Çözüldü El-Cessâs, Mutezilî miydi?

H Çevrimdışı

huzeyfe13

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
esselamu aleyküm rahmetullahi ve berekatühü sorum cessas üzerine, mütezile olduğunu söyleyen de var ehli sünnet üzere olduğunu söyleyen de konunun doğrusu nedir?
 
Abdulmuizz Fida Çevrimdışı

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Âleykum selam we rahmetullahi we berakâtuh ;

Cessâs : الجصّاص , Ebû Bekir Ahmed b. Ali er-Râzî el-Cessâs el-Hanefî
(305–370 h.) isimli îlim adamının akidesi;

Cessâs'ın Mutezileye yakınlığını gösteren en kuvvetli meselelerden biri rû'yetullah, yani mûminlerin kıyamet günü Allah'ı görmesi meselesidir.

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌ ۝ إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةٌ
Oysa o gün bir kısım yüzler, Rabb'lerine bakarak mutlulukla parıldayacak (Kıyâme 22-23)

لَا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ
Gözler, O'nu idrak edemez.” (En‘âm 103)
Cessâs bunu, Allah'ın gözlerle görülmesinin nefyine delil olarak kullanır. Ayrıca âyetindeki "nâzıra" ifadesini de Allah'ı görme şeklinde değil, başka manalarla te'vil eder. Haberlerde geçen rûyet hadislerini de farklı şekilde yorumlar. Bu yaklaşımın Mutezile'nin rû'yetullahı inkâr eden görüşüyle örtüştüğü açıktır.
Hadislerdeki rû'yet rivayetleri hakkında da

وَالأَخْبَارُ الْمَرْوِيَّةُ فِي الرُّؤْيَةِ إِنَّمَا الْمُرَادُ بِهَا الْعِلْمُ لَوْ صَحَّتْ
"Rû'yet hakkında rivayet edilen haberlerin —eğer sahih olsalardı— kastedilen anlamı ilim olurdu." der. Bu, son derece açık bir metindir.
Nitekim Zehebî, Cessâs'ın kendisi hakkında biyografisinde şöyle demektedir:

وقيل: كان يميل إلى الاعتزال، وفي تواليفه ما يدل على ذلك في رؤية الله وغيرها
"Onun Mutezile'ye meylettiği söylenmiştir. Eserlerinde, Allah'ın görülmesi ve başka meselelerde buna delalet eden şeyler vardır."

Bu, Cessâs'ın akîdesi açısından sıradan bir ayrıntı değildir. Çünkü Ehl-i Sunnet'in meşhur görüşü, mûminlerin âhirette Allah'ı görecekleri yönündedir.
Cessâs, sihrin hakikî bir tesirinin bulunmadığı, daha ziyade aldatma/hayal niteliğinde olduğu yönündeki görüşe de meyleder. Bu görüş de Mutezileyle örtüşmektedir. Ancak burada önemli bir nokta var: Bu görüşün Ebû Hanîfe'ye de nisbet edilen bir tarafı bulunduğundan, Cessâs'ın bunu sırf Mutezileden aldığı sonucunu doğrudan çıkarmak doğru değildir.
Cessâs, haberî sıfatları Selef'in yaptığı gibi sıfat olarak isbat etmek yerine, bunları teşbih ifade eden muteşabih lafızlar kabul edip te'vil yoluna gitmektedir.
Cessâs'ın kendi eseri olan Ahkâmu'l-Kur'ân'ındaki sıfat âyetlerini incelendiğinde Dr. Muhammed Muhsin Râdî'nin, Enbâr Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi'nde öğretim üyesinin yazdığı ve yayınlanan makalede şöyle demiştir:

“الجصاص لم يصنف الألفاظ التي سميّت بالصفات الخبرية على أنها صفات لله عز وجل، بل عدّها من قبيل المتشابه...”
"Cessâs, haberî sıfatlar olarak adlandırılan lafızları Allah Azîz ve Celîl'in sıfatları olarak sınıflandırmamış; bilakis onları muteşâbih türünden saymıştır." (Mecelletu Kulliyyeti'l-Ulûmi'l-İslâmiyye, sayı 67 (2021), Sf: 293–321)
Linke bak

Yani Cessâs, 'haberî sıfat' denilen lafızları Allah'ın sıfatları olarak kabul etmemekte; bunları muteşabih kabul edip muhkem olana döndürmekte ve te'vil metodunu kullanmaktadır. Bu nokta özellikle önemlidir. Çünkü Ehl-i sunnet metodunda Allah'ın kendisi için Kitab ve Sünnet'te sabit kıldığı sıfatlar, mahlûkata benzetilmeksizin isbat edilir. Cessâs'ın yöntemi ise bunun yerine te'vil ve tenzih merkezli kelâmî yönteme yaklaşmaktadır. Dolayısıyla burada Cessâs'ın Mutezileden etkilendiğini söylemek için güçlü delil vardır.
Cessâs'ın usûl eserlerinde aklî huccet, aklın hasen-kabih belirlemesi ve teklifin aklî temelleri konusunda oldukça belirgin kelâmî ifadeleri vardır. Mesela el-Fusûl fi'l-Usûl'de
فَمَا حَسَّنَهُ مِنْ شَيْءٍ فَهُوَ حَسَنٌ وَمَا قَبَّحَهُ فَهُوَ قَبِيحٌ
Akıl bir şeyi güzel görürse o güzeldir; kötü görürse o kötüdür.
şeklindeki yaklaşımı açıkça görülmektedir. Bu, klasik Ehl-i Sunnet ile Mutezile arasındaki aklî hasen-kabih tartışması bakımından dikkate değer bir göstergedir. Fakat bundan 'Cessâs kesin olarak kul kendi fiilini yaratır diyordu.' sonucunu çıkarmak için ayrıca fiiller ve kader hakkındaki doğrudan metnini ortaya koymak gerekir. Dolayısıyla burada hüküm Mutezilî kelâm metoduna ciddi yakınlık var; fakat kaderde Mutezile'nin "kul kendi fiilinin hâlıkıdır" görüşünü Cessâs'a doğrudan nisbet etmek için daha açık metin gerekir.
Cessâs, Bakara suresi 3. ayeti açıklarken

وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ
Kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak ederler.
Cessas; rızkın yalnızca helal olan şeylere isim olarak verileceğini savunuyor. Şöyle diyor:

دل ذلك على أن إطلاق اسم الرزق إنما يتناول المباح منه دون المحظور
"Rızık isminin kullanılması, yalnızca helal/mubah olanı kapsar; haram olanı kapsamaz."
Cessas bu düşünceye gerekçe olarak da; 'Eğer gasbedilen mal da Allah'ın verdiği rızık olsaydı, kişinin onu sadaka olarak vermesiyle Allah'a yaklaşması mümkün olurdu.' iddiasını ileri sürer ki bu görüşün Mutezile'nin rızık anlayışıyla örtüştüğü özellikle belirtilmiştir.
Bu da tek başına Cessâs'ın Mutezilî olduğunu isbatlamaz; fakat rû'yetullah ve sıfatlar gibi diğer delillerle birlikte düşünüldüğünde Mutezile etkisinin tesadüfî olmadığını gösterir.
Mutezile'nin meşhur görüşü
كبيرة (büyük günah) işleyen kişi ne mümindir ne de kâfirdir; 'el-menzile beyne'l-menzileteyn' şeklindedir.
Fakat Cessâs'ın kendi eserinden 'büyük günah işleyen mûmin değildir/kâfir değildir' şeklinde bir akidesine rastlayamadım Dolayısıyla Cessâs kesin olarak el-menzile beyne'l-menzileteyn'i savunuyordu diyemeyiz.

Cessâs'ın tam Mutezilî olduğunu söylemek için Mutezile âlimi Ebu'l-Huseyin el-Hayyât'ın yaptığı klasik 5 usûluyle incelemek gerekir ki bunlar;

التوحيد — Tevhid
العدل — Adl
الوعد والوعيد — Vâ'd ve vâîd
المنزلة بين المنزلتين — el-menzile beyne'l-menzileteyn ki konum arasındaki konum)
الأمر بالمعروف والنهي عن المنكر Mâ‘rûfu emretmek ve munkerden nehyetmek.

Cessâs hakkında ise ilginç biçimde ise O'nu yakından inceleyip tanıyanlar hakkında;
Hâkim el-Cuşemî, Onu Mutezile tabakaları içinde zikretmiştir.
Kādî Abdulcebbâr da Onu Mutezile tabakasında zikretmiştir.
Zehebî ise daha ihtiyatlı bir dil kullanarak "Mutezileye meylediyordu" demiştir.
Dolayısıyla tarihî kaynakların kendisinde bile "Mutezilî" ve "Mutezileye meyyal" şeklinde iki farklı niteleme vardır.

Cessâs'ın mevcud eserlerine bakıldığında bütün akîdesinin Mutezile akîdesi olduğu söylenemez. Hatta Onun bazı meselelerde Ehl-i Sünnet çizgisinde olduğu ve Mutezileyle tamamen aynı sistemi benimsemediği yönünde değerlendirmeler vardır. Bir incelemede, eldeki metinlerden hareketle onun rû'yetullah, sihir ve bazı sıfat meseleleri dışında Ehl-i Sünnet'e yakın olduğu belirtilmektedir.
Dolayısıyla Cessâs = tam anlamıyla Kādî Abdulcebbâr gibi sistematik bir Mutezilî kelâmcıdır demek doğru olmaz. Ama Cessâs'ın itikadında Mutezile ile ciddi şekilde örtüşen görüşler vardır demek de tartışmasız şekilde söylenebilir.


Hulasâtu'l kavl;
Ebû Bekir el-Cessâs hakkındaki incelememiz sonucunda fıkıhta büyük bir Hanefî imamıdır. Akîde bakımından ise Ehl-i sunnet akîdesinin özellikle sıfatlar ve rû'yetullah konularında dışında kalan, Mutezile ile belirgin biçimde örtüşen görüşler taşımaktadır.
Klasik kaynaklardan bâzıları Onu doğrudan Mutezile tabakalarında zikretmiş, Zehebî ise 'Mutezileye meylediyordu' demiştir. Ancak mevcud delillerle Onun Mutezile'nin bütün usûlünü eksiksiz kabul ettiğini söylemek, özellikle Kur'an'ın mahlûk oluşu ve büyük günah gibi meselelerde doğrudan metin gösterilmeden isabetli değildir.
Bu noktada özellikle Zehebî'nin hükmü çok dikkat çekicidir;

وقيل: كان يميل إلى الاعتزال، وفي تواليفه ما يدل على ذلك في رؤية الله وغيرها
"Onun Mutezileye meylettiği söylenmiştir; eserlerinde Allah'ın görülmesi ve başka meselelerde buna delalet eden şeyler vardır."
Ayrıca çağdaş araştırmalarda da Cessâs'ın tam anlamıyla Mutezilî olmayıp Mutezileden etkilenmiş olduğu sonucuna varan çalışmalar bulunmaktadır.
 

Benzer konular

Geri
Üst Ana Sayfa Alt