakları tercümanındır" şeklinde bir kanun koysa ona uyarım ama ne meşru bir imam var ne de eski meşhur eserler için böyle bir kanun koymak makuldür.
Sayfada başka bir arkadaşa yazdığım yorumu da okumanızı ricâ ediyorum. Aynısını kopyala-yapıştır yapmayayım, sayfayı ziyâret edenlere bu anlamda zorluk çıkarmayayım.
 

عبد الرحمن

قُل آمَنتُ بِاللهِ ثُمَّ استَقِم
İslam-TR Üyesi
Aynı düşünceyi tekrâr etmişsin, ben de aynı cevâbımı ikrâr ediyorum. Şunu da tekrar îzah etmek istiyorum: Siz kumaşı almak istiyorsunuz, kumaş bedava diyelim ki; peki bedava kumaşı alıp size bu kumaşın şekil değiştirilmiş hâlini sunan kişinin o üründe hakkı yok mudur? Ama kumaş bedava diyorsanız bedava hâli orada, bunu bedava istiyorum diyorsanız kumaşı bedava verenden alınan izin yeterli değildir, bu kişiden de izin gerekir. Eser sâhibi bir şart koymadıysa, terceme eden de emeğinin karşılığını ister; ... bu eserlerin emniyyet ve helâl olarak çoğaltılması herkesin isteğidir, lâkin bunun için emeğini hibe edecek insânlar lazımdır. Aynı şeyleri ikrâr ettikten sonra konuyu uzatmanın manâsı yok; ben hiç değilse temkînli amel ediyorum; hesâbım bana âittir; bu şekilde temkînli hareket etmem gerektiğini de emîn hocalarımın beyânları ve kul hakkı korkusundan ötürü yapıyorum. İşlenmiş olan bir şeye aslına yapılan muameleyi yapmak ne mümkün? O zaman aslını kullanın derler adama?
Yukarıda yazdıklarımdan önemli bir noktayı kaçırmışsınız: kumaş misali tercümeye denk değidir. Kumaşla müşteri istediğini yapabilir. Bugün bir kitabı tercüme etmek için izin alınıyor. Kadim eserlerin tercümesinde ise durum böyle değil. Kadim eserler kamu malı. Tercümede emek var denilerek ayrı tutuluyor. Halbuki kadim eserlerin sahipleri konuşacak durumda olsa buna müsade etmezlerdi.
Tercümenin içinde emek olsa dahi, müstakil bir eser olmaktan uzak, asıl eserin şöhretine dayalı değer kazanıyor. Değeri kendi özünden gelmeyen şeyin pazarlanması ne kadar adaletli? Kısacası İmam Tahavi'nin sırtından para kazanıyor tercümanlar. "Emeğimin karşılığı olmadan tercüme etmem" diyen kişi hiç tercümesini yayınlamaması gerekir, o zaman kimse de alamaz. İşlettiği kumaşını evde saklar.
 

msolak

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Yukarıda yazdıklarımdan önemli bir noktayı kaçırmışsınız: kumaş misali tercümeye denk değidir. Kumaşla müşteri istediğini yapabilir. Bugün bir kitabı tercüme etmek için izin alınıyor. Kadim eserlerin tercümesinde ise durum böyle değil. Kadim eserler kamu malı. Tercümede emek var denilerek ayrı tutuluyor. Halbuki kadim eserlerin sahipleri konuşacak durumda olsa buna müsade etmezlerdi.
Tercümenin içinde emek olsa dahi, müstakil bir eser olmaktan uzak, asıl eserin şöhretine dayalı değer kazanıyor. Değeri kendi özünden gelmeyen şeyin pazarlanması ne kadar adaletli? Kısacası İmam Tahavi'nin sırtından para kazanıyor tercümanlar. "Emeğimin karşılığı olmadan tercüme etmem" diyen kişi hiç tercümesini yayınlamaması gerekir, o zaman kimse de alamaz. İşlettiği kumaşını evde saklar.
İsnat noktanız “eser sâhibi âlimler izin vermezdi” zannınız, öyle anlaşılıyor. Bu işin sömürüye dönmemesi de önemli dediğiniz gibi, lâkin çözüm meşrû olmak zorunda. Hazreti Osmân Radıyallâhu Anh su kuyusunu satmayan yahûdînin su kuyusuna ortak olunca kendi gününde bedava su verdi; herkes Hazreti Osmân'ın kuyuyu işlettiği gün su almaya gelmeye başlayınca yahûdî kuyunun kalan yarı hissesini de sattı. Yaptığı tercümeden para almaya ihtiyâcı olmayan şahıslar, bu emeğini hibe edecek veyâ gerçekten bir sömürü olduğu düşünülüyorsa Müslümânlar bu hizmeti bedava yapacak biri bulacak. Eser sâhibi âlimlerin çeviri yapan para kazanmasın diye bir notu yoksa, yanî kısıtlamamışsa biz hiç kısıtlayamayız; mütercim de hizmetini ücret karşılığı satar. Buradaki bu fetvâyı birçok Ehli Sünnet âlimden işittim; yukarıdaki video da onlardsn birisi.
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt